Ocak 13, 2009

Ergenekon-Susurluk-28 Şubat denklemi

Ocak 13 2009Yorum Yok Kategori: Güncel

1990’lı yıllarda “21.yüzyıl” ve “3.binyıl” söylemleri her konunun başlığıydı. Türkiye ‘de ise siyasi istikrarsızlık….

Bir gece “kamyon”a çarpan Susurluk vakası Türk milletinin sivil hareketliliğine sebep oldu. Sivil inisiyatifler siyaset şeffaflaşsın diye bayrak açtılar. Demokrasinin önündeki engeller cesur savcı ve hakimlerce kaldırılsın talebi yükseldi. Ama o zamanın iktidarı DYP ile paylaşan RP kulaklarını tıkadılar buna. O günün RP’lileri bugün iktidarın sahibi. O gün engelledikleri her şeyi bu gün önümüze “sepet sepet bomba” diye koyuyorlar. Ergenekon 28 Şubat hesaplaşması diye başlayıp yolu Susurluk’a çıkan bir yol haritası oldu. Bütün ülkelerdeki “gladio” ortaya çıktığı halde Türkiye’nin sessiz siyaset,devlet ve hukuk katmanlarına gömüldüğünü biliyoruz. Türkiye sürekli birilerinin birilerinden rövanş aldığı “nefret” tohumları ve tepkisel politikalarla tıkanan bir ülke. Bu günde siyaset tıkanmıştır. Hukuk tıkanmıştır. Biz 21.yüzyıla giremedik. Temizliğimizi yapamadık. Demokratik hayatımızı “bireysel hak ve özgürlükleri genişletme” üzerine kuramadık. “Benden olan iyidir” önyargısı ve tutumu nedeniyle çetelerle savaşılamadı. Her yer çetelere teslim oldu. Sadece “gladio” dendi ama adi suçlu çeteler korundu. Yolsuzluklar çetelerle tavan yaptı. Dün yakalanan Akfırat Belediye Başkanı operasyonunda çok sayıda silah bulundu.Silah deposu durumunda olan evler,insanlar ve yerler gazete haberlerinin vazgeçilmezi durumunda.Suç örgütleri almış başını gitmiş durumda. Hukuk işlemiyor ve daha vahimi millet “hukuka gidersem kazanamam” diyerek hukuktan,adaletten vazgeçmiş durumda. Böyle mi demokratikleşeceğiz? Böyle mi gladio ortaya çıkacak? Böyle mi darbe paranoyasından kurtulacağız? Düşünce özgürlüğünü yasalarda sonuna kadar serbest bırakacağız demeyen iktidar mı demokrasi için çalışıyor? Partiler ve seçim yasalarını görmezden gelen iktidar mı demokrasinin yolunu açacak? “Ergenekon savcısıyım” diyen bir Başbakan mı demokrasi ve hukukun üstünlük ilkesini koruyacak? Dış İşleri bakanı’nın ortada olmadığı bir ülkede her işe Başbakan bakıyorsa buna ne isim verilir acaba? Saygı ve sevgiyi devamlı kendi için bekleyen başka iç kimseye,gruba,sınıfa, bireye vermeye niyetli olmayan Başbakan bizi 21.yüzyıla taşır mı acaba? Ergenekon; iddianamesi belli olmayan, soruşturma süreci kameralar önünde gelişen ve hükümetin taraf olarak devamlı fikir beyan ettiği bir yapılanma geçekleşti. Bulunan silahlar,cephaneler içinde aydınlatma fişeği/bombası var bol miktarda. Silahların nerede olduğunu bildirmek için konmamışsa bu fişekleri atın havaya ve bunlar kimin/kime ait bizi aydınlatsın lütfen. Yoksa karmaşaya boğulmuş milletin kafasında aydınlatma fişeği hiç çakmasın mı isteniyor? 28 Şubatta “tık” çıkarmayanlar bugün Mc Cathy yazıyor!Ben dün yazdım, bugün de yazıyorum.Her dem demokrata hasret olduğumu da haykırıyorum. NEVVAL SEVİNDİ “Doğrusu izlemiyordum ama bir arkadaşım arayıp söyledi. Ben de izlemeye başladım. Adamı dinleyince ilk intibaım, tımarhaneden bir meczup konuşuyor, şeklinde oldu. Tam bir kepazelikti.”eski Genelkurmay Başkanı İsmail Hakkı Karadayı’nın sözleri haksız mı? Devlet klinik vakaların oyuncağı durumuna düştü. Hukuk tamamen ayaklar altına alınmış durumda. Demokrasi hukuk olmadan nereye kadar? Bu konuda Metin Münir’in yazısı zihin açıcı olabilir. “hepsi talan,gerisi yalan” durumu…. 16 Ocak Cuma 2009/Milliyet Türkiye’de siyaset hortumlamayı gizlemek için çıkarılan bir gürültüden başka bir şey değildir. Bu gürültü bazen askeri bando, bazen aranjmandır, bazen fasıl gibidir. Bazen de Ergenekon gibi her telden. Bilgiyle saptırmanın, iyi ile kötü niyetin, doğru ile yanlışın, yargıyla siyasetin sarmaş dolaş olduğu, nereden çıktığı, ne kadar süreceği olmayan alaturka bir gürültüdür Ergenekon. Boşuna anlamaya çalışmayın. Ergenekon’la ilgili her şey doğrudur. Ergenekon’la ilgili her şey yalandır. Ergenekon “Yorgan gitti, kavga bitti”nin kavga kısmıdır. Yorgana ne oldu peki? Yorganı kim götürdü, kimin yatağını ısıtıyor? Buldozerler televizyon kameralarının önünde gömülmüş silah ararken, odalarda, gözlerden uzak, milyarlarca dolarlık ihaleler, satın almalar yapılır. Paralar yanlış yerlere yatırılır. Har vurulup harman savrulur. Haksız servetler edinilir. Türkiye azgelişmiş, çok böbürlenen bir üçüncü dünya ülkesi olmaya devam eder. AKP’nin AB?hevesi bir hile! Akaretler’de, Etiler’de, Maslak’ta falan kendinizi Paris veya Londra’da sanabilirsiniz. Osmanlı döneminde de Pera’da kendinizi Viyana’da sanabilirdiniz. Ama İstanbul ne o zaman Viyana idi ne de şimdi Paris veya Londra. Köprüyü geçip Polonezköy’ü aştınız mı, Doğu Anadolu’dasınız. Serpiştirilmiş kısıtlı refah bölgeleri dışında Türkiye’nin tamamı Doğu Anadolu’dur. Türkiye gerçek bir hukuk devleti olmadıkça ne bu Ergenekon’u halledebilir ne de başka Ergenekon’ları önleyebilir. Ama kamu kaynaklarından bu boyutta çalınan bir ülkede “hukuk devleti” falan olamaz. Hukuk devleti şeffaflıktır, yöneticilerden hesap sorulabilen bir rejimdir. Hırsızlar ise karanlık sever ve işledikleri suçun cezasını çekmekten hoşlanmazlar. Hukuk devleti onlara göre değildir. AKP’nin Avrupa Birliği hevesi bir hile, bir seçim yatırımıdır. Yeni başmüzakereci seçilmesi görüşmelere hız katmak için değil mahalli seçimler öncesi liberalleri kandırmaya ivme vermek içindir. Esas iş Hazine’den hortumlamak Erdoğan Türkiye’yi gerçek bir demokrasi yapmak istiyorsa buna kendi iradesi ve siyasal gücü yeter. Brüksel’in reçetesine veya omuz sıvazlamasına ihtiyacı yoktur. Atatürk cumhuriyeti kurup, çağ değiştiren reformlarını yaparken Avrupa’dan reçete istememişti. Demokrasinin formülü neredeyse ekmek yapmanın formülü kadar eskidir ve herkesin malumudur. Politikacıların da malumudur. Ama Türkiye’yi demokrasi yapmak yönetici kadronun işine gelmiyor. Çünkü esas iş demokrasi değil Hazine’den hortumlamaktır. Bu da ekmek yapmanın formülü kadar eski bir iştir. Bütün bunları Türkiye’de yaşayan insanların çoğu doğmadan keşfeden ve bu yüzden hayatının büyük bir bölümü mahkemelerde ve cezaevinde geçiren Çetin Altan ustamız geçenlerde durumu çok güzel özetledi: Demagogluğun formülü, gizlemektir avantayı, artırıp şamatayı… Sizin gibi 10 gazeteci olsaydı Türkiye değişik bir yer olurdu, büyük usta!

Sayfa 1 / 11