E-Hali dergisi Çorum’dan yazdı
NEVVAL SEVİNDİ İLE KİTAPLARI EKSENİNDE BİR SÖYLEŞİ Birsen AYVAZ
SORU 1 : Nevval Sevindi bir öykü ya da roman yazarı değil; şair hiç değil. Ancak dili ustaca kullanımı öylesine belirgin ki ele aldığı sosyolojik tabanlı en ağır konuyu en anlaşılır, en sıcak, sevimli ve yüreğe dokunan tarzda işliyor ve metni şiirsel öğelerle ya da hoş anekdotlarla çok sağlam bir zemine oturtuyor. Onun metinlerinde bir “ üst dil “ karmaşası yok. Yani metinle okur arasında gerek duyulabilecek tek iletişim olgusu, okurun yaşadığı hayatı gözlemleme ve yorumlayabilme becerisi. Bunun dışında çok sofistike, ansiklopedik ya da akademik bilgiler okur olmak için koşul değil. Bu boyutuyla da Nevval Sevindi’ nin kitapları “ bir solukta okunan “ ama “döne döne tekrar okunan “, okurken arada duraklayıp kendi hayatını gözden geçirme gereği hissettiren ve sıkça “ bu beni anlatıyor “ dedirten kitaplar. Bu açımlamanın ardından yanıtını merak ettiğim sorumu yöneltmek istiyorum, metnin okunabilirliği, estetizmi, bilgi tabanı, topyekûn sunumu bazında edebi birikimin gerekliliği ne kadardır? Bunu yazarın penceresinden bakışla soruyorum tabi ki CEVAP:Bu önemli analiz içeren sorunuz için teşekkür ederim. Bu dil için çok ciddi bir edebiyat tabanı gerekiyor. 6 yaşımda okumaya başladığım andan beri düzenli bir edebiyat eğitimi de aldım. Türk ve dünya çocuk edebiyatı, Türk klasikleri, dünya masalları ve yerel masallar, dünya klasikleri, Türk ve dünya güncel edebiyatı, Nobel ödüllü yazarların takibi, Türk şiir klasikleri, dünya şairleri, felsefe, sosyal bilimler (antropoloji,sosyoloji temel ilkeleriyle başlayan) siyaset bilimi klasikleri okudum.özel din eğitimi aldım. Dünya dinlerinin hepsini lise bitmeden derinlemesine okudum ve sorguladım. Bugün de kütüphanemin yanı sıra şiir kütüphanem ayrıdır.Şiir hayatın özüdür. Hem güncel edebiyat okurum,hem ilgilendiğim alanla ilgili seçerek okumalar yaparım.her gün mutlaka okurum. Bu yoğun okuma arka planı, bana çok iyi bir dil, estetik yapılanma ve net bir görüş açısı sağladı. Bugün;” ben artık 30 yaşındayım,falan statüdeyim roman okumam zaten” gibi inciler dökenlere hayıflanarak bakıyorum. Dil ve hayal gücü zenginliği, edebi okumayla kaimdir. SORU 2 : Nevval Sevindi okuruyla sohbet edercesine tezli kitaplar yazan, okurunu eğiten, uyandıran, heyecanlandıran, şaşırtan bir yazar. Yüzeysel feminist yaklaşımların ötesinde, bireyselden evrensele uzanan bir süreçte kadın kimliğini sorgulayan ama biricik meselesi Türk kadınının kendilik sorunu ekseninde gelişen yazılardan oluşuyor. Türk kadını bugün için sorunlarının ne kadarını halledebildi. Ya da soruyu yanlış mı sordum, “ halledebildik “ mi demeliydim? CEVAP:Birey olmadan evrenseli yakalamanın imkansızlığına inanıyorum. Hz.Mevlana ya da Yunus Emre elbette öncelikle özgün birer bireydi. Biricik olmayı başarmışlardı. Bu onları 800 yıldır evrensel yapmıştır. Herkes paylaşamıyor,her yerde mezarı var. Afganistan’da Belhi diyorlar Mevlana Cellaleddin’e, İran’da İranlı ve bizde Rumi. Bireysel yüzleşmemiz ve iç yolculuğumuz çok önemli bir aşamadır. Bundan sonra kadın kimliğimin sorgulaması başlar. Bir kız çocuğu olduğum andan itibaren uğradığım/gördüğüm haksızlıklar bana farklı bir kimliğin farkındalığını sağladı. Bunun alt zemininde de adalet duygum yatıyor. Kul hakkı felsefesi yatıyor. Ol nedenle ben kadına karşı erkeği yok edilecek bir varlık diye görmedim. Ya da alternatif olamayacağını anlatmaya çalıştım. Kadın figürünün de toplumsal ve sosyal dayatmalarla ikiyüzlü davrandığını yazdım. “Aşkın Ölümcül Etkileri” ilk kitabım ve çok ses getiren bir eser oldu. Kadına ve erkeğe eşit mesafede duruşum,o dönemdeki erkek düşmanı feminist söyleme karşı bir duruş halinde algılandı. Daha sonra ayni konuyu “Kırık Kalpli Kadınlar Ülkesi”nde genişleterek yazdım. Türk kadını ne Doğusundaki toplumlar kadar çok eziliyor,ne de Batı toplumlarındaki kadar kimlik sorunu yaşıyor. Türk kültüründe kadının yerinin bilinmediğini anladığımdan beri onu araştırıyorum. 1000 yıllık kültür tarihimizden nasıl koparıldığımızı buldum. Batı hayranlığı erkek kimliğine özentiyi de getirmiş. 1950’lerden sonra eğitimde okuma kitaplarından başlayarak kız çocuğu ve kadın rolü eve hapsedilmeye çalışılmış. Ben toplumda ikinci sınıf bir kadın statüsüne karşıyım. Türk kadını bununla mücadele etmiştir, edecektir. Sorunlarımızı henüz çözemedik. Çünkü erkekler sorunlarını çözemedi. Erkek bu kadar ruhsal zafiyet içindeyken kadının güçlü bir toplumsal statü kazanması zordur. Eğitimli veya eğitimsiz erkek farkının kadına bakış açısında sıfırlanması ana sorunumuzdur. Erkekler eğitilmedikçe ve kadına bakışı değiştirilmedikçe sorunlarımızı çözmek zor olacaktır. Aslında hep tezli kitaplar yazmama, zayıf tarafı savunan kişiliğime rağmen isteğim edebiyattır. Onu yapmanın vakti zamanı geldi diye düşünüyorum doğrusu. Edebiyat, gerçek hayatın ve insanların iç dünyasını irdeleyerek büyük bir hizmet vermektedir. Üstelik,bunu hizmet için yapmamaktadır. Sadece gördüğünü,hissettiğini ev hayal ettiğini satırlara dökerek yeni dünyalar kurmaktadır. Kadın ve erkeğin yeni dünyalara ihtiyacı var. SORU 3 : Nevval Sevindi’ nin kitaplarına dikkatli bir okur gözüyle odaklandığımızda, tümleşik bir entelektüel doygunlukla karşı karşıya kalıyoruz. Hani nerdeyse anlamın olduğu, iletişimin ya da iletişimsizliğin olduğu her süreç sanki onun inceleme alanı içinde. Kırsaldan kentsele, yerelden evrensele uzanan süreçte her açmaz ya da sorun teşkil eden konu insana ilişkin yanıyla Nevval Sevindi’ nin kalemine takılıyor. Bu boyutuyla Nevval Sevindi bir entelektüel. Düşünen, eleştiren üreten boyutuyla Nevval Sevindi için entelektüel insan profili nedir, özellikle doğu-batı kıskacı arasında kimlik sorunu var mı aydınımızın? CEVAP: Evet. Entelektüelimizin ciddi bir kimlik sorunu var. Bu siyasete ve toplumsal her alana uzanan ağaç kökleri gibi, her yeri kırıp dökerek fışkırıyor aniden. Türkçe’de aydın ve münevver karşılığı kullanılan “entelektüel” 1980 sonrası dalga geçilen bir kavramdır.Üstelik bu dalga geçmede Türkiye yalnız değildir.Yirminci yüzyılın ortalarına kadar entelektüel, entelektüalizm ve entelijansiya gibi sözcükler İngiltere’de olumsuz tınılar içermekte . Raymond Williams bu olumsuz tutumun hala sürdüğünü net söyler. “İnsan,olacaksa,kendisi için,kendisine rağmen,kendisine karşın aydın olur, kaçınılmaz biçimde,” diyen Ortega için,”Gerçek aydının özgül etkinliği gerçeği zahmetle araştırmak,bulur bulmaz da,ne pahasına olursa olsun,kendisini bin parça edeceklerini bilse, açıklamaktır;aslında “çölde feryat eden” biridir o,çünkü gerçek ancak yalnızlıkta bulunur.Aydın,halka karşı,kamuoyuna karşı,yerleşik sanılara karşı fikir yürütür.Bu nedenle yazgısı anlayışsızlıkla karşılanmak ve halk tarafından sevilmemektir.Misyonu karşı çıkmak ve kandırmaktır.” Edward Said ise şunları diyor:Hepimiz bir toplumda yaşıyoruz;kendi dili,geleneği ve tarihi olan bir milliyetin mensuplarıyız.Entelektüeller bu fiili durumların ne ölçüde kölesi,ne ölçüde düşmanıdırlar?Aynı şey entelektüellerin kurumlarla (akademi,kilise,mesleki örgüt)ve zamanımızda entelijansiyayı olağanüstü ölçüde kendi saflarına katan dünyevi iktidarlarla olan ilişkisi için de geçerlidir.Wilfred Owen’ın belirttiği gibi “mürekkep yalamışların tüm halkı bir kenara itip/devlete bağlılıklarını ilan etmeleri” sonuçta gerçekleşmiştir. Diğer uçta Benda’nın,entelektüelleri , insanlığın vicdanı olan süper yetenekli,ahlaki donanımları gelişkin filozof krallardan oluşan bir avuç insan olarak gösteren ünlü tanımı vardır.Benda’ya göre bugünkü entelektüellerin sorunu , sahip oldukları ahlaki otoriteyi sekterlik, kitle dalkavukluğu,milliyetçi çığırtkanlık,sınıf çıkarları gibi “kolektif duyguların” örgütlenmesi adını verdiği şeye devretmiş olmalarıdır.Bunları 1927’de yazıyordu. Edward Said;”entelektüelin toplumda,sadece kimliksiz bir profesyonel,salt kendi işine bakan bir sınıfın yetenekli bir üyesi olmaya indirgenemeyecek özgül bir kamusal role sahip bir birey olduğu” konusunda ısrarcıdır. Buna karşın salt kamusal alana ait,sadece bir hareket,dava ya da konumun sözcüsü veya simgesi olan bir entelektüel de olamaz der. Ayrıca burada toplumun karanlık zamanlarda entelektüelden yaşadıkları acılara tanıklık beklediğini ,onun adına konuşup onu temsil etmesini istediklerini bilir.Oscar Wilde’ın kendisi için kullandığı tanımı ödünç alırsak der,entelektüeller yaşadıkları dönemle simgesel bir ilişki içindedirler her zaman:halkın kafasında sürmekte olan bir mücadele ya da savaşmakta olan topluluk yararına seferber edilebilecek bir başarıyı,ünü ve şöhreti temsil ederler.Elbette,entelektüellerin kendi etnik ya da ulusal toplulukları adına yapılan kötülüklere kör kalmalarına yol açan kendini üstün görme ve haklı çıkarma tarzı tuzaklara düşüp daha fazla popüler olmaları da kolaydır. Bu Batı da çok yapılmıştır ve sömürgecilik hep haklı çıkmıştır. Toplumla entelektüel arasında olan bu ilişkinin durduğu ayaklar; dil, kültür ve özerkliktir. Bu tanımla yeniden aydın denilenleri düşünmek lazım,ne dersiniz? SORU 4 : “ Ne kadar sevgi o kadar çözüm. “, “ Ne kadar ilgi o kadar sevgi. “ gibi birbirini tamamlayan kitaplarınızın ivedi toplumsal sorunlara odaklanması noktasında, önemle üzerinde durulması gereken yapıtlar. Özellikle erozyona uğrayan aile ilişkilerini, eşlerin kendilerince hasıraltı etmeye çalıştıkları iletişim sorunlarını ayrıntılı olarak ele alan, adeta okuyucuya tebessümle “ sen bunlardan hangisisin? “ diyen, onların kendilerini ve kendilerine itiraf edemedikleri sorunları cesurca söyleyebilen çalışmalar. Şunu düşünüyorum, Bu kitapların sanki psikolojik bir iyileştirme işlevi var gibi. Yani kitapla okurun buluşması adeta psikiyatrist ile hastanın buluşması gibi geliyor bana. Farklı bölümlerin zamana yayılmış terapi seansları olduğunu düşünüyorum. Ne dersiniz bu konuda? CEVAP: Ben antropolojiyi “insanla ilgili her şey” anlamında kavradım ve onun için seçtim. Seçtiğim dönemde kimse bunun anlamını bilmiyordu. Ben “insan” ı merak eden biriyim. İnsan “büyük evrendir”, insan “eşref-i mahlukat”tır, insan, Allah’ın nefesinden büyük bir ailedir. Ben insanın iç dünyasını,karanlık yüzünü,gerçekleri, farklılıklarını ve değerlerini merak ediyorum. Bu toplumla ilişkimi de sağlıyor,toplumsal fayda demek insana hizmet demek. Tezli kitaplar yazmam, sivil toplum çalışmaları yapmam ve benzeri her etkinlik bu amaca dönüktür. Sadece okuyan olmadım,merakımın peşinden gittim.Bütün kapıları çaldım ve aradım.hep cesur oldum. En büyük cesaretim; kendimle yüzleşme konusundaki olağanüstü çabalarım. Acılara aldırmadan aramaya devam etmek. Ben sadece masa başında yazan değil, yaşayan oldum. Hem okudum hem yazdım ve hem yaşadım. Bu deneyimleri okulda almak imkansız. Bir psikologdan daha derin bilgiye ulaşmam ,insanın kültürel boyutuyla ilgili geniş çalışma alanım. Terapi seansı duygusu verdiğini söyleyen çok okurum var.Ayrıca çok insan benden sorunları için çözüm önerileri ister.herkese bir cevap veririm. Bugüne kadar “işe yaramadı ki” diye olmadı. Ben bugünün kavramıyla “koçluk” yapıyorum. Yaşam koçluğu ABD’deki yaygın adıyla. Türkiye’de de çok yayıldı.Ama çelişik olan şu; ABD’de eğitim aldım diye övünüp gelip koçluk yapıyorlar. Amerikan kültürüne ve Amerikalı psikolojisine göre çözümler ürettiğini söylemek ne kadar “koç”luk acaba?Bu imkansız. Maalesef, kurumlar bile bunu anlamıyor. Batı’dan gelen psikoloji testleri çalışanlara tercüme edilerek uygulanıyor ve sonuç aldık diye seviniyorlar. Bunlar Türkiye’ de kendine yabancılaşmanın en yaygın örnekleri. İslam ile ilgili hiçbir bilgiye sahip olmayan sosyal bilimciler,psikologlar çalışıyorum iddiasında. Bu imkansız! Kültürü bilmeyen o kültüre ait bir insanın iç dünyasını,sembolleri ve simgeleri anlayamaz. Elbette, dünya insanlık aleminin ortak noktaları, duyguları da var. Onlarla da konuştuğumda etki yarattığıma göre insan olma bazında sentezimi yapabilmişim diye huzur duyuyorum. Hz.Mevlana’yı anlattığım bakış açısı tüm insanlığa kültürümüzden ortak yaşama dair bir mesaj içeriyor. Bu nedenle Mevlana ABD’de beş milyon satıyor yılda. Biz yabancılaşmanın içinde debelendiğimizden bu sayıya ulaşamıyoruz. Ancak son 10-15 yılda daha yerel bilim adamlarına sahip olduğumuz gerçeği de sevindirici. Bunların sayısının çok artması temennim. Ülkemizde ruh sağlığı bozuk insan sayısı yüksek. Bu biyolojik hastalıkların da zemini (psiko-somatik) ve kadınlarda daha yaygın olduğu biliniyor. Kendi olamayan insan hastadır. Kendi olması engellenen birey hasta adayıdır. Çok yüzlü insan olmaz,çok yüzlü gerçek olabilir ancak. Yabancılaşma hem toplumsal,hem bireysel sorunumuzdur. Bu güzel sorular için teşekkür ediyorum.