Aralık 24, 2008

TÜRKiYE’DE FARKLI OLMAK

Aralık 24 2008Yorum Yok Kategori: Güncel

BOĞAZİÇİ ÜNİVERSİTESİ BİLİMSEL ARAŞTIRMALAR PROJESİ Binnaz Toprak (Proje Sorumlusu) İrfan Bozan Tan Morgül Nedim Şener araştırması çok ilgi gördü. Sosyal bilimler sonuçları itibariyle siyasi olduğundan dünyada başına çok iş gelmiş bilim adamı vardır. Kimse ideolojik yapısının,politikasının ve söylediği yargıların tersi çıkmasını hazmedemez. Türkiye’de Başbakan’ın kendisini doktor,hakim,yargıç,antrenör olarak tanımlaması gibi çoğu köşe yazarımız da her şey/her meslek/her kimlik yani;ne iş olsa yaparım “ağa”beyciler….

*TÜRKiYE’DE FARKLI OLMAK Din ve Muhafazakârlık Ekseninde Ötekileştirilenler Araştırmanın amaç bölümünde sadece laik kesimin araştırmaya konu olduğu açık bir şekilde belirtilmiştir.Sosyal bilimler sonuçları itibariyle siyasi olduğundan dünyada başına çok iş gelmiş bilim adamı vardır. Kimse ideolojik yapısının,politikasının ve söylediği yargıların tersi çıkmasını hazmedemez. Türkiye’de Başbakan’ın kendisini doktor,hakim,yargıç,antrenör olarak tanımlaması gibi çoğu köşe yazarımız da her şey/her meslek/her kimlik yani;ne iş olsa yaparım “ağa”beyciler…. Bu araştırmanın amaç bölümünde önemli bir son cümle var:” 1999 ve 2006 yılında yapılan iki araştırmanın sonuçlarının gösterdiği gibi, 1999 yılında halkın takriben % 42’si Türkiye’de dindar insanlara baskı yapıldığı kanısındayken bu oran 2006 yılında % 17’e düşmüştür. “ Yani iktidar olan AKP ile kimliğini bütünleştiren dindarlar/İslamcılar özgüvenlerini kazanmışlar. Mağduriyet hissetmiyorlar. Araştırmanın metodolojisi:Sosyal bilimlerde yöntemler en basit ders kitabında şöyle yazar: gözlem,belgesel gözlem,anket,mülakat,örnek olay incelemesi v.b…. Dünyada ve Türkiye’de derin mülakatla yapılmış sayısız tez,araştırma ve çalışma vardır. Amaçlı örneklem kullanmak da çok sık önümüze çıkar. Temsili örneklem ve kapalı uçlu araştırma değil diye geçerli saymamak için bilimle hiç tanışmadan bugüne kadar gelmiş olmayı gerektiren bir durumdur. Örnek:Göçmen Kürt kadınlarında Cinsiyet Rolleri 2002’de derin mülakatla yapılmış ayni metodoloji uygulanmış. Elizabeth Özdalga Modern Türkiye’de başörtüsü sorunu araştırmasını 15 üniversite öğrencisiyle derin mülakatla 208’de yapmış. Türkiye’de araştırmaların sağlıklı olup olmadığına dair yapılan araştırmada araştırma modelini %62 sinin hiç yer vermediği veya kısmen aktardığı görülmüş.Bildirilerin %38’inde örneklemin evrenine ilişkin tanımlama yok, %79’unda örneklemin nasıl yapıldığına dair bilgi yok.%42’sinde ölçme araçları konusunda hiç bilgi bulunmazken , varolan 19 nicel araştırmanın %63’ünde istatistikler ya yanlış seçilmiş ya da daha güçlü istatistikler kullanılması gerekirken görece zayıf istatistikle r kullanılmış. Nicel araştırmaların %89’unda kullanılan istatistiklerin varsayımlarına ve karşılanma durumlarına ilişkin hiçbir bilgi bulunmamaktadır. Bir devlet sitesindeki bu bilgi bile eğer metodoloji uzmanıysa arkadaşların daha önce çokkkkk eleştiri yazmalarını gerektiriyor. Bence araştırmanın en önemli başlığı : “Mahalle” Bünyesinin Kaldıramadıkları: Gençler Türkiye tek tipleştirme eğitimi yeterli bulmuyor ve gençlerini renksiz,kokusuz hale getirmek için ağır baskı uyguluyor.Bu faşizan bir tehdit içermektedir. “Avrupa Birliği’ne en son katılan on iki ülke ile Türkiye’yi kapsayan Eurobarometre 2002 anketlerine göre, AB’nin ilk on beş üyesi ülkeye bu on üç ülkeden göç etmek isteyen 25-39 yaş grubu arasındakilerin Türkiye’deki oranı % 7. Bu oran ile Türkiye (9 Cem Behar, “Demographic Developments and ‘Complementarities’: Ageing, Labor and Migration,” Turkish Studies, Vol. 7, No. 1, 17-31 March 2006, 17-32) on üç ülke arasında ilk sırada. Bunu, %8 ile 15-24 yaş grubundakiler izliyor. Daha da çarpıcı olanı, üniversite mezunları arasında diğer on iki ülkeden göç etmek isteyenler %3-4 civarındayken bu oran Türkiye’de %15’i aşmakta, eğitimine devam edenler arasında ise %12 ile yüksek bir oran oluşturmaktadır.” Gençler ülkeden kaçmak istiyor,hayalleri bu ülkede bu topraklarda değil. Bu kimsenin umursamadığı bir durum ne yazık ki. Ülkenin ideolojilere teslim olmasının bedeli gençliğimiz harcamak,geleceğimizi yok etmektir. Siyasi İslam ideologları ve taşralı bağnazlar en çok genç ve kadınlardan hoşlanmıyor.Onları zorbalıkla baskı altında tutmak istiyorlar. Beyin ve gençlik göçü hakkında günlerce yazı yazmamız,polika oluşturulması için baskı yapmamız gerekirken neredeydi köşeler möşeler??? Gençler aile,mahalle,toplum,okul,kurumlar,para ,eğitimden eşit şartlarda yararlanamama,anlamsız sınavlar,işsizlik altında inim inim inliyor. Başarı veya başarısızlık baskısıyla zedelenen kişilikleri liseye gelmeden çarpılıyor. Uyuşturucu sanıldığı gibi sadece ahlakı bozulmuş İstanbul’da yaygın değil, Van’da,Muş’ta,Hakkari’da ,Diyarbakır’da, Mersin’de de var. Liyakat esasının yerine hemşehrilik/cemaat/ideoloji aidiyeti istenen bir dünyada kim ülkesine hizmet edebilir ya da ister? Bu araştırmada ahlakın sadece “dini referanslı” ahlak olarak değerlendiği de dikkat çekici. Ahlak belden aşağı konuların karşılığı değildir. Cinsellik dışındaki ahlak ve ahlaki tutum kriterleri nedir? Dinin arkasına gizlenen ideolojik İslam veya geleneksel İslam , feodal alışkanlıklar nasıl herkesi hizaya sokuyor? Evi kiraya veren kendini yargıç,savcı,ahlak zabıtası yerine koyuyor. Gençlerin hayatına,saçına başına karışıyor. En yaygın şikayet herkesin üstüne vazife olmayan her şeye burnunu sokması! Çünkü birey yok! Birey yoksa vatandaş var mı? Vatandaş da olamıyoruz elbette. Vatandaş olarak hakkımızı arayabilir miyiz? Cevap??? Hukuk devleti miyiz? Bütün siyasi partiler ve kurumlar denetleniyor mu? Ben şikayet etsem bana bilgi verecek merci var mı? K ılıfına uydurunca herşey mubah anlayışını günlük hayatında uygulayanlarla kurumlarda uygulayanlar işbirlikçi bir zihniyete uymamız gerektiğini bize anlatıyor? Araştırmada en önemli soru:Anadolu İslam’ı değişiyor mu? Bin yıllık Türk İslam anlayışı ve hoşgörüsü siyasi İslam’ın kontrolüne mi giriyor?İran ve Arap etkisi 1980’den bugüne ülke içindeki yandaşlarıyla bunu sağlamayı başardı mı?AKP %80’ni içki içmeyen toplumda neden içki takıntısıyla belediye kurumlarını yönetiyor? Bağnazlık takıntı,totaliter ve baskıcı “Molla Kasım” ’ları üretirken kim seyirci? Burada diğer ciddi sorun:Anadolu’da sosyalleşmenin önü tıkanmaktadır. Tek tip sosyalleşme dayatılmaktadır. Tek tip hayat tarzı ve insan tipi faşizm değilse nedir? Altı çizilen vahim durum:Aydınlar düşünce özgürlüğünün önünü tıkıyor, ideoloji ve tarafgirlik kapaıyor yolu. Devlet baskısı demokratik mücadeleyle bertaraf edilebilir,kamplaşmış aydın baskısı totaliter yapıya zemindir. Ayrımcılıkların çokluğu vahim. Türkiye’de sosyal bilimciler her türlü ayrımcılığı araştırmaları,yüzlerce araştırmaya ihtiyaç var. Ayrımcılığın dinamiklerini anlamaya çalışmalıyız.Buna karşı politikalar oluşturmak,yasalar hazırlamak zorundayız. Sivil çalışmalar,eğitim projeleri hazırlamalıyız. Bunu yazanların ellerinden öpüyorum. Türk kültürünün ve anlayışını bir parçası olan Alevi ayrımcılığı anlaşılmaz bir boyutta.Bu acilen çözülmesi gereken bir ayıp. Bütün ayrımcılıklara karşı dikey ve yatay mücadele programları hazırlanmalı, eğiitm projeleri yapmalıyız. Araştırma sonucu : “Anadolu kentlerinde dinlenen hikayeler,tüm vatandaşlarına eşit mesafede duran ve eşit hizmet götüren bir “legal-rasyonel otorite” eksikliğinin, bireyi iktidara yakın örgütlenmelere bağımlı kıldığını gösteriyor”. Bu modern toplumsal örgütlenme modelinden uzak olan Türkiye’de kültürel örgütlenmenin de ideolojilere teslim edildiğini anlatıyor. Yalnız ve dayanışma ihtiyacındaki birey /insan nereye gidecek?onu kim koruyacak?Sorunlarını çözecek?sosyal devlet/hukuk devleti yoksa kime sığınacak yoksullar, kadınlar,gençler ve vatandaş ? Türkiye’de KORKULAR YARIŞIYOR. Kadınlar daha büyük bir baskı altına girebilir ve bu ciddi bir tehdit. Modernleşme ve demokrasi kavgası kadın üzerinden yapılıyor. Kadınlar sosyal alandan, ş dünyasından , siyasetten, iktidar ve karar verme mekanizmalarından dışlanmaktadır. Bu korku verici. Bireyin korkuları da ciddiye alınmalı. Araştırılmalı elbette. Türkiye bir sosyal bilim cenneti olduğu halde dünyada bu konuda ismi YOK…. NEDEN? Bakınız:Türkiye’nin özgüvene ihtiyacı var yazısı (web) Raporun tamamını okuyun:www.ntvmsnbc.com Nevval Sevindi CAN DÜNDAR YAZISI Mahallede baskı var! 25 Aralık Perşembe 2008 Önceki gece NTV’de Prof. Dr. Binnaz Toprak’ın “Mahalle Baskısı” araştırmasını tartıştık. Prof. Toprak, “Alışveriş merkezleri, toplu konutlar, otoyollarla çok gelişmiş görünen Anadolu kentlerinde moderniteyi deşince altından bunalım çıkıyor” dedi. Bu bunalım, yayın boyunca “Neden” izleyicilerinin yolladıkları mesajlarda bir feryada dönüştü adeta… Anadolu’nun dört bir yanında mahalle baskısına maruz kalmış izleyiciler şikâyet yağdırdılar. Araştırmadaki bulguları doğrulayan bu mesajlardan birkaç örneği burada sizlerle paylaşmak istiyorum: * * * “İSTANBUL – Gaziosmanpaşa Belediyesi’nde görev yapan bir memurum. Bizim belediyede 1994’ten beri her Ramazan’da yemekhane ve çay ocakları sürekli olarak kapalı tutuluyor.” “ALİAĞA – 23 Eylül 2008’de, içki ruhsatı olan Tuna Restoran’da garson bana ‘AKP’li Belediye Başkanı’nın Türk vatandaşlarına içkiyi yasakladığını, ancak yanımdaki yabancının içebileceğini’ söyledi.” “YOZGAT – Çekerek ilçesinde cumartesileri kurulan pazarda belediye hoparlöründen Kuran okunmadan satış yasaktır deniliyor. Yasağa uymayanları zabıta cezalandırıyor.” “TRABZON – Turla gittiğimiz Uzungöl’de akşam yemeğinde rakı içmek istedik, restoran sahibi ‘Sadece İsrailli müşterilere içki servisi yapıyoruz’ dedi.” “İSTANBUL – Geçen Ramazan’da oruç tutan başı açık bir arkadaşımla iki bayan olarak Gaziosmanpaşa’da iftar için bir restorana girdik. ‘Burası aile yeri. İki bayanı almıyoruz’ dediler.” “ADANA – 67 yaşındayım. Belediye otobüsüne bindim, kimse yer vermedi. Arkamdan 22 yaşlarında başörtülü hanımlar bindi. Şoför bey ‘Lütfen hanımlara yer verelim’ diye yolcuları uyardı.” “İSTANBUL – Ümraniye, Ferah Mahallesi’nde başım açık camdan bakarken bile rahatsız oluyorum. ‘Hayırlı akşamlar’ yerine ‘İyi akşamlar’ dememin bile garip kaçtığını hissediyorum. Yazın mahalleden çıkana dek gömleğimin üstüne ceket giyiyorum.” “KAYSERİ – Bir yıl öğretmenlik yaptım. Örtünmeden dışarı çıkarsanız uygunsuz kadın anlamına gelen hakaretlere ve cinsel tacize maruz kalırsınız. Sürekli komşularınız tarafından izlenirsiniz. Ramazan’da açık restoran bulamazsınız.” BURSA – Mudanya sahilindeki balık lokantalarına belediye içki ruhsatı vermiyor. Esnaf, kola kutuları içinde içki satıyor.” “İSTANBUL – Arkadaşım Yeşildirek’te toptan iplik dükkânı açmıştı. ‘Hayırlı olsun’a gelen esnafın tamamına yakını ‘Duvara seccade asmazsan müşteri gelmez’ dedi. Arkadaşım seccade asmak zorunda kaldı.” “BURSA – Kemalpaşa’da öğretmenim. Her Ramazan oruç tutamayan bir Müslüman olarak mahalle baskısını had safhada yaşıyorum. Çalışırken taşlanacağım korkusu bile yaşadım.” “İSTANBUL – Sirkeci ve Eminönü tarafına toptan mal almaya giderken eşimi götüremiyorum. Esnaf kasten taciz edici şekilde bakıyor.” “İZMİR – Cuma öğleyin Kemeraltı’nda bir dükkâna gittik. Kapalıydı. Zili çalınca bir erkek satıcı gelip ‘Cuma öğlenleri kapalıyız’ dedi. Namaza gitmeseler de kapalı tutup cumanın bitmesini bekliyorlar. Ve burası İzmir’in merkezi…” “İSTANBUL – Ermeni arkadaşım devlet ihalelerinde iş alamadığından ismini değiştirdi ve çocuklarına Türk ismi koydu. Ermeni olan karısı da, okula giderken dayak yediklerini, üzerlerine tükürüldüğünü, alay edildiklerini anlatıyor.” * * * Mesajlar böyle uzayıp gidiyor. Kendi yorumumu ve çareleri bir başka yazıya bırakayım. “Mahalle”, daha uzun süre gündemde kalacağa benziyor. ******************************** Kadri Gürsel kgursel@milliyet.com.tr‘Liberal demokratlar’ın sessizliği 25 Aralık Perşembe 2008 Evet, Profesör Dr. Binnaz Toprak’ın “Türkiye’de Farklı Olmak Din ve Muhafazakârlık Ekseninde Ötekileştirilenler” adlı araştırma raporu öncelikle iki konuda alışılmış düşünce kalıplarını parçaladığı için bir dönüm noktasıdır. Birincisi, kısa sürede klasikleşmiş “mahalle baskısı” kavramı ile düşünmenin Anadolu’daki durumu çözümlemeye yetmeyeceğini göstermiştir. Orada söz konusu olan aslında “kamu baskısı”dır… AKP iktidarının fütursuz kadrolaşması neticesinde en tepesinden en alt düzeyine kadar egemen olduğu kamu kuruluşları eliyle, değişik hız ve yoğunluklarda uyguladığı bir “İslamlaştırma”dır. Rapordaki örneklere bakarak, “mahalle baskısı”nın “kamu baskısı”nın yanında adeta masum kaldığını; dahası, mahalle baskısının ardında kadrolaşmak suretiyle egemen olunmuş devlet kurumlarının güçlü desteğinin bulunduğunu görebilirsiniz. İkincisi, bu rapor Anadolu’daki durumu metropollerdeki klasik “laik-İslamcı” kutuplaşması ekseninde incelemenin mümkün olmadığını ortaya koymuştur. Devletli İslamcı, mahalleli İslam Anadolu’da bir kutuplaşmadan çok, devletli İslamcılıkla mahalleli dinsel muhafazakârlığın el ele vererek, sadece laiklerin üzerine değil, kendisinden olmayan, azınlıktaki neredeyse bütün grup ve çevrelerin üzerine, onları kamusal alandan silmek için şiddetle abanması söz konusudur. Ve bu hazin tablonun oluşmasında AKP’nin başrolü oynadığı görmezden gelinemez. Alkolsüz kentlerin sırrı Kendi adıma, Binnaz Toprak’ın araştırmasının sonuçları karşısında hayrete düşmedim. Rapor, geçen yaz yıllık iznimde, merakının peşindeki bir “politik turist” olarak Kayseri, Sivas ve Yozgat’a, “muhafazakâr Anadolu turu” yapmaya gittiğimde gördüklerimi açıklıyor. Daha sonra Ramazan’da Erzurum’a gittim. Bu seyahatlerden izlenimlerim Milliyet’in pazar ilavesinde yayımlandı. O kentlerde gördüğüm umumi vaziyetin tezahürü için, yani Kayseri’nin merkezinde, Hilton’un barı dışında içki satılan tek bir yer bile kalmamış olması için, veya koskoca Erzurum’da Ramazan’da Tıp Fakültesi’nin kantini ile otogar dışında çay içebileceğiniz tek bir mekânın bulunmaması için, raporda anlatılan acıklı insan hikayelerinin yaşanmış ve yaşanıyor olması gerekiyordu. Bu kentlerdeki tek tipleşme başka nasıl açıklanabilir? Binnaz Toprak geçen cuma raporunu tanıttığı akşam yemeğinde “Türkiye’deki kutuplaşmayı önleyebilmek için bu hikâyeleri ciddiye almalıyız. Münferit vakalar deyip geçemeyiz” demişti. Oysa İslamcılar ile neo-AKP’liler raporun müellifini “önyargılı olmakla” suçladılar; “konuşulan kişiler zaten marjinal” diyerek ötekileştirmeye devam ettiler; ama en çok da araştırmanın metodolojisine yüklendiler. Metodolojinin bilimselliğini tartışmak abesle iştigaldir. Yine de, bu konuda samimi kuşkular içinde olanlara Cüneyt Ülsever’in dünkü ve önceki günkü yazılarını okumalarını salık veririm. Dumanlı metodoloji Beni asıl bu İslamcıların düşünme metodolojisi hayrete düşürüyor. Zaman’ın Yayın Yönetmeni Ekrem Dumanlı’nın önceki günkü “Böyle araştırma mı olur?” başlıklı yazısından aktarıyorum: “‘Ramazan ayında devlet hastanesinin kantini basılmış, yemek yiyenlere müdahale edilmiş.’ (…) dinimize göre böyle bir müdahalenin günah olduğunu bilmemek için zır cahil olmak lazım. Böyle bir şey olsa bile buna herkesten önce dindar insanlar ve Diyanet karşı çıkardı.” Dumanlı’nın akıl yürütme tarzı şöyle: Bu yapılan günahtır, Müslümanlar günaha girmez, dolayısıyla böyle bir olay olmuş olabilemez! Yani, “a priori” olarak doğru kabul edilmiş bir önermeden hareketle olgusallığın inkârı! Dumanlı’nın mantık ucubesi karşısında bir taraftan “Allah akıl fikir versin” derken, onun sevgili “liberal demokrat” dostlarını hatırladım. Siz “liberal demokrat” geçinenler, akıl, bilgi, görgü ve beşerî münasebetlerinizi yıllarca siyasal İslam’ın istifadesine sundunuz. Neticesi, bu araştırma raporundadır! Rapor karşısında şimdi neden suspus oldunuz? Bakın İslamcı dostlarınız kendi hallerine bırakılınca nasıl da saçmalıyorlar! Siz AKP bizi AB’ye sokacak diye beklerken, onlar ülkemizin bir kısmını AB’den çok uzak siyasi coğrafyalara sürüklediler bile! > Türkiyenin Nabzı
Mesaj: Son olarak katıldığınız Türkiyenin Nabzı programındaki görüşleriniz dolayısıylatebrik edre sağlık ve mutluluk dilerim.
Gönderim Zamany: 30-12-2008 16:04:40

Sayfa 1 / 11