Kadın erkek elele haydi Türkiye
8 MARTTA CİNSİYET AYRIMCILIĞINA HAYIR! Her çabanın temelinde hayatta kalma, gelişme ve yenilenme yatar. Yenilenme paradigma değişimiyle sağlanabilir. Paradigma değişiminin içeriği de kadınlardır. Kadınlara dair tutum ve davranıştır. İktidar yolunu kadınlara da açmaktır. Köylülükten kurtulmak ve medeni olmak kadın erkek birlikte hayatı omuzlamaktan geçiyor. Atatürk bu nedenle devrimlerini kadınla başlattı. Henüz Batı dünyasının kabullenmediği kadın iktidarını yasallaştırdı,hayata geçirdi.
GİRİŞİMCİ AMAZONLAR* (Alfa yayınlarından çıkan kitabım) Tarihî açıdan kasabalar çok önemlidir. Çarşamba’nın ya da Kastamonu’nun tarihine baktığınız zaman, Osmanlı döneminde de ilk Cumhuriyet yıllarında da modern bir yaşam ve gelişkin pazar kentleri olan taşrayı bulursunuz. Bu pazar kentleri halıcılık, ipekçilik, bakırcılık gibi geleneksel zanaatlarda hizmet görür. Küçük taşra kentlerinde tüccar ve zanaatkâr olarak iş hayatını ve ekonomiyi düzenleyen eşraf, hayatın -din, siyaset ve aile gibi- tüm alanlarında geleneklerin sürmesini sağladığı gibi, yeniliklerin de toplumda kabulünü sağlayan olmuş. Örneğin Urfa Siverek’de böyle bir eşraf geleneği süren aile ile konuşmamda, onların 1960′da daha modern bir yaşam sürdüklerini öğrendim. O zaman mini etekle fotoğrafları olan aşiret kızı bugün geleneksel Siverek çarşafı sayılan mavi örtüye sarınmadan dışarı çıkmıyor. 1940’lara ait bir fotoğrafta ise ailenin erkekleri; altlarında şalvar, üstlerinde şık ceketler ve yelekler, ellerinde bastonlar ve şapka ile poz vermişlerdi. Gazino kültürünün olduğu Urfa Balıklı Göl’de yüzme ve sutopu yarışmaları yapıldığını biliyor muydunuz? Hatta Urfa Sutopu Takımının dünya ikinciliği olduğunu ! Peki Trabzon’da Opera binası olduğunu ve toplumun tiyatro sevdiğini… Oysa 1970’den sonra tiyatro, ayıplanan bir kavrama dönüşmüş. Taşradaki sayısız sinema ve sinema kültür de aynı kaderi paylaşmış. Bugün hiç bir yerde sinema olmadığı gibi kadınların sinemaya gitmesi ahlaksızlık sayılıyor bir çok yerde. Nedeni de tek sinemanın “porno” oynatan mekân olması. Kadın erkek ilişkisinde ve aile yaşamında olduğu gibi eğlence kültürü de taşrada yok olmuş. Tarih 1963 ve sonrası… KADINLAR TAŞRAYI DEĞİŞTİRİYOR Kasaba konusunda yapılan ilk çözümleme de Prof. Mübeccel Kıray’ın “Ereğli: Ağır Sanayiden evvel Bir Sahil Kasabası” kitabıdır. Taşradaki değişimi sağlayan artık sanayi kuruluşları olmuş. Burada çıkan sonuçlarda herkes bekâr bir kızın çalışmasına hoşgörü ile bakarken evli bir kadının çalışması kesinlikle onaylanmamıştır. % 68 oranında toplumun karşı çıktığı kadının çalışması ve meslek sahibi olması da yargılanmaz. Kadının -doktor, mühendis ya da hakim- gibi meslek sahibi olabileceği görüşündedir. Ama dışarıda çalışmak evini ve ailesini ihmal etmek anlamına gelmektedir: Tanımadığı erkeklerle bir arada bulunmak demektir. Ekonomik güçlenme de erkeğin otoritesine karşı bir eylem olarak algılanmaktadır. Bu nedenle ev içinde üretim, bir tehdit olarak algılanmazken dışarıda çalışmak bir tehdit içerir. Bugün gezerken gözlediğim 1964’de yapılan bu çalışmanın geleneksel köklerinin çok sağlam olduğunu ortaya çıkarıyor. Kadınlar bununla başa çıkabilmek için kendi sentezlerini oluşturmuşlar. Bu Türk modeli feminizmde kadın aile ilişkisini çok sağlam korumaya özen göstermekte. Erkeğine önem verdiğinin altını hep çizmekte ya da girişimciliğinde ona da bir paye vermekte. Konuşurken onu kendi cinsiyet rolünde olumlamakta. Kendini onun arkasından, yanına çıkarmakta; önüne değil… Evini, çocuklarını ve kocasını hiç ihmal etmeden meslek ve ticaret icra etmekte. Bu denli güç bir yükü de “normal” olarak karşılayan kadın depresif bir tavır göstermemekte. Oysa çalışmayan kadınlarda çok depresif bir ruh hali görülmekte. Girişimci kadınlar ailelerini işe ortak ederek aile yapısını işyerlerine taşımaktalar. Çalışmak istemeyen kadınlar ise toplumla, çevre ile çatışmaktan korkan kadınlar… Kasaba ve taşra denilen küçük kentlerde kadınlar bugün,meslek sahibi olan ya da kendi iradesiyle para kazanmaya başlayanlar, yeni bir sosyal ve kültürel yapının taşlarını koymaktalar. Onlar cesur girişimciler… Belediyelerin kadınlara dönük başarılı çalışmasına bir örnek… Candaroğulları Beyliğine başkentlik eden Kastamonu’da Atatürk, şapka ve kıyafet devriminin temelini attı. 20. yüzyılın ilk yarısında çevre illerin ve ordunun giyim ihtiyacının büyük bir bölümünü karşılayan yöre, 1950’li yıllarda bu önemini kaybetmeye başladı. Yörenin toplamalı, tireli ve sarı kıvrak denen dokuma türleri unutulmaya yüz tuttu. Kastamonu Valiliği 1996’da çok yerinde bir kararla kadınları örgütledi. Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı, yöresel el dokuma ve baskı atölyesini kurdu. Taşrada belediyeler, kadının gücünü keşfettiler. Bu Türkiye’nin sosyalleşmesinde can alıcı bir gelişme sağlayacaktır. Yerel güçlenme olmadan ne kadın ne demokrasi güçlenebilir. Yöresel el dokumacılığının çok eskiye dayandığı bölgede keten, kendir ekiminin yanı sıra yün ve tiftik dokumacılığı da yapılmış. 1941 yılında 65.318 hane varken 19.377 el tezgahı çalışırmış. Bugün vakıf sayesinde 100’e ulaşan tezgâhlar eski günlerin hayaliyle tıkır tıkır işliyor. Örgütlü üretim ve dayanışma, kaybolacak bir geleneğe nefes vermiş. Çıkrıklar sanki eski bir şarkıyı yeni baştan kulağımıza fısıldıyor. İplik bobinleri kocaman bir yürek gibi heyecanla sarsılıyor, zıt yönlerde dönerek gıcırtılı sesler çıkaran dolapta iplikler çileye konmuş. 20 sene sonra yeniden çıkrık başına oturmuş Müzeyyen Teyze, kelebekten ipliği sarıyor. Çocukken kollarımızı bitap düşüren ipliği çile haline getirmek işini dolap hallediyor. Sonra “gücü” denen tezgâha gidiyor. Yaşlı teyzeler yıllar öncesinin birikimini, deneyimini bugün gençlere aktarıyor Vakıf’da. Eski bilgilerle yeni bir ruh buluyor Kastamonu dokumacılığı. YENİ BACIYAN – I RUM Anadolu’nun kültür mimarları, çeşitli sosyal ve kültürel örgütlenmeler kurmuş ve derin izler bırakmışlardır. Ahilik de bunlardan biridir. Anadolu Türk tarihinin en az bilinen devri olan Anadolu Selçukluları zamanında yaşayan Ahi teşkilatının kurucusu, debbağların (dericilerin) piri olup Ahi Evren diye bilinen Şeyh Nasirü’d-Din Mahmud’dur. Kırşehir’de kendi adını taşıyan mahallede Ahi Evren Camiine bitişik olan türbesinde yatmaktadır. Ahi teşkilatının kuruluşu, Anadolu Selçukluları devrinin en önemli sosyo-ekonomik ve hatta sosyo-politik olaylarından biridir. Ahi Evren, devletin himaye ve desteği ile zanaatkârların zanaatını icra etmeleri için bir sanayi sitesi inşa etmiştir. Bu nedenle debbağların piri ve 32 çeşit zanaatkârın lideri olarak bu sanayi sitesinde hizmet verdi. Anadolu’ya geldikten kısa bir süre sonra Kayseri’ye yerleşen Ahi Evren’in burada bir debbağ atölyesi kurduğu, zamanla atölyenin büyümesiyle “Debbağlar Mahallesi” meydana gelecek kadar geliştiği anlatılır Hacı Bektaş’ın “Velayet-name”sinde. Bu sanayi sitesinde kurduğu örgütün mensuplarının fikrî ve dinî talim ve terbiyesiyle uğraşırdı. Sonra Ahilik tüm Anadolu’ya yayıldı. Karısı Fatma Hatun, Bektaşiler arasında “Kadın Ana, Kadıncık Ana” diye tanınırdı. Eşi Fatma Hatun vasıtasıyla “Bacıyan-ı Rum” ( Anadolu Bacıları) teşkilatını kurdu. Fütüvvet Hareketi, Anadolu’da İslam dünyasında hiç bir yerde görülmeyen bir biçimde gelişme göstererek Ahi teşkilatı dediğimiz Türkler’e has bir örgütlenme, bir kurum haline gelmiştir. Fütüvvet’i İslam dünyasındaki kahramanlık, yiğitlik ve cömertlik ülküsü diye tarif edebiliriz. Şövalyelik nasıl Ortaçağ Batı Dünyasına mahsus bir kahramanlık ve yiğitlik ülküsü ise, fütüvvet de Ortaçağ İslam’ına ait bir ülkü. Ahilik, cömertlik mesleği olması itibariyle bir yönüyle de elinin emeği ile geçinme ve başkasına yedirme ülküsü. Övgüleri şöyledir: “Babalarından onlara çok mal ve servet kalmıştır. Onlar salih gençler olup Ahiliğe ve Ahiciliğe, sofra döşemeye gönül vermişlerdir. İmaret kurmuş, orada yemek, içmek ve barınmak için gerekli olanları temin etmişlerdir. Kapıları açık, gelen gidene güzel hizmetler sunmaktadırlar.” Bu itibarla, Ahilik başkalarının sırtından geçinme duygusu ve uygulamasıyla mücadele etme, kendi el emeği ile geçinme ülküsü yayma amacını gütmüştür. Anadolu Ahi Teşkilatı’nın kuruluş amaçlarından biri de ilmi, çeşitli zanaat alanlarında uygulama ve toplumu bundan yararlandırma ülküsüdür. Ahi Evren, eserlerinde bunu vurgular: “Allah insanı, medeni tabiatlı yaratmıştır. Allah insanları yemek, içmek, giymek, evlenmek ve mesken edinmek gibi çok şeye muhtaç olarak yaratmıştır. Bu yüzden demircilik, marangozluk gibi çeşitli meslekleri yürütmek için çok insan gerekli olduğundan, bunları yapmak için çok alet ve edevata ihtiyaç olduğundan bunu tedarik edecek insan sayısı da çok olacaktır. Böylece insanın (toplumun) ihtiyaç duyacağı bütün sanat kollarının yaşatılması gerekir.” Toplumun mutluluk ve refahı için bütün zanaat ve sanat kollarının yaşatılması amacını güden Ahilik, her zaman bilimle sanat ilişkisini kollamıştır. Ahi Evren’in fikir hayatında en önemli ve en büyük yeri, Melamilik teşkil eder. Yani Anadolu Müslümanlığı bir diğer deyişle gönül Müslüman’ı dediğimiz İslam anlayışı. Ahilik, ülküsünde kendini topluma adama ve topluma hizmet aşkı, karşılık beklemeksizin yolcuya, düşküne, muhtaca el uzatma, yedirme, içirmedir. Bu, Melamet felsefesindendir. Ahi teşkilatı aynı zamanda bir eğitim ve öğretim ocağıdır. Sadece sanatkar yetişmez, aynı zamanda mal üretmek ve topluma hizmet sunmanın usul ve erkanı talim edilir. Kurallara uymak şarttır. Ahi birliklerinin bağlı bulunduğu ulusal ahlak değerlerine bağlıdır. Ahi birlikleri yerel otoritelerdir, merkezî otorite yapısına zıt eğilimler taşırlar. Başlangıçta merkezî otoritenin etki alanına girmeyen bölgelerde ortaya çıkan bu durum, daha sonra bütün Anadolu’da geçerlik kazanmıştır. 1800’lerden itibaren esnaf da bozulur Ahilik de: “Çıkacak iki gözü de kardadır” esnafın. 1839’da ise resmen kaldırılmışlardır bu birlikler. Cumhuriyet ile birlikte son kalıntılar da silinip gider ortalıktan. Çok ilginç bir Türk sentezi olan Ahilik ve Ahi birlikleri bugün yeni bir sentezin nüvesi olabilecek zenginlikte… Günümüz dünyasının önemli Amerikalı “guru”ları neler diyor dersiniz. Örneğin Prof. Phillip Kotler “Şirketlerin yaptığı işi bir misyon olarak benimsemesi gerektiğini” söylüyor. Sadece para kazanmak eylemi yerine ahlakî sorumluluklara dayalı yeni bir vizyon öneriyor. Çünkü artık pazarlama “insan” odaklı. İnsan ise kültür demek. Kültür, değer yargılarını ve davranış kalıplarını içeriyor. Harley Davidson motorlarında olduğu gibi sosyal bir kulüp niteliğinde pazarlama teknikleri gelişiyor. Oraya özgü giyim, davranış ve değerler sosyal bir çerçeve oluşturuyor. Uluslararası ticaret yapıyoruz ve değişik uluslarla karşılaşıyoruz. Karşılıklı bir bağımlılık söz konusu. Ama birbirimizin kültürünü ve iş yaşamına yaklaşımını ne kadar biliyoruz? Önyargılarımızın tuzağına düştüğümüz için, farklı inançları olan insanlardan ders almayı başarabiliyor muyuz? Hoşgörüyle yaklaşarak anlamaya çalışıyor muyuz karşımızdakini? Genel olarak sosyal gelişme ve sanatla bağdaştırılan değer, davranış ve kültürel biçimlerin, aslında ekonomik başarının anahtarı olduğunu hiç düşündünüz mü? Günümüz ekonomistleri bunları tartışıyor. MERAL TAMER MİLLİYET En yoksul kesimde kadına hiç iş yok Boğaziçi Üniversitesi Sosyal Politika Forumu’nun araştırmasına göre Muş’un yoksul mahallelerinde kadın istihdamı oranı sadece % 2,0, Konya’da % 3,1 Prof. Dr. Ayşe Buğra ve Prof. Dr. Çağlar Keyder’in eş başkanlığını yürüttükleri Boğaziçi Üniversitesi Sosyal Politika Forumu, önemli bir araştırmaya daha imza atmış bulunuyor. Türkiye’nin 9 yerleşim alanının en yoksul mahallelerinde 1800 haneyi kapsayan ve 1 yılda tamamlanan araştırma, özellikle kadınların neredeyse tamamen iş piyasasından dışlandığını ortaya koyuyor. Yandaki tabloların ilkinde, araştırma için seçilmiş, nüfusu 50 binin üzerindeki yerleşim alanlarında, Türkiye İstatistik Kurumu TÜİK’in 2003 yılı verilerine göre nüfus ve kadın-erkek istihdam oranlarını görüyoruz. İkinci tablo ise Prof. Buğra ve Prof. Keyder’in, aynı yerleşim alanlarının en yoksul kesimlerindeki araştırmalarının rakamsal bulgularını içeriyor ve durumun ne kadar vahim olduğunu gösteriyor. Yoksul kadın dışlanmış TÜBİTAK desteğiyle gerçekleşen araştırmaya göre, en yoksul kesimde örneklem genelinde çalışan kadın oranı maalesef sadece % 9,4, dahası bu oran Konya’da % 3,1’e, Erzurum’da % 2,6’ya, Muş’ta % 2,0’a kadar düşüyor. Prof. Buğra, bu araştırmanın ortaya koyduğu 3 önemli bulguyu şöyle özetliyor: “1) Kentsel kesimde kadınların ezici çoğunluğu çalışma hayatının dışında. Yoksul mahallelerde oturan kadınlar ise, neredeyse tümüyle çalışma hayatından dışlanmış durumda. Kısacası Türkiye’de kadınların çoğu, erkek eline bakıyor. 2) Çalışma hayatının niteliği ve yoksulların çalışma hayatına nasıl katıldığıyla ilgili önemli bulgular elde ettik. Yoksulluğun yaşanış biçimini etkileyen unsurların, işsizlik olgusunun ötesinde, insanların ulaşabildikleri istihdam olanaklarının niteliğiyle de ilgili olduğunu gördük. 3) Yoksul kesimde istihdam oranının bu kadar düşmesi, bunun bir kültürel boyutu da olduğunu ortaya çıkartıyor. Şöyle ki; o kadar yoğun bir işsizlik var ki, kötü koşullarda ucuza çalıştırılacak erkek çok fazla, kadın istihdamıyla uğraşmıyorlar. Mesela Konya, sanayinin geliştiği bir yer, ama bu durum kadın istihdamına hiçbir şekilde yansımıyor. Çünkü kadının çalışması, zaten hoşlarına gitmiyor.” Araştırmanın bulguları, yoksulluğun da kadın istihdamının da etnik bir boyut taşıyabileceğine işaret ediyor. Örneğin 2. tabloda da görebileceğiniz gibi Lüleburgaz’da Romanların çoğunlukta olduğu yoksul mahallelerde kadın-erkek istihdam oranının eşit, hatta kadınlar lehine 0,4 puan fazla olduğunu hayretle görüyoruz. Bu konuyu yarınki yazımda örnekleriyle anlatacağım. ata erkil toplumdan çıkmalıyız
Mesaj: dünya tv deki kadınlara bakış acınız için sizi kutlarım ben bir erkek olarak toplumda nasıl yaşıyorsam kadınlarımızında öyle yaşama hakkı vardır yok töreymiş yok evinde otururmuş önce EVLİLİKcüzdanını tartışmak lazım yeni bir yasal düzenleme şart olmuştur türbandan önce
Gönderim Zamanı: 17-04-2008 10:07:34
Gönderen: br>E-Posta: kiraz.48@
Konu:
Mesaj: 17-04-2008 tarihindeki DÜNYA TVdeki konuşmanızdan dolayı sizi kutlarım senin gibi sevecen herkesi kucaklayan birinin DYPde olması bile şanstır yıllarca bu partide oldum akp güvendik başımızı kapattılar yakındada gözümüzü kapatacaklar çokdaha kötü olacak el ele verelim dyp için
Gönderim Zamanı: 17-04-2008 09:59:28