Haziran 2, 2007

Türkçe güzel dilim

Haziran 2 2007Yorum Yok Kategori: Politika

Okuruma çok teşekkür ediyorum.İnançlı bir Müslüman olmaktan övünç duyuyorum. Bugün Türkçe Olimpiyatlarına gittim. Yüz ülkeden çocuklaırn Türkçe diline olan hakimiyetleri, sevgileri gözyaşlarımı akıttı. Bu muhteşem tablo ancak imanla ve insan odaklı svegi anlayışımızla, Türk islam anlayışıyla mümkün.

İnançlı bir Türk kadını Nevval Sevindi İnanç insana kuvvet ve erdem kazandırıyor. Cevher ne kadar sanatlı işlenirse o nispette değerleniyor. Kadınlar toplumun mücevherleri gibi… İyi eğitim almış, ahlaki ve şahsi olgunluğa erişmiş bir Türk kadınından bahsediyorum. Antropoloji, Sosyoloji ve Psikoloji alanlarında uzman; kadın ve kadının toplumsal sorunlarını bilen, sayısız makale araştırma ve kitap yazmış bir gazeteci-yazar aynı zamanda. Dünyayı dolaşmış denilse yeridir. Gitmediği Ülke kalmamış. Birden çok dil bilen bir aydın. Gazetecilik mesleği ile siyasi alanda kendisini geliştirmiş bir entelektüel. Son günlerde gazete ve televizyonlarda sıkça görünüyor. Türk kadınına örnek olacak (örnek alınacak) yeterliliğe ve liyakate sahip inançlı bir Türk kadını. Başkalarından medet beklemeden “Ben Yaparım” diyerek atılan, cesur, kararlı, kendinden emin ve inançlı çıkışıyla; meyus, ümidi kırılmış Milletimize yeni bir ufuk açıyor. Erkeklerin ve tabiî ki kadıların desteğini hak ediyor. Madem çoğunluk önemli, o halde samimiyetine güvendiğimiz, Milletimize faydalı olacağına inandığımız ölçüde desteğimizi esirgememeliyiz. Saygılar sunarım. Ahmet Bektaş Yalcin BAYER Hurriyet – 02.06.2007 ‘Turkce Olimpiyatlari’ icin gelen ‘Gulen’in ogrencileri’, Turkiye’yi nasil anlatiyor? 5. Uluslararasi Turkce Olimpiyatlari icin dunyanin 100 ulkesinden 13-21 yas arasinda kizli-erkekli 500 ogrenci bir suredir Turkiye’de bulunuyor. Bu ogrenciler ‘Fethullah Gulen Okullari’ diye adlandirilan okullarda 5 bin ogrenci sinavlara katilarak bu yarismaya katilma hakkini elde etmisler. ‘Zaman’ gazetesinin “Turkcenin 100 Aklari” slogani ile duyurdugu ve “Anadolu insaninin fedakarligi ve gayreti ile dunyanin dort bir yaninda acilan Turk okullarina okuyan, renkleri, irklari, dinleri ayri bu ogrenciler, Turkcelerini yaristiriyor” adli buyuk ‘olimpiyat’ organizasyonda, 24 Mayis’tan beri on eleme ve finallerde ogrenciler, yabanci dilleri ‘Turkce’ olarak siir ve sarkilarini juri ve halk onunde seslendiriyor. Amac; “Turkceyi dunyada hak ettigi konuma getirmek, en iyi ogrenenleri odullendirmek ve Turkiye’nin tanitimina katki saglamak…” olarak aciklaniyor. Duzenleyen; ‘Uluslararasi Dil Ogretimi Dernegi’… Iki yil once kurulan dernegin baskani, eski YOK Baskani ve eski DYP’li bu secimlerde AKP’den aday olan Prof. Mehmet Saglam… Ankara’da Basbakan ve Milli Egitim Bakanini ziyaret ettikten sonra Kizilcahamam’da ‘Asya Termal Tesisleri’nde kalmislar… Uc gunden beri de Istanbul Feshane’de 100 ulkenin kulturu bir senlik havasinda ulke stantlarinda halka sunuldu ve epeyce de ilgi gorduler. ANASPONSOR ASYA FINANS VE THY… Organizasyonun ana sponsoru ‘Bank Asya’, ulasim sponsoru da THY olmus… Buyuksehir’den, Istikbal Mobilya’ya, Turk Telekom’dan,TIKA’ya, Kral TV’ye, Evyap’a kadar 100′e yakin katki saglayan kurum ve kurulus var. Yabanci ogrenciler, okul seviyelerine gore gayet guzel sekilde Turkce konusup okuyup-yazabiliyorlar. Ataturk’u hepsi taniyor ve biliyor. Turk pop sanatcilari cok seviyorlar; onlarin parcalarini soyleyebiliyor. Siirler okuyorlar. Konusmalarinda ‘diyalog’ ve ‘hosgoru’ sozcukleri sIk sIk kullaniyorlar. Fethullah Gulen’i taniyorlar mi? Buyuk yastaki ogrenciler biliyorlar; biraz da cekindikleri icin fazla konusmak istemiyorlar. Gazetemizi ziyaret eden ogrencilerle, kendilerine rehberlik eden abilerinin yaninda tanistik. Bize gelen gruptaki ogrencilerle Turkce sohbet ederek onlari tanimaya calistik. BOGAZICI’NI BEGENDIM – Narengerel Vanchinhuu, Mogolistan ‘daki Turk okulundan; Turkiye’de ilk defa gelmis. Bogazici Universitesi’ni begenmis, “okumak isterim” diyor. Gazetecilik onun icin ideal meslek… Bizi sasirtacak sekilde “Butun Turk sanatcilari tanirim, aralarindan encok da Petek Dincoz’u severim” diyor. GS’li Hakan’i sevdigini soyluyor.”Peki Ataturk” sorusuna “Bunu bilmemek ayip; Turkiye’nin kurucusu” diye cevapliyor. Kisa konusmamizin sonunda, babasinin Mogolistan’da universiteyi bitirdikten sonra ODTU’de fizik doktorasini yaptigini da ogreniyoruz. GULEN’I BANA ANLATTILAR – Ulkesini ‘Ukranya-Kirim’dan diye anlatiyor Halil Mustafayev; Simperepol Uluslararasi Okulu ‘nda okuyor. 200 ogrenci imisler… “Turkiye deyince aklima hemen Ataturk geliyor” diyor. Muzik olarak rap yapmayi seviyor; Mustafa Sandal ve Kenan Dogulu’yu seviyor. “Galatasarayliyim; isterseniz bes-alti futbolcunun hemen adlarini sayabilirim” diyor. Ailesine giderken, Turkiye’den cok sevdigi baklava goturecekmis. Gruptaki en kucuk ogrencilerden biri. “Fethullah Gulen’i taniyormusun” sorumuza “Taniyorum, birkac arkadasim bana anlatti” diyor. KADIR INANIR TAKLITI – Nakip Kairul, Banglades’ ten; Uluslararasi Umit Turk Koleji ‘nde okuyor. “Alti okulumuz var; bir de ogrenci yurdumuz. 1000′den fazla ogrenciyiz, Turkce ogrendik. Fenerbahceli’yim; Galatasaray’i da seviyorum. Hakan Sukur’u taniyorum… Tabii ki Ataturk’u iyi biliyorum” diyor. Yaninda, burada arkadas oldugu bir kiz ogrenci bize “Nakip cok guzel taklit yapiyor” diyor. Meger daha once de gruptaki diger ulke arkadaslarina da yaptigindan, bu gosterisine cok guluyorlar. “Evet bizde gorelim” dedik. Karsimiza gecerek Kadir Inanir ile Serpil Cakmakli arasinda bir filmdeki ‘ask’ diyalognu aktariyor: – Inanir: Seviyorum de. – Cakmakli: Hayir! – Seviyoruumm deee!.. – Hayir!… – Seviyorum de ulan!… – Hayir!. – Seviyorum de ulan… – Seviyorum!… – Yalan soyluyorsun. Evet efendim, Serpil’in ucari-kacari yok sonunda dayagi yiyor tabii..” Alkislar Nakip… Bu diyologu, Ata Demirel’in bir CD’sindeki sovundan izlemis ve once sinif arkadaslarina yapmis; ogretmenlerinden de bu sanata yonelmesi icin tesvik gormus. Ilerde tiyatro veya film sanatcisi olabilir veya ‘Kabere’ sanatcisi…Cunku yetenekli bir cocuk; kendi ulkesindeki sanatcilar icin de yapiyormus. “Bilmem Cem Yilmaz veya Ata Demirel gibi olabilir miyim?” diye ekliyor. FATIH UNIVERSITESI TERCIHIMDIR Konuk ogrenciler arasinda en sempatik ve sicak tavirlariyla dikkati ceken Mozambikli Inrareque Khalau idi… Uzerinde yerel giysilerle, eski filmlerdeki gibi ‘tam-tam’cilara benziyor. Sirtindan aslan derisi motifli bir yelek, altinda ise geyik derisinden oldugunu soyledigi bir sort… Uc yilda Turkiye’yi en iyi konusanlar arasinda sayiliyor. “Sogutlu Uluslararasi Turk Okulu” nda okuyorum” diyor. Daha yeni acilmis, ilerde 500 kisilik kapasiteye ulasacakmis. Ulkesinin tarimini kalkindirmak icin Ziraat Muhendisi de olabilirim, goz doktoru da diyor. Milli gelirlerinin 70 dolar oldugunu ekledigine gore, iddeallerinin buyuk oldugu hemen farkediliyor. – Nerede okumak istiyorsun? – Fatih Universitesi olabilir. – Hakan Sukur… – Isterseniz size emekli olan George Haci’yi da soyleyeyim. – Baban ne is yapiyor: – Mozambik’in Emniyet Genel Mudur Yardimcisi… VIETNAMLI AGIRBASLI BIR KIZ Vietnam ‘dan gelen Hanh Nguyen Hua Dieu, oturdugu kentteki Ufuk Koleji’nde okuyor. En az Turkce bilenlerden, cunku bes aydir ogreniyormus… Yasina gore, -belki 15 yasindaydi-, sevimli oldugu kadar agirbasli, kibar taviriyla hemen dikkat cekiyor. Akilli da… Amerika’nin Vietnam isgalini hatirlatmak icin soyle bir soru soruyoruz: – Amerika… – Dunya ulkesi, kardes bir ulke. Dostuz. – Turkiye… – O da kardes ve dost bir ulke. Olumsuz ve tepkili hicbir hali yok. Muhtemelen ailesi tarafindan oyle yetistirilmis bir kiz; baris mesajlari veriyor surekli. ARNAVUT MUSA – Makedonya ‘nin baskenti Uskup ‘deki Yahya Kemal Koleji ‘nde okuyan 12 sinif ogrencisi Musa Feyzullah “Ben 340 ogrenciden biriyim” diyor. Bunun gibi uc okul daha varmis Makedonya’da… – Baban ne is yapiyor Musa… – Halk Tiyatrosunda isci olarak calisiyor. – Ataturk’un askeri mektebi okudugu yeri biliyor musunuz? – Manastir’da, muze olan bolumu gezdim. – Ne okumak istiyorsun. – Elektronik muhendisligi… – Nerede? – Bogazici tercihim olabilir. – Bir Turk olarak Turkiye’de akrabalarin var mi? – Hayir ben Arnavutum, ama babam akrabalarimizin oldugunu soyluyor. – Bu uzun boyunlaneyapiyorsun_ – Basketbol… ‘KAZAN’LI ALSU – Alsu Bogdalova, Tataristan ‘in baskenti Kazan ‘dan…. “Elhamdulillah muslumanim” diyerek, uc Kazan’da olmak uzere 7 Turk koleji oldugunu, 8′ncisinin de acilmakta oldugunu belirterek, “Ben de bu okullardan mezun oldum, simdi Kazan Devlet Universitesi Dogu Arastirmalari Enstitusu’nde Turkce ve Turkiye tarihi uzerinde okuyorum” diyor. Grubun en buyukleri 20 yasinda… Babasi Sovyetler zamaninda ‘Sosyalist Endustriya’ gazetesinde calisiyormus; babasinin ilk esinden uc cocugu varmis. Annesinin de tek kizi… “Bana da siyaset ve spor sorusu sorar misiniz?” diyor. O da Fenerbahceli, kaleci Rustu Rencper’i bir spor yazari kadar biliyor. Turkiye’nin Cumhurbaskanlarini Ataturk’ten bugune kadar sayiyor; tek yanlisi var Deniz Baykal’i da Cumhurbaskani olarak soylemesi… Sonra “Pardon” diyor; “CHP Genel Baskani degil miydi?” diye ekliyor. Antalya’dan Bursa’ya, Erzurum’dan Izmir’e kadar Turkiye’yi cok iyi taniyor. Cunku Turk kolejinde okurken Turkiye’ye dort kez daha gelmis. RUS TARIHI VE TURKLER – Moskova ‘da Devlet Sosyal Bilimler Universitesi ‘nde Turkoloji okuyan Grigory Lugovoy da daha once Turkiye’ye gelen ogrencilerden… “Kanimda biraz Ukrayna kani vardir” diyor. Turkiye ile ilgili bir dergide redaktorluk yapiyormus. Bize ilginc degerlendirmeler yapiyor. “Ruslar Turkleri nasil taniyor” sorusuna “Negatin tarafindan…” diyerek anlatiyor: “1990′dan once Turkler isci olarak gelmisler, ayni sizin Almanya’ya gittigi gibi… Sonra insaat sektorunde calismaya basladilar. Eskisi gibi isci gelmiyor… Zaten gelenler kalip burada evlendiler. Simdi Rusya’ya daha cok Orta Asya’dan gocmenler geliyor. Turkiye-Rusya Arastirma Merkezi’nin yaptigi bir ankette, Ruslarin, daha cok Turkleri ‘isci toplulugu’ olarak gordugu cikti. 2004′de Putin Turkiye’yi ziyaretinden once Turkler arasinda bir anket yaptirilior. Turkler, “Rusya deyince akliniza ne gelir?” sorusuna %33 ‘Natasa’, yuzde 22′si ‘soguk insanlar”, yuzde 20′si de ‘Votka’ cevabini veriyor. Turkiye’nin Yunus Emre, Mevlana, Ibni Sina, Nazim Hikmet gibi unlu dusunur ve yazarlari; Rusya’nin Puskin, Tolstoy, Dostoyevski gibi yazarlari olurken, boyle yanitlar verilir mi? Ben Turk-Rus halklarinin birbirine daha yakin olmasi ve iliskilerinin gelistirilmesi yonunde yazilar yaziyorum. Bizler aramizda kliselesmis dusunceleri yok etmeliyiz; ozellikle kulturel acidan daha da yakinlasmaliyiz.” – Baban ne is yapiyor? – Nukleer enerji muhendisi… Dunyada ilk nukleer santral 1948′de Obninsk’de yapilmis. Moskova’ya 100 kilometre uzakliktaki nukleer santralda calisiyor. Bizim akrabalarimizin hemen hepsi ozellikle fiziksel bilimler okumustur. Ben onlarin aksine Dogu Arastirmalari yapiyorum. Edebiyatcilara birakacagimiz hos bir seye de temas ediyor: “Ben Turkoloji bolumune girince ninem anlatmisti… 1887 yilinda Rus-Osmanli Savasi sirasinda bir Turk kizini kacirmis… Unlu Rus yazari Mihail Solohov’un dort ciltlik bir eseri vardir ‘Durgun Akardi Don’; bolgenin insanlarini anlatan bir destan sayilir… O kitapta da bir kahraman vardir; onun babasi da bir Turk kizini kacirmis… Linc edilen tutsak Turk kadini… Yani aramizda boyle iliskiler varken, daha arastirici olmaliyiz. Solohov’un babasi burada anlatiliyor. Adi Grigory imis… Benim adimi da bu vesile Grigory koymuslar. – Sen de bir Turk kizi kacirirsin artik. – Yok, Rusya’da cok guzel kizlar var.

Birsen Ayvaz yazdı

Haziran 2 2007Yorum Yok Kategori: Kadın

Türküm, Doğruyum, Çalışkanım Ve Öfkeliyim… Şişman tavukları andıran ve yalpalayarak yürüyen iki çift kadın bacağını takip ediyorsunuz. Kaldırımı kaplayan bu iki aheste beden, sohbetin çağıldayan seline kaptırmışlar kendilerini, etraftan bihaberler.

“ Gözünün önüne baksana salakkk…” Sesi kulaklarınızda çınlıyor. İki yaşlarında olduğunu tahmin ettiğiniz sıska erkek çocuğunun suratında patlayan şamar sesiyle başınızı kaldırıyorsunuz. Tombul elleriyle bir anne; kedi yavrusu misali ensesinden tutmuş bebeğini yerden kaldırıyor. Çocuk gık bile demeden yediği şaplağın acısıyla yalpalayarak yürümesine devam ediyor. Ne olduğunu anlamaya çalışan, allak bullak olmuş bir suratla gözünden akan yaşları ve burnunu ellerinin tersiyle siliyor. Annesinden yediği sillenin sebebini ömrü boyunca anlayamayacak. Kadının suratına bakıyorsunuz. Öfkeden alev alev yanan yuvarlak yanaklar ve kızarmış gözlerle burun burunasınız. Arkadaşına hararetle anlattığı konunun bölünmesinden canı sıkıldığı belli. Tam kendini dinleyecek birini bulmuştu. Hem de kendi haklılığını ispatlamak üzereydi ki, yeni yürümeyi öğrenen çocuk bu fırsatı salakça bir beceriksizlikle elinden alıverdi. Belki kocaya, kaynanaya ya da başka birine ifade edilemeyen öfke, küçük bebeğin suratında kolayca patlayıverdi. Öfke duymak insan olmanın doğal ve sağlıklı bir parçası. Ancak öfke ile saldırganlık arasında fark var. Saldırganlık öfkeyi ifade etmenin yıkıcı bir biçimi. Küçük büyük, her kimlikteki insanın saldırgan davranışlar göstermesi, ülkemiz insanında birikmiş öfkenin açık bir göstergesi.. Spor müsabakalarından tutun da, en üst temsil makamı olan meclisimizden objektiflere yansıyan manzaralar işin ne kadar vahim hale geldiğini gözler önüne seriyor. Öfkenin bastırılarak yok sayılmasının sağlıklı olmadığı gibi, saldırgan bir biçimde ifade edilmesi de sağlıklı değil. Dr. Bruce Fısher, “Yeniden Toparlanmak “ isimli çalışmasında konu ile ilgili görüşlerini ortaya koyarken, öfkenin üç aşamasından söz ediyor. İlk aşama, “öfkenin kötü bir şey olmadığını, insan olmanın bir parçası olduğunu anlamaktır.” Toplumda öfkelenmenin zayıflık, çocukça bir davranış, yıkıcı olmak ve dine aykırı olduğu yolunda inanışlar vardır. Milli Eğitim Bakanlığının ülke genelinde ilköğretim ve liselerde yaptığı bir araştırma sonucunda kız öğrencilerin küfür, dayak ve saldırganlık oranlarının erkeklere oranla fazla olduğu bulunmuş. Erkek çocuk karşı gelebilir. Bağırıp çağırması, vurup kırması kabul edilebilir. Oysa kızların bağırması, kapıyı çarpması ve sesini yükseltmesi kabul edilemeyen bir davranıştır. Yakın tarihe kadar – hatta pek çok ailede şimdi – kızların yüksek sesle gülmesi dahi hoş karşılanmazdı. Evdeki büyükler onun kız olduğunu ve sesini yükseltemeyeceğini hatırlatırlardı. Canlı bombaların çoğunluğunun gencecik kadın ve kızlar olmaları dikkat çekicidir. Çoğu kadın öfkelenmenin hoş görülmediğini öğrenerek büyümüştür. İnsan olduğumuzu ve öfkelenebileceğimiz gerçeğini kabul ettikten sonra ikinci aşama “öfkeyi ifade etmenin mümkün olduğu kadar çok olumlu yolunu öğrenmektir.” Öfke esprili bir şekilde de ifade edilebilir. Günümüzde Nasrettin hoca fıkralarının denginde fıkra kültürünün olmayışı, mizah kültürümüzü yitirdiğimizin göstergesi. Çocuklarımızı tiyatro, müzik, edebiyat gibi sanatsal aktivitelere, sportif faaliyetlere yönlendirmeliyiz. Kültür –fizik yapmaya teşvik etmek ve büyükler olarak bunları hayatımızın bir parçası haline getirmek yetişkinlerin sorumluluğu. “Görgülü kuşlar gördüğünü işler “diye bir ata sözümüz vardır. Öfkenin üçüncü aşaması ise “ bağışlamayı öğrenmektir.” Çoğu kimse, “Asla affetmem” diye haykıracaklardır. Ancak bu sadece diğer kişiyi değil, kendinizi de bağışlamayı öğrenmek demektir. İşin özünde kendimize duyduğumuz kızgınlık var. Bu öfke, başkasının değil, kendinizindir. Ondan da siz sorumlusunuz. Öfkenin sorumluluğunu üstlenmek çoğunluk için zaman alıcıdır. Güç ve Olgunluk gerektirir. Oysa başkasını suçlamak ne kadar da kolaydır! Bağışlama aslında; kendimizi bağışlamayı öğrenmektir. Çocukluğunuzda öfkenizi ifade etmekte serbest bırakılmışsanız ve bunu yapıcı yollardan gerçekleştirmişseniz, büyük olasılıkla içinizde “safra” sayılacak bir öfke biriktirmemişsinizdir. Ancak, öfkenizi yapıcı şekilde ifade etmenize izin verilmemişse, aşırı öfkeli kişilerin arasında büyümüşseniz ya da normal sıkıntınızı anormal düzeye çıkaranlar olmuşsa etrafınızda, o zaman büyük olasılıkla içinizde “çocukluk hiddeti” denilen birikim meydana gelebilir. Çocuklukta içinizde birikmeye başlayan öfke katmanlar halinde büyüyerek ve en ufak bir olayla birlikte, yerinde olmayan saldırgan davranışlara yol açabiliyor. Ülkenin dört bir yanından düdüklü tencere misali patlama sesleri geliyor. Biriken bu basıncın acilen uygun kanallardan ve azar azar boşaltılması gerekiyor. Çocuklarımıza, gençlerimize ve kendimize öfkemizi akıtacak uygun kanallar oluşturabilmeliyiz. Türküm, doğruyum, çalışkanım ve çok öfkeliyim… Huzurla, sakin kalın. Mutlu hafta sonları dileğiyle… Çorum Hakimiyet Ctesi özel 2Haziran

Sevgi

Haziran 2 2007Yorum Yok Kategori: Okuduklarım

Prof.Dr.Şaban Ali DÜZGÜN yazdı:
Hayata kaynaklık eden ve sadece insanlar değil bütün varlıklar arasındaki ilişkinin ana damarında akmakta olan sevginin, farklı biçimlere büründürülerek istismara uğratıldığı ve aşırılığa taşındığı bir gerçektir. İdeal bir yaşamın ve saadetin muharrik gücü olarak varlığın yapısına yerleştirilen sevgi, aşırı uçlara taşınmak suretiyle istismar edilebilmekte, böylece de varlığın yapısına yerleştirilme amacına aykırı olarak birleşmenin değil, parçalanmanın, mutluluğun değil trajedinin, bin unsuru haline gelebilmektedir.  

Sayfa 1 / 11