Anket
Loading ...Çok Okunanlar
- 19% Yeniden Kanser
- 15% Kanserle Yaşıyorum
- 15% Fethullah Gülen ile Global Hoşgörü ve New York Sohbeti
- 14% Kanser olmamda medyanın rolü var!
- 11% Aşk Kapıyı Her Zaman Çalar
- 11% Ne Kadar İlgi, O Kadar Sevgi
- 10% Ne Kadar Sevgi, O Kadar Çözüm
- 10% 32.GÜN PROGRAMINDA NELER OLDU?
- 10% Politikada Kadın Eli
- 10% Babalar ve Kızları
-
- SELDA: MERHABA BEN SELDA ERGENE 33 YAŞINDA...
- marandafer: Sevgili Nezahat hnm,pembe hanım der...
- Nevval Sevindi: Çokkk teşekkür ederim sevgili dost!...
- MEHMET ERDAL URAL: KIYMETLİ ARKADASIM, SENİ, BİRLİKTE ...
- fidan: Merhaba nevval hanım bende kemik ka...
- nezahat uzal: metastas geçiriyorum tedavi sonuç v...
- KARAHAN: sAYIN ARKADAS BENI MUTLU KILAN K...
- jajapa: sanırım yazınızdaki fikirleriniz g...
- Mayıs 2012
- Nisan 2012
- Mart 2012
- Şubat 2012
- Ocak 2012
- Aralık 2011
- Kasım 2011
- Ekim 2011
- Eylül 2011
- Ağustos 2011
- Temmuz 2011
- Haziran 2011
- Mayıs 2011
- Nisan 2011
- Mart 2011
- Şubat 2011
- Ocak 2011
- Aralık 2010
- Kasım 2010
- Ekim 2010
- Eylül 2010
- Ağustos 2010
- Temmuz 2010
- Haziran 2010
- Mayıs 2010
- Nisan 2010
- Mart 2010
- Şubat 2010
- Ocak 2010
- Aralık 2009
- Kasım 2009
- Ekim 2009
- Eylül 2009
- Ağustos 2009
- Temmuz 2009
- Haziran 2009
- Mayıs 2009
- Nisan 2009
- Mart 2009
- Şubat 2009
- Ocak 2009
- Aralık 2008
- Kasım 2008
- Ekim 2008
- Eylül 2008
- Ağustos 2008
- Temmuz 2008
- Haziran 2008
- Mayıs 2008
- Nisan 2008
- Mart 2008
- Şubat 2008
- Ocak 2008
- Aralık 2007
- Kasım 2007
- Ekim 2007
- Eylül 2007
- Ağustos 2007
- Temmuz 2007
- Haziran 2007
- Mayıs 2007
- Nisan 2007
- Mart 2007
- Şubat 2007
- Ocak 2007
- Aralık 2006
- Kasım 2006
- Ekim 2006
- Eylül 2006
- Ağustos 2006
- Temmuz 2006
- Haziran 2006
- Mayıs 2006
- Nisan 2006
- Mart 2006
- Şubat 2006
- Ocak 2006
- Aralık 2005
- Kasım 2005
- Ekim 2005
- Eylül 2005
- Ağustos 2005
- Temmuz 2005
- Haziran 2005
- Mayıs 2005
- Nisan 2005
- Mart 2005
- Şubat 2005
- Ocak 2005
- Aralık 2004
- Kasım 2004
- Ekim 2004
- Eylül 2004
- Ağustos 2004
- Temmuz 2004
- Haziran 2004
- Mayıs 2004
- Nisan 2004
- Mart 2004
- Şubat 2004
- Ocak 2004
- Aralık 2003
- Kasım 2003
- Ekim 2003
- Eylül 2003
- Ağustos 2003
- Temmuz 2003
- Haziran 2003
- Mayıs 2003
- Nisan 2003
- Mart 2003
- Şubat 2003
- Ocak 2003
- Aralık 2002
- Kasım 2002
- Ekim 2002
- Eylül 2002
- Ağustos 2002
- Temmuz 2002
- Haziran 2002
- Nisan 2002
- Şubat 2002
Kategoriler
Özgürlük çıkar çevre koruma Şehir 32.Gün Aşk Almanya Amazon Arşiv bayram Berlin Demokrasi Güncel gelenek Girişim Kültür Kadın Kanser Kent liyakat nevruz pembe hanım Politika Sevgi Türk tabiat toplum yalnızlık Zaman Zaman Turkuaz 32.Gün (3)
Analiz (59)
Arşiv (7)
Basında (116)
EN (82)
Güncel (304)
Haberler (89)
Kadın (34)
Kitap (11)
Kültür-Antropoloji (79)
Okuduklarım (77)
Politika (139)
Yeni Yüzyıl (31)
Zaman (2)
Zaman (233)
Zaman CumaErtesi (59)
Zaman Turkuaz (128)
WP Cumulus Flash tag cloud by Roy Tanck and Luke Morton requires Flash Player 9 or better.
Aralık, 2007
Girit Mübadili
Gitmek mi kalmak mı diye tartışmalar almış başını gitmiş ülkemde.Ben de anneannemin beş kardeşle evlerini, memleketlerini bırakarak yollara düşmelerinin hikayesini hatırlıyorum.Babaannemin son kez Rodos’a dönüp bakışını ve kucağındaki bebeğe(babam) sarılışını hayal ediyorum.Yollara düşmüş ellerinde geçmişlerinden hiç bir şey olmadan yollara düşen kağnılar, insanlar ve ölenler…Onlarla hep bırakıp gitmenin hüznünü yaşadım.Kalbini, evini ve dostları bırakmak geride….. İşte Girit’ten gelen bir ailenin son anıları:”Sene 1924. Mübadele başlamış. Herkeste bir telaş. ”
Hem bir Türkiye’ye gelişi hakediş var, hem de vatanın olarak bildiğin topraklardan ayrılışın hüzünü birarada yaşayış var.Komşuluklar, dostluklar hepsi biranda değerini yitirmiş. Çünkü ya gidiceksin ya kalıcaksın.Kendi derdine düşmüş insanlar. Malını mülkünü esasında gelecek için çabaladığın herşeyini terkediş. Üzülmeli mi? sevinmeli mi?. Benim ailem alabileceği şahsi eşyalarını toparlamış,ve gereken işlemleri çok büyük zorluklar içinde tamamlamış.BüyükDedem çokta yırtık birisi olmadığı için işlemleri tamamlamakta oldukça gecikmiş.Belkide vatanını terketmemek adına son bir umutla antlaşmadan geri dönüş olur mu? beklentisiydi Onun bukadar yavaş ve ağır olmasının sebebi.Tümbu beklenti ve karmaşa içnde Bizimkiler ancak enson mübadele gemisiyle Türkiye’ye gidiş yapabileceklermiş.Tüm hazırlıklar tamamlanmış gemiye binmek üzere limanda toplanılmış.Herkes son bir defa geriye bakıyor. Ve gemi yolcularını almağa başlamış. Ozaman anneannem 5 yaşlarında. Haminnem anneanneme AMCALARININ NERDE OLDUĞUNA BAKMASINI SÖYLÜYOR. Anneannem amcalarını ararken yolu kaybetmiş.Büyükdedem anneannemi aramaya çıkmış. Gemi kalkmak üzere ve Türkiye’ye giden son gemi.Kaçırırlarsa mal varlıklarından vazgeçtikleri için içbir haklarıda kalmamış. Ve herkes Anneannemi arıyor.Neyseki büyükdedem son anda anneannemi bulmuş ve gemiye ailece binebilmişler. Anneannem buhikayeyi anlatırken hep gözleri dolar acaba gemiyi kaçırsak daha mı iyi olurdu diye sorardı.Sonrada ozaman sen olmazdın güzel kızım.Neolursa olsun kimse beni TÜRK olmaktan vazgeçiremez derdi. Büyük Anneannemin Adı Hüsniye Viyolaki(Hanya) Büyük Dedemin Adı Hüseyin Palikaraki(Kandia) imiş..Türkiyede İzmir’e gelince Özyiğit soyadını almışlar.Anneannemin Adı Nevber’di. Nur içinde yatsın. Anlattığı hikayelerden en net aklımda kalan ve beni en çok etkileyeni şudur: Sanırım sene 1922.Rahmetli büyük dedemle haminnem korku içindeymişler.Çokbüyük bir dedikodu yayılmış. Ve bu dedikodu bütün Türklerde korku, endişe ve hüzün yaratmış. Dedikodu ise KEMAL öldü diye bir laf durmadan ortalıkta dolaşıyormuş.Rumlar’ın hal ve tavırları daha bir rahat, pervasızmış. Türkler’e daha bir ters ve kötü bakılır olmuş.Rahmetli büyük dedem bakmış olucak gibi değil, haminnemle konuşup işn gerçeğini öğrenmek üzere dışarıda dolaşıp bir sorup soruşturma kararı almış.Büyük Dedem tüccar yadabenzeri bir iş yapıyormuş. Ancak korkudan uzun süre dışarı çıkamamış.Fesini ceketinin içine saklayıp çok güvendiği bir Rum arkadaşının yanına gitmiş.Büyük Dedemin çekingen ve korku dolu halini arkadaşı hemen anlamış. Hayırdır Hüseyin Efendi nedir bu halin evdekilere bişeymi oldu demiş. Dedemde hayır heryerde KEMAL öldü diye konuşuluyor , korkuyoruz, senden işin doğruluğunu öğrenmeye geldim demiş.Saçmalama Hüseyin Efendi KEMAL ölür mü hiç, ölse bu Rumlar hiç böyle durur mu? Sizlere etmediklerini bırakmazlar. KEMAL’İN öldüğü falan yok, Bu laflar bizimkilerin uydurması, sizleri korkutup rahatsız etmek için yayılmış dedikodular. Boşver sen git işlerine bak, bir şey olursa ben sana haber yollarım demiş. Böylece Büyük Dedem eve dönüp herşeyi haminneme anlatmış.Ve biraz rahatlamışlar. Haminnem Girit’te kız meslek lisesi öğretmeniymiş. Çok marifetli bir kadın olduğu şuan hepsi bende olan Girit’ten gelen haminnemin yaptığı elişlerinden belli.Mümkün olduğunca özenle saklıyorum. Benim Ailem son Girit Mübadilidir Ailemin çektiği zorluklar; yaşadıklarım benim daha fazla Tük olmama sebep oldu.Bu konuya verdiğiniz önem için teşekkür ederim.
Gönderim Zamanı: 24-12-2007 12:37:22
hülya güney
DUYGU YOLSUZLUĞU “Ağabeyim imamdı Almanya’da” diyordu Tokatlı yaşlı bey. Ölürken bana dedi ki; “hayatta yaptığım en büyük hata Yimpaş’a para toplamak ve para kaptırmak”.Bana da çok ısrar etti ben para vermedim derken gözlerinde hüzün vardı. Almanya ağırlıklı olmak üzere Avrupa’daki işçilerimizin alın terini, geleceğini çalan insanların dini, camiyi,imamı, duyguları sömürmesi onların acımasızlığı konusunda yeterli kanıttır.Kimseye acımayan kendi şahsi hesapları ve ilişkileriyle dünyayı yöneten ego-merkezli bu faşist ideolojinin elemanları kalpsiz. Nasıl Müslüman sayılır ki kalpsiz biri? İntihar edenler, sokaklara düşenler,delirenler ve de ruh hastası olanlar. Evlerin içini gezdiğimde bu sahipsiz insanları izlemek iman sahibi bir insanı da hasta edecek durumdaydı. Hukuk devletinin olmadığı ve sahip çıkmadığı bir düzende “vermeseydiniz enayiler” demek ne kolay! Bu insanların suçu var mı?Var, yüksek faizin adını değiştirip kar payı yapınca senin 5000 Euro nasıl ayda fazladan 1500 Euro doğurur? Hırs ve tamahkarlık alın teri denen altın yumurtlayan tavuğu kestirdi. Ancak memleketime fabrika yapılsın diyenler de dolandırıldı. Yozgat’ta fabrika için para yatıran Adanalı İbrahim İnce gibi. Ne oldu? Kalp krizinden öldü. Almanya ekonomik olarak çöküyor. 13 milyon yoksulu var.Bunun 1 milyonu Türk. Türkler bu aşağı tabakada olmayacaklardı.Çünkü onlar yemediler içmediler para biriktirdiler. Şirketlerin içini boşalttıklarını rahatça söyleyen(neden söylemesin bugüne kadar hop ne oluyor diyen olmamış , hala da yok)Yazısız çizisiz para vermedim diye de sevinemediler çünkü şirketlere kar ortağı yap sonra içini boşalt hava alsın millet. Utanmadan adam diyor ki:”14 ülkede yatırım yaptık paralar boşa gitmedi”. Sürünen insanların gözüne baka baka söylüyor bunu Müslüman! Sonra ne diyor:”Savcılardan şimdiye kadar ifade talebi olmadı”. Ne güzel! Kimi tebrik etmeli savcıları mı, adamı mı,onu koruyanları mı? Eğer Hanefi Avcı olmasaydı İsviçre savcısından da haberimiz olmayabilirdi. İsviçre’den 14 klasör dosya geldi de ne oldu? Tercüme etsin diye bir memura verilip on yıl kadar sen çalış zamanaşımına girince haber veririz demişler herhal!Çünkü almancalar tercüme edilmiş yıllar içinde sağ olsunlar Fransızcalar kalmış. İçişleri Bakanı diye bir koltuk var mıydı bu ülkede? Toplanan paraları bavulların üstüne oturarak kapatanlar (o günlerde bedava yeyip içerek şişmanlamışlar muhtemelen) özel kuryelerle (imamlar dahil) paraları her yere sokmuşlar. İsviçre’ye de böyle aktarılmış paralar. Milyarlarca euroluk dövizin yüzde 10’u Almanya’daki kişisel hesaplara, %50si Yimpaş ‘ın Türkiye’deki firmalarına!Yüzde 40 en güzel,manzaralı yere kurulmuş ;Yimpaş yöneticilerinin Türkiye’deki yakınlarının özel hesaplarına.breh ,breh! Yimpaş’ın bir çok yöneticisi, eli kanlı paralara ahlı insanların dövizlerine bulaşmış bu insanlar bugün politika yapıyor. Avrupa’da olsa hükümet istifa etmek zorunda bırakılırdı. Nerde o günler….Dedikodu olsa üstüne atlayacak bin yazardan bu konuda on yazar kalıyor. Nedense… Hürriyet dünya çapında bir habercilik ve gazetecilik yaparak Türkiye’nin menfaatlerini korumuştur. Türkiye hukuk devleti ise bir haftadan fazladır yapılan yayını,bulguları mahkemede değerlendirir. Zaten uzun bir zaman aşımı olmuş ama hak yerini bulmadan bu konu burada kalırsa Allah bütün eli o paraya değmişleri gazabıyla yakacaktır. Onların buna inanmadığını biliyorum yalan söyleyenden Müslüman olmaz zaten de,insan da olmaz. Gelin bunu temizleyin.vebalin ağırlığı kucakladığınız altınlardan fazladır emin olun. Geçen yıl görevini bırakana kadar holdingin “kara kutusu” olarak bilinen Kadir Şöhret, Yimpaş’ın patronu Dursun Uyar’a, “Dursun Bey, ahiretini düşün” diye mektup yazdığını ancak bunun etkili olmadığını söyledi. Bu habere göre pek umut yok yani. Dursun Uyar’ın af kapsamında ertelenen davası bir göz yummayı aşina kılmıyor mu? Türkiye’de sık rastlanan egosundan başka kuş tanımayan yönetici bolluğu Yimpaş’ta da var. Kara kutu söylüyor:” Bu hale gelmesindeki sebep ise yönetimdekilerin “Yimpaş benim, istediğimi atarım” anlayışıdır. Başkanın etrafına dolan iyi niyetli arkadaşlarımızın dışındakiler, ’size karşı’ deyip o insanlara da başkanı da düşman ettiler. Zarar eden şirketleri büyük kár ediyormuş gibi gösterdiler. Ama biliyoruz ki Yimpaş, yüzde 50’nin üzerinde zararla gidiyor. Zarar her gün biraz daha büyüyor. Geçenlerde yönetimdeki bir arkadaşıma durumu sordum. ’Ortaklar para alamaz’ dedi. Bu ne utanmazlık. Madem öyle sen niye paranı alıyorsun. İçerde neler konuşulur böyle dışarıda Müslümanlık kisvesi (postuyla)gezilir elbette. Herkes bir post bulmuş kendine geziniyor kurt misali.Toplum,millet ne yapsın? DUrsun uyar paralar yabana gitmedi Orta Asya’da demişken kara kutu diyor ki: “Türkmenistan’mış, Avustralya’ymış, paraların nereye gittiğini ben biliyorum. Adam şirketi zarar ettirerek bitirmiş ama kendisi hanedan olmuş. Sonra denilecek ki falanca şirkete şu para verilmiş. Hayır, burada 100 bin insan dolandırılmış. Emanete hıyanet edilmiş. Bu konuları Yönetim Kurulu Başkanımız Uyar’la çok konuştum. Bize bir yıl içinde şirketleri düze çıkarıp kendisinin ayrılacağını söyledi. O zaman şirketlerin zararı 80 trilyon lira ise bugün 100 trilyon lira. İşte bir Türk yöneticilik klasiği: “Krizde bile bazı dalkavuk insanların maaşlarına zam yapıldı. Yumruk yumruğa girecek hale gelmiştik.” Yalaka ol,dalkavuk ol hayatın para içinde yüzsün ….. Herkesi de buna özendir ya da tehdit et ki işler yürüsün….. Bunları uygulayan yöneticiler ebedi başkan oluyor memlekette.Öyle çok tanıdım ki anlatamam. Zavallı bu ülke içeride ve dışarıda sömürülmekte. Sömürenler liyakatsiz ve ehil olmayan şaklabanlar. Şekli yaşayan ve düşünenlerin sonu asli bir boğulma ….. Bunu anlamak ve milletin asılla kopyayı birbirinden ayırma zamanı gelmiştir. Türkiye zihinsel yapılarında,seçimlerinde ve lider tanımında devrim yapmadıkça bu filmi hep görecek. İster Banker Kastelli olacak adı,ister Uyar ….. Kazanın doğurduğuna inanan öldüğüne de inanmak zorunda kalacak. Avrupa’ya bu kadar kızıp köpüren ahlaksızlık yuvası diyenlere duyurulur: Bu ahlaksızlık değil mi? Bu ahlaksızlığı sen ört bas ederken Avrupa mahkeme ve savcıları araştırmadı mı? Kim ahlaksız? Ahlakı sadece cinsellik sananlar veya sanılmasını isteyen taşra zihniyetliler kimleri kandırıyor acaba?Kandırılan farkında mı? Ahlak bir bütün olarak algılanmadıkça ve hayata geçmedikçe Türkiye dünya sahnesinde oynayamaz. Türkleri dünya sahnesine taşıyan asırlarca “Türk asrı” denmesine neden olan Çağlar adaleti uyguladığı dönemlerdir. Değerler kaybolunca insanlık kaybolur.İslamiyet’e de bundan fazla kötülük yapılamaz zaten. Katılan herkesi tebrik ediyorum. Parasını kaptıranlar öykülerini yazsın ve yayınlayacağım. Bir kamuoyu yaratmak gerekir.Kaç yüzbin insansınız…. Deşifre edin kötüleri.hep kötüler ittifakı kazanıyor bir de iyiler ittifakı kazansın. Kötüler kolayca ittifak kuruyor menfaatle iyiler ittifak kuramıyor. İyiliğin ittifakı ebedidir. TARAFSIZ CNN’DE MAĞDURLAR KONUŞAMADI Dursun Uyar ise bol bol konuştu. Devamlı ayni savunmayı yapan Uyar’ı AKPli komisyon Başkanı bile yalanladı. Telat KArapınar dedi ki:Yimpaş dahil bunların hepsi sahtekarlık ve dolandırıcılık yapmıştır.Milleti kandırmıştır.Raporda bunu açıkça yazdık. Nedense bu ne demek?Neden yalan söylüyorsun Uyar diyen çıkmadı!! AMa BAşbakan “son günlerde YİMPAŞ modası çıktı diyor… Yolsuzlk artık moda değil demek ki ona göre. Hiç olmazsa tefecilerle bizi bir araya koyamazsınız diyerek Dursun Uyara tefeci demsine sevinelim yeter sanırım.Bu kadarı adam olana çok bile!!! 4 saati aşan programda açık ve netolarak nitelikli dolandırıcılık yapan Yimpaş ve benzerleridir ve bu Avr.da tespit edilmiş mahkeme ile karara bağlanmış bu nedenle de Dursun uyar kırmızı bültenle aranmaktadır denmedi! Yozgatta herkes Yimpaşsever olabilir de (bal tutan parmak yalar hesabına) diğerlerine ne demeli? Ahlak nedir diye biz soralım o zaman?
Benazir Butto
Pakistan’ı çok seven ilk Müslüman kadın Başbakan Benazir Butto’ya Allahtan rahmet diliyorum.Politikada babasını, kardeşlerini kaybeden Butto mücadeleden yılmayan kadın önderlerdendi.Fanatizmin düşmanı ve demokrat bir kimliği olan Butto fanatizmin terörüne kurban oldu.Politikada demokratikleşenin,demokratik yapının ve kuralların önemini anlamak istemeyenlere Butto’nun ölümü bir şamardır.
Sistemi tıkayan,demokrasi sürecini işletmeyenler fanatizmi besler. radikalleştirir olduğu noktayı.Demokrasinin tüm kurallarıyla yaşaması için onu işletmek ve uygulamada örnek olmak gerekir. Anladın sen… askeri darbeler demokratik sürece indirilmiş keskin darbelerdir. Gitmeyen,koltuklara yapışmış liderler de fanatizmin yoldaşıdır. 1993′de yayınlanan Türkiye-İran kitabımın arka kapağında şunlar yazıyordu:”İran Devrimi gündelik haber değerinden daha fazla bir anlam taşımaktadır. Çünkü zamanı donduran ve önemli kılan “o günün” bakış açısıdır. Amacım, yaşadığım çok ilginç üç dönemi anlatmak: Şah, devrim ve devrim sonrası bir yıl. Bu son dönem tüm Humeyni yönetiminden farklı bir sosyal görüntü sunmaktadır. İran Devrimi, bu yüzyılda Rus ve Çin devriminden sonra bir toplum tasarımı olarak ortaya çıkan son devrimdir. İran’ı ve İran’da olanları anlamak Türkiye için bir zorunluluktur. Türkiye aşiret gücüne ulaşmak yerine demokrasiye, açgözlülüğün politikası yerine politikalar üreten kurumlara ulaşmayı hedeflerse Ortadoğu’daki ve dünyadaki yerini belirleyebilecek ve bunu bir güce dönüştürebilecek. Kendi kültürümüzü tanımak ve “öteki” kültürleri anlamaya, bilmeye çalışmak bunun temelidir.
Su için farklılıkların birleştirilmesi
Politikacılar kayıkçı kavgası yaparken dünyada ve ülkemizde çözülmesi gereken ciddi sorunlar bekliyor.Kadınlar bu nedenle politikaya girmeliler.Örneğin su ve kuraklık sorunu. Birleşmiş Milletler Milenyum Gelişme Hedefleri, 8 tane , ( Birleşmiş Milletlerin 2015 yılına kadar ulaşmayı amaçladığı hedefler) • Aşırı fakirlik ve açlıkları gidermek • Temel eğitim ve öğretimi tüm dünyada sağlamak • Kadınları Güçlendirmek ve cinsiyet ayrımcığına karşı ilerleme kaydetmek,
• Çocuk ölümlerini azaltmak • Ana sağlığını geliştirmek • HIV/AIDS, sıtma ve benzer ölümcül hastalıklarla savaşmak • Çevresel sürdürülebilirliği temin etmek • Gelişim için küresel işbirlikleri geliştirmek Dikkat edilirse bu hedeflerin hepsine ulaşabilmek tüm insanlık özellikle biz Kadınlarıın refahı, mutluluğu, sağlığı, eğitimi, kişisel gelişimi,iletişimi vb. açılardan son derece önemli diye düşünüyorum. Bu bağlamda biz kadınlar olarak bu hedeflere ne kadar katkıda bulunabiliriz. Örneğin, Susuzluk ve onun getirdiği sorunlar karşısında en çok etkilenen yine biz kadınlar değil miyiz? Öyle ise “Südürülebilir Su Yönetiminde Kadınların Etkinliğini Artırmak ya da Geliştirmek” gerekiyor ( Türkiye için bir durum çalışması) diye düşünüyorum. Peki öncelikle hanımlar olarak bizler neler yapabiliriz? Neler yapmaz isek gelecek nesillere suyu bırakabiliriz. Biz, bu susuzluğu zorunlu ihtiyaçlarımız dışında nasıl körüklüyoruz? Dolayısıyla küresel ısınmayı nasıl artıyoruz?. (Benim öncelikle aklıma gelen saç boyaları, deodorantlar kullanılmaması gibi,br kampanya başlatılabiliriz gazeteniz aracığla) Eğer bahsettiğim konuyla ilgili fikirleriniz var ise ortak bir çalışma olabilir ve bu çalışmayı yayabilir ve ülke adına çocuklarımız adına faydalı olabiliriz diye düşünüyorum ve Şuna inanıyorum kadınlar istedikten sonra yapamayacakları hiçbirşey yok yeter ki aramızda iyi bir sinerji yaratalım. Sizinle güzel bir yazıyı da paylaşmak istiyorum. (ZIG ZIGLAR’ın Hayat Boyu Flört Kitabından) “Norman V. Peale, Amerika’nın büyük şehirlerinden birinin Belediye Başkanı ile bir siteye yaptıkları ziyareti anlatır. Dr. Peale’nin eşi Ruth ile Belediye Başkanı’nın eşide siteyi gezerken kendilerine eşlik etmektedirler. Ekip, bir grup işçiye yaklaştığında, işçilerden biri Belediye Başkanı’nın eşine seslenerek kendisini hatırlayıp hatırlamadığını sorar.Kadın hatrırladığını söyler ve ikisi, işçinin yirmi yıl önceki flörtü olduğunu ortaya koyan bir sohbete başlarlar. Biraz sonra ekip yoluna devam eder. Belediye Başkan’ı, kendini beğenmiş bir edayla, ”Bak sevgilim onunla evlenseydin bugün bir inşaat işçisinin karısıydın” der. Karısının yanıtı ise şöyle olur “ Tam tersi canım, onunla evlenseydim bugün Belediye Başkanı, O olurdu.” 2009 yılında 5 Dünya Su Forumu Türkiye’nin ev sahipliğinde İstanbul’da yapılacak.Türkiye için önemli bir organizasyon olacak. Umarım Türkiye olarak başarılı oluruz. Bu forum için biz hanımlar olarak neler yapabiliriz fikrinden yola çıkarak Türkiye adına iyi şeyler yapabiliriz diye düşünüyorum. Formla ilgili kısa bilgi aşağıda, 5. Forum: Su için Farklılıkların Birleştirilmesi Bu ana tema, Avrupa ile Asya, Ortadoğu ile Afrika, Güney ve Kuzey arasındaki coğrafi kavşak noktalarının altını çizmesinin yanında dünyanın zengin ve fakir, gelişmiş ve gelişmekte olan bölgeleri gibi çeşitli su kültürleri arasındaki kavramsal ayrılıklara da gönderme yapmaktadır. “Farklılıkların Birleştirilmesi” kavramı aynı zamanda yerel, ulusal, bölgesel ve küresel çapta su kullanıcıları, karar-alıcılar, su uzmanları ve çalışanları arasında ileri seviyede bir bilgi alışverişi ve gelişkin bir anlayış oluşturma hedefini de ifade etmektedir. Bu farklı bakış açıları arasında bir alışveriş sağlamak amacıyla köprüler inşa etmek, farklılıkların üzerine çıkma ve çeşitli taraf ve sektörleri bir araya getirme fırsatları yaratacaktır. Son olarak bu tema, kaynakların daha iyi yönetilmesinin Binyıl Kalkınma Hedeflerinin tümüne ulaşmakta katkı sağlaması açısından uluslararası su camiasını daha somut öneriler ortaya koymaya davet etmektedir. Bu forumla ilgili detaylı bilgiler http://www.worldwaterforum5.org sitede mevcut. Biz hanımlar olarak daha neler yapılabiliriz fikirleriniz ve ya yönlendirmeleriniz olursa sevinirim. Melek ÖZGÜLER Ziraat Mühendisi ANKARA
Güneydoğu Kalkınması
PKK terör örgütünün izleri dağlardan siliniyor.Askeri harekat başarıyla sürüyor.Şimdi sıra GAP projesi ile hiç ilgilenmemiş hükümetin bölgeye kültürel, sosyal anlamda yatırım yapmasını bekliyor. Öncelikle kadınların statüsü bölgede yükseltilmelidir. Kadın odaklı kalkınma kapsamında kadın ve genç kızların iş sahibi olması planlanmalı. Güneydoğu’da kalkınmanın anahtarı kadındır. Hükümet ilk acil eylem planında yer vermedi GAP’a ve 6 yıl geçti. O gün yazdığım yazı:
DPT yerelleşmenin parçası mı? “Hükümetin acil eylem planında “acil” bir GAP vizyonu görülmüyor. Ancak GAP acil bir kapatılmaya doğru gidiyor. DPT uzun yıllardır GAP İdaresi Başkanlığı kurumunun gereksiz olduğunu savundu. Bölge kalkınma ve kalkınma işi DPT tekelinde ya! Şimdi yeni düzenlemelerle bölge kalkınma işi yerel uç beylikleri kurularak çözülmeye çalışılıyor. AB’nin istatistiki bölge düzeyleri (NUTS) sınıflandırması için oluşturulan alt bölgeler şimdi bazı bölge kalkınma ajansları için dikkate alınmış durumda. Bölgesel kalkınma ajansı kanun tasarısı için ocak ayında olur istendi. Sekizinci beş yıllık kalkınma planının Bölge Kalkınma bölümünde; “planların, programların ve bölgesel planların hazırlık, uygulama, koordinasyon ve izleme aşamalarında etkinliği artırmak için DPT Müsteşarlığı’nca ihtiyaç duyulan merkezlerden birimler oluşturmak için düzenlemeler yapılacak” diye yazıyor. Bunlar Kamu Yönetimi Reformu ile birleştirilerek “yerinden yönetim” için düşünülmüş gibi gösterilmekte. Bunun için 10 yıllık GAP uzmanlığına da ihtiyaç duyulmamakta. GAP 2010 Master Planı yapılırken sürdürülebilir kalkınma amacıyla ve katılımcılık modeli devreye sokularak binlerce insanla toplantı yapıldı. Bu çalışmalar sayfalarca rapor haline geldi. Birçok deneyim kazanıldı. Bölge kalkınma ajansları teorisi çerçevesinde. Ayrıca yönetimin yerelleşeceği iddiasına karşın DPT müsteşarlık temsilcisi yönetim kurulunda görev yapacak. Bölgesel kalkınma ajansı teşkilat yapısı mini birer DPT yaratma hevesi olduğunu gösteriyor. Bu nasıl özgürleşmeyse! Bu yerelleşen yönetim kurulunda belediye başkanları yer almıyor. Böylece yerel güç valiler ve DPT temsilcileri oluyor. DPT’ye bağlı 26 minik şubeye kendi adamlarını atamak hoş bir duygu olmalı elbette. Yeni kadrolara yer açmak için müsteşar Ahmet Tıktık, İran planlama müşavirliğinden atandı bu göreve. Uzun süredir GAP’ta gelişme olmuyor, sulamalar artmıyor. GAP Abdüllatif Şener’e bağlı. Eminim kendisi DSİ tarafından ihale edilen su projelerinin topunun neden iptal edildiğini açıklayabilir kamuoyuna. DSİ’ye İSKİ’den atanan Gn. Md. de Ilısu Barajı projesinin geleceğinin belirsiz olmasının Cizre barajının yapılmaması anlamına geldiğini biliyor elbette. Bunun anlamı da önemli bir sulama ve enerji kaynağından yoksun kalacağımız. “ Yukarıdaki yazım Şimdi GAP İdaresi kapanırsa ne olur? 1. On yıllık bölge kalkınma deneyimi ve birikimi çöpe gider. 2. Çok başarılı sonuçlar veren ve bazılarına göre “ıvır zıvır” olan kadın odaklı kalkınma modeli heder olur. 3. Yerelleşme adı altında bürokrasi yerleşir ve bu hassas bölgeleri tanımayan insanlar on yıldır yapılmış her şeyi tuzla buz eder. 4. Yerel bölgede nepotizm engellenemeyeceğinden kalitesi düşük amca, yeğen, kardeşler işbaşına konur ve insanların devlete güvenini temelli yok ederler. 5. İl planlama müdürlerine rol verilecek bu eylem planında hangi valiliğin elinde kaliteli kadrolar olduğu merak konusu. 6. Gelir ortaklığı senedinden para kazanmak isteyen DSİ dahil gelirin Hazine’ye kaydedileceği ve borç ödemeye gideceği aşikar. O zaman baraj sorunları için gelir kalmayacak. Bakınız Toplu Konut vakası! GAP İdaresi’ne hiç danışmadan yapılmakta olan yeni uygulama neden kamuoyunda tartışmaya açılmamakta? GAP İdaresi on yıllık sürede sosyal ve kültürel birçok projeye yatırım yaptı. Başarılı bir şekilde GAP’ı yurtdışına açtı ve tanıttı. Bugün Irak’a yeni bir cazibe merkezi ve model yaratmak iddiası ile giren ABD’ye biz de kendi modelimizi nasıl yıktığımızı mı göstermek istiyoruz? GAP tüm Ortadoğu’ya model oluşturacak altyapı ve bilimsel, kültürel çalışmalarla yüklü. Üç dört yıl sonra sınırın ötesinde yaşayanların kişi başına milli geliri 4000–5000 dolar olursa ne yapmayı düşünüyor Türkiye? Boş topraklarda DPT uzmanları mı volta atacak? BUGÜN (2008MART)HÜKÜMET YAYINLADIĞI YASAYLA GAP İDARESİNİ KAPATACAK Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü’nün kapatılarak İl Özel İdarelerine devri sonucu hizmet alanlarının özelleştirilmesi ve yerelleştirilmesi ile belli kesimlere yeni çıkar alanları açılmasını amaçlamaktadır. KHGM’nin kapatılmasının yaratacağı sorunlar ve kapatılma nedenlerini kısaca incelersek; a) yerel siyasi baskılar artarak kaynaklar plansızca ve savurganca kullanılacak, b) bölgesel eşitsizlik ve dengesizlik sorunu büyüyecek, c) toprak ve su kaynaklarının belirlenmesi, korunması ve yönetimi için, ülke bütününde planlamalar ve havza bazında uygulamalar yapılamayacak, d) tarımsal desteklerin kaldırıldığı süreçte, Devletin Türk çiftçisine dolaylı olarak verdiği son destek arazi toplulaştırma hizmetleri istenilen düzeyde ve nitelikte verilemeyecek, e) Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü’nün kendi personeli ve donanımı ile kırsal kesime hizmet götürürken, görev alanına giren ve ihaleli sisteme göre çok daha ucuza mal ettiği hizmetlerin parasallaştırılması sağlanarak, kırsal altyapı hizmetlerinin tümüyle ihaleli olarak gerçekleştirilmesiyle doğacak pazarı yerli ve yabancı özel sektör dolduracaktır. 4 – Birçok Kuruluş Özelleştirilmekte Ya da Kaldırılmaktadır. Tasarıların öngörülerine göre; Tarımsal Kamu Yönetiminde yer alan ya da dolaylı olarak tarımsal işleve sahip aşağıdaki kuruluşlar özelleştirilecek; Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğü, Türkiye Şeker Fabrikaları A.Ş. Genel Müdürlüğü, Aşağıdaki kuruluşlar ise kaldırılacaktır; Türkiye Zirai Donatım Kurumu A.Ş. Genel Müdürlüğü, Tarım Reformu Genel Müdürlüğü, Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü, GAP İdaresi Başkanlığı Belirtilen Kuruluşlar girdi üreten, tarımsal altyapıyı düzenleyen, tarım ürünlerini işleyen Kuruluşlardır. Başka bir deyişle bu kuruluşların kaldırma / özelleştirme adları altında tasfiyesi, tarım sektörünün tohum – gübre – mekanizasyon – su – arazi toplulaştırma – ürün işleme – yönetim gibi kamusal desteklerden yoksun kalması anlamını taşımakta olup, bu gelişme, tarımın çöküşünü radikal bir şekilde hızlandırma sonucunu doğuracaktır. www.zmo.org.tr /odamiz/rapor daha fazla bilgi için Reform” çalışmalarının tarım sektöründeki olası etkileri, 1980′li yıllardan bu yana yaşanılanların ışığında daha rahat analiz edilebilir. Bilindiği gibi, 1984 yılında “reorganizasyon” adı altında Tarım Bakanlığının tüm kurmay birimleri (Ziraat İşleri, Zirai Mücadele, Hayvancılığı Geliştirme, Gıda İşleri, Veteriner İşleri, Su Ürünleri, Toprak Su Genel Müdürlükleri ..) kapatılmış, birçok özelleştirmeler (Et ve Balık Kurumu, Süt Endüstrisi Kurumu, YEMSAN, Zirai Donatım Kurumu ..) gerçekleştirilmiş ve sonuçta 1980 sonrası sürecin yıkılmış tarım sektörü, perişan köylüsü ortaya çıkmıştır. Bugün benzer senaryolar, çok daha kapsamlı olarak ortaya konulmaktadır. Kalan tarımsal kamu yönetimi tümüyle tasfiye edilmekte, kalan KİT’ler özelleştirilmektedir. Gübre – şeker – çay – tütün özelleştirmeleri sonrasında piyasayı tutacak ÇUŞ’ler şimdiden bellidir. İl özel idareleri şemsiyesi altında yaratılmaya çalışılan yerel derebeyi yapısının, tarım sektörüne yararlı olamayacağı açıktır. ne demiştik;6 yıl önce iktidara gelen AKP GAP İdaresini ve tüm kazançlaı gömecek.İşte!
Çocuklar İçin
‘Daha fazla sirk okulu kurulsun’
Geçmişle geleceği bağlayan eğlenceler çocuklarımıza kültürel aktarımdır.Eğlenirken öğrenir,hayvan sevgisi tadarlar.İzmir fuarında her yıl babamın bizi götürdüğü sirkler çocukluğumun renkli dünyasıydı.Bunun köklerinin kültürümde olduğunu sonra öğrendim:
Türkiye’nin ilk uluslararası sirki olan Avrasya Sirki’nin kurucusu Servet Yalçın, çocuklar ve gençler için ücretsiz ”Sirk Okulu” kurulması konusunda destek çağrısında bulundu.
Habertürk
Özlem Gürses’le Bayram masasında yemek ve sohbet
Leyla Umar,Tamer Karadağlı,Metin Uca,Cengiz Aktan ve yönetmen Biray Dalgakıran Nevval Sevindi sohbeti Bayramın ilk günü saat!4.00-17.00 arası ve sonra tekrarı akşam22.00 de verilen program neşeliydi.
Kurban Bayramınız
Kurban bayramınız kutlu olsun. Kurbanın anlamı Hakka teslimiyettir.Hak ve adalet için çalışmayı Allah herkese nasip etsin dilerim.
Adnan Öksüz’ün röportajı
Nevval Sevindi, Haber7.com ve Cafesiyaset.com’u ziyaret etti. Sevindi, Haber7 Genel Yayın Yönetmeni Ünal Tanık ve Cafesiyaset.com Genel Koordinatörü Adnan Öksüz’ün sorularını yanıtladı.
Sevindi, delegelerin tarihi geleneğe bağlı kalması halinde kazanma şansını yüksek görüyor. Çünkü Süleyman Demirel’in belirlediği delegeler Tansu Çiller’i, Çiller’in seçtiği delegeler ise Mehmet Ağar’ı seçti. O da buna güveniyor ve ‘şansım yüksek’ diyor… – Demokrat Parti Genel Başkan adayısınız…Genel Başkan seçilirseniz hedefiniz ne olacak? -Ben zaten 13 Ağustos’ta Genel Başkan adaylığımı ilk ilan ettiğimde yenilikçiler hareketi olarak ortaya çıktım. Bunun sebebi; Türkiye’nin yenilenmeye ihtiyacı olduğu gibi Demokrat Parti’nin de kesinlikle yenilenmeye ihtiyacı vardı..Kaybedenlerin bırakması ve istifa etmesi gerekiyordu. Bunu söyledim ben. İnsanları zorlamaya gerek görmeden, ‘kaybettim ve gideceğim’ anlayışından kaynaklanıyor. Yeni yüzlerle, yeni insanlarla ortaya çıkmak istiyorum. Çünkü kentleşme Türkiye’de artık yüzde 75. Ve bu parti kenti de temsil etmesi gereken bir parti. Kenti ve kadını temsil etmesi gereken bir parti. Çünkü merkez sağ diye uzun yıllardır bilinen çizgi bundan 60 yıl önce köylüyü temsil etmiş; ama o zaman nüfusun yüzde 75′i zaten köylerde yaşıyordu. Oysa şimdi bu misyonun kentliyi de temsil etmesi şart. Bu çizgi bugüne kadar yenilikçiliğin, modernizmin temsilcisi olmuş. Yıllar öncesinden bayan Demirel’in araba kullanırken fotoğrafları vardır. O zaman bir rol model oluşturmuştur. İşte kentli kadın, kentteki kadın olaraktan..Sürekli ileriye gidiş var burada..Ama bunları 1990′lı yıllardan sonra göremiyoruz. Bunun yanında, Avrupa Birliği bizi her ne kadar eleştirse de Tansu Çiller bu ülkede bu partide ilk kadın Başbakan seçildi. Ama buna rağmen kadınları çağıran gençleri çağıran bir parti olamadı. Bu bir eksiklik…Ben kadınlara ve gençlere partinin tüm kapılarını açmayı vaadediyorum. Bizim merkezi konuşur duruma gelmemiz gerektiğini düşünüyorum. AKP ‘ben merkezim’ diyor ama sistemle çatıştığı sürece merkez olduğu varsayımı sadece bir iddiadır. Biz ise tam olarak merkezdeyiz. Ve bu merkezi daha da genişletmemiz lazım diye düşünüyorum. Çünkü bir kere ortak değerlerde kavga etmemiz lazım. Atatürk’ün naaşının Anıtkabir’e taşınması Adnan Menderes ve Celal Bayar’ın gayretleriyle gerçekleşmiş, onların dönemlerinde gerçekleşmiştir. – Siz politikada bu çeşitliliği sağlayabilecek misiniz? Politikanın tüm kesimler tarafından temsil edildiği bir ortam yaratmak istiyoruz. Ben burada rol model olmak istiyorum. Çünkü sadece zenginler, arkası olanlar, desteği olanlar, sadece belli bir guruba ait olanlar politika yapar diye bir anlayış var. Bunun doğru olmadığını düşünüyorum. Politika herkesin işi. Bu süreçte herkesin katkısının, payının olması lazım. Aksi takdirde bunun adı saltanat olur ki Saltanat döneminin bir bölümünde bile şimdikinden daha ileri bir demokrasi vardı. 1908′li yıllarda da eşitlik, özgürlük isteniyordu,şimdi de eşitlik telepleri var. Ülkede toptan bir yenilenmeye ihtiyaç var. Bunun da topyekün yapılması lazım. -Sizin içinde bulunduğunuz politik çizgi, Adalet Partisi, Demokrat Parti ve Doğru Yol Partisi esasen köylü partisi olarak biliniyor. Bunu dönüştürmek zor olmayacak mı? -Partiyi dönüştürmeye gerek yok, Türkiye dönüştü zaten. Parti kurulduğu zaman Türkiye’nin yüzde 75′i köyde yaşıyordu. Şimdi Anadolu’ya gittiğiniz zaman kimse ben köylüyüm demiyor. Herkes çocuğunu yetiştirmek için çabalıyor, büyük şehirlere gönderiyor. Kadınlar dernekler, vakıflar kuruyor. Ve bu derneklerde biçki nakış kursları düzenlenmiyor, bilgisayar, yabancı dil kursları veriliyor. Tüm bunları gördüm ben. Orada bir devrim var ama bu devrimi siyaset yeteri kadar algılamıyor. Demokrat Parti yöneticileri Türkiye’deki bu gelişimi yeteri kadar okuyamadı. Bunu okuyamazsan o zaman siyaseti gereği gibi yapamazsın. -Politika bir bakıma kadro ile oluyor. Kadronuz var mı? Kimlerden oluşuyor? – Kadrom var elbette..İl ve ilçelerde parti örgütlerinde çeşitli kademelerde çalışan gönüllü ekiplerimiz var. Tabii burada ilk akla gelen tanımmış, bilinen isimler akla geliyor. Yeri ve zamanı geldiğinde, açıklama konumunda olduğumuz zaman bu isimleri zaten herkes öğrenecek. Ama partinin dışında da entelektüel birikime sahip bir çevrem var. Ve partide belli bir seviyeye gelmiş kişilerden oluşturacağımız istişari kurullarla da geçmişi geleceğe nasıl taşırız, bunun planlarını da aynı zamanda yapıyoruz. Böylelikle kılcal damarlara kadar örgütlenmeyi sağlayacağız. Bunları da genç demokratlarla yapmayı düşünüyoruz. -Şimdi genellikle siyaset yapan insanlara baktığımızda ya kendilerinin malvarlıkları var, ya da destek olanlar var. Nevval Sevindi’ye baktığımızda bunların hangisi var? – Benim malvarlığım yok, perde arkasında da bir malvarlığım yok..Şimdi ben Anadolu’yu gezmeye başladığımda bana şöyle bir teklif sundular; işte bir araba verelim, yardımcı eleman verelim dediler. Ben böyle bir teklifi kabul etmedim.. -Niçin kabul etmediniz? -Çünkü bana böyle bir imkan tanınırsa benim için verilmiş olacak. Oysa genel başkan seçildikten sonra bu tür imkanlar sunulduğunda bu misyon adına verilmiş olacak. Genel Başkan olarak ortaya çıktığımda ise zaten bağış kabul edeceğim ve bu alanda Amerikan tarzını uygulayacağım.. -Bunları açıklayacak mısınız? -Tabii ki tabii ki herşeyi açıklayacağım…Şunu da söyleyeyim size; genel başkan olduğum takdirde bir heyet kurup geçmişe dönük parti harcamalarını mercek altına aldıracağım. Böylelikle bu harcamaların Sayıştay’a gitmesinin de önünü açmak istiyorum. -Sanki devri sabık yaratılacak gibi… -Yok hayır…Şeffaflıkla ilgili..Çünkü bu konuda dedikodu var. Çünkü insanlar diyor ki bu kadar para vardı ne oldu, nerelere harcandı? Belki hiçbirşey çıkmayacak..Türkiye’de birçok şey dedikodu üzerinden yapılıyor. Ben bilginin üzerinden yapılması gerektiğine inanıyorum..En çok dedikodu para üzarinde çıkıyor o zaman bu alanda olabildiğince şeffaf olalım. Bu şeffaflığı da tüm alanlara yayalım. Ama buradan başlayarak yaymamız lazım. İnsanların şeffaflığı benimsemesini istiyorum bu o kadar da kolay birşey değil bunu da biliyorum. Bunu belli bir mücadele vererek insanlara anlatacaksınız, benimseteceksiniz..Siyaset sanki kapalı kapılar ardında yapılan bir eylem gibi algılanıyor, hayır bunun şeffaf olması gerekir.. -Demokrat Parti bir gelenek partisi.. Önemli isimlerinden yaşayanlar da var. Siz kendinizi bunlardan hangisine daha yakın hissediyorsunuz? – Sayın Cindoruk’la ilk genel başkan adaylığımı açıkladığımdan bu yana sürekli görüştük. Beni destekledi.. Türkiye’nin değiştiğini, bu değişime ayak uydurmak gerektiğini, kadınların siyasette daha fazla yeralmaları gerektiğini söyledi..Benim görüşlerime de büyük önem verdiğini gözlemledim ben.. -Ama şimdi rakibiniz olacak Kongre’de.. -Ama henüz genel başkan adaylığını resmen açıklamadı… -Genel Başkan adayısınız…Sizi seçecek olanlar da neticede delegeler..Delegelerle görüşmeleriniz oldu mu? -Elbette görüştüm..Ama delegeler tek bir blok değil. Süleyman Demirel’in belirlediği delegeler Tansu Çiller’i, Çiller’in seçtiği delege ise Mehmet Ağar’ı seçti. Ben de buna güveniyorum… Bu delegenin ne yapacağı belli olmaz,şansım çok yüksek diyorum..Bu sebeple delegeyi tek bir renk ve blok olarak görmek yanıltıcı olur..Onların için de çok farklı görüşte olan insanlar var.. -Nerelerden daha çok destek almayı düşünüyorsunuz? – Egeden ve Trakya’dan büyük destek var..Bunların dışında Erzurum’dan, Gümüşhane’den, Balıkesir’den ve diğer illerden büyük destek var…Bölgesel bir desteğim var. -Güneydoğu’da durumunuz nasıl peki? -Güneydoğu biraz farklı..Oraya bizzat gitmek gerekiyor, insanlarla birebir ilişki kurmak gerekiyor. Bu da para işi..Ama ben 5 sene devlette çalıştım. Bu yıllarımda güneydoğunun köylerinde konferanslar verdim..O bölgeyi de iyi bilirim. Gidebilsem eminim ki çok iyi karşılanırdım.. -Sizin kamu yönünüz de var.. -Evet evet, ben 5 sene devlette çalıştım. Bayındırlık ve İskan Bakanlığı ile Devlet Planlama Teşkilatı ile ortak çalıştım. Daha sonra Devlet Hava Meydanları İşletmesinde çalıştım, ardından da Dünya Bankasında..Bu iktidar GAP’ı çok ihmal etti. Güneydoğu’da kadın odaklı gelişmeyi ilk ben siyasete taşıdım.. -Kongrede bir konuşma yapacaksınız, genel başkan adayı olarak..Ne diyeceksiniz? -Bu işin heyecan işi olduğunu ve bu heyecanın bilgiyle donanması gerektiğini biliyorum. O yüzden de nitelikli insanlara ihtiyacımız var. O insanların star olarak yer almasını istiyoruz. Ve bu starlarla yeni bir örgütlenme modeli ve yeni bir siyaset anlayışı getirmemiz gerektiğini biliyorum…Kadın odaklı modeller bizim geleneklerimizde zaten var onları modernize etmemiz gerekiyor. 70 milyon insandan sadece 7 milyonu vergi veriyor. Bu korkunç birşey..Kadınları ve gençleri mutlaka üretime sokmamız lazım. Türkiye’nin toptan bir kalkınma çizgisine girmesi lazım. Siyasetle ilgili yasaların değişmesi lazım..Türkiye’nin dünya sahnesinde yerini alması gerekir..Türkiye’nin yeni bir heyecan ve yeni bir siyasetle koşması gerektiğini hayal ediyorum.. (www.cafesiyaset.com) mektuplar: Zor gününde partimizi yalnız bırakmayan genel başkan adayımız Sayın Nevval Sevindi’nin mübarek Kurban Bayramını kutluyor; saygılar sunuyorum. Berker merhaba nevval hanım ,az önce öz geçmişinizi okudum sanki daha önceden planlanmış gibi .eminim sizin öz geleceginiz vardır .hayatı dolu dolu yaşamanızda antropolojinin katkısı büyük diye düşünüyorum veya bu potansiyeli kullanıyorsunuz . Nevval hanım sızın vaktinizi almamın sebebi ;biz cumhuriyet ünv. antropoloji öğrencileri olarak antropoloji sevdalısı bır grup öğrenciyle :Türkiyede antropologlar nerelerde çalışırlar ve buralara nasıl girmişlerdir . bu çalışma sonucunda mezun olan arkadaşlara faydalı bir çalışma olacak dıye düşünuyoruz bu konuda sizin desteginize ihtiyacımız olacak vaktiniz için teşşekkur ederim.. ![]()
Gönderim Zamanı: 18-12-2007 15:13:58
Yenilikçiliğe, kadın – erkek eşitliğine, eskilerin sadece aklı selim fikirler vermesine, çalışanın hakettiğini aldığına (standartı olmalı), toplumun şekilcilik ve taklitçilikten kurtulmasına, futbol takımı tutar gibi siyasi parti üyesi olunmayacağına, dünyada yaşayan türklerin birlik olmasına, AB ve ABD\’ne bağımlı olunmayacağına, benim ihtiyacımmm var sayın NEVVAL hanım. Türk kadınlarının yaşadığımız pembe günlerden uyanması gerekli. Türkiyenin acil olarak bayan devlet erkanına ihtiyacı var. Sizde alışılmış politika yapacaksanız, sadece cebinizi doldurursunuz. Yok ben politikacı değil demokratım, alışılmışı değiştireceğim diyorsanız size başarılar dilerim.
Gönderim :Ali
Muz Cumhuriyeti ve Marco vakası
“Tatil için geldiği Türkiye’de, 13 yaşındaki bir İngiliz kıza cinsel tacizde bulunduğu iddiasıyla yargılanan 17 yaşındaki Alman M.W.’nun cuma günü tutuksuz yargılanmasına karar verildikten sonra ülkesine dönmesi, Almanya’da bayram havası estirdi. ” Doğru, İngiliz ailenin tecavüz şikayeti üzerine yakalanan Marco Almanya’da şenlikle karşılandı! İngiliz kızın ailesi de karara tepkili elbette. Ancak SPD milletvekili Vural Öğer “Türkiye muz Cumhuriyeti değildir” demiş. Çok garip bir yorum.Yine de bu yorum üzerinden Almanya bir muz cumhuriyetidir diyebiliriz. Neden mi? Almanya yeni bir yasa çıkarmaya hazırlanıyor.O yasada Marco (onlar büyük ihtimal Türk çocukları olacak) girdiği hapisten yıllarca kurtulmayacak da ondan.İşte yasa:
Almanya’da “gençleri korumak” kapsamında düzenlenen bir yasa, tartışmaları beraberinde getirince son dakikada geri çekildi. Alman yetkililerin “Pazartesi yürürlüğe girecek” demesinin ardından muhalefet partileri, AB ve İngiliz basınının tepkileri üzerine geri çekilen yasa şu çılgın teklifleri içeriyordu: * 14-17 yaş arasında bir çift, sokakta öpüşürse, yakınlaşırsa para cezasına çarptırılacak. * Suçun tekrarında hapis cezası öngörülecek. * Ebeveynler çocuklarını banyo yaparken ya da havuzda fotoğraflarını çıplak olarak çekip internete verirse, çocuk pornografisini yaymaktan ceza alacak. KIZIN EVİNE GİDEN HAPSE GİRER * 18 yaşın altındaki gençlerin aşkını, beyazperdeye yansıtan yönetmenler üç ay hapis cezası alacak. * Genç çift sinemada öpüşürse, “Sinema bileti alıp suça hazırlık yapan” erkek hapis cezası alacak. * Doğum günü partisi sonrası erkek çocuğun kız arkadaşını evde ziyaret etmesi de kendisine cezaevinin yolu gösteriyor. İşte çelişkiler ülkesi Almanya ve muz cumhuriyeti arayan Öğer’e hedef olacak yasa….. Öte yandan Marco’nun Noel Babası Öğer ne demişti:M.W.’nun 8 aydır tutuklu yargılanması nedeniyle birçok olumsuz eleştiri alan Türkiye’ye destek, Öger Turizm’in sahibi ve Alman Sosyal Demokrat Partisi’nin (SPD) milletvekili Vural Öger’den geldi. Öger, Alman Berliner Morgenpost gazetesine yaptığı açıklamada “Türkiye muz cumhuriyeti