UTESAV’IN 20 Mayıs 2004 tarihinde düzenlediği, “İletişim Çağında İnsanın Yalnızlığı ve Yalnızlaşan İnsanın İç Sığınağı” konulu panelde konuşan Prof. Dr. Edibe Sözen, geleneksel hayattan kopan nesillerin giderek yalnızlaştığına dikkat çekerken, gazeteci-yazar Nevval Sevindi ise yalnızlık hissinden kurtulmak için kendi içimize, kendi kültür köklerimize dönmemiz gerektiğini söyledi.
İsrafil Kuralay: Uluslararası Teknolojik Ekonomik ve Sosyal Araştırmalar Vakfı (UTESAV)’ın düzenlediği “İletişim Çağında İnsanın Yalnızlığı” paneline hoş geldiniz. Bugün bu toplantıda sizlere iki değerli insan hitap edecek ve görüşlerini bildirecek. Bu iki konuşmacıdan biri, İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Üyelerinden Prof. Dr. Edibe Sözen hanım, diğeri ise gazeteci-yazar Nevval Sevindi hanım. Bu iki değerli ismin ortak özelliği, iletişimlerinin gerçekten yüksek olması; toplumun her kesimi tarafından ilgi görmeleri ve değişik ortamlarda ikisinin de bulunmuş olmasıdır.
Bu nedenle, bir iletişim paneli için isimlerin isabetli seçildiğini düşünüyorum. Cidden çok ilginç ve mânidar bir konu. İletişim, iletişim diyoruz ama, bu çağın insanı daha bir yalnız ve içine kapalı gibi duruyor. Demek ki, eksik olan, eksik giden bir şeyler var ki, böyle bir başlıkla panel düşünülmüş. Bu panelde, iletişim konusunu ve iletişim içerisindeki insanın pozisyonunu değerlendireceğiz.
Ben de bu vesileyle, iletişim konusunda birkaç söz etmek istiyorum. Sözde yaşadığımız çağ iletişim çağı, enformasyon çağı, bilgi çağı gibi sıfatlarla adlandırılıyor. İletişim kelimesi de gerçekten dillerde çok fazla dolaşıyor. İnsanların iletişim kurmasından, kuramamasından yakınmalar oluyor. Ne var ki, iletişim çağının ne olduğunu çok fazla anlamış ve algılamış değiliz. Her gün milyonlarca enformasyonla, lüzumlu-lüzumsuz bilgiyle karşı karşıya kalıyoruz ve bu enformasyon çokluğu karşısında, ne yapacağımıza dair tavrımızı belirlemede zorluk çekiyoruz. Bu enformasyonların hangisinin doğru, hangisinin yanlış olduğunu ve bizi ne kadar ilgilendirdiği konusunda da kuşkularımız, endişelerimiz, tereddütlerimiz var. Gerçek şu ki, hem yüz yüze iletişimimizde sorunlar var, hem de kitle iletişimi ile ilgili sorunlarımız var.
Kitle iletişim araçları hızla gelişirken, aile içi iletişim, yüz yüze iletişim ve insanlar arası iletişimde sorunlar baş göstermeye başladı. Bir yönüyle, teknolojinin gelişmesi iletişimin hızlanmasına, enformasyonun hızlanarak dönüşmesine vesile olurken; diğer taraftan insanlar arası iletişimin kopmasına, aile içi iletişimin kopmasına sebep oldu. Bugünkü toplantıda, uzmanlar bu konulara değinerek, problemin nereden kaynaklandığına dair bizlere bilgi verecektir. Şimdiden iyi bir konuşma olacağına inanıyorum.
İLETİŞİM ÇAĞINDA İNSAN YALNIZ MI?
Bu arada sayın konuşmacılardan dinlemek istediğimiz bir tahlil de, gerçekten bugün iletişim, insanları yalnızlığa itiyor mu? Yani panelin başlığındaki tesbit doğru mu, iletişim çağında insan yalnız mıdır? Yani paradoks gibi, çelişkili gibi duran iki durum söz konusu. Hem iletişim çağından söz ediyoruz, hem de insanın yalnızlığından. Ama bu çoklu enformasyon bombardımanı altında insan bazen kendini yalnız hissedebiliyor, kendi kişiliğini bulmada ve iç huzura ermede problemler yaşayabiliyor. Halbuki bizim kültürümüz sözlü kültüre, şifahi kültüre dayanan bir gelenekten geliyor. Bizim kültürümüzde sözün büyük ehemmiyeti var. Sohbet halkaları, hasbihâl meclisleri bunun örnekleridir. Kahvehane toplantıları, dost meclisleri bu kültürün yansımalarıdır. Hatta geleneksel eğitim metodumuzda da, yüz yüze, bire bir eğitim modeli söz konusudur. Hocanın dizinin dibinde şifâhi olarak eğitim görerek bilgimizi tamamlıyoruz. İcazet alıyoruz. Ne yazık ki, son yıllarda iletişimdeki hızlı dönüşüm ve buna bağlı olarak kitle iletişim araçlarındaki hızlı gelişme münasebetiyle, bir internet hadisesiyle karşı karşıya kalıyoruz. Bu bize ne getiriyor veya bizden neyi alıp götürüyor, bunu muhasebesini ve tahlilini iyi yapmak gerekir.
Eski gelenekleri yok ederken, ne yazık ki yeni bir gelenek oluşturmaya da imkân vermiyor. Acaba bu yeni iletişim toplumu veya enformasyon toplumu nasıl şekillenecek? Bu parçalanmışlığın insanlar üzerindeki etkisi, sosyalleşmemiz üzerindeki etkileri neler olacak? Bunlar, üzerinde ciddiyetle durulması gereken hayatî sorular.
İşte, bir taraftan hızlı bir iletişim ve ulaşım ağı içerisinde bulunuyoruz. Kentleşmenin getirdiği sorunlar var; hızlı trafik akışı var falan var…Bu sebeple birçok şeyi derinlemesine anlamaya ve algılamaya zamanımız olmuyor. Evlerimize çok geç saatlerde gidiyoruz. Eşimizle, çocuklarımızla çok az bir arada kalabiliyoruz; onlarla yeterince iletişim içersinde bulunamıyoruz. Bütün bu saydığımız problemleri sıraladığımızda gerçekten de, ‘iletişim çağında, iletişimsizlik içersindeyiz!’
Şimdi, konuşmalarını yapmak üzere, sözü Prof. Dr. Edibe Sözen’e veriyorum. Buyurunuz hocam…
NESİLLER GİTTİKÇE YALNIZLAŞIYOR