Aralık 16, 2008

Kim kimden özür dilemeli?

Aralık 16 2008Yorum Yok Kategori: Güncel

1914 Aralık Sarıkamış harekatı başladı 1915 Ocak sonu Sarıkamış felaketi sonucu binlerce şehit 1915 Şubat başı Rus ordusu Erzurum ve Kars’a ilerliyor, Ermeni taburlarına yerli Ermenilerden destek yoğun 1915 Şubat Alman genel Kurmay raporu:”Rus ordusunun orta Anadolu’yu ele geçirmesini önlemek için acil önlemler alınmalıdır, Rus ordusuna destek veren Ermeni ahali dikkate alınmalıdır.”

1915 Mart Müttefikler Çanakkale’ye donanma gönderdi Anadolu bir kıskaç altında yok olma tehlikesiyle karşı karşıya 1915 Nisan Alman Genel Kurmayının raporları ve Enver Paşa’ya tavsiyeleri doğrultusunda Nisan sonunda tehcir kararı ve uygulaması Alman genel Kurmayı bunula yetinmiyor, Bronsort von Schellendery genelge çıkarıyor:” Geriye kalan tüm Ermenileri de gönderin!cephe gerisinde destek vermeye devam ediyorlar” Enver Paşa’ya geliyor. Tehcir tümüyle askeri nedenle yapılmış,askeri kararı ALman genel Kurmayı vermiştir. Bu konudaki belgeler açılmamış ve yasaklanmıştır. Nevval Sevindi **************************** Dışişleri Bakanı konudan haberdar olması çokkk uzun sürdü, 19 Aralık’ta ses verdi!Cumhur’un başı da milli devlet politikasını günlük politika ile karıştırdı:” Tartışmak güzeldir!” ************************************************** Ermenilerden özür dilemeye kararlı aydınlanmış arkadaşlara 10 soru: 1.Türklerin Rumeli’nden kovuluşunda yaşadığı derin acıları araştırmayı hiç düşündünüz mü? 2.Bulgaristan’da Türk olarak yaşamanın maliyetini anlatan vatandaşlarımızı hiç dinlediniz mi? 3.Yunanlıların İzmir’e çıktıkları zaman yaptıkları mezalimi İngiliz belgelerinden okumayı ve milletimize açıklamayı hiç düşündünüz mü? 4.Yunanlıların hunharca,vahşi saldırılarına destek veren yerli Rumların neler yaptığını öğrenmek hevesiniz hiç oldu mu? 5.Türk milletinin Ermeni çeteleri tarafından vahşice katledilmesiyle ilgili belgeler hiç ilginizi çekmeyi başardı mı? 6.Taşnakların Osmanlı döneminde yaptığı terör faaliyetlerini unutmak milli görevimiz mi? 7.ASALA terör örgütünün katlettiği büyükelçi ve Türk vatandaşlarını “olur böyle vakalar Türk aydını yakalar, unutur” diye geçiştirmemizi mi öneriyorsunuz? 8.Ders kitaplarında Türklere karşı en keskin önyargılar Yunanistan ve Ermenistan’da mı var , biz de mi? 9. 1915 yılını unutamayan aydınlarımız Bosna katliamında neden özür dilemesi için Avrupa ‘ya baskı yapmayı hiç düşünmedi?tecavüze uğramış Boşnak kadınlar Ermeniler kadar değerli değil mi sizce? 10.Kendi tarihini, kültürünü, milletinin acılarını anlamaktan aciz,bu konuda sosyal bilimci ve siyasetçi olarak hiçbir araştırmaya imza atmayana, milletinin acılarını roman veya film yapmayanlara batı’da aydın mı denir? Başka bir adı var mı? Bu soruların cevaplarını VİCDAN denen posta kutusuna atmanızı rica ederiz. Teşekkürler………. Bu ülkenin en büyük kadersizliği aydınlarıdır.kendi kültür dünyasının renk ve kokularından çok uzak aydınları……. AB yasalara aykırı olarak sınırlaır belli olmayan Kıbrıs Rum tarafını AB’ye aldı ve bu işi temizlemek için bizi sıkıştırıyor,bunu açıkça anlatan ve karşı çıkan, bu haksız ve hukuksuz uygulama için AB’yi özür dilemeye çağıran birini duydunuz mu? Ben tüm AB yetkililerini özür dilemeye çağırıyorum. HAdi,bunu imzalayalım ve Kıbrıs meselesini çözsünler. NEVVAL SEVİNDİ *********************************************************** *ERMENİ TARİHİNE KISA BİR BAKIŞ* Ermeniler, tarih boyunca başka devletlerin yönetimi altında kalmışlar ve bağlı oldukları devletlerin hizmetinde bulunmuşlardır. Ansiklopedik kaynaklarda, Erivan, Gökçegöl, Nahcıvan, Rumiye gölü kuzeyi ve Mako bölgesine, yukarı memleket anlamına gelen Armenia, bu yörelerde yaşayan halka ise Ermeni denildiği yer almaktadır. Ermeni tarihçilerin bir kısmı, M.Ö. 6. yüzyılda kuzey Suriye ve Kilikya bölgesinde yaşayan Hititlerden olduklarını; bir diğer kısmı ise Nuh’un oğullarından Hayk’a dayandıklarını söylemektedirler. Bunun yanında, Ermenistan denilen coğrafyada yerleşen ve bugün Ermeni diye adlandırılan toplumun, bölgenin kesin olarak neresinde yaşadıkları, sayıları ve aynı yörede ikamet eden diğer halklara kıyasla nüfus oranları bilinmemektedir. Ermeni tarihçileri bile kökenleri konusunda fikir birliği içinde değildir. Tarihsel olarak bakıldığında, Ermenilerin sırasıyla, Pers, Makedon, Selefkit, Roma, Part, Sasani, Bizans, Arap ve Türklerin hakimiyeti altında yaşadıkları görülür. Ermeni derebeyliklerinin bir çoğu, bölgeye hakim olan ve Ermenileri kendi saflarına çekerek kullanmak isteyen devletler tarafından kurdurulmuştur. Ermenileri Bizans’ın zulüm idaresinden kurtaran ve onlara insanca yaşama hakkını bahşeden, Selçuklu Türkleri olmuştur. Fatih döneminde ise, Ermenilere din ve vicdan hürriyeti en üst düzeyde verilmiş, Ermeni cemaati için dini ve sosyal faaliyetlerini yönetmek üzere Ermeni Patrikliği kurulmuştur. Osmanlı idaresinde Ermeniler dini görevlerini tam bir hürriyet içinde yerine getirirlerken, kendi din adamlarını da yine kendilerinin tayin etmelerine izin verilmiştir. Aynı şekilde Anadolu’nun Türk idaresine girmesinden sonra burada yaşayan Ermeniler, kendi dillerini de tam bir serbestlikle konuşmaya devam ettiler. Osmanlı yönetimi, diğer cemaatlere uyguladığı politikayı onlara da uygulayarak Ermenice’yi ve Ermeni adlarının kullanılmasını serbest bıraktı. Türk matbaasının kurulmasından 160 yıl kadar önce Venedik’te matbaacılık eğitimi görmüş olan Sivaslı Apkar adındaki bir papaza 1567′de İstanbul’da bir Ermeni matbaası açması için izin verildi. İstanbul’dan başka İzmir (1759), Van (1859), Muş (1869), Sivas (1871) gibi taşra şehirlerinde de yeni Ermeni matbaaları faaliyete geçmiştir. 1908′de bütün ülkede Ermeni matbaası sayısı 38′e ulaşmıştır. Nitekim 1910 yılında İstanbul’da Ermenice 5 gazete ve 7 dergi çıkarılmaktaydı. Osmanlı idaresinde Ermeniler, Türk insanının hoşgörüsünden de yararlanarak, adeta altın çağlarını yaşamışlardır. Askerlikten ve kısmen de vergiden muaf tutulan Ermeniler, ticaret, zanaat ve tarım ile idari mekanizmalarda önemli görevlere yükselme fırsatını elde etmişlerdir. Devletin çeşitli kademelerinde görev yapan Ermeniler, Osmanlı devletince kendilerine tanınan bu hoşgörüye karşılık verdikleri hizmetten dolayı “millet-i sadıka” olarak adlandırılmışlardır. 19. yüzyılın son çeyreğine kadar Osmanlıların bir Ermeni sorunu olmadığı gibi, Ermeni halkının da Türk yöneticileriyle halledemedikleri bir mesele mevcut değildir. daha önce alanlardan özür ÖZÜR BEKLİYORUM Geçmişte Osmanlı insanlarının, Ermeniler tarafından maruz bırakıldıkları vahşetlerden ötürü, tüm Ermeniler’in ve yandaşlarının özür dilemeleri gerektiğini düşünüyorum. Bu vahşetlere göz yumamayacağımı belirtiyor, tüm Türk Dünyası ve Osmanlı torunları adına özür bekliyorum! “Binlerce çaresiz ve suçsuz ana ve çocukları işkenceyle öldürmüşlerdi. Tarihte benzeri görülmemiş olan bu vahşeti yapan Ermenilerdi” s.260-261, Nutuk Mustafa Kemal Atatürk KATILMAK İÇİN; ERMENİLER YALAN SÖYLÜYOR DİYEN AMERİKALI DOST Fatma Hanim’in gorusune ben de katiliyorum. ‘Holdwater’, bizim gibi ‘Asilsiz Ermeni Iddialari’ ile mucadele veren kisiler arasinda adeta bir ‘efsane’dir. Holdwater’in hazirladigi site bizim tezimizi Ingilizce olarak en guzel bir sekilde tanitan bir sitedir ve bizler icin cok kapsamli bir kaynaktir. > Edinburgh’da yuruttugumuz kampanya sirasinda www.tallarmeniantale.com’dan yuzlerce sayfa indirdik ve kopyalayarak dagitimini yaptik, o nedenle kendisine tesekkur borcluyuz. > Asagida kendisi hakkinda bir sure once Yeni Safak gazetesinde yayinlanan bir haberi bilginiz icin iletiyorum. > Subject: Tall Armenian Tale – www.tallarmeniantale.com > Ermenileri çıldırtan gizemli Amerikalı sanal âlemde gerçek kimliğini âdeta devlet sırrı gibi saklayarak sürekli “Holdwater”takma adını kullanan New Yorklu bir işadamı, kurduğu popüler bir internet sitesiyle, yıllardır sistematik biçimde soykırım propagandası yapan Amerikan Ermenileriyle Türkiye adına kıyasıya çarpışıyor. > Yeni Şafak, 2000′lı yılların başlarından bu yana yayında olan “Uzun Ermeni Masalı” adlı sitesi nedeniyle fanatik Ermenilerden sürekli ölüm tehditleri alan, yayınları hergün defalarca sabote edilen Holdwater’a ulaştı ve amacını sordu. Cevap kısa ve netti: “Çünkü Türkler haklı. Bu iddia, yakın tarihin en büyük yalanıdır!” > “Holdwater”, bu gizemli Amerikalı, uzun yıllardan bu yana ABD merkezli ve de çok etkili bir internet sitesinin finansörlüğünü yapıyor.”Tall Armenian Tale: Other Side of the Falsified Genocide” (Büyük Ermeni Yalanı: Sahte Soykırımın Öteki Yüzü) adlı sitenin ana hedefi ise -adından da anlaşılacağı üzere- Ermeni diasporasının soykırım iddialarına esaslı yanıtlar vermek. Her tarih araştırmacısının mutlaka incelemesi gereken bu muhteşem arşivde Ermeni propagandasına cevap oluşturan ne çeşit bilgi, belge ve fotoğraf ararsanız fazlasıyla var. > “Türkiye topyekün uyuyor!” > Teknik kusursuzluğunun yanısıra içerdiği derin Türkiye sevgisi karşısında da hayrete düştüğümüz bu sitenin kurucusunu yakından tanımak üzere sanal âlemde yola çıktığımızda, doğrusu ya, ilk anda, “daldığı dünya işlerinden biraz olsun başını kaldırıp, zamanının ve parasının bir bölümünü ülkesinin global çıkarları için harcayan vatansever bir Türk” ile karşılaşacağımızı umuyorduk. Ancak, sonuç pek de öyle olmadı. Daha doğrusu hiç öyle olmadı ve karşımıza Türklükle ilişkisi kıldan ince kılıçtan keskin bir Amerikalı işadamı çıktı! Söyleşi konusunda ilk aşamada oldukça tereddüt eden “Holdwater”, kendisine ilettiğimiz kişisel bilgileri ve referans mahiyetindeki haberlerimizi enine boyuna inceledikten sonra bazı sorularımızı cevaplandırmayı kabul etti. > Muhatabımız, kendisiyle ilgili bilgiler vermeden önce, yabancılara karşı sergilediği bu yoğun kuşkuculuğun nedenlerini ise şöyle açıkladı:”Titizliğimi sakın ola kişiliğinize yönelik bir tavır olarak algılamayın. Bu açıklamaları yapmadan önce sizi ve söyleşimizin yayınlanacağı mecrâyı mutlaka yakından tanımak zorundaydım. Yoksa, Türkiye’nin dostları benim de dostlarımdır. Ancak, siteme her gün Ermeniler tarafından en az 20-30 hacker saldırısı yapılıyor. Öylesine pahalı ve gelişmiş bir güvenlik sistemine sahibim ki site her seferinde en fazla 3-5 dakika çöküyor, sonra yeniden devreye giriyor. Aldığım hakaret ve tehdit mesajlarının ise haddi hesabı yok. Sizler, binlerce kilometre ötedeki ülkenizde Amerikan Ermenilerinin Türklere ve Türkiye dostlarına duyduğu nefretin boyutlarını tahayyül bile edemezsiniz. Bu insanlar bütün hayatlarını Türkiye’yi her alanda güç duruma düşürmeye ve karalamaya adamış durumdalar. > Özellikle California ve Kanada’daki Ermeni toplumu bu iş için neredeyse ülkenizin bütçesi kadar para harcıyor. Sizler ise Türkiye’de büyük bir umarsızlık ve pişkinlikle uyumaya devam ediyorsunuz! Bu nefret dolu insanlar, tarihte hiç yaşanmamış hayâlî bir soykırıma pek yakında bütün dünyayı inandıracaklar. Türkiye, 1915′te kendisini savaşın en kötü günlerinde arkadan vurup binlerce yurttaşını katleden hain bir topluluğa verdiği haklı bir cezanın bedelini, 20. yüzyılın ikinci büyük soykırım hareketinin sorumlusu olarak lanse edilerek ödeyecek!” > “Atadan Türk” bir Amerikalı Holdwater’a büyük bir merak içinde sorduğumuz ilk soru doğal olarak şu: “Siz kimsiniz? Türkiye’ye yönelik bu içten sevginiz nereden kaynaklanıyor?” Muhatabımız, “Resmî makamlar içinde yuvalanmış Ermeniler de dahil, sayıca çok kalabalık bir grubun tehdidi altındayım. Bu nedenle cevaplarım da kimliğimi ele verici nitelikte ve köşeli değil, kendimi korumak için bir hayli esnek olacaktır” diyor; ardından da başlıyor anlatmaya: > “Beni ‘Holdwater’ olarak tanımanız yeterli. Size gerçek adımı söylersem ve siz de bu adı gazetenizde basarsanız, emin olun ki en fazla birkaç gün içinde ne aile huzurumdan, ne gayet düzgüngiden is hayatımdan, ne de internetteki sitemden eser bile kalmayacaktır. Bu zorlu mücadeleyi otuz yıldan bu yana çeneme başarıyla hâkim olduğum için sürdürebiliyorum. O yüzden, lütfen beni bu hassas konuda fazla zorlamayın.” > Türkiye düşmanlarının gitgide arttığı bu uzak coğrafyada böylesine aykırı bir kişilikle karşılaşmak artık pek de kolay olmadığı için,Holdwater’ın anlattıklarıyla ister istemez yetinmek durumundayız. “Halen 50′li yaşlarımdayım. Annem ve babam 1940′larda ABD’ye göç eden iki Türk vatandaşıydı. Ben 1950′lerde New York’ta doğdum. Ailem bu ülkeye kolay uyum sağlayabilmem ve diğer göçmenler gibi gettolarda kaybolup gitmemem için, bana çocukluğum boyunca Türkiye hakkında hemen hemen hiçbir şey anlatmadılar; hattâ tek kelime Türkçe bile öğretmediler. > Bilemiyorum, belki doğru, belki de yanlış yaptılar. Ben artık bunu onlarla tartışacak durumda değilim. Çünkü her ikisi de bu dünyadan göçtü.Türkiye’yi hayatım boyunca hiç görmedim ve tam bir Amerikalı olarak yetiştirildim. Zaten adım da bir Amerikalı adıdır. Çok ünlü bir kolejden mezun oldum. Gençlik yıllarımda ticarete atıldım, sonrasında zengin ve saygın birine dönüştüm.”"Pekiyi, bunca aile içi asimilasyondan sonra, Türk kökenlerinizi nasıl biliyorsunuz o zaman?” diye soruyoruz bu kez. > “Tabiî, her ne kadar silinmek istenen bir geçmiş de olsa, çocukluğumda evdeki konuşmalardan aslında Türkiye diye bir yerden geldiğimizi farkediyordum. Bir de ‘Selamûnaleykûm’, ‘merhaba’, ‘günaydın” diye birkaç kelime kalmıştı aklımda. Bu gerçekle ilk yüzleşmem kolejdeyken oldu. Bir gün okuldaki panoya baktım, Ermeni gençler duvara bir propaganda afişi asmıştı. Türk bayrağının yıldızını Nazilerin gamalı haçına benzetmişlerdi ve o haçtan da Ermeni kanı damlıyordu. Bu görüntü beni çok sarstı. Eve dönünce anneme ‘Anne, Türkler gerçekten Nazilerden farksız bir millet mi? Onlar yüzbinlerce suçsuz Ermeniyi katletmiş, doğru mu? Eğer öyleyse, bizler de katil miyiz’ diye sordum. Annem bana sarıldı ve üzüntüyle ‘Sakın okulda diğer çocuklarla böyle tartışmalara girme, yoksa seni döverler, hatta okuldan bile atarlar. Onlar bizden güçlü, Türk olduğunu çevrenden daima sakla’ dedi. Babamın da tepkisi buna yakın oldu. Ben ise annemin gözlerine sinen o korkuyu ömrüm boyunca hep hatırlayacaktım.” > Ailesi bile durumdan habersiz hayatını kazanana kadar bu konularda ortalık yerde pek fazla konuşmayan Holdwater, sonra iş-güç sahibi olmuş,evlenmiş ve rahata erince de tarih kitaplarına bir servet ödeyerek evinde hiç kimseye nasip olmayacak dev bir kütüphane kurmuş. Yıllar süren bir okuma ve araştırma sürecinde Türk tarihini âdeta yiyip yutan kahramanımız, bu faaliyetlerini sürdürürken çevresine karşı sürekli temkinli olmayı da hiç ihmal etmemiş. > >”Eşim ve çocuklarım bile benim bu uğraşlarım hakkında pek fazla bilgi >sahibi olmadılar. ! Çünkü ilerleyen yıllardaki gelişmeler anne ve babamın >aslında ne kadar haklı olduklarını, Ermenilerin ABD’de ne kadar güçlü bir >azınlığa dönüştüğünü ve Amerikan toplumuna ne denli pervasızca yalan >söylediklerini bana fazlasıyla gösterdi. Bu arada, Türk toplumunun >Amerikan medyasındaki imajının -genelde Ermenilerin kışkırtmasıyla- ne >kadar kötü olduğunu da üzülerek farkettim. Ermeniler, ABD’de medya ve >sinema endüstrisinin her köşesine sızmış durumdaydılar ve bu kişiler >Türkiye’yi aşağılama yönündeki en küçük bir fırsatı bile kaçırmıyorlardı. Halen de öyledirler. İnternet çağı başlayınca, daha önce broşürlerle yaptığımı bu defa siteyle yapmaya başladım. Ölene kadar da bu mücadeleyi sürdüreceğim.” > >Holdwater’a göre Türk Devleti; gazeteleri, dergileri, sinemayı, >televizyonu, sporu, edebiyatı, hattâ diplomasi ve turizmle oluşan bireysel >dostluk ilişkilerini bir bütün olarak karşı propagandada kullanmayı >öğrenmediği sürece, Ermeni yalanlarının karşısında ilelebet durabilme şansı >olmayacak. Ona göre, sağlıklı bir iletişim kurmanın imkânsız olduğu bu göz >dönmüş topluluk karşısındaki en iyi savunma yöntemi “saldırı” ve Ankara da >gerçek gücünü kullanıp atağa kalkmak zorunda… > >Son sorumuz ise “inanç” üzerine. “Kendinizi hangi dinden hissediyorsunuz?” >diye soruyoruz. “Ben, kendi sosyal çevremde pazarları ailesiyle birlikte >kiliseye giden tipik bir Hıristiyan görünümündeyim” diyor, “Ancak zamanla aslıma ait herşeye nasıl tek tek döndüysem,fazla sezdirmeden öz dinime de dönmeye çabalıyorum.Kendimi şimdilik bir ‘kültürel Müslüman’ olarak tanımlayabilirim. >Daha sonrasını ise yalnızca Allah bilir!” > Holdwater ile görüşmek isterseniz… > Holdwater’ın kurup yönettiği “Tall Armenian Tale”, sanal âlemdeki sitelerin ziyaret edilme sıklığını ölçen bağımsı! z gözlemci kuruluşlar tarafından ABD’de internetin “en popüler 25 tarih sitesi” arasında gösteriliyor. Site şu anda da rating olarak bir hayli üst sıralarda yer almakta. Ancak Holdwater, başta ABD olmak üzere bütün dünyadan çok ciddi sayıda ziyaretçi alan sitesinin Türkiye’deki Türkler tarafından hâlâ yeterince tanınmadığını belirtiyor ve verdiği bu kararlı mücadeledeki yalnızlığını ince bir eleştiri içeren şu sözlerle açıklıyor: “T.A.T, sanal dünyada Ermenilerin bütün engelleme girişimlerine rağmen yıllardır faaliyette. Ancak bugüne dek beni Türkiye’den arayıp iltifatlarıyla onurlandıran ve çalışmalarımla ilgili olarak ayrıntılı bilgi almak isteyen ilk Türk gazetecisi siz oldunuz. Diğerleri sanırım çok meşgûldüler.” > Sözde “Ermeni soykırımı” iddialarıyla ilgili ayrıntılı bilgi ve belge arayanlar için gerçek bir hazine görünümündeki bu göz kamaştırıcı sitenin adresi şöyle: www.tallarmeniantale.com > Sitedeki elektronik posta adresini ( holderwater@yahoo.com http://us.f506.mail.yahoo.com/ym/Compose?To=holderwater@yahoo.com&YY=15589&order=down&sort=date&pos=0> ) kullanarak Holdwater’a doğrudan ulaşabilir, kendisine her türlü soru ve yorumlarınızı, ayrıca iyi niyet mesajlarınızı iletebilirsiniz. Çok kısa bir süre içinde dostça bir yanıt alacağınızı da şimdiden garanti ediyoruz. Ayrıca, gözlemleyebildiğimiz kadarıyla, kendisi Türk toplumundan gelecek böyle bir dostane desteği de aslında içten içe arzuluyor > Size ayrica, Holdwater’in sitesindeki bazi linkleri de iletiyorum: > > http://www.tallarmeniantale.com/western-thoughts.htm > http://www.tallarmeniantale.com/telegram-may2.htm > http://www.tallarmeniantale.com/constantinople.htm > http://www.tallarmeniantale.com/Britain-ArmenianQuestion.htm > http://www.tallarmeniantale.com/GS-Simpson.htm > http://www.tallarmeniantale.com/turkey-in-travail.htm > http://www.tallarmeniantale.com/derounian-dashnak-dominat.htm > http://www.tallarmeniantale.com/ataov-geneva.htm > http://www.tallarmeniantale.com/mccarthy-genocide.htm > http://www.tallarmeniantale.com/Protestant-Diplomacy.htm > Bir araştırma ve aydınların anatomisi: Hakikat gecesi 21 Aralık Pazar 2008 Arkadaşına gönder Sitene ekle Sayfayı yazdır Bir araştırma yayınlandı: “Türkiye’de Farklı Olmak- Din ve Muhafazakârlık Ekseninde Ötekileştirilenler”. Açık Toplum’un himayesinde gerçekleşen araştırmayı Prof. Binnaz Toprak yönetiminde, gazeteci arkadaşlarımız Tan Morgül, İrfan Bozan ve Nedim Şener yaptılar. Hiç bunu hedefleyerek yola çıkmamalarına karşın ortaya çıkan şuydu: Koyu, ağır bir muhafazakârlık Anadolu’yu kaplamış bulunuyor. Fethullah Gülen cemaatinin de içinde yer aldığı bu muhafazakâr örtü, dışında kalanların ekonomik, sosyal, siyasi haklarını ve özgürlüklerini baskı altında tutuyor. Araştırma hakkında yazmadan önce sizleri İstanbul entelejansiyasının anatomisinin ortaya çıktığı o ‘hakikat anına’, araştırmanın açıklandığı o geceye götürmek istiyorum. Yer, Bahçeşehir Üniversitesi’nin öğretim üyeleri lokali. Zaman: 19 Aralık Cuma. Yemeğe katılanlardan bazıları: Prof. Ayşe Buğra, Prof. Şevket Pamuk, Prof. Yılmaz Esmer, Prof. Ahmet İnsel, Prof. Fuat Keyman, Zaman gazetesi yazarları Şahin Alpay ve Hüseyin Gülerce, Yazar Nazlı Ilıcak, Yazar Osman Ulagay, Açık Toplum’un yöneticisi Hakan Altınay ve bendenizin de aralarında olduğu bir grup yazar ve gazeteci… ‘CHP’den başka yer yok’ Oturuyoruz. Binnaz hanım araştırmanın oldukça düşündürücü sonuçlarını anlatıyor. Anadolu’da yaşayan herkesin bildiği hikayeler. Başını örtmeye zorlanan kızlar, oruç tutmadığı için dövülenler, giderek sertleşen haremlik-selamlık ayrımları, Alevilere yapılan ayrımcılık, Gülen cemaatinin araştırmayı nasıl engellemeye çalıştığı… Ben ve benim gibi gazetecilerin onlarca kez yazdığı, yazdığı için de ‘anti-demokrat’ ilân edildiği hikayeler. Hatta Binnaz hanımın söylediği öyle bir şey var ki, liberal kesimin kendisini hepten aforoz etmesine neden olabilir. “Muhafazakâr baskıdan dayak yiyenin, CHP’den başka gidecek yeri yok! Anadolu’da insanların özgürlüklerini CHP koruyor.” Velhasıl, “Bizim derdimiz Kemalistler. Onlar olmasa bu memleket özgür olacak. Müslümanlar devlet baskısı altında eziliyor” genel kabulünü paramparça eden bir konuşma. Ortam gergin. Zira bu gece oradaki topluluk entelejansiyanın bu araştırmaya karşı aldığı tavrı belirleyecek. Aleyhte konuşanlardan ilki Prof. Pamuk’tu. Pamuk ‘Bu bilgiler sayısallaştırılamadığı sürece o kadar muteber değildir’ yolunda bir konuşma yaptı. Başlama vuruşu metedolojiyi hedefliyordu. Araştırma ‘derinlemesine görüşme’ yöntemiyle yapılmıştı ve ‘Sayıların olmadığı yerde bilim yoktur’ anlayışı bir hamlesini yapmıştı. Ardından Şahin Alpay mikrofonu eline aldı, bir kaç cümleyle lafa girip, şöyle dedi: “Bu araştırmada niye Kemalizm’in tutuculuğundan bahis yok? Biz o tutuculuktan çekiyoruz!” Arkasından Nazlı Ilıcak, “Başörtülülerin gördüğü baskılardan da bahsetmek lazım…” dedi… Popper dersleri Neyse ki Ayşe Buğra sözü aldı ve son derece zarif bir biçimde lafa girdi: “Şahin’ciğim biliyorsun bilim yanlışlama yöntemiyle ilerler. Karl Popper’i seninle birlikte okuduk biliyorsun. Siyah Kuğu’yu hatırla. Bu araştırma bizim bazı bilgilerimizi yanlışlamıştır. Bugüne kadar biz hep ‘Devlet Müslümanları baskı altında tutuyor. Tek baskı da budur’ söylemiyle yaşadık. Bu araştırma bunu yanlışlıyor.” Böylece kartlar yeniden karıldı. Ruşen Çakır, bu araştırmanın Fethullah Gülen’e yakın olmakla eleştirilen Açık toplum tarafından yaptırılmasına, muhafazakârlar tarafından önceki araştırmaları göklere çıkarılan Binnaz hanımın başkanlık etmesinden dem vurup, ortada bir güven problemi olamayacağını söyledi. Ve Binnaz hanım cevaplara geçti. Tonu giderek yumuşayan Binnaz Hanım, “Tabii genelleme yapamayız” demeye başlayınca Buğra ikinci turu başlattı: “Niye bu kadar özür diler tonda anlatıyorsun Binnaz’cığım? Bilim, sadece sayı saymak değildir. Ben metedoloji dersi veriyorum ve bu araştırmanın yapıldığı yöntem, bilimsel bir yöntemdir.” Bu noktada bendeniz mikrofonu aldım ve şunları söyledim: “Binnaz hanım hoşgeldiniz. Bu söylediklerinizi yazan insanlar uzun süredir bu ülkede karikatürleştiriliyor veya liberal entelektüel çevrelerden aforoz ediliyor. Siz de anti-demokrat ilân edilen gruba gelmiş oldunuz böylece. Sizin de başınıza bunlar gelecek. Ben o zaman sizin yanınızda olacağımı söylemek istiyorum. Şimdi de salondaki arkadaşlara sormak istiyorum. Bu gerçeklerle ilgili bir şey yapacak mısınız yapmayacak mısınız?” Gergin ve beni de tuhaf hissettiren bir sessizlik olduğunu itiraf etmeliyim. Sözü benim hemen ardımdan Zaman Yazarı Gülerce aldı. Binnaz hanımın cemaatin şeffaf olmadığı eleştirilerine ‘Evet, arkadaşlarla görüşeceğim. Bu bursların şeffaflığı konusunu değiştirmemiz lazım’ dedi ve ‘hareketin’ kendisi için bir ‘hayır hareketi’ olduğunu söyledi. Kuşkusuz, burada ancak çok kısa bir özetini aktarabiliyorum tartışmaların. Ancak şurası çok açık: bu araştırma sadece Fetullah Gülen cemaati ve liberal aydınlar için değil, herkes için bir test olacak. Göreceksiniz bu test iki uç arasında olacak: Ya bu araştırma sükût cinayetine kurban gidecek ya da sonuçları Türkiye’deki kimi ittifakları fena halde çatlatacak, dayatmacı muhafazakârlığın değirmenine su taşıyan liberal aydınlar dini tutuculuğa tavır alacaklar. ECE TEMELKURAN /MİLLİYET Dehşete düşüren bir araştırma 21 Aralık Pazar 2008 Arkadaşına gönder Sitene ekle Sayfayı yazdır Prof. Dr. Binnaz Toprak’ın, gazeteciler İrfan Bozan, Tan Morgül ve Nedim Şener’le birlikte 12 Anadolu kentinde yürüttüğü çalışmanın neticesinde ortaya çıkan, “Türkiye’de Farklı Olmak Din ve Muhafazakârlık Ekseninde Ötekileştirilenler” başlıklı araştırmanın tamamını okumuş biri olarak, yazıya bir tavsiye ile başlamak istiyorum: Gazetelerdeki özetiyle asla yetinmeyin; siz de tamamını okuyun! Hele İstanbul, İzmir veya Ankara’da yaşıyorsanız zaman ayırın ve mutlaka okuyun! Dehşet içinde kalacağınızı garanti edebilirim… Ne olduğunuz fark etmez, İslamcı veya laik, solcu ya da milliyetçi… Burada mesele, vicdanınız var mı yok mu, onunla ilgili. Görüşülen 401 kişinin anlatımları ve bunların değerlendirilmesinden oluşan 183 sayfalık metni okuduktan sonra Türkiye algınız değişebilir. Kendinize “Ben nerede yaşıyorum?” diye sorabilirsiniz. Hangisi gerçek Türkiye? Burası mı, orası mı? Veya her ikisi, nasıl aynı vatanın parçası olabilir? CHP ‘sığınma evleri’ Büyük şehirlerden birinde yaşıyorsanız, memleketin gidişatına yön veren çelişkilerden en çok öne çıkanının “laik-İslamcı kutuplaşması” olduğunu düşünebilirsiniz… Veya bu önermeyi sorgulama ihtiyacını bugüne kadar hiç duymamış da olabilirsiniz. Ama araştırmayı okuyunca, Anadolu’daki meselenin bir “kutuplaşma” halini çoktan aşmış olduğunu göreceksiniz. Oradaki mesele, İslami/İslamcı muhafazakârların ötekileştirdiklerine karşı yer yer şiddete varan bir baskı uygulaması, onları dışlaması ve aşağılaması… Araştırma bu pratiğin şoke edici anekdotlarıyla dolu. “Ötekileştirilenler” ise başta Aleviler olmak üzere, Kürtler, kadınlar, gençler (özellikle de üniversite öğrencileri), Romanlar, gayrimüslimler, kendisini “laik” olarak tanımlayanlar ve alkollü içki kullananlar… Binnaz Toprak, önceki akşam Bahçeşehir Üniversitesi’nde bir grup akademisyen ve gazeteciye araştırmayı tanıtırken, gittikleri Anadolu kentlerinde CHP ve Atatürkçü Düşünce Derneği lokallerinin, Kürt veya Alevi oldukları için dayak yiyen, kulağına küpe taktı diye veya renkli tişört giydi diye dövülen, aşağılanan gençler için birer “sığınma evi” işlevi gördüğüne tanık olduklarını söyledi. Büyük kentlerdeki kutuplaşmada “Kemalizmin kaleleri” olarak algılanan bu mekânların Anadolu’da “ötekileştirilenlerin sığınma evi”ne dönüşmüş olması, oradaki durumu özetliyor. ‘Mahalle’den devlet eliyle baskı “Anadolu oldum olası muhafazakârdır zaten” diyecek olanları veya muhafazakârlaşmayı siyasi etkiden bağımsız, kendi öz dinamiklerinden beslenen sosyolojik bir eğilimden ibaret sayanları yeniden düşünmeye davet eden bir çalışma bu… Çünkü araştırma, AKP iktidarı eliyle uygulanan İslamileştirmenin bütün tezahürlerini gözler önüne seriyor. Buradaki anahtar kelime “AKP kadrolaşması”. O kadar olağanüstü boyutlarda ki, artık Anadolu kentlerinde “mahalle baskısı”nı vurgulamak yetersiz kalıyor. Hikâyesi anlatılan, “mahalle”nin devlet eliyle uyguladığı bir “İslamileştirme”dir. Bu noktada AKP’yle başlayan, kadrolaşmadır; bu kadrolar tarafından uygulanan içki yasaklarıdır, devlet dairelerindeki cuma namazı baskısıdır, ramazandaki oruç baskısıdır, eğitim kurumlarındaki dinci telkin ve propagandalardır, yeni icat edilen “Kutlu Doğum Haftası”dır. Bir de tabii, Binnaz Toprak’ın “Biz onu aramadık o her yerde karşımıza çıktı” dediği Fethullah Gülen cemaatinin faaliyeti var. Bu Anadolu’yla AB imkânsız Metnin giriş bölümünde, “Araştırma sonucunda edindiğimiz izlenim, toplumda mevcut olan, farklı kimlikte olanlara karşı uygulanan baskı ve ayrımcılığın, Anadolu kentlerinde AKP tarafından atanmış kadroların icraatları ve cemaatlerin faaliyetleriyle birleşip Türkiye’nin geleceği hakkında kaygı veren bir ortam yarattığıdır” deniliyor. Bana göre en dramatik çıkarım da metnin sonunda: “Bu sınırlı çalışmada ortaya çıkan mevcut tabloyla Türkiye’nin ne Avrupa Birliği’ne üyeliğinin gerçekleşmesi, ne de özgürlükçü bir demokrasiye sahip olması mümkün gözüküyor”. Binnaz Toprak, dürüstlüğünden kuşku duymadığım bir bilim kadını. Toprak’ın Ali Çarkoğlu ile yaptığı daha önceki türban araştırması İslamcılar tarafından referans gösterilmişti. Herhalde şimdi Toprak hakkında söyleyecek sözleri olamaz. Anadolu’da hukukun üstünlüğünün, birey haklarının, azınlıklara saygının ve çoğulculuğun hiçe sayılmasında AKP’nin oynadığı rolü gözler önüne seren bu araştırmanın George Soros’un Açık Toplum Enstitüsü tarafından desteklenmiş olması, AKP için derslerle doludur. Bu araştırma bir dönüm noktasıdır. KADRİ GÜRSEL/MİLLİYET KEREM ÇALIŞKAN YAZDI 23.ARALIK Prof. Ortaylı Ermenilerden özür kampanyasına karşı çıkarak “özür devletten devlete olur” dedi. Ortaylı “Ermeni tehciri (sürgünü) olayını, Sarıkamış sonrası, cephe gerisini temizlemek için Alman Genelkurmayı’nın tavsiye ettiğini” söyledi. Prof. Ortaylı Ermenilerden özür kampanyasına karşı çıkarak ‘özür devletten devlete olur’ dedi. Ortaylı ‘Ermeni tehciri (sürgünü) olayını, Sarıkamış sonrası, cephe gerisini temizlemek için Alman Genelkurmayı’nın tavsiye ettiğini’ söyledi. Tarihçi Prof. İlber Ortaylı, bir grup yazar ve akademisyenin Ermenilerden özür dileme girişimi konusunda ‘Böyle özür olmaz, özür devletten devlete olur’ dedi. Halen müdürlük görevini sürdürdüğü Topkapı Müzesi’nde sorularımızı yanıtlayan Ortaylı, Ermeni sürgününü o sırada askeri gerekçelerle Alman Genelkurmayı’nın tavsiye ettiği görüşünü vurguladı. Ortaylı 35 yıldır bu konu gündemde olmasına rağmen, Türkiye’nin Ermenice bilen konusuna hakim Ermeni uzmanı yetiştirmemesini de ‘ağır bir ihmal’ olarak niteledi. Prof. Ortaylı bu konudaki sorularımızı şöyle yanıtladı: -Sayın Ortaylı, bir grubun Ermenilerden özür girişimi hakkında ne diyorsunuz? Ortaylı- Özür devletten devlete konuşulacak iştir. Bir takım adamların kendilerini milletin temsilcisi yerine koymaları geçerliliği olan bir işlem değildir. Ermeni devleti ile görüşülür bu işler. Diasporadaki bazı Ermenilerle, buradaki adamların yaptıkları işler kimseyi ilgilendirmiyor. Ermenistan var ortada, bunu onunla konuşacaksın. Ermenistan’la temas olursa öyle başlar bu işler. Devletler tartışır böyle işleri. Ayağa düşecek konular değil bunlar. Ayağa düşerse ne olur? Hiçbir netice alınmadığı gibi, insanlar birbirine düşman olurlar. Kutuplaşma da artar. -Peki bu özür işine girişenlerin amacı nedir sizce? Ortaylı- Onların problemleri ayrı. O beni ilgilendirmiyor. ne istiyorlar bilmem. Onların hangi tutku ile hareket ettiğini bilemem. Ama işte kalkıp da Taner Akçam’ın kitabı demesinler. Onu gerekçe göstermesinler. O kitabın bilimsel bir tarafı yok. O kitap samimi bir kitap da değil. Hiçbir şekilde güvenilemez. Tez mez diye de savunulamaz. -Peki Ermeni tarihçilerle bu konuda bir temas oldu mu? Ortaylı-Benim katıldığım herhangi bir şey olmadı. Ama bu konuda Ermenistan’la Türkiye’nin bilim çevrelerinin, establishment’in yani. Oturup karşılıklı konuşmaları, çalışmaları, tartışmaları lazım. Devamlı çalışmaları, görüşmeleri lazim. Devlet var karşında. Yani böyle özürdü, genosiddi gibi şeylerle olmaz. Bir takım adamların ortaya çıkması ile olmaz. Kim kimi tanıyor? Kim kimi temsil ediyor? Kimin adına konuşuyor? Amerika’daki kim yani? Orada 50 tane Ermeni kuruluşu var. Hangisi ne diyor? -Ermeni konusunda ‘Genosid’ tanımı için ne diyorsunuz ? Ortaylı- Genosid değil tabii. Genosid devamlılık isteyen bir süreç. Osmanlı’da böyle bir şey yok. Böyle bir kültür yok. Millet-i sadıka demiş Ermenilere. Yaşam biçimi iç içe. Almanların yaptığı ile bu iş aynı mı. Bu Almanların kendilerini temize çıkarmak için yaptıkları bir şey. Yani herkes böyle bir şey yapıyor. Bizden evvel Türkler yapmıştı, diyebilmek için çıkarılan bir şey. Yarın kalkacak, Amerikalılar yaptı diyecek, öbür gün kalkacak Ruslar yaptı Ukrayna’da diyecek. Bunu yayacak böyle. Bir sürü kitap çıkmaya başladı. Stalin’in Yahudi katliamı diye. Bir anlamda yaymak istiyorlar. ‘Endüstri devleti işçi sınıfını ezer’ gibi bir tez haline getirmek istiyorlar. Universal bir şey haline getirmek istiyorlar. -Almanların Ermeni tehcirindeki rolü ne? Ortaylı- Zaten o sırada (1. Dünya Savaşı sırasında) Genelkurmay başkanımız Almandı. Bizim Genelkurmay Başkanımız. Bronsart Paşa (Bronsart von Schellendorf). Ama Alman Genelkurmayının adamı tabii. Onlarla yazışıyor. Onlardan emir ve telkin alıyor. Buraya da telkin ediyor. Ermeni tehciri konusu da onların telkin ve tavsiyesi. Ruslar ilerlerken Ermeniler cepheyi geriden vuruyor. Onların Ermenileri sürmekte gerekçesi cephe gerisini teminat altına almak. -Bu konuda belge var mı? Ortaylı- Almanların askeri arşivlerinde bu konu mutlaka vardır. Ama ben ulaşamadım. Bonn’daki araştırmalarım sırasında ‘Armenische Frage’ (Ermeni sorunu) diye bir dosya vardı kayıtlarda. Onu istedim. Gelmedi. ‘Yerinde değil’ dediler. -Ermeni tehcirinin Sarıkamışla bağlantısı var mı? Ortaylı-Sarıkamış’ta ordu yenildi. Orada birlikleri ricat ediyor. Ruslar ilerliyor. İlerledikçe arkada Ermeniler var. Onlar yardım ediyor Rusların ilerlemesine. Almanların tavsiyesi de cephe gerisinden Ermenileri temizlemek. -Tehcire uğrayan Ermenilerin sayısı konusunda görüşünüz nedir? Ortaylı-Rakamlarla ilgili bir çalışmam yok, olmadı. Ama 1.5 milyon olmadığı çok açık. Hiçbir istatistik 1.5 milyon Ermeni göstermiyor o tarihlerde. Böyle bir rakam yok. -Siz bu konulari hiç Ermeni tarihçilerle konuştunuz mu? -Hayır konuşmadım. Tabii Türkiye gerekeni yapmamış. 35 yıldır bu dava gündemde. Ermeni tetkikleri yok. Ermenice bilen akademisyen yetiştirmiyor. Yani böyle 10,15 20 tane Ermenice bilen Ermeni uzmanın olur. Ermeni tarihini, edebiyatını kültürünü araştırırlar, yazarlar. Bunların sözü ve tezi daha çok dinlenir. Yoksa boş iştir böyle herkesin eline kalemi alıp yazması. Tabii şu da açık ki, bu tezi candan savunan insanlar oluyor, bu işten para kazanmak isteyen insanlar oluyor. Bu da var. Onun için bunun uzmanının yetiştirilmesi lazım. Aldırış etmediler. Türkler için böyle uzman muzman çok önemli değil. Ne işe yaradığını anlamıyorlar. Yani bu işi çok savunan birinin makalesine bakıyorsun. III. Nikola diye başlıyor mesela. Anladın mı? Onun tezini dinlemez kimse. (Not: III. Nikola yok!) Dil bilecek. İz bilecek. Ermeni kitlesine, kültürüne katkısı bulunacak. Öyledir bu iş yani. 35 yıldır yetiştirememişiz işte. Yine doğru dürüst kitap Esat Bey’in kitabı (Esat Uras). Sonra Esat’tan falan arınarak Kamuran’ın kitabı (Gürün). Onu da basmıyorlar. Başka da doğru dürüst bir kitap yok. -Ermeni konusunun arkasından tazminat ve toprak talebi de gelir mi? Ortaylı- Gelir. Gün gelir tazminat da talep eder. Şimdi etmeyeceğim diyor. Sonra eder. Yani genosidi kabul ettirdikçe, onu da eder ilerde. Günün birinde yeri gelince! -Bu Ermeni konusuna daha geniş tarihi açıdan bakınca nasıl görüyorsunuz? Ortaylı- 19. yüzyılda milliyetçilik çıkıyor. Yunan ayaklanmasından sonra Ermeniler de istiyor. Öyle bir hayal onlara da geliyor. Ha hepsi istiyor mu? Hayır. Haşa. Ama o isteyen azınlık kuvvetleniyor, harekete geçiyor. Adam öldürüyor, etnik temizlik yapıyor. Berlin Kongresi’ne( 1878) heyet yolluyor. Islahat tedbirleri ile birlikte böyle kışkırtmalar, kavgalar başlıyor. Ermeniler o bölgede Kürtlere, Çerkeslere karşı da çeşitli hareketlere girişiyorlar. Nihayet 1914 yılında İstanbul’da Yeniköy Anlaşması yapılıyor. Büyük devletlerle Osmanlı arasında. Ermeni ıslahatı için. Bir nevi muhtariyet demektir o. Doğudaki 6 vilayete mali, kültürel muhtariyet veriliyor. Ermenilerin ağırlıkta olduğu yerler. Vali de Norveçli olacak. Tarafsız olacak diye öyle isteniyor. Harp çıktı. Harp çıkmasa o sene gidiyordu bu iş. Berlin Kongresi’nden beri (1878) Makedonya muhtariyeti ile Ermeni muhtariyeti sürekli gündemdeydi. -Bir de Hamidiye alayları meselesi var Ortaylı- Kürtler Ermeniler o bölgede birbirlerini kesiyorlar. Hamidiye alayları bir nevi meşruiyet. Kürtleri kontrol etmek için. Abdülhamit Ermenileri de kontrol ediyor. Kürtleri kontrol etmek için de böyle bir mekanizma çıkarıyor. Hamidiye alayları ile de katliam artmış değil. Ortalık düzene giriyor. Ortaya çıkan o yani. Emir dinleyen bir alay ortaya çıkıyor., Yoksa başıboş tamamen. Kürtler bir yerde intikam alıyor. Orada başladı ya Ermenistan’da etnik temizlik Berlin Kongresi’nden sonra. Ermeni ayaklanmaları arttı. Kürtler Ermenilerin taleplerine muhatap oluyorlar o yıllarda. Tabii reaksiyonları da sert oluyor. -Ermeni tehciri bu tabloda nereye oturuyor? Ortaylı- Bu imparatorluk parçalanıyor. O parçalanmalar sırasında ayaklanmalar oluyor. Ayaklanmalara en başta tahammül ediliyor. Zaten o sırada çok dış kontrol altındasın. Ama harbe girdiğin zaman iş değişiyor. İşte orada Bronsart Paşa bile ‘Bunları sürün buradan’ diye tavsiyede bulunuyor. Genelkurmayı Almanların. Yoksa her cami çıkışı adam öldürüyor Ermeniler. Kavga çıkarıyorlar. Dolu Yıldız arşivleri. Yani adam ayaklanma ve iç harp halinde artık. Ermenistan istiyor. Bu davaya inanmayan Ermeniyi de temizliyor kendisi. Bir de öyle bir şey de var. Dışardan gelen komitacı da çok. Hınçaklar, Taşnaklar. Basıyor, bomba atıyor. Ama harp çıkınca işler değişiyor. Ben sana gösteririm haline geliyor. Ermeni tehciri karşılıklı kanlı, hazin olaylarla dolu. Buna karşı Ermeni sürgünü sırasında komşusunu, Ermenileri çok koruyan da var. Saklayan var, koruyan var, evlenen var. Çok var böyle. Bugün artık Ermenistan devleti var. Bu işler devletler arasında yürütülür, orada görüşülür. Aklı selimle görüşülür. ERMENİ NEFRETİ BU YIL ŞARKI SÖZÜ OLARAK EUROVİZYONDA ORTAYA ÇIKACAK……..ÖZÜR DİLEYENLER ALKIŞLASIN! ABD halkı biliyor bizim özürcüle bilmiyor!!!! ABD’den Ermeni iddialarına anket tokadı MSNBC Televizyonu’nun, yaptığı ankete katılanların yüzde 76′sı 1915 olaylarının soykırım olarak tanınmasına karşı çıktı. Amerika Birleşik Devletleri’nde yayın yapan MSNBC Televizyonu, 1915 olaylarına ilişkin Ermeni iddialarıyla ilgili tartışmalar konusunda anket yapıyor. Şu ana kadar ankete katılan 2 milyon 500 bin kişinin yüzde 76′sı, 1915 olaylarının soykırım olarak tanınmasına karşı çıktı. Televizyonun internetteki web sayfasında yer alan ankette, katılımcılara, “Amerika Birleşik Devletleri, Birinci Dünya Savaşı sırasında yaşanan olayları resmen soykırım olarak tanımalı mı?” sorusu yöneltiliyor. Katılanların yüzde 76′sı, Amerika Birleşik Devletleri’nin çok önemli bir müttefiki olan Türkiye’nin küstürülmemesi gerektiğini vurgulayarak “Hayır” cevabı verdi. Ankete, MSNBC Televizyonu’nun www.msnbc.msn.com/id/21253084/ internet adresinden ulaşılarak oy kullanılabiliyor. —————————– *24 NİSAN 1915 * Osmanlı hükümeti, Ermenilerin çıkardığı isyan ve yaptığı katliamlar karşısında, Ermeni Patriği, Ermeni milletvekilleri ve Ermeni halkının ileri gelenlerine *”Ermenilerin Müslümanları arkadan vurmaya ve katletmeye devam etmeleri halinde gerekli önlemleri alacağını”* bildirmiştir. Ancak, olayların durmak yerine giderek yoğunlaşması, savunmasız kalan Türk kadın ve çocuklarına yönelik saldırıların artması ve ordunun bir çok cephede savaş halinde bulunması nedeniyle cephe gerisinin emniyete alınması ihtiyacı doğmuştur. Bu nedenle, 24 Nisan 1915 tarihinde Ermeni Komiteleri kapatılarak, yöneticilerinden 2345 kişi devlet aleyhine faaliyette bulunmak suçundan tutuklanmıştır. Tutuklular Ankara ve Çankırı hapishanelerine yollanmıştır. Dışarıdaki Ermenilerin her yıl *”Ermeni soykırımının yıldönümü”* diye andıkları 24 Nisan, işte bu 2345 komitecinin tutuklandığı tarihtir ve yer değiştirme uygulamasıyla hiç bir şekilde ilgili değildir. Osmanlı hükümetinin bu kararı üzerine harekete geçen Eçmiyazin Katogikosu Kevork, ABD Cumhurbaşkanı’na şu telgrafı göndermiştir: *”Sayın Başkan, Türk Ermenistanı’ndan aldığımız son haberlere göre, orada katliam başlamış ve organize bir terör, Ermeni halkının mevcudiyetini tehlikeye sokmuştur. Bu nazik anda Ekselanslarının ve büyük Amerikan Milletinin asil hislerine hitap ediyor, insaniyet ve Hıristiyanlık inancı adına, büyük Cumhuriyetinizin diplomatik temsilcilikleri vasıtasıyla derhal müdahale ederek, Türk fanatizminin şiddetine terkedilmiş Türkiye’deki halkımın korunmasını rica ediyorum.* *Kevork,* *Başpiskopos ve bütün Ermenilerin Katogikosu(1).”* Başpiskopos Kevork’un telgrafını, Rusya’nın Washington Büyükelçisi’nin ABD’deki temasları izledi. Bütün olup biten, yasadışı Ermeni komitelerinin kapatılması ve elebaşlarının tutuklanmasıdır. Fakat Ermeniler olayı bir “katliam” gibi göstermeye, ABD ile Rusya’yı kendi saflarına çekmeye çalışmışlardır. *DİPNOTLAR* *1) Gürün, Kamuran, Ermeni Dosyası,* *TTK Basımevi, Ankara 1983, s. 210*

Sayfa 1 / 11