Temmuz, 2008

ver 25milyonu vur laikliğe

Temmuz 30 2008Yorum Yok Kategori: Güncel

Karar açıklandı.Bu sonuç aslında AKP’nin tehlikeli bulunduğuna kanaat getirildiği, ancak kapatılmadan ihtar vermeye karar verdiler. Anayasa Mahkemesi üyeleri, hatta Mahkeme Başkanı dedi ki:”Bu ciddi bir ihtardır. ” Türk hukukuna teşekkür ediyoruz. AKP dersini aldı mı göreceğiz? Başbakan konuştu:”Bu güne kadar laiklik karşıtı eylemlerin odağı olmadığımız gibi bundan sonra da olmayacağız”!

Yani 6+4 mahkeme üyesi bu işi bilmiyor. her şeyi Başbakan biliyor ve yola devam aynen. Tek başına iktidara gelen AKP yasal hiç bir cesur karara imza atmadı. Siyasi partiler kanunu dahil yapısal yasaları çıkarmadı.Bu korkak tutumunun demokrasi havariliği ile ilişkisi olmadığı yumurta kapıya gelince anlaşıldı. Ülkeyi bu noktaya getiren ve geren AKP yardım almamakla uslanacak mı bakalım……. AKP’li yöneticilerin dostları……. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün diplomasi yürütme alışkanlığı hem kendine hem de Türkiye’ye zarar vermeye başladı. Bunun son örneği İran Cumhurbaşkanı Ahmedinejad’ın Türkiye ziyareti. Amerika ile arasını bulmaya çalıştığımız Ahmedinejad Anıtkabir’i ziyaret etmemek için programını resmi ziyaretten çıkarıp,çalışma ziyareti yaptı. Bu diplomaside zaman zaman başvurulan bir yoldur,söylenecek laf yok. Ancak İran Cumhurbaşkanı Ankara’ya gelmeyi de kabul etmeyip İstanbul’a gelecek Bizim Cumhurbaşkanımız da Ahmedinejad ile görüşmek için Ankara’dan buraya gelecek. Bu kadarı fazla. Çankaya’nın internet sitesinde İran Cumhurbaşkanı’nın geleceği 14 Ağustos gününe dair bir program gözükmüyor. Ancak Cumhurbaşkanı’nın yaz çalışmaları kapsamında İstanbul’a geleceğine dair bir bilgi de yok. Yani Gül bir ya da iki gün önce İstanbul’a gelse bile bu yolculuğun neden yapılacağı şimdiden belli. Çalışma ziyareti için Amerika’ya giden heyetlerimizle Bush Beyaz Saray’da değil de New-York’ta mı buluşuyor? Ahmedinejad da Türkiye ile görüşmek istiyorsa kendi şartlarını koymayacak ve Türkiye’nin şartlarına uyacak. Uymuyorsa da Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı ile görüşemeyecek. Bu adam Ermenistan’a “Soykırım Anıtı”‘na çelenk koymayı kabul edip gitti sonra programını kısa kesip geri döndü. Erivan’a giderken programına “Soykırım Anıtı’”nı yazmayı kabul eden İran Cumhurbaşkanı’nın Anıtkabir alerjisini anlayabiliyorum. Anlayamadığım biz niye bu alerjiye merhem oluyoruz. İcranın başı Başbakan Erdoğan İran Cumhurbaşkanı ile İstanbul’da görüşür ve olur biter. Ama Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı kendi ülkesinde bir başka cumhurbaşkanının ayağına gitmez. İnanmayan Dışişleri Protokol Genel Müdürlüğü’ne sorsun öğrensin… Özay Şendir 08/Habertürk

Sırpların soykırım uzmanı yakalandı

Temmuz 29 2008Yorum Yok Kategori: Güncel

Avrupa’nın göbeğinde ve 20.yüzyılın son yarısında Sırp katiller Boşnak ve Müslüman bir halka soykırım uyguladı. AB ve bütün çifte standart uzmanı Avrupalılar seyirci oldu. Binlerce Boşnak kesen,işkence eden ve kızlarına kadınlarına tecavüz eden bu soykırımcılar saygıyla karşılandı. HAtta o kadar rahat ettirildi ki Karadziç kendi vatanında sakal uzatıp mis gibi yaşamaya devam etti. AB’ye girme uğruna lütfedip kasabın yerini söylediler. AB ve üyeleri için yüzleşme zamanı değilse bugün ne zaman? Ermeninileri iç unutmayanlar her eyini kaybeerek,tecavüze uğramış kadınların bugün nasıl yaşadığını merak etmiyor mu? Ne yazık ki…. Ne İslamcı, ne Batıcı, ne havalı, ne rüzgarlı numune niyetine bir tek haber kanalı bile akıl etmedi 13 yıl sonra dünyanın ilk kez göreceği Bosna Kasabı’nı Türk izleyecisine göstermeyi… Tarafgir medya beğenmediği ABD kadar, Holrooke kadar olamadı.

Holbrooke da mesajında Karadziç’in tutuklanmasını “büyük haber” diye niteledi. Holbrooke, “Bu Avrupa’da en çok aranan adam, Avrupa’nın Usame Bin Ladin’i. Kendisi etnik temizliğin en önemli entellektüel mimarı. Karadziç benim gözümde (eski Yugoslavya Devlet Başkanı Slobodan) Miloseviç’ten de kötüydü ve Bosnalı Sırplar için bir çeşit Robin Hood haline gelmişti. Karadziç’in yakalanması tarihi bir olaydır” dedi. Tilki” lakplı Sırp siyasetçi Karadziç, Bosna savaşında işlediği soykırım suçlarından dolayı Eski Yugoslavya Uluslararası Ceza Mahkemesinde hakkında açılmış davadan dolayı aranıyordu. ABD tarafından başına 5 milyon dolar ödül konmuştu. RADOVAN KARADZİÇ KİMDİR? Uluslararası savaş suçları mahkemesince aranan, bazi ciddi iddialara gore Avrupa’nin çeşitli yerlerindeki manastırlara rahip olarak sığınan, 1992-1995 yılları arasındaki Kosova’daki iç savaş sırasında Kosova’daki Sırpların lideri olan, dönemin Yugoslavya başkanı Miloseviç’ten de açık açıkk silah desteği alan Sırp kasabı… Katliamın başlangıcı Nisan 1992’de Srebrenica’nın hemen dışında bulunan Bratunac köyünde, 350 Bosnalı Müslüman, Sırp paramiliter ve özel polis güçleri tarafından ölümcül işkenceye tabi tutularak katledildi. Burada yaşananlar hakkındaki bilgiler, ancak aylar sonra katliam sırasında çekilen görüntülerin yayınlanması ile anlaşıldı. Sırpların bu vahşet siyasetinin dünyada duyulması, düşünülenin aksine Bosnalı Boşnakların kurtulma ümitlerini arttırmadı. Aksine, BM ve NATO desteğinde özellikle Sırplar hedef alınarak bir ambargo başlatıldı. Fakat hem Sırpların eski müttefikleri olan Rus’ların yardımı, hem de coğrafi olarak daha iç kesimlerde bulunan Bosnalı Müslümanlar’a göre daha avantajlı olmaları sebebiyle, bu ambargodan Bosnalı Sırplar neredeyse hiç etkilenmediler. Olan zaten silah ve lojistik olarak çok zayıf olan Müslümanlara oldu. Dünyanın en büyük ordularından birine sahip Yugoslavya’nın, bu gücünü Sırplar neredeyse sonuna kadar kullanmışlardır. Zamanla dünyada yükselen tepkiler ve özellikle bazı destekçilerinin durumun vehametini anlamaya başlamaları ile Müslümanlara yönelik bazı yardımlar ulaştırılmaya başlanmıştır. Birçok ülkede Bosna’ya yardım kampanyaları düzenlenmiştir. Bosnalıların şanssızlığı burada da devam etmiş, güvendikleri müslüman ülkelerde kampanya paraları kendilerine ulaştırılmak şöyle dursun, başka politik amaçlar için kullanılmış ve büyük bölümü asla yerine ulaştırılmamıştır. Srebrenitsa Soykırımı Katledilen 505 Bosnalı Müslümanın defnedilişiZamanla gücünü toparlayan Nasır Oriç liderliğindeki Müslüman direniş örgütü Sırplara karşı koymaya ve bazı başarılar elde etmeye başladılar. Bu duruma artık bir son vermenin zamanının geldiğini düşünen BM, Dayton görüşmelerini başlattı. Sırplar, görüşmelerde avantaj elde etmek için iki stratejik kent olan Gorajde ve Srebrenitza’yı ele geçirmek maksadıyla bütün güçleriyle bu iki kente saldırdılar. Tarihin gördüğü en büyük katliamlardan birini tüm dünyanın seyirci bakışları arasında sergilediler. BM tarafından güvenli bölge olarak ilan edildikten iki yıl sonra Srebrenitza, 1995 yılının yaz ayında II. Dünya Savaşı’ndan sonra meydana gelen en büyük toplu soykırıma uğradılar . Sırplar topladıkları ve günlerce sistematik işkenceden geçirdikleri Bosnalı müslümanları, evlatlarının kardeşlerinin gözleri önünde öldürdükten sonra, cesetlerini yine onlara gömdürdüler. Bosna Savaşı’nın bu en kanlı olayı Srebrenica Katliamı olarak adlandırılmıştır. Srebrenitza Katliamında öldürülenlenlerin kesin sayısı bilinmemekle birlikte BM’nin eski Yugoslavya Savaş Suçları Mahkemesi savcısı, 7 ila 8 bin kişinin öldürüldüğünü belirtmiştir. Bosna Sırplarının hükümetinin hazırladığı bir raporda ölü sayısı 7 bin 779, Boşnak hükümetinin raporunda ise 8 bin 374′den fazla olarak gösterilmektedir. Şimdiye kadar Srebrenitza etrafında 42 toplu mezar bulunmuş ve uzmanlara göre 22 bölgede daha toplu mezar olduğunu tahmin edilmektedir. Şimdiye kadar 2 bin 70 kurbanın kesin kimlik tespiti yapılırken, 7 binden fazla ceset torbasında ise parçalanmış ceset parçaları kesin kimlik tespiti için bekletilmektedir. Cesetler toplu mezarlara atılırken parçalandığı için kimlik tespiti güçlükle yürütülmektedir. Ayrıca Sırplar katliamı gizlemek için bazı cesetleri ilk gömüldükleri toplu mezarlardan çıkarıp, başka yerlere tekrar gömdüklerinden katliamla ilgili deliller bozulmuş ya da yok olmuştur. 1992-1995 arasında Uluslararası Kızılhaç Örgütü verilerine göre Bosna-Hersek’te 312.000 kişi hayatını kaybetmiştir. Bu kayıpların 200.000 kadarı Boşnak halkına ait olup Bosnalılar dünyanın gözü önünde ve Avrupa’nın göbeğinde sistematik bir soykırıma tabi tutulmuştur. Sadece Srebrenica’da olanlar hakkında elle tutulur delillerin varlığı söz konusu olsa da, çok yakın tarihte gerçekleşen soykırımı aydınlatmaya yetmemektedir. Katliamın sorumluları Radovan Karadziç – Katliamın firari sorumlusu.Lahey’deki Savaş Suçları Mahkemesi’nde görülen davada Sırp Partisi Lideri Radovan Karadzic, Sırp Ordu Komutanı Radko Mladiç, Vujadin Popoviç (Bosnalı Sırp komutan), Ljubisa Beara (Genelkurmay Başkanı), Drago Nikoliç (Güvenlik şefi), Ljubomir Borovcanin (Özel polis müdürü), Radivoje Miletiç (Genelkurmay Başkan Yardımcısı), Milan Gvero (Komutan yardımcısı, Vinko Pandureviç (Tugay komutanı) Bosna Savaşı sırasında Srebrenitsa’da sekiz binden fazla sivilin katledilmesinden sorumlu oldukları iddiasıyla haklarında dava açılmıştır. Ancak Karadzic ve Mladiç tüm çabalara ve aramalara karşın adalet önüne çıkarılamamıştır. Bosna’da meydana gelen iç savaş sırasında Sırp ordusunun yapmış olduğu katliamın arkasındaki itici güç Sırbistan Demokratik Partisi ve lideri Radovan Karadziç’tir. Parti bağımsızlık ilanı ile birlikte hükümetten de çekilerek yasadışı bir örgüt gibi çalışmalarını yürüterek, müslüman bölgelerinde katliamları yapmışlardır. Sırp denetimindeki Ilıca bölgesinde Bosna Otelinde faaliyet gösteren parti lideri Radovan Karadziç ve arkadaşlarını korumakla görevli Sırp militanların uniformalarında Sırbistan bayrağı ve Çetnik adlı teröristlerin kullandığı madeni bir para büyüklüğündeki siyah renkli bir arma bulunmaktaydı. Bütün bu katliamları gerçekleştirmek için gereken ekonomik ve askeri güç temelde Federal Yugoslavya Ordusu’nda bulunuyordu. Ancak bu gücü yönetebilecek yetki ise Sırbistan’daydı. Dolayısıyla katliamları gerçekleştiren Sırp milislerin Sırbistan ile bağlantılı olmamalarına imkan yoktu. Sırp militanları ve Sırbistan Federal Ordusu arasındaki bu işbirliği kanıtlanamamıştır. Unutulmaması gereken en önemli hususlardan birisi de, SDS’nin bu faaliyetlerine bir çok Sırp ordu ve hükümet yetkilisi muhalefet etmiş, ve o zor koşullara rağmen görevlerini bırakmışlardır. O dönemde yapılan bazı Türk gazetecilerinin bölgedekilerle yaptıkları röpörtajlarda, Bosna’da yaşayan 1,3 milyon Sırp nufusun sadece yüzde 10′u yani 130 bin kişinin Sırbistan ile birleşmek istedikleri düşündükleri rapor edilmiştir. Kaynak: Vikipedia nevval@nevvalsevindi.com ChineseChinese-HKDutchEnglishFrenchGermanHebrewItalianJapaneseKoreanPolishPortugueseRussianSpanishSwedishTurkish Reply – Reply All – Forward – View Source – Previous – Next – Message: 6 / 6 From: Aliaða Ticaret Odasý On Behalf Of ap-press@googlegroups.com Reply To: bilgi@alto.org.tr To: Aliağa Ticaret Odası Subject: BOÞNAKLAR, ALÝAÐA ÇAKMAKLI KÖYÜ PÝTA GECESÝ’NDE BULUÞTU. Date: Tue, 29 Jul 2008 10:30:00 +0300 BOŞNAKLAR, ALİAĞA ÇAKMAKLI KÖYÜ PİTA GECESİ’NDE BULUŞTU. TÜRKİYE BOSNA HERSEK KÜLTÜR FEDERASYONU VE ÇAKMAKLI KÖYÜ BOSNA-HERSEK DERNEĞİ TARAFINDAN ALİAĞA ÇAKMAKLI’DA DÜZENLENEN 2. PİTA (BÖREK) GÜNÜNDE BOŞNAK ASILLI VATANDAŞLARIMIZ GÖNÜLLERİNCE EĞLENDİ. FOTOĞRAFLI ALİAĞA TİCARET ODASI ALİAĞA (29.07.2008)- Türkiye Bosna Hersek Kültür Federasyonu ve Çakmaklı Köyü Bosna-Hersek Derneği tarafından Aliağa Çakmaklı’da düzenlenen 2. Pita (börek) gününde Boşnak asıllı vatandaşlarımız gönüllerince eğlendi. İzmir Çakmaklı Köyü Bosna-Hersek Derneği organizasyonunda düzenlenen şenliğe yurdun değişik yerlerinden Boşnak asıllı vatandaşlar akın ederken, sanatçılar Grup Liljan, Arif Şentürk ve Cenk Bosnalı katılanlara keyifli saatler yaşattı. Şenliğe Aliağa Ticaret Odası Başkanı Adnan Saka, Foça Belediye Başkanı Gökhan Demirağ, yeni Foça Belediye Başkanı Osman Yurtseven ve Türkiye Bosna Hersek Kültür Federasyonu Kurucusu ve Onursal Başkanı A. Kemal Baysak da katıldı. Türkiye-Bosna Hersek Kültür Dernekleri Federasyonu Başkanı Fehmi Arazlı, Sırp Kasabı olarak adlandırılan Radovan Karadziç’in yakalanmasına değinerek, “Bir insanlık düşmanı, bir canavar yakalandı geçen hafta. Ama bu katil yakalandı diye 312 bin şehidimiz geri mi geldi. 35 bin çocuk canlandı mı? 50 bin kadınımızın ırzı namusu kurtuldu mu? Bu katilden bir kişi daha var; Radko Mladiç. Onun da yakalanması lazım. Srebrenitsa da 8.650 kişi şehit oldu. Orada 8,650 m2 yer yoktu. Bir kişiye bir m2 yer düşmüyordu. Bu canavarlar böyle bir yerde katlettiler benim Bosnalı halkımı. Katiller, Cezalarını mutlaka çekmeli” Dedi. Aliağa Ticaret Odası Başkanı Adnan Saka, Türkiye ile Bosna-Hersek arasında tarihe dayanan çok yönlü siyasi, ekonomik, sosyal ve kültürel ilişkiler olduğunu belirterek Türk ve Boşnak halklarının et ve tırnak gibi, tek bir millet olduğunu söyledi. Saka, “Türk halkı ile “Evlad-ı Fatihan” olan Bosna halkı tarih yolculuğundan, iyi günde kötü günde kader birliği yapmış, dünya halkları önünde tam bir kardeşlik ve vefa örneği sergilemişlerdir. Bugün burada Boşnak kökenli yurttaşlarımızın arasında bu kültür zenginliğini doyasıya yaşıyoruz. Bu kültür zenginliğimizi iki ülkenin kalkınması için ekonomik akanda da gerçekleştirmek istiyoruz. Çakmaklı’lı dostlarımıza gösterdikleri misafirperverlikten dolayı minnettarım” dedi. Pita gecesinde konuşan Türkiye Bosna Hersek Kültür Federasyonu Kurucusu ve Onursal Başkanı, Bosna Hersek Cumhuriyeti Fahri Konsolosu A. Kemal Baysak da, Türkiye’de yaşayan Boşnaklar’ın, 1992 yılından itibaren dernekleşerek bir araya gelebildiğini kaydetti. Baysak, Türkiye’deki Boşnakların, Ata topraklarına giderek ziyaret etmesi gerektiğini söyleyerek, “Biz bu ülkenin asli vatandaşıyız. Büyük önder Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu Türkiye Cumhuriyeti’nin yılmaz bekçileri ve koruyucularıyız” dedi. İzmir Çakmaklı Köyü Bosna-Hersek Derneği başkanı Ömer Barış ile Çakmaklı köyü Muhtarı Ahmet Kahraman da yaptıkları konuşmalarla pita gecesine katılanlara teşekkür etti. Çevre köylerden ve illerden büyük katılımın olduğu şölen; oyunlar, yarışmalar ve çekilişlerle renklendi. Çakmaklı Köyü’nde düzenlenen şenlikte ünlü isimler yer aldı. Cenk Bosnalı, Arif Şentürk ve Boşnak gençlerinin kurduğu gelecek vaadeden müzik topluluğu Grup Ljiljan dakikalarca ayakta alkışlandı. Şenlikte, köy halkı tarafından tepsilerle hazırlanan börek ve ayranlar misafirlere ikram edildi. Gençler yöresel müzik eşliğinde halay çekip oynarken, küçüklerde folklor oyunlarından figürler sergiledi. Büyük bir Türk bayrağının da açıldığı şenlikte Aliağa Ticaret Odası Başkanı Adnan Saka da Boşnak kökenli vatandaşlarımızı yalnız bırakmadı. Boşnaklara ait bir börek olan Meşhur pita böreği içerisine ıspanak, patates gibi malzemeler konularak kol böreği şeklinde hazırlanıp ikram ediliyor. HABER DOKUMANLARİ İCİN LİNKLERE TİKLAYİNİZ TEXT: http://www.alto.org.tr/bultenfoto/2008/29072008/pita.doc Foto 1: http://www.alto.org.tr/bultenfoto/2008/29072008/pita.JPG Foto 2: http://www.alto.org.tr/bultenfoto/2008/29072008/pita1.JPG Foto 3: http://www.alto.org.tr/bultenfoto/2008/29072008/pita2.JPG Foto 4: http://www.alto.org.tr/bultenfoto/2008/29072008/pita3.JPG Foto 5: http://www.alto.org.tr/bultenfoto/2008/29072008/pita4.JPG Foto 6: http://www.alto.org.tr/bultenfoto/2008/29072008/pita5.JPG Foto 7: http://www.alto.org.tr/bultenfoto/2008/29072008/fethi-arazli.JPG Lakabı “Tilki”… Ya da “Bosna Kasabı”… Yaşadığımız kürenin en fazla merak ettiği adam… 8 bin 106 Müslüman Boşnak erkek ve çocuğun öldürülmesi, 11 bin insanın katledilmesinden doğrudan sorumlu olarak soykırım ve insanlığa karşı suç işlemekten 1 numaralı sorumlu olarak aranıyordu… 13 yıl sonra saç sakal birbirine karışmış halde Belgrad’da otobüste yakalandı… Tilki’nin ya da Bosna Kasabı’nın veya esas ismiyle Karadziç’in dün Lahey’de ilk duruşması vardı… 13 yıl sonra ilk kez canlı görüntülenecek, saçlı mı sakallı mı, saçını sakalını kesmiş mi, ne yapacak, ne diyecek diye tüm dünya “human interest bu insan öyküsüne ya da kasap öyküsüne” kilitlenmişti… *** Lahey’deki mahkeme heyeti, Bosna Kasabı’nı dünya kamuoyu izleyebilsin diye salondan canlı yayın yapılabileceğini duyurmuştu… Bütün dünya Kasab’ı izleyemeye kitlendi… BBC, CNN International, El Cezire herkes, Bosna Kasabı’nın duruşma salonundaki halini, tavırlarını, laflarını aktardılar canlı yayında… Türkiye’deki haber kanalları ya da kanalların haber merkezleri ise o sırada uyuyorlardı… Müzik yayını vardı bazı haber kanallarında, Bosna Kasabı Lahey’de mahkemenin karşısına çıktığında… Ne İslamcı, ne Batıcı, ne havalı, ne rüzgarlı numune niyetine bir tek haber kanalı bile akıl etmedi 13 yıl sonra dünyanın ilk kez göreceği Bosna Kasabı’nı Türk izleyecisine göstermeyi… *** Oysa bir haber için, canlı yayın için her şey vardı bu öyküde… 8 bin Müslüman’ı 11 bin insanı katleden bir Kasap… 13 yıldır kaçak yaşayan ve psikiyatristlik yaparak saklanan bir soykırım müsebbebi… Uğruna Amerika’nın 5 milyon dolar ödül koyduğu insanlık suçlusu eski bir lider… Amerikalıların human interest dedikleri insana dair olan her şey vardı bu öyküde… Katliam yönü, soykırım yönü, savaş suçlusu durumu, siyasi yönü, küresel boyutu… Dünyanın en fazla merak ettiği adamın ilk duruşmasını, bir haber kanalı Lahey’den canlı yayınlamayı akıl etmiyorsa, Bosna Kasabı’nın yeni halini izleyicilerine aktarmıyorsa, kendini pencereden aşağı atsın daha iyi… Habercilik ukalalık yaparak etik ve tetik zırvalamalar yaparak olmaz… Bu nokta haberciliğin bittiği noktadır ve trajik bir zavallılık söz konusudur… Siz en iyisi haber kanalı olarak müzik yayınıza devam edin… Mümkünse Mozart yayınlayın… Requim’i çalın… Siz bu kafayla Requim’i de bilmezsiniz… Ölüm Marşı ya da Cenaze Marşı oluyor sizin Türkçenizle… Hani kendi ölümü için besteledi de bitiremeden öldü Mozart, öğrencisi tamamladı o marş işte… Onun eşliğinde “haberciliğin cenazesini de kaldırıverirsiniz…” Yakışır sizlere!.. Reha Muhtar BM savaş suçları mahkemesine çıkarılan Bosna Sırp savaş suçlusu Radovan Karadziç’in (Karaciç okunur), Amerikalı diplomat Richard Holbrooke’un kendisine “mahkemeye çıkarılmayacaksın” sözü verdiği iddiasına yalanlama geldi. Savaşı sona erdirmeyi amaçlayan barış görüşmelerini ABD adına yürüten Holbrooke, yaptığı açıklamada, “Karadziç’in sözlerindeki doğruluk payının sıfır olduğunu” söyledi. Holbrooke, “kendisiyle böyle bir anlaşma yapmam ahlak dışı olurdu, etik olmazdı. Kesinlikle böyle bir şey yok” dedi. Sırp savaş suçlusu Radovan Karadziç’in tutuklanması, Bosna Savaşı sırasında 43 ay kuşatma altında kalan ve yaklaşık 12 bin kişinin öldüğü Saraybosna’da halkı sokaklara döktü. Uluslararası toplum da Karadziç’in tutuklanmasını memnuniyetle karşıladı. Saraybosna’nın 43 ay süren kuşatması sırasında ölen 11 bin Saraybosnalı nedeniyle soykırım suçu işlemekle suçlanan Karadziç’in tutuklanması üzerine, halk akşam saatlerinde Saraybosna caddelerinde kutlama yaptı. Ajanslar, Saraybosnalıların konu hakkındaki duygularını, “Bu olabilecek en iyi şey. Gördüğünüz gibi insanlar her yerde bunu kutluyor” şeklinde aktardı. Saraybosna radyolarında, Belgrad hükümetince desteklenerek Müslümanlar ve Hırvatlara karşı üstün bir ateş gücüne kavuşan Karadziç’in 1992-1995 savaşı sırasında yaptığı çeşitli konuşmalardan bölümler yayınlanırken, araçlarıyla caddelere akın eden Saraybosnalılar, araçlarının klaksonlarını çalarak duydukları mutluluğu dile getirdi. Sırp Bakan: “AB’nin tam üyesi olacağız” Karadziç’in dün akşam yakalanması üzerine Sırbistan Dışişleri Bakanı Vuk Jeremiç, AB’nin tam üyesi olacaklarını söyledi. Jeremiç, dünya devletler hukuku sistemiyle ve Lahey savaş suçları mahkemesiyle işbirliği yaptıklarını belirterek, Sırbistan’ın mutlaka Avrupa Birliği’nin (AB) tam üyesi olacağını bildirdi. Jeremiç, Karaciç’in yakalanması üzerine yaptığı açıklamada, “AB’nin temel taşı olacağız” dedi. Uluslararası toplum da memnuniyetle karşıladı AB ve NATO, Avrupa’da İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra işlenmiş en büyük savaş suçlarının elebaşısı olarak görülen Bosnalı Sırp lider Radovan Karaciç’i başkent Belgrad’da tutuklayan Sırbistan’ı kutladı. AB ortak dış politika ve güvenlik Yüksek Temsilcisi Javier Solana, Balkanlar için “güzel bir gün” yaşandığını kaydederek, Belgrad yönetiminin uluslararası savaş suçları mahkemesiyle tam işbirliği yaptığına inandığını belirtti. Solana, “İkinci Dünya Savaşı’ndan beri, en büyük savaş suçlusunun yakalanmasının çok önemli olduğunu” bildirdi. AB Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso, bunun Sırbistan’ın uluslararası mahkemeyle işbirliği ve AB üyeliği yolunda kararlılığını gösterdiğini vurguladı. AB, Sırbistan’la aday ülke statüsünün ilk adımını oluşturan İstikrar ve Ortaklık Anlaşması’nın yürürlüğe girmesi için uluslararası mahkemeyle tam işbirliği ön koşulunun yerine getirilmesini istiyor. AB Komisyonu’nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Oli Rehn, “Bu, kesinlikle Sırbistan’ın, eski Yugoslavya’daki savaş suçlularını yargılamak amacıyla kurulan özel uluslararası mahkeme ile işbirliğinde bir mihenk taşıdır” dedi. Rehn, Karadziç’in tutuklanmasını “Sırbistan’ın Avrupa ile bütünleşme arzusu açısından çok önemli” diye niteledi. NATO Genel Sekreteri Jaap de Hoop Scheffer, Sırp yetkilileri kutladı. Karadziç’in bir an önce Lahey kentindeki Savaş Suçları Mahkemesi’ne gönderilmesini isteyen Scheffer, Sırbistan’ın ve diğer Balkan ülkelerinin, hala serbestçe dolaşan, aralarında Uluslararası Savaş Suçları Mahkemesi tarafından aranan, 1995′teki Srebrenitsa katliamından sorumlu tutulan ve soykırımla suçlanan eski Sırp General Ratko Mladiç’in de bulunduğu diğer savaş suçlularının yakalanmasına ilişkin çabalarını desteklediğini bildirdi. Almanya Dışişleri Bakanı Frank-Walter Steinmeier, Karadziç’in tutuklanmasını Sırbistan ile AB arasındaki ilişkilerde bir dönüm noktası olarak nitelendirdi. Steinmeier, Karadziç’in bir an önce Hollanda’nın Lahey kentindeki Savaş Suçları Mahkemesi’ne gönderilmesini ve Sırbistan’ın, hala serbestçe dolaşan diğer savaş suçlularını da aramasını ümit ettiklerini kaydetti. Belçika Dışişleri Bakanı Karel De Gucht, Karadziç’in yakalanmasının, savaş suçlularının uluslararası adaletten kurtulamayacaklarını kanıtladığını, sanığın bağımsız ve adil bir şekilde yargılanmasının, Avrupa’nın yakın tarihinin trajik bir sayfasının kapatılmasına yardımcı olacağını söyledi. Macaristan da Karaciç’in yakalanmasını memnuniyetle karşıladı. Macaristan Dışişleri Bakanı Kinga Göncz, Sırbistan hükümetinin Karaciç’i tutuklayarak, AB üyesi olma yönünde önemli bir adım attığını söyledi. Eski ABD başkanı Bill Clinton’ın Balkanlar özel temsilcisi James O’Brien ile ABD eski dışişleri bakan yardımcısı Richard Holbrooke da Karadziç’in tutuklanmasına ilişkin birer bildiri yayımladı. Bildirisinde, insanların, Karadziç’i yargılanırken görmeyi hakkettiklerini vurgulayan O’Brien “Bu, ayrıca saklanabilseniz bile sonsuza dek kaçamayacağınızın bir işaretidir” ifadesini kullandı. O’Brien, açıklamasını, “Eğer Karadziç’i, Lahey’e gönderirlerse, bu Sırbistan’ın Batı ile birleşme arzusunu göstermek amacıyla son aylarda attığı en önemli ikinci adım olacaktır” diye tamamladı. Holbrooke da mesajında Karadziç’in tutuklanmasını “büyük haber” diye niteledi. Holbrooke, “Bu Avrupa’da en çok aranan adam, Avrupa’nın Usame Bin Ladin’i. Kendisi etnik temizliğin en önemli entellektüel mimarı. Karadziç benim gözümde (eski Yugoslavya Devlet Başkanı Slobodan) Miloseviç’ten de kötüydü ve Bosnalı Sırplar için bir çeşit Robin Hood haline gelmişti. Karadziç’in yakalanması tarihi bir olaydır” dedi. Bu gelişmenin, Sırbistantan’ın Batı ile birleşmesi arzusuna yönelik atılmış büyük bir adım olduğunu vurgulayan Holbrooke, “Tabii ki (Karadziç’in askeri komutanı) Orgeneral (Ratko) Mladiş hala dışarlarda bir yerde. Ama Karadziç bu ikili arasında en önemli olanıydı. Bu adam toplu cinayetin tam anlamıyla gerçek mimarıdır” şeklinde görüş belirtti. Bosnalı Müslümanların lideri Haris Sılaciç de Karadziç’in yakalanması nedeniyle yayımladığı mesajında, “Bu, en azından katliam kurbanlarının aileleri için bir çeşit tatmindir. Adalet Karadziç ve Mladiç tutuklanmadan tam anlamıyla yerine gelemez. Ancak Miloseviç’in ölmesine, Karaciç tutuklanmasına karşın, onların etnik temizlik projeleri ne yazık ki Bosna Hersek’te halen devam ediyor olması bir hakikat olarak halen önümüzde duruyor” ifadelerine yer verdi. Sılaciç, buna karşın yine de Karadziç’in tutuklanmasının Bosna’da olumlu etkisi olacağını belirtti. İsveç Dışişleri Bakanı Carl Bildt de Bosnalı Sırpların eski siyasi lideri baş savaş suçlusu Karaciç’in yakalanmasının “son derece önemli, iyi haber” olduğunu söyledi. Bosna Savaşı’nda (Nisan 1992-Kasım 1995) BM’nin ve AB’nin eski özel Balkan elçisi olan Bildt, Bosna Savaşı ABD’nin Ohio eyaletinde Dayton Barış Anlaşması ile 21 Kasım 1995′te bitirildikten hemen sonra Karadziç’in yakalanamamasından büyük kaygı ve hayal kırıklığı duyduğunu söyledi. Bildt, Lahey’de 1992′de ABD’nin girişimiyle kurulan Yugoslavya Savaş Suçları Mahkemesi’nin (YSSM) kısa sürede Karadziç’in hak ettiği yargılamayı yapacağını ümit ettiğini belirtti. 27 ülkeden oluşan AB’nin 6 aylık dönem başkanı Fransa’nın Dışişleri Bakanı Bernard Kouchner, “Peşin hüküm vermeyelim” dedi ve Bosna savaş suçlarının ikinci baş sorumlusu Karaciç’in komutanı General Ratko Mladiç’in hala serbest olduğunu ve “yakalanamadığını” hatırlattı. Belgrad’ın ve Sırbistan Devlet Başkanı Boris Tadiç’in tam destekçisi Slovenya Dışişleri Bakanı Dimitriy Rupel de Ratko Mladiç’in halen yakalanmadığını ima ederek, “Yolun yarısındayız” dedi. Finlandiya Dışişleri Bakanı Alexander Stubb da “Avrupa Birliği, Belgrad’ın savaş suçlarında devamlı işbirliğine bakacaktır” dedi.

terörü bitirin

Temmuz 28 2008Yorum Yok Kategori: Güncel

Masum vatandaşlarımızı hedef alan terörü kınıyorum.Ancak hükümet kınamakla kurtulamaz onun görevi;önlemek ve yakalamak. Allah sabırlar versin bütün halkımıza.

Olur böyle vakalar Türk polisi karşılar 18 ölü. 154 yaralı. İstanbul Emniyeti Terörle Mücadele Şube Müdürü İstanbul’da mıydı? Değildi. Neredeydi? 1.5 hafta önce bu göreve getirildi. Makamına oturdu. Bismillah… Tatile çıktı. * Neve Şalom, Beth Israel… Sinagoglar havaya uçtu. 25 ölü, 263 yaralı. Emniyet Müdürü İstanbul’da mıydı? Değildi. Neredeydi? Letonya’daydı. Niye? Milli maçı seyretmeye gitmişti. * Hrant Dink öldürüldü… Emniyet Müdürü İstanbul’da mıydı? Değildi. Terörle Mücadele Müdürü? Yoktu. Koruma Şubesi Müdürü? Yoktu. Çevik Kuvvet Müdürü? Yoktu. İstihbarat Müdürü? Yoktu. Neredeydiler hep beraber? Hollanda’da. Niye? Polis gücünün maçına gitmişlerdi. * Bakın bir haber vereyim size. Cumartesi gece yarısı… Anadolu Ajansı geçti: “Başbakan Erdoğan, ana uçağıyla saat 02.20’de İstanbul’a geldi… Erdoğan’ı, Atatürk Havalimanı’nda, İstanbul Valisi Muammer Güler ve Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah karşıladı.” * Kaçmış saat? 02.20. Neredeymiş Emniyet Müdürü? Orada. YılmazÖZdil AKP kan kaybediyor Sonar Araştırma A.Ş tarafından 22 il, 32 ilçe ve 34 köyde yüz yüze anket yöntemi kullanılarak gerçekleştirilen “Siyasi Eğilimler Araştırması”nda, iktidar partisinin son seçimlerde aldığı oy oranının sürekli düştüğü, diğer partilerin yükselişe geçtiği ortaya çıktı

Mamis im internet / anneyizbiz.de linkini tıklayın!

Temmuz 22 2008Yorum Yok Kategori: Basında

Gazeteci – Yazar Nevval Sevindi Çalışkan ile konuştuk İzmir’de doğan Nevval Sevindi, İzmir Türk Koleji mezunu. Ankara Üniversitesi Antropoloji bölümünü bitirdi ve Klasik Arkeoloji ve Antik Yunan alanında Master yaptı. 1987/89 yıllarında Dünya Bankası’nın Çukurova Bölgesi Gelişim Projesi’nde görev aldı. Serbest yazılarına bu yıllarda başlayan Sevindi, 1990 yılında Cumhuriyet Gazetesi Yunus Nadi Uzun Metrajlı Sinema Senaryosu Ödülü kazandı. Yeniyüzyıl Gazetesi’nde kadın-erkek ilişkileri, kadın hakları, sosyal ve kültürel politikalar üzerine yazılar yazdı. Fettullah Gülen ile New York Sohbeti röportajını yapan Sevindi, bu röportajlarını kitap olarak yayınladı.

Sevindi ayrıca Kanal E, Expo-Channel, Samanyolu TV’de aile, çocuk ve aile kültürüne dönük, “Hayatın Aynası” programlarını yaptı. Uzun süre de Zaman Gazetesi’nde köşe yazarlığı yaptı. Nevval Sevindi, 1998 yılında kanserle mücadelesinden başarıyla çıktı. Kanser ve kanser hasta hakları üzerine de çalışan ve Kanser hasta dernekleri oluşturan Sevindi bu çalışmasıyla Sağlık Bakanlığı’ndan ödül aldı. Şu anda Kadın Eserleri Kütüphanesi ve Bilgi Merkezi yönetim kurulu üyesidir. Nevval Sevindi Çalışkan ile Almanya ziyareti sırasında görüştük. Bize Güneydoğu Anadolu projesinden bahseder misiniz? Beş yıl Güneydoğu Anadolu´da bütün şehirlerde çalıştım. GAP projesine 1997 – 20001 yılları arasında sosyal bilimci olarak katıldım. GAP projesi çerçevesinde kız çocuklarını okutma kampanyasını yaptığımız sivil toplum örgütünün kurucularındanım. Aileleri, kızlarını okutmak için nasıl ikna ettiniz? Önce maddi sebepleri ortadan kaldırmaya çalıştım. İstanbul’da çalışan kadınlar bulduk. Onlar aylıklarının küçük bir kısmını bir kız çocuğunun adına yatırdılar. Buna biz eğitim evlatlığı diyoruz. Güneydoğu Anadolu’nun bazı bölgelerinde kadınlar tek başına alışverişe bile gidemezler. Bu ayıptır kadın için. Bizim yaptığımız okuma yazma kursunun ilk günü kadın ve kızların sokağa çıkması olay olmuştu. İkinci gün değişti ve sonra normalleşti. Evleri tek tek dolaştık. Aile reisleri babalarla konuştum. Örneğin bir baba çok karşıydı. Onu ziyaret ettiğimizde kısmi borçlarını ödeyemediği için hapse girdiğini öğrendik. Kızlarının okuyup avukat olup babalarını savunabilmeleri hayalini kurduk ve bu ikna edici oldu. Kadınlara ve annelere desteğiniz nasıl oldu? Kadınlara 8 Mart Kadınlar Gününün varlığını ve dünyadaki tüm kadınların haklarını anlattık. Çünkü daha önce o bölgede bilinmiyordu. Kadın haklarını anlatan konuşmaları sınır köyleri dahil bütün bölgede yaptım, bazılarında tercüman kullandım. Kültürel faaliyetlerimiz oldu. Anakültür Derneği kurduk. Halk dansları gösterisi, saksofon konser, Amerikalı dansçıdan gösteriler tertipledik. Resim sergileri açtık. Okuma yazma kursları düzenledik. Kurslar büyük ilgi gördü. O güne kadar yakınlarına, askerdeki oğluna kendisi mektup yazamayan kadınlar hemen kursa katıldılar. Aralarında 65 yaşında bir kadın öğrenmenin yaşı olmaz deyip kursu heyecanla bitirdi. Kadın girişimciliğini geliştirmek en önemli amaçlarımdan biriydi. Kadınlar için internet sitesi kurdum. Bu site aracılığıyla kadınlar arasında haberleşme başladı. Bu proje 2002’nin sonuna kadar devam etti. Kadın girişimcilerin ilk kez belgeselini çektim Anadolu’da ve kitap haline getirdim. Benden sonra kadın girişimciliği de ödül almaya başladı. Erkeklere yönelik verdiğiniz konferanslar oldu mu? Erkekleri aile içi şiddete karşı bilinçlendirmeye çalıştık. Bununla ilgili çok güzel bir olay yaşadım. Bir konferansımdan sonra 15 yaşında bir erkek çocuğu yanıma geldi ve “Abla ben büyüdüğümde babam ve amcam gibi olmayacağım, karımı dövmeyeceğim” dedi. Güneydoğu Anadolu’nun en büyük yapısal sorunları nedir? Terör olaylarından dolayı yaşanan göç nedeni ile kentlerin karakteristik yapılarının bozulmasıdır. Kültürel yapının deforme olması. İşsizlik. Daha sonra politikaya atıldınız. Bunun sebebi neydi? Sivil toplumun sorunlarını siyasete taşımak istiyordum. Bu yüzden politikaya atıldım. Son genel seçimde Demokrat Partinin Birinci sıra İstanbul Milletvekili adayıydım. Şu anda Demokrat Parti Genel Başkan yardımcısıyım. Kadınların politikada aktif rol oynamasının gerekliliği sizce nedir? Anne şefkati bulunan yerde harp olur mu? Olmaz! Bilakis şiddet azalır! Bunun için kadınların mutlaka politikada yeri olması gerekli. Kadın şefkatini ve kararlılığını politikaya taşımalıyız. Karar mekanizmalarında olmalıyız ki kendi lehimize kararlar alalım ve aleyhimize çıkan kanunları engelleyelim. Sizinde yetişkin kızınız var, bu kadar çalışma arasında bir de kızınızı yetiştirdiniz, bunu nasıl başardınız? Anne olmak sadece evin içinde çocuğu yetiştirmek ve çocuğun ihtiyaçlarını yerine getirmek değildir. Bu benim içinde hiç bir zaman öyle olmadı. Anne olarak kendime hep şu soruyu sordum: Çocuk yetiştiriyorum. Çocuğum nasıl bir toplumda yaşayacak? Çocuğumun yaşayacağı toplumu ben de biçimlendirdim. Bu da sosyal aktivitelerle oldu. Bireysel rahatlık toplumdan soyutlanma getirir. Vatan sevgisini kaybedersiniz. Bunun için buradan tüm annelere sesleniyorum. Annelerin bir görevi daha çocuklarının yaşayacağı toplumu biçimlendirmek. Beğenmediğiniz şeyleri değiştirmek için toplumun ve siyasetin içinde olmalısınız. Çok sayıda kitabınız var. Kitap yazmak için nasıl vakit ayırabiliyorsunuz? Nerde olursam olayım aklıma takılan şeyleri hemen not ederim. Daha sonra eve gidince not ederim derseniz unutulur, kitap uzun süre yazılmaz. Sabah beşte kalkarım. Kitap yazarken bir diğerinin notlarını ve malzemesini hazırlarım.13 tane kitabım var. Yazmayı planladığım da 3 tane. Okumak yazmaktır. Her gün düzenli okurum. Röportaj: Nalan Çelikbudak Dikkat: Bu röportajın tüm hakları AnneyizBiz.De’ye aittir. İzinsiz ya da kaynak gösterilmeden kullanılamaz. 16.07.2008

Önce kadın

Temmuz 17 2008Yorum Yok Kategori: Politika

Türkiye sosyalizasyonu gerçekleştirmek ve kadınların her alanda toplumda var olmasını sağlamak zorunda, çünkü kadınlar olmadan Türkiye kalkınmasını gerçekleştiremeyecek. Kadınlar olmadan bu ülkede demokrasi olmayacak. Önce evde demokrasi,sonra ülkede…..

TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Arzuhan Doğan Yalçındağ “Yaptığımız tüm araştırmalar ve hazırladığımız raporlar,ülkemizde kadın-erkek eşitliğinde alarm zillerinin çaldığını ve kadın-erkek eşitliğinde çok az ilerleme kaydettiğimizi gösteriyor” derken, “Siyasette, kamuda, özel sektörde ve eğitimde karar alma mekanizmalarında yer alan herkesi, kadın-erkek eşitliğini, öncelikli bir gündem maddesi haline getirmeye davet ediyorum” çağrısı yaptı. “Toplumsal Cinsiyet Eşitsizliği: Sorunlar, Öncelikler ve Çözüm Önerileri” başlıklı KAGİDER’le ortak hazırlanan raporunun kamuoyuna sunulması dolayısıyla bir konuşma yapan TÜSİAD Başkanı Yalçındağ, modern toplum anlayışında, tüm insanların, yaşadıkları toplumdaki fırsatlardan eşit yararlanmalarının esas olduğunu belirterek ” Oysa bugün hala ülkemizde ve dünyada fırsat eşitliğinden yararlanamayan kesimlerin varlığını ve bunların başında da kadınların geldiğini biliyoruz. Bu durumu düzeltmenin, yani kadınların toplumdaki fırsatlardan eşit şekilde yararlanabilmesinin yolu ise, toplumda bireylerin “güçlenme” alanları olan eğitime, çalışma yaşamına ve siyasete, kadınların katılımlarını artırmaktan geçiyor” diye konuştu. -KADIN ERKEK EŞİTLİĞİNDEN ÇOK UZAKTAYIZ- Son yıllarda, kadınların siyasi, ekonomik ve sosyal hayata katılımı konusunun ülke gündeminde giderek daha çok yer aldığını ifade eden Yalçındağ, bu süreçte sivil toplum kuruluşlarının ısrarlı çabalarının ve AB’ye üyelik sürecinde yapılan anayasal ve yasal düzenlemelerin önemli katkısı olduğunu kaydederek şunları söyledi: “Ancak kabul etmeliyiz ki olumlu hukuksal düzenlemelere rağmen hayatın içinde kadın-erkek eşitliğinden hala çok uzaktayız. Eğitim kademelerine eşit erişim hedefi, bazı ilerlemelere karşın hala tam olarak sağlanamadı. Yetişkin kadınların beşte biri okuma yazma bilmiyor. Bu konuda kamu, özel sektör ve sivil toplum kuruluşlarının projelerindeki artış çok önemli olmakla birlikte, eğitime erişim ve devamlılık konusunda özel önlemler, bütüncül bir politika eşliğinde gündeme getirilemedi.” -EĞİTİM SORUNU- TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Yalçındağ, Türkiye’de eğitim hizmeti ve kaynakların, eğitim talebini de, kalkınma için eğitime bağlanan umutları da karşılamak için yeterli olmadığını savunarak,”Toplumsal cinsiyet duyarlılığının öğretim programlarına ve ders kitaplarına yansıtılmasında eksiklerimiz var. Kadın öğretmen oranlarının yüksekliğine karşın tüm eğitim kademelerinin yönetici kadrolarındaki erkek ağırlığı devam ediyor” dedi. -İŞGÜCÜNE DE YANSIYOR- Eğitimdeki bu sorunların, toplumsal diğer faktörlerle de birleşerek, işgücü piyasasına yansıdığını ifade eden Yalçındağ, Türkiye’de kadınların işgücüne katılım oranının yüzde 25′i aşmadığını söyledi. Yalçındağ konuşmasına şöyle devam etti; ” Kentlerde bu oran yüze 19′a düşüyor. Türkiye genelinde yüzde 10 ve kentlerde yüzde 17 kadın işsizlik oranı ile birlikte, üyesi olmayı hedeflediğimiz AB-27 ortalamalarının çok uzağındayız. Yurt dışı temaslarımızda gurur duyarak öne çıkardığımız girişimci ve üst düzey yönetici kadınlarımızın varlığına karşın, kamu ve özel sektörde yönetim kademelerinde kadın temsili çok düşük.” -KADIN EMEĞİ KAYIT DIŞILIĞA İTİLİYOR- TÜSİAD Başkanı, gğitim eksikliği, sosyal dönüşümler ve köyden kente göç, işgücü piyasasının talep ettiği niteliklere sahip olmayan kadını ücretsiz aile işçisi statüsünden çıkarıp ya ev kadınlığına ya da kayıt dışı sektöre ittiğini belirtti. Yalçındağ, “Toplumda kadına biçilen roller ve bunun etrafında şekillenen aile ve sosyal ortam da, kadınların işgücü piyasasına katılımının önünde önemli bir engel teşkil etmekte. Toplumumuzda, çocuk ve yaşlı bakımını geleneksel olarak kadına yakıştıran, erkekleri ise ailenin geçimini sağlayan kişi olarak kabul eden bakış açısı hakimiyetini sürdürüyor” diye konuştu. Okul öncesi eğitimin zorunlu olmaması ve kreş ve bakım evlerinin yaygınlaşamamasının da, erken yaştaki çocukların bakımını annelerin sorumluluğuna bıraktığını vurgulayan Yalçındağ ” Bu nedenlerden dolayı, özellikle kentlerde, kadınlar işgücü piyasasına girse bile, bir süre sonra ailevi sorumlulukları nedeniyle geri çekilmek zorunda kalıyor” görüşünü dile getirdi. -SİYASETTE EKSİK TEMSİL- TÜSİAD olarak uzun süredir, işgücü piyasasındaki bu durumu kapsamlı şekilde ele alan bir “ulusal kadın istihdamı politikası”na ihtiyaç olduğu görüşünü savunduklarını kaydeden Yalçındağ, şunları söyledi “Yasalaşan istihdam paketinde, sigorta primi üzerinden kadın istihdamına verilen teşvik olumlu bir adım olmakla beraber, kadınların önündeki engeller çok boyutlu bir şekilde ele alınmayı gerektiriyor. Eğitimde ve işgücü piyasasında hal böyleyken, siyasi hayatta, yani bu tabloyu değiştirmek için en etkili karar mekanizmalarında da kadın varlığı çok yetersiz. Son genel seçimlerde parlamentoda kadın milletvekili oranının yüzde 9′a çıkmasına karşın, bu gelişmenin sürekliliği, ancak önümüzdeki dönemde uygulanacak politikalara bağlı olacak. Günlük yaşama en yakın siyaset alanı olan yerel yönetimlerde de, kadınların neredeyse “yokluğu”, hep ihmal edilen bir sorun alanı olarak önümüzde durmakta.” -GÜÇLÜ SİYASİ İRADE GEREKİYOR- Arzuhan Doğan Yalçındağ, konuşmasında eğitim, istihdam ve siyasette kadınların konumunun geliştirilmesi için güçlü bir siyasi iradeye ihtiyaç olduğunun altını çizerek özetle şu görüşleri ifade etti: “Bugün artık, kadın-erkek eşitliği konusunda, iktidarı ve muhalefetiyle, siyasilerce yıllardır edilen beylik söylemlerin ötesine geçen, samimi çabalara duyulan ihtiyaç had safhada. Bu çabayı göstermeye niyeti olan siyasi iradenin, bu yolda yalnız kalmayacağı çok açık. Uzun süredir hem akademik alanda hem de sahada çalışan, düşünce ve fikir üreten kişi ve kuruluşların katkısıyla, ciddi ve kapsamlı politikalar oluşturmak ve hayata geçirmek mümkündür.” (ANKA) Kadın istihdamı en düşük OECD ülkesi Türkiye Türkiye, çalışma çağındaki kadın nüfusun istihdam edilenlerine oranı yüzde 24.3 ile Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) ülkeleri içinde, son sırada yer aldı. Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu’nun (TİSK), OECD verilerini kullanarak hazırladığı işgücü piyasasına ilişkin raporda, Türkiye’de, çalışma çağındaki kadın nüfusun sadece yüzde 24.3′ünün çalıştığı, bunun, yüzde 57 oranındaki AB ortalamasının çok gerisinde bulunduğu belirtildi. Raporda, Türkiye’nin, bu oranla, OECD ülkeleri içinde son sırada yer aldığına işaret edildi. Raporda, Türkiye’de, 1990′da çalışma çağındaki kadınların yüzde 33′ünün çalıştığı belirtildi. Ancak oranın yıldan yıla azaldığı ifade edilen raporda, bu sürecin tersine çevrilebilmesi için, başta kısmi çalışma olmak üzere, esnek çalışma yöntemlerinin uygulanabilir hale gelmesinin ve kadının çalışma hayatına dahil olmasının teşvik edilmesinin büyük önem taşıdığı kaydedildi. Gülay Toksöz’ün Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) için aralık ayında hazırladığı Türkiye’de Kadın İstihdamı Durum Raporu’nda, kadın istihdamı konusu kapsamlı bir şekilde ele alındı. Rapora göre Türkiye’de erkek istihdamı AB istihdam oranlarına oldukça yakın (Türkiye’de yüzde 68.2, AB’de yüzde 71.3) ancak genel istihdam oranının farklı olması dikkat çekti. A-25 ülkelerinde yüzde 63.8 olan genel istihdam oranı Türkiye’de yüzde 46′ydı. Bu düşüklüğün tümüyle kadınların yüzde 23.8 olan istihdam oranından kaynaklandığının altını çizen Toksöz, “Türkiye’nin karşı karşıya olduğu düşük istihdam sorunu esas olarak kadın istihdamının düşüklüğü sorunudur” dedi. Raporunda kadın istihdamını artırmak için ‘pozitif ayrımcılık’ ve ‘pozitif eylem’ öneren Toksöz, kadın istihdamını artırma hususunun bir anlamda devlet politikası haline getirilmesi gerektiğini vurguladı. ILO Türkiye Temsilcisi Gülay Aslantepe, raporun hükümet temsilcilerinin de yer aldığı toplantıda tartışıldığını söyledi. Aslantepe, istihdam paketinde yer alan sigorta primlerinde 5 puanlık indirim teşvikin ‘genç ve kadın’ odaklı olacağını düşünüyor. Önce geniş katılımlı strateji Toksöz’ün raporunda, kadın emeği ve istihdamı üzerine çalışan kadın örgütlerinin, akademisyenlerin, sendikaların, meslek örgütlerinin ve kamu kurum temsilcilerinin katılımıyla hazırlanan öneriler şöyle sıralandı: – Ulusal Kadın İstihdamı Stratejisi Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın öncülüğünde kadın örgütlerini de içerecek şekilde sosyal tarafların katılımıyla derhal hazırlanmalı ve 2008′den başlamak üzere yıllık eylem planlarıyla yapılacak işler somut hedefler çerçevesinde tanımlanarak, izlenmeli ve değerlendirilmelidir. – Erkeklerin yoğun olarak istihdam edildikleri iş alanlarına kadınların daha kolay girmelerini sağlanmalı, ücret ve vasıf düzeyi açısından süre giden eşitsizlikler giderilmelidir. Sonra yasalara denetim – Parlamentoda 2007-2008 yasama döneminde Kadın Erkek Eşitliği Daimi Komisyonu kurularak Meclis’e intikal eden tüm yasalar bu komisyonca cinsiyet eşitliği perspektifinden değerlendirmelidir. – Kadınların üzerindeki çocuk, hasta ve yaşlı bakım sorumluluklarının erkeklerin de eşit katılımını gerektiren toplumsal sorumluluklar olduğu anlayışıyla kamusal hizmetler yaygınlaştırılmalıdır. Özellikle belediyelerin kreş ve çocuk bakım yuvaları kurup işletmede esas sorumluluğu taşıması için Belediyeler Yasası’nda ortaya çıkan hukuki boşluk bir an önce giderilmelidir. – Ebeveyn Doğum İzni Yasası 2007-2008 yasama döneminde yasalaştırılmalıdır. Vergi, prim, teşvik ve eğitim – Yeni kadın işçilerin SSK primlerinin bir kısmı devlet tarafından üstlenilmelidir. – Gelir vergisinden istisna tutulan ücretler arasına, kadın emeğine dayalı olan çeşitli ücret tipleri dahil edilebilir. – Kurumlar vergisi açısından, hesaplanan kurum kazancının tespitinde, mükelleflerin indirebileceği giderler arasına kadın istihdamının artırılmasına katkı sunan sosyal hizmetlere yapılan destekler de dahil edilebilir. -Kamuda kadın girişimcilere bir süre alım garantili uygulamalar yapılmalı, ihalelerde kadın girişimcilere öncelik verilmelidir. – Geçici ve yevmiyeli olarak ev hizmetlerinde çalışan kadınlar İş Kanunu kapsamına alınmalı veya ayrı bir kanun çıkarılmalıdır. Ev hizmetlerinde kaçak olarak çalışan göçmen kadınlar yasallaştırılmalı. -Eşdeğer işe eşit ücret ilkesi için nesnel bir iş değerlendirme sistemi geliştirilmelidir. -Kamu ve özel sektör kurum ve kuruluşlarında eşitliği sağlamak ve her türlü ayrımcılıkla mücadele etmek için ‘Kadın-Erkek Eşitliği Büroları’ kurulmalı. Büroların işleyiş kuralları bir yönetmelikle belirlenmelidir. – Milli Eğitim Bakanlığı, mesleki teknik eğitim için kapsamlı bir reform süreci başlatmalı, genç kız ve kadınların cinsiyet kalıplarının ötesine geçen ve mezunlarının istihdam edilebilirliklerini artıran bir eğitim-öğretim görmesini sağlamalıdır. “Is yasami erkeklerin, aile ve cocuk bakimi kadinlarin” zihniyetine son! Aile ve Is Yasamini Uyumlulastirma Politikalari ile kadinlar is yasamina, erkekler de aile ve cocuk bakimina daha esit katilacaklar! Turkiye’de her dort yetiskin kadindan yalnizca bir tanesi isgucune katilabiliyor. Dunya Ekonomik Forumu’nun hazirladigi Toplumsal Cinsiyet Esitsizligi Endeksi’ne gore Turkiye, 2007 itibariyle kadin istihdaminda 128 ulke arasinda, 123. sirada. Erkek isgucune katilim orani ile Turkiye, AB ve OECD ortalamalarina yakinken, kadin isgucune katilim oranimiz bu ulkeler arasindaki en dusuk oranda seyrediyor. Kadinlarin isgucune katilimindaki bu rekor duzeydeki dusuklugun, Turkiye’de fiili kadin erkek esitliginin saglanmasi ve sosyo-ekonomik kalkinma yolunda en buyuk engellerden biri oldugu asikarken, kadinlarin isgucune katilma orani gerilemeye devam ediyor. 23-24 Temmuz 2008 tarihlerinde Istanbul’da duzenlenen uluslararasi “Toplumsal Cinsiyet Esitligi icin Is ve Aile Yasamini Uyumlulastirma Politikalari” baslikli toplanti ile Kadinin Insan Haklari – Yeni Cozumler Dernegi, Kadin Emegi ve Istihdami Platformu ortakligiyla Turkiye’de kadin ve istihdam sorununa cozum uretmeye yonelik bir arastirma ve savunuculuk projesi baslatiyor. Bu uluslararasi proje; Turkiye’de kadinlarin isgucune katiliminin onundeki en onemli engellerden biri olan cocuk ve yasli bakimi yukumlugunun, kadin, erkek, aile, devlet ve isveren arasinda paylastirilmasi icin yasal ve kurumsal mekanizmalar ve politikalar gelistirmeyi hedefliyor. Turkiye, Kore, Isvec, Hollanda, Fransa, Ispanya ve Meksika’dan gelen uzman ve arastirmacilarin katilimi ile gerceklestirilen toplantida, bu ulkelerdeki en iyi ve ornek uygulamalar isiginda Turkiye icin politika onerileri gelistirmeye yonelik arastirma ve savunuculuk calismasinin ilk adimi atilacak. Resmi istatistiklere gore Turkiye’de, bir kadin gunde ortalama 5 saatten uzun bir sureyi hanehalki ve cocuk bakimina ayirirken, bu sure erkekler icin 1 saatin altindadir. Yani Turkiye’de cocuk ve yaslilarin bakim hizmeti, aile icinde kadinlarin ucretsiz emegi uzerinden cozumlenmekte, kadinlarin uzerindeki bu yuk ise ucretli calisanlar olarak isgucune katilmalarini engellemektedir. Kadinlarin istihdama katiliminin arttirilmasi ve gelistirilmesi icin oncelikle bakim hizmetlerini kadinlarin gorevi sayan ataerkil cagdisi zihniyet terk edilmeli; basta cocuk bakimi olmak uzere bakim hizmetleri konusunda gerekli yasal ve kurumsal mekanizmalari gelistirmek suretiyle gerek kamu ve ozel sektor ile aileler arasinda, gerekse aile icinde kadin-erkek arasinda sorumluluk paylasimi saglanmalidir. Avrupa Birligi de, is ve aile yasaminin uyumlulastirilmasini bir politika hedefi olarak onune koymaktadir. Lizbon Stratejisi ile belirlenen Avrupa Birligi hedefleri dogrultusunda 2010 yili itibariyle Turkiye’de kadin istihdami oraninin %60 olmasi gerekmektedir. 2008 itibariyle kadin istihdami orani %22 olan Turkiye bu hedefin 40 puan arkasindadir. Bu baglamda, Kadinin Insan Haklari – Yeni Cozumler Dernegi’nin, Kadin Emegi ve Istihdami Platformu ortakligi ile baslattigi “Toplumsal Cinsiyet Esitligi icin Aile ve Is Yasaminin Uyumlulastirilmasina Yonelik Politikalar, Yasal ve Kurumsal Mekanizmalar” projesi, Turkiye’de kadinlarin isgucune katilimini yukseltmeyi amaclayan politika ve mekanizmalarin ivedilikle gelistirilmesi acisindan buyuk onem tasimaktadir. Toplanti ile ilgili ayrintili bilgi ve arastirmacilarla mulakat icin: Y.Doc.Dr. Ipek Ilkkaracan Ajas, Arastirma Koordinatoru, ITU ve Kadinin Insan Haklari – Yeni Cozumler Dernegi, Tel. 0 212 251 00 29 Irazca Geray, Kadinin Insan Haklari – Yeni Cozumler Dernegi, Tel. 0536 813 73 36 – irazca.geray@wwhr.org

Prof.Mim Kemal Öke

Temmuz 12 2008Yorum Yok Kategori: Okuduklarım

Gençliğimde siyasete bütün idealistliğimle girdim. İngiltere’deki üniversite yıllarımda, mezun olduğumda tüm dünyayı değiştirebilirim diye düşünüyordum. Doktoramı bitirip de döndüğümde en azından Türkiye’yi kurtarabilirim diye düşünüyordum. Şimdi “en azından, Tomurcuk’taki çocuklara katkım olsa yeter” diyorum  

Habertürkteyim

Temmuz 10 2008Yorum Yok Kategori: Haberler

12.Temmuz Ctesi günü sat:9.15′de başlayan “Burası haftasonu” programı

rogram 12.00′ye kadar ve beni tanımak için fırsat…

Terör dehşeti

Temmuz 10 2008Yorum Yok Kategori: Güncel

Şehit polislerimize Allahtan rahmet diliyorum.Hemen arkasından da gazetede her gün yazan,televizyonda görünen ve evinde oturanları dinleyeceğinize teröristlerin telefonlarını dinleseniz diye ekleyeceğim.İşte o yazı…..

Zahmet olacak ama ara sıra teröristlerin telefonlarını da dinleyin “150’şer kişilik, 40 ekip kuruldu. Eşzamanlı baskınlar yapıldı.” Ergenekon operasyonunu böyle duyurmuştu devletin haber ajansı… “150’şer kişilik, 40 ekip.” * Evinde pijama-terlik oturan emekli generalleri yakalamak için “6 bin polis”i seferber edersen, bırak vatandaşları, polisi korumak için bile polis kalmıyor maalesef. * Hangi gazetecinin telefonda kiminle konuştuğunu, kiminle hatıra fotoğrafı çektirdiğini biliyorsun, dinliyorsun, izliyorsun… Adam elinde pompalı tüfekle burnunun dibine gelmiş, haberin yok. * Eminim, polislerimizi şehit edenleri, “Mustafa Balbay’ın tetikçileri” ilan edecektir yalaka gazeteler… Biz gene de hatırlatalım: Neve Şalom, Beth Israel. Sadece 5 gün sonra… HSBC, İngiliz Konsolosluğu. Ya, Cumhuriyet Gazetesi? 6 günde 3 defa bombalandı. Atıp, kaçtılar. Atıp, kaçtılar. Atıp, kaçtılar. Kaçanlardan biri, gitti… Danıştay’ı bastı. Sonra, Hrant. Şimdi, bu. * Vali, hep aynı vali. Polis şefi, hep aynı polis şefi. * Türkiye’yi ve dünyayı ayağa kaldıran korkunç olaylar yaşanıyor bu şehirde… Belli ki, ağır istihbarat zafiyeti var, konsantrasyon bozukluğu var. Ama bakıyorsun… Havaalanında esas duruşta bakan karşılamaktan, gazetecileri dinlemekten, emekli generalleri o cezaevinden bu cezaevine taşımaktan, Sinan Aygün’ün eurolarını saymaktan, milletin gözüne biber gazı sıkıp, hastaneye gaz bombası atmaktan, tribüne kurulup maç seyretmekten, teröristleri takip etmeye vakitleri yok arkadaşların. Yılmaz Özdil Hürriyet

kitap

Temmuz 10 2008Yorum Yok Kategori: Okuduklarım

Abdülbaki Gölpınarlı Mesnevi şerhi
Mesnevi Şefik Can tercümesi (çok okuyarak anlayabilirsiniz)
Mevlana’yı anlamak için:
Mevlana Abdülbaki Gölpınarlı
Mevlana’dan sonra Mevlevilik Abdülbaki Gölpınarlı
Mevlana Fevzi Halıcı
Mevlana Bir Anadolu Hümanisti Radi Fiş (Bir Rus gözüyle)
Sevginin Yolu Nigel Watts
Mevlana derleme eser Ahmet Zeyrek
Mevlana Yedi Meclis (kendi eseri)
Mevlana Fihi Ma Fih (kendi eseri)
Hoca Ahmet Yesevi Dr.Ömer Uluçay
Şemsi Tebrizi Makalat(1-2)
MEVLANA VE Eflatun Şefik Can
mevlana’nın düşünce dünyasından Yrd.Doç.Nuri Şimşekler
Aşkta ve Yaratıcılıkta yeniden doğuş A.Reza Arasteh
Benzersiz Mevlana İ.M.Panayotopulos
Muhittin Arabi Sahilsiz Bir Umman
Dinle Cemalnur Sargut ve yazarın tüm eserleri okunmalıdır.
Selçuk üniversitesi Mevlana sempozyum kitapları ve bildirileri
Mevleviliğin Son Yüzyılı Sezai Küçük
Yenikapı Mevlevihanesi İhtifalci Mehmet Ziya Bey
Rumi ve Aşkın Terapi Dr.Faik Özdengül
Galata Mevlevihanesi CAn Kerametli
Hz.Muhammed Yolunda Carl W.Ernst
Tasavvuf ve tarikatlar tarihi Mustafa Kara
Kuşeyri Tasavvuf’un İlkeleri (risale-i Kuşeyri)
Türk Tasavvuf Araştırmaları Yusuf Küçükdağ

Vatan savunmasında Mevlevihaneler Prof.Nuri Köstüklü
İslam’ın Mistik Boyutları Annemarie Schimmel (yazarın tüm eserleri)
Sufi psikolojisi Kemal Sayar  

Adaletsiz kalkınmasız AKP

Temmuz 6 2008Yorum Yok Kategori: Güncel

Kuddisi Okkur’un bir yıl sorgusuz sualsiz tutulması ve Milliyet gazetesindeki fotoğrafı AKP’nin Adalet anlayışının simgesidir. O adalet ki bugün onu öldürdü.AKP’nin “K”sı için de bunu okuyun. İşte Türkiye’de adalet ve kalkınmayı sağlayan muhteşem parti ve liderinin yaptıkları….

İşte AKP Kalkınma modeli: Yazarlar 10 Temmuz 2008 Şükrü KIZILOT skizilot@yaklasim.com Ufak ufak gidiyor… YILLARDIR, ufak ufak bir şeylerin gittiğinin farkında mısınız? Gidenlerin neler olduğunu belirtmeden önce, fıkrayı anlatalım. Hapishanede rahatsızlanan mahkum hastaneye kaldırılıyor ve kangren teşhisiyle ayaklarından biri kesiliyor. Üç ay sonra, aynı mahkum hapishanede yine rahatsızlanıyor. Bu kez hastanede diğer ayağı kesiliyor. Aradan dört ay geçiyor. Yine rahatsızlık, yine hastane ve kollarından biri kesiliyor. Aradan, iki ay geçiyor geçmiyor, aynı mahkum yine rahatsızlanıyor. Acıdan kıvranmasına rağmen, gardiyan hastaneye götürülmesine izin verilmiyor. Olay hapishane müdürüne intikal ediyor. Müdür de gardiyana çıkışıyor; Oğlum, adamcağız perişan durumda. Niye hastaneye kaldırılmasına izin vermiyorsun? – Efendim, olay bildiğiniz gibi değil. Bizimle ilgili çok ciddi bir sorun var. Söyle bakalım neymiş o? – Müdür Bey, bu mahkum ilk rahatsızlandığı zaman hastaneye kaldırıldı. Döndüğünde bir bacağı yoktu. Üç ay sonra yine rahatsızlandı, yine hastaneye kaldırıldı. Döndüğünde öbür bacağı da yoktu. Dört ay sonra yine rahatsızlandı ve hastaneye kaldırıldı. Bu kez döndüğünde, bir kolu yoktu. Şimdi yine hastaneye gitmek istiyor, ben de göndermiyorum. Niye? – Niyesi var mı Müdür Bey. Daha anlamadınız mı? Adam ufak ufak hapishaneden tüyüyor!.. UFAK UFAK GİDENLER NE? Hangi birisini sıralayalım, o kadar çok ki… Tüpraş, Petkim, Telekom, Erdemir, Tekel, Çimento Fabrikaları, Limanlar, Arsalar. Daha neler neler ufak ufak gitti. Bir yandan da gidecekler var… Peki niye? Örneğin borçlarımız ödenecekti. Son tabloya bakıyoruz, borçlarımızın tutarı 2002-2008 döneminde, yüzde 100’den fazla arttı. 2002’de toplam 222 milyar dolar olan iç ve dış borç stoku, 2008 Mayıs ayı itibariyle 490 milyar dolara ulaştı (217 milyar dolar iç, 263 milyar dolar dış, dış borcun 172 milyar doları özel sektöre ait). İşsizlik önlenecekti aksi oldu ve son 20 yılın en yüksek oranına ve sayısına ulaştı. Dış ticaret açığı önlenecekti oysa, hem tutarı hem de milli gelire oranı son 25 yılın en yüksek seviyesine ulaştı (1984’de 3 milyar dolar olan açığın, 2008’de 65 milyar dolara ulaşacağı tahmin ediliyor). DİĞERLERİ Mayıs 2006’da, yabancı yatırımcılar ayaklandı. Türkiye’ye getirdikleri paraya Dünyanın en yüksek getirisini sağlayan yabancılar, Hazine Bonosu ve Devlet Tahvili faizi ile borsa kazançlarında stopajın sıfırlanmasını yani “kapitilasyon” istediler. Temmuz 2006’da “Peki, indirelim” denildi ve vergi sıfırlandı. Milyarlarca dolar vergiden vazgeçildi… Cari işlemler açığı azalacaktı oysa 2008 sonunda Türkiye, son yirmi yıl içinde ilk kez yedi yıl üst üste cari işlemler açığı vermiş olacak (2002’de 0,6 milyar dolar olan açığın, 2008’de 51 milyar dolar olarak gerçekleşeceği tahmin edilmekte). Doğrudan yabancı sermaye girişi artacaktı oysa geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 45 düzeyinde geriledi. Enflasyon hedeften uzaklaştı, hızla tırmanıyor (Haziran ayı itibariyle yıllık ÜFE % 17.03, TÜFE % 10.61), Açılan işyeri sayısı ve istihdam artacaktı oysa kapanan işyeri sayısı geçen yılın aynı dönemine göre yaklaşık yüzde 100 arttı. Yerlilerden almaya devam ettiğimiz vergileri, yabancılar için sıfırladık. Vergiler uçtu… Yüksek faizle oluşan paralar da yurt dışına uçtu… PekiÖ Bütün bunları biz niye yaptık ve daha ötesi biz bu güzelim tesisleri, fabrikaları, arsaları, limanları niye sattık ve niçin satmaya devam ediyoruz? Ufak ufak bunlar satılıyor yani gidiyor ama gelen paralar, kızgın bir sacın üzerine konan yağ gibi eriyip gidiyor… İşler ayna… – İşler nasıl? – Allah bereket versin. – Sen demokratsın. * – İşler nasıl? – Kesat. – Sen Ergenekoncusun. * Henüz iddianameyi görmedik ama, sağolsunlar, AKP’ci gazeteler sayesinde bütün iddiaları görüyoruz… Bir tanesi şu: “Ekonomiyi kötüymüş gibi göstereceklerdi!” * Halbuki… * Dünyanın en yüksek faizini biz vermiyoruz. Dünyanın en pahalı benzinini biz kullanmıyoruz. Dünyanın en yüksek vergileri bizde değil… Elektriğe daha dün yüzde 22 zam gelmedi. Doğalgaz sudan ucuz… İthalatın i’si yok; iğneden ipliğe yerli malı kullanıyoruz. Cari açık kapandı. Kayıtdışı yok. İşsizlik yok; çalışmayan keyfinden çalışmıyor. Asgari ücretle kira öder gibi ev sahibi oluyorsun. Kiralar düştü zaten… İngiliz vatandaşı bakanımız söylemişti; öğretmen maaşları, aralarında İngiltere’nin de bulunduğu OECD ülkelerinden yüksek… Kişi başına düşen milli gelir, 10 bin dolar… Sen, yenge, 3 de çocuk, etti 50 bin dolar; hálá geçinemiyorsan, Allah’tan kork! Simit bile Simit “Sarayı”nda satılıyor; daha ne olsun? Dünyanın en yüksek kredi kartı faizi bizde değil… Kart borcu olan yok. Hiç kimse açlık sınırının altında değil. Yoksul yok. Çocuklar çöplükten pazar artıklarını toplamıyor. Zenginlikten tembelleştiler, kömür almaya bile gitmiyorlar, evlerine servis yapılıyor. Bankaları satmadık. Telefonları satmadık. Devletin borcu artmadı. Esnafın kulağından para fışkırıyor; protestolu senet azaldı, karşılıksız çek yok. Kepenk kapanmıyor. Habire fabrika açılıyor. AB’ye girdik. Dünya bize hayran. Çiftçiye haciz gelmiyor. Mazot bedava. Gübre hiç bu kadar ucuz olmamıştı. Şımardılar, tarlalarını ekmiyorlar. Bi tek pirinçte katakulli oldu, onu da tahminim, Atatürkçü Düşünce Derneği stoklamıştır… Emekliler yiye yiye bitiremiyor paraları; tatile Şeyseller’e gidiyorlar. En son 20 lira zam aldılar, peder bana gemi aldı. * Neyini kötüymüş gibi gösterebilirler ki? Ya “kör” bunlar, ya nankör. Hürriyet Yılmaz Özdil Aşağıda neden Cumhurbaşkanı tarafsız olmalıdır sorusunun cevabını bulacaksınız: Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Türkiye’deki son gelişmelerin anayasa ve kanunlar çerçevesinde devam ettiğini söyledi. Abdullah Gül, Kazakistan’ın başkenti Astana’daki temaslarının ardından düzenlediği basın toplantısında Ergenekon operasyonu kapsamındaki tutuklamalar ile genelkurmay başkanının atanmasıyla ilgili sorulara muhatap oldu. Abdullah Gül, bu sorulara karşılık olarak “Bu konuda benden bir açıklama yapmamı her halde beklemesiniz, ama siz haklı olarak gazetecisiniz öğrenmek istesiniz. Her şey tabii ki kendi prosedürü içinde, anayasamız kanunlarımız geleneklerimiz çerçevesinde devam eder” diye konuştu Erhan Göksel www.aktifhaber.com Bir ülke düşünün ki: Bankalarının yarısından fazlası yabancılara satılmış; Sigorta Şirketlerinin % 80′i yabancıların olmuş; ülkede kullanılan kredilerin % 76’sı yabancı kurumlardan alınmış; tüm stratejik kurumlar, limanlar yabancıların eline geçmiş; hatta o ülkenin yöresel gıdalarını bile Türk bakkallar değil, elin Fransız-Alman-İngiliz süpermarketleri satıyorsa, yani bizim olanı bile bize yabancılar satıyorsa bu ülke bizim midir? Böyle bir ülkenin iç ve dış borcu ülkenin bir yıllık üretimi olan GSYH’sını aşmış ise; böyle bir ülkede ekonomi bağımsız olabilir mi? Bağımsız ekonomisi olmayan bir ülkenin siyasi bağımsızlığı olabilir mi? Sizce, siyasi bağımsızlığı olmayan bir ülkeyi o ülkenin halkı mı, yoksa ekonomisini elinde tutan yabancılar mı yönetir? Devam edelim: Bir ülke düşünün; Küreselleşme adına o ülkenin tüm sınırlarını kaldırmışsanız, o ülkenin sınır güvenliği için Ordusu’ndan bir talebi olabilir mi? Ordusu’ndan talebi kalmayan bir ülkenin ordusu da fonksiyonunu sürdürebilir mi? Böyle bir ülkede işlevi kalmayan bir Ordunun Komutanları da işlevsiz kalır. İşlevsiz ve halkının ondan bir talebi kalmayan Ordunun Komutanlarına da futbol tribünlerinde maç seyretmek, medyayla sohbet etmek, kokteyllere gitmek, düğünlerde dans etmekten başka ne kalır. 18.Şubat.08 7temmuz08 Mahfi Eğilmez Radikal Kış mevsiminde bazen havanın derecesi öylesine eksi değerlere ulaşır ki, bazı yerlerde göller buz tutar ve bu durum bazen kış sonuna kadar devam eder. İnsanlar gölün üstündeki buz tabakasında yürürler, çocuklar oyun oynarlar. Aslında o buz tabakası gölün üzerini örterek suyun sıcak kalmasını ve göldeki yaşamın çeşitlenmesini sağlar. Sonra, bahara doğru hava ısınır ve buzun üzerinde hafif bir sulanma belirir. Bu sulanma buzun artık eskisi kadar güçlü olmadığının ilk belirtisidir. İşte o zaman buzun üzerinde fazla dolaşmamakta, çocukları da buzun üzerinde oyun oynamamaları için uyarmakta yarar vardır. Çünkü bu aşamadan sonra buz, inceldiği yerden kırılır ve üzerindekiler suyun içine düşerler. Bu kırılma sonraları büyükçe bir çatlamaya dönüşür. Zamanla o çatlak bütün gölü kapsayacak boyuta ulaşır ve bir an gelir buz çöker. O ana kadar içinden doğduğu sudan ayrışarak yeni bir denge sistemi yaratmış gibi görünen buz, kısa sürede yeniden suya karışır gider. Türkiye, 2002 ile 2007 arasında, beğenelim ya da beğenmeyelim, yanında olalım ya da karşısında olalım, bir siyasal istikrar yakalamıştı. Bu istikrar, ekonominin üzerini koruyucu bir buz tabakası gibi örtmüş ve ekonomide iyileşmeler yaşanmasına yol açmıştı. Cumhurbaşkanlığı seçimi ile başlayan siyasal inatlaşma ve çekişme süreci, buz tabakasının üzerinde sulanma birikmesi gibi oldu ve sistemin artık bu yükü taşıyamayacağının belirtisini vermeye başladı. İktidar partisi aleyhine açılan kapatma davası buzun çatladığı aşamadır. Salı günü yaşananlar ise buzun üzerindeki çatlağın artık gölün tümüne yayıldığını gösteriyor. Yani artık bu siyasal yapı, bu ekonomik yapıyı koruyamayacak aşamaya gelmiştir. Bundan sonrasında artık buzun tümüyle eriyip suya karışması an meselesidir. Düne kadar ekonomiyi yönetmeyi becerebilmiş, bugüne kadar da hiç değilse onu dengeleyebilmiş olan siyaset, artık ekonominin emrine girmek üzeredir. Geçmiş deneyimlerimiz bundan sonra siyasetin ekonomiye göre şekilleneceğini ve bunun da ekonominin daha fazla bozulmasına yol açacağını söylüyor bize. Dünyanın hiçbir ülkesindeki hiçbir siyasetçinin cari açık/GSYH oranı yüzde 6’nın üzerindeyken, özel kesimin dış borç stoku 172 milyar dolarken, ülke reytingi yatırım eşiğinin altındayken, reel faiz yüzde 12 iken siyasal sorun çıkarma lüksü yoktur. Ama hepimiz biliyoruz ki Türkiye, dünyanın hiçbir ülkesine benzemez. Bu benzersizliği biz söyledikçe yabancılar bıyık altından gülerler hep ve inanmazlar. Türkiye’nin dünyanın öteki ülkelerine benzemediğine inanmayanlardan birisi de Nobel ödüllü iktisatçı Stiglitz. Ona sorarsanız IMF her yerde başarısız olmuş bir kurum. Türkiye’de yaptığı bir söyleşide IMF ile ilişkiyi kesmek ve bir daha da yanına yaklaşmamak gerektiğini anlatmış. Oysa bunun söylenmeyeceği tek ülke Türkiye. Çünkü IMF, dünyada yalnızca Türkiye’de başarılı oldu. Bu bile bizim dünyadan ne kadar farklı bir konumda olduğumuzu gösteriyor. 2006 ortalarından bu aşamaya kadar dünyaya paralel inişli çıkışlı bir ekonomik yolculuk içinde ilerledik. Bundan sonrası bizim açımızdan artık yalnızca iniş olacak. O iniş sırasında tekerleğin takılıp da arabanın sıçrama yaptığı tümsekleri çıkış sanmayın. Bu da tablonun ekonomik ayağı……… KOCAMAN GÖZLÜ ADAMIN ÖLÜMÜNÜ YAZDI: Onu televizyonlardaki bir deri-bir kemik kalmış görüntüleriyle tanıdık… Ölmek üzereydi. Bir yıl önce Ergenekon soruşturması kapsamında tutuklanmış ve Tekirdağ F Tipi Cezaevi’ne konulmuştu. Suçu; “terörü finanse etmek”ti. İktidar yandaşı gazetelere göre, “varlıklı bir iş adamı”ydı! *** O “varlıklı iş adamı”, öleceği anlaşılınca birkaç gün önce apar topar tahliye edildi. Eşi, Edirne’deki Trakya Üniversitesi Hastanesi’nin kestiği faturayı bile ödemekten aciz bir haldeydi. Sonunda beklenen oldu ve Kuddusi Okkır önceki gün vefat etti! Yandaş medyanın yazdığına göre Savcılık; onun zengin olduğunu, “terörü finanse ettiğini” öne sürüyordu ama bu “zengin iş adamı”nın naaşı Edirne Belediyesi’nin tahsis ettiği bir cenaze arabasıyla Yalova’ya götürülebildi… Çünkü eşinin, cenaze arabasının ücretini ödeyecek maddi gücü yoktu! Terörü finanse edebilecek kadar “zengin bir iş adamı”, ne olmuştu da bir yılda bu kadar yoksullaşmıştı? Yoksa Kuddusi Okkır’ın bütün servetine el konulmuştu da; o yüzden mi eşi cenaze arabası ücretine bile muhtaç hale gelmişti? *** “Adalet peşinde koşan” savcıların bugünkü ruh halini çok merak ediyorum… Acaba “hata” yapmış olabilecekleri akıllarına geliyor mu? Masum bir insanın, maruz kaldığı haksız suçlamaların büyüklüğü karşısında kahırdan ölmüş olması ihtimali; onları da kahretmiyor mu? *** Bakalım Ergenekon savcısının, açıklanması yılan hikâyesine dönen iddianamesinde Kuddusi Okkır neyle suçlanacak? Ve acaba… “AKP kapatılırsa Türkiye’yle müzakereleri durduruz” diye durmadan tehdit yağdıran Avrupa Birliği, bu insanlık dramına nasıl bir tepki verecek? *** “Özgürlükçü ve demokrat” olduğunu öne süren bir iktidarın, eşi benzeri ancak diktatörlüklerde görülebilecek bu dramı görmezden gelmesi anlaşılır gibi değil! Ama ben yattığı yatakta, kocaman gözleriyle boşluğa bakan o bir deri-bir kemik kalmış adamı, onun çaresizlik içinde kıvranan eşini asla unutmayacağım… O adam ben de olabilirdim, siz de… Eşiniz, ağabeyiniz, kardeşiniz, babanız da olabilirdi Hatta Sayın Savcı, siz bile olabilirdiniz! Açıklayın şu iddianamenizi de Kuddusi Okkır’ın, kaldırılan “idam cezası”nı hak edecek bir suç işlediğine bizi ikna edin… İsteyeceğiniz ceza “ölüm”ün altında kalırsa, sırf onun başına gelenler bile sizi tarihe geçirmeye yetecek… ***** VATAN 8.temmuz Mustafa Mutlu Cumhurbaşkanı ve Başbakan kimseye haber vermeden 5.5 saat konuşuyor.İŞte bu nedenle Cumhurbaşkanı seçilmemeliydi Gül! Çünkü hiç ir devlet adamı ağırlığı koyamıyor,kahve arkadaşyla buluşur gibi buluşuverir ve halk kim oluyor diye kulağının üstüne yatar.AKP’li dostu AKp’li dostuna ne anlattı acaba? 28.temmuz

Sayfa 1 / 11