Ekim 5, 2007

Mahmut Övür yazdı

Ekim 5 2007Yorum Yok Kategori: Politika

Nevval Sevindi neden ‘isyan’ etti? Büyük bir heyecanla kurulan DP, seçimlerde çökünce ilk sahip çıkanlardan biri Nevval Sevindi’ydi. O geleneğe sonradan giren Sevindi, onca negatif zemine rağmen kolları sıvadı ve DP’ye genel başkan adayı olacağını açıkladı.

Ama ne var ki beklediği ilgiyi görmedi. Daha da önemlisi onun varlığına rağmen partinin ak saçlıları da gençleri de başka bir arayış içindeydi. Sanki ortak bir kararla ona “yabancı” muamelesi yapılıyordu. İşte Sevindi bu gerçeği fark edince “isyan” etti ve DP içinde ve dışında etkili olan tüm çevreleri eleştiri yağmuruna tuttu. Özellikle de “Helal süt emmiş DYP’li” arayışıyla “hanedan” anlayışının pekiştirildiğine dikkat çekiyor ve şöyle diyordu: “Partinin başına getirilecek isimlerde aranan ilk özellik, ‘hanedan’ mensubu olmak. Bu demokrat bir partiye yakışmıyor. İlla insanın 7 sülalesinin DP’den gelmesi gibi bir hanedanlık isteği olabilir mi? Zaten bunun doğru olmadığının en iyi kanıtı da AK Parti’nin iktidarda olması.” Merkez sağın bu gerçekten bir ders çıkarmadığına vurgu yapan Sevindi ikinci isyan gerekçesini de şöyle özetliyor: “Bir de paralı aday arıyorlar. Yani zengin olmayanın, ciddi parasal ilişkiler içinde olmayanın nerdeyse siyasette hiçbir şansı yok. Yani öyle bir zenginlik olmalı ki siyasete girmesi mümkün olsun. Bir de bu iki özelliğe ‘profesör’ gibi bir statü de eklenirse ‘daha şahane bir heykel’ oluştururuz diye düşünüyorlar.” Liderlik kıstasının, “bu ülkeyi daha yakından tanımak, kültürünü daha iyi bilmek” olması gerektiğinin altını çizen Sevindi, DP içinde gerçek bir lider arayışı olmadığını da dile getiriyor ve şöyle diyor: “Eğer gerçekten bir arayış varsa ‘adayım’ diyen insanları ciddiye alıp onların ne yaptığına, gelmişine, geçmişine bakmak, neler önerildiğini, neler söylendiğini dinlemek lazım. Ama bunu yapmıyorlar.” Sevindi, DP ve DYP’nin önde gelen isimlerinin nelerle meşgul olduğunu şu sözlerle dile getiriyordu: “Bu arayış ve toplantılarda hepsinin ne kadar boş konuşma yaptığını görüp dehşete düşüyorum. Yeniden yapılanma, yeni politikalar üretme, yeni isimleri kazanma talebi yok. Daha önemlisi bir merak da yok. Sadece ‘o bunu niye yaptı, şu neden karşı çıktı’ gibi geriye dönük konuşmalar yapılıyor. Bunlarla bir merkez sağ parti ayağa kalkmaz. Böyle giderse de kalkacağı yok.” Sabah gazetesinde yayınlanan yazıda demek istediğim eski zihinsle kalıplarla,eski siyasi alışkanlıklarla ve kriterlerle lider aramak boşun akürek çekmektir. Eski siyasi alışkanlıkların şahikası AKP ve lideri olduğuna göre on aalternatif iddiası sadece YENİ olanı içerir. Lider kuurlacak yeni bir yönetim modelinin de bir parçası olacaktır. tahakküm delisi lider değil 2. ve 3. adamlarıyla zengin kadrolar oluşturan ve birlikte karar vermeyi öğreten bir sistem. Liderim diyen hangi modellerden söz ediyor hangi yöntemleri istiyor ve hayalinde nasıl bir parti,naıl bir Türkiye var anlatsın diyorum ezcümle. Merhaba Sevgili Büyüğüm, Demokrat Parti ile ilgili yazıyı okudum ama parti adına değilde sizin adınıza çok üzüldüm.Eğer tam dediğiniz ortam mevcutsa sizin kurulda ve üretilen bir şeyler yerine sürekli sömürüler varsa emeklerinizin kıymetinin tam olarak anlaşılamaması sizin gibi birine yapılan büyük bir haksızlıktan başka bir şey değildir tüm bunlar. O tip kadroları tam olarak bilemiyorum ama sizlerin finansal desteği sağlamanızla mı sözünüz yerini buluyor bu partilerde(Tabi ki ekonomik protokol mutlaka olmalı)? Ya da birileri çok parası olduğu ve ciddi menfaatleri sağladıkları için mi partilerde imza ya da söz yetkisine sahip oluyor partinin çeşiti kurullarında? Bilemiyorum Türkiye’nin hukukun altında ya da üzerinde gerçekleşen bu gibi partisel çalışmalarının nelere dayandığını ya da hangi güçler tarafından yönetildiğini. Ama sizin adınıza bildiğim bir şey varsa bu da zamanında sosyal kadrolarda yamış olduğunuz çalışamların kamu oyunda yeterince ses getitrememesi ve bir çok yerde çözümsüz kalması sizin siyasal yaşama adım atmanızı bir gereklilik haline getirdi.Ve öyle inanıyorum ki güvendiğim Nevval Sevindi tüm samimiyetiyle,temellendirilmiş tecrübe edilmiş geçmişiyle ve de arştırmacı ruhunu da katarak bu işin içine daha iyisini yapmak ve vatanın bir yerlere gelebilmesini sağlamak için bu yola başkoydu. Zamanın bürokratları valileri kaymakamları seçimde barajı geçemediği için hemen sinesine çekildi ama yetmiş milyonun önünde bunlar çok ucuz bir davranış oldu.Çünkü o an insan nefsiyle başbaşa kalmamalıydı eğer bir parti liderliği bir vatan idaresi söz konusu ise.Bu da insanın zihninde çeşitli şüpheleri uyandırıyor bana göre demek ki eğer bu insanlar lider olsaydı o zaman belkide mevkinin rehaveti üzerine çöküp kişisel menfaatler boy boy ke ndini gösteriyor olabilirdi. Saygıdeğer büyüğüm ben sizin tüm çırpınmalarınızı gerçekçi buluyorum her zaman siz o kadar hali tam birisiniz ki zaten içinizde hiç bir şeyi tutamıyorsunuz bu da insanların sizin hakındaki düşüncelerinin net olduğu anlamına geliyor.Sevecen ve güvenilir pozisyonda oluyorsunuz .Tecrübeleriniz ve geçmişinizde buna eklenince toplumun inancı bütünleniyor sizde. Rica ediyorum parti ya da particilik bir oturma odası sohbet etme lobisi değil neden bu zihniyetin eşiğinde yaşamaya alışmış bu bürokrasi zihniyeti bilemiyorum.Prasını basan gitsin bakkal market açsın,ortak bulsun şirket kursun ama beni bizi yönetemiyecek insanlar menfaatini kollamak için gelmesin benim başıma böylesi resmen asalaktır halkın canını kanını sömürmekten başkası değildir.Teşekkür ediyorum belki siz bir yerde beraber çalıştığınız kişilerin tam manasıyla canını yakamıyor olabilirsiniz ekip olduğunuz için,amilane olmamak için ama bizim sesimizi duymalı o birileri ne olur. Bu zamana kadar siyasetten yüzü gülmeyen yönetimden nasibini alamayan klişeleşmiş yönetimlere alışmış halk anlayışlarını yönetimleri başımızda istemiyoruz. Size teşekkür ediyorum partisinin yönetim birimindeki düşünme engellileri bir parti liderliğine aday biri olarak yargılamanızdan ötürü..Çünkü kol kırılır yen içinde kalır anlayışının vatanı yöneten bir birimin içinde olmaması gerekir.Siz bunu bile sunduysanız bize güven tam inanç tam olur size. Evdekilerin sevgi ve selamlarıyla saygılarımı sunuyorum. Burak Mavili. DP ‘kimliğini’ arıyor! Demokrat Parti’de olağanüstü kongre yakalaştıkça genel başkan arayışları da hızlandı. Hatta birçok DP’liyi “doğru aday” bulup bulmama telaşı sardı… Çünkü hala bu siyasi çizgiden umudunu kesmemiş binlerce siyasi kadro, birkaç milyon da olsa oy veren seçmen var. DP’de “derin bir kaygı” yla, eski günleri yeniden yaşatacak “umut” iç içe geçmiş durumda. Bir kez daha “yanlış adam” seçmemek için ince eleyip sık dokuyorlar… Peki, son durum ne? Doğrusu mevcut fotoğraf çok parlak değil. Halen genel başkanlık görevini sürdüren Mehmet Ağar’ın ne yapacağı bilinmiyor. Aday olmayacağını açıklasa bile yeniden adaylığını koymayacağının bir garantisi yok. Ama aynı zamanda yeniden seçilme şansı da yok. Seçim sonrası genel başkan adaylığını açıklayan ilk isim Nevval Sevindi’ ydi. Sevindi, ciddi bir çaba harcamasına rağmen beklenen sinerjiyi yaratamadı. Bir anlamda “gelenekten” gelmemenin derin yalnızlığını yaşıyor. Benzer bir kaderi ATO Başkanı Sinan Aygün de yaşıyor. O da büyük ihtimalle gelenekle “ulusalcılık” arasında kalmanın yarattığı hayal kırıklığı içinde. Daha önemlisi DP içinde Aygün’ü destekleyen bir “lobi” oluşturuldu ama sonuç yine değişmedi. Hala DP tabanında beklenen coşku yok. Gelelim bu köşede ilk kez adı duyurulan genel başkanı adayı Burak Küntay’a… Doğrusu Küntay’ın şansı diğerlerinden biraz daha fazla… Hem gelenekten geliyor, hem genç, hem arkasında DP içinden gelen çok sayıda eski milletvekili ve yöneticinin büyük desteği var. Peki, olmayan ne? Kimse açık konuşmuyor ama satır aralarında bu süreçte DP geleneğini Küntay’ın ayağa kaldırabileceğine kimse inanmıyor. Siyaseten “çok genç” olması ve saha deneyiminin olmaması dezavantajları olarak niteleniyor. Bu açıdan son isim Prof. Dr. Deniz Ülkü Arıboğan … Bahçeşehir Üniversitesi Rektörü Arıboğan adını kamuoyu ilk kez Erkan Mumcu’nun cumhurbaşkanı adayı olarak duydu. Sonra 22 Temmuz seçimleri öncesi DP listelerinden aday adayı oldu. Ancak listelerdeki yerini beğenmeyince geri çekildi. Şimdi adı yeniden DP kulislerinde dolaşıyor. Birkaç gün önce DYP’nin eski teşkilat başkanı Mümtaz Yavuz aradı. DP’nin eski ve yeni 71 il başkanın genel başkan adayı için Deniz Ülkü Arıboğan’ı düşündüklerini söyledi. Ancak bu düşüncelerinden Arıboğan’ın haberi yoktu. Acaba o ne düşünüyordu? Soruyu Arıboğan’a sorduk. İşte cevabı: “Ben şu andaki konumumdan çok memnunum. Siyasete girmeyi hiç düşünmüyorum. Seçim yenilgisi üzerine de sonradan konuşmayı uygun bulmuyorum. Ayrıca ne olup bittiğini de doğrusu bilmiyorum. Olanları basından izliyorum.” Gördüğünüz gibi DP içinde sayısız arayış var ama bir sonuç yok. Bunun asıl nedeni de olağanüstü kongreyi “seçim yenilgisinin bir rövanşı” olarak görenlerin çoğunlukta olması. Oysa yeni kongre bir ” yenilenme ve yeniden yapılanma” için bir şans sunmalı. Bu noktada DP çizgisinin önemli siyasi aktörleri Demirel, Tansu Çiller, Aydın Menderes, Mehmet Ali Bayar’ın ne yapacakları önemli. Eğer bu kongrede bu işin bir “el değiştirmesi” gerekliliği kabul görürse yeni bir çıkış yakalanabilir. Genç kuşağın etkili siyasetçilerinden biri bu yenilenmenin nasıl olması gerektiğini şöyle anlatıyor: “DP hareketi zor bir dönemden geçiyor. Bu geçişi başarmak için bu misyonun geçmişini de bugününü de bilen biri genel başkan olmalı. Çok eski değil, çok yeni de değil. Eskiyle yeni arasında tecrübe ile dinamizmi kaynaştıracak bir isme ihtiyaç var. Türkiye de zor bir konjonktürden geçiyor. Bu zor zamanda bu misyonun bütün siyasi aktörlerini, Demirel’i, Çiller’i, Menderes’i değerlendirebilecek, onların birikimini bu harekete katacak bir siyasi aktöre ihtiyaç var. O kendini böyle konumlandırır mı bilmiyoruz ama bu sanki Mehmet Ali Bayar’mış gibi gözüküyor.” Ablacim, Partimizi zirt pirt zor zamanlarda terk edenlere mi birakacagiz?Bunlar ne dedigini bilmiyor bence.Milletle el sikisamayan adamlar DP“ye basakan olmayi rüyasinda görür selamlar A.Yaner

Özüsözü bir hükümet

Ekim 5 2007Yorum Yok Kategori: Politika

Başbakan “özümüzde sözümüzde bir” derken U dönüşü yapmaya çalışıyordu, referandum direksiyonunu çevirirken herkesi azarlayarak en önemli görevini de ihmal etmediğini kanıtladı.11 Eylül’den beri oy kullanan Türk vatandaşlarının neye oy kullandığını bilmediği bir yana şimdi U dönüşü sonucu oylar derin dondurucuda mı saklanacak yoksa paketlenip sahibine mi iade edilecek gibi ciddi devlet sorunu var.

Hükümetin işi başından aşkın durumdayken bir de 301.madde çıkmaz mı?Haydaa…. Babacan biri çıkıyor “bu ne ya” diye soruyor haklı olarak hiç duymamış!!Özgürlükten ne anladığı belli olmayan hükümetin saplantıları dışında özgür alanları pek sevmediği gerçeğini de bu sorunlara eklesek ne meşgul bir gündem deriz di mi! “En güzel iş gizli yapılandır en güzel ibadet göze sokulandır” diye yeni bir atasözü üreten hükümet U dönüşü,geri adım atma ve laf atma gibi sporları çok seviyor. Terörü pek gündem görmezlerken bu kadar görünür hale getirenlere biraz gıcık oldular elbette. Şimdi yeni sporlara ihtiyaç duyulacak. İthalat almış başını gitmişken millete bir unutkanlık hapı ithal etsek daha iyi bir çözüm olmaz mı? Kota isteyen kadınlara demagoji yapmak ve azarlamak da spordan sayılır mı diye soran gazeteciye kim cevap verdi?Az sonra….. “Siyasetçi değilim” diyen Gül ithal haplardan yararlandığını gizliyor mu acaba? Daha demokratik ve özgür olmaktan neden rahatsız oluyorsunuz arkadaşlar? İşte soru diye buna derim.YÖK yerinde dursun,eğitim düğümü çözülmesin,301 nedir yahu diye soran Bakanlar olsun,öğretmenler atanmasın,meslek lisesi mezunlar aç yatsın kalksın, çiftçiler perişan sürünsün, tohumlarımız çalınsın ve bağımlı hale gelelim,kentler hilkat garibesi ve trafik karmaşasına düşsün, birazcık mimarlar düğüm üstüne düğüm atsın, enerji hatlarında Rusya damgası olsun sen rahatsız ol bi de!!!! Neden ?Neden? diye sormak hakkı elbette. Bunca ülke geziyor adam siz hala memnun değilsiniz. Alın elinize bir çubuk kendinize bir kovan arayın arkadaşlar….Böyle olmuyor. Akıl, bilgi , hak, adalet ve kadın hakları demeden güzel güzel kovan arayın durun yani. Radikal Haber: Gül bundan iki ay öncesine dek Türkiye’nin dışişleri bakanıydı. Dışişleri bakanı olarak da Gül’e örneğin TCY 301′inci maddesi üzerine sorular sormuşluğumuz vardı. Dışişleri Bakanı Gül, hiçbir zaman Cumhurbaşkanı Gül’ün söylediği kadar açık ifadelerle “301′in değiştirilmesini desteklediğini ve arzu ettiğini” söylememişti. Bunu söylerken, hükümetin öteden beri 301 konusundaki en mufahazakâr üyesi eski Adalet Bakanı, şimdi insan haklarından da sorumlu, Reform İzleme Grubu ve Terörle Mücadele Yüksek Kurulu’nun da başkanlığını yapan Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek de yanındaydı. Eski Başbakan Yardımcısı, şimdinin Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin de yanındaydı. Hükümet, ne 301 konusunda, ne de kendisinden Türkiye ve Avrupa’da beklenen bazı diğer adımların atılması konusunda aceleci değil. Muhtemelen Gül kadar arzulu da değil. Belki 21 Ekim referandumu öncesinde bunu iç politika açısından doğru bulmuyor. Hatta belki bütün adımları anayasa değişikliği sonrasına bırakmak istiyor. Eğer durum buysa, ne kadar isabetli bir siyaset olacağı tartışmaya açıktır. Öte yandan Gül’ün hükümetten şu an yapmaya gönüllü olmadığı taleplerde bulunması, Meclis açılış konuşmasında da vurgulamış olduğu ‘cesaretlendirme’ çerçevesinde görülebileceği gibi, hükümetle arasına sınır koymak istediğinin başka bir işaretidir. Gül’ün bu ‘cesaretlendirme’ işini yalnızca AB konularında değil, Kıbrıs, Kürt meselesi, Ermeni meselesi ve diğer netameli konularda da üstlenebileceği söylenebilir. Ahmet Necdet Sezer, cumhurbaşkanlığı döneminde Meclis’teki muhalefet ile aynı çizgide, muhafazakâr bir çizgide durmuştu. Acaba Gül, icraatın başı olarak reformlara zorlayıcı muhalefet boşluğunu da doldurmak mı istiyor? Hükümetin 2013′e kadar yol haritasının önünde hazır olduğunu, kendisinin hazırlamış olduğunu vurgulaması bunu gösteriyor, ama gerçekten bu rolü üstlenip üstlenmeyeceğini görmek için biraz daha gözlemek gerekiyor. Çünkü Başbakan Erdoğan her durumda bundan memnun olmayabilir. Bu saptama bizi referandum tartışmasına, hatta anayasa tartışmasına da getiriyor. Çünkü AK Parti’nin önünde, 12′inci cumhurbaşkanının halkoyu ile seçilmesi değişikliğinin yanı sıra, referandumun bütünüyle iptal edilmesi teklifi de var artık. Bu durum, Gül’ün yedi yıl Çankaya’da kalmasını garantiye alır. Anayasa değişikliği geciktiği ölçüde de, cumhurbaşkanı yetkileri, şimdiki gibi güçlü kalmaya devam edecek, sembolik düzeye inmeyecektir. Gül, öteden beri cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesini savunuyor olsa da, tablo budur. Murat Yetkin arşivi – Diger Yazarlar VATAN GAZETESİ: Abuk subuk, saçma sapan.. AKP grup toplantısı.. Başbakan konuşuyor; Referandumda evet oyu verin. 12. Cumhurbaşkanı ve ondan sonrakileri seçme yetkisi aziz milletimizde olacaktır.. Alkışlar.. Ne ülkeyiz be! Yedi yıl sonra yapılacak Cumhurbaşkanı seçimi nasıl olsun diye şimdiden referandum yapıyoruz.. Böyle olması lazım abi; Anayasa gibi temel yasalar pata küte değiştirilmez.. Demokrasi öyle yalapşap işleri kaldırmaz.. Ben yaptım oldu ya hiç gelmez.. *** Duydun mu? Neyi? Referanduma 5 gün kala referanduma sunulan anayasa değişiklikleri acilen değiştiriliyormuş? Niye? Başbakan, 12. Cumhurbaşkanını seçme yetkisi aziz milletimizde olacak dedi ya.. Eee.. Anayasa metninde 11. Cumhurbaşkanı yazıyor.. Resmi gazetenin 26554 sayılı nüshasını aç bak.. Allah korusun, az kalsın iki tane mi 11. Cumhurbaşkanı olacaktı? Evet.. Yoksa bolluk dedikleri bu mu? Refah, kalkınma.. Büyük ülke herhalde böyle olur.. Cumhurbaşkanı’nı bile yedekler! *** Kandırma beni iki tane Cumhurbaşkanı olur mu? Olmaz tabii.. Sonuç şöyle olacaktı.. Ya miletin seçtiği milletvekillerinin TBMM’de seçtiği Cumhurbaşkanı, Cumhurbaşkanı olarak kalacaktı ya da milletin referandum yoluyla görevden aldığı Cumhurbaşkanı’nın yerine yeni bir Cumhurbaşkanı seçilecekti.. Karmakaraşık.. Abuk subuk.. Saçma sapan bir durum değil mi? Evet. Peki neden böyle oldu.. Şundan; AKP’nin hukukçuları çok iddialılar ama malesef hukuktan pek anlamıyorlar.. Kanıt mı? Bu referandum metni onların eseri değil mi?.. Ne var bunda? Birşey yoksa referanduma beş gün kala niye palas pandıras değiştiriyor? Kamuoyunda çok tartışıldı da önlem için.. Yok ya.. İnandık.. İçlerinde kuşku vardı; YSK’da geçici maddeyi dikkate alır da Cumhurbaşkanı’nı halk seçecektir derse. O zaman ne olurdu? Şu.. AKP kurmayları bu bir hukuk katliamıdır.. Hukuka sıkılan kurşundur.. Gül’ü içlerine sindiremediler diye nutuklar atardı.. Sonra.. Abdullah Gül’ün, Başbakan’ın çağrısıyla evet diyen AKP’lilerin oylarıyla Köşk’ten indirildiği herkesten saklanırdı.. Konuyu açan münafık ilan edilirdi.. *** Sonucun böyle olduğunu duyan millet ne yapardı? Şaşar kalırdı.. Ağzı bir karış açık kalırdı.. Çoğu kişi elim kırılsaydı da evet demeseydim derdi.. Günah çıkarma adına; ne yapalım, Başbakan’ın çağrısına uyduk diyen bir iki cılız ses de yükselirdi..O kadar.. Peki, halktan bir iki kişi çıkıp da; Abi suç bizde okumadan oy kullandık.. Vallahi billahi bundan sonra okumadan oy yok diye bağırır mıydı? Bağırsa herhalde güler geçerlerdi: Ufak at da civcivler yesin.. Yeni anayasa 138 maddeymiş oku oku bitmez.. *** (Ben olsam 1921’den başlayarak 1924, 1960, 1980 anayasalarını fasikül fasikül verirdim.. Ara değişiklikleriyle.. Çünkü 1921’i bilmeyen 1924’ü anlamaz.. 1960’ı kavramayan 1980’i iyi tahlil edemez.. 2007’yi de anlamak için hepsini okumak gerek.. Şimdiden başlamalıyız.. Yurdun dört bir tarafından.. Okuma yazma kursları gibi.. Anayasa kurslarıyla. Niye mi? Böyle abuk subuk durumlar bir daha olmasın diye..) Mehmet Tezkan Park yasaktır Dün saat 13.00′te Lütfi Kırdar Kongre Merkezi’ndeki Borsa Lokantası’nda bir İngiliz tarihçisi ve arkadaşıyla randevum vardı. Saat 13.00′e birkaç dakika kala Lütfi Kırdar’ın önündeydim. Ama boş yere park edecek bir yer aradım. Cadde park edilmeye kapatılmıştı. Normalde park edilmenin serbest olduğu ve cumartesileri park yerlerinin neredeyse boş olduğu caddenin sağı ve solu 1.5 kilometre boyunca kırmızı beyaz polis kordonuyla yasak bölge ilan edilmişti. Yolun kenarına çekilmiş bir araba çekme aracı, yasağı ihlal etmeyi düşünenlere bunun iyi bir fikir olmadığını telkin ediyordu. Çevrede polisler vardı. Birinin yanında durdum ve camı indirdim. “Ne oluyor? “Başbakan’ın iftar yemeği var” dedi şoför. “İftara daha altı saat var” dedim. “Onu bana söyleme” dedi polis memuru. Beşiktaş’a indim, stadın yanından dönüp arabamı Hyatt Oteli’nin garajına park ettim. Yürüyerek lokantaya gittim. Yarım saat geç kalmıştım. Yemekten sonra arabamı almak için Hyatt’a dönerken kırmızı-beyaz şeritlerin arkasında park edilmiş dört sivil araç gördüm. Kaldırımda duran belediye park memuruna sordum: “Onlara neden yasak değil?” “Onlar AKP’li.” “Ben de AKP’liyim” dedim. “O zaman siz de park edebilirsiniz. Ancak AKP kimlik kartınızı arabada görülecek bir yere bırakmanız lazım. Aksi takdirde polisler çeker.” Arabaları teker teker inceledim. Gerçekten her birinde fotoğraflı birer AKP kimlik kartı vardı. “Hikâye ne?” diye sordu İngiliz arkadaşım. Hikâyenin ne olduğunu anlattım. “Sizin Gordon Brown arkadaşlarıyla yemeğe gittiğinde Londra’da böyle mi oluyor?” “Hayır. Mümkün değil” dedi. Gülümsedi, “Sen de AKP’li ol, bir kart al.” Başbakan’ın, tabii ki, iyi korunması lazım. Ama arkadaşlarıyla yemek yiyecek diye sabahın köründen itibaren caddenin AKP’lilere tahsis edilmesine ne anlam vermeliyiz? Bu tahsis hangi yasa veya kurala göre yapıldı? AKP Şişli İlçe Başkanlığı’nın muhasebesinde çalışan arkadaş ve diğerleri bu bedava park imtiyazını hak etmek için ne yaptılar? AKP’liler VIP mi? Bu işte rahatsız edici bir şey var. Çünkü bu gibi işler totaliter ülkelerde oluyor. mmunir@milliyet.com.tr

Sayfa 1 / 11