Mart, 2008

Üreten yok oluyor

Mart 27 2008Yorum Yok Kategori: Politika

Türkiye’de üretici kayboluyor. Siyasilerin,iktidarın ve sivil toplum “ortak aklının” kayıkçı kavgasına düştüğü bu günlerde bu ne anlama geliyor düşünen var mı?Üretici kültürü kayboluyor.Çiftçi aileler dağılıyor.Ailelerin gençleri kente vasıfsız işçi oluyor. Bunlar kent varoşlarında lümpenleşiyor. Lümpen kitleler büyüyor. Lümpen lider iş yapıyor. Lümpenlik faşizmin ordusudur. Faşizmin ayak sesleri 1998′de duyuluyordu.Bugün hayatın gerçeği. Aydın geçinen ezbercilerin kafa karıştırma uzmanlığı toslamamız için arkadan itiyor. Türkiye Ortadoğulu olma yolunda hızla ilerliyor,45 yıllık AB zemininden kaymış bulunuyor. Doç. Dr. Yavuz Öztürkler düzenlediği basın toplantısında, genelde ülke, özelde ise bölge boyutunda gerek mesleki ve gerekse hayvancılık sorunlarının bir çığ gibi büyüdüğünü, bu sorunlara artık çözüm bulanamadığını belirtti. Öztürkler, bugüne kadar yürütülen politikaların hayvancılığı ve hayvancılıkla geçinenleri bitirme noktasına getirdiğini dile getirerek, “Dolaylı olarak mesleğimiz saygınlığını yitirmektedir. Ülkemizdeki bu tablo en çok Doğu Anadolu Bölgesi’ni etkilemektedir. Her ne kadar ülkenin gelişmiş yörelerindeki büyük sermaye ile kurulan çiftlikler üzerinden ülkenin hayvansal gıdası götürülmeye çalışılsa da Doğu Anadolu Bölgesi’nin payı azalmaktadır. Edirne’de üretilen bir hayvansal ürünün Kars’ta satışa sunulması moral değerleri alt üst etmektedir. Bu durumda konuya sadece hayvan ürünleri potansiyeli olarak bakamayız. Bu bölgenin insanlarının geçim kaynağı hayvancılıktır. Payı ne olursa olsun bölge hayvancılığının kurtarılması sosyal açıdan bölgenin, ekonomik açıdan da ülkenin kurtulması anlamına gelmektedir.” diye konuştu.

Bunu destekleyen iki makale aşağıda: TÜSİAD geçen hafta son derece önemli bir araştırma yayımladı: Türkiye’de hane halkı (işgücü, gelir ve yoksulluk açısından analizi) Araştırmayı ele alan Zafer Yükseler ve Ercan Türkan’ı kutluyoruz. Gerçekten kapsamlı bir derleme yapılmış. Önce şu gerçeği koyalım; Türkiye’nin nüfus yapısı hâlâ çok genç. 15 yaşın altındaki nüfus AB’de yüzde 16 iken, Türkiye’de yüzde 29. Yani neredeyse 2 kat. Malum bunun da birçok sonuçları oluyor. İşsizlik oranı ise aşağılarda gözleniyor. Çünkü işgücüne katılım düşüyor. 2002 yılında yüzde 44.4 olan istihdam oranı, o denli büyümeye rağmen 2006 yılında yüzde 43.2’ye gerilemiş. Bunun da temel nedeni kadın işgücünün giderek iş piyasasından çekilmesi. Bunun temel nedeni, kadınların tarımda çalışma olanağı bulurken kentlerde bulamaması. Tabii siyasal değişim de buna katkıda bulunuyor olabilir. Tarım çöküyor Malum, tarımda çok hızlı bir istihdam çözülmesi gözleniyor. 2002-2004 döneminde çalışanların yüzde 34’ü tarımdayken 2005-2006 döneminde bu oran yüzde 27’ye gerilemiş. Bu gerçekten anlaşılması son derece güç olan hızlı bir toplumsal değişim. Bunun bir kısmı iş bulurken, önemli bir kısmı çaresizce işsizler ordusuna katılıyor. İş bulanlar daha çok hizmetler kesiminde, özellikle perakende ve toptan ticarette, bir miktar da inşaat sektöründe iş buluyor. Bu arada sevindirici olan tek gelişme istihdamda kayıtdışılık oranının sürekli gerilemesi. Bunun da nedeni tarımdaki istihdam çöküşü. Kent kesiminde hizmetler sektöründe iş bulanlar haliyle kayıt altına giriyor. Bununla beraber kırsal kesimde de yevmiyeli çalışma oranı yükseliyor (çalışanların artık üçte biri yevmiyeli) ve bu da kayıtlı olmaya katkıda bulunuyor. İşsizlik bölgelere göre çok değişiyor. Örneğin, Karadeniz bölgesinde işgücüne katılımın çok yüksek olmasından dolayı işsizlik oranı çok düşük çıkıyor. Oysa nüfus artış oranı çok yüksek olan Güneydoğu Anadolu’da, işgücüne katılım düşük olsa da işsizlik oranı çok yüksek çıkıyor. Üstelik burada tarımda ücretli olarak çalışan da az. Bir başka konu da tarımın istihdama katkısı Türkiye genelinde yüzde 27 iken, Güneydoğu Anadolu’da alternatif ekonomik faaliyetlerin yeterince gelişmemesi nedeniyle tarım toplam istihdamın yarısını oluşturuyor. İşte burada terör örgütüne katılımın ekonomik güdüsü de anlaşılıyor. Ancak çalışmada işsiz kesimin yoksul olarak tanımlanmadığı görülüyor. Bir biçimde bu insanlar doyuyor. Üstelik işsizler 2002’den bu yana giderek yoksul olmaktan çıkıyor. 2002 yılında çalışan nüfusun yüzde 25’i yoksulken, şimdi sadece yüzde 15’i yoksul sayılıyor. Yine 2002’de işsizlerin yüzde 32’si yoksulken, bugün yüzde 20’si yoksul sayılıyor. (Bu konuya yarın gireceğiz.) Şu aşamada iki konunun altını çizmekte yarar var: Birincisi, tarımda çok hızlı bir çözülme gerçekleşiyor ve bu üstünde durulması gereken bir konu; ikincisi de işgücüne katılım daraldığından biz bunu göremiyoruz. Türkiye’de aile işçilerinin payı yüzde 20, AB’de yüzde 1.2. AB’de işgücüne katılmayan oran yüzde 30, bizde yüzde 49. Eğer çalışmak isteyip de iş aramayanlar işsizlik tanımına dahil edilse 2002’de yüzde 10.3 olup da 2006’da yüzde 9.9’a düşmek yerine, yüzde 14’ten yüzde 17’ye çıkmış olacak. Yani işsizlik artmış olacak. Hurşit Güneş “Son günlerde küçük ilan yayımlatmak için bize başvuranların çoğu, işyerlerini devrettirmek isteyenler. İşyeri devir ilanları, ev ve otomobil satış ilanlarının önüne geçti.” Bunları Ankara’da bir toplantıda birlikte olduğum ilan ajansı sahipleri söylüyordu. Gazetelerde yayımlanan küçük ilanları gözden geçirenler ekonomideki gelişmeler hakkında az çok bilgi sahibi olabilirler. Küçük ilanları genelde reklam ajansları toplar ve gazetelerde yayımlanmasını sağlarlar. Reklam ajansı sahipleriyle sohbet ederken, “Eskiden küçük ilan denilen ilanlar genelde kayıp ilanlarıydı… Şimdilerde her konuda küçük ilan yayımlanıyor. En çok da otomobil ve ev satış ilanları yayımlanır oldu… Ekonomideki gelişmelere göre ilanlarda ne gibi bir değişim var?” şeklinde bir soru sorunca, yukarıda yazdığım cevabı aldım. Ve de anlattılar: ”Talepteki daralma küçük işyerlerini hemen etkiliyor. Küçük işyerlerini işletenler kira ödeyemez hale gelince, işyerini devretme telaşına kapılıyor.” Bu bilgi üzerine gazetelerin küçük ilanlarını gözden geçirmeye başladım. Büfe, kahve, lokanta, bakkal dükkânı, kasap dükkânı, manav, tamirhane devir ilanlarının sayısı dikkat çekiyor. Devredemeyen kapatıyor ”Bir devir ilanı kaç defa yayımlanıyor? İlan veren, devralacak kişileri bulabiliyor mu?“ diye sorunca, ilan ajansları sahipleri, “Tirajı yüksek gazetelerde bir devir ilanının 4 gün üst üste yayımlanması 24 YTL. İlan verenin, 4 ilanla, devredeceği birini bulabilmesi çok zor” cevabını verdiler. Ben, ”4 gün yayımlanacak ilan için 24 YTL çok uygun bir fiyat. O zaman daha çok yayımlatsınlar” diyecek oldum. Uyardılar, “İşyerlerini devretmek durumuna düşenler için 24 YTL o kadar büyük bir para ki… Onu bile ödemekte zorlanıyorlar. İlan parası bile olmayanlar ve de devir ümidi olmayanlar ise kapılarına sessiz sedasız kilit vuruyor.“ İlan ajansları sahiplerinden bunları öğrendim. Dostum Alaattin Aktaş, Ankara’da olan biteni, Ankara kaynaklı haber ve bilgileri yakından izleyen bir iktisatçı/gazetecidir. O da açılan kapanan şirketler hakkında bilgi verdi. Alaattin Aktaş’ın TÜİK ve TOBB kaynaklarından derlediği bilgilere göre, bu yılın ilk iki ayında 10 bin 901 şirket kuruldu. Buna karşılık 2 bin 474 şirket de kapandı. Demek ki, kurulan her 100 şirkete karşılık 22.7 şirket kapanmış. Kurulan-kapanan dengesi, bugüne kadar görülmemiş bir durgunluğun habercisi. Anadolu’da işler kötü Kapanan şirket sayısı çok yüksek. Büyük krizin yaşandığı 2001 yılında bile kurulan her 100 şirkete karşılık sadece 8 şirket kapısına kilit vurmuştu. Esnafın durumu ise daha kötü. Esnaf tarafından ilk iki ayda 9 bin 455 işyeri açıldı, 8 bin 256 işyeri de kapandı. Bir başka ifadeyle, kurulan her 100 işyerine karşılık 87 işyeri piyasadan çekildi. 2001 krizinde küçük esnaf olarak da nitelendirilebilecek işyerlerinde kurulan-kapanan dengesi 83 olmuştu. İki aylık dönemde ticari faaliyete başlayan 9 bin 455 esnafın, 4 bin 345’i “toptan ve perakende ticaret; motorlu taşıt, motosiklet ve kişisel eşyalarla ev eşyalarının onarımı” işkolunda (sektöründe) faaliyet gösterecek. Bu sektörde 4 bin 345 esnaf faaliyete geçerken, ticaretten çekilenlerin sayısı tam 6 bin 179 oldu. Açık anlatımıyla, bu sektörlerde açılandan çok işyeri kapandı. Üç büyük il dışında, Anadolu’da esnafa ait kapanan işyeri sayısı açılan işyeri sayısının çok üzerinde. Yılın ilk iki ayında İstanbul’da 1.125, Ankara’da 525, İzmir’de 201 işyeri kapandı. Üç büyük il dışında kalan illerde, Anadolu’da açılan 4 bin 601 işyerine karşılık 6 bin 405 işyeri kapısına kilit vurdu. Güngör Uras TÜİK’in açıkladığı rakamlar, kuraklığın tahribatını resmen ortaya koydu. Buğdaydan mısıra, ayçiçeğinden şekerpancarına, turunçgillerden baklagillere kadar hemen hemen tüm ürünlerin üretimi düştü Habere yorum yaz Haber ile ilgili mail gönder Sitene ekle Sayfayı yazdır Türkiye’de geçen yıl yaşanan kuraklığın tarımdaki acı faturası kesinleşti. Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) açıkladığı rakamlara göre, geçen yıl buğday üretimi yüzde 13.9, arpa üretimi yüzde 23.5, mısır üretimi yüzde 7.2 azaldı. Yağlı tohumlar üretimi yüzde 21.4, tütün üretimi yüzde 18.5, şekerpancarı üretimi yüzde 14.1, pamuk üretimi yüzde 10.8 düştü. Meyve üretiminde toplamda yüzde 4.3 düşüş olurken sulamayla yetiştirilen sebze üretimindeki düşüş de dikkati çekti. Toplam tahıl üretimi, önceki yıla göre yüzde 15.5 azalarak 29 milyon 257 bin tona geriledi. Buğday üretiminin 2.8 milyon ton, arpa üretiminin 2.2 milyon ton azaldığı geçen yıl yem ve yağ açısından büyük önem taşıyan mısırda da üretim, yüzde 7.2 düşerek 3.5 milyon tona indi. Aspir ve kolzada artış Geçen yıl toplam baklagil üretimi yüzde 11.6 azalarak 1.3 milyon tona geriledi. Baklagiller arasında yeşil mercimek yüzde 36.7’lik, fasulye yüzde 21.3’lük, bezelye de yüzde 19.9’luk üretim düşüşleriyle dikkat çekti. 2007’de yağlı tohumlar üretimi yüzde 21.4 azaldı ve 1 milyon 31 bin tona geriledi. Bu arada hem yem, hem yağ bitkisi olarak değerlendirilebilen ve üretimine devlet desteği verilen aspir ve kolza üretiminde yüzde 100’lerin üzerinde artış oldu. Soya üretimi yüzde 35.2 azalarak 30 bin 666 tona, ayçiçeği üretimi yüzde 23.6 azalmayla 854 bin tona, susam üretimi yüzde 24.6 azalmayla 20 bin tona düştü. Yerfıstığı üretimi yüzde 11.6 artışla 86.4 bin tona, aspir üretimi yüzde 477.2 artışla 2 bin 280 tona, kolza üretimi yüzde 127.7 artışla 28 bin 727 tona, kenevir tohumu üretimi ise yüzde 84.6 artışla 24 tona çıktı. Fındık yüzde 20 azaldı Kuraklık, sanayide yoğun olarak kullanılan bitkileri de olumsuz etkiledi. Tütün üretimi yüzde 18.5, şekerpancarı üretimi yüzde 14.1, kütlü pamuk üretimi yüzde 10.8, haşhaş kapsülü üretimi yüzde 70.3 azaldı. Üretim düşüşü zeytinde yüzde 39.1, fındıkta yüzde 19.8, antepfıstığında yüzde 33.3, üzümde yüzde 9.7, incirde yüzde 27.6 oldu. Turunçgil üretimi yüzde 7.2 azalırken, elma, armut ve kayısı, kiraz, vişne gibi taş çekirdekli meyvelerin üretimi arttı. Kuru soğan, sarımsak, domates, havuç dışında genelde sebze üretimi de geriledi. Milliyet 28.MArt

Nevval Sevindi imedya.tv’ye konuk oldu

Mart 20 2008Yorum Yok Kategori: Haberler

imedya.tv’ye konuk olan Nevval Sevindi, AKP’ye açılan kapatma davasını ve siyasi partiler yasasını yorumluyor.
İzlemek için tıklayın…  

Kalın kafalılık

Mart 20 2008Yorum Yok Kategori: Güncel

“Konuyu bütün yönleriyle anlattım, bir türlü anlamıyor kalın kafalılar.” Diye söze başlayan birisi için iki durum söz konusu.

“Konuyu bütün yönleriyle anlattım, bir türlü anlamıyor kalın kafalılar.” Diye söze başlayan birisi için iki durum söz konusu. 1.Durum: Gerçekten Haklıdır, anlattıkları gerçektir, anlaşılmadığı için serzenişte bulunuyordur. 2.Durum: Haksızdır, doğruyu anlattığını sanıyordur. Serzenişte bulunmakta kendi açısından haklıdır, gerçekte haksızdır. Serzeniş cümlesinde geçen iki husus var. Biri konuyu bütün yönleriyle anlattığını söyleyen kişinin gözünden kaçan önemli ayrıntılar olabilir. Diğer husus anlatıcının kalın kafalı olarak nitelediği şahıslar konuyu mu, maksadı mı anlamamıştır? Anlamak kapasite ile sınırlı olduğuna göre anlatmak da yetenek nispetindedir, elbet. Yani anlatanın becerisini aşıyor ise dinleyenin kapasitesi, gözden kaçan şudur. Eksiksiz anlattığını sananın yanlışını dinleyen görüyor ve fikrine katılmadığından onaylamıyor. Anlatan veya anlattığını sanan da yırtınıp duruyor ve “Kimse bir şey anlamıyor, insanlar kalın kafalı” türünden cümleler kurarak serzenişlerini sürdürüyor. Çünkü kendini kusursuz bildiğinden, diğerlerini de anlamakla mükellef farz ettiğinden asla kendini yenileyemiyor. Kolay olanı seçiyor, “Kalın kafalılar, anlamıyorlar” diyerek olduğu yerde sayıyor! Hatta savunduğu fikri anlatmaktan da vazgeçerek sadece eleştirme yolunu seçiyor. Başkalarını da aşağılayarak kısır bir döngü içinde buluyor kendini. Başta iki durumdan bahsetmiştim; insan tespitinde ya doğrudur, ya da yanılıyordur. Eğer iddiası doğru ise kaybı sadece anlaşılamamakla sınırlı olacak; iddiası yanlış ise asla yanlışını göremeyecek ve kendini yenileyemeyecektir. İşte bu durumdaki insan kendine zulmeden durumundadır. Asıl “kalın kafalı” da o dur. Ahmet Bektaş

www.imedya.tv

Mart 17 2008Yorum Yok Kategori: Basında

bu kanalı açın ve son Nevval Sevindi röportajını izleyin! gündem…

Millet aç!

Mart 16 2008Yorum Yok Kategori: Güncel

Çalışanlar sel oldu sokaklara aktı.Muhalefet sokakta dillendi.”Hiç sendikaya üye olmak aklıma gelmezdi.Bugün benimle 130 kişi sendikaya üye oldu” diyen memur hafta sonu taksicilik yaparak geçiniyor.Emekliler, işçiler,öğrenciler ve emekliler resmen açlık çekiyor.

Sosyal,kültürel alandan çekildiler. Son beş yılda dünyaya 13 dolar milyarderi hediye eden hükümet devlet kasasını sadece yandaşlarına kullanıyor. Başbakan dahil bütün Bakanların, Cumhurbaşkanı’nın 15 yaşındaki oğlu dahil oğullar-kızlar zenginlik dehası genine kavuştu aniden!!! Hakarete uğradım diye karikatürden yazıya mahkemeye koşturan Başbakan ve Bakanlar nedense yargıdan hiç hoşlanmıyor.Parti içinde otoriter dünyanın temsilcisi yöneticiler nasıl bir toplumsal hedefleri var acaba Türkiye için derseniz; kavgaya bakılırsa sadece türbanla üniversiteye girmek tek toplumsal projemiz. İntihalden suçlu bulunan (yani hırsızlıkla akademik unvan alan) AKP’li üst düzey yetkililerin olduğu parti politikası hızlı tren politikası gibi; yaptığın ve söylediğin her şeyin üstüne bir levha as:” ben ne dersem odur”. Hızlı tren kazasında ölenleri unuttular gittiler acılar ve yokluklar insanların yanına kar kaldı.Onlar bu milletten değil miydi? İnat ettiler mi tam ederler AKP’liler.Slogan “inadına sahip çık!” Hızlı tren konusunda yazdığım zaman “zihni sinir projelerinden geçilmeyen partililer” demiştim.Şimdi İstanbul Eğitim Müdürü dahil bu projelerin sürüsüyle olduğuna şahidiz. “Zihni Sinir projeleri” dünya örnekleri hep faşist liderlerden, totaliter liderlerden ne tesadüf! Tarih yalan söylemez. İstanbul’da Eminönü-Sultanahmet tramvayına binin nasıl tek tipleştirildiğimizi görün.Türbanı tek bir şekilde bağlayan kızlar,kadınlarla, jöleli saçları ve yampiri yürüyüşleri kabadayı özentisi varoş delikanlıları. Kızların yüzde 80’i evde oturuyor çıkmış araştırmalarda ne gam!Kızlar ve kadınlar ev kadınıymış dersek, oh!ne ala diyorlar 3 çocuk doğur vede canın sıkılmasın.Karnın açsa mahalle sorumlumuza adını yazdır,kömürünü,fileni gönderelim. İlk hükümet döneminde GAP adını ağzına almayan hükümet ,acil eylem planında da hiç GAP demedi.Yerel seçimler yaklaşırken birden GAP aşkı başladı.Paket dediği ise; GAP idaresinin 15 yıllık birikiminde sayfalar dolusu raporlarda var zaten. Yani hiçbir konuda doğruyu söylemiyor Başbakan. Bakanlar da. Yetkililer de.” GAP’a tek çivi çakılmamıştır “Hükümetin acil eylem planında “acil” bir GAP vizyonu görülmüyor” diye başlayan yazımı hükümet kurulduktan kısa bir süre sonra yayınlamıştım. “Bölge kalkınma ve kalkınma işi DPT tekelinde ya! Şimdi yeni düzenlemelerle bölge kalkınma işi yerel uç beylikleri kurularak çözülmeye çalışılıyor.”(16.07.2007) Her gittiğim bölgede insanlar yolsuzluktan dert yanıyor.Yolsuzluk almış başını gidiyor.Bir tek ihale bile AKPli olmayanlara verilmiyor.Kadrolaşma için söylenenleri dinledikçe dudağınız uçukluyor. Van’da dinlediğim de İzmir’de dinlediğim de ayni. Başbakan’ın tüm konuşmalarındaki dili de çok ilginç:hep “biz” ve “bizden olmayanlar” siz bize bunu yapamazsınız diye seslenen Başbakan kendini ve kendi taraftarlarını ayırarak konuşmakta.Bu bölücü dil alışkanlık elbette. Mili Nizam’dan beri devam eden “ötekilere çemkirme” hali! Bir çok konuda inatlaşma politikası yürüten Başbakan pişmanlıklarını da ağzından kaçırıyor! Bunun bir örenği de tezkere konusunda yaşandı.6 Mart 2007’de yazdığım yazıda bunu eleştirmiştim: “Keşke 1 Mart tezkeresi geçseymiş ” Geçen çarşamba akşamı CNN Türk’te Taha Akyol’un programında Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın, 1 Mart tezkeresinin reddedilmesini hata olarak gördüğünü söylemesi, siyasetimizin pişmanlıklar risalesi olarak kayda geçmiştir. O sırada Başbakan olmadığı için mi acaba partisi onu dinlemedi? Erdoğan, “Denklemin dışında kaldık. Keşke 1 Mart tezkeresi geçseymiş. Tezkerenin bu şekilde neticelenmesini doğru bulmadım. Bunlardan ibret alıp gelecekte aynı hataya düşmemek gerekir.” dedi.(6Mart2007) Bu ülkede kapanan sivil örgütlere,gazetelere ya da özgürlük karşıtı haksızlılara karşı hükümeti eylemde gören oldu mu? “STK’lar kapatılır kimse ses etmez.Çiftçiye veya vatandaşa Başbakan hakaret eder kimse ses etmez, Milli Eğitim Bakanı itiraz eden bir kadın öğretmene ağzından tükürükler saçarak “alın götürün bunu hemen” diye bağırır sorun olmaz.Şimdi sizi kapatmak istiyorlar denince kıyamet kopuyor…. STK’ların garip öyküsü Sivil toplum da toplum’ deniyor ya durmadan. Bu konuda yapılan çalışma sonucunda Türkiye’de 150.000 STK adına ulaşılmış. Vay canına diyorsunuz, bu ne sivil iştah! Araştırınca bunların 75.000 tanesinin mahkeme kararıyla kapatıldığı gerçeğiyle karşılaşıyorsunuz. Kumar oynatmaktan tutun da sahte evrak düzenlemeye kadar çeşitli nedenlerle… Geriye kalan 75.000 STK’dan ancak 1.500 tanesine ulaşılabilmiş. Yani adres, telefon gibi iletişim bilgileri ve mekânı olmadığından bunlara yazı yazılmış ve de sadece 75 tanesinden cevap gelmiş! Şimdi toplam bu sayı Türkiye’yi temsil edecek STK birikimimiz kısaca. Mezra derneklerinden tutun da köy hemşehri örgütlenmelerini ne kadar sivilleşme içine koyacağız? Bu manzara İstanbul’u ve Türkiye’yi marka yapmaya yeter mi? İnsan kalitesini nasıl yakalayacağız? Türkiye’de gönüllü dernek faaliyeti yapanların oranı sadece yüzde 7. Bu oran ABD’de %75. Yurttaş olmazsanız katılım sadece oy vermekle sınırlanıyor anlaşılan. Türkiye’de 45 milyon seçmenin eğitim süresinin 5,5 yıl olduğunu da ekleyelim bilgilerimize.”(30.01.2007) KAPKAÇ YETİŞTİREN AKP POLİTİKASI Kapkaçla ilgili yazdığım yazıya yüzlerce mektup gelmişti kapkaça,evinde hırsızlığa uğramayan yoktu. Hükümet ses soluk vermiyordu! Kişiliksiz ve kimliksiz Beyoğlu’nu hayatımıza sokan İstanbul Belediyesi şimdi de kimliksiz beton dökme işini Boğaz’a taşıdı. İstanbul’a yapma çiçek ve taşlı yapma ağaç sakilliğini taşıyan zevk yoksunu Belediyeler siyasetimiz kadar ruhu süfli iktidarın ne İslam’ı,ne Türk kültürünü anlamadığını çok iyi kanıtlıyor. Van’ da enerji yokluğu ekonomiyi,sanayiciyi vururken enerji sorunumuz hiç gündeme gelmiyor. Başbakan sürekli ellerini ovuşturarak “çok para kazandık,dünya bize yatırıyor” diyor bize. Öyle mi? Ülkenin hangi sorunu çözüldü acaba? Yazdıklarıma bakıyorum . Bunlar hala sorunsa çözülen nedir? AKP kapatılmalı mı? Size hukuki özgürlüklerinizi vermeyen,özgür eleştiri ve yazınızı engelleyen ,faşist tavırlı iktidar devam etmeli mi diye soruyu sorabiliriz. Parti kapatmak demokrasi tarihimizde var diye komplekse gerek yok Avrupa’da da sürüsüyle var. Almanya’da,İspanya’da,Fransa’da veya İtalya’da…. Türk aydını ezber dışında konuşamaz durumda. ABD’de “zenci” demek yerine “afro” demek gibi bir şey bu galiba!Ama sistem devamlı zenci olduğunu hatırlatır. Zenci demişken, AKP’lilerin ve AKP militanlarının türbanlılara yapılanları zencilere yapılanla özdeş kılmaları Türk kültürüne hakaretin en büyüğüdür. Türkler hiçbir zaman ırkçı olmamışlardır kültür dünyalarında. 1000 yıl sonra militan AkP’liler kültürümüze,insanımıza ve kendilerinden olmayan “ırkçı” diyerek bölücülük yapmaktadırlar. Hatta biri dedi ki:”Türkiye’de bize yapılan zencilere yapılandan kötüdür.Zencilere araçlarda ayrı bir yer verilirdi,bize yer bile ayrılmıyor”. Buna ne diyeceğini insan şaşırıyor.Bu nefretle konuşanların sonra “Yunus Emre’lerin ülkesiyiz” demesi hiç inandırıcı değil. Mevlana’yı sevmediklerini ise kulaklarımla duymuş,yaşamış biriyim. Mesnevi’de eşek hikayesi var diye Mevlana’yı sevmeyen zihniyet sadece “zihni sinir projesi” üretir . Ondan başka bir şey beklemek abes. AKP’yi kapatarak kurtulmak yerine , acilen “siyasi partiler yasasını” ve “seçim yasasını” değiştirmelidir. Bu konuda ısrar etmeli,sokağa dökülmeli ve sivil baskı uygulamalı. Yargı bu konuda duyarlılık göstermeli. Siyasi partiler AKP’den rahatsız ise,samimi olsunlar ve elbirliğiyle bu iki yasanın hemen değişmesini sağlamya çalışsınlar. Hadi bakalım….. Bedavaya açılan boşluğa konmak değil, Türk siyasetini dönüştürmek olmalı hedef. Cesur olan talip olsun. Cesur siyasetçimiz var mı görelim. Nuray Mert (Vatan gazetesi) Evet. Ben 28 Şubat’a en çok karşı çıkanlardan biriydim. Ama tespitleri namusluca yapmak lazım. ’AKP’den korkacak ne var? Bu zaten sosyolojik bir süreç’ diyoruz ama şunu gözden kaçırıyoruz: AKP, bugün ılımlı, merkez sağda liberalleşmiş bir partiyse, bu 28 Şubat yüzünden oldu. Yani Refah Partisi, askeri darbe yüzünden daha liberal bir sağ partiye dönüştü. Bu kendiliğinden olmadı, o parti kendi içinde o yenilenmeyi yapamadı, asker yüzünden yaptı. Bunu da kafamızın bir yanında tutalım. AKP’ye dönüşme süreci ise çok kısa. Geçmişlerinde sistemle kavgalı siyasi gelenekten gelen bir siyasi kadronun bu şekilde, çok hızlı bir biçimde dönüşmesi ve ondan sonra da bütün iktidar mevkilerinde bulunmaları, seçimle gelerek de olsa, hangi toplum olursa olsun bir sorun, bir sarsıntı yaratır. Bunu da anlayışla karşılamak, dikkate almak lazım. ’Ne oluyor da, bu insanlar heyheyleniyor?’ filan demek olanı biteni fazla görmezden gelmek oluyor. Cumhurbaşkanlığı çok sembolik bir makam. Abdullah Gül de 11 yıl öncesinin sistemle kavgalı siyasi hareketinin önde gelen isimlerinden biri… Sayın Gül’ün AKP ilk kurulduğunda Milliyet’e verdiği röportajda şu var: “Geçmişte söylediklerimize bakıyorum da şaşırıyorum!” Şimdi bu laf söylendiğinde, geçmiş denilen zaman en fazla 6-7 sene. Yetişkin bir insanın 6-7 sene önce söylediklerine bu kadar şaşırıyor olması şaşırtıcı değil mi? Kendi bile şaşırıyor! Ben bu AKP liderlik kadrosunun katiyen gizli bir ajandası filan olduğuna inanan biri değilim ama bunları dikkate almak gerekirdi. Hükümetin tek eleştirilecek tarafı, bu kaygılara, sanki çok lüzumsuz kaygılar gibi kulağını kapatması oldu. Bu da kaygıları artırdı. Ama sonuç itibariyle kaygı duyan kesimin de şunu algılaması lazım” Can Dündar (Milliyet) Diyorlar ki; “Halkın yarısının oyunu almış bir parti kapatılır mı?” Hukuk, partileri aldığı oy oranına göre değil, yasalara sadakatine göre tasnif eder. Aksini savunmak, ülkeyi çoğunluk diktasına götürür. Çoğunluk partisi de, yüzde 1 oy alan partiyle aynı hak ve sorumluluklara sahiptir. Diyorlar ki; “Avrupa ne der?” Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Refah Partisi kapatıldığında “Evet, kapatılmalıydı” demişti. Diyorlar ki; “İstikrar bozulur, borsa altüst olur.” Bunlar hukukun ilgi alanında olmamalıdır. Diyorlar ki; “Halkın iradesine karşı açılmış bir dava bu…” Halk desteği, bir siyasi hareketi meşrulaştırmaya yetmez. Nazilerin de halk desteği vardı. Ve o destekle dünyayı yaktılar. Bir parti meşruluğunu, iktidarda olmasından, yüksek oy oranından, Avrupa’nın koltuk çıkmasından değil, eylemlerinin, söylemlerinin, liderlerinin hukuka uygunluğundan alır. Yargıtay Başsavcısı’nın AKP için açtığı kapatma davasıyla yargıyı siyasallaştırdığını öne sürenlerin gerekçeleri de yargıyı siyasallaştırıyor. Hukuk konuşacaksak bu ilkelerde anlaşmalıyız. * * * Şimdi madalyonun öbür yüzünü çevirelim ve siyaseti konuşalım: Orada da demokraside anlaşmamız gerekiyor. AKP’yi kapatma davası, yukarıdaki gerekçelerle değil, ama siyasetin sorunlarına, hukukla çözüm aradığı için sistemin iflası anlamı taşıyor. Yönetici elit, deliklerden çıkan plastik kafalara çekiçle vurmaya çalışan lunapark müptelasına benziyor; işine gelmeyen hareketleri yasaklayarak bastırmaya, okulsuz maarif gibi “partisiz demokrasi” yaratmaya çalışıyor. Bu işi de artık seçimle ya da darbeyle yapamadığından hâkimlere devretmişe benziyor.” Semih İdiz (Milliyet) Bu arada, AKP’den son dönemde kopmaya başlayan unsurların bu dava sayesinde, “demokrasiye sahip çıkma” adına tekrar bu partinin etrafında kenetleneceklerini düşünüyoruz. Bu yargılarımızın ne denli geçerli olduğunu 12 ay sonra yapılacak yerel seçimlerde göreceğiz. Ancak burada son söz olarak şu husun altını çizmek istiyoruz. AKP’nin gitmesini isteyenlerin bunun sadece demokratik muhalefet yoluyla sağlanabileceğini bilmeleri gerekiyor. Başka yollara başvurmanın nasıl ters teptiğini ise yakın tarihimizden hepimiz biliyoruz. Fırsat gelmişken herkese değerli yazarımız Osman Ulagay’ın “AKP Gerçeği ve Laik Darbe Fiyaskosu” başlıklı son kitabını öneririz. Bazı zihinlerin açılmasına yarayabilir.” Enis Berberoğlu (CNN) Savcı T:C:’nin baş savcısıdır.Onun görevi dava açmaktır, iddianame hazırlamaktır. Savcı bana dava açamaz demek demokrasinin yargı tarafını ,yani kuvvetler ayrılığını hiç dikkate almayan demokrasi bilmezliktir. Savcının yetkisi alınsın ne demek? DTP oyu az diye kapatılsın dendiğinde AK^P’lierin sesi mi çıktı? Az oy alan kapatılır diye yasa mı var?” Bilal Çetin(CNN) 321.madde nedeniyle şakır şakır davalar açıldı.AKP özgürlük diye sadece türbanı gösterdiğinden buna hiç aldırmadı. Zülfü Livaneli (Vatan) Geçen hafta yurt dışında, Türkiye’yi iyi izleyemediğim bir yerdeydim. Başsavcı’nın dava açtığını duydum elbette ama durumun vahametini THY uçağında gazeteleri elime alınca kavradım. Bir savaş halinin gazeteleriydi bunlar. Olmadık küfürler ediliyor, olmadık tehditler savruluyor, olmadık hakaretler sıralanıyordu. Kime mi? Cumhuriyet Başsavcısı’na. Hangi ülke bu kadar çılgınlaşmıştır, hangi ülkenin yazarları kendi yargısına bu kadar hakaret etmiştir bilmem. Böyle bir örneğe hiç rastlamadım. Bu yüzden gelin davanın özünden önce şu üslup meselesini konuşalım. *** Burnundan soluyan arkadaşlar yasama-yürütme-yargı kavramlarını, erkler ayrılığını, yargı kurumunun demokrasinin asli ve vazgeçilmez unsuru olduğunu bilmez mi? Bilir elbette. Yargı kurumu olmadan demokrasinin “check and balance” (denetim ve denge) görevini yerine getiremeyeceğinden habersiz midirler? Elbette hayır! O zaman nedir görevini yapan Başsavcı’ya düzenledikleri bu saldırı? Anlatayım: Demek istiyorlar ki: “Uzun ince bir yoldayız, çoğu gitti azı kaldı, Türkiye olgun bir meyve gibi avuçlarımızın içine düşmek üzere. Bütün kurumları ele geçirdik, tam bu noktada pişmiş aşa su katmaya çalışan senin gibi bir savcıyı yeriz biz.” *** New York Times bunu açık açık yazıyor zaten: Vatan Gazetesi’nin manşetten alıntıladığı yazıda “Laiklerin son kalesi olan yargı da düşmek üzere!” diyor. Daha açık bir dille nasıl söylenir bu? Laiklerin son kalesi düşüyor. Bir başka gazete de Schröder’in Türk yargısına “onursuz” diyen sözlerini, benimseyerek manşet yapmış. Bu hakaretleri savuran Olli Rehn, Schröder gibileri AİHM’nin Refah Partisi’nin kapatılmasını onayladığını unutmuş olabilirler mi acaba? Ya Almanya’nın kapattığı partileri? Ya Avusturya’da seçim kazanan Jörg Heider’e iktidarın teslim edilmeyişini? Bunları bilmemeleri mümkün mü? Hem ortada kapatma falan da yok. Siyasi partileri izlemekle görevli Cumhuriyet Başsavcısı’nın iddianamesi üzerine kopuyor bu fırtına. *** Kutuplaşmanın son aşamasına geldik. Öyle görünüyor ki Türkiye hızla bir bedel ödeme noktasına yaklaşıyor. Son perde açılıyor. Dokunulmazlık zırhının altındaki siyasiler, “demokrat” ağabeylerinin de yardımıyla Türkiye’yi korkunç bir karanlığa sürüklüyorlar. Öfke ve izansızlıklarıyla hepimizi, Yugoslavya felaketine doğru götürüyorlar. *** Bu ülkede laik ve gerçekten demokrat insanların sayısı az değil ama ne yazık ki güçlerini birleştirebilecekleri bir platform bulamıyorlar. Gönderen: Erdal
E-Posta: erdal
Konu: Beypazarından selamlar
Mesaj: Çalışmalarınızla aziz milletimize çok şey kattığınız kanaatindeyim. İlgiyle izlemekteyim. Saygılarımla sayın nevval hanım,ben ve eşim sizi cok seviyor ve tam destekliyoruz.ben yapmış oldugum küçük bir ankete size karşı bir tevehcüh var ben aslen usaklıyım,simdi konyada ikamet ediyorum,sunu söyleyeyim,halkın size bir sempati var,gazetecilik,program yapımcılık,sıcak kanlılıgınızdan dolayı,halkın gönlündesiniz,ben genelde halkla iç içeyim sizi anlatıyorum,kişilerin gözlerde bir mutluluk görüyorum,ben şunu söyleyeyim partiden ziyade biz sizin sahsınızı seviyorum,destekliyoruz,sizin yanınızdayız Konya

Metin Münir yazdı

Mart 16 2008Yorum Yok Kategori: Güncel

Siyasi parti kapatma demokrasiye aykırıdıııır. Yargıtay Başsavcısı’nın AKP’yi kapatıp liderlik kadrosunu beş yıl siyasetten sürgün etme başvurusunun ardından en çok duyulan laf bu oldu. Tanrı, Türkü sığ mantralardan korusun. Eğer siyasi partiler demokratik olsaydı ben de koroya katılırdım. Ama katılmıyorum. Ben, “Şaşılacak bir şey yok. Demokratik olmayan tavuk, demokratik olmayan yumurta doğurur” diyorum. Türkiye’de siyasi partiler demokratik değildir, derebeyliktir. Parti başkanlarını, diktatörlükleri bile kıskandıracak yetkilerle donatan bir siyasi partiler yasası var. Bir defa seçildi mi parti başkanını kimse yerinden edemez.

Lideri seçen kongrenin bütün üyelerini parti başkanı seçer. Kongre üyeleri, başkanın emrinden çıkamaz. Aynı şey il idareleri ve milletvekilleri için de geçerlidir. Başkana karşı çıkan partide tutunamaz, partili olmanın getirdiği mamadan yiyemez. Bu durumun demokratik olmadığını herkes bilir, ama hiç kimse bir şey yapmaz. Çünkü, bir şey yapabilecek olan siyasi liderleri, milletvekillerini, kasaba politikacılarını bu ortam doğurup büyütüyor. Türkiye’de siyasetin özü olan Hazine’den para hortumlama bu feodal siyasi yapıya dayanır. Demokrasi olarak remigeçit yapan bu maskaralığın hasadı zehirdir: Demokratik olmayan sığ ve donanımsız liderler, kişiliksiz ve kul politikacılar, ufuksuz ve çağdışı siyasi partilerin anası siyasi partiler yasası ve onun kadar ölümcül olan kulluk kültürüdür. Bu ortamda yeşeren siyasi liderleri kontrol edecek demokratik bir mekanizma yoktur. Darbelerin, parti kapatmaların ardı bunun için kesilmiyor. Beyefendi partisine yüzde yüz hâkim. Oyların da % 46’sını aldı. Bunlar istediğini yapması için yeterli değil mi? Neden Türkiye’yi, evi gibi döşeyip eşi ve çocukları gibi giydirmeye kalkışmaya hakkı olduğunu sanmasın? Neden dinciliğini kuralları bütün ülkeye geçerli kılmasının mübah olduğuna inanamasın? Neden devletin bütün organlarını kendi gibi düşünen kişilerle doldurup iktidarını ebedi yapmasın? Atatürk, Türkiye’yi olduğundan yüksek bir yere taşımaya çalıştı. Türkiye, o gün bu gündür, oradan aşağı, doğal düzeyine doğru düşüyor. Bu düzey, doğanın bir milyon yılda imal ettiği fosil yakıtı bir yılda tüketen, aşırı nüfus büyümesi dolayısıyla iflasın eşiğine gelen bir gezegende “Üç çocuk doğurun, her çocuk kendi rızkıyla gelir” düzeyidir. Yargıtay Başsavcısı’nın yapmaya çalıştığını anlıyorum. AKP’yi kapatarak bu düşüşü engellemeye çalışıyor, ama çabası boşunadır. Ne AKP ne de düşüş durdurulamaz. Çünkü, düşüşe neden olan yerçekimini meydana getiren donanımsızlık ve ahlaki zaaf Atatürk ilkelerinden güçlüdür. Kapatma girişimi, başarılı olsun veya olmasın, AKP’nin (veya onun yerini hangi dinci parti alacaksa onun) oylarını artıracak. Bu da Erdoğan ve Fethullah Gülen gibilerin hayal ettiği alaturka Türkiye’nin gerçekleşmesini çabuklaştıracak. Yani, AKP’nin kapatılması ile elde edilmek istenen sonucun tersi ortaya çıkacak. Yere çakılıncaya kadar düşeceğiz.

Yenilik

Mart 16 2008Yorum Yok Kategori: Okuduklarım

Siyasette İnovasyon
Dr. Abdullah Özkan

Araştırmacılar Derneği’nin her yıl düzenlediği geleneksel zirve toplantılarının bu yılki konusu “inovasyon” idi.  

Lütfen!

Mart 16 2008Yorum Yok Kategori: Okuduklarım

Cerrahpasa Tip Fakultesi Kulak Burun Bogaz Anabilim Dali olarak 12 yas
alti isitme problemi olan maddi durumu kotu hicbir saglık guvencesi
olmayan fakir cocuklarin tum tedavisini ve kullandiklari isitme cihazini
ucretsiz karsilayacagiz. cevrenizde bu tur cocuklar varsa lutfen benim
telefonumu verin.

SEMA ONAY
Rektor asist .Cerrahpasa Tip Fakultesi yurtici yayin koordinatoru
 

İzmir 2015 Expo için

Mart 15 2008Yorum Yok Kategori: Haberler

Sepetçiler Kasrında bugün Prof.Faruk Şen moderatörlüğünde Deniz BAykal,Kadıköy belediye Başkanı,Ortodoks patriği Bartholomeos,eski Kültür Bakanı Ercan karakaş,Ege-Koop BAşkanı Hüseyin bey ve ben konuşmacıyız.

saat:11.00-12.30 arası ’İZMİR EXPO 2015 için Avrupa İnisiyatifi’, Paris’te 31 Mart’taki büyük karar öncesi, bugün İstanbul’a bir dayanışma çıkarması yapıyor. Ege Koop. ve Türkiye Araştırmalar Merkezi (TAM) öncülüğünde oluşturulan inisiyatifin Türkiye Eşbaşkanı Hüseyin Aslan “EXPO için İstanbul’dan da destek bekliyoruz” dedi. TAM Başkanı Faruk Şen, bugün Sepetçiler Kasrı’nda 11.00’de başlayacak toplantıya İstanbul’daki 20 başkonsolos ile Rum, Ermeni ve Musevi cemaatlerinin ruhani liderleri, siyasetçiler ve STÖ temsilcileri katılacak. Bu arada CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, DP Genel Başkan Yardımcısı Nevval Sevindi ve Türk Alman Kültür Konseyi üyesi Ercan Karakaş, Kadıköy Belediye Başkanı Selami Öztürk ile Rum Ortodoks Patriği Bartholomeos konuşacaklar.

14 Mart Tıp Bayramı

Mart 13 2008Yorum Yok Kategori: Politika

Doktorların ve tüm sağlık çalışanlarının Tıp Bayramı kutlu olsun. Bu hükümet sizleri de vurdu ama….

AKP Hükümetinin uyguladığı Sağlıkta Dönüşüm Programı, ülkemizde toplumcu bir sağlık politikasını yaratamadığı ortadadır ve bu kaygı vericidir. AKP iktidarının, Türk hekimlerin çalışma olanaklarını düzeltmediği, özlük haklarının iyileştirmediği ve halkın sağlık hakkını koruyamadığı aşikardır. Son zamanlarda Sağlık Bakanlığı tarafından uygulamaya konulmak istenen “Kamu hastane birlikleri yasası” ile kamuya ait hastanelerin ticari şirketlere dönüşebileceği; “Tam gün yasası” ile de bakanlığa bağlı sağlık kuruluşlarında çalışan hekimlerin özlük hakları bakımından güvencesiz kalabileceği, ucuz iş gücü sağlanabileceği endişeleri söz konusudur. Bu endişeler hiç de yersiz değildir; AKP iktidarı, çalışan insanını anlayarak sistem kurmak yerine, birçok meslek grubuna yaptığı gibi dayatmacı bir anlayışla sistemdeki yanlışları düzeltmeye çalışmaktadır. Sağlığın kamusal nitelik taşıdığı, hekimlerin ve diğer sağlık çalışanlarının özlük ve sendikal haklarının korunduğu bir sistemle ancak sağlıkta ciddi bir dönüşüm yaşanacağı ortadadır. Demokrat Parti olarak, hekimlerin ve diğer sağlık çalışanlarının kalıcı özlük haklarını koruyan ve insani yaşam koşulları yaratan, emeğe saygı gösterildiği, iş güvenceli bir düzenlemeden yana olduğumuzu söylemek isteriz.

Sayfa 1 / 3123»