Haziran 7, 2007

SkyTürk’deydim

Haziran 7 2007Yorum Yok Kategori: Haberler

Lale Şıvgın’ın programında konuştuk. KA_DER eski gn. sekreteri ve Ayşe Böhürler

ATV’de Sabahın Körü programında ilk konuk Kadınlar eğlenceye harcadığınız bu enerjiyi birazda ülke yararına harcayın

NTV’deydim

Haziran 7 2007Yorum Yok Kategori: Haberler

Can Dündar Neden ? programındaydım 5.haziran.2007

Seçim Meydanı

Haziran 7 2007Yorum Yok Kategori: Haberler

ATV’de ALi Kırca’nın programında kadın adaylar Düzgün Tv’de 31 Mayıs’ da iki saat program Nevşin Mengü TV8 kadın Klübü programında 2 saat yayın

Kadın adaylar seyirciden genellikle olumlu tepki aldı

Hürriyet’te

Haziran 7 2007Yorum Yok Kategori: Politika

“BüyütmekKadın örgütlerinin seçimler öncesinde yürüttükleri kampanyalar etkili oldu ve kadın adaylar listelerde geniş yer buldu. Bu seçimde toplam 115 kadın adaya listelerde yer verildi. (05.06.2007)

DP’de listeye 58 kadın girdi. Nevval Sevindi (İstanbul 1), Şebnem Kısaparmak (Kastamonu) ve Suna Vidinli (Samsun) liste başı oldu. TIKLAYIN : eraycakmak@superposta.com
Konu:
Mesaj: İstanbul 1. bölge adaylığınızı kutlar hem ülkemize hem de demokrat partimize hayırlı olmasını dilerim. Sizi mecliste görmekten çok mutlu olacağımızı bilmenizi isterim ERAY ÇAKMAK SELÇUK ÜNİ. HUKUK FAK. 4. SINIF OĞR DP KONYA GENÇLİK KOLLARI BŞK YRD
< bu gün sizden aldığm e postayı dernekteki diğer üyelerle paylaştım çok ama çok sevindiler ilgi ve alakanıza, yani sıfırdan başlamak, kanaatimce başlangıç noktası insanın kendisi, inanırmısınız biz soran insanlar derneğin ne olduğunu bilmiyor ve ne amaçla kurulduğu hakkında tek kelime tek bir har bile kullanamıyorlar ekonomik sorunlardan ötürü insanlar biraz argo kaçacak ama böyle hep başkaları tarafından güdülüyor ve güdülme ihtiyacı duyuyorlar en ufak isteklerini bile aracı kullanarak istiyorlar aslında tembellik yani ruhumuza işlemiş, ilerki dönemlerde yapa bileceklerimizle ilgili size danışacağımı ve kitleleri etkileyecek altın temaslarınız ve ikna ya yönelik kimseye zorla bişi sevdirilemez bölgenin yapısına uygun çalışmalar insan psikolojisini biliyorsunuz nerde nezaman neyin yapılabileceği kitlelere nasıl hitap edileceği konusunda sizden örnekler almak ve bu arada bildiyimiz vatandaşların bağışlarıyla muhtaç fakir insan lara ayni gıda gibi yardımlar yapan kuruluşlarla temasa geçtim sizce ne kadar doğru olur bilmiyorum , olurda bu derneklerden gelecek yardımları muhtaç insanlara dağıtmak. ben burdan başladım başladığım yerin sizin tespitinizle doğruluğu, Allahtan dileyim bu saatten bu süreçten sonra sizi mecliste görmek. hep şunu derdim çok düşünen biriyim evin en küçükleri olmama rağmen saçlarımın tel tel beyaz oluşu ve yüzüme yansıyan eziklik ifadesiyle en büyükleri olduğumu söylemeleri, konumuzla alakası yoktu ama söylemek istedim, ya bu mebuslar içimizden insanlar sorunları bizzat yaşamış kişiler nedense o koltuklarda otururken 360 derecelik eğimle dönüyorlar bir başka insan olumaları hepsi öyle deyil ama çoğu mankenlik yapıyordu yanisiz ve sizin gibi aydınların renk getireceklerine inanıyorum adeta temiz kan , inanın yüzünüzdeki mutlu ifade ve güldüğünüz zaman insanda bıraktığınız etki tokat gibi tüm samimiyetimle ben size bakarken hayatın ne kadar zor çetin olursa olsun yaşamaya değer görüyorum size bakarken Yarabbi 22 temmuz GEcesi tv başında İst. birinci bölge DP adayı Nevval SEVİNDİ\’ nin kazandığını görmek istiyorum. herşey bi yana bazı insanların ifadeliri insanı buz dolabına bakıyormuş hissi veriyorlar ama sizdeki renk aheng azim kendinden emin işte budur dedirten çağdaş kadın profili bencede evvveett budurrrr. iyi çalışmalar sizi bilen biliyor. kendini bilen herkes Nevval SEVİNDİYİ biliyor bu size yeter güzel ablamm
Gönderim Zamanı: 08-06-2007 15:42:39
alaattin POLAT
E-Posta: ali_aga@hotmail.com
Konu: turk kadının azmı basarısı her yerde
Mesaj: selam nasılsınız sızı bu buyuk basarılarınızdan ve azımlı kararlılıgınızdan dolayı tebrık edıyorum.bende bır sıvaslı olarak sız ve sıızn gıbı avrupadakı ve tum dunyadakı basarılı turklerı gordukce ınanın gozlerımız yasarıyor.basarılarınızın devamını cenabı haktan dılerım.kendınıze ıyı bakın hoscakalın…
Gönderim Zamanı: 10-06-2007 18:42:30
Sayın; Nevval Hanım Milletvekili adaylığınızı kutluyorum.Sındırgı ilçesi olarak çok sevindik. İnşaallah Demokrat Parti olarak 23 temmuz sabahı iktidar olacağız. Televizyon programlarında ki konuşmalarınızı dikkatle takip ediyorum, fakat hangi programa hangi saatte katılacağınız genel merkez tarafından cep telefonu mesajları kanalıyla partililere bildirlirse daha fayadalı olacağına inanıyorum. Siyasi çalışmalarınızda başarılar dileriz. Genel seçimlerden sonra iktidar kutlaması yapmak üzere kertildeki dağ evimizde sizi tekrar bekliyoruz. saygılarımla. SERVET AKMEŞE SINDIRGI / BALIKESİR BELEDİYE MECLİS ÜYESİ

Başbakan dedi

Haziran 7 2007Yorum Yok Kategori: Politika

Erdogan, “bu konuda devlette görüs ayriligi oldugu iddialarinin ortalikta dolasmaya basladiginin” belirtilmesi üzerine söyle konustu: “Bu konuda Genelkurmayimizla aramizda herhangi böyle bir tartisma, ayrisma söz konusu degil. Biz her zaman güvenlik güçlerimize, sunu söyledik, sunu söylüyoruz; nedir ihtiyaciniz? Bize düsen bu noktada ne varsa bunu söyleyin. Herhangi bir eksik var mi? Sinir ötesiyle alakali olarak bir adim atilacaksa, biz bunun, öncelikli olarak güvenlik güçlerimizle müzakeresini yapariz, böyle bir sey gerektigi anda da bunu Parlamento’ya tasiriz. Medyadan ricam sudur; ne olur bu isi bu kadar kasimayin, bunu kasidikça muhaliflerimize, düsmanlarimiza koz veriyoruz. Güvenlik güçlerimiz bizden bir sey talep ettiklerinde asla onlarin önlerinde durmayiz, duramayiz. Vakti, saati geldiginde, ne gerekiyorsa, o adim atilir.”

Başbakanın ne K.Irak politikası var,ne de güvenlik! Nerenin Başbakanı acaba? Önünde durmayız ne demek?Siyasi emir hükümetten gitmeyecek mi?HAni askerler onun emrindeydi? K.Irak meslesini, her gün şehitlerimizi gömerken terörü kendi meselesi olarak görmüyor mu yani? Dışında mı? Ordu da siyasi irade bekliyoruz diyor. Orduyu siyasi rakibi gibi gören anlayış siyasi iradeyi yok ediyor galiba? Orduya yetki veren tezkereyi Meclis’e ne getirdi ne geçirmeye çalıştı. Bunun dışında her türlü kaotik çalışma yapıldı. Avrupa’da medya ve yetkililer de şunu demeye hazırlanıyor: Ordu hükümete rağmen müdahale ettti. Ordu ve hükümet ayrı duruyor bu tabloda. Dış güçler çok mutlu…. Genel Kurmay BAşkanı cevabı verdi:Türk ordusu mahalle kabadayısı değildir…. Bunun için siyasi irade lazım. AKP hükümeti ortada yok. Başbakan evde kahve içiyor. Türkiye sahipsiz ve DP sahip çıkacak. K.Irak meselesinin ciddiyetini kavramayan hükümet “keşke tezkere çıksaydı” diye Başbakan’n ağzından bugün hayıflansa da yine ayni yanlışı yapmakta. Bunun faturası ağır olacaktır. Türkiyede motorlu taşıtların sayımı başladı haberi sessizce geçiştirildi. Türkiye sahipsiz bir ülke değil. Cüneyt Ülsever yazdı:10.haziran Recep Tayyip Erdoğan: Kuzey Irak konusunda ne dediğini anlamak mümkün değil. Zaten bir dediği bir dediğini tutmuyor. Son günlerde arazi olmayı ise tercih ediyor. Sınır ötesi operasyon için grubundan karar alacak gücünün olmadığı dedikodusu aldı başını yürüdü. Soruyorum: Sınır ötesi operasyon yapmak için TBMM’ye tezkere getirecek misiniz, yoksa buna gerek olmadığını açıkça beyan edecek misiniz? Yılmaz Özdil yazdı: Dün… Ankara Kocatepe Camii. “Hükümet istifa…” “AKP dışarı…” “Kelle değil, şehit o…” “Oğlunu Şırnak’a da gönder…” “Hangi yüzle geldiniz…” “Yuuuuhhh!” Dün… İstanbul Levent Camii. “Başbakan istifa…” “Katile sayın, bize mayın…” “Yuuuuhhh!” Dün… Manisa Hatuniye Camii. “Arınç dışarı…” “Hükümet istifa…” “Yan gelip yatmadı, vatanını satmadı.” “Yuuuuhhh!” Dün… İstanbul Swissotel. Başbakan, “hükümetimizin izlediği yönetim tarzı ve reformlarımız artarak devam edecek” dedi… IMF’den John Lipsky, Dünya Bankası’ndan Shigeo Katsu, Amerikan International Group’tan Jacob Frenkel, Kuveytli Alshaya’dan Mohammed Alshaya, İtalyan Benetton’dan Gerolamo Caccia Dominioni, Fransız BNP Paribas’tan Jacques de Larosiere, Amerikan Citigroup’tan Michael Klein, Kanadalı Eldorado Gold Corporation’dan Paul Wright, Fiat’tan Sergio Marchionne, İtalyan Finmeccanica’dan Pier Fransesco Guerguagliani, Amerikan GE Money’den William Cary, Koreli Hyundai’den Joong Geol Kim, İtalyan İndesit’ten Marco Milani, İsrailli Iscar’dan Stef Wertheimer, Japon Itochu’dan Sumitaka Fujita, İspanyol Mango’dan Isak Andic Ermay, Alman Metro Group’tan Hans Joachim Koerber, Japon Mitsui’den Ken Abe, Kanadalı Nortel Networks’tan Darryl Edwards, İsviçreli Novartis’ten Alexandre Jetzer, Hollandalı Nunhems’ten Douwe Zijp, Japon Toyota’dan Yoshimasa Ishii, İtalyan Unicredit’ten Dieter Rampl… Ayakta alkışladı. “Bravo…” “Harika…” “Tebrikler…”

Türban dedikleri

Haziran 7 2007Yorum Yok Kategori: Kadın

BENİM İÇİN ÜZÜLENLER !… Hasta ziyaretlerini bilirsiniz… Geçmiş olsun dileklerinin sunulmasından çok, insanların birbirlerini görmelerine vesile olan sohbet meclislerine dönüşmesi an meselesidir. İşte böylesi bir hasta ziyareti sebebiyle tanıştığım bir hanım geçmiş olsun dileklerini bildirdi ve gösterdiğim yere oturdu. Nezaket gereği hal hatır soruldu karşılıklı. Beni tanımaktan duyduğu memnuniyeti dile getirdikten sonra konuya girdi : – Bak ne güzel okumuş kızsın. Başını da örtmüşsün güzel. Hanım hanımcıksın. Ah bir de şu pantolonu giymeseydin. Ne güzel tam Müslüman bir kadın olacaktın. Yapma böyle. Kadına kadın giysisi giymek yaraşır.

Bu sözleri söyleyene dek, doğrusu hanıma pek de dikkat etmemiştim. Benim sessiz dinleyişim onu cesaretlendirmiş olmalı ki; Müslüman bir kadının kılık kıyafetinin gereklerinden uzunca söz etti. O konuşurken ben de ölmekte olan bir hastanın ziyaretinde dahi “iyiliği emreden ve kötülükten men eden” hanımı incelemeye koyuldum. Büyükçe, omuzlarından beline kadar dökülen bir eşarp örtmüş ve robadan büzgülü, yere kadar uzanan bir elbise giymişti. Esmer ve çizgilerle dolu yüzü bir kadından çok erkeği andırıyordu. Bakışlarında; anne şefkatini, kadın yumuşaklığını aradım. Görünmüyordu. Sözleri nefsime ağır geldiği için ben mi göremiyorum diye düşünerek, hanıma odaklandım. Hani içinizi ısıtan bir yakınlık vardır, eskiden beri tanıyormuşçasına duyulan bir sevgi alışverişi… Kendinizi anne, abla yanında gibi hissetme. Hiç biri yoktu. O konuştukça tarikat şemsiyesinde hakkı bulmaya çalışan bir hanım olduğunu anladım. Tarikatın hakikat olduğuna inanmış ancak, hakikatin dış görünüşten daha derinlerde aranmasının gereğini anlayamamış. İlk mektebe dahi gitmemiş ve okumamış bu iyi niyetli ziyaretçiyi nezaketle dinledim. Gözlerindeki sevgisizlik yüreğimi dondurmuştu. Ben bu yüzü daha öncede görmüştüm. Farklı zaman ve farklı bir mekânda… Zihnim üniversite yıllarına kaydı. Dört yıllık olan fakültemin ilk iki yılında başı açık bir öğrenciydim. Üçüncü sınıfta baş örtüsü takmaya başlamıştım.. Bölümdeki profesörlerin benim varlığımdan haberdar olduklarını, benim için ne kadar kaygılandıklarını üçüncü sınıfın başında öğrenebilmiştim. Başta dekan bey ( bölümümüzün en kıdemli profesörüydü.) olmak üzere, kıdemli hocalarım beni yanlarına çağırtmış, hatta bir tanesi yanıma gelmiş ve; “ benim ne kadar harika bir kız olduğumu bildiklerini, elimde olmadan tesir altında kaldığımı ve buna çok üzüldüklerini anlatmışlardı.” uzun uzun. İlkin; neden bahsettiklerini anlamamıştım. Şaşkın şaşkın onları dinliyordum. Ne oluyor bunlara, benim beynimi kim yıkamış, niye bunlardan benim haberim yok! Filan olmuştum. Elimde olmayarak yaptığım hatanın, başörtüsü takmak olduğunu anlayınca çözebilmiştim ancak bana ne demeye çalıştıklarını. Benim gibi bir kızın kendi isteğiyle örtü takabileceğine inanamıyorlardı. Yüzlerine bakıyordum. Hakikaten dehşet içindeydiler ve benim için üzülüyorlardı. Erkek hocalarım bu durumumu evliliğime bağlamış olmalıydılar ki ; “ seni anlıyoruz kızım. Tesir altındasın. Lakin aşkının senin gözünü perdelemesine izin vermemelisin. ” Nevinden yapmışlardı ikazlarını. Bir kadın hocam vardı ki, İşte onun gözlerindeki sevgisizlik, kelimelerindeki acımasızlık, hakarete ve tehdide varan cümleleri ve yüzündeki erkek hocalarımda dahi olmayan katılık, hastane odasında bana cehennemin yakıcı alevlerini anlatan hanımınkiyle aynıydı. Cennete götüren trenin biletinin, tasarımını kendisinin yaptığı Müslüman tarifi olduğuna inanan zihniyetle, muasır medeniyetler seviyesine çıkmanın yolunun kendi çizdiği kadın kostümünü giymek ve giydirmekle olabileceğine inanan zihniyet aynı görünüyor. Karşımda iki kadın… Birisi belki de hiç okula gitmemiş, kırklı yaşlarda, tepeden tırnağa örtülü. Diğeri üniversitede profesör, kırklı yaşlarda, üzerinde diz seviyesinde bir etek, tayyör, saçlar kısa kesilmiş.. İkisinin yüzü de katı… İkisinin gözleri de sevgisiz. İkisi de içlerindeki kadını bir şeylere kurban vermenin hırçınlığını yansıtıyorlar çevrelerine. Kalplerindeki sevgi boşluğunu bir takım şekillerle doldurmaya çalışıyorlar. Ne güzel söylemiş Mevlana; “Bir can var ben de o canı ara / Beden dağındaki mücevheri ara / Ey yürüyüp giden dost, bütün gücünle ara / Ama dışarıda değil, aradığını kendi içinde ara. Sevgiyle, güzel kalın. Mutlu hafta sonları dileğiyle… Birsen AYvaz Çorum Hakimiyet gazetesinde yazdı TOHUMDAN ÇİÇEĞE; SEVGİ ÜZERİNE… İki cihan sultanı Hz Muhammed ( SAV ) arkadaşlarıyla oturuyorlar. İçeriye Ebu Cehl giriyor. Efendimizin yüzüne bakıp “ lat ve uzzaya yemin olsun ki bu güne kadar senin ki kadar çirkin bir yüz görmedim .” Diyerek geri dönüp gidiyor. Efendimiz başıyla tasdik ederek tebessüm ediyor ve “doğru söylüyor.” Diyor. Az sonra Peygamber aşığı Hz. Ebu Bekr içeriye giriyor. Efendimizin yüzüne muhabbetle bakıyor selam vererek “vallahi bu yaşıma geldim. Senin ki gibi güzel bir yüz görmedim ya Muhammed” diyerek oturuyor. Hz. Peygamber onu da tastikliyor ve “Ebu Bekr doğru söylüyor” diyor. Sahabeler şaşkın peygambere bakıyorlar. Bir tanesi bu şaşkınlığı dillendiriyor : “Nasıl olur? İkisi de birbirlerine zıt şeyler söylediler. Birisi doğru söylüyorsa diğeri yanlıştır.” Efendimizin cevabı ebediyete kadar gönül ve fikir deryasına ışık tutacak enginlikte. “ Ben sizlerin aynasıyım. Ebu Cehl bana baktı ve kendini gördü. Doğruyu söyledi. Ebu Bekr de bana baktı, kendini gördü ve doğruyu söyledi. Her birimiz diğerinin aynasıyızdır.” Kaldırımda yürüyen insanoğlunun yürüyüşündeki yamukluğu fark eden yolcu! Yamukluk yürüyende mi yoksa senin bakışında mı? Misafir çağrıldığın evde büfedeki fincanın altında gördüğün tozlar ev sahibinin mi senin mi gönül kirlerin? Ya sevgiyi, mutluluğu farklı ten ve yüzlerde arayan dostlar ! Kalplerinde olmayan sevgi ve mutluluğu surette bulabileceklerini mi sanıyorlar ?! Sevgiye ulaşmak kalbi sevgiyle doldurabilmekle olabiliyor. Sen sadece kalbindekini akıtırsın ve o sana geri gelir. Sevginin kendine özgü mutluluğudur bu. O mutluluğu sevgiyle baktığında yaşayabilirsiniz ancak. Sadece sevmeye başlamanız yeterlidir. Zamanla çok daha fazla sevginin size geldiğini görüyorsunuz. Yüzmenin yüzerek öğrenildiği gibi sevmek de sadece sevilerek öğrenilebiliyor. Bazıları sevmek için o en yüce sevgilinin gelmesini beklerler. Yunus misali “ yaratılanı yaratandan ötürü” sevmeyi bilemediklerinden midir bilinmez, gönül gözlerini kapatıp oturuyor, sadece bekliyorlar. Bir yerlerden beyaz atlı prens ya da prenses çıkıp gelecek. O zaman kalplerini açacaklar… Ki onu bulduklarında varlığını fark edemiyorlar bile. Zira o vakte kadar nasıl seveceklerini, kalplerini nasıl açacaklarını unutmuş oluyorlar. Sevgiyi ve mutluluğu yakalamanın şartı; her zaman sevgiyi vermeye hazır olabilmektir. Karşılık görüp görmemeyi hesaba katmadan sevmek. Sevgi her zaman geri dönecektir, bu onun doğasında vardır. Sevgi; dağlara gidip yüksek sesle şarkı söylemek ve vadilerin de cevap vermesi gibidir. Bağırırsanız vadiler de bağırır, şarkı söylerseniz onlar da şarkı söyler. Her yürek bir vadidir. Eğer ona sevgi dökersen o da size aynı şekilde cevap verecektir. Hiç bir sevgi fırsatını kaçırmamalı insan. Sokaklarda yürürken bile sevebilirsiniz. Bir sokak köpeğine bakarken dahi. Kimseye bir şeyler vermeniz de gerekmiyor, sadece gülümsemeniz yeterlidir. Kalpten dudağa yansıyan içten bir gülümseme… Hiçbir maliyeti olmayan sevgi alışverişidir. Kalbinizin açıldığını, enerjiyle dolduğunuzu hissedeceksiniz. Selamlaştığınızda ya da birisinin elini tuttuğunuzda – bir arkadaş ya da bir yabancı fark etmez- sevgiyle dokunmayı deneyiniz. Doğru insanla karşılaşınca seveceğim diye beklemeyiniz. O hiçbir zaman gelmeyecektir. Sevmeye devam etmelisiniz. Daha fazla sevdikçe doğru insanla karşılaşma için ihtimaller de artacaktır. Çünkü kalbin bir çiçek gibi açmaya başlayacaktır. Ve çiçekler açan bir kalp de, kendisine daha fazla arı- kelebek, daha fazla sevgili çekecektir. Her insanın içinde sevgi tohumu vardır. Ancak siz hiç, bir tohuma arı ve kelebeklerin geldiklerini gördünüz mü? Çiçek bahçelerini görebilmek için bir kelebek, arı olmalısınız. Ya da kendiniz bir çiçek bahçesi. Ne güzel söylemiş Yunus;” cümleler doğrudur sen doğru isen, / doğruluk bulunmaz sen eğri isen.” Bu güzel dizeyi “cümleler sevgilidir sen sevgi isen / sevgili bulunmaz sen sevgisiz isen” diye de düşünebilirsiniz. Hz. Mevlana; ey yürüyüp giden dost / bütün gücünle ara, ama aradığını dışarıda değil kendi içinde ara. Diyerek aranılanların surette değil sirette aranmasının gereğine işaret ediyor. Yüreklerimizdeki sevgi tohumlarını yeşertebilmemiz umuduyla, sevgiyle güzel kalın. Mutlu hafta sonları diliyorum.

Sayfa 1 / 11