Nisan, 2008

Tire Mitingi

Nisan 28 2008Yorum Yok Kategori: Politika

Bugün İzmir Tire’de Çiftçi Mitingi vardı.Süt Birlikleri,Hayvan birlikleri ve tüm üreten Ege oradaydı.Dünyanın kendine yeten 7 ülkesinden biri olan Türkiye son 7 yılda nasıl açlığa mahkum edildi? DP Genel BAşkanı , DSP Genel BAşkanı ve milletvekilleri,il ve ilçe yönetimleri oradaydı.AKP yok mu diye seslendiler boşluğa?YOK. Yuh sesleri göğe yükseldi. Yuh olsun AKP ye bu asil millete açlık getirdiği için,YUH!

Bu vatanın sahibi im diye haykırdı Sütçü Birliği BAşkanı , İtfaiye meydnaını dolduran herkes bağırdı:BİZ: Evladını şehit vrmiş babalar, analar,mutfağında ateş yanmayan bacılar haykırdı:BİZ, aç çocuklar, ekmek götüremeyen babalar,işsiz evlatlar haykırdı:BİZ BİZ geliyoruz.

Vahit Erdem

Nisan 25 2008Yorum Yok Kategori: Politika

AKP Kırıkkale Milletvekili Vahit Erdem’in ’AKP merkez sağ parti olamadı’ dedi, partide soğuk duş etkisi yarattı. Benim tüm demeçlerimde ve son seçim kampanyamda devamlı tekrar ettiğim bu gerçeği eski bir siyasetçinin,içeriden bakışla söylemesi Türk siyaseti için önemlidir. Siyaseti daraltmaya çalışanlara cevaptır.

AKP Kırıkkale Milletvekili Vahit Erdem’in kentin yerel Bayrak Gazetesi’nde ’AKP merkez sağ parti olamadı’ başlığıyla yayımlanan demeci, partide soğuk duş etkisi yarattı. Erdem, “Yüzde 47 oy ülke için iyi olmadı. AKP’nin normal oy oranının o kadar olduğu kanaatinde değilim, yüzde 40’ın altında olurdu” dedi. Halkın yüzde 53’ünün oyunu alamadıklarını anımsatan Erdem, AKP’nin irtica getireceği yönünde endişe bulunduğunu söyledi. İşte Erdem’in sözleri: KEŞKE 285 OLSAYDIK Yüzde 47 ile AKP iktidara geldi. Aslında AKP’nin normal oy oranının ben o kadar olduğu kanaatinde değilim. Eğer normal süreç devam etseydi, Cumhurbaşkanlığı süreci olmasaydı sonuç farklı olurdu. Benim kanaatime göre 40’ın altında olurdu. Keşke daha dengeli bir Meclis yapısı olsaydı. AKP 280-285 olsaydı, diğer iki parti de onu dengeleyecek şekilde olsaydı. Belki Cumhurbaşkanı mutabakatla seçilmiş olurdu ve bugünkü yaşadığımız sıkıntılarda olmazdı. İRTİCA ENDİŞESİ VAR Yüzde 47 oy aldık ama yüzde 53 de alamadığımız oy var. Bu alamadığımız oylar içinde partimize yönelik çok büyük endişe var. Bu partinin bir dini parti olduğunu, bir irticai getireceği yönünde bir endişe var. Ekonomi politikasını beğenmezsin, dış politikasını beğenmezsin o ayrı konu. Ama bu partinin bir dini parti olduğunu, bir irticai getireceği yönünde bir endişe var. Endişe nereden kaynaklanıyor, bakmak gerekir. TÜRBAN PAKETİ YANLIŞ Başörtüsü ile ilişkisi olduğu söylenen Anayasa değişikliği Türkiye’nin maalesef iç gerilimleri son safhaya getirdi. Başbakanımızın İspanya’daki beyanı üzerine MHP fırsatı kaçırmadı. “İşte var mısın, varım” gibi bir şey oldu. MHP tuzak kurmak için yapmamıştır ama Türkiye açısından iyi olmadı. Türban konusunda yapılan Anayasa değişikliği yanlış olmuştur. Çünkü her karşılaştığınız sorunu Anayasa ile çözemezsiniz. BAŞÖRTÜ ÖNCELİĞİ Başörtüsü Türkiye için ne siyasi öncelik ne de dini bir öncelik. Dinin amacı şekil şemadan ziyade daha çok ahlak ve insani değerlerin yükseltilmesidir. Kılık kıyafetin dinin önceliği olduğu kanaatinde değilim. Buna rağmen hakikaten inancı gereği başını örtüyorsa, peruk gibi komedilerden kurtulmamız gerek. Sadece üniversiteler olmak kaydıyla bunu üniversitelerin kendi uygulamalarına bırakmak gerek. DEVLETİN ENŞİDESİ AKP kamuoyunda merkez sağ parti imajı yaratamadı. Alınacak tedbirleri almamız ve bu imajı değiştirmemiz lazım. Yani devletin Türkiye’ye irtica geleceği gibi birtakım endişeleri var. Bu iktidarın bazı çevrelere göre gizli gündemi var. Adım adım Türkiye’yi fırsat buldukça irticaya götürecek gibi bir düşünce var. Bunu idare etmemiz lazım. Açık söyleyeyim AKP’ye karşı bir korku var. Bu korkuyu idare etmemiz gerekir, ama edemedik. Bu korku Türkiye’yi biraz fazla ulusalcılığa itti. Eski komünistler, herşeye karşı olan sosyalistler şimdi ulusalcı oldular. Ben aynı zamanda milliyetçi bir kişiyim. Aşırı milliyetçilik ülkelerin hep başına bela olmuştur. DİNİ REFERANS OLMAZ Türkiye bir şeriat devleti olur mu? Hayır. Osmanlı dahi bir şeriat rejimi değildi. O zamanın tarihi şartlarına göre dini referansları da vardı, ama belirli sınıra kadar. Olmaz ama endişeler olur ve Türkiye’yi iç kavgaya götürür, sıkıntılara sürükler. MADALYONUN TERSİ Ben AKP’nin yanmaması ve dikkat etmesi gereken noktaları söylüyorum. Ama madalyanın diğer tarafını da söyleyeyim. Türkiye’de laiklik adına bu hassasiyeti taşıyanların da çok fazla katı bir tutum içerisinde olduğu kanaatindeyim. Ne dinden bu ülkeyi ayırabiliriz ne de Türkiye’yi dini referanslarla yönetebiliriz. YARA BEKLİYORDUM Kapatma davası hepimize sürpriz oldu. AKP’nin birtakım uygulamalarda hata yaptığını inkar etmiyorum. Birtakım endişeler taşıyordum, Anayasa değişikliği vesaire dolayısıyla bir taraftan yara alacağımızı düşünüyordum, ama kapatma davasının açılmasını biraz abartılı buldum. Ülkemin yararına söylüyorum VAHİT Erdem, dün röportajıyla ilgili şöyle dedi: “Benim söylediklerimde Başbakan’ı ve partiyi rahatsız edecek hiçbir şey yok. Kişisel beklentim olmadığını herkes bilir. Ülkemin yararına olacağını düşündüğüm için bu açıklamayı yapıyorum. Türkiye sıkıntılı bir dönemden geçiyor. Bazı yanlışlar yapılıyor. Tek parti dönemi gibi hep aynı kabine üyeleriyle gitmek doğru mudur? Sözlerimin disiplinlik bir durum oluşturduğunu düşünmüyorum.” Milliyetçi 10’lu gruptan NATO Parlamenterler Asamblesi Türk Grubu Başkanı da olan Vahit Erdem, 2004’te dönemin Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’ün cezaevinden çıkan eski DEP milletvekilleri Leyla Zana, Hatip Dicle, Selim Sadak ve Orhan Doğan ile görüşmesine karşı yayınlanan bildiriyi imzalayan AKP milletvekilleri arasında yer alıyordu. Bildiriye AKP’deki 10 milliyetçi milletvekili imza atmıştı. 22 Temmuz’un ardından bu gruptan Erdem’le birlikte 3 milletvekili Meclis’te kalabildi.

23 Nisan

Nisan 23 2008Yorum Yok Kategori: Politika

Milli Egemenlik ve Çocuk Bayramınız Kutlu Olsun. Hem egemenliğimize hem çocuklarımıza sahip çıkmak bugünü anlamaktan geçiyor. Dünü de iyi bilmekten….

2000 yıl önce Türk imparatoru Çiçi Yağbu kayalara yazdırdı ilk milli duyguları:” Atalarımdan miras olarak,sadece ülkeyi ve imparatorluğu değil;Hürriyet ve Bağımsızlık ülküsünü de aldım.” 23 Nisan 1976′da UNESCO 152 üyesine bir teklif götürdü:Bu gün üzerinde çalıştığımız bütün projelerin fikir babası Mustafa Kemal Atatürk’tür, öneri:”Atatürk’ün doğumunun 100.yılı ” 152 devlet tarafından birlikte kutlansın.152 devlet tarafından kabul edildi bir ülke hariç olmak üzere(Türkiye) bütün ülkeler kararı uyguladı. ALINTI:Küresel Almanak, Mustafa Nevruz Sınacı

Ahmet Bektaş

Nisan 22 2008Yorum Yok Kategori: Güncel

Din ve bireysellik

Profesör tahtaya mükemmel bir formül yazsa ve bir ara yaramaz bir çocuk gelip formülün içinden sadece bir rakamı değiştirse ve formülü binlerce öğrenci de not alıp öğrense ne olur? Dünya üzerinde dini kuralları kanunlarına tatbik ettiğini iddia eden toplumların şu anki hali bu… Din hep bireyseldi! Zaman içinde toplumsallaştı/ toplumsallaştırıldı… Evveli ve ahiri içine alan büyük bir sistemin varlığı ve bu sistemin aslında kusursuz çalıştığı apaçık görünüyor. Görünen kusurların bu sisteme uymamak / uyamamaktan kaynaklı olduğu göz ardı edilmemeli. Sistemin kendi işleyişi gereği uygun hareket edenlerle zararı olmadığı, sisteme aykırı hareketlerin ise sistemin çalışmasının bozulmasına müsaade edilmeyeceği için sistem tarafından dışlanacağı ve bunun sonucunun ağır olacağı bilinmeli. Farklı boyutlarda ebedi olarak devam edecek olan insanın varlığının terakki etmeye müsait olması ve sisteme uymamak yüzünden terakki edememe, alçalma gibi bir sonuç ile karşılaşılabileceği muhtemelken; aklı olan terakki etmek ister. Yani açılıp ağaç olmak varken çürüyüp zayi olmayı kimse istemez. Birey kendisini bencillik, başkalarına hükmetme, her şeyi bildiğini sanma ve sadece kendi düşüncesinin doğruluğu sanısından kurtarmadıkça topluma vereceği bir şey de yoktur. Yani bireysel başlar topluma yayılır iyilik ve terakki de kötülük ve sefalet de… Sıkıntıların kaynağının başkalarına müdahale etmek olduğunu söylüyorum. Bu hakkı kendinde görmek… İnsanlar hayallerindeki kabul ettikleri yaşam tarzını her ne şekilde olursa olsun sınırlandırıyor ise gerçek yaşamı ile hayali çelişiyor ise bu çelişki hastalık veya sapıklık olarak yansıyor. Adam beraber olduğu kadınları sıkı bir disiplin ve örtü ile sınırlıyor fakat kendisi de rahat ve dekolte hanımlara bayılıyor. İşte bu çelişki hastalık veya sapıklık olarak açığa çıkıyor. Mevlana ne de güzel söylemiş.“Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol.” Nasıl olmak istiyorsan öyle davran ki arzuladığın yaşam ile yaşadığın arasındaki fark hastalık yapmasın. İdrar sıkan altına eder. Cinsel açlık çok değişik boyutlarda açığa çıkar. Cinsel açlığı cinsel yasaklarla daha da vahim hale getiren bir toplumun kaçınılmaz sonudur yaşanan. Öyle bir garabet ki adamın hanımı paçoz giysiler içinde kendisi de tango kadınların peşinde. Yani gönlünde olanı kendi dünyasında yaşamıyor. Çözüm cinsellik üzerinde kurulu tabu ve geleneklerden kurtulmak… En büyük cihat insanın nefsiyle yaptığı cihattır. Yani Firavunlar da türedi, zalim hükümdarlar da… Kimi din kurallarını yanına aldı kimi karşısına. Kurtuluş bireysel olmalı, toplum da bireylerden müteşekkil olduğundan toplum da dolaylı yoldan kurtulur. Yani kendi dışımızda çözüm aramamızın bize faydası olmayabilir. Tarih boyunca yapıla gelen en büyük hatadır başkalarını yola sokma isteği. Bütün sıkıntıların kaynağıdır bu. Fakat her birey kendini kendi istediği yaşam tarzından ödün vermeden, başkalarının alanlarına girmeden terbiye etse toplumda çok az hasta ve hastalıklı olur. İnanç üzerine İnanç, iman: Bireyin kendi çabası ile yeteneklerini (akıl, zekâ, v.b.) kullanması sonucunda vardığı kişisel bir kanaattir. Mevcudatı sorgular, inceler; neden, niçin, nasıl? Sorularına cevap arar. Nakil yoluyla gelen (onu etkileyen tüm birikimler nakil dâhilindedir; ebeveyni, öğretmenleri, kutsal kitaplar, ozanlar, peygamberler, filozoflar, bilginler, v.b.) bilgileri akıl süzgecinden geçirdikten sonra vardığı kanaattir. Bu kanaat her bir insan için farklı olabilir. Çünkü her insan ayrı bir âlemdir. İmanın zıddı olarak bildiğimiz “inanmama” hali de bir kanaattir. Yani o da aslında bir nevi inançtır… İnanç olmadan aksiyon da olmaz, fiil inanca tabidir… İman ile oluşturulan bu kanaatin günlük yaşama geçirilmesini “din” olarak görebiliriz. Yani kişi kendi kanaatine uyan prensipler çerçevesinde yaşamayı arzu edebilir. Bütün dinler “İlahi nizam”ı açıklamak maksadına yöneliktir. Farklı olmaları nasıl açıklanır? Zaman içinde bazı dinlerin orijinalinden uzaklaştırıldığını söylemek pek de yanlış olmasa gerek. Hangi dinin ne kadar değişikliğe uğratıldığını belki bilemem ancak şu kadarını söyleyebilirim; Eski olan yerini yeni gelene tam manasıyla olmasa da bırakmış veya bırakacak gibi görünüyor… Birey hangi din veya beşeri esaslar çerçevesinde yaşamak istiyor ise bu konuda özgür iradesini kullanmalıdır. Yani harici müdahale olmamalıdır. Başta değindim inanç aksiyonu belirler. Kişi inancı (kanaati) sonucunda; dindar, dinsiz veya ateist olabilir. Bu seçim kişisel tercih olarak değerlendirilmelidir. Çerçeve olarak “Dindar”a herhangi bir dini esası kabul etmiş kişi olarak bakabiliriz. İmanı olan ancak herhangi bir din ile amel etmek istemeyeni de “dinsiz” olarak tarif edebiliriz. İnançsızı nasıl tarif edeceğiz? Yani insanları, kâinatı, mevcudatı yaratan ve itaat edenlere mükâfat vaat eden, isyan edenlere ceza vereceğini ihtar eden bir varlığın olmadığı konusunda kanaat oluşturan, buna inanan kişiye de “inançsız” diyoruz. İnanmayan için dini esas ve ritüellerin hiçbir bağlayıcılığı yoktur. İnanmayana herhangi bir dini kuralı kimsenin dayatmaya hakkı yoktur. Hatta inanana da din hususunda dayatma söz konusu olmamalıdır. İnançsızların semavi veya batıl bütün dinlere eşit mesafede olduğu düşünülür. Fakat bazı dinlere gayri ihtiyari sıcak baktıkları, bazı dinlere veya dine de şiddetli karşı çıktıklar görülür. Bir de bazen inanan bazen de inanmayanlar mevcut elbet. Bu konumda olanlar devamlı fikir değiştirdikleri için, herhangi bir kategoriye girmezler. Daimi kutuplar arasında gidip gelirler. Bu halin insanı yıprattığını söyleyebilirim. Sonuç olarak; birey, kendi özgürlük alanını başkalarını kısıtlamayacak şekilde kendi belirlemelidir. İnanç özgürlüğünden bunu anlıyorum. Saygılarımla.

Dr. Ahmet FİDAN

Nisan 17 2008Yorum Yok Kategori: Güncel

Çevre, insan zaman kavramlarında odaklaştırabileceğimiz “değişim” ve onun vazgeçilmez özelliği olan “değişme”yi kasdediyoruz kültür kavramıyla. Yani üç temel üzerine inşa olunan kültür, bir nev’i insanın bir heykeltraş gibi elindeki malzemelerle maddi ve manevi yönleriyle değiştirmesi, ilmik ilmik örmesidir çevresini.

Tamtamlardan Parmakucu Toplumuna Değişim ve Kültür Anaforu 03 Kasım 2007 Cumartesi Kültür – Sanat Dr. Ahmet FİDAN BALIKESİR ÜNİVERSİTESİ Çevre bağlamında; aslı bozulmamış dışardan en ufak bir etki ve değişim görmemiş, tabiata insanın maddi ve manevi bir müdahalesidir. Buna paralel olarak her heykeltraş elindeki malzemelerle çevresinde farklı motifler oluşturacak, farklı kültürler/medeniyetler kuracaktır. Zaman bağlamında; “ileri” veya “geri” toplumlar diye niteleyebileceğimiz, oysa bir kavram yanılmasından başka bir şey olmayan kültür ve/veya medeniyetler gerçekte bir farklılığın ürünüdür. “A” kültürü “B” kültüründen farklı zamanlarda görülmüş, farklı yaşam tarzları, farklı hukuksal düzenleri olabilir. İşte bize düşen bunları “ileri” veya “geri” diye nitelemekten çok “farklı kültürler” şeklinde mütaala etmemizdir. Buradan neyi çıkarabiliriz “Ben merkezli toplum”dan “ademimerkeziyetçi toplum modeline geçişin bir basamağıdır. Örneğin bunu dini bazda düşünürsek düşünce ve inanç hürriyeti anlamında laiklik kavramına ulaşırız. Zaman süreci içinde tekerleğin bulunduğu asırda o tekerlek ne kadar pratik ise, günümüze göre de o tekerleğin yerini tutan araçlar aynı pratik öneme sahiptir. Teknolojik değişme ve farklılaşma anlamında gelişme akılları durdururcasına hızla yayılırken akademik sahada ve pratik hayatta uzmanlaşmanın hızla arttığı bir dönemde ‘bilgi toplumu’nun gereği ister istemez bir değişim anaforunun içine çekiyor insanı. Tabi ki “derdetme dünyayı düşünme derin” sözünün muhatabı kabul etmiyorsanız kendinizi. Ve ilginç olanı da değişim arenasında değişim anaforuna girdiğiniz zaman sosyokültürel çevre, psikolojik yapınız ve/veya beklentileriniz sizi kendi kendinizi tamamlamaya mecbur hatta mahkum ediyor. Ki bu arenada kendinizi pasifize edilmiş görmek istemiyorsanız. Kültürel standartlara ulaşma mecburiyetiniz hatta mahkumiyetiniz sizi ‘zaman’la yarışmaya itiyor. Müteakiben ancak ve ancak okuyarak/öğrenerek her gün “daha fazla bir şey öğrenme” zorunluluğu kendini gösteriyor. Sizi kitaplara kitapların ötesinde yazarlarıyla derinlemesine söyleşi yapmaya zorluyor. Kültür akışkanlığının sağlıklı bir zemine oturtulabilmesi için ‘iletim’ araçlarının ‘iletişim’ araçları şekline dönüştürülmesi gereği ortaya çıkıyor. Bu gelişmeler paralelinde diğer iletim araçları gibi-en tipik bir iletim aracı olarak – kitaplara, yakın gelecekte yazarlar ve yayınevlerinin anket formu koyma zorunluluğunda kalacakları ihtimali kuvvetlidir. İşte asırlar önceki tamtam ve tamtamcıların yerini bu gün dijital düğmelere dokunan parmakucu toplumu alıyor. Bu toplumda yaşamanın zaruriyeti gereği, bilgi düzeyini muhafaza edebilmek ancak hızla bilgi düzeyini artırmakla mümkün hale geliyor. Buna da “bilgi toplumunun standardı muhafaza edebilmesi mitosu” diyebiliriz. Zaman içinde bulunduğumuz topluma ve onun ürünlerine yabancılaşmamamız için her gün sürekli yeni bir şeyler okumamız/öğrenmemiz gerekiyor. Yoksa bu seyir içinde okumayan araştırmayan, meraklı olmayan insan, dijital düğmelere basan parmakucu toplumunda tamtam çalmaktan öteye gidemeyecektir. Tamtam çalan toplumdan Parmakucu toplumuyla başlattığımız bu düşün sisteminden yola çıkarak Cybersapieence Toplumuna geçeceğiz. Gelecek yazımızda Cybersapience İnsan topluluğuna girişi ele alalım. Esenlik dileklerimle. Not1: Bu yazı ilk defa 1983 Yılında SBF Enderun Dergisi Akademos ilavesinde çıkmış ve 3 Kasım 2007 de güncellenmiştir. Not2: Bu sitede yayınlanmakta olan yazılar http://www.yazarport.com, http://www.gunesgazetesi.net http://www.bilgiagi.net http://www.bilgievreni.com, http://www.siyasalforum.net http://www.gercekgazete.web.tr ile, Gerçek Gazete, Halkın Sesi, Güney Marmara Yaşam ve Fatsa Güneş gazetelerinde yayınlanmaktadır. Yazarın izni olmaksızın başka hiçbir yayın organında kaynak veya dipnot göstermeksizin kısmen veya tamamen alınamaz, çoğaltılamaz.

Trakya’da tarım

Nisan 14 2008Yorum Yok Kategori: Politika

Edirne’de memurda olsanız, esnaf da olsanız sırtınızı tarıma dayarsınız.Edirne tarım ve hayvancılık demektir

.Edirne Ticaret Odası başkanı Ümit Mıhçılar,işsizler ordusunun süreklibüyüdüğünü anlatıyor. 10.000 işsiz varşu anda.3klasör iş başvurusunun yüzde 90′nı üniversitemezunu.Fabrikadan çıkıp işine ekmekgötüremeyen insanları tanıyorum diyor”Mıhçıoğlu.Ziraat Odası BAşkanı Cengiz Yorulmaz yüzde yüz zam gören gübreden,mazotunpahalanmasından şikayetçi.650.000 dönüm arazi ipotekli Edirne ve civarında.Hükümetin pilot uygulamakapsamında olan Edirnemısırda prim uygulamasını atlayıvermiş.Yani tam gaz politikasızlık tarımda.Köylüler Tarım bakanını Diyarbakır’da fuarda gezerken silahlara bakmasını yadırgamışlar.Silahadeğil çiftçiye baksen asıl diyorlar.Mazot desteği evden tarlaya gidecek kadar sadece.Sütalımı yapan tekeller ise fiyatları canı istediğizaman düşürüyor. Üretici hayvanları kesmeyebaşlamış.Raftaki ürününfiyatı düşmüyor,süt düşüyor.Süt desteğinin doğrudan üreticiye verilmesigerekirken hayvan başınavereceğim diye tutturmuş hükümet.Hiç bir kurum çalışmıyor.Köylere HizmetGötürme Birliği var ama vali atıyor buraya herkesi.Daha fazla üretmenin karşılığı yok. Herkese ayniişlem. İster az üret,ister çok!İhracat AB standartlarına takıldığından yapılamıyor.Bu düzende üreten de tüketen de kayıpta,kim kazanıyor?Yorulmaz:”liberal ekonomi kadar vicdan ekonomisi de gerekir “diyor.1kg.buğdaya 1kg.gübre alması gereken çiftçi gübreden kısınca verim düşüyor.Tarım Komisyonları ne yapıyorderseniz, onlar devlet memuruişe gidip geliyor!Çiftçinin elindeki liste şöyle:Tarım krediye borç,yağlıtohumlardan tohum,gübre ve ilaç borç,lastik borç,yem borç harman sonu ödeme borcukarşılamıyor.Eskiden harman umut demkti şimdi umutsuzluk diyor insanlar.Bankalar budurumdan yararlanıyorfaizsiz kredi diye para dağıtıyor,sonra her şeyini haczediyor.Modern hayvancılık yapan girişimci Murat Uzer; 11 milyon ton sütün sadece3-4 milyon tonunun kayıt altında olduğunu vurguluyor.Bu konuda etkili olan teşvikleri kesenhükümet bindiği dalı da kkesmekte …Henüz almadığımız ama AB üyeliği kapsamında almaya mecburolduğumuz 12-13 milyon ton et bizi bekliyor onu alınca hayvancılık tam dibe vuracak diyorlar.Şu anda yeni ahır yapmak bileyasak buralarda.Neden?Trak-Bir projesi.Proje nerede?İnek yedi….Yatırımcının önünde engelşu anda.Çeltik tarlaları arasından HÜrüklüTatar köyüne gidiyoruz.Türkiye’nin %30-35çeltiğini sağlayan Edirne bu sene şaşkın.Su kooperatifleri başkanı 250 üyesinin 180nininicralık olduğunu söylüyor354 milyar alacağı var.Meriç kıyısına izin alıp gidiyoruz.Bulgaristan canıisteyince kapaklarıaçıp sular altında bıraktığı tarlaları görüyorum.Kum altında kalmışdönümlerce arazi. Devlet hhiç bir zararı karşılamıyor.Durduk yerde tarlanı kaybediyorsun.Hem de hersene bu tekrarlanıyor.Bari DSİ gelsin kumu atsın dersen o da yok!Devlet nerede diye sınırdasormak insanın içiniacıtıyor.Karşı yakada Yunanistana gidenler de üzülüyor.Çiftçinin talebi:En verimli topraklar kayboluyor,DSİ kumu atsın destekolarak.İkinci talebi:Destek alım fiyatı ekimden önce belli olsun.Kahvede Ali Özkan :”ben 1943′de açlığı yaşadım bugünler deoraya gider”diyor acıyla. Lalapaşa’da askerden gelmiş işsiz genç çok diyor kadınlar.Psikolojisibozulmuş hep. Bir köylü kadın diyorki:Bunca yoksullukla bizi AB’ye almazlar.Çömlekakpınarköyünde sağlık ocağı yok.27 köyde ebe bulamazsın diyorlar. AKP istikrar biziz ,bizi seçin borçlarınız katlanmasın diye reklam yaptı.Seçilir seçilmez millet icrayı kapıda buldu. İnsanlar en bereketli topraklarda aç sususz. ne mutfakta,ne toprakta bereket yok. AKP ülkeyi tarım ve hayvancılıkta uçurumun kenarına getirmiş durumda. Kırklareli’nde uğradığım Ticaret Odası Başkanı,Kırkareli İl BAşkanı, Pehlivanköy DP İlçe başkanı ve konuştuğum köylüler istikrarsız taban fiyatlardan şikayetçi.Topraklar satılıyor ve ülkemiz elden gidiyor telaşı var insanlarda. Bir an önce yeniden yapılanmalı ve merkez değerleri iktidara taşımalıyız. SEVİNDİ’NİN TRAKYA GEZİSİ TEMASLARI AKP Hükümeti sadece açlık vaad ediyor, yoksulluk vaaz ediyor. Beyaz yürüyüş kapsamında, Trakya gezisinde bulunan Demokrat Parti Genel Başkan Yardımcısı Nevval Sevindi, “Bu hükümet sadece açlık vaad ediyor, yoksulluk vaaz ediyor.” dedi. Gezinin ilk durağı olan Edirne’de çiftçi ve köylülerin sorunlarını dinleyen Sevindi, “Edirne’de memur da olsanız, esnaf da olsanız sırtınızı tarıma dayarsınız. Edirne tarım ve hayvancılık demektir. Ne yazık ki çiftçi, köylü, memur, emekli, işçi perişan. Her yerde bunu görüyorum.” dedi. Genel Başkan Yardımcısı Nevval Sevindi, Edirne Ticaret ve Sanayi Odası ile Edirne Ziraat Odasını ziyaret ederek, esnaf ve üreticilerin sorunları hakkında bilgiler aldı. Lalapaşa ilçesine bağlı Çömlekakpınar, Höyüklütatar ve Tayakadın köyünü ve kooperatifini ziyaret ederek hem köylülerle hem de üreticilerle görüşen Sevindi, hayvancılık hakkında da bilgi almak için hayvan besi çiftçiliğini gezdi. Ülkede kriz çıkmayacak vaadiyle oy toplayan AKP, büyük bir krizin ana sebebidir bugün. Edirne’de 10.000 işsiz olduğunu, askerden gelmiş genç insanların kahvelerde boş oturduğunu ve işsizliğin çığ gibi büyüdüğünü söyleyen Sevindi, tarım sektöründe de ciddi sorunlar yaşandığını da belirterek, Türkiye’nin acil bir tarım politikasına ihtiyacı olduğunu ifade etti. Bulunduğu çeşitli temaslar neticesinde açıklamalarda bulunan Genel Başkan Yardımcısı, “Şu anda dünyada açların isyanı var. Tüm çiftçiler yüzde yüz zam gören girdilerden şikayetçiler. AKP hükümeti, enflasyon yok demesine rağmen, büyük bir enflasyon dalgası tüm alınan malları etkilemiş durumda.” dedi. Edirne Uzunköprü’deki Çeltikçiler Birliği’ni ziyaret ederek, çeltik üreticilerinin sorunları hakkında bilgi alan Sevindi, “Her yerde ve her mahsulde çiftçinin yoksullaştığını görüyoruz. Bu çok acı. Çeltikte oyunlar oynanıyor ve bu oynanan oyunlar yüzünden çiftçiler büyük zarar ediyor.” dedi. İpsala ve Keşan ilçeleri ile İpsalaya bağlı Uzunköprü ilçesi ile İbriktepe ve Sultanköy beldeleri gezerek, parti teşkilatlarıyla da görüşen Genel Başkan Yardımcısı Nevval Sevindi, “Edirne halkı, köylüsü, çiftçisi mutsuz. Köylerde sağlık ocağı yok, 27 köyde ebe bulunamıyor. Bu göz ardı edilecek bir durum değil.” dedi. Kaynak: DP DP Genel Başkan Yardımcısı Sevindi: ”Sponsorlarımız Olsa Belki Biz De 33 Çocuk Yaparız” Demokrat Parti (DP) Genel Başkan Yardımcısı Nevval Sevindi, ”Sponsorlarımız olsa belki 33 çocuk da yaparız” dedi. Sevindi, partisinin Edirne il başkanlığında yaptığı basın toplantısında, çocuk yapmanın emir komuta zinciriyle olmayacağını savundu. Türklerin çocuk seven bir millet olduğunu, ancak Başbakan Erdoğan’ın ”En az 3 çocuk yapın” önerisine katılmadığını kaydeden Sevindi, şöyle konuştU: ”Türkiye onca savaştan çıktığında bile Büyük Önder Atatürk o zaman (üç çocuk yapalım da çoğalalım) demedi. Bu işler emir komuta zinciriyle olmaz. İnsanlar çocuklarına bakabildikten sonra neden çocuk yapmasın. Türkler çocuk seven bir millettir. Onun bir çok sponsoru var. Sponsorlarımız olsa belki biz de 33 çocuk yaparız. Öyle bize akıl vereceğine, bizim hayatımızı belli bir refah seviyesinde devam ettirmemiz için akıl versin. Biz bugün açız. Tarlada ve mutfakta yangın var. Üniversiteleri bitiren gençler iş bulamıyor.” Sevindi, Türkiye’de tarım sektöründe ciddi sorunlar ve gerilemelerin yaşandığını savunarak, tarım politikalarının yenilenerek tekrar gözden geçirilmesi gerektiğini söyledi. Sevindi daha sonra, Edirne Ticaret ve Sanayi Odası ile Edirne Ziraat Odasını ziyaret ederek, esnaf ve üreticilerin sorunları hakkında bilgiler aldı. Kaynak: Anadolu Ajansı

Perihan Altındağ Sözeri

Nisan 10 2008Yorum Yok Kategori: Güncel

Bir toplum ortak değerlerini kaybederse militanlaşan sanat,siyaset ve benzeri alanlar kültürümüzün kalbini kırar döker.Bu yabancılaşma nereye kadar?Çevrenize bir bakın,siizn eve kadar….çocuğunuza kadar….. ilgisiz ve sevgisiz insana kadar…..

Teşvikiye Camii’nden yarın öğle namazından sonra bir cenaze kalkacak ve Türk Müziği’nin çok önemli bir sesi, bu müziğin 40 küsur sene boyunca en önde gelen icracılarından kabul edilen Perihan Altındağ Sözeri, sonsuza uğurlanacak. Perihan hanım Münirler’in, Safiyeler’in, Hamiyetler’in, yani müziğin hakikisinin ve ciddisinin yapıldığı senelerin sanatçısıydı. “Hanım sesi” demek benim için gerçi öncelikle Safiye Ayla demekti ama Perihan Altındağ, hemen ardından gelenlerin en başındaydı. Türk Müziği’nin bu çok önemli sesi hayata dün sabah veda etti ve büyük gazetelerimiz vefat haberini iç sayfalarında birkaç satırla ve küçük bir fotoğrafla vermeyi kâfi buldular. Muhafazakâr ve mukaddesatçı basınımızda ise, tek satır olsun hak getire! Perihan Altındağ Sözeri’nin vefatı ko nusunda çıkan haberlerin boyutu ve lâyık görüldüğü sayfalar, bana önce Fransa’nın Le Monde’unun, Tino Rossi’nin ölümünü manşetten duyurmasını hatırlattı; derken, Mısır’da yaşadığım senelerde katıldığım bir cenaze, Arap Müziği’nin “babası” kabul edilen Muhammed Abdülvahab’ın tabutunu başta başbakan olmak üzere hükümet üyelerinin taşıması gözümün önüne geldi. Sonra da Münir Nureddin’e vefatından bir müddet önce bağlanan emekli aylığını düşündüm. İnanmayabilirsiniz ama hakikattir: 1970’lerin İstanbul Belediyesi, koskoca Münir Nureddin Selçuk’a “çöpçü” kadrosundan aylık ödemenin utancını hiç sıkılmadan üstlenivermişti. Medenî ve kadirbilir bir memlekette Perihan Altındağ Sözeri ayarındaki bir sanatçının vefatının nasıl bir sosyal matem halini alacağını söylemeye gerek bile duymuyorum. Bilenler bilir, sanata biraz meyli olanlar da tahminde bulunabilirler. Hele, zamâne meşhurlarından birine Allah geçinden versin, emr-i Hakk vâsıl olması halinde çıkacak yaygarayı bir hayâl etseniz… Sanatı kendi dost ve ahbap çevresiyle sınırlı tutan ama sanat alanında kalem oynattığına inanan büyük, saygın ve de entellektüel yazarlarımız: Artık nasıl acınacak bir hâle geldiğimizin acaba farkında mısınız? muratbardakci@haberturk.com

tarım ve sütte oyunlar

Nisan 9 2008Yorum Yok Kategori: Güncel

Birkaç gün önce sevgili dostum Tire Süt Kooperatifi Pastörize Süt Fabrikası Müdürü Onur Terzi’den aldığım bir e-posta daveti ile Türkiye’de küçük Hollanda olarak adlandırılan Tire’de ve Küçük Menderes bölgesindeki süt üreticilerinin miting kararı almış olduklarını öğrendim. Geçen hafta Tire’de hayvan yetiştirici birliklerinin başkanları ve ziraat odası başkanlarının düzenlediği basın toplantısında eylem kararı kamuoyuna açıklanmıştı. Üreticinin temsilcisi konumundaki birlik ve oda başkanları, hükümeti destekleri azalttığı, sanayicileri ise süt fiyatları üzerinde baskı uyguladığı için böyle bir eylem kararı aldıklarını belirtiyorlar. Miting kararına öncülük eden Tire Süt Kooperatifi Yönetim Kurulu Başkanı Mahmut Eskiyörük, Türkiye’de tarımdan sonra hayvancılığın da çökertilmek istendiğini belirterek, “Süt fiyatları baskı altına alınarak gelişen hayvancılığımız çökertilmek isteniyor. Üreticinin yem maliyetleri artarken, süt fiyatları geriliyor. Bir çok üretici hayvanın yemini kesti. 5 ay sonra hayvanlar sütten kesilecek. Asıl felaket o zaman olacak. Hükümetin süt fiyatına müdahale etmesini istiyoruz” diyerek olayın son derece endişe verici olduğunu dile getiriyor. Bir tüketici olarak da düşen süt fiyatlarının raflara yansımadığını görüyorum. Ne kadar çelişik bir durum. Süt üreticilerine baskı yapılarak maliyet düşürülüyor, stok var deniyor ama satış fiyatı değişmiyor. Bu bölgenin başta Ege olmak üzere Türkiye ekonomisi için çok büyük bir potansiyel taşıdığını hepimiz biliyoruz. Üretmek için daha iyi üretim koşulları isteyen çiftçilerin bu mitingi hepimiz tarafından desteklenmelidir diye düşünüyorum. En azından şehirlerde yaşayan bizlerin, her gün yiyip içtiğimiz gıdaların hammaddesini oluşturan tarım ürünlerinin ne zorluklar altında üretildiğini anlamamız gerekiyor. Tire Süt Koop. Yön. Kur. Bşk. Sayın Mahmut ESKİYÖRÜK bilgisi ve tecrübesiyle herkesin haklı takdirini kazanmış bir kişi. Basın bildirisinin içinde yer alan “Tarım sektöründe yaşanan olumsuzlukların diğer tüm sektörlere de yansıdığı bilinmektedir. Artık bıçak kemiğe dayanmıştır. Bu itibarla, köylümüzün, çiftçimizin bu hak arayışına esnaf, sanayici ve diğer tüm meslek gruplarından destek verilmesini bekliyorum” diyerek sadece sütçülerin değil tüm köylü ve çiftçinin de aynı durumda olduğunun altını çizmektedir. Mahmut beyin önderliğinde gelişen bu sivil insiyatif 28.04.2008 Pazartesi günü saat 12.00’de Tire İlçesi İtfaiye Meydanı’nda buluşup sesini duyurmaya çalışacak.

Aynı e-postada bir de güzel haber var. Yakında Tire Süt Kooperatifi günlük pastörize süt üretimine başlayacakmış. Bulundukları bölgeye günlük süt vererek sosyal sorumluluklarını da yerine getirecek olmanın, haklı mutluluğunu yaşıyorlar. Hulusi Berik /Akşam Karacabey Ziraat Odası Başkanı Nuri Karaca haykıryor:”Mısırda yaşananları durdurun.” 2 YKr olarak açıklanan 2007 mısır destekleme primi, mısır üreticilerinde şok yarattı. 2006 yılında 7 YKr olan destekleme priminin bu kadar düşürülmesine çiftçiler bir anlam veremedi. Destekleme kapsamında olan bütün ürünlerde prim miktarı muhafaza edilmiş olup, bazı ürünlerde (buğday) yükseltilmiştir. Kuraklık ve düşük fiyat nedeniyle ekim alanları ve rekoltesi düşen mısırda prim düşürülmesi çok manidar karşılanmıştır. Türkiye’nin yıllık mısır ihtiyacı 4 milyon tondur. 2005 yılında uygulanan düşük taban fiyatı, 2005 yılında 4 milyon ton olan mısır üretimini, 2006 yılında 3.8 milyon tona, 2007 yılında da 3.6 milyon tona düşürülmüştür. Bu yıl Türkiye, 1 milyon ton mısır ithalatı yapacaktır. Son yıllarda mısır, biyogaz üretiminde de kullanıldığından çok talep edilmektedir. Destekleme priminin düşürülmesi, mısır ekim alanlarının daha da daralmasına yol açarak, ülkemize GDO’lu mısır ithalatını artıracak olup bu da insan ve hayvan sağlığına ve çevreye büyük bir darbe vuracaktır. Destekleme uygulaması nedeniyle mısır kayıt altına alınmış, devletin büyük miktarlarda vergi artışına sebep olmuştur. Önümüzdeki yıl belge alma düzeni bozulacağından devlet büyük bir vergi kaybına uğrayacaktır. Çiftçi stopaj ve KDV olarak kilogramda 1 YKr vergi ödemiştir. Yani çiftçinin desteklemeden eline geçecek para 1 YKr’den azdır. Komisyon müracaat parası da düşürülecektir. Çiftçimiz mısır prim fiyatında bir artış olmazsa bu parayı almak istememektedir. Ziraat odalarımıza yapılan başvurularda bu paranın Mehmetçik Vakfı’na bağışlanması önerilmektedir. Başta Sayın Başbakanımız olmak üzere bütün yetkililere sesleniyoruz; mısırda son yıllarda oynanan bu oyunları durdurunuz. Mısır destekleme primlerini en az 7 YKr olmak üzere yükseltiniz. Bu düzeltme yapılmazsa ülke ekonomisi çok büyük bir darbe alacaktır.Nuri KARACA Karacabey Ziraat Odası Başkanı Yalçın Bayer Hürriyet 8Nisan

İzmir

Nisan 3 2008Yorum Yok Kategori: Kültür-Antropoloji

İzmir Expo2015 için yapılan sunumlarda neden ihalesiz olarak seçilen bir kuruma verildi. Gila Benmayor’un yazdığı gibi (izmir=0 Milano=5) bu kötü sunuma neden kayırmacılık uygulandı?
Türkiye “iyi olan kazansın” anlayışına geçmeden bir adım ileri gidemeyecek. Türkiye hep “ışığı olanı boğ” diyerek kendini boğuyor.  

Mesnevi’den

Nisan 1 2008Yorum Yok Kategori: Okuduklarım

“En kötü hastalık, aklı iyi kullanamamak;sağduyu noksanlığıdır. Laneti gerektiren ve sahibini Allah’tan uzaklaştıran asıl hastalık da odur.”
Ey Kamil İnsan!Gökler seninle safa bulur.Senin cefan başkalarının vefasından üstündür. Çünkü akıllı birinden gelen cefa, bilgisizlerin vefasından iyidir. Hz. Peygamber efendimiz buyurmuştur ki:” Akıllı’nın düşmanlığı,bilgisizin sevgisinden daha iyidir.”
 

Sayfa 1 / 11