Kuş gördüğü yuvayı yapar
Yok aslında birbirinden farkı karşıt görüşlü görünen tutucu, radikal unsurların. Öğrenilmiş / öğretilmiş davranışların ürünüdür toplumdaki huzursuzluğun ve çekişmelerin asıl kaynağı.
Hazmetmek Ne kadar çok çeşitli, gıdalı yerseniz yiyin; vücudun istifadesi hazmedilen kadar olacaktır. Küçük çocuğun ağzına ağır yiyecekleri tıkmakla çocuk beslenmiş olmuyor. Aynı şekilde hazmedilmeyen ilim ne kişinin kendine ne de başkalarına fayda sağlamıyor. İlimi hazmetmek nasıl oluyor? Maddi ve manevi duyularla alınan bilgiler insanın aklı, kalbi ve vicdanı tarafından yorumlanır ve bir kanaat oluşur. Ben buna geniş manada inanç diyorum. İşte bu yorumun neticesinde edinilen kanaat, inanç somut bir şey değil ki paket olarak alıp kullanılsın… Her bireyin edindiği bilgiler; hazım kabiliyeti kadar gelişir / körelir… Çok okumakla veya çok bilgi yüklenmekle aydın olunmuyor. Yüklenilen ezber, kopya bilgilerin işlenip özgün hale getirilmesi gerekir. Yoksa kuş misali ezberden kopya kusmak maharet sayılmaz. Özgün fikir oluşturmak için ezberden kurtulmak gerek. Özgün olan söz daha etkilidir. Edinilen bilgilerin büyük kısmı elbet kopya ve nakil yoluyla oluyor. Önceki nesillerin deneyim ve özgün fikirlerini kopyalamak ve almak elbet gerekli fakat hazmetmek esas olmalı… Baştaki yemek örneğine bakarsak zengin bir sofra insan vücudu için gerekli ancak yenilen gıdaların sadece hazmedilen kadarının yaradığı da unutulmamalı. Ezberden kurtulmak için bilgiyi yorumlamak ve işlemek gerek yoksa hiç öğrenmemek anlaşılmamalı. Toplumdaki pek çok huzursuzluğun kaynağı ezber kaynaklı. Yani İnsanlar kendi ezberlerini hazmetmeden başkalarına dayatma eğilimindeler. Zaten hazmetmeye çalışsa ilk önce kendi âleminde değerlendireceği için başkalarına karşı da o nispette daha anlayışlı olacaktır. Saygılar Ahmet Bektaş Kuş gördüğü yuvayı yapar Yok aslında birbirinden farkı karşıt görüşlü görünen tutucu, radikal unsurların. Öğrenilmiş / öğretilmiş davranışların ürünüdür toplumdaki huzursuzluğun ve çekişmelerin asıl kaynağı. Yasaklarla yetişen bir neslin özgür düşünceye sahip olması da sancılı bir süreç gerektirir. Lüzumsuz yasaklarla mağdur edilenler fırsat ellerine geçince öğrenilmiş davranış gösteriyor. Yasaklara daha istekli oluyor. Güç kimdeyse yasağı da o koyar mantığıyla hareket eden zaten geri kalmış toplumlar kısır döngüye giriyor. Toplum hayatına yasaklar hakim olunca kavramlar ve doğrular yasaklarla belirleniyor. Gücü elinde bulunduran güruhun yanlış olarak belirlediği hal ve davranış yasaklanıyor. Bu yüzden bir sonraki gelecek olan güçlü güruh için yeni yasakların tohumları ekilmiş oluyor. Bu hal bitmek bilmeyen kan davalarına benziyor. Yasakların sona ermesi egemen olan güruhun bir sonraki egemen olması muhtemel olanlara özgürlük tanıması ile ancak mümkün olabilir. Yasaklardan lezzet alır hale gelen insanların ruh halleri sağlıklı olmadığından bu hal devam edip gidiyor. Sonuç; kabiliyetleri örselenmiş, fakir, üretmeyen, savunmasız, özgür düşünceyi oluşturamamış, zavallı insanların küçük intikamlarla mutlu olduğu bir toplum… ’Durun kalabalıklar bu cadde çıkmaz sokak.’Necip Fazıl Evet, durun kalabalıklar; fareli köyün kavalcısının peşine takılıp uçuruma gidiyorsunuz! Hem de zafer sarhoşluğu ile güle-oynaya gidiyorsunuz… Size sesleniyorum, benim gördüklerimi siz de görüyorsanız ses verin, yarın çok geç olabilir. Sağcı, solcu, dindar, laik, dinsiz, inançsız hepinize sesleniyorum; karşı güruhun negatif yüklenmemesi için hepinizi ’Özgür düşünce’ ye çağırıyorum. Gelin lüzumsuz yasak koyma işinden vaz geçelim. Bu gün başkasına yarın bize, geç olmadan… Saygılarımla Ahmet Bektaş