Eylül 23, 2008

Bu ne demek?

Eylül 23 2008Yorum Yok Kategori: Güncel

Başbakan, “şeker bayramı” tanımlamasını kültürel erozyon diye adlandırıyor. Velev ki , öyle olsa Ramazan bayramına alternatif mi oluşuyor?Yoksa Türklerin Ramazan’da eğlence ve tatlı kültürünü yaygın hale getirmesini mi işaret ediyor? Yoksa Başbakan kültür tarihi uzmanı mı?

Militan İslam anlayış (Vahabi bakış) yaşam sevincini boğan bir din anlayışıdır.Bunu yaşayan ülkelerde görüyoruz.Oysa Türklerin İslam anlayışı Mevlana ile müzik ve zikre, Yunus Emre ile Türkçenin güzelliğine, Süleyman Çelebi ile Mevlüt ritmine kavuşmuştur. Eğlenmek bütün RAmazan boyunca bir şenlik havasını ülkeye hakim kılar. Bunu bilmeyene ne denir ona da siz karar verin. Bu tavır Bülent Arınç da çiftçi azarlama halinde devam e diyor.İslam açısından kabul edilemez olan şey:oruçluyum öfkeliyim abi! tribidir. Çünkü Ramazan ayında kalp kırmak,kaba saba davranmak,insanları aşağılamak her zamankinden daha kabul edilemez bir durum.Neen?Oruç tutmanın anlamı aç kalmak değildir de ondan.Oruç tutmak;yani nefsine hakim olmak, insan ilişkilerinde nefsini kontrol etmek anlamını taşır. Bunu idrak edemeyenler ancak militan İslam’dan kostüm dini olarak Müslümanlığı ödünç almış olanlardır.Mevlana’yı, peygamberimizi okumayanlar oruç tutmasın arkadaşlar.Aç kalmanın bedelini biz ödemeyelim…. Bu konuda Osman Ulağay çok güzel yazdı:Milliyet İstanbul’un hali vakti yerinde sayılabilecek bir ailesinin büyüğü olan babaannem, Şeker ve Kurban bayramlarının geleneklere uygun biçimde kutlanmasına büyük önem verir, bayramın ilk günü bütün aileyi evinde toplardı. Ailenin yanı sıra, müteveffa eşinin kurmuş olduğu aile şirketinin bazı kıdemli elemanları da “büyükhanım”ın elini öpmek için onu ziyarete gelir, bayramını kutlardı. Evde özenle hazırlanmış tatlılar ve Şeker Bayramı’nın kendine özgü şekerleri sunulurdu gelenlere. Babaannem orucunu tutar, namazını kılardı ancak aynı zamanda ilk şapka giyen kadınlarımızdan biriydi. Babam oruç tutmaz ama bayram sabahları beni de yanına alarak aile büyüklerinin yattığı kabristanı ziyaret ederdi. Bütün bunlar yarım yüzyıl öncesinin İstanbul’unda yaşayan ve kökleri olan bir kültürün, bir hayat tarzının unsurlarıydı. Başbakan Erdoğan’a göre Ramazan ayının bitiminde kutlanan dini bayrama “Ramazan Bayramı” denmesi gerekiyormuş, “Şeker Bayramı” denmesi ise “kültürel erozyon”muş. Bu lafları eden Sayın Başbakan daha sonra da “birlik, beraberlik, dayanışma” çağrısı yapmış. Sayın Başbakan zaman zaman “birlik, beraberlik, dayanışma” çağrıları yapıyor ama son zamanlardaki tüm davranışları ve sözleri, onu en fazla meşgul eden şeyin “biz” ve “onlar” ayrımı olduğunu gösteriyor. Erdoğan kriterleri Şu an için iktidarda olmasının ona, her konuda standartları belirleme yetkisini verdiğini sanarak kendi kültürünü, ölçülerini, tercihlerini, takıntılarını, sığlıklarını herkese empoze etme hevesine kapılmış görünüyor. Ya “Erdoğan standartlarına” uyacaksınız, onun beğendiği gazeteleri okuyup onun gösterdiği gibi davranacaksınız ve makbul vatandaş sayılacaksınız; ya da “onlar”dan sayılıp ikinci sınıf vatandaş muamelesi göreceksiniz. Sizin kültürünüz, ölçüleriniz, değerleriniz bunlara yabancı kalmış birileri tarafından aşağılanacak, dışlanacak. Bu anlayış Türkiye’yi çatışmaya ve felakete götürür. Dünyanın çok boyutlu bir alt – üstlüğü yaşamakta olduğu ortamda Türkiye’yi yönetme iddiasındakilerin bu yola sapmış olması Şeker Bayramı’na ağzımızda acı bir tatla girmeye zorluyor bizi. Gene de iyi bayramlar efendim. Bu durumu değerlendiren Mehmet Şevki Eyği: İslami hareket ve siyasal İslam kirlendi, kirletildi. Tarihte benzeri görülmemiş bir haram yeme çığırı açıldı. İslami kesimde yüz milyarlarca dolarlık kara, kirli, necis para birikimi oldu. Bazıları o kadar kudurdular ki evlerinin banyo musluklarını altınla kaplattılar. Yerli taşı beğenmediler, Brezilya’dan gelme lüks granit satın aldılar. 5 yıldızlı otelleri beğenmediler, 7 yıldızlı otellerde caka sattılar. Şeriat hükümlerini ve İslam ahlakını hiçe saydılar. Hedonist ahlak ile ahlaklandılar. Kıymetli yıllar boşa gitti, şeytanın maskarası oldular Dengir Mir Fırat ve Kılıçdaroğlu düllosuna bir yorum: dengir efendiiiiiii sözde adıyamanlısınız(kahtalı) ben 25 yasındayım. kendimi bildim bileli siyasetle ugrasıyonuz. adıyaman için kahta için bi dikili çöpünüz varmı.kalkmış kabadayılık yapıyonuz.neden adıyamandan miletvekili olmadınız kalkıp gittiniz adana da aday oldunuz.çünkü halk tarafından sevilen sayılan biri değilsiniz. bir de kalkmış siyasetçi diye geçiniyonuz. sonunuz geldi işte. eee ne de olsa ağalık zihniyetine sahipsiniz.. bu zihniyetin altında ne yatar halk bilinçlenmesin hiç bişey öğrenmesin ben istediğimi yaptırayım. yeter ya bıktık artık.adamı bi de başkan yardımcısı yaptılar ya başımıza. bence cesaret edipte cıkamaz kılıçdaroğlunun karşısına yine bir bahane bulur görceksiniz 24 Eylül 2008 09:24berna02 Memurlar.Net

Sayfa 1 / 11