Mayıs 22, 2007

Farklı olana saygı

Mayıs 22 2007Yorum Yok Kategori: Kadın

Çorum’dan bir okurum ve dostum yazdı.Yerel gazetelerin önemi tartışılmaz. Yerelde ev yakanların haberi vardı dün gazetelerde. Hukuka gerek kalmıyorsa bir ülkede farklı olanların sonu yakındır.Dedikodu ve saldırganlık birbirini tamamlıyorsa kim öğretiyor bunları?

BENİM KÜÇÜK SEVGİLİM !… Küçük dostum Enes henüz beş yaşında. İkimiz de aynı çizgi filmi seyretmekten hoşlanıyoruz. Çizgi filmin kahramanının adı Sedrick. Enes, Sedrick hayranlarından. Sedrick; her akşam yatmadan evvel o gün yaşadıklarını günlüğüne yazar…Platonik aşkı küçük Çinli kız arkadaşına duyduğu hisleri uzun uzun anlatır. Sarı saçlı, çilli, Amerikalı küçük bir erkek çocuktur. En yakın arkadaşı ise aynı evde birlikte yaşadıkları büyükbabasıdır. Enes halasına; “ büyüyünce benim Çinli bir kız arkadaşım olacak” diyor. Halası yüzünü buruşturarak ; – “kuzucum onlar kedi köpek, börtü böcek yiyorlar. Hıghh!..Üstelik gözleri de çekik, kısık kısık bakıyorlar.” cevabını veriyor . Enes panik içinde koşarak annesinin yanına gidiyor ; – “anne ben Çinli bir sevgilim olmasından vazgeçtim. Onlar böcek yiyorlarmış. Halam öyle söyledi.(Yüzünü tiksinti ifadesiyle buruşturarak), Hatta büyüdüğümde hiç sevgilim olmasını istemiyorum. Ben hiç evlenmeyeceğim.” Anne ve hala Enes’in sözlerinden memnun, gülüşüyorlar. Halası ve annesi Enes’ e farkında olmadan bizimle aynı olmayanın “öteki” olduğu mesajını veriyorlar. “Bizim gibi olanlar” ve “diğerleri” giriyor Enes’in dünyasına. Bizimle aynı şeyi yemeyenin, aynı görünmeyenin bizden olamayacağının, uzak durulması, sevilmemesi gerektiğini “ ötekilerini” öğretiyorlar Enes’e. Enes; annesi ve halasına benzeyen, onlar gibi görünen, onlar gibi davranan ve onların yediğini yiyen kadın modelinin iyi, diğerlerinin kötü olduğu sonucuna gidiyor. Ama kendisini özdeşleştirdiği çizgi kahraman; çevresinde onaylanmak istediği iki kadının da istemeyeceği bir kızı beğeniyor, seviyor. Tabii kendisi de o kızı beğeniyor. Eğer o küçük kız istenmeyecek, sevilmeyecek biriyse o zaman kendisi de istememeli, hatta hiç evlenmemelidir. Kendi küçük dünyasının mantığına göre düşünüyor ve çıkış yolunu buluyor. Mademki beğendiği kız aslında beğenilmemesi gereken biri, o halde hiç evlenmemeli ve hiç beğenmemeli! Bir halasına, bir annesine bakıyor, ikisi de bu sonuçtan mutlu görünüyorlar. O halde Enes doğru bir sonuca gitmişim diye düşünüyor. İçin için de küçük Çinli kızı beğenmeye devam ediyor, beğenmemesi gerektiğine inanarak. Lakin elinde olmayarak. Enes bir çıkarımda daha bulunuyor: Evlenmeme yahut hiç sevmeme iyi ve doğru bir düşünce!… Enes’in iç dünyasında ilk çelişki tohumları da böylece ekilmiş oluyor. Enes, en yakın çevresinin takdir ve onayı için ilk kurbanını veriyor. Bunu yapmayı içine sindiremese de; etrafındaki kadınların sevgisi ve ilgisi, yaşı gereği iç yapısından gelen baskıların önüne geçebiliyor. Peki daha ileri yaşlarda, ergenlikte ne yapacak Enes ?… Benim zihnim tanıdığım daha büyük yaşlardaki Eneslere kayıyor. Ortaokul ve lise yıllarına gelmiş, hatta üniversite okumuş, iş sahibi olmuş bedenleri büyümüş lakin içlerindeki küçük Enes’i çevresine kabul ettirememiş; ne onların istediği gibi olabilmiş, ne de kendi istediği gibi olmasına izin verilmiş Enesleri düşünüyorum. Bedensel ve zihinsel büyümenin getirdiği içsel değişimler ve zorlamalar arttıkça çevreye uyum sağlamak da zorlaşıyor. Üstelik kendini kabul ettirmesi gerekenlerin sayısı da artıyor. Arkadaş çevresi, okul giriyor devreye. Onay almak adına verilecek kurbanların nitelik ve niceliği de değişiyor. Cinsel kimliklerinin karşı konulmaz etkileri devreye giriyor. Televizyon, arkadaş çevresi gibi etmenlerin desteğiyle ve hızla değişen değerlerle, ailelerinin değerleri arasında kendine bir yol bulamayan gençler çatışma yaşıyorlar. Bu çatışmaların tezahürleri kızlarda farklı, erkeklerde farklı yansımalarla kendini gösteriyor. Ebeveynler yoğun çalışma tempoları içinde çocuklarına yeterli zamanı ayıramıyorlar. Gençlerin yaşadıkları iç çatışmalar; aile içi huzursuzluklar, ebeveynlerin nasıl davranacaklarını bilememesi vs . gibi sebeplerin etkisiyle daha da artıyor. Küçük kız arkadaşının çilleriyle alay etmek, kibar konuşan erkek arkadaşını “gay” olmakla suçlamak, masum görünüyor. Büyüdükçe “ötekine” gösterilemeyen tahammülsüzlükler ve çatışmalarla başa çıkamama orman kanunlarını devreye sokuyor. Bu durumdaki gençler farklı arkadaş gruplarının, değişik alışkanlıkların ve farklı tuzakların karşısında zayıf hale geliyorlar. “ Öteki” olana tahammül gösteremiyorlar. Farklılıklara gösterilemeyen hoşgörü ve sevgisizlik toplumsal alana taşındığında kocaman sorunlar olarak çıkıyor karşımıza. İç dünyalarda yaşanan çatışmaların topluma yansımaları sert ve öldürücü olabiliyor. Trabzon da ki rahibin toy bir delikanlı tarafından öldürülmesi, gazeteci Hrant Dink’in katilinin genç bir çocuk olması, en son Malatya’da işlenen cinayetlerin arkasından da genç delikanlıların çıkması… Bu çatışmaların tohumları çocukluk yıllarında atılıyor. Çocuk kabul görmek adına ilk olarak ebeveynine verdiği kurbanları, ergenlik döneminde arkadaş çevresine ya da ait olmak istediği gruba verebiliyor. Öz saygısını ya da değerlerini yine saygı ve kabul görmek adına kurban edebiliyor. Ebeveynlerin farkına varmadan yaptıkları “ötelemeler” çocukların zihinlerinde tahammülsüzlük tohumları olarak kalabiliyor. Tüm farklılıkları hoşgörüyle karşılayıp, sevebilmek dileğiyle… Mutlu hafta sonları. Birsen Ayvaz Çorum Hakimiyet gazetesi Ctesi özel

Sayfa 1 / 11