Adaletsiz kalkınmasız AKP
Kuddisi Okkur’un bir yıl sorgusuz sualsiz tutulması ve Milliyet gazetesindeki fotoğrafı AKP’nin Adalet anlayışının simgesidir. O adalet ki bugün onu öldürdü.AKP’nin “K”sı için de bunu okuyun. İşte Türkiye’de adalet ve kalkınmayı sağlayan muhteşem parti ve liderinin yaptıkları….
İşte AKP Kalkınma modeli: Yazarlar 10 Temmuz 2008 Şükrü KIZILOT skizilot@yaklasim.com Ufak ufak gidiyor… YILLARDIR, ufak ufak bir şeylerin gittiğinin farkında mısınız? Gidenlerin neler olduğunu belirtmeden önce, fıkrayı anlatalım. Hapishanede rahatsızlanan mahkum hastaneye kaldırılıyor ve kangren teşhisiyle ayaklarından biri kesiliyor. Üç ay sonra, aynı mahkum hapishanede yine rahatsızlanıyor. Bu kez hastanede diğer ayağı kesiliyor. Aradan dört ay geçiyor. Yine rahatsızlık, yine hastane ve kollarından biri kesiliyor. Aradan, iki ay geçiyor geçmiyor, aynı mahkum yine rahatsızlanıyor. Acıdan kıvranmasına rağmen, gardiyan hastaneye götürülmesine izin verilmiyor. Olay hapishane müdürüne intikal ediyor. Müdür de gardiyana çıkışıyor; Oğlum, adamcağız perişan durumda. Niye hastaneye kaldırılmasına izin vermiyorsun? – Efendim, olay bildiğiniz gibi değil. Bizimle ilgili çok ciddi bir sorun var. Söyle bakalım neymiş o? – Müdür Bey, bu mahkum ilk rahatsızlandığı zaman hastaneye kaldırıldı. Döndüğünde bir bacağı yoktu. Üç ay sonra yine rahatsızlandı, yine hastaneye kaldırıldı. Döndüğünde öbür bacağı da yoktu. Dört ay sonra yine rahatsızlandı ve hastaneye kaldırıldı. Bu kez döndüğünde, bir kolu yoktu. Şimdi yine hastaneye gitmek istiyor, ben de göndermiyorum. Niye? – Niyesi var mı Müdür Bey. Daha anlamadınız mı? Adam ufak ufak hapishaneden tüyüyor!.. UFAK UFAK GİDENLER NE? Hangi birisini sıralayalım, o kadar çok ki… Tüpraş, Petkim, Telekom, Erdemir, Tekel, Çimento Fabrikaları, Limanlar, Arsalar. Daha neler neler ufak ufak gitti. Bir yandan da gidecekler var… Peki niye? Örneğin borçlarımız ödenecekti. Son tabloya bakıyoruz, borçlarımızın tutarı 2002-2008 döneminde, yüzde 100’den fazla arttı. 2002’de toplam 222 milyar dolar olan iç ve dış borç stoku, 2008 Mayıs ayı itibariyle 490 milyar dolara ulaştı (217 milyar dolar iç, 263 milyar dolar dış, dış borcun 172 milyar doları özel sektöre ait). İşsizlik önlenecekti aksi oldu ve son 20 yılın en yüksek oranına ve sayısına ulaştı. Dış ticaret açığı önlenecekti oysa, hem tutarı hem de milli gelire oranı son 25 yılın en yüksek seviyesine ulaştı (1984’de 3 milyar dolar olan açığın, 2008’de 65 milyar dolara ulaşacağı tahmin ediliyor). DİĞERLERİ Mayıs 2006’da, yabancı yatırımcılar ayaklandı. Türkiye’ye getirdikleri paraya Dünyanın en yüksek getirisini sağlayan yabancılar, Hazine Bonosu ve Devlet Tahvili faizi ile borsa kazançlarında stopajın sıfırlanmasını yani “kapitilasyon” istediler. Temmuz 2006’da “Peki, indirelim” denildi ve vergi sıfırlandı. Milyarlarca dolar vergiden vazgeçildi… Cari işlemler açığı azalacaktı oysa 2008 sonunda Türkiye, son yirmi yıl içinde ilk kez yedi yıl üst üste cari işlemler açığı vermiş olacak (2002’de 0,6 milyar dolar olan açığın, 2008’de 51 milyar dolar olarak gerçekleşeceği tahmin edilmekte). Doğrudan yabancı sermaye girişi artacaktı oysa geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 45 düzeyinde geriledi. Enflasyon hedeften uzaklaştı, hızla tırmanıyor (Haziran ayı itibariyle yıllık ÜFE % 17.03, TÜFE % 10.61), Açılan işyeri sayısı ve istihdam artacaktı oysa kapanan işyeri sayısı geçen yılın aynı dönemine göre yaklaşık yüzde 100 arttı. Yerlilerden almaya devam ettiğimiz vergileri, yabancılar için sıfırladık. Vergiler uçtu… Yüksek faizle oluşan paralar da yurt dışına uçtu… PekiÖ Bütün bunları biz niye yaptık ve daha ötesi biz bu güzelim tesisleri, fabrikaları, arsaları, limanları niye sattık ve niçin satmaya devam ediyoruz? Ufak ufak bunlar satılıyor yani gidiyor ama gelen paralar, kızgın bir sacın üzerine konan yağ gibi eriyip gidiyor… İşler ayna… – İşler nasıl? – Allah bereket versin. – Sen demokratsın. * – İşler nasıl? – Kesat. – Sen Ergenekoncusun. * Henüz iddianameyi görmedik ama, sağolsunlar, AKP’ci gazeteler sayesinde bütün iddiaları görüyoruz… Bir tanesi şu: “Ekonomiyi kötüymüş gibi göstereceklerdi!” * Halbuki… * Dünyanın en yüksek faizini biz vermiyoruz. Dünyanın en pahalı benzinini biz kullanmıyoruz. Dünyanın en yüksek vergileri bizde değil… Elektriğe daha dün yüzde 22 zam gelmedi. Doğalgaz sudan ucuz… İthalatın i’si yok; iğneden ipliğe yerli malı kullanıyoruz. Cari açık kapandı. Kayıtdışı yok. İşsizlik yok; çalışmayan keyfinden çalışmıyor. Asgari ücretle kira öder gibi ev sahibi oluyorsun. Kiralar düştü zaten… İngiliz vatandaşı bakanımız söylemişti; öğretmen maaşları, aralarında İngiltere’nin de bulunduğu OECD ülkelerinden yüksek… Kişi başına düşen milli gelir, 10 bin dolar… Sen, yenge, 3 de çocuk, etti 50 bin dolar; hálá geçinemiyorsan, Allah’tan kork! Simit bile Simit “Sarayı”nda satılıyor; daha ne olsun? Dünyanın en yüksek kredi kartı faizi bizde değil… Kart borcu olan yok. Hiç kimse açlık sınırının altında değil. Yoksul yok. Çocuklar çöplükten pazar artıklarını toplamıyor. Zenginlikten tembelleştiler, kömür almaya bile gitmiyorlar, evlerine servis yapılıyor. Bankaları satmadık. Telefonları satmadık. Devletin borcu artmadı. Esnafın kulağından para fışkırıyor; protestolu senet azaldı, karşılıksız çek yok. Kepenk kapanmıyor. Habire fabrika açılıyor. AB’ye girdik. Dünya bize hayran. Çiftçiye haciz gelmiyor. Mazot bedava. Gübre hiç bu kadar ucuz olmamıştı. Şımardılar, tarlalarını ekmiyorlar. Bi tek pirinçte katakulli oldu, onu da tahminim, Atatürkçü Düşünce Derneği stoklamıştır… Emekliler yiye yiye bitiremiyor paraları; tatile Şeyseller’e gidiyorlar. En son 20 lira zam aldılar, peder bana gemi aldı. * Neyini kötüymüş gibi gösterebilirler ki? Ya “kör” bunlar, ya nankör. Hürriyet Yılmaz Özdil Aşağıda neden Cumhurbaşkanı tarafsız olmalıdır sorusunun cevabını bulacaksınız: Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Türkiye’deki son gelişmelerin anayasa ve kanunlar çerçevesinde devam ettiğini söyledi. Abdullah Gül, Kazakistan’ın başkenti Astana’daki temaslarının ardından düzenlediği basın toplantısında Ergenekon operasyonu kapsamındaki tutuklamalar ile genelkurmay başkanının atanmasıyla ilgili sorulara muhatap oldu. Abdullah Gül, bu sorulara karşılık olarak “Bu konuda benden bir açıklama yapmamı her halde beklemesiniz, ama siz haklı olarak gazetecisiniz öğrenmek istesiniz. Her şey tabii ki kendi prosedürü içinde, anayasamız kanunlarımız geleneklerimiz çerçevesinde devam eder” diye konuştu Erhan Göksel www.aktifhaber.com Bir ülke düşünün ki: Bankalarının yarısından fazlası yabancılara satılmış; Sigorta Şirketlerinin % 80′i yabancıların olmuş; ülkede kullanılan kredilerin % 76′sı yabancı kurumlardan alınmış; tüm stratejik kurumlar, limanlar yabancıların eline geçmiş; hatta o ülkenin yöresel gıdalarını bile Türk bakkallar değil, elin Fransız-Alman-İngiliz süpermarketleri satıyorsa, yani bizim olanı bile bize yabancılar satıyorsa bu ülke bizim midir? Böyle bir ülkenin iç ve dış borcu ülkenin bir yıllık üretimi olan GSYH’sını aşmış ise; böyle bir ülkede ekonomi bağımsız olabilir mi? Bağımsız ekonomisi olmayan bir ülkenin siyasi bağımsızlığı olabilir mi? Sizce, siyasi bağımsızlığı olmayan bir ülkeyi o ülkenin halkı mı, yoksa ekonomisini elinde tutan yabancılar mı yönetir? Devam edelim: Bir ülke düşünün; Küreselleşme adına o ülkenin tüm sınırlarını kaldırmışsanız, o ülkenin sınır güvenliği için Ordusu’ndan bir talebi olabilir mi? Ordusu’ndan talebi kalmayan bir ülkenin ordusu da fonksiyonunu sürdürebilir mi? Böyle bir ülkede işlevi kalmayan bir Ordunun Komutanları da işlevsiz kalır. İşlevsiz ve halkının ondan bir talebi kalmayan Ordunun Komutanlarına da futbol tribünlerinde maç seyretmek, medyayla sohbet etmek, kokteyllere gitmek, düğünlerde dans etmekten başka ne kalır. 18.Şubat.08 7temmuz08 Mahfi Eğilmez Radikal Kış mevsiminde bazen havanın derecesi öylesine eksi değerlere ulaşır ki, bazı yerlerde göller buz tutar ve bu durum bazen kış sonuna kadar devam eder. İnsanlar gölün üstündeki buz tabakasında yürürler, çocuklar oyun oynarlar. Aslında o buz tabakası gölün üzerini örterek suyun sıcak kalmasını ve göldeki yaşamın çeşitlenmesini sağlar. Sonra, bahara doğru hava ısınır ve buzun üzerinde hafif bir sulanma belirir. Bu sulanma buzun artık eskisi kadar güçlü olmadığının ilk belirtisidir. İşte o zaman buzun üzerinde fazla dolaşmamakta, çocukları da buzun üzerinde oyun oynamamaları için uyarmakta yarar vardır. Çünkü bu aşamadan sonra buz, inceldiği yerden kırılır ve üzerindekiler suyun içine düşerler. Bu kırılma sonraları büyükçe bir çatlamaya dönüşür. Zamanla o çatlak bütün gölü kapsayacak boyuta ulaşır ve bir an gelir buz çöker. O ana kadar içinden doğduğu sudan ayrışarak yeni bir denge sistemi yaratmış gibi görünen buz, kısa sürede yeniden suya karışır gider. Türkiye, 2002 ile 2007 arasında, beğenelim ya da beğenmeyelim, yanında olalım ya da karşısında olalım, bir siyasal istikrar yakalamıştı. Bu istikrar, ekonominin üzerini koruyucu bir buz tabakası gibi örtmüş ve ekonomide iyileşmeler yaşanmasına yol açmıştı. Cumhurbaşkanlığı seçimi ile başlayan siyasal inatlaşma ve çekişme süreci, buz tabakasının üzerinde sulanma birikmesi gibi oldu ve sistemin artık bu yükü taşıyamayacağının belirtisini vermeye başladı. İktidar partisi aleyhine açılan kapatma davası buzun çatladığı aşamadır. Salı günü yaşananlar ise buzun üzerindeki çatlağın artık gölün tümüne yayıldığını gösteriyor. Yani artık bu siyasal yapı, bu ekonomik yapıyı koruyamayacak aşamaya gelmiştir. Bundan sonrasında artık buzun tümüyle eriyip suya karışması an meselesidir. Düne kadar ekonomiyi yönetmeyi becerebilmiş, bugüne kadar da hiç değilse onu dengeleyebilmiş olan siyaset, artık ekonominin emrine girmek üzeredir. Geçmiş deneyimlerimiz bundan sonra siyasetin ekonomiye göre şekilleneceğini ve bunun da ekonominin daha fazla bozulmasına yol açacağını söylüyor bize. Dünyanın hiçbir ülkesindeki hiçbir siyasetçinin cari açık/GSYH oranı yüzde 6’nın üzerindeyken, özel kesimin dış borç stoku 172 milyar dolarken, ülke reytingi yatırım eşiğinin altındayken, reel faiz yüzde 12 iken siyasal sorun çıkarma lüksü yoktur. Ama hepimiz biliyoruz ki Türkiye, dünyanın hiçbir ülkesine benzemez. Bu benzersizliği biz söyledikçe yabancılar bıyık altından gülerler hep ve inanmazlar. Türkiye’nin dünyanın öteki ülkelerine benzemediğine inanmayanlardan birisi de Nobel ödüllü iktisatçı Stiglitz. Ona sorarsanız IMF her yerde başarısız olmuş bir kurum. Türkiye’de yaptığı bir söyleşide IMF ile ilişkiyi kesmek ve bir daha da yanına yaklaşmamak gerektiğini anlatmış. Oysa bunun söylenmeyeceği tek ülke Türkiye. Çünkü IMF, dünyada yalnızca Türkiye’de başarılı oldu. Bu bile bizim dünyadan ne kadar farklı bir konumda olduğumuzu gösteriyor. 2006 ortalarından bu aşamaya kadar dünyaya paralel inişli çıkışlı bir ekonomik yolculuk içinde ilerledik. Bundan sonrası bizim açımızdan artık yalnızca iniş olacak. O iniş sırasında tekerleğin takılıp da arabanın sıçrama yaptığı tümsekleri çıkış sanmayın. Bu da tablonun ekonomik ayağı……… KOCAMAN GÖZLÜ ADAMIN ÖLÜMÜNÜ YAZDI: Onu televizyonlardaki bir deri-bir kemik kalmış görüntüleriyle tanıdık… Ölmek üzereydi. Bir yıl önce Ergenekon soruşturması kapsamında tutuklanmış ve Tekirdağ F Tipi Cezaevi’ne konulmuştu. Suçu; “terörü finanse etmek”ti. İktidar yandaşı gazetelere göre, “varlıklı bir iş adamı”ydı! *** O “varlıklı iş adamı”, öleceği anlaşılınca birkaç gün önce apar topar tahliye edildi. Eşi, Edirne’deki Trakya Üniversitesi Hastanesi’nin kestiği faturayı bile ödemekten aciz bir haldeydi. Sonunda beklenen oldu ve Kuddusi Okkır önceki gün vefat etti! Yandaş medyanın yazdığına göre Savcılık; onun zengin olduğunu, “terörü finanse ettiğini” öne sürüyordu ama bu “zengin iş adamı”nın naaşı Edirne Belediyesi’nin tahsis ettiği bir cenaze arabasıyla Yalova’ya götürülebildi… Çünkü eşinin, cenaze arabasının ücretini ödeyecek maddi gücü yoktu! Terörü finanse edebilecek kadar “zengin bir iş adamı”, ne olmuştu da bir yılda bu kadar yoksullaşmıştı? Yoksa Kuddusi Okkır’ın bütün servetine el konulmuştu da; o yüzden mi eşi cenaze arabası ücretine bile muhtaç hale gelmişti? *** “Adalet peşinde koşan” savcıların bugünkü ruh halini çok merak ediyorum… Acaba “hata” yapmış olabilecekleri akıllarına geliyor mu? Masum bir insanın, maruz kaldığı haksız suçlamaların büyüklüğü karşısında kahırdan ölmüş olması ihtimali; onları da kahretmiyor mu? *** Bakalım Ergenekon savcısının, açıklanması yılan hikâyesine dönen iddianamesinde Kuddusi Okkır neyle suçlanacak? Ve acaba… “AKP kapatılırsa Türkiye’yle müzakereleri durduruz” diye durmadan tehdit yağdıran Avrupa Birliği, bu insanlık dramına nasıl bir tepki verecek? *** “Özgürlükçü ve demokrat” olduğunu öne süren bir iktidarın, eşi benzeri ancak diktatörlüklerde görülebilecek bu dramı görmezden gelmesi anlaşılır gibi değil! Ama ben yattığı yatakta, kocaman gözleriyle boşluğa bakan o bir deri-bir kemik kalmış adamı, onun çaresizlik içinde kıvranan eşini asla unutmayacağım… O adam ben de olabilirdim, siz de… Eşiniz, ağabeyiniz, kardeşiniz, babanız da olabilirdi Hatta Sayın Savcı, siz bile olabilirdiniz! Açıklayın şu iddianamenizi de Kuddusi Okkır’ın, kaldırılan “idam cezası”nı hak edecek bir suç işlediğine bizi ikna edin… İsteyeceğiniz ceza “ölüm”ün altında kalırsa, sırf onun başına gelenler bile sizi tarihe geçirmeye yetecek… ***** VATAN 8.temmuz Mustafa Mutlu Cumhurbaşkanı ve Başbakan kimseye haber vermeden 5.5 saat konuşuyor.İŞte bu nedenle Cumhurbaşkanı seçilmemeliydi Gül! Çünkü hiç ir devlet adamı ağırlığı koyamıyor,kahve arkadaşyla buluşur gibi buluşuverir ve halk kim oluyor diye kulağının üstüne yatar.AKP’li dostu AKp’li dostuna ne anlattı acaba? 28.temmuz