Kasım, 2008

12.kasım.08

Kasım 28 2008Yorum Yok Kategori: Basında

Habertürk’te saat 18.00′de Söz Sende Programında

Balçiçek soruyor siz cevap veriyorsunuz. neden DP başkanlığı? Bu konuda en güzel programlardan birini yaptık. ben kadını siyasette destekliyorum diyen bir çok medya elemanı destek vermezken Balçiçek Pamir gerçek bir gazeteci desteği vererek örnek oldu. teşekkürler Balçiçek…..Darısı dediği ile yaptığı birbirini tutmayanların başına!…

Sahipsiz ülkem!

Kasım 28 2008Yorum Yok Kategori: Güncel

Adalet beklenen bir rüya Türkiye’de. İsyan eden insanları dinlemekten 20 yıldır yoruldum. Adalet neden yok? Vergide adaletsizlik, iş ararken adaletsizlik ve her yerde adaletsizlik… devlet hukuk ve kurallara aldırmazsa vatandaş hiç aldırmaz.Ortaya çeteler ve eşkiyalar çıkar. İşte!İstanbul’un ortasında polis kılığına girenler kadın kaçırıyor.Kimse polisi aramayı bile akıl etmiyor!

kimse polis böyle bir terör estiremez demiyor.Bugün(2Aralık)Hürriyet manşeti İstanbul’un ne kadar sahipsiz olduğunu gösteriyor. Kurallara uymayı hiç öğrenmemiş,kaba kuvvat ve eşkiyalığı tek yöntem bilen sürüyle insan yaşıyor.Üçüncü sayfa haberleri artık manşette! KAçıırlan gece klübünde çalışınca vatandaş değil mi? KAçırılan genç kızlar ne peki? KAsklı operacı küçük kızlara tecavüz edip babası tarafındna korunmadı mı emniyette? Hukuk devleti ne demek? İç işleri Bakanı ne yapar?Sormaya devam edin…. DEVLET DAİRELERİ KURALSIZLIK YUVASI MI? Hükümet salma vergi için tapu dairelerini vesile yapmakta ,nasıl mı? “ben küçük kızıma dairemi bağış yaptım.Hiç dikkat etmek aklıma gelmedi ama bu bağış işlemi yapılırken tapudaki memur dairenin değerini yarıya indirerek yazmış. Bir satış olmayan bu işlemde neden memur böyle yapmış hiç bir fikrim yok. Çünkü talep yok. Ona gösterilen tapudaki değeri yazmalıydı.neden yazmadı bilmiyorum. Şimdi kapı çalınıyor ve postacı “vergi borcu var” diye dayanıyor. Kimin? Bağış yaptığım küçük kızımın. Neden? İşte sizi anca devlet buldu.ceza kesildi ve beş yıl içinde ceza faiziyle katlandı. Ödeyeceksiniz.İsyan ederek avukata gittim. Avukatın cevabı:”Devlet her zaman haklıdır.Onu mahkemeye vermenizi tavsiye etmem kazanamazsınız.”Ağzım açık onu dinledim.BAşka yetkiliye gittim:”Biz bilmeyiz,ödeyeceksiniz” dedi. Başka yetkili daha korkunç bir cevap verdi: “ne yani!Adam öldüren de ben bilmiyorudm diyor.Ceza almıyor mu?” Bu şahane mantık yürütme karşısında katil olmamak mümkün değil anladığıma göre. Şimdi hiç yok yere ben ceza ödemek zorundayım.Bu adalet mi? Ben vatandaş mıyım?Burası demokrasi mi? Hukuk diye bir devletten söz ediliyor mu etrafta?ben görmedim de….” Hükümet Ankara’da kapı kapı dolaşarak ev sizin mi değil mi soruşturuyor. Doğru dürüst değerini yazdırdınız mı araştırıyor. Yazdılı değilse ceza kesiyor. Bugüne kadar aklı neredeydi? Şimdi mi vergi kaçıırlması aklına geldi? vergi kaçıran kaçırana….. Neden hükümet kömür ithalatındaki rüşvet ve vergi kaçırma işine bakmıyor acaba? Bilen var mı? Yoksa kömür işine bakanların hepsi devlet ve hükümetle ilişkili adamlar mı? Yapma yaaaa….. Adalet hangi Cumhuriyette? Adaletsiz pari hangisi? Adaletsiz demokrasiye ne denir? BAna bunu yazan okura çok teşekkür ediyorum.Ama çok bilmek sağlığa zararlı diyorum. Öde kardeşim….. Öde ve unut Türk dmeokrasi klasiğidir. BAk, partilerin gerçeği de ayni noktada birleşiyor. Adaletisteyen insanlara sadece adı Adalet olan bir parti oyalama bir rüya sunuyor. Bakın,DP kongresinde ve öncesinde neler yaşandı. İlgili herkes seyirciydi. YAni suça iştirak seyircilik ve yataklık anlamına gelir. Ant demokratik ve yasaya aykırı uygulamalara seyirci kalmak adalet mi? Ülkeyi sahiplenmek mi? Yoooooooooooo….. nevval sevindi ************************************************* sevgili ablacığım 5 yıl önce yazmış olduğum mektup turkuaz ekinde yayımlandı ayrıca web sayfasınızda da halen yayımlanıyor..değişen hiç bir şey yok ufukta ne bir bilinçli idareci,nebirumut ışık ,istanbul halkının can ve mal güvenliği adına hiç bir şey yok.. metrobüs yapıldı ..ancak giriş ve cıkışları yapılmadığı için itfaiye o güzergahı kullanamıyor..2 yada 3 trilyona dev gibi hiçbir sokaga bırakın caddeye giremicek araclar alındı aldıkları araclar garanti süreleri bir ayı doldurmadan yüzlerce kez arızalandı.yazık hepimizin vergileriyle alındı oysaki bu araclar ve itfaiyecilikten anlamayan insanlar bile bunların beş para etmediğini söylüyor igdaşta güvenlik müdürlüğü yapan bir zatı muhtarem itfaiye avrupa yakası müdürü oldu.adamla oturup sohbet edemiyorsunuz çünkü 3 yıldır aramızda ve hayatında hiç yangın görmemiş duman solumamış bir adam..900ytl ye teşeron itfaiyeci aldılar 2 bin kadar.. bu cocuklar arslan gibi mücadele ediyor yangınlarda cocuklara 50ytl lik zammı çok gördüler hiç bir sosyal hakları yok tazminat almasınlar diye her yıl sonu işten çıkartılıyorlar..bu genc arkadaslar sendikaya üye oldular işten çıkartılmakla tehdit edildiler küfür ve azar işittiler sırf anayasal haklarını kullanmak istediklerinden dolayı..itfaiyede istanbulda 5 yıldır değişen hiç birşey yok..bir an evvel orman ve deniz itfaiyelerinin birleştirilmesi ve iç işlerine bağlı emniyet jandarma gibi itfaiye ve sivil savunma genel müdürlüğü adı altında birim kurulması gerekiyor orman yangınları 1 ay sürüyor ve uçaklarımız malesef kiralık yüzbinlerce makam arabaları var mecliste ancak bir tane bile bize ait yangın söndürme uçağı yada helikopterimiz yok. kadir topbaş beyden uygun taksitle daire istedik tüm istanbul itfaiyecilerini ortak bir sitede toplayalım olası bir depremde itfaiyecilerin çoğu çürük binalarda oturuyor dedik.kimse kusura bakmasın ben istanbulun bir yerini çeviripte alın itfaiyeciler oturun demem dedioysaki biz parasını taksitle ödemek istediğimizi söylemiştik…izmit büyükşehir bld başkanı 99 depreminde günlerce itfaiyeci aramış başa gelmeden bilinmez kadir bey şaban dişli ye arsa vermesini biliyor ama. sevgili ablacım değişen birşey yok bir idarecenin yönettiği birimin halkına gösterdiği değeri nerden anlarsınız biliyormusunuz?bölgedeki itfai arabası ve itfaiyecinin üstü ve başından ..türkiyede itfaiyeci vardır ANCAK İTFAİYE DİYE BİR TEŞKİLAT YOKTUR. değişen birşey yok sevgili nevval abla 5 yıl sonra size yazdım eğer bi 5yıl sonra birşey değişirse belki yazarım saygı ve sevgilerimle offfff offfffff aldanma cahilin kuru lafına..kültürsüz insanın külü yalandır…hükmetse dünyanın her tarafına…arzusu hedefi yolu yalandır.
Gönderim Zamanı: 07-12-2008 17:13:20
İşte, yetkili etkisizlerin durumu….. ************************************** Sahipsizlik kendi hayatımızın da dışa vurumu UMUR TALU yazdı: Biz ne isek hayat da ona döndü Memleket evlatlarını bol buldu ya… Bakmayın “terör kayıpları” için acılara boğulmaya… Onun dışında da, beşer, onar öldürüveriyor, ölümlerden ölüm beğendiriyor, bir nevi intiharlara, ihmal katliamlarına sürüklüyor. Medeniyetin tek dişi de… Hukuksuzluğun, haksızlığın, arsızlığın, yolsuzluğun, yüzsüzlüğün, ihmalin, umursamazlığın, boşvermişliğin tüm azı dişleri de her an her yerde geçip parçalamaya hazır. Burada her araç, her imkân, her çare aynı zamanda birer seri katile dönüşmeye hazırdır. Taşıt aracı, aynı zamanda toplu ölüm aracıdır. Binalar barındırmak, okutmak için olduğu kadar, yıkılmak, enkazında çocukları yutmak içindir. Atölyeler üretim içindir ama pekala zehirlemek, alev alev işçileri boğmak, yakmak, kül etmek içindir. Tersanelerde gemiler yapılır, yolcular, yükler taşınsın diyedir, gemilere filikalar takılır, kurtarmak içindir; ne var ki o gün sık sık gelir, öldürmek, sulara gömmek, çarpmak, ezmek içindir. Minicik çocuklar süt elleriyle koyunları sağsınlar diye çiftliklere taşınır, üç kuruş içindir; lakin kamyon kasasından topluca derelerde boğmak içindir. Doğalgaz bir de ne içindir çocuklar; bildiniz işte, bir evde bin bir ihmal zincirine dolanıp boğulmak içindir. Daha geçen Samsun’da toplu halde üniversitelileri toplu halde… Şimdi Ankara’da üniversiteleri toplu halde… Yarın, kendiniz, evladınız, bir yakınınız, bir yanınız, bir canınız. Galiba şu da mı oluyor ne? Birbirine çok tuzak kuran, çok fesatla dolan, sinsi, birbirine karşı hoyrat, hayata, akla, vicdana karşı saygısız bir toplumda… Doğa da… Doğalgaz da… Bina da, yol da, araç da, işyeri de, okul da… Fesatla, hinlikle, hainlikle doluyor. Sonra bir gün ya zehir zehir bir haneye sızıyor… Ya bir yolda birbirine çarpıyor. Biz ne isek, hayat da öyle bir şey oluyor. Hayattan ziyade, ölüm ölüm kokuyor. Ve kokuyu kimse duymuyor, kapıyı kimse kırmıyor, bir toplum onca duyarsızlıkta derin uykularda uyurken evlatlarını kaptırıveriyor. Yayın tarihi: 2 Ocak 2009, Cuma Web adresi: http://www.sabah.com.tr/2009/01/02//haber,FC244955C67340E3B318108668928BBF.html Tüm hakları saklıdır. Copyright © 2003-2009, TURKUVAZ GAZETE DERGİ BASIM A.Ş. Sadaka toplumu “Veren el alan elden üstündür.” Hangi toplum şuurlu olarak sadaka alacak duruma düşmekten memnun olabilir? Sadaka almaya başlamak; sonun başlangıcıdır. Yer üstü , yer altı ve insan kaynaklarını verimli kullanamayan toplumlar çökmeye mahkumdur! Üretim faktörleri; toprak, emek, sermaye. Pratikte sermaye toprak ve emeği satın alır. Sermaye birikimi olmayan toplumlar toprağını ve emeğini de kullanamıyor. Bu nedenle sermaye için borçlanmak zorunda kalıyor. Bu şekilde ürettiği değerin büyük bir bölümünü (bazen fazlasını) borç ve faiz ödemelerine harcıyor. Sermaye açığı her dönem katlanarak büyüyor. Madenlerini ve stratejik değerlerini satmak veya kiralamak mecburiyeti hasıl oluyor! Toplum, bireylerinin hayati ihtiyaçlarını karşılamakta yetersiz kalıyor ve sadaka devreye giriyor! İşte sonun başlangıcı… Dünya üzerinde özgür olmayan toplumların tarihini araştırmalı. Bu duruma nasıl gelmişler? Bazı Afrika toplumları sadaka ile hayatını gayet güzel sürdürüyor diyebilir misiniz? “Sözün değeri kısalığında” diyor ve kesiyorum. Saygılar. Ahmet Bektaş Hürriyette Yılmaz Özdil yazdı ne kadar sahipsiz bu ülke!!!okuyun ltf Uçak filan… Ben henüz radyonun bile nasıl çalıştığını anlamış değilim, o nedenle, nasıl uçtuğunu kavrayamadığım uçağın neden düştüğünü de anlatamam… Ama şunu görüyoruz. 27Şubat09 *

Bu başlık bile yeter!

Kasım 28 2008Yorum Yok Kategori: Güncel

“Saygı” öğretilebiliyor, “kibarlık” ise öğretilemiyor” Çetin Altan

Belki de “hödüklük, angutluk ve kabalığı”, “disiplinli bir saygı” öğretisiyle eritmeye çalışmak ve “kibarlığın” ne olduğunu bir türlü algılayamamaktı. * * * “Saygı” sadece aşağıdan yukarı doğru olur, yukarıdan aşağıya doğru olmaz. Öğretmen sınıfa girince, öğrenciler ayağa kalkar; öğrenciler sınıfa girince, öğretmen ayağa kalkmaz. Kışlada alt rütbeliler, üst rütbelilerin karşısında hazır ol’a geçerler; üst rütbeliler, alt rütbelilerin karşısında hazır ol’a geçmez. * * * “Kibarlık” ise, özümsenmiş ve ağırlık vermeyen bir saygının, ikiz aynalar gibi karşılıklı yansıması ve bir “zarafet ve incelik” yaratması… * * * “Kabalık” ve “angutluk” üstüne de bir anket yapılsa ve sorulsaydı: 1- Kalabalık bir taşıt aracından inerken, size kolaylık gösteren kişilere “mersi” demeden, çıkıp gidiyor musunuz? * * * 2- Lokantada garsonları, tabağın kıyısına çatal vurarak mı çağırıyorsunuz? * * * 3- Birçok bozukluğun, 3-5 kişiyi sallandırınca düzeleceğine inanıyor musunuz? * * * 4- Etli şaraplı, kadınlı kahkahalı masalardaki erkekleri boynuzlu, kadınları da orospu olarak mı görüyor musunuz? * * * 5- Erkek erkeğe kahvelerinde, kimlere nasıl dayak attığınızı anlatmaktan hoşlanıyor musunuz? * * * 6- Şayet ülkeyi siz yönetseniz, vereceğiniz emirlere herkes uyduğu zaman, her şeyin bir anda güllük gülistanlık olacağına mı inanıyorsunuz? * * * 7- Bir devenin en iyi nasıl kesileceğine aklınızın takıldığı olur mu? * * * 8- Hiç ilgilenmediğiniz konularda yapılan açıklamaları, anlıyormuş gibi yapmak ve kafa sallamak âdetiniz var mı? * * * 9- Kişiliğinizi hep sert durarak mı belirtmek istiyorsunuz? * * * 10- Gözünüzün kestiklerine korkutucu, gözünüzün kesmediklerine de yumuşak ve itaakâr görünme yöntemiyle mi yaşıyorsunuz? * * * 11- Bir kimya bilgini, yahut bir kanser araştırıcısı olmaktansa; belediye meclisinde üye olmak size daha çekici mi geliyor? * * * 12- Kalabalık bir mekanda, omuzunuzun çarptığı birinden özür diliyor musunuz? * * * Türkiye’de, aile içi şiddetin de yoğun olduğu anlaşılıyor haberlerden. Birbiriyle sevişerek evlenmişlerle; ailelerin yakıştırması ve uygun görmesiyle gerçekleştirilmiş evlilikler üstüne de bir inceleme pek yapılmış değil. * * * Karı-koca arasında zaman zaman gereken içten bir “teşekkür”le, içten bir “özür dileme” de, galiba pek yok gibi. * * * Otoriter olmakla, kibar olmak arasında birincisi yeğlenmekte ve gülüşerek konuşan gençler dahi, eleştiri konusu olmakta… * * * Falih Rıfkı, hafife alınmamak için, herkese kibar davranmamak gerektiği kanısındaydı. İsmet Paşa da, sigarasını düşürdüğünde, hemen eğilip yerden alana: – Minnettarım, derdi. Kendisine görünmek isteyenleri de, bazen inadına görmezlikten gelirdi. * * * Çalkantılı bir dönemden geçeceğe benzeyen 2 kuşağın torunları, kim bilir nasıl olacak? Ve onlar da sabahları erken kalktıklarında, kim bilir kendilerine neler zor gelecek? Şeytanın gör dediği c.altan@bnet.net.tr

Türkiye’nin özgüvene ihtiyacı var

Kasım 27 2008Yorum Yok Kategori: Güncel

Önce “birey” olma ihtiyacındayız. Bizim “birey” olarak ihtiyacımız da özgüven. Sonra yarım kalmış “vatandaşlık” haklarımızı talep etmeliyiz. Adalete ihtiyacımız var. Adalet istiyoruz. Rüşvet vermedi diye işi yapılmayan, işe dayısı olmadığı için alınmayanın ihtiyacı adalettir. Birey ve vatandaş olarak hakkımı istiyorum. Verilmediği için isyan ediyorum. Ben Amerika’dan daha eski bir kültür ve medeniyetim. Ama yazar bana orada adalet,ahlak ve yaratıcılık var diyor:

Hak, özgürlük ve gelenek Amerikan Devrimi bizde hiç bilinmez. Oysa Fransız Devrimi’nden öncedir ve İngiliz geleneğinden türemiştir. Dünyada bireysel hak ve özgürlük kavramıyla toplumsal dayanışmayı bu derecede kaynaştıran bildiğim başka bir model yok. Bu nedenle de Amerika’ya gelen herkes dinin toplum üstünde bu derecede etkili olduğu başka bir toplumla karşılaşmamanın hayretini yaşar. Ama aynı hayreti ‘sekülarizm’ dediğimiz ‘şeyin’ hayatın içine bu kadar somut biçimde sızdığını gördüğünde de duyumsar. Nedeni besbelli: bana karışmadan kim ne isterse onu yapsın!… Bu anlayışın getirdiği bir tek sonuç var: Özgürlük. Amerika insanın özgürlüğü her düzeyde iliklerine kadar hissettiği bir toplum. O kadar sorunlu bir geçmişten gelmelerine karşın yaşadıkları sıkıntıların hepsini özgürlükle aşmayı başarmışlar. Bu Amerikan politikası yanlış yapmaz demek değil. Tersine, Amerikan politikasının son elli yılı dünya politikasındaki hâkimiyetini bir ‘yanlışlıklar komedyası’na borçlu. Bir çocuğun herhangi bir şeyi denemesi, bıkınca onu kırıp bir kenara itmesine benziyor bu politika. Ama bütün yanlışlarından da Amerika şu ‘ortak akıl’ dediğimiz şeyi üreterek çıkıyor. Özgürlüğün hırçın çocuğu: Yaratıcılık Ortak akılı üretmek ise özgürlüğün bir sonucu. İnsanın özgürce düşünüp, düşündüğünü açıklamasıyla ilgili. Ama bir boyut daha var: toplumun yeni/likçi düşünceye açık olması. Aykırı, garip, sıra dışı öneriyi dikkate alıp düşünecek bir özgüven ve alışkanlığa sahip olması insanların da sistemin de… Öyle olmasına öyle de ona bir boyut daha ekleyeyim: Yaratıcılık. İşte o özgüven, o yeni fikre açık olmak tamamen yaratıcılıkla ilgili bir şey. İnsanın yenilikten korkmaması en az yeniliğin kendisi kadar yaratıcı bir şeydir. Yaratıcı olduğunuz için yeniliğe açıksınızdır. Amerikan toplumsal kültüründe bu son haddine varmış durumda. O nedenle de kendilerini ‘icatçı (innovative) toplum’ diye nitelendiriyorlar ki, doğru söze ne denir? Yeniden kurmak Amerika’yı İşte o yaratıcılık Obama’nın son konuşmasında bir kez daha ortaya çıktı: Mevcut ve 20. yüzyılın modern Amerika’sını tepeden tırnağa yıkıp bugünün çağına uygun yeni bir Amerika kurmaktan söz ediyor Obama. Düşünün, dünyanın yaşadığı şu uygarlık, daha iyi, daha yaratıcı, daha ekobiyolojik bir uygarlıkla değiştirilmek üzere yıkılıyor artık. Geçiş dönemi sorunu da şimdi o tezgâhtan geçecek ve mutlaka ‘optimal’ bir sonuca ulaşacak. Trenle, arabayla insan Walt Whitman’ın, Ansel Adams’ın, Faulkner’ın Amerika’sının derinliğine daldığı her defasında, onun ovaları, gölleri, nehirleri ve dağlarıyla ne kadar büyük olduğunu görüp şaşıyorsa insanın o doğaya vurduğu gemin ihtişamına da o kadar şaşıyor. Bu yaratıcılığın ve özgürlüğün bir sonucudur. O yüzden ‘topal ördek’ sorununu da aşarlar bir süre sonra, tartışarak, tartarak. Siyasal Amerika ne kadar yanlışsa insan, toplum ve kültür Amerika’sı o kadar etkileyici. Hasan Bülent KAhraman Yayın tarihi: 26 Kasım 2008, Çarşamba Web adresi: http://www.sabah.com.tr/2008/11/26//haber,58E74637A1DB485BBE3919D091DCB5A7.html

Brüksel’de AB projesi

Kasım 26 2008Yorum Yok Kategori: Güncel

Brüksel’de “Geçiş Toplumlarında Kadın” projesindeydim.

Brüksel’de bir AB projesi çerçevesinde Belçikalı,İranlı,Faslı ve Türk kadınlar bir araya geldik.Belçika parlamentosu’nda yaptığımız toplantıya medya da katıldı.İki bölümde medyanın sorularına da cevap verdik.Dört ülkeden Belçika ve Türkiye’nin daha ortak sorunları olduğu açıktı. İran ve Faslı kadınlar hukuk mücadelesi veriyor, şerii hukuka karşı medeni haklar elde etmeye çalışıyorlar. İranlı bir kadın avukat hapse giren kadınların haklarını koruduğu için barodan atıldığını anlattı.Genç İranlı bir film oyuncusu başı açık rol aldığı için hapiste. Faslı kadınlar ülkelerinde dört kadın alınmasını engelleyemiyor,ancak ilk kadının rızasıyla ikinci alınsın mücadelesi veriyorlar. Faslı kadınlardan küçük kasabalarda yerel siyasetçi olanlar mücadelelerini anlattılar.Hatemi’nin partisinden gelen kadınlar da partinin kadınlar için yaptığı mücadeleyi ve eğitim programlarını aktardılar.Belçikalı bir avukat kadın 20 yıl önce kimsenin “gender” meselesini kabul etmediğini,bugün tüm partilerin kadın ayrımcılığını kabul ettiğini ve buna karşı çalışılması gerektiğine inandıklarını söyledi.Kotalarla başarı sağladıklarını da ekledi. Türk kadınları Belçikalı kadınlar 15 yıl önce Atatürk reformlarıyla seçme ve seçilme hakkına kavuşmuş bir ülke. Belçika’da kadın ayrımcılığı, eşit işe eşit ücret alamama gibi sorunlar ne kadar varsa bizde de var.Kadına dönük şiddet maalesef, her yerde yaygın.Avrupa genelinde kadınlar erkeklerden %25 daha düşük ücret alıyorlar. Türkiye’de ve Belçika’da yasalarda çok pratik hayattaki uygulamalar konusunda sorunlar yaşanıyor.Göçmen kadınlar ise iki kez daha fazla eziliyorlar.Göçmen kadınlar ve kadın hakları ancak Yeşiller ve Sosyalist partide yer buluyor rahatça. Şiddetle ve zihniyetle mücadele etmek için ulusal bir kampanya başlatmak gerekir. Her türlü ayrımcılığa karşı bir kampanya. Hem devlet kurumlarında,hem özel kurumlarda eğitim kampanyası yapılmasını öneriyorum.Seminerler, konferanslar ve pratik uygulamalarla yapılacak projelerde kadına dönük ayrımcı zihniyeti kırmak zorundayız. Yoksa şiddetle de başa çıkmak çok zor. En eğitimli erkek bile “hakaret” yoluyla şiddet uygulamakta ve bunu şiddetten saymamaktadır. Belçikalı gazeteci bana sordu:”Bu ciddi kadın sorunlarıyla nasıl AB’ye gireceksiniz?Gireceğinize inanıyor musunuz?” ben de cevap verdim: “bizim Belçika’dan çok farklı sorunlarımız yok. Yasal haklarla ilgili değil,sizin gibi zihniyetle ilgili sorunlarımız var.” AB’ye girdiğinde İtalya’da,G.İspanya’da veya Portekiz’de ya da Yunanistan’da durum nasıldı? Kim biliyor? Güllük güneşlik bir ülke yok! O sadece reklamlar saati…. Dört ülkenin arasında network(ağ)oluşturma çabası projenin bir parçası ve çok olumlu. Politik kadının imajı ve beklentilerle ilgili yapılan bir atölye çalışmasında tamamen kadın katılımcılara rağmen imajın olumsuz olduğu ortaya çıktı. Kadın politikacıların erkekleşerek kadın sorunlarındna uzaklaştığı kaygısı ve yargısı egemen.Parti içinde kadınların erkeklerden çok kadınlarla yarışması ve onlara çelme takması yaygın bir davranış biçimi! Herkes önce kendi partisini iyileştirsin! dendi.Yani kendi kapının önünü temizle sonra gel durumu….. Şikayetlerden ortaya çıkan;”kukla kadın politikacı”yaygın bir algı. Öyle olmayanlar da ,benim gibi, destek bulmakta zorlanıyor.Bu çok doğrucu iş yapılmaz hale geliyor. Belçika’da STK’lar pek bağımsız değil.Beklenti bağımsız olabilmeleri. Yani bize AB projesi için hep STK isteniyor ya, aslında orada da STK’lar devletle içiçe proje yapıyor. Türkiye’de STK’lar daha bağımsız duruyor. BAğımlı olanlar zaten para sorunu olmayanlar! Belçika’da politik örgütlenmede “büyük kentler politikası”" diye ayrılmış bir bölüm var.BAkanlık düzeyinde olması başıboş kentleşme ve sorunlarının engellenmesi için hayati bence. Türkiye’de çok acil ihtiyaç “büyük kentlere politika” ve bunların alt birimlerinin oluşturulması. Yoks ayerele bırakılan iler suistimale açık. yerele vizyon oluşturacak merkezi bir politika ihtiyacı var. Büyük kentlerden sorumlu kadın BAkan geldi toplantımıza. Ne korumalar var,ne arabalar….Hiç bir şey olanlar bizde “bakan” havasında orada BAkan özgüveni olan,yetişkin ve eğitimli bir insan havasında. Aramızdaki büyük var burada elbette. Siyasette kadının yeri tartışıldı Ender DURUEL / BRÜKSEL | 29.11.2008 11:15:42 Yorumlar Print Brüksel’de “Siyasette Kadının Yeri” konulu konferansa katılan kadın siyasetçiler, Avrupa’da ve Türkiye’de kadın siyasetçilerin sorunlarının aynı olduğunu belirttiler. Brüksel’de İspat, Sıma ve Avrupa Akademisyenler Derneği tarafından Ispat Derneği salonunda “Siyasette Kadının Yeri” konulu bir konferans yapıldı. Konferansa konuşmacı olarak CHP eski milletvekili Gülsüm Bilgehan, AK Parti MKYK üyesi ve kadın kolları sorumlusu M. Helün Fırat, gazeteci-yazar Nevval Sevindi ile Saint Josse Belediye Başkan Yardımcısı Nezahat Namlı ve meclis üyesi Havva Ardıç katıldı. Kadın siyasetçiler, politikada kadın olmanın zorluğuna işaret ederek, tüm partilerde kadın siyasetçilere yönelik haksızlıklar olduğunu söylediler. Bilgehan ise ayrımcılığın farklı siyasi partilerle bir ilgisinin olmadığına işaret ederek, “Cumhuriyet’in bazı temel ilkelerinin bu günün şartlarına uyarak devam etmesi gerekiyor. Sadece benim değil hepimizin aynı misyonu var. Bence, özellikle kadınların haklarına sahip çıkmaları gerekiyor. Fikir açısından mücadele devam edecek” dedi. Fırat, kadın siyasetçilerin erkek siyasetçilere göre daha çok çalışması gerektiğini söyledi. “Kadınlarımızın bir eğitim sorunu var. Bu sorun aşıldığında kadın siyasetçiler başarıyı daha kolay yakalayacaklardır” diye konuştu. Türk kadınları olarak bir Belçikalı, bir Norveçli, bir Alman kadından farklı sorunları olmadığını kaydeden Nevval Sevindi, “Türkiye’de ne olup bittiğini burada herkes bilmiyor. Bizim burada kendimizi anlatmamız, siyasi olarak Türk kadının yerini anlatıp bilgilendirmeliyiz. Bizim Belçikalı, Norveç ya da Alman kadınları ile farklı sorunlarımız yok. Bence hepimizin sorunları aynı” şeklinde konuştu. Nevval Hanım; Merhaba… Nasılsınız? Avrupa Hurriyet’te haber çıkmış. http://www.hurriyet.de/?navi=article&grp=Politika&an=1961

23.11.08 tarihli

Kasım 25 2008Yorum Yok Kategori: Güncel

Ayşe Arman’ın Oran Eğin ile yaptığı söyleşiye çok tepki geldi. kanser hastaları ve yakınları kanseri ölümcül bir hastalık olarak gösterilmesine itiraz ediyorlar.Haklılar.Her kanser olan ölmez.

————————————————— Neden öldü? – Kanser. Göğüsten başka yerlere sıçradı. Benim tabii tıbba olan inancım tamamen sarsıldı, doktorlara filan inanmıyorum artık. Geçenlerde bir arkadaşım, “Para biriktirelim, kanser olursak lazım olur!” dedi ben de “Saçmalama!” dedim “Kanser olunca ölüyorsun zaten. Paran olsa kaç yazar?” Benim kansere yakalanan bütün sevdiklerim öldü, Berran, Ufuk, annem…” Meme kanserine yakalanan herkes hayatını kaybetmiyor, annenizinki çok geç bir aşamada mı teşhis edildi? – Hiçbir fikrim yok, annem sırları olan bir kadındı, bana hiçbir şeyi olduğu gibi anlatmadı. Ben ölürken anladım, onun gerçekten öldüğünü. O zaman dank etti. Ben kendi evimde yaşıyordum ama onun evinde de bir odam vardı, bazen gidip orada kalıyordum. Hastalığını sürekli olandan daha az gösterdi. Son hafta kavradım olayın vahametini, ama iş işten geçmişti. ————–Hürriyet———————————————————– Gönderim Zamanı: 24-11-2008 13:52:34
b>Konu: bilgi vermek
Mesaj: Ayşe Arman röportajındaki Oray Eğin’i şiddetle protesto ediyorum. Kanser uzmanı mı bu adam ?Cahilliğin bu kadarı fazla…Herkese cahil demeye utanmıyor ama biz hastaları düşünen yok nevval hn
Gönderim Zamanı: 24-11-2008 11:16:57
b>Konu: bu ne şimdi?
Mesaj: Nevval hn. hasta ve yakınlarıyla ne kadar ilgili olduğunuzu biliyorum.Lütfen bize sahip çıkın bu Oray Eğin diye birir var Hürriyet’e böylelerini taşırlar sizi taşımazlar.Siz bize umut verensiniz neden sizinle tam sayfa röportj akıllarına gelmiyor.
Gönderim Zamanı: 24-11-2008 11:67.08
16.11.2008.tarihli vatan gaztesinde ayşe arman ile röportaj yapan oktay eğin denen yaratık annesinin hastalığınla alay ederken ….BEN KANSER OLUP İYİLEŞENİ GÖRMEDİM HEPSİ ÖLDÜLER …diyerek benim gibi eşi göğüs kanseri olan insanların en büyük ihtiyacı olan moralimizi çok etkilemiştir.ya bu yazıyı benim eşim okusaydı ,ben eşimi iyileştirmek için bir senedir gözünün içine bakıyorum .bu oktsy denen it nasıl bunu yıkar bütün insanlık kansere çare ararken bu şerefsiz bizim gibi şifa arayan kanserli hastaların morallerini nasıl bozar,allah aşkına bu şerefsizi her yere bildirin mahkemeler açılsın buna ütfen bu konuda yaptırımı olanları uyandırın,bilgilendirin bizi sahipsiz bırakmayın.saygılarımla
>Konu: kanser
Mesaj: Biz Çanakkale ‘den üniversitesi / Kanser olup iyileşeni görmedim ne demek Hürriyet gibi bir gazetede bunu okuyunca çok kızdık. Ayşe Arman’ı da duyarsızlığından dolayı kınıyoruz.Sizinle konuşmazlar ıvır zıvırla konuşurlar. Nasıl iletişim kurabiliriz acaba?
Gönderim Zamanı: 24-11-2008 21:29:49
KAFKAS ÜNİVERSİTESİ VETERİNER FAKÜLTESİ DÖLERME VE SUNİ TOHUMLAMA ANABİLİM DALI BAŞKANI www.yavuzozturkler.net www.karsvho.org
Mesaj: Nevval hanım, ben öyle züğürt tesellileri vermek istemem.Sadece şunu söyleyebilirim, siz bir yaşam kaynağısınız,o kitapları yazan,o kadar dolu bir geçmişe sahip olan gül yüzlü saygıdeğer bir hanımefendiye teselli vermek,hastalıkla mücadele etmesine katkıda bulunmak yeterli olmaz. Hele sanal ortamda…Özgeçmişiniz, yazdığınız kitaplar ve yaydığınız ışık zaten size pozitif bir enerji olarak geri dönmektedir. Saygılarımla
Gönderim Zamanı: 25-11-2008 22:25:13

DP Congress

Kasım 21 2008Yorum Yok Kategori: EN

In the first parliamantery of Turkish Republic, the women number was 10%. then, we can reach this number once again in 2007, after 80 years. Same as the rest of the world women are not the choice of political leaders. In the men dominant politics women are considered only as a “side road” worker. Boil some tea, hang the campaign banners, listen to the orders! 3 years ago I have begin to politics as the consultant of the president of the party. then, at the elections I was parliamentary candidate from the first line/order. Man candidate at the second line/order preferred to work against me instead of working against competitor party. we couldn’t enter into the parliament. and the explanation of this failure was asked by me in front of public opinion, not by lots of men. The campaign I have started, excite even current party president who was away from the party for 7 years. At the end, we won at the superior congress. I became the vice president of the party. But I wasn’t the member of an aged group, I wasn’t listening orders and I was criticising all the wrong things so in a short time I became the person that the president doesn’t want. I faced with many oppressions. Lasty, I announce my candidacy for the party presidential against him (current president) at the congress. Even my microphone’s volume has turned down and I have faced with increadible oppressions. I have experienced all anti democratic things. I have experienced all these stuff as a woman in my party which’s name is Democratic Party. In the politics if you are alone/by yourself it is not enough to say real facts. I will develop new methods to struggle. I will continue/keep going in politics. > > ——————————————————————–>

Uzlaşma Kültürü

Kasım 20 2008Yorum Yok Kategori: Kültür-Antropoloji

TOPLUMSAL UZLAŞMA DEMOKRATİK HAYATA NASIL GEÇİRİLİR ?
1980 yılındaki bir yazısında sosyal antropolog Sedat Veyis Örnek bunu çok net dile getirir:
“ hizmet götürülen halk kesimlerinin toplumsal ve kültürel yapıları iyice bilinmedikçe ; bu yapıyı oluşturan tutum ve davranışlar doğru olarak saptanmadıkça; hizmet götürenle hizmeti kabul edecekler arasındaki duyarlı dengeler ve odaklar nesnel olarak belirlenmedikçe atılan adımlar çoğu zaman boşa gidecektir. Bu nedenle bilgi ve becerilerini halka sunan
öğretmenlerin, doktorların, veterinerlerin, yöneticilerin, kısaca halkla ilişkisi olan her meslek görevlilerinin her şeyden önce halkı iyi tanımaları; onun yapısal özelliklerini, belirli durumlardaki tepkilerini ya da kabullenme , benimseme eğilimlerini, yeniliğe, çağdaşlığa açık ve kapalı yanlarını, kısaca o halkı halk yapan, belirgin tutum ve davranışlarını iyi bilmeleri gerekmektedir.”*
 

CHP ‘de rozet tartışması

Kasım 19 2008Yorum Yok Kategori: Güncel

“Doğru bildiklerinizi söylemekten korkmayınız”M.Kemal 1996′da ilk kez Türkiye’de Refah Partisi’nin kadınlarını inceleyen bir dizi yayınladım. O zaman “kara fatmalar” denen çarşaflı kadınların toplumun bir parçası olduklarını ,düşüncelerini yaşam pratikleriyle ortaya koydum. Ardından Fethullah Gülen ve cemaatlerle ilgili dizileri yaptım. 28 Şubat ve onun takıntıları olan saplantılı mürekkep yalamışlar bana saldırdı. İşte!12 yıl önce yol göstermiştim şimdi CHP rozet takıyor! Neydi yol?Ben toplumu bölmeye çalışanların kötü niyetli olduğuna inanıyorum demiştim.Ben katmanlar arasında köprü olmak için çalışıyorum demiştim.Biz bir milletiz demiştim. Neymiş?

O zaman BülentTanla’ya öneriler paketi de vermiştim. Bölünmeyi ve radikalleşmeyi nasıl önlemeli diye. Birbirine düşman edilmek istenen toplum katmanları arasında güven halkası olmak için hem Yeniyüzyıl’da köşe yazarlığı hem STV’de ana haber yorumculuğu yaptım. SAldırıya uğradım,iftira atıldı ve saldırıldı. Kimse cesaretle yanımda durmadı. Korkaklar sadece siyasette yok,medya ve entelektüel kesimde de dolu! Dün kongrede yanıma gelmeye korkanlar,dönekler ve bel kemiği olmayanlar yarın dedikodu yaparak vicdan temizleyeceklerdir. Ben tek başıma herkese karşı bir dağ gibi dururum.Küçük taşlar ufalanıp toz olacak zaten. Kayalar ve dağlar bağrında her mevsimi saklamaya devam edecektir. Elbette,erkek egemenliği engel tanımaz bir şekilde her yerde önümüze çıkıyor. Türk kültürünün özünü kaybetmiş ,kimliksiz tavır kaıdnı ikinci sınıf gören kültürlere benzedi. Cinsiyet ayrımcılığına karşı mücadele de herkesi kucaklarken unutulmamalıdır. BAYKAL TÜRBANLA EZBER BOZARKEN AKP’ye oy verirken oluyor da, CHP’ye oy verirken neden olmuyor?’ CHP lideri Deniz Baykal’ın 16 Kasım pazar günü İstanbul Sultangazi’de türbanlı ve çarşaflı hanımlara ‘Altı Oklu’ parti rozeti takmasıyla başlayan tartışmayı en iyi dün Meclis grubuna hitap ederken sarf ettiği bu cümle anlatıyor. Yerel seçimler vesilesiyle Baykal’ın bu keskin siyasi manevrası ile AK Parti’nin ezberini ve oy tabanını dağıtmayı amaçladığı dün kurduğu başka cümlelerden de belliydi. Örneğin, “Senin çaren yok, daima bana oy vereceksin, bunlara vereceksin. Ben her şeyi yaparım, vatandaşın fitresini, zekatını toplar, onunla siyaset yapmak için televizyon kurarım. Yağma yok” diye Deniz Feneri yolsuzluğuna gönderme yaptığı cümle bunlardan. Hayrünisa hanım türbanlı diye Abdullah Gül’ün cumhurbaşkanlığını artık Meclis’teki Cumhuriyet törenleri dahil boykot eden Baykal’ın “Lütfen siyaseti artık yukarı çekelim, siyaseti kılık kıyafetin bir parçası, uzantısı görmeyelim” demesi elbette ezber bozucu ve şaşırtıcıdır. Sadece AK Parti’liler değil, CHP’liler için de öyle. CHP’den itirazlar gelmeye başladı. Geçen yılki cumhuriyet mitinglerine önderlik eden isimlerden olduğu için Baykal’ın kontenjanından CHP milletvekili seçilen Profesör Necla Arat bu isimlerden birisi. Arat dün NTV’de bu hanımların örtüleriyle CHP’ye katılarak zincirlerinden kurtulmuş olmadığını, zincirleriyle bir yerden çözülüp bir başka yere bağlandığını, bu konuyu Parti Meclisi’ne getireceğini söyledi. CHP’de belki de iç muhalefet olarak sesi tek çıkan isim olan Haluk Koç ‘CHP’nin çizgisiyle kara çarşaf uyumlu mu?’ diye sordu. Peki Baykal’ın parti rozeti takıp birlikte poz verdiği hanım, yasal hakkını talep edip parti kurullarında görev almak, ya da diyelim milletvekili adayı olmak isterse Baykal ne yapacak? Ya daha önce MHP lideri Devlet Bahçeli’nin türbanıyla seçilip Meclis’e gelen Nesrin Ünal’dan rica ettiği gibi resmi çalışmalarda başını açmasını mı rica edecek? Ya da onun olduğu gibi bütün çalışmalara katılmasına izin mi verecek? Bunlar tabii ki CHP’nin içişlerine girer, önce CHP’yi ilgilendirir. Tabii bu konularda şimdiye dek ek katı çizgiyi izleyegelmiş CHP’nin tutumu toplumu da ilgilendirir. Baykal’ın bir konuda daha ne yapacağı sorusunu sorduruyor İstanbul’daki tören. CHP’nin taze türbanlı ve çarşaflı üyeleri, örneğin türbanlı kızlarının üniversiteye girememe sorununa Baykal’ın sahip çıkmasını isterlerse ne yanıt alacaklar? Ne de olsa türbanın üniversitelerde serbest kalması için -doğrusu yangından mal kaçırır sakarlıkta hazırlanmış- Anayasa değişiklikleri CHP (ve DSP’nin) girişimiyle iptal edilmemiş, Cumhuriyet Yargıtay Başsavcılığı bu nedenle AK Parti’ye kapatma davası açmamış mıydı? Ya da o hanımlar Genelkurmay’a neden Ergenekon tutuklularının ziyaretine daha sık ve topluca gitmediği hesabını soran CHP Genel Saymanı Mustafa Özyürek’ten türbanlı hanımların askere gönderdikleri oğullarının yemin törenine katılma taleplerini dile getirmesini isteseler, Özyürek ne diyecek? Özyürek dün “Kamusal alan farklı, özel alan farklı” diyerek Baykal’ın manevrasının henüz yönetimin üst kademelerinde dahi tam anlaşılamadığını aslında gösteriyordu Bu ikinci gruptaki birinci soruya CHP İstanbul İl Başkanı Gürsel Tekin’in yanıtı belli; o zaten üniversite öğrencileri için türban yasağına karşı olduğunu açıkladı. Zaten Baykal’ın bu ezber bozucu açılımının arkasındaki isimlerden birisinin Tekin olduğu görülebiliyor. Baykal’ın şimdiye dek izlediği ve kendisini toplumun geniş kesimlerinden tecrit eden siyasetinden yaklaşan yerel seçimler vesilesiyle bu keskin manevrayla dönüşünün siyaset taşlarını yerinden oynatacak. Hem AK Parti, hem de CHP’nin katkılarıyla laikliğin türban sorununa indirgenmesiyle oluşan kutuplaşmanın yumuşaması doğrultusunda adım atılması, bu adımı CHP’nin atması kötü fikir değil aslında. Ama bu manevra konusunda en azından şimdiye dek CHP’ye oy vermelerinin temel nedeni laiklik konusunda bizzat CHP yönetimince duyarlılıkları üst düzeye yükseltilmiş olan kitleye, haydi özeleştiri demiyelim, alerjiye yol açar, derli toplu bir açıklama borçlu Baykal. “Ben öteden beri hep böyleydim” demek bu defa yetmiyor. Murat Yetkin Radikal Mektuplar——————- > Murat Yel
E-Mail: yelmurat@gmail.com
Sehir: Konya
Telefon: Adres:
Mesaj: Şu anda hastalık durumunuz ne aşamada hiç bir bilgim yok. Sizi televizyonlarda görüyor bazen de hangi gazetelerde olduğunu hatırlamasam bile yazılarınızı okuyorum. Lütfen iyi olun. Bu halkın sizin gibi mum taşıyıcılarına ihtiyacı var. Karanlıklar sizin gibi değerli düşünürlerimiz sayesinde aydınlanıyor. Size İhtiyacımız var… İyi olun! Mutlu olun! Mutlu kalın!
Gönderim Zamanı: 19-11-2008 10:21:45

YENİ YÜZYILDA AYDIN KİMLİĞİNİN SORGULANMASI

Kasım 17 2008Yorum Yok Kategori: Basında

Nevval Sevindi’ nin kitaplarına dikkatli bir okur gözüyle odaklandığımızda, tümleşik bir entelektüel doygunlukla karşı karşıya kalıyoruz. Hani nerdeyse anlamın olduğu, iletişimin ya da iletişimsizliğin olduğu her süreç sanki onun inceleme alanı içinde.

Kırsaldan kentsele, yerelden evrensele uzanan süreçte her açmaz ya da sorun teşkil eden konu insana ilişkin yanıyla Nevval Sevindi’ nin kalemine takılıyor. Bu boyutuyla Nevval Sevindi bir entelektüel. Düşünen, eleştiren üreten boyutuyla entelektüel insan profili nedir? Özellikle doğu-batı kıskacı arasında kimlik sorunu var mı aydınımızın? Bu soruların cevabını Sevindi’nin” Daha Fazla Özgürlük” isimli kitabında detaylıca bulmak olası. “Entelektüelimizin ciddi bir kimlik sorunu var. Bu siyasete ve toplumsal her alana uzanan ağaç kökleri gibi, her yeri kırıp dökerek fışkırıyor aniden.” diyen Nevval Sevindi kendisinin sık sık kullandığı “Jakoben aydın” tanımlamasına aynı kitap da açıklık getirmektedir.(1) Nevval Sevindi; 1996′da yazdığı bir yazıda Jakoben aydınlarla yeni yüzyılda ilerleme olamayacağını, Türkiye’nin yeni aydınlara ihtiyacı olduğunu vurgulamıştı.(2) Bu yazısında Fransız ihtilalinin aktif liderlerinden birisi olan Robespierre’in yaklaşımlarından yola çıkılarak “jakoben aydın” tanımlamasını açmıştır. Erdemliliği ihtirasla sevmesine karşın, bir kez bile kendisinden farklı düşünmüş birini hoş görmeyen ve bağışlamayan bir kimliktir jakoben aydın.(2) Karşısındakilerin anlaşma başvurularını geri çevirir, hatta politikanın anlaşmaya zorladığı durumlarda bile sert kinciliği ve katı gururu uzlaşmaya engel olur. Fransız ihtilalinin ateşli ruhunun ardına saklanmış, asla kendinden başkasına hayat hakkı tanımayan buzdan bir giyotindir bu anlayış. Toplumun tüm kutsal değerlerini, ortak çıkarlarını kendi bildiğiyle çizilen bir harita sanan insanlar topluluğudur Jakoben aydın topluluğu.(2) Hepsi birbirinin katili olan insanlardı jakoben aydınlar. “Bunlar eski yüzyıllara ait insanlardı “diye bağlamış Sevindi yazısını (3) Sevindi’ye göre ” Türkiye Rönesans’ı hayal ediyorsa, yaşadıkları dünyanın tezlerini üretmelidir. Teori üretirken de yapısal değişimleri cesaretle gerçekleştirmelidir.”(4) “Katı milliyetçiliğe düşmeden, kendi kültürel değerlerini koruyarak neo-milliyetçilik yaratmak gerekiyor.” diye devam etmekte: “AB içinde Türkiye kendi insani değerleri, kültürü ile onurlu bir yer alabilir. Hem de batı kültürünün kaybettiği ve aradığı manevi bir iklimi onlarla paylaşabilir.” (4) cümlesiyle de ‘kültürel fetih’e işaret etmektedir. Yeni yüzyılın aydınları demokrasiye, çok kültürlü bir dünyaya inanan, yükselen değerleri sevgi ve bilgi olan insanlar olmalıdırlar. Tek doğrunun kendi doğrusu olduğunda ısrar eden zihniyet ölü diller gibidir.(5) diyerek yeni yüzyılın Türkiye’sinin özlem duyduğu aydınlara olan ihtiyacı tespit etmektedir. Nevval Sevindi aydın kimliği konusundaki düşüncelerini şu şekilde anlatmaya devam etmiştir: “İnsan olacaksa, kendisi için, kendisine rağmen, kendisine karşın aydın olur, kaçınılmaz biçimde,” diyen Ortega için,”Gerçek aydının özgül etkinliği gerçeği zahmetle araştırmak, bulur bulmaz da, ne pahasına olursa olsun, kendisini bin parça edeceklerini bilse, açıklamaktır; aslında “çölde feryat eden” biridir o, çünkü gerçek ancak yalnızlıkta bulunur. Aydın, halka karşı, kamuoyuna karşı, yerleşik sanılara karşı fikir yürütür. Bu nedenle yazgısı anlayışsızlıkla karşılanmak ve halk tarafından sevilmemektir. Misyonu karşı çıkmak ve kandırmaktır. Elbette, entelektüellerin kendi etnik ya da ulusal toplulukları adına yapılan kötülüklere kör kalmalarına yol açan kendini üstün görme ve haklı çıkarma tarzı tuzaklara düşüp daha fazla popüler olmaları da kolaydır. Bu Batı da çok yapılmıştır ve sömürgecilik hep haklı çıkmıştır. Toplumla entelektüel arasında olan bu ilişkinin durduğu ayaklar; dil, kültür ve özerkliktir. Bu tanımlamalarla yeniden, aydın denilenleri düşünmek lazım.(6) Kaynakça: (1) Nevval SEVİNDİ, Daha Fazla Özgürlük, Alfa Yayınları (2) Nevval SEVİNDİ, “Totaliter Akıl” 1996, Yeni yüzyıl (3) N. SEVİNDİ Daha Fazla Özgürlük, “Totaliter Akıl”, 1996 sh 6. (4) N.SEVİNDİ 2.11.2004 Neo-Milliyetçilik Daha Fazla Özgürlük Sh. 89 (5) N.SEVİNDİ 1998 Ortaçağ’ın Medyatik Dili Daha Fazla Özgürlük sh. 41 (6) Aşkın E-Hali, 12. sayı, s.40-41 Birsen Ayvaz Çorum Hakimiye

Sayfa 1 / 3123»