Ağustos, 2007

Yeni Dönem

Ağustos 31 2007Yorum Yok Kategori: Politika

Türkiye çok engebeli bir dönemi geride bıraktı. Cumhurbaşkanı Sayın Abdullah Gül seçildi. Türkiye’ye hayırlı uğurlu olmasını diliyorum. Türkiye maalesef 1990’lı yılları boşa harcadı. Bunun sonuçlarını da 2000’li yıllarda ekonomik ve siyasi krizlerle, kültürel kırılmalarla yaşadı. 2000’li yıllarda çok değerli bir dönem duruyor önümüzde. .

Gerek 7 yıllık Cumhurbaşkanlığı gerekse beş yıllık hükümet dönemi Türkiye açısından kaybedilemeyecek yıllardır. Bunun sorumluluğunu üstlenenler bugün ismen vardır. Şahsen elleri taşın altındadır. 60.hükümet açıklandı. “Ben merkezim ve sağı solu toparladım” diye övünen bir liderin hükümetine pek uymadı sonuç. Maalesef, Türkiye’de sayın first lady Hayrünisa Gül’ün başörtüsü altına sığınarak muhalefet yapanlar Türkiye’nin vizyonunu magazinleştirmektedir. Bu siyasi hafiflik bizi vizyon oluşturmaktan alıkoyuyor. Büyük bir Türkiye hayalinden yoksunluk taşıyor.Yapılan her şey iktidara “yol su “olarak geri dönüyor. İktidarın bundan şikayetçi olmadığını biliyorum çünkü devasa sorunlarımız başörtüsünün altında serin serin uyuyor. Bu öngörüsüzlük siyaset üretemeyenlerin anlayışsızlığına gömülüyor. Türkiye değişim,yenilenme ve başarı istiyor. Türkiye dışa açılmak ve sadece üç sektörde değil bir çok sektörde sanayileşmek istiyor. Türkiye en Batı ucu kadar modern en Doğu ucu kadar muhafazakar olmak istiyor. Türkiye milli duruşu olan modern demokratik bir günlük yaşamın normalleştiği günleri özlüyor. Türkiye milli duruşu olan aydınlarını özlüyor. Türkiye bilime, eğitime ve gelişmişliğe olan susuzluğunu gidermek azminde. Genç Türkler vatanını seviyor. Kadınlar bu vatan için bir şeyler yapmak dileğinde. Kim bunları görüyor? Kim yol açıyor? İşte ben bu nedenlerle DP Genel Başkan adayı oldum. Siyasete yenilikçi bir damga vurmak için yol alıyorum. Ben sadece itaat edenleri değil aklı selimini sevenleri de istiyorum. “take-off” deyimiyle açıklanan Türkçesini bilmeyen yazıcılarla, danışmanlarla nereye kadar diye düşünmeden edemiyor insan? Take -off için önce reformlar bitmeli.Ya da en azındna reformalar başlamalı. Yargı reformu mu bitti sağlık reformu mu?Eğitim mi? Olmayan taban üzerinde take-off!!! Gülmeli ağlanacak halimize mi ağlamalı gülünecek halimize mi?Siz karar verin

Dış Basın

Ağustos 30 2007Yorum Yok Kategori: Güncel

30 AĞUSTOS KUTLU OLSUN. Dış basın Cumhurbaşkanlığı seçim sonucunu değerlendirdi.Öne çıkan yorum “İslamcılar kazandı!” şeklinde.Türkiye’ye dışarıdan bakış “İslamcı” imajı altında.

Bugünler Lady D.’nin de kaza sonucu öldüğü tarihe denk. Prens Charles’a Camille ile evlenme izni vermeyen,yasaklayan ve kraliyet yasaları diye dayatan İngiliz Sarayı onu genç bir kızla evlendirdi. ANcak bu sonun başlangıcı oldu. Bugün o genç kız yok, sevgilileriyle öyküler her gün bir kitap olarak yayınlanıyor, iki çocuk annesiz kaldı ve engellenmeye çalışılan Charles Camille evliliği 60 yaşından sonra gerçekleşti. Yani yasaklar hiç bir şeyi engelleyemez. Ancak ek üzüntü ve skandallara neden olur.Hepsi bu! Türkiye’nin özgürlüğe ihtiyacı var.Yeniden yapılanmaya ihtiyacı var. Ama bu kabinesine tek bir tane kadın alanlarla, top oynamadığı mahalle arkadaşı dışındakilere güvenmeyenlerle olur mu bakalım? Türkiye 60.hükümetten çok şey umuyordu. Yenilenen ve değişimi yansıtan isimler. Mıh gibi kalıcı isimler değil.”Ne yanlış yaparsan yap yeter ki kanka ol bana” sloganı bizi nereye götürecek bakalım. 200 milletvekilini yenileyen Başbakan “yeni” pek sevmediğini gösterdi. Yenilenme,değişim ve özgürlük başka bir bahara kaldı. Yaşasın biat edenler,itiraz sevmeyenler…. New York Times: Gül başkomutan ama, yemin töreninde tek bir asker yoktu. Laik devlet yapısının 84 yıllık iktidarına son verildi. Washington Post: Ordu ya darbe yapacak ya da laik devlette yükselen siyasal İslama alışacak. WSJ: İslami kökenli hükümet için büyük zafer. ABD BASINI New York Times: Gül başkomutan ama, yemin töreninde tek bir asker yoktu. Laik devlet yapısının 84 yıllık iktidarına son verildi. Washington Post: Ordu ya darbe yapacak ya da laik devlette yükselen siyasal İslama alışacak. WSJ: İslami kökenli hükümet için büyük zafer. TIME: Türkiye’yi İslamcı bir gelecek mi bekliyor? Ordu Gül’ün zaferini kabul etmiş görünüyor. YUNAN BASINI To Vima: İlk kez bir İslamcı Türk devletinin en yüksek mevkiine çıktı. Ta Nea: Eski İslamcı cumhurbaşkanı olarak yemin etti. Etnos: İslamcı Gül, Atatürk’ün tahtında. Kemalistlerin barınağı çöktü. Elefteros Tipos: Generallerin ilk büyük yenilgisi. Elefterotipia: Fraksız ve ordusuz cumhurbaşkanı. ALMAN BASINI Süddeutsche Zeitung: Eski kafalı yöneticiler devlet içindeki son kalelerini de kaybetti. Türkler biraz cesaret biraz da hünerleriyle artık zamanı geçmiş ideolojik deli gömleğinden kurtulabilirler. FAZ: Yeni elit sınıf iktidarda. Türkiye bir İslam cumhuriyeti olmaz. Buna ne Gül’ün and içtiği anayasa, ne ordu, ne de Türkiye’nin tarihi izin verir. İTALYAN BASINI La Repubblica: Şimdi AB daha uzak, çünkü Türkiye deri değiştiriyor. Corriere della Sera: İslamcı Gül Cumhurbaşkanı. Laikliğe bağlı kalacağını ve 10 kez Atatürk’ün adını telaffuz etmesine karşın TSK tarafından yokmuş gibi davranıldı. Il Giornale: Türkiye yeraltından gelen darbe ile derinden stratejik hareketlerle Kuran’ın yolunda emin adımlar atarak hızla İslam ülkesi haline getiriliyor. İNGİLİZ BASINI Daily Telegraph: Gül Türkiye’yi İran tarzı teokrasiye çeviremez. Türkiye’nin Abdullah Gül’üne bir şans verin. The Guardian: İslamcı kökleri nedeniyle Türk ordusunun Gül’e yönelik şüphelerine karşın Dışişleri Bakanı olarak AB içindeki meslektaşlarının saygısını kazandı. Avrupa eski İslamcıya güveniyor. The Times: İslamcı kökenli Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, ülkenin laik yasalarını koruma sözü verdi. Gül’ün seçimi laik paranoyayı tetikledi. FT: Türkiye Gül’ü seçerek orduya meydan okudu. DİĞERLERİ Komersant (Rusya): Türk Ordusu komuta merkezini terketti. Gül, Atatürk ilkelerine sadık kalacağı yemini etmesine rağmen Türkiye’de 1923 yılından bu yana süregelen Birinci Cumhuriyet dönemini sona erdi ve İkinci Cumhuriyet dönemi tarihi yazılmaya başlandı. El Cezire (Katar): Türbanlı eş törende yoktu. The Star (Malezya): Abdullah Gül’ün eşi Hayrünnisa Gül’ün türban takması, dinciliğin bir göstergesi olarak görülüyor. Yedioth Ahranoth (İsrail): Gül’ün cumhurbaşkanı seçilmesi, Türkiye’de demokrasinin en az İslam kadar kutsal bir değer olduğunu kanıtlamıştır. Haaretz (İsrail): Laikliğin kalkacağı endişeleri yersizdir. Vladimir Putin (Rusya Devlet Başkanı): Sizinle yaptığımız görüşmeleri sıcak ve samimi duygularla hatırlıyorum. Bundan sonra da aramızda kurulacak diyalogla birbirimize karşı sergilediğimiz anlayış ortamının ülkelerimiz arasında ilişkileri çok boyutlu partnerlik seviyesine biraz daha yaklaştıracağına eminim. Siyasilerden kutlama yağıyor Celal Talabani (Irak Devlet Başkanı): Cumhurbaşkanı seçildiğinizi duyar duymaz çok büyük mutluluk duydum. Sizi tüm kalbimle kutluyorum. Kabineden cumhurbaşkanlığına yükselmeniz size duyulan güvenin bir göstergesidir. Demokrasi ve barış içinde yeni görevinizin hayırlı olmasını diliyorum. Kostas Karamanlis (Yunan Başbakanı): Yunanistan bölgede barış ve istikrarın yerleşmesi için Türkiye ile birlikte çalışmaya hazırdır. İkili ilişkilerin gelişmesi için de gayretlerin sürdürülmesinden yanadır. Mahmud Ahmedinejad (İran Cumhurbaşkanı): Cumhurbaşkanı seçilme haberinizi büyük bir mutlulukla aldım. Cumhurbaşkanlığınız döneminde iki ülkenin her alandaki ilişkilerde daha güzel gelişmelere tanık olacağına inanıyorum. Arap Birliği: Cumhurbaşkanlığına seçilmenizden çok memnunuz. Türkiye’nin, Ortadoğu ülkesi olarak barışa ulaşmak için bölgedeki rolüne devam etmesini ve etkisini kullanmayı sürdürmesini ümit ederiz. Fuad Senyora (Lübnan Başbakanı): Türkiye bölgede ve dünyada bir demokrasi abidesi olduğunu ispat etti. Bu vesileyle sevgili dostum Erdoğan başkanlığındaki AKP’yi de demokrasi sınavını büyük başarıyla geçmesi ve böylelikle idarelerin demokratik yollarla el değiştirmesi zorunluluğunu teyit etmesi nedeniyle kutluyorum. mektup:Çok yoğun ve anladığı halde doğru değil de işime geldiği gibi ifadeler kullanan midesinden ve cinsel özelliğinden başka bir yanı bulunmayanların yaygın olduğu bir dünyaya hangi namuslu insan girse hasta olur.. İstekleri gerçekleri ile uyumsuz insanlar türedi.. Kabalaşacağım.. İslam medeniyetinin çocukları bu medeniyetin mensubu olduklarını iddia ediyorlar amma zihniyetleri ve nefsiyetlerini İslamdan almıyorlar.. Geçen Cuma Kadıköy’den Eminönü’ye geçerken SultanAhmed ve AyaSofya’yı seyrederken… Daldım biz bu Medeniyetin çocukları olsa idik.. böyle camiler boş ve fonksiyonsuz kalmaz.. Silüette devamda görülen Bakırköy gibi alanlara da yeni bir cami hem de SultanAhmed, AyaSofya ve Süleymaniye’yi andıran amma daha büyük daha fonksiyonel bir külliyeli cami yapardık.. diye düşündüm… Bunun yerine türedi zenginler çıktı. Cip satışları fırladı.. Markalar içinde kaybolan belli yerlerini örtüp zihinlerini halleri ile sergileyen nice insan Ümit Meriç’e saldırdı. O’nun o sade ve nasihat içeren güzel sözlerine.. Bu akparti dönemi sosyetik gelişmeleri hızlandıracak.. Sahilleri özel mülkiyete açmayan İslam’dan habersizler.. Şimdi bilmem hangi Amerikalı ve saudi amerikalılarla müşterek sahilleri kapatacak plazalar yapacaklar. Halksız hayata yol alacaklar.. Su, orman ve enerji ile madenleri de İslam özel mülk yapmaz. Buna Umumi mülkiyet der… Su satılmaz bizim medeniyette.. Petrol umumun malıdır.. nereden baksan İslam nerede İslamcılar nerede İslamcılar ile akşamcılar ikisi birbirine benziyor.. İkisi de kendisinin mide ve cinsellikten ibaret zannediyor.. Bir dokunup bin ah dinlediniz… Tekrar geçmiş olsun der.. Dua ederim Rabbimden… Bir çok sevdiğim yazar da Ümit Hanım için yazarken, Ebu Zer’i gündeme getirerek konuyu marijinalleştirmeye çalışmış… Ona yazdım az önce .. kısaca şöyle dedim: Sen bilmiyor musun Ebu Zer Hazreti Ali’den bir santim bile ayrı durmaz. Sen bilmiyor musun ki Ebu Zer Ali kokar.. Sen bilmiyor musun ki Ali Muhammed’den asla ayrılmaz. Ali hep Muhammed’i yansıtır. İnanslara makam ve para vererek yanına toplamaz.. Sen bilmiyor musun ki Hazreti Muahmmed Allah’ın emrinden bir santim bile ayrılmaz.. Bu silsileyi yok zannederek konuyu istediğin gibi kapatacağını mı snıyorsun? Her an Allah huzurundayız. Her halimizi Allah’ın kamerası çekiyor.. Her yaptığımızı Melekler yazıyor.. Haticesi vardı Muhammed’in bütün servetini Allah yolunda harcadı.. Amcası Ebu Talip vardı sekiz yaşından yirmi beş yaşına kadar onu himaya etti..- Ebu Talip Deresinde boykot edilince hastalandılar ve öldüler.. Buna HÜZÜN SENESİ dedi Allah Resulü.. Mihrimah Sultanlar İstanbul’u cami ve İslamî eserleri ile donatmışlar.. Cip peşinde koşan ve başörtülüler de aldatır diye yazanlar İslam medeniyetinin nasıl çobuğu bunlar? Esliden toprak işgal edilir düşman atılınca insanların değerleri aynı kalırdı.. Şimdi sokak pragmatik insanlarla dolu.. Rasyoner hareket adına çağdaşlık adına her türlü melanet işleniyor.. Zina gibi bir kavram da kalmadı. Aile hiçbir dönemde bu kadar çökmemişti.. Fatih

Evlatlarımız

Ağustos 28 2007Yorum Yok Kategori: Politika

İzmir `in Urla ilçesi Balıklıova köyünde kurulan gençlik merkezinde kalan bir Alman çocuğun, eğitimde sorun yaşadığının belirlenmesi üzerine Almanya `dan bir pedagog geldi. Unna Tacheles Gençlik Yardım Kuruluşu Müdürü Sosyal Pedagog Michael Brendt,

Türkiye `de, 8 aydır merkezde eğitim gören Kevin S.`nin, derslerindeki sorunların giderilmesi için geldiğini söyledi. Pedagog, 11 yıldır bire bir eğitim yardımıyla Almanya `daki suça eğilimli çocukların rehabilitasyonu ile ilgilendiğini söyledi. Kendi şirketleri bünyesinde halen 24 çocuğun bulunduğunu ifade eden Brendt, bunlardan 10`unun eğitiminin İspanya , İtalya , İrlanda , Portekiz , Yunanistan ve Türkiye `de devam ettiğini, geri kalan 14`ünün ise ülkesinde eğitildiğini bildirdi. Balıklıova `daki merkezde, suça karışmış çocuklar, demircilik, fırıncılık, marangozluk öğretilerek ve spor yaptırılarak, rehabilite edilmeye çalışılıyor. 2007-08-28 07:05:24 Sabah ‘da bu haberi okuyunca içim sızladı. Almanya’da, Hollanda’da,Fransa’da veya Rodos’ta, Balkanlarda bıraktığımız binlerce çocuğu düşündüm. Yıllarca önce unuttuğumuz çocukları,gençleri ….. Onlar “tek bir” çocuk için pedagog gönderirken biz binlerce çocuk için HİÇ Kimseyi gönderemedik. Bunun vicdan azabını duymayan aydınlar, yöneticiler, konsoloslar, elçiler ve siyasilerle yaşıyoruz. Vicdanı olmayanın milliyeti ve kimliği olur mu? Siz cevap verin olur mu? Rodos’ta babaannem doğdu, evlendi. Babam orada doğdu ve Kurtuluş savaşı sonrası terk ettiler Rodos’u. Yine de Türklerin yaşadığı son ada Rodos. 3000 Türk yaşıyor bugün adada. Hepsi unutulmuş tarihin son sayfaları hüznünde.yalnızlığında. Türklerin çoğu en alt hizmet işlerinde çalıştırılıyor. Çöpçü veya benzeri hizmetlerde var. Gençler artık Türkçe konuşamıyor. Bilmiyor. Konuşmak istemiyor. Türklükleriyle övünecekleri bir yer veya mekan yok. 40 yıl öncesine kadar bayramlaşan ve kocaman bir meydanda buluşan Türkler bugün kültürlerinin bayramları yerine Yunan bayramlarını kutlar olmuş. Aileler gelenekleri bırakmış. Rodos’ta bir Türk konsolosluğu var. Ancak tüm Avrupa’dakiler gibi kültürel etkinlikleri zayıf. Kendi akrabalarımın çocuklarının kırık dökük Türkçesi beni kalbimden vurdu. “kusura bakmayın,hep Yunanla yaşamaktan “ deseler de Osmanlı topraklarında yaşayan dedelerimin bir çok dili konuştuklarını işitmiş kulaklarım üzüldü. Onların yalnızlığına ve bizim hafızsız yakın tarihimize , kimliğimizi elimizden alan yıllarımıza yandım durdum. “Evld-ı Fatihan”dık şimdi kimin çocuklarıyız acaba? Rodos güzel Rodos gemi yanaşırken incecik minareleri hala koynunda saklayan Rodos….. Sadece bir tek camisinde namaz kılınan Rodos. Giritliler yok oldu torunlar şimdi kırık dökük bilgilerle ataların izine düştü. Midilliler kayboldu, Makedonya veya Balkanların her hangi bir noktasından gelenler kültürlerini kaybetti. Boşnaklar kahve içmeyen Türklere hayretle bakıyor “Türk kahve içmez mi?” diye soruyor. 50 yıl olmadan Osmanlı kültürünün kahvesinden çaya geçen Türkler çaydan başka şey içmez oldu. 50 yılda kültürünün en önemli köşe taşlarını denize attı gitti….. Biz ne zaman soydaşlarımıza, akrabalarımıza ve Türk kardeşlerimize sahip çıkacağız? Balık bile kavağa çıktı biz çıkamadık bu işin içinden. Nerede bilimsel araştırmalar? Nerede aile tarihleri?Nerede politik pazarlıklar ve kültürel destek? Nerede?

Radikal’den

Ağustos 26 2007Yorum Yok Kategori: Okuduklarım

Halkın üçte biri yeni parti istiyor

CHP’ye oy verenlerin yüzde 42′si, MHP’ye oy verenlerin yüzde 31′i, AKP’ye oy verenlerinse yüzde 12′si ‘yeni parti’ diyor

 

Faruk Şen yazdı

Ağustos 24 2007Yorum Yok Kategori: Basında

Demokrat Parti’ye yeni lider DP’de halen aday olarak Sinan Aygün, Abdüllatif Şener gibi politikacıların isimleri geçiyor. Buna karşılık İstanbul´da bölgesinde birinci aday olarak DP´ye en fazla oy kazandıran genç ve akıllı politikacı Nevval Sevindi gibi bir kadının liderliğinde DP, konzervatif liberal platformda ismini duyurabilir. Eğer önümüzdeki seçimlerde AKP´ye karşı konzervatif sağ ile sosyal demokrasi ciddi bir alternatif oluşturmak istiyor ise, yenileşmek zorunda, yoksa 75 yaşına girecek Deniz Baykal’lı CHP ve Süleyman Demirel´in önerdiği bir aday ile DP, önümüzdeki seçimlerde yine nal toplar ve AKP tüm Türkiye´nin partisi olarak üçüncü dönemde de tekrar iktidara gelir. Demokrasinin gelişmesi açısından CHP’nin ilk adımı atması gerekiyor. 81 ilde sosyal demokrasiye gönül veren akıllı kişilerin genel merkezi bu konuda zorlayacağından hareket edebiliriz.

Yeni Açılımlar 06.08.2007 / Faruk Şen / Yorum CHP 22 Temmuz seçimlerinde, bu kadrosu ile işi ancak buraya kadar götürebildi ve hiçbir oy artısı sağlayamadan seçimlerde DP´nin yanında ikinci kaybeden parti olarak tarihe geçti. Bu seçimlerin tartışmasız galibi AKP, şimdi halka dostluk sinyalleri veriyor. Ümit ederiz ki; AKP iktidarı Türkiye´de ve dünyada yaşayan tüm Türklerin iktidarı olur ve söz verdiklerini yerine getirir. Gelelim CHP ve DP´nin durumlarına: CHP için, dört yıl evvel katıldığı Sosyalist Enternasyonal´den ihracı için İsveçlilerin önderliğinde bir dosya açıldı. CHP´ye ordu yanlısı ve ulusalcı bir yaklaşım nedeniyle dava açılıyor ve Sosyalist Enternasyonal´ın kriterlerine uymadığı söyleniyor. Bu girişim CHP´ye karşı yapılan bir haksızlık, fakat bugüne kadar CHP de bu konuda herhangi bir girişimde bulunmadı. Türk iç politikası ile uğraşan Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen´nin bu konu ile ilgili kimse ile temasa bile geçmemesi, CHP´nin Sosyalist Enternasyonal´den de ihracını beraberinde getirecek. Genç seçmen küstü CHP´nin en büyük ikinci sorunu da; 81 ilden ancak 5 ilde birinci parti olmasıdır. Seçim sonuçlarına baktığımızda, Türkiye´deki gençlerin artık CHP’ye “hayır” dedikleri ortaya çıkıyor. Genç seçmenlerin oyları AKP ve MHP´ye yöneliyor. İşin diğer ilginç bir yönü de, CHP seçmenin yüzde 42’sinin üniversite mezunu olmasına karşılık, partinin bilime ve araştırmaya hiç önem vermemesi ve seçim öncesi hiçbir dosyayı kamuoyunun önüne getirememesi, anketler yapamamasıdır. Düşünün; akademisyen ve bilinçli bir kitleden oluşan seçmenler CHP´ye oyunu verirken, CHP de akademisyenleri ve bilimi reddeden bir parti yapısı içinde. Okumayı ve üretmeyi sevmeyen CHP´nin önde gelen isimleri Önder Sav, Eşref Erdem ve hakkında bir ok suistimal görüşü ortaya atılan Mehmet Sevigen’den oluşan kadrosu ile Deniz Baykal´ın artık yapacağı en namuslu çizgi, partiyi bu işi yapabileceklerin eline bırakması ve parti içinde ciddi alternatif üretebilecek kimselere yolu açmasıdır. Baykal’ın alternatif nedir CHP´de Onur Kumbaracıbaşı ve Hikmet Çetin gibi yaşları Deniz Baykal gibi 70’lerde olanların tek alternatif olamayacağından hareket edebiliriz. Buna karşılık sosyal demokrasi konusunda kafa yoran Burhan Şenatalar, Avrupa´daki sosyal demokrasiyi çok iyi bilen Ercan Karakaş, Hurşit Güneş, Süleyman Çelebi, Umut Oran gibi köklü sosyal demokratların yanında, Türkiye´de sosyal demokratik çizgiye fikir üretebilecek Osman Kavala, Tavit Köletavitoğlu gibi isimlerin CHP´de artık ön plana çıkması zamanı geldi. CHP’nin, belirli bir kitlenin yönetici olarak güzel odalarda oturup, devletten sağlanan kaynaklarla alınan son model arabalara binip ve geçimini sadece partiden sağlayan kişilerin yerine, artık halk için birşeyler üretmek isteyen kişilerin eline geçmesinin tam zamanı. Bu açıdan da, CHP için en önemli sınav 2009 yerel seçimleri olacak. Bugüne kadar yerel seçimlerde İzmir dışında başarılı olmayan CHP, artık yeni bir kadro ile en geç bu yıl sonundan itibaren İzmir’i kaybetmemesi için harekete geçmesi gerekir. CHP, Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu´nun yaptığı çalışmalarıyla başarılı bir şekilde yolunda yürüyen İzmir’in yanısıra, İstanbul ve Ankara´dan da akıllı adaylar göstererek, belediye seçimlerinde başarı göstermesi gerekecek. Yerel secimlere daha 18 aylık bir süreç var, bu süreç zarfında CHP ciddi bir sosyal demokrat partisi olması lazım, yoksa sosyal demokrat parti tanımını Ertuğrul Günay´ların ağırlını koyduğu AKP´de yavaş yavaş görmek mümkün olacak. Gelelim DP´ye. Demokrat Parti’ye yeni lider DP’de halen aday olarak Sinan Aygün, Abdüllatif Şener gibi politikacıların isimleri geçiyor. Buna karşılık İstanbul´da bölgesinde birinci aday olarak DP´ye en fazla oy kazandıran genç ve akıllı politikacı Nevval Sevindi gibi bir kadının liderliğinde DP, konzervatif liberal platformda ismini duyurabilir. Eğer önümüzdeki seçimlerde AKP´ye karşı konzervatif sağ ile sosyal demokrasi ciddi bir alternatif oluşturmak istiyor ise, yenileşmek zorunda, yoksa 75 yaşına girecek Deniz Baykal’lı CHP ve Süleyman Demirel´in önerdiği bir aday ile DP, önümüzdeki seçimlerde yine nal toplar ve AKP tüm Türkiye´nin partisi olarak üçüncü dönemde de tekrar iktidara gelir. Demokrasinin gelişmesi açısından CHP’nin ilk adımı atması gerekiyor. 81 ilde sosyal demokrasiye gönül veren akıll 6.08.2007

Sağlık

Ağustos 24 2007Yorum Yok Kategori: Politika

Sağlık sistemi düzelmiştir diyenlere…… “nevval hanım maalesefki benim babam kanser akciğer olduğu şüphesi var ne yazıkkı nitelikli doktor ve hekim olmadığından dolayı çoğu kere çaresiz kalıyoruz tedavisi konusunda dahi geç kalınmış daha önceden haberdar olunsaydı diye laflar söylenip duruyor insanı öldüren kanser değil ilgisizlik ve muammada bırakmaları.mersin tıp fakultesi araştırma hastansei babami boş yere 4 veya 5 ay süründürdü o yetmedi özel bir hastaneye götürdük her kafadan ayrı ses geldi kalktık izmire götürdükönc tepecik ardında ege üniversitesi ve karar kılındı kemoterapi ve tekrar mesrine dönüldü ve heyet kurul kararıyla rapor hazırlandı ve üç önemli doktor ilaçların onayına dair imza verdiler ve 1 haftadır tekrardan mersin tıp fakultesine geldik tilkinin döndüğü dükkan gibi ama bu konuları başımızdan geçenleri sağlık bakanlığına bildirmeme rağmen onlar bize bağlı kurumlar değil onlar tıp fakulteleri ve üniversiteler bağlı bir mail geldi ve türkiye cumhuriyetinin sağlıktan sorumlu bakanlığı bana bu maili yazdı ve benim gözümde ülkemin düşüşünü gördüm ve bu ülke bitmiş artık benim türkiye cumhuriyetine güvenim kalmadı çok enteresan bizim ülkede hiç bir sistem oturmamış ve ben 31 yaşındayım bu olaylar sürekli takip eden biriyim dünya gündemi ve lke gündemiyle ilgileniyorum metafizik konularında çalışmalarım var ama anladığım tek şey var insan hayatı pek ucuz ve bu güzelim ülkede yaşama ma rağmen tepki olarak ise geçen seçimlerde oy kullanmadım ve bunu sağlık bakanlığına da bildirdim ama hiç bir şey değişmeyecek oy versemde vermesemde ama ben ülkeme olan inancımı kaybettim. maalesefki hiç bir kurum işlemiyor işliyorsada kaplumbağa hızında işliyor banka hizmetlerine varıncaya kadar.anladığım tek şey var ki oda bu memelket bitmiş ama inancım sağlam ben hep ilahi adalete güvendim benim tek dayanağım o ve babam dualar sayesinde yaşıyor
Gönderim Zamanı: 23-08-2007 12:05:57

milliyet yazdı

Ağustos 24 2007Yorum Yok Kategori: Okuduklarım

SEVİNDİ ÇİLLER’LE GÖRÜŞTÜ
Oluşturduğu “Yenilikçi harekette” ittifak arayışlarını sürdüren Sevindi ise Çiller’e yanıtını aradığı üç soru/öneri ile gitti.
“Siz DP’nin başına geçin, uygun gördüğünüz şekilde beni yanınızda tutun -Kadroları birlikte oluşturalım, beni destekleyin- İkisine de hayırsa, siyasette nasıl bir pozisyon almamı önerirsiniz?”
Çiller, Sevindi ile bir saat kadar süren görüşmesinde, gençlere ve kadınlara siyaset kapısının açılmasının önemini vurguladı.
 

Türkiye bizimdir

Ağustos 22 2007Yorum Yok Kategori: Politika

Diyorlar ki, ülke çığırından çıkmış. Her yer oturanın babasının malı olmuş.Düşünmeden akıllı olabileceğimize bizi inandırmak istiyorlar. Hiçbir disiplin olmadan fedakarlığı öğrenebileceğimizi iddia ediyorlar. Politik liderler kadar her hangi bir makama oturanlar ve güce erişenlerin kavgasının “baba malı” üstüne olduğunu gösteriyor parmaklar. Çocuklar umutsuz, gençler mutsuz ve doyumsuz, orta yaşlılar bıkkın ve yaşlılar ölümden gayrisine itibar etmiyor. Diz boyu mutsuzluk ve umutsuzluk neden utanma duygusu yaratmıyor?

Diyorlar ki, ülke çığırından çıkmış. Her yer oturanın babasının malı olmuş.Düşünmeden akıllı olabileceğimize bizi inandırmak istiyorlar. Hiçbir disiplin olmadan fedakarlığı öğrenebileceğimizi iddia ediyorlar. Politik liderler kadar her hangi bir makama oturanlar ve güce erişenlerin kavgasının “baba malı” üstüne olduğunu gösteriyor parmaklar. Çocuklar umutsuz, gençler mutsuz ve doyumsuz, orta yaşlılar bıkkın ve yaşlılar ölümden gayrisine itibar etmiyor. Diz boyu mutsuzluk ve umutsuzluk neden utanma duygusu yaratmıyor? Türk kültürü ki yaşama sevinci ve neşenin en eski kökü. Biz ki savaşa yıkanıp paklanıp suyun olmadığı cephelerde, çiçekli yemeniler bağladık boynumuza şahadet için. Türküleri ve duaları neşe içinde birlikte mırıldanarak ölüme koşan insanımız nerede? Kim onu bu hale getirdi? Hangi çıkarlar uğruna? Kim halkımı babasının malı gibi harcadı ve kimliğini zımparaladı? “Bugünle geçmiş arasında bir kavga başlatacak olursak , geleceği kaybetme tehlikesine gireriz” demiş koca Churchill. Bizim bugünümüze pek uydu bu söz dostlar.Atatürk de bize şöyle sesleniyor:”bir devlet adamı,kerameti kendinde göremye başladı mı, devlet adamlığını bitirdi demektir.” Bizim kabul etmemiz gereken bir dönemin artık sona erdiğidir. Bu dönemin adı, “babasının malı “ dönemidir. Devletin bir koltuğunda oturanın devleti babasının malı sanması, harcadığı parayı babasının malı diye savurması, kişisel düşmanlıklarını “babasının malı” elemanları, kadrolarına uygulaması, özel sektörün kendi parasını bile bu zihinsel yapılanma halinde kullanarak hiyerarşi kurması, emekli amcaları alalım lazım olur(olmuştur)bulunsun babamızın malı yanımızda denmesi, siyasi partilerin başına lider olmayı değil ele geçirmeyi , partileri “babasının malı” halinde tapulu arazi halinde sunmayı,kullanmayı, çeteler ve rüşvetle herkesin satın alınarak “babasının malı” haline sokulmasının dönemidir bu dönem. Medyada,devlette ve özel sektörde sadece ilken kan bağı,klan ilişkileri, hemşerilik bağı üzerinden iş yapan “babasının malı” insanlar bilgiyi, cesareti,namusu,ahlakı,ar damarı, nezaketi, dini hoşgörüyü, Türklüğün iyi değerlerini,kültürü,insanlığı, sevgiyi, bilgeliyi dışladılar. Çöp tenekeleri ağzına kadar doldu .” babasının malı” tenekeleri “babasının malı” olmayan vatan evlatlarıyla doldu. Bize bugün gerekli olan gönül rahatlığı değil cesarettir. Mevlana’nın dediği gibi ;dil ku?dil ku?(kalp nerede ?kalp nerede?)Kaçınılması gereken ise sadece gaflettir. Çocuklarımızı bizden çalıyorlar. Geleceğimiz sadece bizim değil dünya içinde anlamlıdır. Bu geleceği “babasının malı” gibi harcayan herkesi tarihin çöpleri arasında göreceğiz. Gençlerimizi bizden çalanlar , değerlerimizi yerle bir edenler ve yalanı “babasının malı” haline getirenler için gaflet ve delalet en güzel dergahtır. Ben bir Türk ve Müslüman doğdum. Ailem ve ben bir çok fraklılıklarla yaşadık iç içe güzel günler gördük. Bunu gören son şanslı kuşak mı olacağım ben? İnsanlar gerçeği görecektir. Çünkü köklerimizde umut,sevgi ve değişim heyecanı var. İşte ben halkımın bu köklerine güveniyorum. Her yer herkesin “babasının malı” olabilir. Beni her yerden git “diye kovalayabilir. Ancak bu kültürel köklerim, sosyal ve biyolojik genlerim diri kök hücrelerim. Onlar kimsenin “babasının malı” değil. Onlar bana umut veriyor.Onlar bana cesaret veriyor.Onlar bana “ayağa kalk kadın” diyor. Onlar beni ne kadar incinsem koruyor ve kolluyor. Onlarla yola devam edeceğimi biliyorum. Dedemin , ninemin, büyük dedelerimin taa Hz. Osman’a giden köklerimin ban olduğu gibi halkımın sessiz çoğunluğunda var olduğunu biliyorum. Maddiyatçı ve katı dünyanın yenilmezliğine, gücün kabalığına inanmışlar. Biz evlatlarımız kurtarmak için elele vermez ve iyilerin ittifakını kurmazsak demokrasi bir rüya olacaktır. Kötülerin çıkar birliğinin iplerine yapıştığı kadar biz iyiliğin,Allah’ın ipine yapışmazsak bireyin sonu gelecek. “her insan kadar Allah’a ulaşma yolu vardır” diyen güzelim özgürlüğüme gelen darbe ağırdır. Ülkemizde partiler çökmüştür. Partiler hemşeri kahvehanesi haline gelmiştir. Politika üretilmeyen ve üretimine izin verilmeyen ,çıkar birliğinin “baba malı” despotizmi demokrasinin organlarını yok etmiştir. Demokrasinin organları yoksa demokrasiyi hangi araçla icra edeceğiz ? Bir kez düşünün bakalım. Bu düşünme koltuğuna,unvanına,maaşına ya da başka çıkarlarına set mi olacak? Yarın bütün geleceğine bir duvar inşa ediliyor. Bu duvar “babasının malı” olarak ülkeyi görenlerle adalet,sevgi,cesaret,bilgi, kültür ve memleket sevgisi isteyenleri ayıracak. Mücadelemiz fırsatları eşitlemek, ayrıcalıkları ortadan kaldırmak,her bireyin hayatına ve yurttaş olarak konumuna en yüksek değeri vermektir. Bu hep kendi bireysel hayatımız hem toplumun çıkarı için değerli bir mücadeledir. Tüm toplum adil fırsatlar istemekte. Buna kulak tıkayanlarla yeni kulak tıkayıcılar ,yeninin yıldızlı tıkayıcıları hep yer değiştirmekte. Fırsat eşitliği bir toplumun bireye vereceği en yüce hizmettir. “Babasının malı” parselleme anlayışı 1000 yıllık kültürümüze ve atalarımıza hakarettir. Bırakalım bunu kapitalizmin evlatları doya doya yapsın. Son tahlilde Roosvelt 1910 yılında bunu şöyle dile getirir: “Bir insanın mesleğindeki en önemli unsurlar , tümü bir araya geldiğinde karakter dediğimiz şeyi oluşturan niteliklerin bir özeti olmalıdır. Eğer o insanda bunlar yoksa, insan zekasının yaratabileceği hiçbir kanun,isterse en cesur ve güçlü yürütme tarafından uygulansın,nafiledir. Dolayısıyla her şeyden önce karakter, insanı iyi bir adam , iyi bir baba,iyi bir koca yapan,onu iyi bir komşu yapan karakter doğru dürüst olmalıdır.Öncelikle bu gerekiyor;buna ek, her bir yurttaşta bu özelliklerin olabilecek en iyi şekilde gelişmesine imkan sağlayan yasaların çıkarılıp uygulanması gerekir.Ülkemizin temel sorunu,doğru ve iyi yurttaşların olmasıdır;bunu sağlamak için ilerlememiz gerekir ve devlet adamlarımızın gerçekten ilerlemeci olması gerekir.” Bir çok tehlikeyle dolu olan bu yol işte bu yoldur; her şeyi yeni baştan ele almak ve temel kazarak inşa etmek. Yeni ve gerçek Türkiye’nin politikası için umut sizinle var olacaktır. mektup: Nevval hanım, sitenizdeki yazınızı okudum. Birçok kısmının altına imzamı atarım. Ancak; Biz hiçbir zaman ve hiçbir dönemde demokrasi mücadelesi vermedik ki. Demokrasiyi aile yaşantısına kadar indirgeyemedik ki. Sizin yazınızda yazdığınız gibi şehadet için, vatan için, hilafet için, monarşik liderler için güle oynaya- türküler söyleye ölüme gittik. Ama kendi haklarımız sözkonusu olduğunda hiç böyle cesur olamadık ki. Tanzimat fermanında, 1876 anayasasında başımızdakiler lütfederek bir takım haklar verdi; Cumhuriyet döneminde de yine lütuf ile hak kazandık. Halen dahi AB baskısı ile bir takım hak ve özgürlükler yine lütfedilerek sunuluyor. Adeta ; “EY TEBAA, BEN BU HAKLARI SANA UYGUN GÖRDÜM AL VE KULLAN, BU BENDEN SANA BİR LÜTUF” mantığı. Halbuki hak ve özgürlükler mücadele ile talep edilerek kazanılmazsa, o hak ve özgürlüklerin değeri de tabanda anlaşılamaz. Tıpkı şimdiki dönemde olduğu gibi. Bu açıdan bakıldığında; “çünkü köklerimizde … değişim heyecanı var” şeklindeki düşüncelerinizi de maalesef paylaşamıyorum. Toplum olarak değişime değil statükoya bağlı olduğumuz inancındayım Bu bağlılığımız da siyaset simsarları tarafından istikrar kılıfı altında gayet güzel kullanılmakta. Aksi halde çocukluğumun liderlerinin orta yaşlarımın liderleri de olması nasıl açıklanabilir ki? Saygılarımla… _________________________________________________________________ Posta: kulturgazetesi@mynet.com
Konu: çalışmalarınız
Mesaj: sn.bayan partinin genel başkanlığına doğru emin adımlarla gittiğinizi görmekteyiz. kararlı olmak her zaman kazançtır. tabandan da edidiğimiz izlenime göre,siz bu işin içinde alnınızın akıyla çıkacaksınız.. ülkemizin böyle çağdaş politikacılara ihtiyacı var.. çalışmalarınızda üstün başarılar diler,saygılarımı arz ederim..
Gönderim Zamanı: 24-08-2007 17:59:50
Sn Nevval Hanim, Her sheyden once sizi cok sevdiyimi, dogalliginizla ve icten konushmalarinizla beni motive ettiyinizi soylemek istiyorum. Rahatsizliginizda cektirdiyiniz fotografinizi ozellikle beyendim. Allahtan hepimize saglikli gunler diler, guzel yuzunuzu Azerbaycanda gormek isterim. Bakuden Namik..
Gönderim Zamanı

Radikal’den

Ağustos 21 2007Yorum Yok Kategori: Okuduklarım

Edebiyatına yabancı insanlar siyaset yapamaz sadece hırs yarışı içinde nefes tüketir:
BURCU AKTAŞ (Arşivi)

İSTANBUL- Gözlerinizi kapatıp Orhan Veli’nin bir öyküsünü dinlediğinizi düşünün: “İşsizlik kötü şey vesselam. İşsizliğin kötü olduğunu da yalnız aç kaldığım zamanlar düşünüyorum…” Hem de Müşfik Kenter’in Orhan Veli’ye çok yakışan sesinden…
 

Hürriyet’te

Ağustos 20 2007Yorum Yok Kategori: Okuduklarım

Hürriyet gazetesi yazarı Şükrü Küçükşahin teybinde ne var?
“Bakın o gün, Ağar bu soruma ne yanıtı verdi:

“Biz memur muyuz ki bir de istifa dilekçesi yazalım? TV’lerde beyanatım çıkmış. Bu beyanat nedir yani? Yazılı teyit gerekir mi? Biz çocuk muyuz? ’Hayır, ben etmemiştim, ağzımdan kaçtı’ mı diyeceğiz? Çok istiyorlarsa onu da yaparız.”
 

Sayfa 1 / 3123»