Dişli bir vaka
Şaban Dişli olayı AKP’nin yarattığı ‘Yüzsüz rüşvet sistemi’nin belgesidir Türkiye geçtiğimiz yıllar içinde pek çok yolsuzluk ve rüşvet olayına tanık oldu. Ama AKP döneminde rüşvette gelinen nokta, bütün sınırları aştı. Rüşvet ve yolsuzlukta küstahlık ve yüzsüzlük sınırları aşıldı.Basın toplantısında bir belge görseydik de dişimizi kırsaydık!!!
Ortaya çıkan, medyaya, kamuoyuna yansıyan belgeler şunu gösteriyor. AKP yönetimi Şaban Dişli aracılığı ile rüşvet karşılığı bir şirkete arsa imar planı değişikliği için söz vermiştir. Rüşvetin Şaban Dişli’ye gittiği iddia edilen kısmı 1 milyon dolardır. Ama ilgili imar değişikliği yerel belediyenin yanı sıra AKP yönetimindeki İstanbul Anakent yönetiminden de geçmiştir. Daha kimlere kaç para aktarıldığı sorusu ortadadır. Ancak olayın asıl vahim yanı, yani küstahlık ve yüzsüzlük kısmı, bu anlaşmanın noter önünde yapılmış olmasıdır. Türkiye ‘Rüşvetin belgesi mi olur?’sorusundan ‘Noter tasdikli rüşvet çağı’na geçmiştir. Türkiye’ye bu çağı atlatan Tayyip Erdoğan yönetimindeki AKP’dir. Bugün AKP yönetiminin olaya her zamanki gibi kayıtsız kalamadığını öğreniyoruz. Hukukçu bir MYK üyesi, iddiaları bir rapor haline getirerek Erdoğan’a sunacakmış. MYK üyelerinden oluşan üç kişilik bir komisyon, Dişli’yi dinlemiş.Bakalım tren devirenler gibi, diğer yolsuzluklara karışanlar gibi unutulacak mı bu raporda? AKP yönetimi o kadar kendine güvenli, o kadar kimseye hesap vermeyeceğine inanmış ve o kadar pervasızdır ki, rüşvet tüm üst yönetimin bilgisi dahilinde yasal ve noter tasdikli hale getirilmiştir. Bu AK Parti için değilse bile Türkiye için utanç kaynağıdır. Bu olay Türkiye’yi istatistikleri uluslar arası kurumlarca ayrıntılı olarak tutulan rüşvet ve yolsuzluk sıralamasında üst sıralara taşıyacaktır. Şaban Dişli’den hesap sorulmasını, görevden alınmasını, soruşturmaya uğramasını beklemek Türk milletinin hakkıdır. AKP’nin parti içi mekanizmaları ve tek adam sistemi buna izin vermiyor. Her şeyden sorumlu olan AKP lideri Erdoğan’dır. Çünkü hepsi “bizim adamımız” korunması altında. Şaban Dişli AKP rüşvet sisteminin küçük bir parçasıdır. Noter tasdikli rüşvet AKP’nin Türkiye’yi nasıl çürük, yozlaşmış, küstah ve utanmazca bir ortama sürüklediğinin açık kanıtıdır. AKP ve liberal aydınlar Ergenekon soruşturmasına “temiz eller” diyorsa “dişli Ergenekon” için de bildiri yayınlamalılar. Temiz ülke için temiz eller gerekiyor,ak parti değil ak eller gelmeden ülke yolsuzluk utancından kurtulamaz. NEVVAL SEVİNDİ Dindarlık kisvesi altına saklanarak haram yiyen, israfla hayatlarını geçiren ve eşlerinin israfına destek olan Dişli’lere karşı bir yazı: HEBA OLMASIN 50 yaşıma geldiğim şu dönemimde ,kendimi bir çok konuda biraz daha bilinçli ama,bir o kadar da zayıf ve eksik hissediyorum.Öncelikle israfın her türüne karşıyım.Bir arkadaşıma’’Bana niçin boşu boşuna kontör harcatıyorsun?’’dedim.Kendisi bozuldu,gücendi ve bunu bana bildirdi.’’Kontör benden kıymetli ?’’dedi.Hiç tartışmadım,çünkü israfın ne olduğu konusunda boşa çene yormakta bir israf.Dengeli,ölçülü,hesaplı yaşamak gerekiyor.Bunun para,pul,mal,mülk ile hiçbir ilgisi yok.İki dakika konuşma ile açıklanabilecek bir konuyu yarım saatte anlatmak,bir sayfa ile yazılabilecek bir meseleyi on sayfada yazmak,üç dilim ekmek ve bir tabak yemek ile doymamıza rağmen bir somun ekmeği ve beş tabak yemeği midemize tıka basa doldurmak,7 saat uyku bizi dinlendirmesine rağmen 10 –12 saat uyumak veya yatmak,arabayı bir kova su ile silmek varken hortum takıp yıkamak vb…ne kadar,nasıl israf varsa ben karşıyım.Yeterli kıyafetleri olan insanın devamlı kıyafet almasına,güzelim A-4 kağıtlarının müsvedde kağıt olarak kullanılmasına,elektrik ve su israfına ben karşıyım.Dünyanın her tarafının uydu istasyonları,cep telefonları,televizyon çanak antenleri,internet ağlarının kaplanmasına ben karşıyım.Ormanların yakılmasına,dağların ve denizlerin naylon şişe artıkları ile ve bozuk elektronik cihazlar ile bir mezarlık,bir tel ve naylon lağımı haline getirilmesine ben karşıyım. Ömrümüzün ,bu dünyadaki varlığımızın; bilemediğimiz ama pek de uzun veya fazla olmadığını bildiğimiz bir süre ile sınırlı olduğunu hatırlayalım.Bu süreyi elbette Yüce Yaratıcı(Her şeyin sınırsız kaynağını elinde ve kontrolünde bulunduran yönetici)bilir.Ama günümüzdeki istatistiklere göre,bu sürenin genel olarak ortalaması, erkeklerde 75-80 yaş aralığında,kadınlarda ise 80-85 yaş aralığında diyebiliriz.İstisnaların genel kaideyi bozmayacağını da unutmayalım.O halde bu süreyi çok iyi değerlendirmek gerekiyor.Bu süreyi tekamül etmek için,olgunlaşmak için,bilinçlenmek için,kamil olmak için çok dikkatli ve çok tutumlu kullanmak zorundayız.Her bir saniyenin,her bir dakikanın hakkını vererek yaşamalıyız.Her an bir şeyler öğrenmeliyiz.Her saat ruhumuzu biraz daha aydınlatmalıyız.Her gün,her gece ruhumuzdaki o göremediğimiz nur,biraz daha ışıl ışıl parlamalı.Her baharda,açan çiçeklerin kokusunu içimize biraz daha çekmeliyiz.Her yazın güneşin sıcaklığında biraz daha ısınmalıyız.Her kış,yağan kar tanelerinin tatlı serinliğini yüzümüzde biraz daha hissetmeliyiz.Bu dünya bizim için birer tarla.Bu tarladan ürün olarak bitmemiz,çıkmamız,yetişmemiz demek; öbür dünyaya bir başak olarak doğmamız demektir.Başaklar dolu dolu olmalı,bereketli olmalı,sarı sarı ışıldamalı,iri taneli başaklar olmalı….Sonra;bu dünyanın sonu olan ama aslında diğer dünyanın başlangıcı olan ölüm anımızda,varlığımızın daha da bilinçli ve daha da huzurlu olarak devam edeceğini bilelim. Aşık Veysel’in dediği gibi:’’Uzun ince bir yolda,gidiyoruz gündüz gece’’.Evet! hepimiz gidiyoruz,istesek de,istemesek de gidiyoruz.Durmak yok.Yola devam.Ta…Allah’a ulaşacağımız o ana kadar,tabakadan tabakaya geçerek,halden hale tekamül ederek,yörüngeden yörüngeye sıçrama yaparak yolculuğumuz devam edecek.Bu dünyada ölümümüz demek,aslında vücudumuzu ait olduğu toprağa veya suya geri iade etmemiz demektir.Ama bizim varlığımız bu vücudumuz değil ki….Vücudumuz sadece ve sadece ruhumuza giydirilen çok güzel bir elbise.Zamanı geldiğinde bu elbiseyi,sırtımızdan çıkartacağız ve kumaş deposuna iade edeceğiz.Yani üryan geldik,üryan gideceğiz.Ruhumuz a asil,o kutsal bir vazife olan yolculuğuna,seyyahlığına,gezmenliğine devam edecektir. İşte biz,şu anda kullandığımız bu vücut elbisemizi de heba etmeden,har vurup harman savurmadan kullanmalıyız.Göze,kulağa,ele,kola,bacağa,dişe,ağza,dudağa ve iç organlara zarar,ziyan verebilecek her ne var ise,işte onlardan kaçınmalıyız . 1993 de babacığımı 71-72 yaşında iken,1995 de anneciğimi 67-68 yaşında iken,diğer sonsuz aleme uğurladığımızda ben bunları hissedemedim.Sadece çok ama çok yoğun miktarda gözyaşı,hıçkırık sarf ettim.1965 yaz sonun da kız kardeşimi böbrek rahatsızlığı(nefrit ve albümin)ile henüz 4-5 yaşında ölüm meleğine emanet ettiğimiz zaman ise,ben hiç korkmadım ve hiç ağlamadım.O gün sadece şunu sezdim:annem ve babam için ve elbette biz diğer evlatları için,hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı.İşte bu beni tedirgin etti.Yani;ortalamalar ne derse desin;doğan her bir canlı bir ölü adayıdır ve bu sebeple bu canlının bu dünyada diri olarak bulunacağı her bir saniyeyi,anı; dolu dolu,faydalı,olumlu,sevinçli,neşe ile,öğrenerek,bilinçlenerek,tekamülünü biraz daha tamamlayarak,ruhunun nurunu biraz daha parlatarak,tüm diğer canlılara biraz daha saygı duyarak,ve tüm alemlerin rahmetine biraz daha inanıp güvenerek geçirmesi,değerlendirmesi lazımdır.Tek bir anı,bir saniyeyi bile ve bir yudum suyu bile,bir lokma ekmeği dahi heba etmeye hakkımız yok.Aldığımız ve verdiğimiz her bir soluğun hakkını vermek lazım.Heba etmek yok.Gürültü yok.Tamah yok.İsraf Yok.Daima ve daima bir ölçünün,bir dengenin peşinde olacağız.Çok korkmak yok,çok üzülmek yok,çok sevinmek yok,çok cesur olmak yok,çok ağlamak yok,çok gülmek yok….Çok düşünmek yok. Ben kişisel gelişim uzmanı veya psikolog değilim ama;bu ilkelerim; benim kendimi çok iyi ve dengeli hissetmemi ve kendimden yeterince emin olmamı sağlıyor.Sanırım aldığım bu netice,küçümsenecek bir netice değil.Ama çok da övünmemek lazım.Gurur,onur duygumuzu da boş yere heba etmemek lazım. Vedat Kuşaklı 29.08.2008 Kocaeli,Değirmendere Türkiye