Mayıs, 2008

Türkiye’de vatandaşlık kültürü (1)

Mayıs 12 2008Yorum Yok Kategori: Okuduklarım

“Bu sütunda vatandaşlık kültürümüzün ve hukukunun gelişimi üzerinde bir tartışma açmak niyetindeyim. Zira bu konu Türk milletinin tarihi serencamını ele almadan anlaşılacak gibi değildir. ”  

Ahmet Bektaş

Mayıs 4 2008Yorum Yok Kategori: Güncel

Mesleki örgütlenmenin yaygınlaştığı 1975-1980’li yıllara hayalen gidiyorum. Şöyle bir durumla karşılaşmanız mümkündür.

Mesleki dayanışma İnsan toplumsal bir varlık. Kendini toplumdan uzaklaştırıp dağ başında yaşaması mümkün değil. Mutlaka hemcinslerine ihtiyaç duyar. Toplu halde yaşamak zorunda olan insanlar da kendi aralarında etnik gruplar oluştururlar. Bu gruplaşmalar büyük ölçekte Ulus, Devlet şeklinde; daha alt başlıkta din ve mezhep gruplaşmaları şeklinde görülür. Devletlerin dini örgütlenmeye destek verdiğine sıkça rastlanır. (Haçlı seferlerine Avrupa Devletlerinin desteği, Osmanlı İmparatorluğunun İslam dini örgütlerine desteği…) Birlikten maksat elbet güç oluşturmaktır. Burada değinmek istediğim toplumsal örgütlenmenin ne kadar başarılı olduğu konusudur. Esnaf örgütlerinden tutun sendikalar, partiler, cemiyetler, cemaatler, kadın dayanışma örgütleri, meslek grup örgütleri, v.b. Çok geniş yelpazeye yayılmış olan bu örgütlerin kuruluş amaçlarına ne kadar hizmet ettikleri veya ne kadar amaçlarından saptıkları yeterince sorgulanıyor mu? Mesleki örgütlenmenin yaygınlaştığı 1975-1980’li yıllara hayalen gidiyorum. Şöyle bir durumla karşılaşmanız mümkündür. Bir iş için dilekçeyle başvuru yapacaksınız, ilgili kuruma hitap dilekçenizin ekine o kurumun etnik çalışanlarının oluşturduğu mesleki örgüt, derneğe; miktarını onların tayin ettiği (gönüllü!)bağışı yaptığınızı gösterir makbuzu eklemek zorundasınız. Tabiî ki “bu gün git, bir daha gelme” sözünü işitmek istemiyorsanız. Hemen hemen her kurumun etnik çalışanlarının mesleki örgütü bulunuyordu… Geçen yıllarda (vatandaşlık numarası yeni uygulamaya konulmuştu) hüviyetimizde vatandaşlık numarası olmadığından nüfus idaresine gidip yenisini(vatandaşlık numaralı olanı) almıştım. Bankaya bir işlem için başvurduğum sırada görevli vatandaşlık numaramı istedi. Yeni hüviyetimde var olduğundan çıkarıp verdim. Görevli bana aynan şunu söyledi. —Karşıda internet kafe var, oradan vatandaşlık numaranın çıktısını al getir. Ben dedim —Bu elimdeki soğuk damgalı tasdikli kimliğimde yazıyor. —Bu geçerli değil, bilgisayar çıktısı olacak. —İnternetten çıkarılacak belge mühürsüz, tasdiksiz, üzerinde rahatça oynama yapılabilir; kimliğimi yeni çıkarttım soğuk damgalı ve de mühürlü daha güvenli değil mi? —Uzatma kardeşim ne isteniyorsa yap. —Müdürle görüşebilir miyim? —Tabii içerde. Müdür bey ne dese beğenirsiniz? —İşinin görülmesini istiyorsan istenileni yap! İşimin görülmesini istediğim için dediklerini yaptım Mesleki dayanışma İnsan toplumsal bir varlık. Kendini toplumdan uzaklaştırıp dağ başında yaşaması mümkün değil. Mutlaka hemcinslerine ihtiyaç duyar. Toplu halde yaşamak zorunda olan insanlar da kendi aralarında etnik gruplar oluştururlar. Bu gruplaşmalar büyük ölçekte Ulus, Devlet şeklinde; daha alt başlıkta din ve mezhep gruplaşmaları şeklinde görülür. Devletlerin dini örgütlenmeye destek verdiğine sıkça rastlanır. (Haçlı seferlerine Avrupa Devletlerinin desteği, Osmanlı İmparatorluğunun İslam dini örgütlerine desteği…) Birlikten maksat elbet güç oluşturmaktır. Burada değinmek istediğim toplumsal örgütlenmenin ne kadar başarılı olduğu konusudur. Esnaf örgütlerinden tutun sendikalar, partiler, cemiyetler, cemaatler, kadın dayanışma örgütleri, meslek grup örgütleri, v.b. Çok geniş yelpazeye yayılmış olan bu örgütlerin kuruluş amaçlarına ne kadar hizmet ettikleri veya ne kadar amaçlarından saptıkları yeterince sorgulanıyor mu? Bir iş için dilekçeyle başvuru yapacaksınız, ilgili kuruma hitap dilekçenizin ekine o kurumun etnik çalışanlarının oluşturduğu mesleki örgüt, derneğe; miktarını onların tayin ettiği (gönüllü!)bağışı yaptığınızı gösterir makbuzu eklemek zorundasınız. Tabiî ki “bu gün git, bir daha gelme” sözünü işitmek istemiyorsanız. Hemen hemen her kurumun etnik çalışanlarının mesleki örgütü bulunuyordu… Geçen yıllarda (vatandaşlık numarası yeni uygulamaya konulmuştu) hüviyetimizde vatandaşlık numarası olmadığından nüfus idaresine gidip yenisini(vatandaşlık numaralı olanı) almıştım. Bankaya bir işlem için başvurduğum sırada görevli vatandaşlık numaramı istedi. Yeni hüviyetimde var olduğundan çıkarıp verdim. Görevli bana aynan şunu söyledi. —Karşıda internet kafe var, oradan vatandaşlık numaranın çıktısını al getir. Ben dedim —Bu elimdeki soğuk damgalı tasdikli kimliğimde yazıyor. —Bu geçerli değil, bilgisayar çıktısı olacak. —İnternetten çıkarılacak belge mühürsüz, tasdiksiz, üzerinde rahatça oynama yapılabilir; kimliğimi yeni çıkarttım soğuk damgalı ve de mühürlü daha güvenli değil mi? —Uzatma kardeşim ne isteniyorsa yap. —Müdürle görüşebilir miyim? —Tabii içerde. Müdür bey ne dese beğenirsiniz? —İşinin görülmesini istiyorsan istenileni yap! İşimin görülmesini istediğim için dediklerini yaptım. Başka bir kurumsal işimde, yanlış bir tahsilât yapılmıştı. Hatırı sayılır bir miktar fazladan alınmıştı. Yanlışı tespit ettiler ve istersem bu parayı geri alabileceğimi söylediler. Fakat noterden avukata vekâlet verip dava açarsam mutlaka geri ödeyeceklerini söylediler. Neden acep? Örnekleri çoğaltmak mümkün… Partili dayanışması, cemaat üyelerinin dayanışması, hemşeri derneklerinin dayanışması, mühendis dayanışması, doktor-eczacı dayanışması olabilir. Milletvekili (muhalefet-iktidar milletvekilleri; özlük hakları görüşülürken) dayanışması olabilir… Temel bir gün yolda giderken Saat kulesinde mahsur kalan birisini kurtarma çalışmalarına rastlar. —Ben biliyorum nasıl kurtaracağınızı. Söylediklerimi aynen yapın! Der. Çaresiz Temelin dediklerini yapmaya karar vermişler. —Bir ip getirin, bu ipi adamın beline sıkıca bağlayın ve çekin!? Öyle yapmışlar!? Adam yere çakılmış tabiî ki. Temel hiç bozuntuya vermeden ; —Sanırım yanlış hatırladım, bu metot kuyudan adam çıkarmak içindi. Acaba, dayanışma yanlış mı algılanıyor? Saygılar Ahmet Bektaş

1Mayıs’ta takkesi düşen AKP

Mayıs 2 2008Yorum Yok Kategori: Güncel

Kendilerinin bir zamanlar “ayak” olduğunu unutanların inatlaşmayı “yönetme” sanatı sanmalarının fotoğrafı 1Mayıs’ta herkesin önüne düştü.

Tabuları yıkacak AKP,demokrasi tellalı AKP diye onun kuyruğuna takılan 25watlık ampullerle AKP’nin cahilliği,faşizmi saklanabilecek gibi değil. Sıcak para sıcak bir yorgan gibi örtse de bu yüzünü yorgan gidince 1 Mayıs’ta apaçık kaldı ortada! Daha önce de “ananı al da git” dahil bir çok hakareti millete rahatlıkla eden iktidar ve ona yaltaklanan 25Watlıklar ülkeyi harabeye çevirdiler. 1Mayıs her şeyin ayan beyan ortaya döküldüğünün beyanı oldu. AB yöneticileri de ne kadar demokrat ve ılımlı bir iktidar olduğunu AKP’nin 1 Mayıs operasyonunda açıkça gördüler. Kontrolsüz bir yöneticinin yönetimi ve emirleri nasıl kontrolsüz olur anlaşıldı. İnatlaşmayı bir yönetim biçimi sanan, sokak ağzıyla konuşmayı bilgi diye düşünen zavallı yöneticilerle, siyasi partiyle Türkiye sadece prestij kaybetmekle kalmadı insanı kaybetti. Tarımı,gelişmeyi, GAP’ı,gençliği,çocukları ve kadın haklarını,geleceğimizi hep onunla kaybettik. AKP sokaktaki vatandaşını zerre kadar düşünmediğini ,herkesi ayaklı “oy” olarak gördüğünü kanıtladı. 1Mayıs görüntülerinde küçücük ilkokul çocukları gazdan etkileniyor, kahve içen insanlara boyalı su sıkılıyor, turistler coplanıyor,yerde yatanlar tekmeleniyor,hastaneye saldırarak hastalara gaz sıkılıyor. Filistin için,Irak için çok üzüldüğünü söyleyen iktidar ,söz konusu kendi halkı olunca İsrail polisi gibi davrananlar için ne düşünüyor acaba?Emri veren kim? Polis müdürü medeni ve demokrat bir ülkede hemen istifa eder. Vali görevden alınır. Bakan istifa edecek ahlakta olur. Bu utanmazlık ve sıkılmazlıktır.Yaparım ederim çakarım diyerek politika yaptığını sanan aymazları daha ne kadar iktidarda tutacaksınız. Bu memlekette aklı başında kimse yok mu? 2010 İstanbul Kültür Başkenti turist coplayan, vahşice savaşan emniyet görevlileriyle mi gerçekleşecek, ayaktakımı tutum ve davranışları gösteren iktidarla mı? 1Mayıs’ı pekala işçilerle , çiftçilerle “yeniden üretim” sloganıyla üretenler projesi yaparak kampanya haline çevirmek mümkündü. Ama nerde bu akıllar??? İktidar “ben patronum” oyunu biliyor sadece. Çoğu uzun yıllar onun bunun ayaklarını yıkayanların ayak takıntısı anlaşılabilir durum elbette. Sokakta gezen halkını korumayı zerre kadar düşünmeyen Emniyet’e ben emniyet demem. İyi ki yeğenlerim okula gitmemiş,kızım işine gitmemiş. Bu utanç değil mi size? Gündelik yaşamı sürdürmekten aciz Belediye başkanları,emniyet müdürleri,valiler, bakanlar nasıl çoluk çocuğun, insanın yüzüne bakacaksınız? 1Mayıs’ı “turist dövme “bayramı olarak kutlayalım. 2010 Kültür Başkentine yakışır! Dövme,inatlaşma kültüründen başka kültürü olmayan AKP şiddeti ne kadar sevdiğini kanıtladı.Hala onun teorisini yapmaya hevesli 25Watlıklar yola devam edecek mi acaba? Türkiye karanlık bir geleceğe doğru freni boşalmış bir halde gidiyor.Bunu algılayamayanlara sözüm:Türkiye önündeki 10 yılı kaybederse köle devlet ve halk olacak. Ben bu olmasın diye 1997’de yollara düştüm, adım adım Anadolu’yu dolaşarak bugüne geldim. Bugün Anadolu’nun kan ağladığını görüyorum. Bu asil milletin gözyaşları benim de gözyaşımdır.Mücadele için iyilerin ittifakına çağırıyorum görenleri,duyanları. Ülkemize verdiği zarar maddi olarak ne kadar bilinmiyor? İTO 1 milyar YTL diyor başkası farklı bir şey söylüyor. Vandal, marjinal gruplar ve PKKlılar sadece zarar verme amacıyla ortalıkta ve onlarla savaşması,tutuklaması gerekenler bunu başaramıyor. 1997 de laleyi döven elinde sopa bir kız fotografı YeniYüzyıl’da basılınca kıyamet kopmuştu. 1Mayıs fotografı olarak o vandalizm,o öfke,o şiddet bir genç kızın elinden nereye gittiğini gösteriyordu.40 yıldır 1Mayıs meselesini çözemeyen siyasilere,devlete, ideoloji tutsağı gruplara yazıklar olsun! İdeolojiler çöktü he ryerde bir tek Türklerin parsellenmiş beyinlerinde kaldı. 21.yüzyıla giremeyen Türkiye’ye yazıktır. Harcanmaktadır bu ülke. Gelin 20yüzyıldan ,soğuk savaştan kalma kafalarınızı verin yerine yenisini alın! 20 yıl öncenin grev gözcüsü Erdoğan İşçilerin 1 Mayıs’ı Taksim’de kutlamak istemesine tepkisini “Ayakların başı yönettiği yerde kıyamet kopar” sözleriyle açıklayan Başbakan Tayyip Erdoğan, 20 yıl önce grev yapan işçilere grev gözcüsü önlüğü giyerek destek vermiş. Başbakan Erdoğan (ayaktakiler arasında sağdan 5′inci) 1988 ‘de Darphane işçilerinin grevinde ‘grev gözcüsü’ önlüğüyle. ÖZGÜR YILMAZ NTV Güncelleme: 19:50 TSİ 29 Nisan 2008 Salı İSTANBUL – Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, 1988′de Refah Partisi İstanbul İl Başkanı iken Darphane işçilerinin grevine destek vermek için gitmiş ve “Zulme son verene kadar haklı ve kararlı mücadelelerin yanında olmayı inancımız gereği görev telakki ederiz” demişti. Haberin devamı 1988 yılında Basın-İş Sendikasına bağlı Darphane işçilerinin grevinin 27′nci gününde Refah Partisi İstanbul İl Başkanı olarak ziyaret eden Tayyip Erdoğan işçilere destek için “grev gözcüsü” önlüğünü üzerine giyerek fotoğraf çektirmişti. Erdoğan, işçileri ziyareti sırasında yaptığı açıklamada “Ülkemizde özellikle 1980 sonrası hükümetler işçi haklarına insan onuruna yakışmayacak şekilde ilgisiz kalmaktadır. Alın teri kutsallığını yitirmiştir. Ülkemizde işçilerimiz kira ücretlerini dahi ödeyemeyecek zorluklar içerisindedir. Bu zulme son verene kadar haklı ve kararlı mücadelelerin yanında olmayı inancımız gereği görev telakki ederiz” demişti. BAŞBAKANIN ‘AYAKLAR’ SÖZÜ BİZİ ÜZDÜ Fotoğraf karesinde yer alan isimlerden biri olan Gazeteci Hasan Tufan, Başbakan Erdoğan’ın bugün işçilere ve emeğe bakışının kendisini şaşırttığını söylüyor. Dönemin Basın İş Sendikası İstanbul Şube Başkanı olan Hasan Tufan ise, “Grev yerine gitmeden önce Erdoğan’la çalışma hayatı üzerine sendika merkezinde uzun uzun sohbet etmiştik. Kendisi grev yerine gelerek emekçiden yana tavır göstermişti. 20 yıl önce grev önlüğünü üstüne giyen bir siyasetçinin 20 yıl sonra böyle açıklamalar yapması bizleri üzdü. Keşke Başbakan 1 Mayıs’ta Taksim’de hak arayacak işçilere ‘ayak’ demeseydi. Türk siyasi tarihi bunu not düşecektir” diye konuştu. selam yazılarınız çok güzel ve içten,ve takip ettiğim bir siteniz….okurlarınızdan gelenler köşesi olsaydı bizlerde içimizdeki duygu yoğunluğunu dökebilseydik derim …..olur mu
Gönderim Zamanı: 03-05-2008 00:50:16

Sayfa 2 / 2«12