Mart 16, 2008

Millet aç!

Mart 16 2008Yorum Yok Kategori: Güncel

Çalışanlar sel oldu sokaklara aktı.Muhalefet sokakta dillendi.”Hiç sendikaya üye olmak aklıma gelmezdi.Bugün benimle 130 kişi sendikaya üye oldu” diyen memur hafta sonu taksicilik yaparak geçiniyor.Emekliler, işçiler,öğrenciler ve emekliler resmen açlık çekiyor.

Sosyal,kültürel alandan çekildiler. Son beş yılda dünyaya 13 dolar milyarderi hediye eden hükümet devlet kasasını sadece yandaşlarına kullanıyor. Başbakan dahil bütün Bakanların, Cumhurbaşkanı’nın 15 yaşındaki oğlu dahil oğullar-kızlar zenginlik dehası genine kavuştu aniden!!! Hakarete uğradım diye karikatürden yazıya mahkemeye koşturan Başbakan ve Bakanlar nedense yargıdan hiç hoşlanmıyor.Parti içinde otoriter dünyanın temsilcisi yöneticiler nasıl bir toplumsal hedefleri var acaba Türkiye için derseniz; kavgaya bakılırsa sadece türbanla üniversiteye girmek tek toplumsal projemiz. İntihalden suçlu bulunan (yani hırsızlıkla akademik unvan alan) AKP’li üst düzey yetkililerin olduğu parti politikası hızlı tren politikası gibi; yaptığın ve söylediğin her şeyin üstüne bir levha as:” ben ne dersem odur”. Hızlı tren kazasında ölenleri unuttular gittiler acılar ve yokluklar insanların yanına kar kaldı.Onlar bu milletten değil miydi? İnat ettiler mi tam ederler AKP’liler.Slogan “inadına sahip çık!” Hızlı tren konusunda yazdığım zaman “zihni sinir projelerinden geçilmeyen partililer” demiştim.Şimdi İstanbul Eğitim Müdürü dahil bu projelerin sürüsüyle olduğuna şahidiz. “Zihni Sinir projeleri” dünya örnekleri hep faşist liderlerden, totaliter liderlerden ne tesadüf! Tarih yalan söylemez. İstanbul’da Eminönü-Sultanahmet tramvayına binin nasıl tek tipleştirildiğimizi görün.Türbanı tek bir şekilde bağlayan kızlar,kadınlarla, jöleli saçları ve yampiri yürüyüşleri kabadayı özentisi varoş delikanlıları. Kızların yüzde 80’i evde oturuyor çıkmış araştırmalarda ne gam!Kızlar ve kadınlar ev kadınıymış dersek, oh!ne ala diyorlar 3 çocuk doğur vede canın sıkılmasın.Karnın açsa mahalle sorumlumuza adını yazdır,kömürünü,fileni gönderelim. İlk hükümet döneminde GAP adını ağzına almayan hükümet ,acil eylem planında da hiç GAP demedi.Yerel seçimler yaklaşırken birden GAP aşkı başladı.Paket dediği ise; GAP idaresinin 15 yıllık birikiminde sayfalar dolusu raporlarda var zaten. Yani hiçbir konuda doğruyu söylemiyor Başbakan. Bakanlar da. Yetkililer de.” GAP’a tek çivi çakılmamıştır “Hükümetin acil eylem planında “acil” bir GAP vizyonu görülmüyor” diye başlayan yazımı hükümet kurulduktan kısa bir süre sonra yayınlamıştım. “Bölge kalkınma ve kalkınma işi DPT tekelinde ya! Şimdi yeni düzenlemelerle bölge kalkınma işi yerel uç beylikleri kurularak çözülmeye çalışılıyor.”(16.07.2007) Her gittiğim bölgede insanlar yolsuzluktan dert yanıyor.Yolsuzluk almış başını gidiyor.Bir tek ihale bile AKPli olmayanlara verilmiyor.Kadrolaşma için söylenenleri dinledikçe dudağınız uçukluyor. Van’da dinlediğim de İzmir’de dinlediğim de ayni. Başbakan’ın tüm konuşmalarındaki dili de çok ilginç:hep “biz” ve “bizden olmayanlar” siz bize bunu yapamazsınız diye seslenen Başbakan kendini ve kendi taraftarlarını ayırarak konuşmakta.Bu bölücü dil alışkanlık elbette. Mili Nizam’dan beri devam eden “ötekilere çemkirme” hali! Bir çok konuda inatlaşma politikası yürüten Başbakan pişmanlıklarını da ağzından kaçırıyor! Bunun bir örenği de tezkere konusunda yaşandı.6 Mart 2007’de yazdığım yazıda bunu eleştirmiştim: “Keşke 1 Mart tezkeresi geçseymiş ” Geçen çarşamba akşamı CNN Türk’te Taha Akyol’un programında Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın, 1 Mart tezkeresinin reddedilmesini hata olarak gördüğünü söylemesi, siyasetimizin pişmanlıklar risalesi olarak kayda geçmiştir. O sırada Başbakan olmadığı için mi acaba partisi onu dinlemedi? Erdoğan, “Denklemin dışında kaldık. Keşke 1 Mart tezkeresi geçseymiş. Tezkerenin bu şekilde neticelenmesini doğru bulmadım. Bunlardan ibret alıp gelecekte aynı hataya düşmemek gerekir.” dedi.(6Mart2007) Bu ülkede kapanan sivil örgütlere,gazetelere ya da özgürlük karşıtı haksızlılara karşı hükümeti eylemde gören oldu mu? “STK’lar kapatılır kimse ses etmez.Çiftçiye veya vatandaşa Başbakan hakaret eder kimse ses etmez, Milli Eğitim Bakanı itiraz eden bir kadın öğretmene ağzından tükürükler saçarak “alın götürün bunu hemen” diye bağırır sorun olmaz.Şimdi sizi kapatmak istiyorlar denince kıyamet kopuyor…. STK’ların garip öyküsü Sivil toplum da toplum’ deniyor ya durmadan. Bu konuda yapılan çalışma sonucunda Türkiye’de 150.000 STK adına ulaşılmış. Vay canına diyorsunuz, bu ne sivil iştah! Araştırınca bunların 75.000 tanesinin mahkeme kararıyla kapatıldığı gerçeğiyle karşılaşıyorsunuz. Kumar oynatmaktan tutun da sahte evrak düzenlemeye kadar çeşitli nedenlerle… Geriye kalan 75.000 STK’dan ancak 1.500 tanesine ulaşılabilmiş. Yani adres, telefon gibi iletişim bilgileri ve mekânı olmadığından bunlara yazı yazılmış ve de sadece 75 tanesinden cevap gelmiş! Şimdi toplam bu sayı Türkiye’yi temsil edecek STK birikimimiz kısaca. Mezra derneklerinden tutun da köy hemşehri örgütlenmelerini ne kadar sivilleşme içine koyacağız? Bu manzara İstanbul’u ve Türkiye’yi marka yapmaya yeter mi? İnsan kalitesini nasıl yakalayacağız? Türkiye’de gönüllü dernek faaliyeti yapanların oranı sadece yüzde 7. Bu oran ABD’de %75. Yurttaş olmazsanız katılım sadece oy vermekle sınırlanıyor anlaşılan. Türkiye’de 45 milyon seçmenin eğitim süresinin 5,5 yıl olduğunu da ekleyelim bilgilerimize.”(30.01.2007) KAPKAÇ YETİŞTİREN AKP POLİTİKASI Kapkaçla ilgili yazdığım yazıya yüzlerce mektup gelmişti kapkaça,evinde hırsızlığa uğramayan yoktu. Hükümet ses soluk vermiyordu! Kişiliksiz ve kimliksiz Beyoğlu’nu hayatımıza sokan İstanbul Belediyesi şimdi de kimliksiz beton dökme işini Boğaz’a taşıdı. İstanbul’a yapma çiçek ve taşlı yapma ağaç sakilliğini taşıyan zevk yoksunu Belediyeler siyasetimiz kadar ruhu süfli iktidarın ne İslam’ı,ne Türk kültürünü anlamadığını çok iyi kanıtlıyor. Van’ da enerji yokluğu ekonomiyi,sanayiciyi vururken enerji sorunumuz hiç gündeme gelmiyor. Başbakan sürekli ellerini ovuşturarak “çok para kazandık,dünya bize yatırıyor” diyor bize. Öyle mi? Ülkenin hangi sorunu çözüldü acaba? Yazdıklarıma bakıyorum . Bunlar hala sorunsa çözülen nedir? AKP kapatılmalı mı? Size hukuki özgürlüklerinizi vermeyen,özgür eleştiri ve yazınızı engelleyen ,faşist tavırlı iktidar devam etmeli mi diye soruyu sorabiliriz. Parti kapatmak demokrasi tarihimizde var diye komplekse gerek yok Avrupa’da da sürüsüyle var. Almanya’da,İspanya’da,Fransa’da veya İtalya’da…. Türk aydını ezber dışında konuşamaz durumda. ABD’de “zenci” demek yerine “afro” demek gibi bir şey bu galiba!Ama sistem devamlı zenci olduğunu hatırlatır. Zenci demişken, AKP’lilerin ve AKP militanlarının türbanlılara yapılanları zencilere yapılanla özdeş kılmaları Türk kültürüne hakaretin en büyüğüdür. Türkler hiçbir zaman ırkçı olmamışlardır kültür dünyalarında. 1000 yıl sonra militan AkP’liler kültürümüze,insanımıza ve kendilerinden olmayan “ırkçı” diyerek bölücülük yapmaktadırlar. Hatta biri dedi ki:”Türkiye’de bize yapılan zencilere yapılandan kötüdür.Zencilere araçlarda ayrı bir yer verilirdi,bize yer bile ayrılmıyor”. Buna ne diyeceğini insan şaşırıyor.Bu nefretle konuşanların sonra “Yunus Emre’lerin ülkesiyiz” demesi hiç inandırıcı değil. Mevlana’yı sevmediklerini ise kulaklarımla duymuş,yaşamış biriyim. Mesnevi’de eşek hikayesi var diye Mevlana’yı sevmeyen zihniyet sadece “zihni sinir projesi” üretir . Ondan başka bir şey beklemek abes. AKP’yi kapatarak kurtulmak yerine , acilen “siyasi partiler yasasını” ve “seçim yasasını” değiştirmelidir. Bu konuda ısrar etmeli,sokağa dökülmeli ve sivil baskı uygulamalı. Yargı bu konuda duyarlılık göstermeli. Siyasi partiler AKP’den rahatsız ise,samimi olsunlar ve elbirliğiyle bu iki yasanın hemen değişmesini sağlamya çalışsınlar. Hadi bakalım….. Bedavaya açılan boşluğa konmak değil, Türk siyasetini dönüştürmek olmalı hedef. Cesur olan talip olsun. Cesur siyasetçimiz var mı görelim. Nuray Mert (Vatan gazetesi) Evet. Ben 28 Şubat’a en çok karşı çıkanlardan biriydim. Ama tespitleri namusluca yapmak lazım. ’AKP’den korkacak ne var? Bu zaten sosyolojik bir süreç’ diyoruz ama şunu gözden kaçırıyoruz: AKP, bugün ılımlı, merkez sağda liberalleşmiş bir partiyse, bu 28 Şubat yüzünden oldu. Yani Refah Partisi, askeri darbe yüzünden daha liberal bir sağ partiye dönüştü. Bu kendiliğinden olmadı, o parti kendi içinde o yenilenmeyi yapamadı, asker yüzünden yaptı. Bunu da kafamızın bir yanında tutalım. AKP’ye dönüşme süreci ise çok kısa. Geçmişlerinde sistemle kavgalı siyasi gelenekten gelen bir siyasi kadronun bu şekilde, çok hızlı bir biçimde dönüşmesi ve ondan sonra da bütün iktidar mevkilerinde bulunmaları, seçimle gelerek de olsa, hangi toplum olursa olsun bir sorun, bir sarsıntı yaratır. Bunu da anlayışla karşılamak, dikkate almak lazım. ’Ne oluyor da, bu insanlar heyheyleniyor?’ filan demek olanı biteni fazla görmezden gelmek oluyor. Cumhurbaşkanlığı çok sembolik bir makam. Abdullah Gül de 11 yıl öncesinin sistemle kavgalı siyasi hareketinin önde gelen isimlerinden biri… Sayın Gül’ün AKP ilk kurulduğunda Milliyet’e verdiği röportajda şu var: “Geçmişte söylediklerimize bakıyorum da şaşırıyorum!” Şimdi bu laf söylendiğinde, geçmiş denilen zaman en fazla 6-7 sene. Yetişkin bir insanın 6-7 sene önce söylediklerine bu kadar şaşırıyor olması şaşırtıcı değil mi? Kendi bile şaşırıyor! Ben bu AKP liderlik kadrosunun katiyen gizli bir ajandası filan olduğuna inanan biri değilim ama bunları dikkate almak gerekirdi. Hükümetin tek eleştirilecek tarafı, bu kaygılara, sanki çok lüzumsuz kaygılar gibi kulağını kapatması oldu. Bu da kaygıları artırdı. Ama sonuç itibariyle kaygı duyan kesimin de şunu algılaması lazım” Can Dündar (Milliyet) Diyorlar ki; “Halkın yarısının oyunu almış bir parti kapatılır mı?” Hukuk, partileri aldığı oy oranına göre değil, yasalara sadakatine göre tasnif eder. Aksini savunmak, ülkeyi çoğunluk diktasına götürür. Çoğunluk partisi de, yüzde 1 oy alan partiyle aynı hak ve sorumluluklara sahiptir. Diyorlar ki; “Avrupa ne der?” Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Refah Partisi kapatıldığında “Evet, kapatılmalıydı” demişti. Diyorlar ki; “İstikrar bozulur, borsa altüst olur.” Bunlar hukukun ilgi alanında olmamalıdır. Diyorlar ki; “Halkın iradesine karşı açılmış bir dava bu…” Halk desteği, bir siyasi hareketi meşrulaştırmaya yetmez. Nazilerin de halk desteği vardı. Ve o destekle dünyayı yaktılar. Bir parti meşruluğunu, iktidarda olmasından, yüksek oy oranından, Avrupa’nın koltuk çıkmasından değil, eylemlerinin, söylemlerinin, liderlerinin hukuka uygunluğundan alır. Yargıtay Başsavcısı’nın AKP için açtığı kapatma davasıyla yargıyı siyasallaştırdığını öne sürenlerin gerekçeleri de yargıyı siyasallaştırıyor. Hukuk konuşacaksak bu ilkelerde anlaşmalıyız. * * * Şimdi madalyonun öbür yüzünü çevirelim ve siyaseti konuşalım: Orada da demokraside anlaşmamız gerekiyor. AKP’yi kapatma davası, yukarıdaki gerekçelerle değil, ama siyasetin sorunlarına, hukukla çözüm aradığı için sistemin iflası anlamı taşıyor. Yönetici elit, deliklerden çıkan plastik kafalara çekiçle vurmaya çalışan lunapark müptelasına benziyor; işine gelmeyen hareketleri yasaklayarak bastırmaya, okulsuz maarif gibi “partisiz demokrasi” yaratmaya çalışıyor. Bu işi de artık seçimle ya da darbeyle yapamadığından hâkimlere devretmişe benziyor.” Semih İdiz (Milliyet) Bu arada, AKP’den son dönemde kopmaya başlayan unsurların bu dava sayesinde, “demokrasiye sahip çıkma” adına tekrar bu partinin etrafında kenetleneceklerini düşünüyoruz. Bu yargılarımızın ne denli geçerli olduğunu 12 ay sonra yapılacak yerel seçimlerde göreceğiz. Ancak burada son söz olarak şu husun altını çizmek istiyoruz. AKP’nin gitmesini isteyenlerin bunun sadece demokratik muhalefet yoluyla sağlanabileceğini bilmeleri gerekiyor. Başka yollara başvurmanın nasıl ters teptiğini ise yakın tarihimizden hepimiz biliyoruz. Fırsat gelmişken herkese değerli yazarımız Osman Ulagay’ın “AKP Gerçeği ve Laik Darbe Fiyaskosu” başlıklı son kitabını öneririz. Bazı zihinlerin açılmasına yarayabilir.” Enis Berberoğlu (CNN) Savcı T:C:’nin baş savcısıdır.Onun görevi dava açmaktır, iddianame hazırlamaktır. Savcı bana dava açamaz demek demokrasinin yargı tarafını ,yani kuvvetler ayrılığını hiç dikkate almayan demokrasi bilmezliktir. Savcının yetkisi alınsın ne demek? DTP oyu az diye kapatılsın dendiğinde AK^P’lierin sesi mi çıktı? Az oy alan kapatılır diye yasa mı var?” Bilal Çetin(CNN) 321.madde nedeniyle şakır şakır davalar açıldı.AKP özgürlük diye sadece türbanı gösterdiğinden buna hiç aldırmadı. Zülfü Livaneli (Vatan) Geçen hafta yurt dışında, Türkiye’yi iyi izleyemediğim bir yerdeydim. Başsavcı’nın dava açtığını duydum elbette ama durumun vahametini THY uçağında gazeteleri elime alınca kavradım. Bir savaş halinin gazeteleriydi bunlar. Olmadık küfürler ediliyor, olmadık tehditler savruluyor, olmadık hakaretler sıralanıyordu. Kime mi? Cumhuriyet Başsavcısı’na. Hangi ülke bu kadar çılgınlaşmıştır, hangi ülkenin yazarları kendi yargısına bu kadar hakaret etmiştir bilmem. Böyle bir örneğe hiç rastlamadım. Bu yüzden gelin davanın özünden önce şu üslup meselesini konuşalım. *** Burnundan soluyan arkadaşlar yasama-yürütme-yargı kavramlarını, erkler ayrılığını, yargı kurumunun demokrasinin asli ve vazgeçilmez unsuru olduğunu bilmez mi? Bilir elbette. Yargı kurumu olmadan demokrasinin “check and balance” (denetim ve denge) görevini yerine getiremeyeceğinden habersiz midirler? Elbette hayır! O zaman nedir görevini yapan Başsavcı’ya düzenledikleri bu saldırı? Anlatayım: Demek istiyorlar ki: “Uzun ince bir yoldayız, çoğu gitti azı kaldı, Türkiye olgun bir meyve gibi avuçlarımızın içine düşmek üzere. Bütün kurumları ele geçirdik, tam bu noktada pişmiş aşa su katmaya çalışan senin gibi bir savcıyı yeriz biz.” *** New York Times bunu açık açık yazıyor zaten: Vatan Gazetesi’nin manşetten alıntıladığı yazıda “Laiklerin son kalesi olan yargı da düşmek üzere!” diyor. Daha açık bir dille nasıl söylenir bu? Laiklerin son kalesi düşüyor. Bir başka gazete de Schröder’in Türk yargısına “onursuz” diyen sözlerini, benimseyerek manşet yapmış. Bu hakaretleri savuran Olli Rehn, Schröder gibileri AİHM’nin Refah Partisi’nin kapatılmasını onayladığını unutmuş olabilirler mi acaba? Ya Almanya’nın kapattığı partileri? Ya Avusturya’da seçim kazanan Jörg Heider’e iktidarın teslim edilmeyişini? Bunları bilmemeleri mümkün mü? Hem ortada kapatma falan da yok. Siyasi partileri izlemekle görevli Cumhuriyet Başsavcısı’nın iddianamesi üzerine kopuyor bu fırtına. *** Kutuplaşmanın son aşamasına geldik. Öyle görünüyor ki Türkiye hızla bir bedel ödeme noktasına yaklaşıyor. Son perde açılıyor. Dokunulmazlık zırhının altındaki siyasiler, “demokrat” ağabeylerinin de yardımıyla Türkiye’yi korkunç bir karanlığa sürüklüyorlar. Öfke ve izansızlıklarıyla hepimizi, Yugoslavya felaketine doğru götürüyorlar. *** Bu ülkede laik ve gerçekten demokrat insanların sayısı az değil ama ne yazık ki güçlerini birleştirebilecekleri bir platform bulamıyorlar. Gönderen: Erdal
E-Posta: erdal
Konu: Beypazarından selamlar
Mesaj: Çalışmalarınızla aziz milletimize çok şey kattığınız kanaatindeyim. İlgiyle izlemekteyim. Saygılarımla sayın nevval hanım,ben ve eşim sizi cok seviyor ve tam destekliyoruz.ben yapmış oldugum küçük bir ankete size karşı bir tevehcüh var ben aslen usaklıyım,simdi konyada ikamet ediyorum,sunu söyleyeyim,halkın size bir sempati var,gazetecilik,program yapımcılık,sıcak kanlılıgınızdan dolayı,halkın gönlündesiniz,ben genelde halkla iç içeyim sizi anlatıyorum,kişilerin gözlerde bir mutluluk görüyorum,ben şunu söyleyeyim partiden ziyade biz sizin sahsınızı seviyorum,destekliyoruz,sizin yanınızdayız Konya

Metin Münir yazdı

Mart 16 2008Yorum Yok Kategori: Güncel

Siyasi parti kapatma demokrasiye aykırıdıııır. Yargıtay Başsavcısı’nın AKP’yi kapatıp liderlik kadrosunu beş yıl siyasetten sürgün etme başvurusunun ardından en çok duyulan laf bu oldu. Tanrı, Türkü sığ mantralardan korusun. Eğer siyasi partiler demokratik olsaydı ben de koroya katılırdım. Ama katılmıyorum. Ben, “Şaşılacak bir şey yok. Demokratik olmayan tavuk, demokratik olmayan yumurta doğurur” diyorum. Türkiye’de siyasi partiler demokratik değildir, derebeyliktir. Parti başkanlarını, diktatörlükleri bile kıskandıracak yetkilerle donatan bir siyasi partiler yasası var. Bir defa seçildi mi parti başkanını kimse yerinden edemez.

Lideri seçen kongrenin bütün üyelerini parti başkanı seçer. Kongre üyeleri, başkanın emrinden çıkamaz. Aynı şey il idareleri ve milletvekilleri için de geçerlidir. Başkana karşı çıkan partide tutunamaz, partili olmanın getirdiği mamadan yiyemez. Bu durumun demokratik olmadığını herkes bilir, ama hiç kimse bir şey yapmaz. Çünkü, bir şey yapabilecek olan siyasi liderleri, milletvekillerini, kasaba politikacılarını bu ortam doğurup büyütüyor. Türkiye’de siyasetin özü olan Hazine’den para hortumlama bu feodal siyasi yapıya dayanır. Demokrasi olarak remigeçit yapan bu maskaralığın hasadı zehirdir: Demokratik olmayan sığ ve donanımsız liderler, kişiliksiz ve kul politikacılar, ufuksuz ve çağdışı siyasi partilerin anası siyasi partiler yasası ve onun kadar ölümcül olan kulluk kültürüdür. Bu ortamda yeşeren siyasi liderleri kontrol edecek demokratik bir mekanizma yoktur. Darbelerin, parti kapatmaların ardı bunun için kesilmiyor. Beyefendi partisine yüzde yüz hâkim. Oyların da % 46’sını aldı. Bunlar istediğini yapması için yeterli değil mi? Neden Türkiye’yi, evi gibi döşeyip eşi ve çocukları gibi giydirmeye kalkışmaya hakkı olduğunu sanmasın? Neden dinciliğini kuralları bütün ülkeye geçerli kılmasının mübah olduğuna inanamasın? Neden devletin bütün organlarını kendi gibi düşünen kişilerle doldurup iktidarını ebedi yapmasın? Atatürk, Türkiye’yi olduğundan yüksek bir yere taşımaya çalıştı. Türkiye, o gün bu gündür, oradan aşağı, doğal düzeyine doğru düşüyor. Bu düzey, doğanın bir milyon yılda imal ettiği fosil yakıtı bir yılda tüketen, aşırı nüfus büyümesi dolayısıyla iflasın eşiğine gelen bir gezegende “Üç çocuk doğurun, her çocuk kendi rızkıyla gelir” düzeyidir. Yargıtay Başsavcısı’nın yapmaya çalıştığını anlıyorum. AKP’yi kapatarak bu düşüşü engellemeye çalışıyor, ama çabası boşunadır. Ne AKP ne de düşüş durdurulamaz. Çünkü, düşüşe neden olan yerçekimini meydana getiren donanımsızlık ve ahlaki zaaf Atatürk ilkelerinden güçlüdür. Kapatma girişimi, başarılı olsun veya olmasın, AKP’nin (veya onun yerini hangi dinci parti alacaksa onun) oylarını artıracak. Bu da Erdoğan ve Fethullah Gülen gibilerin hayal ettiği alaturka Türkiye’nin gerçekleşmesini çabuklaştıracak. Yani, AKP’nin kapatılması ile elde edilmek istenen sonucun tersi ortaya çıkacak. Yere çakılıncaya kadar düşeceğiz.

Yenilik

Mart 16 2008Yorum Yok Kategori: Okuduklarım

Siyasette İnovasyon
Dr. Abdullah Özkan

Araştırmacılar Derneği’nin her yıl düzenlediği geleneksel zirve toplantılarının bu yılki konusu “inovasyon” idi.  

Lütfen!

Mart 16 2008Yorum Yok Kategori: Okuduklarım

Cerrahpasa Tip Fakultesi Kulak Burun Bogaz Anabilim Dali olarak 12 yas
alti isitme problemi olan maddi durumu kotu hicbir saglık guvencesi
olmayan fakir cocuklarin tum tedavisini ve kullandiklari isitme cihazini
ucretsiz karsilayacagiz. cevrenizde bu tur cocuklar varsa lutfen benim
telefonumu verin.

SEMA ONAY
Rektor asist .Cerrahpasa Tip Fakultesi yurtici yayin koordinatoru
 

Sayfa 1 / 11