Cumhurbaşkanı, Milli Marşımızı ıslıklayan,yuhalayan Ermeni dostlar arasında ne hissetti merak ediyor Türk halkı….. Öyle bir dostluk ki,kurşun geçirmez camlar arkasından seyrediliyor maç.
Dış politika duygularla yapılmaz.Dış politika dünyada ülkelerin kendi çıkarları doğrultusunda yapılır. Türklerin duygusal tepkilerinin hızı Batı tarafından kullanılmaktadır. Hangi düğmelere ne zaman basılacağını BAtılılar çok iyi biliyor.Bunu taa 19.yüzyıl başından beri biliyorlar.O zaman oyunu bozan Mustafa Kemal olmuştu.Bugün de hedef Mustafa Kemal.Milli direncin kıırlması aslolan. Yurtta barış sağlamamış olanlar ,dünyada nasıl barış sağlayacaklarını iddia edebilirler. Nasıl? Sınır kapısını açamayan AKP ne yapmaya çalışıyor? 05.09.2008 17:23 Cumhurbaşkanı Abdullah Gül yarın Ermenistan’a gidecek ya, güzide basınımız Erivan seyahati konusunda ahkâm kesmekle meşgul. Ermeni meselesinin geçmişini bilen bilmeyen kim varsa birşeyler yazıyor, fikir veriyor, derin yorumlar yapıyor. Yorumlara hakim olan hava, şöyle: Türkiye’nin başına senelerden buyana yeteri kadar dert açmış olan Ermeni meselesi zaten çok uzamıştır, başımız gün geçtikçe daha da fazla ağrıyacaktır, dolayısıyla ayağımıza kadar gelmiş olan bu yakınlaşma fırsatını değerlendirmemiz ve biraz da alttan alıp işi tatlıya bağlamamız gerekmektedir! Hele, Türk ve Ermeni cumhurbaşkanları 1915’te can verenlerin hatırasına stadyumda bir dakikalık saygı duruşu yaptıkları takdirde, senelerden buyana devam eden tansiyon düşecek, meselenin halli konusundaki en önemli adım atılmış olacaktır. Ve en önemlisi: İşlerin bu hâle gelmesinin sebebi sadece Türkiye, daha doğrusu Osmanlı Devleti’dir; zira 1915’te Ermeniler’e karşı çok fena işler etmişizdir. Aydın yazarlarımız Ermeni meselesini bu şekilde yorumluyor, çözümü de böyle gösteriyorlar. Türkiye’de, 1915’te çok acı hadiseler olduğu, doğrudur… Bu hadiseler yüzünden yüzbinlerce kişi evini-barkını, memleketini ve çok daha önemlisi hayatını kaybetmiştir. Anadolu’nun nüfus yapısı büyük ölçüde değişmiş, bu değişme birçok sosyal çalkantıya ve 90 küsur sene sonra, günümüzde de devam eden bir “Ermeni meselesi”ne sebebiyet vermiştir. Talât Paşa’nın bende bulunan ve çok yakında tamamını yayınlayacağım belgelerine dayanarak ve açıkça söyleyeyim: 1915 yılında tehcir edilen Ermeni sayısı 924 bin, Ermeni nüfusta 1914 ile 1916 arasında görülen azalma ise maalesef daha fazla, 950 bin civarındadır. Ama, tehcir öncesi ile sonrasındaki nüfus arasındaki bu yüksek farkın tehcir sırasında bu kadar kişinin hayatını kaybettiği şeklinde yorumlanmaması gerekir. Zira, bu sayıya çeşitli sebeplerden dolayı ölenlerin yanısıra Osmanlı topraklarını terkederek başka memleketlere, özellikle de Rusya’ya, Güney Amerika’ya ve Avrupa ülkelerine göçedenler de dahildir ve bu kişilerin bir kısmı 1918 sonrasında dönmüştür. O halde 1915’te bütün bunların yaşanmasının sebebi nedir? İşte, “Ermeni meselesini artık alttan alarak halletmemiz gerekir” diyenlerin bir türlü düşünmedikleri yahut düşündükleri halde her nedense söylemedikleri husus, yani meselenin temeli buradadır. Tehcir döneminin Dahiliye Nazırı, yani İçişleri Bakanı ve sonranın Sadrazam’ı Talât Paşa, tehcirin ilhamını gördüğü bir ruyadan alıp uykusundan uyanır uyanmaz “Bugün şu Ermeniler’i bir güzel süreyim” dememiştir. Sadece Talât Paşa değil, o devirde Türkiye’nin kaderini elinde bulunduran İttihad ve Terakki’nin Doktor Nazım yahut Bahaeddin Şakir Beyler gibi liderlerinden hiçbiri bu işe durup dururken kalkışmamışlardır. Tehcir, o tarihe kadar çeyrek asır boyunca devam etmiş ve çoğu son derece kanlı şekilde yaşanmış olan ardarda gelişmelerin zorunlu bir neticesidir. Dünya Savaşı’na girmiş ve sınırlarının hemen tamamı cephe halini almış bir ülkeyi, yani o günlerin Osmanlı İmparatorluğu’nu düşünün… Doğu’da Rus Ordusu’na karşı son derece kanlı çarpışmalar devam ederken senelerdir zaten isyan halinde olan azınlık gruplardan biri savaşı fırsat bilerek cephenin hemen gerisinde bağımsız bir devlet kurmak istiyor… Bu yoldaki bütün hazırlıklar tamamlanıyor ve üstüne üstlük hem savaşan orduya arkadan saldırılılar başlıyor, hem de erkekleri askere gittiği için savunmasız kalan Türk köylerinde katliamlar yaşanıyor… Sınırlarda savaşan birliklerin kumandanları Genelkurmay’a ve Savaş Bakanlığı’na hemen her gün “Köyünün saldırıya uğradığını işiten askere hâkim olamıyoruz. Silâhlarıyla beraber firar edip memleketlerine gidiyorlar. Tedbir almazsanız orduyu iç taraflara doğru çekmek zorunda kalacağız” meâlinde telgraflar gönderiyorlar. 1915 tehciri öncesinde, Anadolu’nun doğusunda işte bunlar yaşanmış ve tehcir kararı, köylerdeki karşılıklı kıtalin üzerine Van’da Rus destekli müstakil bir Ermeni Devleti kurulmasına ramak kalmışken alınmıştır. Yani, devlet, meşru müdafaa hakkını kullanmak ve tehcir kanununu çıkartıp uygulamak zorunda kalmıştır. Bu yazdıkların aydın, entelektüel, düşünür, sivil toplumcu yahut barış aktivisti olduğuna inanan zevât tarafından “şovenist”, “ilkel”, “ucuz” veya “basit” olarak nitelense de, işin aslı böyledir. Ve, netice: 1915’te yaşananların bir facia olduğunu reddedilmesi ve Türkiye ile Ermenistan gibi iki sınır komşusunun, aralarında 80 küsur seneden buyana devam eden bu tuhaf soğukluğa artık bir nihayet vermelerinin zamanının çoktan gelmiş olduğuna karşı çıkılması tabii ki akıl kârı bir iş değildir. Ama, Ermenistan ile yakınlaşma ve dolayısıyla da Batı’dan prim sağlama uğruna bundan 93 sene önce kullanmak zorunda bırakıldığımız meşru müdafaa hakkını bir cinayetler zinciri olarak göstermeye ve böylelikle Türkiye’yi soykırım gibi aşağılık bir suçlamanın hedefi yapmaya da kimsenin hakkı yoktur. muratbardakci@haberturk.com Oysa zaman zaman, özellikle Özal ve Demirel devrinde cumhurbaşkanları dış politikada çok aktif oldular. Abdullah Gül de, eski bir Dışişleri Bakanı olarak kazandığı tecrübe ve o görevde bulunduğu sırada yarattığı olumlu imaj ile yoğun diplomatik faaliyet içinde. Bugün Türkiye ve Ermenistan milli takımlarının karşılaşmasında hazır bulunmak üzere Ermenistan Cumhurbaşkanı’nın davetlisi olarak Erivan’a gidiyor. Ziyaretinin başarılı ve herhangi bir aksilik veya tatsız olay vuku bulmadan geçmesini temenni ederim. * * * Doğrusu Erivan ziyareti konusunda başından beri bazı tereddütlerim vardı. Kararın son dakikaya kadar açıklanamaması, Cumhurbaşkanı’nın da bazı tereddütleri olduğunu gösterir. Gül’ün bu ziyaret sonunda Türkiye ile Ermenistan arasındaki çok karmaşık sorunların hiç değilse bir iki tanesi üzerinde bir çözüm olasılığı belirmesini beklediğini varsayabiliriz. Türk ve Ermeni diplomatları arasında geçen aylarda Avrupa’da yapılan toplantılarda bizim taraftan önceliğin tarihçilerin bir araya gelmesine verildiği anlaşılıyor. Acaba Erivan’da bu yolda veya sınırın açılması konusunda bir ilerleme mi umuyoruz? Unutmamak gerekir ki ilişkilerin normalleştirilmesinde en önemli adım, sınırın açılmasıdır. Gürcistan’daki kriz ve sürekli istikrasızlık ihtimali karşısında bu alanda bir uzlaşmanın artık sadece Ermenistan’a değil, Türkiye’ye de yarar sağlayabileceğini göz ardı etmemeliyiz. Çözüm bekleyen sorunların hiçbirinde bir ilerleme işareti belirmezse yine de başarıdan bahsedebilecek miyiz? Olabilir, çünkü ziyaret çok sıcak bir atmosferde geçerse, dışişleri bakanları, devam edecek olan buluşmalarında daha kolay ilerleme kaydedebilirler. Ne var ki, somut sonuç vermeyen bir ziyaretin iç politikada polemikleri tahrik etmesi şaşırtıcı olmayacaktır. Ziyaretin kuşkusuz Azerbaycan yönü de var. Azerbaycan hükümeti herhangi bir itiraz ileri sürmediyse de Azerbaycan basınından, sivil toplumundan ve akademisyenlerinden düş kırıklığı belirten tepkiler geldi. Bunlar normal karşılanabilirse de Türkiye’nin Ermenistan ile sürekli kötü ilişkiler içinde bulunmasının Karabağ sorunun çözümüne nasıl bir katkı sağlayacağını anlamak zor. Başbakan Tayyip Erdoğan’a gelince; o Suriye Başkanı Beşar Esad’ın daveti üzerine perşembe günü Şam’daydı. Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy ve Katar Emiri ile birlikte dörtlü bir toplantıya katıldı. Sarkozy daha önce Türkiye’nin Suriye ile İsrail arasında barış müzakerelerin başlamasındaki rolünü görmezlikten geliyordu. 27 Ağustos’ta Paris’te yapılan büyükelçiler toplantısındaki konuşmasında Suriye ile İsrail arasında barış sürecini sahiplenerek şunu söylemişti: “Suriye, zamanı gelince, İsrail ile yapacağı doğrudan müzakerelerde ve barış için anlaşmaya varılırsa bu anlaşmanın uygulanmasında Fransa ile ABD’nin ortaklaşa kolaylaştırıcı bir işlev üstlenmelerini bekliyor.” Türkiye’nin önemli katkısına bir atıf bile yoktu! Neyse Şam’daki toplantıda Türkiye’nin inisiyatifini övdü ve onun katkısının devamına ihtiyaç duyulduğunu vurguladı. * * * AKP hükümetinin Ortadoğu ve Kafkasya’da aktif, yapıcı ve uzlaştırıcı bir rol oynadığı kabul edilmelidir. Fakat dış politikanın öncelik sırasında bir hata yok mu sorusu ister istemez akla geliyor. Hiç değilse aynı miktarda enerjinin Avrupa Birliği üyelik sürecinin hızlandırılmasına ve onunla bağımlı olan Kıbrıs meselesinin çözümüne hasredilmesi doğru olmaz mıydı? Evet, Kıbrıs’ta Talat ile Hristofyas arasındaki görüşmeleri destekliyoruz, fakat çözümün temel parametreleri konusundaki tutumumuzun çizgileri iyice belirlendi mi? İlter Türkmen/Hürriyet Bundan 15 yıl önce.. 1993 yılında.. Demirel Hükümeti’nin Ermenistan politikası konusunda verilen gensoru sırasında Refah Partisi adına Abdullah Gül söz alıyor… Bakınız zabıtlara göre, neler söylüyor: “Hükümet, bu politikasıyla, geleceğimizi gerçekten ipotek altına almıştır ve öyle ipotek altına almıştır ki, Ermenistan Cumhurbaşkanı Cumhurbaşkanının cenaze merasimine katılma cesaretini göstermiştir. HALİL ORHAN ERGÜDER (İstanbul) Beynelmilel protokol o.. ABDULLAH GÜL (Devamla) …Sizin nasıl bir uzlaşmacı olduğunuzu, Türkiye’nin menfaatleri söz konusu olduğunda, sizin şahin gibi davranmayacağınızı bildiği için, yüzünüzün ne kadar yumuşak olduğunu bildiği için cesaret bulmuş ve Türkiye’ye gelmiştir. Siz bana bir ülke gösterin ki, kardeşleriniz savaş halinde olacak, kardeşleriniz katledilecek ve onlar katledilirken, ‘Bunun müsebbibi Türkiye’dir’ diye demeçler verecek; o kardeşlerimiz katledilirken, ‘Avrupa’nın haritaları bellidir, yerine oturmuştur; fakat Ortadoğu’nun, Asya’nın haritaları nihai şeklini almamıştır’ diye açıklamalar yapacak; Kars’ın, Ermenistan toprağı olduğunu iddia edecek, bütün bunlardan sonra o adam Türkiye’ye gelecek ve siz de elini sıkacaksınız!..” Evet.. Sayın Gül 15 yıl önce Ermenistan’dan Cumhurbaşkanı’nın değil maç, cenaze için bile Türkiye’ye gelmesini eleştirmiş… Arada değişen bir şey olmadı… Şimdi onun elini sıkmaya Ermenistan’a gidiyor… Melih Aşık/Milliyet