Haziran, 2008

Kuş gördüğü yuvayı yapar

Haziran 26 2008Yorum Yok Kategori: Güncel

Yok aslında birbirinden farkı karşıt görüşlü görünen tutucu, radikal unsurların. Öğrenilmiş / öğretilmiş davranışların ürünüdür toplumdaki huzursuzluğun ve çekişmelerin asıl kaynağı.

Hazmetmek Ne kadar çok çeşitli, gıdalı yerseniz yiyin; vücudun istifadesi hazmedilen kadar olacaktır. Küçük çocuğun ağzına ağır yiyecekleri tıkmakla çocuk beslenmiş olmuyor. Aynı şekilde hazmedilmeyen ilim ne kişinin kendine ne de başkalarına fayda sağlamıyor. İlimi hazmetmek nasıl oluyor? Maddi ve manevi duyularla alınan bilgiler insanın aklı, kalbi ve vicdanı tarafından yorumlanır ve bir kanaat oluşur. Ben buna geniş manada inanç diyorum. İşte bu yorumun neticesinde edinilen kanaat, inanç somut bir şey değil ki paket olarak alıp kullanılsın… Her bireyin edindiği bilgiler; hazım kabiliyeti kadar gelişir / körelir… Çok okumakla veya çok bilgi yüklenmekle aydın olunmuyor. Yüklenilen ezber, kopya bilgilerin işlenip özgün hale getirilmesi gerekir. Yoksa kuş misali ezberden kopya kusmak maharet sayılmaz. Özgün fikir oluşturmak için ezberden kurtulmak gerek. Özgün olan söz daha etkilidir. Edinilen bilgilerin büyük kısmı elbet kopya ve nakil yoluyla oluyor. Önceki nesillerin deneyim ve özgün fikirlerini kopyalamak ve almak elbet gerekli fakat hazmetmek esas olmalı… Baştaki yemek örneğine bakarsak zengin bir sofra insan vücudu için gerekli ancak yenilen gıdaların sadece hazmedilen kadarının yaradığı da unutulmamalı. Ezberden kurtulmak için bilgiyi yorumlamak ve işlemek gerek yoksa hiç öğrenmemek anlaşılmamalı. Toplumdaki pek çok huzursuzluğun kaynağı ezber kaynaklı. Yani İnsanlar kendi ezberlerini hazmetmeden başkalarına dayatma eğilimindeler. Zaten hazmetmeye çalışsa ilk önce kendi âleminde değerlendireceği için başkalarına karşı da o nispette daha anlayışlı olacaktır. Saygılar Ahmet Bektaş Kuş gördüğü yuvayı yapar Yok aslında birbirinden farkı karşıt görüşlü görünen tutucu, radikal unsurların. Öğrenilmiş / öğretilmiş davranışların ürünüdür toplumdaki huzursuzluğun ve çekişmelerin asıl kaynağı. Yasaklarla yetişen bir neslin özgür düşünceye sahip olması da sancılı bir süreç gerektirir. Lüzumsuz yasaklarla mağdur edilenler fırsat ellerine geçince öğrenilmiş davranış gösteriyor. Yasaklara daha istekli oluyor. Güç kimdeyse yasağı da o koyar mantığıyla hareket eden zaten geri kalmış toplumlar kısır döngüye giriyor. Toplum hayatına yasaklar hakim olunca kavramlar ve doğrular yasaklarla belirleniyor. Gücü elinde bulunduran güruhun yanlış olarak belirlediği hal ve davranış yasaklanıyor. Bu yüzden bir sonraki gelecek olan güçlü güruh için yeni yasakların tohumları ekilmiş oluyor. Bu hal bitmek bilmeyen kan davalarına benziyor. Yasakların sona ermesi egemen olan güruhun bir sonraki egemen olması muhtemel olanlara özgürlük tanıması ile ancak mümkün olabilir. Yasaklardan lezzet alır hale gelen insanların ruh halleri sağlıklı olmadığından bu hal devam edip gidiyor. Sonuç; kabiliyetleri örselenmiş, fakir, üretmeyen, savunmasız, özgür düşünceyi oluşturamamış, zavallı insanların küçük intikamlarla mutlu olduğu bir toplum… ’Durun kalabalıklar bu cadde çıkmaz sokak.’Necip Fazıl Evet, durun kalabalıklar; fareli köyün kavalcısının peşine takılıp uçuruma gidiyorsunuz! Hem de zafer sarhoşluğu ile güle-oynaya gidiyorsunuz… Size sesleniyorum, benim gördüklerimi siz de görüyorsanız ses verin, yarın çok geç olabilir. Sağcı, solcu, dindar, laik, dinsiz, inançsız hepinize sesleniyorum; karşı güruhun negatif yüklenmemesi için hepinizi ’Özgür düşünce’ ye çağırıyorum. Gelin lüzumsuz yasak koyma işinden vaz geçelim. Bu gün başkasına yarın bize, geç olmadan… Saygılarımla Ahmet Bektaş

Densizlik üstüne

Haziran 24 2008Yorum Yok Kategori: Güncel

Humeyni’yi öven hanim kizla ayni ideolojinin uzantisi Dengir Mir Firat “travmasi” nedir?

Yasadigi ve beslendigi ülkesine hic bir baglilik hissetmeyen biri neden o ülkede yasamaya devam eder?para icin mi veya akrabalari var diye mi? Kürtcülük yapmayi bir siyaset olarak benimsediginden mi? Atatürk ülkede travma yaratti diyen ve Humeynisever ekolden gelenler Humeyni’nin yarattigi travmadan hic söz etmiyorlar. Milli Görüs gömlegini cikarmayanlar Humeyniyi ve ideolojisini gönülden sevmis ve baglanmislardir. Iran devriminden bu yana söyledikleri, salon toplantilari ve evlerdeki konusmalar, Iran’a gidenler ve egitim alanlar,Iran devrimine teorik yapiyi kuranlarin kitaplarini cevirme ve daha nice yapilanlara her dönemin hükümetleri göz yumarak büyük bir propoganda atagini cevapsiz biraktilar. Bunun sonucunu simdi yasiyoruz. Ülke ve devlet düsmani olmak madalyalik is haline geldi. Atatürk’ten nefret ettiren ideoloji ve propoganda kime ait? Kimler buna calisti? Simdi neredeler? Travma esas burada yatiyor. Yani ülkemiz icinde dini duyarliliklari kullanarak ülkenin tüm degerlerine saldiranlarda yatiyor.Kulaklarimla duydugum düsmanliklarda. Iran’dan kacan entelektüellerin yasadiklarinda yatiyor asil travma. Türk milletinden Sia Humeynisever kadinlar,cocuklar ve gencleri nasil yarattik sorusunda yatiyor travma.

2008 Avrupa Sampiyonasi

Haziran 22 2008Yorum Yok Kategori: Güncel

On gündür Almanya’dayim. Futbol burada kimliklerin ortaya cikmasinda rol oynuyor artik. Almanlar bayrak takmayi Türklerden ögrendiler.

Daha önce bayrak ve kimliklerindan utanan Almanlar ezdikleri,asagiladiklari Türklerin bayrak askina,vatan sevgisine hayran kaldilar.Bir gram gürültü oldugunda mahkemlere kosan,cocuk agladiginda kiracikari evden kovan Almanlar sabahlara kadar bagiran ve gezen Turklere tahammul ediyor.Neden?Cünkü onlarinda ihtiyaci olan ve utandiklari kimliklerini övme sanslari ortaya cikti.Bizden ögrendikleri gibi arabalara binip,kornalara basarak bayrak salliyorlar.Evlerinin catilarina, bahcelerinde agaclarin tepelerine yani daha yuksege, daha yuksege bayraklarini asmis durumdalar. Kendini begenmis Bati medeniyetinin en milliyetci irki olan Almanlarla yasayip da Türkiye’ye milliyetci diyen aydinciklari anlamak mumkun degil. “milliyetcilik yukseliyor”diyenlere Almanlari,uygulamalarini,Hollandalilari ve Fransizlari saatlerce anlatmak istiyorum. Herkese neler yaptiklarini…Alman Spiker Türkiye macini anlairken gayet kaba tanimlamalar,asagilayici laflar ederken ayni seylerin aydin gecinenler tarafindan duydugumu hatirlamak canimi acitiyor. Almanlar Türklerin kutlamalrini da bir ihanet gibi gösteriyor zaman zaman.Siz burada oturuyorsunuz Almanlari tutmalisiniz dediler. Biri de “Türkler bize bu kutlamalarda ne yapmamiz gerektigini gosterdiler” dedi. Türkiye-Cekoslavakya macinda ilk yarisinda Almanlar laf attilar yan masaya”zaten siz Avrupa’da oynayacak takim degilsiniz” diye….Almanlarin radyolarda yaptigi bu tür konusmalara itiraz eden Türk dinleyiciye cevaplari:”Bedava yasayan,sosyal yardimlarimizi alan kim? Bedava yasiyorsunuz sayemizde” BU bir Alman sehir efsanesi… oysa istatsitikler Turklerin yaridan cogunun asiri yoksulluk icinde yasadigini gosteriyor bize. Rakam duskunu Almanlar hic de gunluk yasamda bunu kullanmiyorlar. Düzen ve intizam manyagi Almanlarin gunluk yasamda yabancilara bakisi hic bir rasyonellik icermiyor. Frankfurt dahil ALmanya’da herke arabasinin üstüne bayragini asmis dolasiyor.Kimliklerin aciga cikigi, yaristigi bir görünüm var sokaklarda. Türklerin yasama sevinci her seye ragmen büyük bir dinamizm veriyor Almanya’ya.Ne yazik ki, bu büyük dinamizmi ne biz ne Almanlar kullanamiyor,kanalize edemiyor.Ezilmis,dislannmis ve horlanan Türkler futbol zaferiyle benliklerini Türk rüzgarinin sagaltici serinligine birakmis durumdalar.Zaferin keyfini cikariyorlar.Haklilar. Türkler kimligindan vazgecmeyen cesur yürekler…… Almanya 2010′da calisan nüfusuyla emekli nufüsu denk hale gelen bir ülke olacak. Burada piril piril genc Türkler var.Uyuma Almanya…. Türk futbolcularimiz Avrupa’ya sunu gösterdi:Türklerin üstünü cizemezsiniz.Türkler 400 yildir Avrupa’dalar ve hep olacaklar. Futbol düzen ve intizam isi degil iman ve inanc isisdir. Son dakikaya kadar iman eden kazanir.Türkler vazgecmez ve gecmeyecektir. Türkiye-Almanya macinda takimimiza ve Fatih Terim’e basarilar diliyorum. Sizler evlad-i fatihanlarin ruhuna oynayacaksiniz. 23.06.2008 Hurriyet Almanya Dostluk maçı Çarşamba günü Euro 2008′de Basel’de oynanacak Almanya-Türkiye yarı final maçı bir çok bakımdan özel bir maç olacak. Almanya’daki en büyük göçmen kitlesine sahip olan Türkler, Almanya’nın dört bir yanını ay yıldızlı bayraklarla donattıktan ve sabahlara kadar süren kornalı konvoylarla düzenledikleri zafer turlarından sonra ilk kez, 2008’in en büyük kupa favorilerinden biri olan Almanya’nın karşısına çıkıyorlar. Heyecanlı bir maç olacak. Almanlar bu yarı finale oldukça emin adımlarla geldiler. Favori Portekiz’i net bir şekilde devirdiler. Türkiye ise hep son dakikada ‘mucizevi’ bir şekilde kazandığı maçlarla, yarı finale tırmandı. Alman spor basınının şimdiden yazıp çizdiğine göre Almanya bu maçta kesin favori. Teknik, taktik ve fiziksel beceri olarak panzerlerin Türkiye’yi ezip geçmesi lazım… Ama futbol her zaman kağıt üstündeki hesaplara benzemiyor… Türkiye’nin her zaman son anda sahaya sürdüğü ‘Umut’ ve ‘İnanç’ adlı iki delikanlısı daha var… *** Bu maç nasıl biterse bitsin, bir dostluk maçı olsun. Almanlarla Türkler el ele, kolkola hep birlikte bayraklarını dalgalandırarak bu maçı izlesinler, birlikte kafa çeksinler ve galip geleni hep birlikte kutlasınlar. Almanya’da sayıları üç milyona varan Türklerin bu ülkedeki kökleşmiş konumları ve artık ‘bu toprakların insanı’ sayılan varlıkları böyle bir dostluk ve kardeşlik atmosferini gerektiriyor. Almanların da kentleri gelincik tarlasına çeviren Türklerin bu coşkusunu aynı hoşgörü ve dostlukla kucaklamaları Avrupa’daki ortak yaşamın en doğal sonucu olmalı. *** Türkiye, Avrupa’ya üyelik macerasında uzun süre Almanya’nın desteğine ve dostluğuna güvendi. Son dönemde özellikle CDU içindeki bazı çatlak sesler, Türkiye’yi Avrupa dışında tutma gayreti ve çabası içindeler. Euro 2008’de, daha turnuva sonuçlanmadan, en azından Avrupa dördüncüsü unvanını kazanmış olan Türkiye’yi Avrupa dışına atma çabası umarız bu turnuvadan sonra bir kez daha gözden geçirilir. Türkiye Avrupa’nın doğal bir parçasıdır ve öyle kalacaktır. Almanya-Türkiye maçını bu gerçeğin altını bir kez daha çizerek, iki eski ve köklü ülkenin dostluk ve kardeşlik duyguları ile izleyeceğiz. Almanlar hemen komsularina soruyor:”Simdi kimi tutacaksiniz?” Bild dostluk mesaji yayinliyor ama bir taraftan da Bild am Sonntag “Carsambaya aglayacaksiniz Turkler” diye baslik atiyor. Iki yüzlülük yapan Almanlar kendini begenmislikte cok ileri gitmesi iyi gercekten.Favori biziz diye sisiniyor Almanlar hani dostluk? Türkler ise cok dostca bakiyorlar meseleye.Almanlar kazanirsa hic olay cikmaz,ancak Türkler kazanirsa olay cikacak gibi görünüyor.Bunu Almanlar sindiremeyeceklerini söylüyorlar. Almanya’da dogmus Türk gencleri de ALmanlar cifte vatandasligi kabul etmeyerek kacirdilar zaten.Bu potansiyeli degerlendiremediler. Bizim futbolumuz Alman hocalardan cok sey ögrendi.Bunu da unutmamak gerekir. Simdi boynuzun kulagi gecme zamani…. KUPADAN ELENDİK 2008 kupasına damgasını vuran Türkler oldu.Almanların dalga geçtiği son dakika golü u kez Almanya’yı kurtardı. Türk takımı Almanlardan daha iyi oynadı. Kupaya renk ve heyecan getiren Türkler oldu.Sayemizde nasıl sevinileceğini,nasıl takım tutulacaını öğrendiler.Türklerin üstü asla çizilemez.

Kitap Kardeşliği

Haziran 13 2008Yorum Yok Kategori: Okuduklarım

“Bu projeyi en az üç kişiye ya da msn arkadaşlarımıza ulaştırabilir miyiz. Biz iki minik kardeşin ricasını kırmazsınız zannediyorum. Şimdiden sizlere çok teşekkür ediyorum. Çocuklarınızın geleceği için ne olur…”

Konu ; “Kitap Kardeşliği Projesi”
Amaç , parola ; “Bütün Türkiye kitap okuyacak”
Projenin mantığı ; Kitap değişimi üzerine kurulan bir sistem.
 

Cengiz Aytmatov

Haziran 12 2008Yorum Yok Kategori: Analiz

Büyük yıkılışların ortasında yaşamış ve halkının, insanlığın ruhunu yazmış büyük bir yazarı kaybettik. Issık Göl’de gezen ruhu şad olsun.

rahmetli AYtmatov’la sayısız kez birlikte olmaktan,onun ağzından 1940′lı yıllarda postacılık yaptığını,at sırtında aldığı yolda korktğunu dinledim. Onunla birlikte Issık Göl’de ve Kırgızistan’da birlikte oldum.Avrasya coğrafyasında Ruslar dahil herkesin Aytmatov’a nasıl hayranlık beslediğini,onun kitaplarıyla büyüdüklerini sevinçle söylediğine tanıklık ettim. Büyük yazar kendi kültürünün ve ülkesinin ruhunu aktaran,arayan,yazan yazardır.

Merkez Sağa ihtiyaç

Haziran 6 2008Yorum Yok Kategori: Güncel

Anayasa Mahkemesi’nin türbanla ilgili son karari merkez sagin güçlü bir sekilde politika sahnesine çikmasi gerektigini bir kez daha göstermistir.

Çünkü bu kararla AKP’nin Türkiye’de mevcut laik sistemle çatistigi ortaya çikmistir. AKP’nin çizgisi Erbakan’in simdiye kadar kapatilan partilerinin çizgisinin devami olarak Türkiye’de sistemi zorlamaya baslamistir. Bu zorlama ülkede istikrari bozabilecek, ekonomiyi dünya krizlerine karsi daha zayif hale getirebilecek ciddi bir zorlamadir. AKP’nin sistemi zorlamanin özü din eksenli siyaset yaparak ülkeyi germektir. Disisleri Bakani Babacan’in yurtdisinda Türkiye’yi sikayet eden ve “müslümanlar dinini yasamakta zorlaniyor” seklindeki açiklamalar da, din üzerinden siyaset yapmanin açik seçik kanitidir. Türkiye topraklari bin yildir müslümandir. Müslümanligin en rahat, en güzel ve bütün boyutlariyla yasandigi, gelistigi ve serpildigi topraklar Anadolu topraklaridir. Siyasal Islam’in ülkeyi zorlamasi disinda, Türkiye’de Islam dünyanin ibretle izledigi bir hosgörü ortaminda yasanmistir ve yasanmaktadir. Atatürk’ün bu temel üzerinde kurdugu çagdas ve modern Türkiye bugün de, yalniz bölgesinde degil. tüm dünyada benzer ülkelerin lideri konumundadir. AKP, halkin merkez sagdaki partilerin parçalanmasi ve zayiflamasi sonucu tepkisel olarak kendisine yönelttigi oy gücünü ve iktidari ne yazik ki, siyasal dini çizgide kullanmistir. Siyasal Islamci dayatmalar ülkeyi daha büyük sistem krizlerine ve siyaset, hukuk tartismalarina sürüklemektedir. Bu ortamdan çikisin tek yolu simdiye kadar oldugu gibi merkez sagda, ülkenin potansiyelini kavrayan bir siyasi hareketin canlanmasidir. Bu siyasi miras bugün DP’de ve DP tabaninda yasamaktadir. Krizden çikisin yolu da merkaz sagin yeniden ayaga kalkmasidir. AKP’nin sistemle savasan politikasi ülkeyi daha büyük gerginliklere sürüklemeden güçlerin merkez sagdoa birlestirilmesinin zamanidir. 9’a 2 “Hukuka tecavüz…” Böyle başlık atmış bir gazete. “Hukuk cinayeti” diyen de var. “Hukuka aykırı” diyen de. * 9’a 2 çıktı karar. * Üyelere bakıyoruz… 1, Ankara Hukuk mezunu. 2, Ankara Hukuk mezunu. 3, Ankara Hukuk mezunu. 4, İstanbul Hukuk mezunu. 5, İstanbul Hukuk mezunu. 6, İstanbul Hukuk mezunu. 7, Ankara Hukuk mezunu. 8, Ankara Hukuk mezunu. 9, Ankara Hukuk mezunu. * Geriye kaldı 2 üye… Biri, İşletmeci. Öbürü, İktisatçı. * Ben size söyleyeyim. 11 hukukçu olsaydı… 11’e 0 çıkardı karar. * “Kardeşim, dünyanın hangi ülkesinde iktisatçıdan Anayasa Mahkemesi Başkanı olur?” diye soracaklarına… Hukukçuların aldığı karara “tecavüz” diyorlar. * Çünkü, bunların mantığına göre, hukukçu mukukçu yoktur… Bunların işine geldiği gibi karar veren iktisatçı “en iyi hukukçu”dur… Hele eşi türbanlı iktisatçıysa, “ordinaryüs hukukçu”dur. Hürriyet G.DOĞU ve MERKEZ SAĞ NEDEN GEREKLİ? BÖLÜNME Mİ, NEREYE GİDECEĞİZ Kİ?’ Şırnak’ın eski Adalet Parti Belediye Başkanlarından Ahmet Öyman ise şöyle konuşuyor:’ Şimdi size sayıyorum..Benim, 5 çocuğumun beşi de devlet de. Hem de önemli yerlerde olanlar var. Vatanına milletine gururla hizmet ediyorlar. Hepsi, Türklerle evli. Çocukları var. Şimdi bölünsün diyenlere bu en güzel yanıt değil mi? Kim nereye gidecek? Bu ülkede milyonlar birbirine kız aldı kız verdi. Yazık değil mi böyle radikallerin arasına sıkışmaya. Radikallerin söylemleri ile her iki tarafta da çok tehlikeli. Böyle olunca aklı başında insanlar da küsüyor gördükleri muamele ile. Kürt yoktur diyenler var. Bu şehrin tamamı Kürtçe konuşuyor. E var işte. Ne gerek var…varsın, yoksun iddialaşmasına’ ŞIRNAKLILARIN BAZI TV’LERE İSYANI Sabah oluyor. 1991-1993 arasında tarihinin en kötü günlerini yaşayan Şırnak’ın merkezi şimdi sakin. Cumhuriyet meydanında ise sinirli tipler birden yanıma yaklaşıyor ve ‘Söyleyin o bazı televizyonculara burayı hep terör ve çatışma kenti gibi gösteren yayınları yapmasınlar. Operasyonlarda gelip bu meydandan biz sıfır noktasındayız diyerek halkı kandırdılar. Üstten geçen helikopteri de şimdi Irak’a girdi diye yutturdular. Sonra hepsini kovduk. Yeter burası terör Şırnak şehir meydanında bir seyyar satıcı. Şırnaklılar bazı tv’lerin kendilerini terörist şehir gibi gösteren canlı yayınlarından bunalmış durumda şehri değil.’ Şırnak’ta adını vermek istemeyen bir devlet yetkilisi de aynı şikayetlerde bulunuyor. Şırnaklılar imajlarının bu şekilde pompalanmasında son derece rahatsız. Şehrin en lüks oteli ise ‘polis evi’. Burada yatırım yok. İnsanlar ciddi derecede işsiz. Giden göçen yerlisi de şehre pek sahip çıkmamış anlatılanlara göre. Kömür madeninin özelleştirilmesinde herkes şikayetçi. Çünkü iş alanı iyice daralmış. Metehan Demir > tekyürek nasırlı eller
Mesaj: sizleri yürekte kutluyorum.tüm nasırli ellerle birbir buluşmanız partimizin önemli derecede güç kazanmaktadır.eski söylemler degil günümüz insanına projeli vede insanımıza deger verdiğimizi müşaade etmekteyim.ben bir gün aydına gittim ordaki hava nasıl gençler lider çok iyi biri olduğunu vede nevval hanim olmasi ile birliktelik,yükseliş olacagi inancındalar.tabiki emekle yürekle kararlılıkla olacaktır.eski siyası anlayışlari yıkarak yeniden ürettiğiniz bu hamur birgün mutlu olduğumuz günlere götürecektir.izmirde soracak olursan diger illerde yakalanan yükselişi yakalamak zaman alacaktır.çünkü masada başında yükseliş beklentileri dahada devam etmektedir.ama yogun kongure çalışmalrına başladık başarılı olurda silbaştan kadrolarımızdan yetişmiş il başkanlari ile ilçe başkanlari ile ilk adim bereketli olsun hedefini allah nasip ederse izmirde tuturacagiz.sizle paylaştim ecdadimizin emanetini yürekli ve cesur demaokrat partillilerle yüceltecegiz. saygılarimla
Gönderim Zamanı: 04-06-2008 00:33:03
SELAM,EFE KEMALDEN GENEL MERKEZE, AÇIKTIR PARTİMİZİN KAPILARI HERKESE, EY AKP ÇİFTÇİYİ,ESNAFI,EMEKLİYİ ETTİN PERİŞAN, KALMADI SENDE ŞÖHRET İLE ŞAN. ŞU YURDU SATMAK İÇİN Mİ UĞRAŞ VERİYORSUN, SEN YÖNETİCİLİKTEN HİÇ ANLAMIYORSUN. BIRAK O ARGO KELİMELERİ, ŞU TÜRKİYE CUMHURİYETİ GİTSİN İLERİ. YURDUNU SEVEN SATAR MI FABRİKALARI, BİLMEM ŞU MİLLET NASIL SARAR YARALARI. HAYDİ BACIM ÇİLLER İSTİYOR SENİ MİLLET, ETSİN FABRİKALAR YENİDEN HAREKET. BEN ŞU SİYASETE RAHMETLİ MENDERES’LE ÇIKTIM YOLA ANARŞİLER BİRDAHA BASKIN YAPAMAZ KARAKOLA. TAM ALTMIŞ İKİ SENEDİR YAZARIM YAZILARIMI KIR AT’IMA DERLER EFE KEMAL LAKABIMA. İÇİ ESERLERLE DOLU TARİHİ BERGAMA, KİMSE SAHİP ÇIKMIYOR DÜŞTÜN DERTLE GAM’A İLÇELERİN İLÇESİSİN SEN, YAZARIM YAZILARI HER ZAMAN SANA BEN. KIYMETİNİ BİLMİYOR ANKARA SENİN, YOK ONLARA KİNİN NEFRETİN. SÖYLERİM,NEVVAL HANIM KIZIM İLGİLENİR SENİNLE, ÇÜNKÜ PARTİSİNE ADAMIŞ ADINI TAM GÖNÜLLE. ESKİDEN BATARDI BANKALAR DURMADAN, ŞİMDİ EMEKLİ ÖLÜYOR NEFES ALMADAN. AKP ALDI EMEKLİLERDEN PARALARI, KURTARIYOR ŞİMDİ BANKALARI. EMEKLİNİN NEFESİ AÇLIKTAN KOKUYOR, AKP KENDİ RAHATINDAN FAKİRİ DUYMUYOR. ÖMRÜNÜ VERMİŞ EMEKLİLER ŞU VATANA, YAZIKLAR OLSUN TÜRKİYE’DE FABRİKA SATANA. ŞU DÜNYADA KİN İLE NEFRETİ BIRAKALIM, KARDEŞ GİBİ BİRBİRİMİZE SARILALIM. BAK ŞU DÜNYADAN KİMLER GELİP GEÇTİ, DEMİYELİM SONRA ÖMRÜM ÇABUK BİTTİ. KİMSE KALMAZ KAZIK ÇAKMAYA, DAHA DÜN BEŞİKTE SALLANIRDIN, ŞU ÖMÜRDEN NE ANLADIN.SARIL YURDUNA ANAN GİBİ GÖSTER VATANINA SEVGİNİ. BİR ÖMÜR DEDİĞİN ÇOK KISADIR, HARAP ETME KENDİNİ ÇOK YAZIKTIR. GIYBETTEN KAÇ HERZAMAN, YAP İYİLİK AHİRETİ KAZAN, SABIRLI OL ACELE ETME, BAŞKASININ HALİNE GÜLME. DÖNER DOLAŞIR SEN İN BAŞINA, GEÇİRME ÖMRÜNÜ BOŞUNA. ŞU DÜNYADA GÜZELLİKLER DOLUDUR, SEVMESİNİ BİLMEYEN DÜNYASINI YOSUN GİBİ KURUTUR. HER YAPTIĞIN İŞE BESMELE YAP, BOŞ YERE ETME KENDİNİ HARAP. NEVVAL HANIM KIZIM,SANA ŞU YAZILARIM HATIRA OLSUN, SİYASETTE BAHTIN AÇIK,GÖNLÜN NEŞEYLE DOLSUN. BİLİYORUM SENİN KALBİNDE VAR VATAN AŞKI, KORKMA SANA KİMSE YAPAMAZ BASKI. ÇÜNKÜ SEN DE ADAMIŞSIN KENDİNİ ŞU VATANA, ALLAH ZEVAL VERMESİN SENİ YETİŞTİREN ANA BABANA NEVVAL HANIM KIZIM TANIT YURDUNA KENDİNİ, SEN ANLARSIN ŞU MİLLETİN DERDİNİ. BİR YAZAR KELİMELERİ DÖKER KALBİN DEN, SEVER VATANINI CAN’I YÜREKTEN. ALLAH KORUSUN CÜMLEMİZİ FELAKETTEN, SÖYLE YAZAR NEVVAL KIZIM SEN SÖYLE. DE Kİ TANSU BACIMA TÜRKİYE DÖNDÜ ÇÖLE, ÇALIŞAN FABRİKALAR ÇALIŞMAZ OLDU. ŞU AKP VATANDAŞIN KALBİNİ VURDU. EMEKLİYİ BANKALARA ESİR ALDI. GARİPLERİN ÜSTÜNE AKP AÇ KURTLARI SALDI. BACIM DÖNSÜN PARTİSİNE SEVE SEVE, ALSIN KALEMİNİ ELİNE BAŞLASIN GÖREVE, VARSINIZ ŞİMDİ DÜRÜST BACILARIM, GÜZEL KULAK VERİN,HÜKÜMETTE BAŞLADI ALARM. ESNAF KURUDU,ÇİFTÇİ KURUDU. VATANDAŞ YAŞAMAKTAN KESTİ UMUDU. HİÇ GÖRMEDİM ŞİMDİYE KADAR FABRİK,A SATANI, PERİŞAN ETTİ GÜZELİM VATANI. HALA METH EDİYOR KENDİSİNİ, TAKİYYE İLE KURDU MECLİSİNİ. ZİGZAG ÇİZMEDİM PARTİMDEN BAŞKA YANA, MESLEĞİM İCABI DİREKSİYONU DA KULLANDIM SAĞDAN YANA, HİÇ KAZA YAPMADIM, ŞÜKÜRLER OLSUN YARADAN’A. ALLAH SEVER DÜRÜST KULUNU, ŞAŞIRTMASIN YARADANI HİÇBİR ZAMAN KULUN YOLUNU. ZAMANINDA TANSU BACIMA TERS DURANLAR, ŞİMDİ DE PARTİYİ İÇTEN VURDULAR. KİMSE VURAMAZ PARTİMİZİ, ALLAH BİLİYOR SEVEN KALBİMİZİ. ŞU VATANA HİZMET İÇİN, VERİYORUZ KALBİMİZİ, ÖNCE PARTİM SONRA CAN, ŞU YAZILARI GÖNDEREN EFE KEMAL AMCAN. EFE YAĞIZOĞLU

VATSO Van Sanayi ve Ticaret Odası

Haziran 3 2008Yorum Yok Kategori: Haberler

13.03.2008 DP Genel Başkan Yardımcısı Nevval SEVİNDİ’ den odamıza ziyaret

Gazeteci yazar ve Demokrat Parti Genel Başkan Yardımcısı Nevval SEVİNDİ bir gurup partili ile beraber odamızı ziyaret etti. Yönetim Kurulu Bşk..Yrd.Serdar ORHUN,Meclis Başkanı Ata ALTAY, Yönetim Kurulu Üyeleri Fevzi Çeliktaş ve Şevket AKTAŞ tarafından kabul edilen heyet karşılıklı görüş alış verişinde bulundu.İlimizin en önemli sorunlarından olan enerji sorunu ve sınır ticareti hakkında bilgi alan SEVİNDİ, özelleştirmeye karşı değiliz ama devlet mallarının haraç mezat satılması olumsuzluklar yaratıyor dedi.Odamızın fiziki yapısının sunulacak hizmetlerin kalitesini etkileyeceğini bildiren SEVİNNDİ, Van hakkettiği ilgiyi görürse bölgede lokomotif il olabilir şeklinde düşüncelerini ifade ederek odamızdan ayrıldı.

Kocaeli Demokrat gazetesi

Haziran 3 2008Yorum Yok Kategori: Haberler

Lastik grevine ilk destek Demokrat Parti’den geldi. İşçileri ziyaret eden DP Genel Başkan Yardımcısı Nevval Sevindi, hükümetin emeğe ve onun üreticilerine saldırılarının yoğunlaştığını kaydetti

DP Genel Başkan Yardımcısı Gazeteci-Yazar Nevval Sevindi, lastik fabrikalarında greve çıkan Pirelli işçilerini ziyaret etti. Sevindi, ile birlikte ziyarete DP İl Yönetim Kurulu Üyesi Erkan Dilber, eski yöneticilerden Cemalettin İnce, Orhan Karayel de katıldı. Önceki gün yapılan ziyarette, Sevindi, AKP’nin işçiye gereken önemi vermediğini kaydetti. Lastik-İş Kocaeli Şube Başkanı Hasan Hüseyin Çakar ise, hükümetin çıkardığı tüm yasaların, yaptığı tüm zamların kurbanını yoksullar ve işçiler olduğuna dikkat çekti. AKP EMEĞE SALDIRIYOR İzmit ve Adapazarı’ndaki Goodyear, Brisa ve Pirelli Lastik fabrikalarında çalışan 4 bin kadar işçi, toplu iş sözleşme görüşmelerinin anlaşmayla sonuçlanmaması üzerine, greve çıkan işçilere destek vermek amacıyla Pirelli’nin önüne giden Sevindi, işçilerin ve emekçilerin son yıllarda emeklerinin karşılığını almadığını kaydetti. Sevindi, “Hükümetin çalışanlara nasıl baktığı biliniyor. Özellikle bunu 1 Mayıs olaylarında göstermiştir. Geleceğimizi korumak için emeğe sahip çıkmamız gerekiyor. Altımızdan vatan toprağını neredeyse alıp kaçacak bir hükümet tarafından ülkemiz yönetilmektedir. Ortak değerlerimize herkesin sahip çıkması gerekiyor. İnşallah grev en kısa sürede sizlerin isteği doğrultusunda biter” dedi. ACI İŞÇİDEN ÇIKARTILIYOR Lastik-İş Sendikası Şube Başkanı Hasan Hüseyin Çakar, grevi iki tarafında istemediğini ancak gelinen noktada ücret üzerinde anlaşmadıklarını ve bu nedenle greve çıktıklarını kaydetti. Çakar, “Hükümetler tarafından sanayicinin desteklenmemesi, çalışan ücretlerine göz dikilmesine neden oluyor. İşsizliğin etkili bir biçimde karşımızda olduğu günümüzde sanayici üretimde destek görmeyince çalışanların ücretlerini azaltma yoluna gidiyor. Doğalgazdan tutum da üretimi etkisi olan her şeye hükümet tarafından zam yapıldı. Gelişmiş ülkeler ne olursa olsun sanayici destekleyerek üretimin artmasını sağlıyorlar. Ancak ülkemizde her şeyin ters uygulandığı gibi bu durumda ters uygulanmaktadır” dedi.

pırlantaya sıfır KDV!

Haziran 3 2008Yorum Yok Kategori: Güncel

Gösterişten hiç hazetmeyen ve Müslüman olarak rahat ibadet edemediklerini söyleyen hükümetimiz pırlantada kdv’yi sıfırlamış gübrede ise çiftçi kan ağlıyor!Eee,gübreye para yetiştiremeyenler pırlanta alsınlar!AKP böyle buyuruyor…..

Yazarlar 3 Haziran 2008 Şükrü KIZILOT skizilot@yaklasim.com Gübrenin vergisi de pırlantanın aynısı olsun BAŞLIĞI okuyunca, “Aman Hocam, tarımda gübre çok önemli. Son bir yılda gübre fiyatında zaten yüzde 150’yi bulan artış oldu. Bir de vergisi pırlantaya uygulanan vergi oranının aynısı olursa ne olur?” dediğinizi duyar gibiyim. Evet… Gübre olayı tarımda çok önemli. Türkiye’de hektar başına gübre kullanımı 83 kilogram iken, komşumuz Bulgaristan’da 173 kilogram. AB ortalaması ise 250 kilogram. Bulgaristan’ın yarısı, AB ortalamasının ise üçte biri kadar tükettiğimiz gübre, bitkisel üretimde yüzde 40 civarında olumlu etki yaratıyor. Uzmanlar, yetersiz gübre kullanımından dolayı, 8 milyar doları aşan bir üretim kaybımızın olduğunu belirtiyorlar. Son bir yılda yüzde 150’yi bulan gübredeki fiyat artışı nedeniyle, çiftçilerimiz gübre kullanamaz hale gelmiş ve 2007 yılında gübre tüketimi yüzde 4 oranında azalmış durumda… NİÇİN PIRLANTANIN AYNISI? Pırlanta, elmas, yakut ve benzeri değerli taşların KDV’si, dünyanın hangi ülkesine giderseniz gidin, en yüksek tarifeye tabi. Nedeni belli, alım gücü yüksek olanlara hitap ediyor. Ekmek, su, peynir, zeytin, meyve, sebze, defter, kitap, kalem, ilaç gibi zorunlu ihtiyaç maddesi değil. O nedenle, yabancı ülkelerde, pırlanta lüks bir mal olarak en yüksek oranda KDV’ye tabi. “Tamam orasını anladık da gübreden alınan KDV’nin oranı niye lüks tüketim malı olan pırlanta ve elmasla aynı olsun?” diyorsunuz değil mi? Hemen açıklayalım; Efendim, Türkiye’de pırlanta, elmas, yakut, zümrüt ve inci gibi değerli taşların KDV’si, yüzde 18’den yüzde sıfıra indi de onun için!.. (Bkz.KDV Yasası Md.17/4-g. 5228 Sayılı Kanunun 15. maddesiyle değiştirilen ve 1.8.2004’de yürürlüğe giren bent). Peki… Gübrenin KDV oranı mı? Yüzde 18… Evet yanlış okumadınız gübrenin KDV’si hala yüzde onsekiz!.. Tamam, pırlantanın KDV’si ne bir şey demiyoruz ama gübreninkine itirazımız var… GIDA KRİZİ Son yıllarda, bazı tarım ürünleri ve gıda fiyatlarında, Dünyada ve ülkemizde, ciddi fiyat artışları oldu. Artışlar o kadar hızlı ve yüksek seviyede oldu ki, bu durum “küresel gıda krizi” olarak değerlendirilmeye başlandı. Dünya Bankası’na göre, gıdalarda fiyat artışının devam etme olasılığı çok yüksek. Ülkeler bu konuda çeşitli önlemler alıyor. Türkiye’nin de gereken önlemleri alması, tarımsal üretimini artırması ve kırsal kalkınma politikalarına daha çok önem vermesi gerekiyor. Dünya’da tarıma elverişli arazilerin önemli kısmı, Dünyanın en büyük ve en verimli nehirlerinin çevresinde bulunuyor. Türkiye, bu açıdan çok şanslı. Dünya sıralamasındaki 8 nehirden (Nil, Amazon, Ren, Mississippi, Yellow, Ranj, Fırat ve Dicle), ikisi Türkiye’de… Dünyada 14,8 milyar hektar arazi var. Bunun 1.4 milyar hektarı tarıma uygun. Gelecekte, petrol ve altının yanı sıra, tarım arazisi de en kárlı yatırım olacak. Ülkeler, sınırları dışında tarım arazisi kiralamak ya da satın almak için faaliyette… Küresel gıda krizi, bankaları bile “arazi avcısı” yapıyor. Bazı banka ve finans şirketleri, fon yerine verimli arazilere yatırım yapıyorlar. Türkiye, tarım arazisi yönünden alan olarak şanslı ancak tarıma olan Devlet desteği ve ayrılan kaynaklar yetersiz. Güneydoğu Anadolu Projesi (GAP), Konya Ovası Projesi (KOP), Polatlı Ovası Projesi ve benzeri projeler hayata geçtiğinde, sorunlar önemli ölçüde azalacak. Özetle, tarımsal üretimimizi mutlaka artırmamız ve kırsal kalkınma politikalarına daha fazla önem vermemiz, bu arada gübrenin KDV oranını da pırlanta tarifesine uyarlamamız gerekiyor…

totaliter akıl

Haziran 3 2008Yorum Yok Kategori: Yeni Yüzyıl

TOTALİTER AKIL Ülkemizde jakoben aydınların radikal İslamcılarla bir çok konuda ortak noktaya varması bir tesadüf değil. Totaliter aklın yolu birdir. Jakobenler Fransız İhtilali’nin çocukları. Radikallerle ılımlıların paylaştığı Convention’da Jakobenler başa geçince ihtilalin giyotini hiç durmadan işliyor.Sınırsız yetkiye sahip ikiyüz milletvekili tüylü kırmızı şapkalarıyla korku saçıyor.Kararlarına karşı hiç bir şikayet yapılamaz. Her birinin ense kökünde giyotinin pırıltısı.Ondan kurtulmak için herkesi ve her şeyi satmaya razılar.Kilisenin zavallı köleleri olarak gördükleri halkı kiliseleri yağmalamaya davet ederler. İhtilalin en kanlı sayfalarından biri olan Lyon Ayaklanması ise kendi ülküsünden başka ülkü tanımayanların korkunç terörünü belgeler bize. Lyon’da taş taş üstünde kalmaz. Tüm saraylar, güzel binalar yıkılır. Tek tek insanları öldürmenin işkence sayılacağı savıyla toplu katliamlar yapılır. Herkesin malı yağmalanır. “Anlaşmaktansa batalım” der Jakoben sloganı.Ne affetmek vardır, ne anlaşmak.Sadece ölüm ve nefret. Robespierre, ille de kendi Cumhuriyet anlayışını, kendi ihtilal ve ahlak anlayışını gerçekleştirmek zorunluluğunu insanlığın hayrına kutsal bir görev sayıyor.İnançsızları yargılayan bir yargıcın buz gibi yumruğuyla kendisi gibi düşünmeyen herkesi giyotine itiyor.Robespierre’in iç dünyasında büyük ve temiz bir düşüncenin yaşadığına kuşku yok. Fakat yaşıyor değil, katılaşmış demek daha doğru olur.Bütün kuvvetini katılığından ve bütün gücünü sertliğinden alan bir bağnaz.Her şeyde dediğim dedik davranmak, hayatının bütün anlamı ve biçimi. Böyle bir insan hiç bir itiraza, başka bir düşünceye katlanamaz, yanında bir başkasının, hele karşı çıkan ve dediğim dedik huyuna aldırış etmeyenin vay haline! Ölçüyü hep elinde tutan kişi kendi gerçek ağırlığını unutur.Sanatçıyı, komutanı, iktidardaki insanı en çok yıpratan, arzu ve isteklerinin aralıksız yerine gelmesidir.Bu biteviye başarı gerçekmiş duygusu verir, oysa yenilgiler öğreticidir. Bu nedenle Robespierre erdemliliği ihtirasla sevmekle birlikte, bir kez bile kendinden daha başka düşünmüş birini hoş görmez ve bağışlamaz. Erdeme aşırı bağnazlıkla bağlı olduğu için karşısındakilerin anlaşma başvurularını geri çevirir.Hatta politikanın anlaşmaya zorladığı durumlarda bile sert kinciliği ve katı gururu engel olur. İhtilalin bu en güçlüsü kendi gibi Jakobenler tarafından ağzı burnu kan içinde dağıtılmış olarak bir el arabası üzerinde giyotin alanına götürülüyor.Onun ölümüyle terör dönemi sona erer. Herkesi ihtilalin düşmanı görerek estirilen büyük terör kendi evlatlarını tarih boyunca yemiştir. Jakoben aydın demekle neyi anlatmak istediğim sanırım şimdi daha açık görülüyor. Fransız İhtilalinin ateşli ruhunun ardına saklanmış buzdan bir giyotin, asla kendinden başkasına hayat hakkı tanımayan. Toplumun tüm kutsal değerlerini, ortak çıkarlarını kendi bildiğiyle çizilen bir harita sanan insanlar. Hepsi birbirinin katili oldular. Jakoben aydınlar eski yüzyıllara ait .Yeni üçüncü bin yılın aydınları onlar olamaz. Çünkü yeni yüzyılın aydınları demokrasiye ve çok kültürlü bir dünyaya inananlar. Yükselen değerleri sevgi ve bilgi. Yeni aydınlar isteseniz de istemeseniz de geliyor. NEVVAL SEVİNDİ *Kaynak:Bir politikacının portresi Stefan Zweig

Sayfa 1 / 212»