Mart 5, 2008

Kadın Eserleri Kütüphanesi ve Bilgi Merkezi

Mart 5 2008Yorum Yok Kategori: Haberler

Yönetim Kurulu üyesi Nevval Sevindi yönetti Finlandiya Büyükelçiliği’nin katkı sağladığı , Kadın Eserleri Kütüphanesi ve Bilgi Merkezi Vakfı tarafından hazırlanan “İstanbul Temaşa hayatında kadınlar” konulu 2008 yılı ajandasının tanıtım töreni

Kadın Eserleri Kütüphanesi ve Bilgi Merkezi’nin Finlandiya Büyükelçiliği ve Friedrich-Ebert-Stiftung Derneği’nin desteğiyle hazırladığı, “İstanbul Temaşa Hayatında Kadınlar” temalı 2008 yılı ajandasının tanıtımı 14 Şubat’ta yapıldı. Her yıl tematik ajanda yayınlayan Kadın Eserleri Kütüphanesi, 2008 yılı ajandasının temasını “İstanbul Temaşa Hayatında Kadınlar” olarak belirlemiş ve birbirinden özel fotoğraflarla süslü ajandasını sene başında çıkarmıştı. Ajanda, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e kadınların sahneye çıkma serüvenlerini konu ediyor. Kadın Eserleri Kütüphanesi Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Zehra Toska Osmanlı döneminde bir avuç cesur kadının temaşa hayatındaki bireysel çıkışlarının, kadının bugünkü sahne yaşamındaki yerinin olağan kılınmasına büyük katkı sağladığını belirtiyor. Türkiye’deki kadın konulu çalışmalara materyal sağlayarak, tarihi belleğin oluşturulması ve korunması hedefiyle 1990’dan bu yana faaliyet gösteren Kadın Eserleri Kütüphanesi ve Bilgi Merkezi Vakfı’nın İngilizce ve Türkçe olarak hazırladığı 2008 Yılı Ajandası, arşiv resimleri ve hayat hikayeleriyle Deniz Kızı Eftelya’dan, Amelya Hanım adıyla sahneye çıkan ilk Müslüman kadın olduğu düşünülen Seniye’ye, kör olduktan sonra intihar eden kantocu Mari Ferha’ya, Ermeni tiyatrosunun en parlak yıldızlarından Meropa Kantarcıyan’a kadar çok sayıda cesur kadının çığır açtığı bir döneme ışık tutuyor. Finlandiya Büyükelçiliği ve Friedrich-Ebert-Stiftung Derneği’nin desteğiyle hazırlanan 2008 ajandasının tanıtımı 14 Şubat Perşembe günü saat 11.00’de kütüphane binasında yapılacak. Tanıtım toplantısına Finlandiya Büyükelçisi Maria Serenius, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş ve Friedrich-Ebert-Stiftung Derneği’nden Yasemin Ahi konuşmacı olarak katılacak. Kadın Eserleri Kütüphanesi ve Bilgi Merkezi Vakfı Yönetim Kurulu Üyelerinin de katılacağı toplantıya tüm kütüphane dostları davetli. Toplantı sonrasında sanatçı Sema, piyano eşliğinde, tarihin izlerini taşıyan nostaljik şarkılardan örnekler sunacak. (SD) Yer: Kadir Has Caddesi Fener Vapur İskelesi Karşısı Tarihi Bina Haliç- Fener Tel:0 212 5349550-0 212 5237408 E-posta: kadineserleri@gmail.com www.kadineserleri.org

marmara üniversitesi

Mart 5 2008Yorum Yok Kategori: Haberler

8 Mart Kadın gününü kutluyoruz

Marmara Universitesi Fransızca Kamu Yonetimi ve Stratejik Arastirmalar Merkezi’nin 6 Mart Dünya Kadinlar Gunu dolayısıyla 5 Mart 2008 gunu Bolumun Tarabya’daki kampusunde saat 15.30′da duzenleyecegi “Kadın ve Siyaset” konulu tek oturumluk toplantiya konusmaci olarak davet etmek istiyoruz. Toplantiya sizinle birlikte konusmaci olarak AKP’den bayan bir milletvekili ve CHP’den de eski milletvekili Zeynep Damla Gurel’i davet ettik. Sizi davet etmemizi ozellikle, daha once birlikte bircok toplantida konusmaci oldugunuz ve kendisi de sizinle benzer calismalar yapan universitemizin Stratejik Arastirmalar Merkezi Baskani olan Prof. Dr. Aysegul Yaraman başkanlaığında

AA ajans

Mart 5 2008Yorum Yok Kategori: Haberler

DP GENEL BAŞKAN YARDIMCISI SEVİNDİ:

-”ÖZELLEŞTİRME POLİTİKAMIZDA TÜRKİYE’NİN FAYDASI ARANMALI VE SATIŞLARA BİR SINIR GETİREREK ONDAN FAZLASINI VERMEMELİYİZ” (FOTOĞRAFLI) İSTANBUL (A.A) – 27.02.2008 – DP Genel Başkan Yardımcısı Nevval Sevindi, ”Özelleştirme politikamızda Türkiye’nin faydası aranmalı ve satışlara bir sınır getirerek ondan fazlasını vermemeliyiz” dedi. Sevindi, DP İstanbul İl Başkanı Remzi Şen ve bir grup parti yöneticisiyle, Türkiye Tütün, Müskirat, Gıda ve Yardımcı İşçileri Sendikasının (Tek Gıda-İş) Kartal’da bulunan 2 Nolu Şubesini ziyaret etti. Ziyaret sırasında bir konuşma yapan Sevindi, işçilerin TEKEL’in satışından duydukları rahatsızlığın, sosyal ve kültürel manada genişleyebileceğini vurgulayarak, ”Kamuoyunu bu olumsuz satışla ilgili bilgilendireceğiz. İnsan hakları açısından TEKEL işçilerinin arkasındayız” dedi. AB ülkelerinde yapılan özelleştirmelerden örnekler veren Sevindi, parti olarak, özelleştirmelere bir sınır getirmek gerektiği inancında olduklarını belirterek, şunları söyledi: ”Özelleştirme politikamızda Türkiye’nin faydası aranmalı ve satışlara bir sınır getirerek ondan fazlasını vermemeliyiz. Türkiye tütün ülkesi ama fabrikaları satılıyor. Üreticinin bu durumda ne olacağı da meçhul. Tütün Yasası çıkarılarak, Türk girişimcinin elinden bu imkan alındı. Böylece Türkiye’nin hem tütün ekme hakkı hem de sigara yapımı konusundaki birikimi, gözü kara bir şekilde heder edildi. Siz Tekel işçilerine ihtiyacınız olan desteği vermeye hazırız.” Tek Gıda-İş Sendikası 2 Nolu Şube Başkanı Yunus Durdu da içki ve sigara konusunda TEKEL’in, Türkiye Cumhuriyeti’nin en önemli kazanımı ve bölgesinde birinci olduğunu, özelleştirmeyle 2 milyona yakın insanın zarar göreceğini öne sürdü. (ÜNS-NER-TUR-MİR) 27.02.2008 17:41:20

AA ajans

Mart 5 2008Yorum Yok Kategori: Haberler

-DP GENEL BAŞKAN YARDIMCISI SEVİNDİ:

-”TÜRKİYE’NİN SIRTINDA TEKEL DEĞİL, HÜKÜMET BİR YÜKTÜR” ANKARA (A.A) – 03.03.2008 – Demokrat Parti (DP) Genel Başkan Yardımcısı Nevval Sevindi, hükümetin TEKEL’i Türkiye’nin sırtında bir yük olarak göstermeye çalıştığını savunarak, ”Türkiye’nin sırtında TEKEL değil, hükümet bir yüktür” dedi. Sevindi, yaptığı yazılı açıklamada, hükümetin özelleştirme uygulamalarını eleştirdi. Türkiye’nin 8. büyük işletmesi olan TEKEL’in haraç mezat satılmaya çalışıldığını ileri süren Sevindi, ülkeye sağladığı ekonomik ve sosyal katkının da göz ardı edildiğini ifade etti. Özelleştirmenin modern ekonominin bir gereği olduğunu, ancak kurumların veriminin, çalışanların haklarının ve sosyal dengelerin mutlaka dikkate alınması gerektiğini vurgulayan Sevindi, şöyle devam etti: ”Hükümeti yanlışta ısrar etmemesi konusunda uyarıyoruz. Çalışanın hakları, üreticinin taleplerine kulak verecek bir özelleştirme ve fiyat politikası izlenmelidir. Türkiye’nin sırtında TEKEL değil, hükümet bir yüktür. Milletimiz günü gelince bu yükü sırtından atmasını bilecektir.” (SET-SRD) 03.03.2008 13:38:21

İzmir demek kahramanlık demek

Mart 5 2008Yorum Yok Kategori: Haberler

Milli Eğitim Bakanlığı’nın hazırladığı “Fotoğraflarla Dünden Bugüne Milli Mücadele’nin Beş Şehri” albümü, İzmir halkının cezalandırılmak istendiğinin göstergesidir.
AKP İzmir’i ele geçiremedi diye Kurtuluş Savaşı destanından adını mı silecek?Bu ne cüret?

 

Dr. Osman Nuri ARAS

Mart 5 2008Yorum Yok Kategori: Analiz

Hocalı Katliamı’nın 16. Yılında Dağlık Karabağ Sorunu Azerbaycan, Ermenistan ve İran arasında yerleşen Dağlık (Yukarı) Karabağ; Kafkaslarda önemli bir geçit noktasında bulunmaktadır.

Dağlık Karabağ Sorunu’nun Tarihi Geçmişi Dağlık Karabağ, jeopolitik ve jeostratejik öneme sahip coğrafi konumu dolayısıyla bölgedeki güçlerin, ele geçirmek için tarihin hemen her devrinde sürekli mücadele verdiği, savaşlar yaptığı bir bölge olmuştur. Tarihi süreçte elde edilmesi veya elde tutulması uğruna savaşların yaşandığı Dağlık Karabağ’da verilen mücadele, 19. yüzyılda Ermeni nüfusunun bölgeye yerleştirilmesi şekline dönüşmüştür. Rusya’nın Kafkasya’da izlediği politikanın bir parçası olarak 19. yüzyıl başlarından itibaren bölgeye, hem İran hem de Anadolu’dan getirilen Ermeniler yerleştirilmiştir. Rusya’nın bölgeye ilişkin uyguladığı politika sonucunda bölgede Ermeni nüfusu artmıştır. Ermenilerin nüfus yoğunluğunun artmasıyla birlikte bölgedeki nüfus dengesi de değişmiştir. Bir yandan nüfus yoğunluğu lehlerine dönen, diğer yandan Rusların desteğini arkasına alan Ermeniler adım adım bölgeye hâkim olmaya ve Dağlık Karabağ toprakları üzerinde hak iddia etmeye başlamıştır. Ermeniler, Dağlık Karabağ’da mutlak hâkimiyeti elde etmek amacıyla 1830’lardan itibaren Türk yerleşim alanlarına karşı çeşitli saldırılarda bulunmaya başlamıştır. Göçlerle kademeli olarak Ermeni nüfusu artırılan Dağlık Karabağ, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB) döneminde “özerk bölge” statüsüne kavuşturulmuştur. 1918 yılında kurulan Ermenistan, Dağlık Karabağ’ı da topraklarına katmak ve böylece “Büyük Ermenistan” hayallerine ulaşma adına bir adım daha atmak amacıyla, SSCB döneminde de mücadelesine devam etmiştir. Öte yandan 19. yüzyılda Ermeni nüfusunun Karabağ’a yerleştirilmesi şekline dönüşen mücadele, 20. yüzyılın başlarından itibaren bölgede yaşayan Azerbaycan Türklerinin anavatanlarından sürgün edilmesi şeklinde yeni bir boyut da kazanmıştır. Karabağ Savaşı, Hocalı Katliamı Her iki ülkenin henüz Sovyet ittifakında yer aldığı dönemde Ermenistan, Azerbaycan’a askeri müdahalede bulunmuştur. SSCB’nin dağılma sürecine girdiği 80’li yıllarda ise Ermenistan’ın bölgedeki hak iddiası yeni bir ivme kazanmıştır. Ermenilerin 1988’de Karabağ’ı Ermenistan’a bağlamak üzere başlayan müdahalesi 1992’de Ermenistan ve Azerbaycan arasında genel savaşa dönüşmüştür. Sürgünler ve savaş sürecinde hile, baskı ve Rus desteğinden yararlanarak Karabağ’da yaşayan Türk halkını soykırıma tabi tutan Ermeniler, planlarını gerçekleştirme, emellerine varma adına bölgede birçok katliam yapmıştır. Savaşta Ermeniler tarafından bölgede işlenen en acımasız uluslararası suçlardan biri, 16 yıl önce bugün (25-26 Şubat 1992 gecesi) Hocalı şehrinde gerçekleştirilen katliamdır. Hocalı katliamında Ermenistan silahlı güçleri, Rus birliklerinin yardımıyla Hocalı’ya saldırarak şehri terk edememiş suçsuz ve silahsız masum insanları acımasız şekilde katletmiştir. O gece esir alınan sivil halkın çeşitli işkencelerle öldürüldüğü, bölgede daha sonra yapılan tetkikatlardan anlaşılmıştır. Canlı şahitlerin ifadeleri ve basın organlarında yayımlanan film ve resimlerde görünen insanlık dışı cinayetler, Ermenilerin soykırım amacıyla bu operasyonu gerçekleştirdiğini göstermektedir. Savaşın Faturası Ermenilerin gerçekleştirdiği katliamlarla, işkencelerle, birçok insan hakkını ihlallerle dolu Karabağ Savaşı’na, 12 Mayıs 1994’te Azerbaycan ve Ermenistan arasında yapılan bir ateşkesle virgül konuldu. Ancak, 1988 yılında başlayan savaş sonucunda, Rusya’nın aktif desteği ve katılımı ile Azerbaycan topraklarının beşte biri Ermenistan tarafından işgal edilmiştir. İşgal edilen topraklar Dağlık Karabağ ve çevresindeki şehirlerden oluşmaktadır. Savaşta, 20 bin insan ölmüş, 50 bin insan yaralanmış, 5 binden fazla insan esir düşmüş ve bir milyon insan da anavatanlarından sürgün edilmiş ya da göç etmek mecburiyetinde kalmıştır. İşgalden Günümüze Sorunun Etkileri İmzalanan ateşkesten sonra sorunu diplomatik yollarla ve barışçıl bir ortamda çözmeye çalışan Azerbaycan’ın ve problemin doğrudan taraflarından olan Ermenistan’ın yanı sıra bölge ülkeleri ve uluslararası etkinliğe sahip olan önemli ülkelerin problemin çözümünde müdahil oldukları görülmektedir. Ancak, işgalden günümüze geçen süre içerisinde devamlı gündemde olmakla birlikte, Karabağ sorunu siyasi ve ekonomik nedenlerden dolayı henüz çözüme kavuşturulamamıştır. AGİK Minsk Grubu, Rusya, ABD ve Türkiye bu bölge için yeni bir barış planı yapmışlarsa da sorunla ilgili kesin bir anlaşmaya varılamamıştır. Karabağ’ın işgalinin, hem Karabağ’ın ekonomik yapısına, hem Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından serbest piyasa şartlarına göre yeniden yapılanma sürecinde olan Azerbaycan ve Ermenistan’a, hem de bölgenin işgali nedeniyle Ermenistan ile sınırını kapayan Türkiye’ye ekonomik açıdan etkisi olmuştur. Ermenistan bağımsızlığını kazandığı günden itibaren, Kafkasya’daki bölgesel istikrarsızlığın bir parçası olmuştur. Rusya’nın askeri imkânlarından önemli derecede faydalanan Ermenistan, sadece bölge ülkeleri için değil, bütün Doğu-Batı küresel ilişkileri için tehlike kaynağı olmaya devam etmektedir. Dağlık Karabağ Savaşı’nın ve savaş sonrası işgalin bölgeye birçok etkisi olmuştur. Savaş sona ermekle birlikte işgal sürecinin birçok olumsuz yansıması bulunmaktadır. Savaş ve işgalin siyasi, hukuki, insan hakları ve ekonomik boyutları bölgeye tesir eden temel faktörlerdir. Bölgede siyasi istikrarın en büyük tehdidi olan bu anlaşmazlık beraberinde birçok insan hakları ihlalini getirmiştir. Söz konusu hak ihlalleri arasında şunlar yer almaktadır: Yaşam hakkı ihlali, işkence, sivil halkın haklarının ihlali, yaralı ve hasta insanların haklarının ihlali ve esir haklarının ihlali. İki ülke arasında ateşkesin imzalanmasının üzerinden ondört yıl geçmesine rağmen Ermenistan, Azerbaycan topraklarının yüzde 20’sinin işgalini yasadışı olarak hala sürdürmekte ve savaş dolayısıyla vatanlarından sürgün edilmiş yaklaşık bir milyon sivil halk, Azerbaycan geneline dağılmış geçici mülteci kamplarında yaşamaya devam etmektedir. Azerbaycan yönetiminin özveriyle yürüttüğü bazı sosyo-ekonomik kalkınma programlarına rağmen, ülkede mülteci durumuna düşmüş bir milyondan fazla insan halen birçok haktan mahrum olarak yaşamaktadır. Uluslararası hukuk açısından bakıldığında ise Ermenilerce birçok sözleşme ve protokolün ihlal edildiğini görmek mümkündür. Dağlık Karabağ sorunu ve sorunun çözüme kavuşturulmaması, ekonomik açıdan başta savaşa taraf ülkeler olmak üzere, bölge ülkelerini ve bölge ile işbirliği yapan birçok ülkeyi olumsuz şekilde etkilemektedir. Sorunun varlığı, aynı zamanda ülkelerinin bölgesel ve uluslararası ekonomik entegrasyonunu da engellemektedir. Kısaca Ermenistan’ın Azerbaycan topraklarını işgali, Güney Kafkasya’da ekonomik gelişmenin, bölgesel ve uluslararası ekonomik işbirliğinin ve siyasi istikrarın önündeki en önemli engel olmuştur. Karabağ’ın işgali, genel olarak değerlendirildiğinde; yeniden yapılanma, dünya piyasaları ile entegre olma, yabancı yatırımları ülkeye çekme gibi ekonomik hedefler bakımından Ermenistan için de iyi bir netice vermemiştir. Ermenistan’ın Azerbaycan topraklarını işgali devam ettiği, dolayısıyla sınırları kapalı kaldığı sürece ekonomik açıdan söz konusu hedeflerine ulaşması imkânsız gözükmektedir. Mevcut durum, aynı zamanda Ermenistan’da karaborsa ve kaçakçılık temelli bir ekonomi ve mafya ağı kuran ticaret baronları denilen bir zümrenin oluşmasına da yol açmıştır. Öte yandan Bakü-Ceyhan petrol boru hattı, Bakü-Erzurum doğal gaz boru hattı ve Bakü-Kars demiryolu projelerinin Tiflis geçişli belirlenmesi ile Ermenistan, bölgedeki uluslararası öneme sahip projelerden de dışlanmıştır. Sorunun Çözüm Yolu ve Çözümün Muhtemel Etkileri Batı, doğu ve güney istikametindeki uluslararası öneme sahip yolların kavşağında yerleşen ve üç deniz arasında stratejik bir öneme sahip olan Kafkas-Hazar bölgesi bu özelliklerinin yanı sıra önemli petrol ve doğal gaz rezervlerine sahip olması nedeniyle, geçmişte olduğu gibi, çağdaş dünyanın da güçlü devletlerinin çatışma merkezlerinden biridir. Bölgeyi önemli ve vazgeçilmez yapan unsurlar öncelikle; jeopolitik konumu ve önemi, sahip olduğu enerji kaynakları ve yeraltı zenginlikleri, tarihî, çok kültürlülüğü, etnik ve dil çeşitliliğidir. Hazar Havzası ve Orta Asya’nın kavşak noktasında olan Azerbaycan ise, konumu itibariyle bölgedeki en önemli ülkedir. Bölgedeki çatışma noktalarından en önemlisi ise Karabağ’dır. Karabağ sorunu başta olmak üzere bölgedeki problemlerin temelinde, bölgenin stratejik öneme sahip zengin petrol ve doğal gaz rezervleri ve söz konusu enerji rezervlerinin dünya piyasalarına ihracı ile ilgili güzergâhların tespiti de yer almaktadır. Elbette sorun, bünyesinde Rusya’nın bölgede varlığını ve etkinliğini devam ettirme mücadelesini de kapsamaktadır. Ermenistan, komşu ülkelerin topraklarını işgal ve bölgede etnik sorunları alevlendiren bir tutum ile yeni toprak iddialarında bulunduğu sürece, ne kendi ekonomik ve sosyal sorunlarını çözebilecek ne de bölge istikrarının sağlanmasına yardımcı olabilecektir. TASAM

Makalat

Mart 5 2008Yorum Yok Kategori: Kültür - Antropoloji

” Mu’minin gonlu Kabe’ye benzer. Kabe’ye varan ayagi ile yurur ama gonul isteyen, yuzu uzre varsa gerek. Onun icindir ki asiklar yuzlerini yerlere surerler. Kabe’ye gidene kilavuz gerekir ve kilavuz Kur’an’dir. Gonle gidene ise bizzat Allah kilavuzluk eder. Kabe’de ihram giyerler. Hakki batindan ayirmak ihram giymeye benzer. Yoldan taslari temizlemek, hac sirasinda seytan taslamaya benzer. Kendi nefsinin bos ve gecici isteklerini tepelemek hacda kurban kesmeye benzer.” (Makalat, 74-75)

 

Türk kültürü

Mart 5 2008Yorum Yok Kategori: Kültür - Antropoloji

20.yüzyıl kültürel anlamda gerçek bir başarısızlık örneğidir. Tek doğrunun kendisi olduğunu iddia edenlerin çıkardığı savaşlarla, zulümle inledi insanlar.Robespierre ile simgeleşen jakobenlik kendi gibi düşünmeyen herkesi giyotine göndermekte bir an duraklamadı. O nedenle Robespierre de ağzı burnu dağılmış olarak giyotine gönderildi sonunda. Binlerce yıllık sözlü kültür geleneği olan konuşma küçümsendi. Sadece yazının kalıcılığı vurgulandı. Konuşmanın insani boyutu ve yaratıcılığı yok edildi. Çünkü 20. yüzyıl insanları polarize etti.Herkesi savurdu.Modernleşmeci pradigma vazgeçilemez tek gerçeklik gibi kendini ortaya koydu. İlerlemeci anlayış kendinden başka bir paradigma olabileceğini düşünmeden rahat rahat yaşadı. bu entellektüel bakış nedeniyle toplumları ve insanları terzi makasıyla keser gibi kesip biçmek 20.yüzyılda normal görüldü.İdeolojiler alkış aldı, insanlar acı çekti. Bu terzi makası Rusya’da binlerce Tatarı, Ahıska Türkünü ya da Koreliyi yerinden yurdundan sürdü. Bu terzi makası Avrupayı biçti tam ortadan, Afrika’nın ise bugünkü felaketini hazırladı. Bugün gördüğümüz “öteki” bizim aynamızdır. Yoksul kıtalar kültürleri ellerinden alınmış, toplumsal modelleri tarumar edilmiş ülkelerle dolu. Konuşma yasalarla bile yasaklanmış Yeni Zelanda’da olduğu gibi. Maori yerlileri yüz yıl kendi dillerinde konuşamamış.Yeni izin verildi ve ilk ana okullarını açtılar kendi dillerinde. Sokak isimleri Maori dilinde yeniden değiştiriliyor özür dilemek için.
Bugün tera çağında yaşıyoruz . Mega milyon giga milyar. Ama hiç bir sayısal büyüklük iki insanın göz göze olmasındaki kadar büyük bilgi alşıverişini bize henüz sunamıyor. Göz göze olduğumuzda birbirimize bir saniyede bir milyar veri aktarıyoruz. Diyalog çok farklı kimlikler arasında olduğu zaman yaratıcı. Tarih boyunca değişim kültürler arası diyalg ve bilginin taşınmasıyla olmuşutur. Önyargısız düşünme diye başlayan cümleler var. Önyargılı düşünme zaten olmaz ki!O sadece bir yargının belirtilmesidir.Önyargının bilgi yerine kullanılması alışkanlığnı değiştirmek zorundayız. Yani eski zihni kalıpları, düşünce biçimlerini ve tek doğruları.
1500 yıllarında dünyada 500 devlet vardı, site devletler.Bu yüzyılın başında 23 tane ülke vardı, imparatorluklar. 1950 başında ülke sayısı 53’e çıktı.Şimdi Birleşmiş Milletlerin üyesi 193 ülke var. Kendi adına para basan ülke sayısı ise 214 tane. Beklenti şu.500 doğru giderek geldiğimiz yere varacağız bir yığın acıdan sonra.
21.yüzyıl insan ve kültür merkezli bir anlayışın kuramını hazırlamaya çalışıyor.21. yüzyıldaki demokrasi anlayışı Türk İslam anlayışında tüm değerleriyle var. Yani bin yıl sonra yaşayan hoşgörü dünyası . İşte Mevlana diyor ki: Gene gel gene./Ne olursan ol/ ister kafir ol, ister mecuzi, ister putperest/ ister yüz kere tövbe etmiş ol/ ister yüz kere bozmuş ol tövbeni/ umutsuzluk kapısı değil bu kapı/ nasılsan öyle gel.
Bence 21. yüzyılın mottosu bu:Nasılsan öyle gel. Bu çoklu kültür ve çoklu din mottosunun yaratıcısı benim kültürüm. Yunus da şiirlerinde 72 milletin kardeşliğinden söz eder çoklu etnik kültürle birarada yaşamanın en güzel edebi eserleri kültürümüzde vardır. İpekyolunun 12.000 kilometrelik alanında yol boyu Türkçe konuşulur. Anadolu’daki barışçı kültür İpek yolundan Batı’ya göç eden Türk kavimlerinin çatışma ve barış içinde yarattığı kültürdür. Türkler bütün kültürlerle alış veriş içinde olmayaı sevmişler tarih boyu. Çok etkilendikleri kültürlerle bütünleşmekte sakınca görmemişler. Kültürlere gösterdikleri uyum nedeniyle bazılarınca kimliksiz diye nitelenmeleri önyargılı bir bakıştır. Onlar kültürel uyumun ve sentezin örnekleri olmuşlar. Bu nedenle dünyada şaman, yahudi, hıristiyan,müslüman Türk boyları, devletleri var. Türkler yol kültürüyle tüm kültürlere aşina olmuştur. Budizm,nasturilik,manizm gibi dinlerdeki hoşgörü tasavvufta ruh bulur. Çin, Hind ve İran kültürleriyle etkileşim içinde olmuştur Türkler. Bu Horasan’da mayalanmıştır.
 

Sayfa 1 / 11