Ocak 4, 2009

Veysel Karani hırkasına ihanet edenler

Ocak 4 2009Yorum Yok Kategori: Güncel

Bizi kimler yönetiyor? Türkiye kanunsuzların,fanatiklerin ülkesi haline geldi. Gençlerimizi, kadınlarımızı,çocuklarımızı,bilim adamlarımızı kaybediyoruz ve kimse bunlar için sokağa dökülmüyor. Ülke geleceğini kaybediyor. ne entelektüel sermaye, ne insan kaynakları kullanımı konumuz.Tek konu çete arkadaşlığı, partizanlık ve makam mevkide zenginleşme…Hoşgeldin 2009!

TARİHTE VEYSEL KARANİ KİMDİR? Veysel Karâni Hazretleri Karen’de parlayan pırlanta …. Efendimiz’in (Sallallahü aleyhi ve sellem) bilinen iki hırkası vardır. Bunlardan biri Kaside-i Bürde’nin yazarı büyük şair Kaab bin Züheyr’e verilir ki, Topkapı Sarayı’nı ziynetlendirir. Diğeri de Kareli Üveys’e gönderilir. Hasılı bu iki kutlu miras da İstanbulumuz’a nasip olur.Karen, Yemen taraflarında adı bilinmedik bir beldedir. Etrafı kum dağları ile çevrilidir, kuraktır, çoraktır. Ortalıkta birkaç kuyu vardır, üç beş ağaç. Sonra hepsi birbirine benzeyen toprak damlı evler… Sadece develerin ve bedevilerin yaşayabildiği bu kavurucu coğrafyanın sakinleri kervan ağırlamakla geçinirler. Bir şey ekip biçmezler, hayvanlarını ise Üveys isimli bir çobana emanet ederler. Üveys garip biridir. Dünyadadır, ama ne dünyalığı vardır, ne de dünyalık gibi bir kaygısı. Güttüğü develer için ücret istemez. Verenden alır, vermeyene sormaz bile. Adı üzerine çobandır işte, fakirdir. Ama iş cömertliğe geldi mi onunla yarışmak kimsenin harcı değildir. Paylaşacak çok şeyi yoktur, ama hayırda daima başı çeker. Üveys, bizim bildiğimiz ismi ile Veysel Karani Hazretleri mütevazı yaşar. Ama halinden memnundur. Sessiz, dostları arasında yalansız, dolansız bir hayat sürer. Issız vadilerde, kaya kovuklarında ibadet eder. İnsanlar ona hep divane gözüyle bakarlar, ama aldıran kim? ANASININ KÖLESİ Mübareğin çok yaşlı bir annesi vardır. Hem kör, hem de kötürümdür. Veysel Karani onun eli ayağı, gözü kulağıdır. Yedirir, içirir, yıkar, paklar. Kadıncağıza bebek gibi bakar. Ne derse, ama ne derse yapar. En olmayacak arzularını bile ikiletmez. Bir yüz ifadesinden bin mânâ çıkarır ve hepsini de getirir yerine. Tabiri caizse, anasına kölelik eder. Veysel Karani Hazretleri haram bilmez, yalan söylemez. Hoş, sahrada bir başına dolanan böylesi bir insanın günaha girme şansı da azdır ya. O, gün boyu zikreder, af diler. Ümmet-i Muhammede dua eder. Ama en bilinen özelliği Allah ve Resulüne duyduğu tarifsiz aşktır. Veysel Karani’nin tek arzusu vardır. Yüzü suyu hürmetine kainatın yaratıldığı Server’i görebilmek. Efendimizi düşündükçe burnunun direği sızlar, yüreği bir hoş olur. Yumruk iriliğinde bir şeyler gelir, oturur boğazına. Hani o, anlaşılamayan ve anlatılamayan şeyler. Ve gün gelir muhabbet ve Muhammed kelimeleri yüreğinde buluşur, dışarı taşar. Efendimizin hasreti kor olur, ciğerini yakar. Onu bir kez, ama bir kez görebilse, bir solukluk olsun sohbetinde bulunabilse ve adına sahabe denilen kutlu kadroya katılabilse… Annesi itiraz etmese de, bu yolculuğa razı değildir. Omuzlarını kaldırıp boynunu büker. Mahzun bir üslupla ‘İstiyorsan git!’ der, ‘Git bakalım, beni kime emanet edeceksen?’ Doğrusu onu bırakabileceği kimse yoktur. Bu yaşlı kadına incitmeden kim bakabilir ki? Onun nazını kim çeker sonra? HASRETİNİ YÜREĞİNE GÖMER Üveys hasretini yüreğine gömer. Bir daha bu konuda tek kelime etmez. Ama o günden sonra daha fazla ağlar, daha fazla yalvarır. Aşkını kayalara, kumlara, anlatır. Kuşlarla, develerle dilleşir, serin seher yeliyle selâmlar yollar Haremeyn’e. Ve ufuklar perde perde açılır, dağlar çekilir aradan. Artık o günboyu ibadet eder, sürüyü melekler bekler. Hayvanlar mı? İnanın muma döner. Evet Üveys, Allah Resulünün muhteşem sohbetine (madde planında) erişemez, ama mânâ aleminde çok şeye kavuşur. Efendimizle aralarında imrenilecek bir dostluk başlar. Hoş onlar için mesafelerin ne önemi vardır. Öyle ya alan uygun, veren olgun olduktan sonra ‘feyz’ nehir olur akar. Serveri Kainat zaman zaman mübarek yüzlerini Karen taraflarına döndürür ve ‘Yemen cihetinden rahmet rüzgarları esiyor’ buyururlar, ‘İhsan ve iyilikte Tabiinin en iyisi Üveys-i Karni’dir!’ MÜJDELER Yine Efendimiz buyururlar ki: ‘Ümmetimden bir kimse vardır ki, Kıyamet günü Rabia ve Mudar kabilelerinin koyunlarının kılları adedince insana şefaat edecektir.’ (ki bu iki kabile sürülerinin çokluğu ile tanınırlar) Eshab-ı kiram sorar: – Ya Resullallah kimdir bu nasipli? – Allahın kullarından biri. – Peki adı nedir? – Üveys! – Ya memleketi? – Karen! – O sizi gördü mü? Efendimiz mânâlı mânâlı gülümser, ‘Baş gözü ile hayır!’ derler. Sahabeden ‘Hayret!’ diyenler olur, ‘Size böylesine aşık olan biri nasıl oluyor da koşmuyor huzurunuza?’ Efendimiz izah eder: – Onun gelmemesi de bana olan bağlılığındandır. İhtiyar bir annesi vardır. İman etmiştir. Ancak gözleri görmez, hareket edemez. Üveys gündüzleri deve çobanlığı yapar, kazandığını annesine harcar’. Hazret-i Ebubekir sorar: – Ya Resulallah biz onu görür müyüz? Efendimiz mübarek kafalarını ‘ne yazık ki hayır’ manasında sallar, ‘Sen göremezsin’ buyururlar, ama Hazret-i Ömer ve Hazret-i Ali’ye dönüp müjdeyi verirler: ‘Onu, siz göreceksiniz!’ Sonra bir bir vasıflarını tarif ederler ki, bu işaretlerden biri avucunun içindeki gümüşi beyazlıktır. ‘Aşık için zaman geçmez’ derler, ama aradan yıllar geçer. Hani o dakikaları asırlaşan yıllar… Efendimiz hayatlarının son soluklarını aldıkları demlerde mübarek hırkalarını çıkarır ve ‘Bunu Üveys-i Karni’ye verin!’ buyururlar. Resullullah’ın (Sallallahü aleyhi ve sellem) dar-ı bekaya göçmelerinin ardından Hazreti Ömer ve Hazreti Ali yollara düşer, Veysel Karani’nin izini bulurlar. Ahali böylesine şerefli iki kimsenin böylesine köhne bir yeri ziyaretine mânâ veremez. Hele ‘Üveys’i arıyoruz!’ cümlesine çok şaşırırlar. ‘O divanenin tekidir’ derler, ‘İnsanlardan kaçar. Kimseyle konuşmaz, kimseye karışmaz. Ağladıklarımıza güler, güldüklerimize ağlar. Neşe nedir bilmez. Aradığınız sakın başka biri olmasın!’ Hazret-i Ömer dikkatle dinler, ‘Bilakis!’ der, ‘Aradığımız o olmalı!’ Karenliler iki şanlı sahabenin önüne düşer, onları Arne Vadisi’ne getirirler. Veysel Karani’yi namaz kılarken görürler. Develer akıllı uslu dolanmakta, çobanlarını üzecek hareketlerden sakınmaktadırlar. Namazı biten Üveys misafirlerine döner. ‘Hoşgeldiniz!’ der. Hazret-i Ömer önce müsafaha eder, sonra gülümseyerek sorar ‘Kimsin sen?’ – Abdullah! (Allah’ın kulu) – Evet hepimiz Abdullah’ız, ama seni ne diye tanırlar? – Üveys derler. – Sağ elini açar mısın? Açar. Efendimiz’in belirttiği işaret ayan beyan ortadadır. Büyük sahabe ‘Ben Hattapoğlu Ömer’im’ der, ‘Arkadaşım Ali bin Ebu Talip!’ Vadiyi kısa ama mânâlı bir sessizlik kaplar. Sükutu yine Hazreti Ömer bozar: – Efendimiz sana selâm ettiler ve mübarek hırkalarını gönderip buyurdular ki ‘Alıp giysin, ümmetime dua etsin!’ BEN GÜNAHKARIN BİRİYİM Veysel Karani ağlamaklıdır. Şaşkınlıktan titreyen bir sesle ‘Ya Ömer’ der, ‘Ben aciz ve günahkar bir kulum. Sizin aradığınız başka Üveys olmasın?’ Hazret-i Ömer ‘Hayır sensin!’ buyurur. ‘Zira Efendimiz çizgi çizgi eşkalini verdi ve sen tamı tamına uyuyorsun buna.’ O büyük mücahide, o koca Ömer’e itiraz ne mümkün. Hele müjdenin böylesini getiriyorsa. Üveys-i Karani mübârek hırkayı hasretle koklar, (ki ziyaret edenler iyi bilirler, Efendimizin gül teniyle ıtırlanan Hırka-i Şerif aradan geçen asırlara rağmen tarif edilemeyecek kadar güzel kokar) sonra yüzüne gözüne sürerek bir kuytuya çekilir. Mübarek alnını toprağa koyar ve ağlayarak yalvarır. ‘Ya Rabbi !’ der ‘Bu ne nimettir. Yüzü suyu hurmetine kâinatı yarattığın Server benim gibi bir acizi hatırlıyor ve mübarek hırkalarını Ömer ve Ali gibi iki güzide sultanla bu günahkâra yolluyor. Senden bir tek dileğim var: Ümmet-i Muhammedi affeyle. N’olur. Bu hırkanın hakkı için!’ Gaibden bir ses gelir. ‘Şu kadarını sana bağışladım. Haydi giy hırkayı!’ – Hepsini ya Rabbi! Hepsini. – Şunları, şunları, şunları da bağışladım. – Diğerlerinin hali n’olacak Ya Rabbi? N’olur, hırkanın ve hırkanın sahibinin hatırına… Kaynak:Huzura Doğru “Yemen Ellerinde Veysel Karani ” hakkın habibin sevgili dostu yemen ellerinde veysel karani söylemez yalanı yemez haramı yemen ellerinde veysel karani ” HÜRRİYET HABER Üniversiteli 7 gencin ölümüyle sonuçlanan doğalgaz faciası sonrası yaptığı skandal açıklamalara gösterilen tepki nedeniyle istifa etmek zorunda kalan Veysel Karani Demir’in Ankara Büyükşehir Belediyesi ile ilişkisi ve geçmişi bir çok soruyu da içinde barındırıyor. Başkent Doğalgaz Genel Müdürlüğü’nün yanı sıra vekaleten toplu konut projelerini yapan Portaş’ın (Proje Organizasyon İşletme Taahhüt Şirketi) genel müdürlüğünü de yürütmesine rağmen bu kuruluşların internet sitelerinde özgeçmişine yönelik hiç bir veri bulunmayan Demir’in geçmişine ilişkin pek çok iddia var. İlk durağı ANAP’tı Sincan doğumlu, işletme mezunu olan Demir’in, siyaset camiasıyla ilişkisi 1986’ya kadar gidiyor. İddialara göre kendisini “MHP kökenli” olarak lanse eden Demir’in kariyer basamaklarını tırmanmaya başladığı ilk durak ANAP. 1986-1989 döneminde Polatlı Belediyesi’nde Hesap İşleri Müdürü olarak görev yapan Demir, 1989’da belediyenin el değiştirmesinin ardından iktidardaki ANAP’la olan ilişkisi sayesinde Ankara Valiliği’ne Mahalli İdareler Kontrolörü olarak geçti. İçişleri Bakanlığı kontrolörleriyle birlikte, 1999 yılında MHP’lilerin Kızılcahamam’daki Patalya kampında MHP milletvekillerine de mevzuat brifingi verdiği basına yansıyan Demir, Ankara Valiliği’nde Mahalli İdareler Kontrolörü olarak görev yaparken o dönem FP’li olan Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Gökçek hakkındaki pek çok soruşturma dosyasını incelemekle de görevlendirildi. Hızla yükseldi Demir’in çok uzun soluklu incelemelerine konu olan Gökçek dosyalarının akıbeti genellikle aynı olduğuna, dosyaların “soruşturmaya yer olmadığı” kararı ile sonuçlandığına işaret ediliyor. Yine iddialara göre, 2004’de emekliliğini isteyerek valilikteki görevinden ayrılan Demir, ardından geçmişte hakkındaki pek çok yolsuzluk ve usulsüzlük dosyasını inceleyip soruşturulmasına gerek görmediği Melih Gökçek’in kadrosuna dahil oldu, bir süre Büyükşehir Belediyesi Teftiş Kurulu’nda görevlendirildikten sonra da basamakları hızla tırmandı. Veysel Karani Demir, önce Büyükşehir’in konut üreten şirketi Portaş’ın (Proje Organizasyon İşletme İnşaat Taahhüt Müşavirlik ve Ticaret AŞ) başına getirildi. Portaş Genel Müdürlüğü’nden sonra da Başkent Doğalgaz AŞ’nin başına geçti. Bu arada Bugsaş’ın da (Başkent Ulaşım ve Doğalgaz Hizmetleri Proje Taahhüt Sanayi A.Ş) yönetim kuruluna girdi. ‘Gökçek beni niye getirdi’ Bir süre önce istifa eden Başkent Doğalgaz Genel Müdürü Veysel Karani Demir ve Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek hakkında suç duyurusunda bulunan Tüketici Dernekleri Federasyonu Başkanı Ali Çetin, Karani’nin kendilerine “Ben MHP’liyim” dediğini anlattı. Çetin, VATAN’a yaptığı açıklamada, geçen yıl Mayıs ayında TÜDEF’in 3 avukattan oluşan Hukuk Komisyonu ve Genel Sekreteri ile birlikte Karani’yle görüştüklerini belirterek şunları söyledi: “Bizim doğal gaz pil paraları ile ilgili bir iddiamız olmuştu. Kendisiyle görüşmek istedik, kabul etti. Görüşme sırasında bize ’Ben MHP’liyim, beni derin devlet de bilir, mafya da bilir. Melih Gökçek benim bu özelliklerimi bildiği için beni bu göreve getirdi’ dedi.” “TÜRKEŞ’İN TALEBESİYİM” DİYORDU Demir’i Ankara Valiliği’ndeki görevi sırasında tanıyan arkadaşları, “Kendisi Ülkücü kökenli bir arkadaştı. Öyle ki ’Ben Alpaslan Türkeş’in talebesiyim’ derdi. Ancak Devlet Bahçeli ve ekibini sevmezdi. O yüzden mevcut MHP yönetimi ile arası yoktu” diye anlatıyor. Mahalli İdareler kantrolü olan Demir’in 1999 yılında MHP’lilerin Kızılcahamam’daki Patalya kampında MHP milletvekillerine verdiği mevzuat brifingi basına böyle yansımıştı… HABERTÜRK NURAN YILDIZ YAZDI——–5.OCAK MÜDÜR GÖKÇEK’İ ANIMSATMIYOR MU? Artık kimse şaşırmıyor. Doğalgaz faciasından sonra şimdi olmayan müdürün açıklamasında herkes Müdür Beyin söylediklerine takıldı, kimse bu nitelikte biri nasıl olur da o göreve getirilir demedi. Kimse ama kimse “bu nitelikte bir adam nasıl olur da o işi yapar?” diye sormadı. Varsa yoksa adamın ağzından çıkanlar sorgulandı. Çoktandır bu böyle. Çoktandır cehalet makamla ödüllendirilir bir değere dönüştü bu ülkede. Çoktandır liyakat, yükselmelerde aranır nitelikler arasında yok. Ve biz çoktandır bu tip durumları sorun etmez, umursamaz olduk. Halkın en dibinden birilerini getirip işin başına koymalarını “çevrenin merkeze yerleşmesi” gibi tanımlarla olumlar olduk. “Bu işi yapmaya uygun mu?” sorgulamasına girenleri “elitist, seçkinci”, “halkı aşağılıyor” diye dışlar olduk. Başkent Doğalgaz’ın Müdürünün basın toplantısı ülkemin bu durumunun hem bir özetini hem de bütününü gösterir gibiydi. Liyakat denen şey elinde boru, yüzünde almaz, aldırmaz bir ifade, saygısız bir kılık kıyafetle işi “idareten” yaptığı ayan beyan ortada olan o adam işte. Türkiye’nin yönetimi ağzından çıkanı kulağı duymayan bir adamda somutlanmış duruyordu karşımızda. Bize o adamı layık bulan Gökçek “Müdür bey tecrübesiz, ifade özürlü” diyerek mazeret göstermiş bir de. Başkanın ifade özürlü olduğu yerde müdürde fark arayanda suç. AKLIMDA KALAN 7 üniversiteli gencin ölümü: Yeni yılın ilk saatlerinde “Ankara’da 7 üniversiteli genç doğal gaz kurbanı” haberini alınca acı bir telaşa düştüm. Hangi üniversitedendiler? Benim öğrencilerim miydiler, benim çocuklarım mı? Tanıyor muydum? Yılın son günü gözlerinin içine baka baka ders anlatıp, ders sonunda mütevazı bir partiyle yeni yıl kutlaması yaptıklarımız mı? Onlar mı? Sonra öğrendim ki onlar, benimkiler değilmiş. Bu bilgi içimdeki sızıyı, üzüntümü eksiltmedi. Çünkü onlar birbirine benzerdi. Tanısam da, tanımasam da.. Gençtiler. Yaşama bağlıydılar. Umutluydular. Gençtiler… Gençtiler… Yalnız olmayı sevmezdiler. Yaptıkları işi birlikte yapmak, yaptıkları işten önce gelirdi. Bir yılbaşı gecesi ailelerinin en emin yer sandıkları bir evde birlikteydiler. Birlikte gittiler. Apartmanın önünde acıyla bağıran bir kadının, bir annenin, bir ablanın çığlığı kulaklarımda hala: “Gittiler mi?!!” Kuşku yok ki “öldüler mi” demekten daha katlanılabilirdi “gittiler mi” demek. Gençlik gitmeye yakındır, ölmeye uzak… nuranyildiz@haberturk.com HÜRRİYET YALÇIN BAYER Köşesinde 6.Ocak.09 Veysel Karani ruhuna ihanettir yazımı okuyunuz…..

Sayfa 1 / 11