Gümüşhanede davul zurna ile karşılayan herkese teşekürler. Yanımda yer alan elini kaldırdığım kardeş partimiz Anavatan il başk. Özer KAya ‘ya teşekkür ediyoruz.Yanımızda yer alan eski başkanlar Süleyman Köprülü ve Elbeyi Gergin ,Ank. eski il başkanı ve Köse belediye başkanı ile birlkte halka hoşgörü ve uzlaşma rüzgarı taşıdık. İnadına diye milletle inatlaşanlar halkın nezdinde sıfırlanmıştır. Memleketine sahip çık Hür Anadolu!
Gümüşhane DYP İl Başkanlığı düzenliyor. İsmail Taştan bekliyor. Gümüş Otelde saat 13.00′de konuşma yapacağım. Çevre ilçeler ve illeren gelecek herkesi de bekliyorum. Halkın sesini yükseltelim. Elele verelim.
Memleket AKP öcüdür diyenlerle bir tek siyasi parti AKP’dir diyenler arasında kaldı. O arada kalan makul çoğunluk nereye oy vereceğim kaygısında. DYP-ANAP birleşmesine çok sıcak bakan bu kesimin istediği siyasetin normalleşmesi. Günlük hayatlarında yapmış oldukları sentezi yaşamaya devam etmek. Yani geleneksel değerlerimizle modern değerlerin birlikteliği. Hepimiz bunu başarmış olmakla gurur duyuyoruz. Türkiye sınırlarının ötesine, doğusuna giden gelince toprakları öpüyor memlekette. Biz bu çoğunluğun temsilcisiyiz.
DYP sağda birleşmeyi gerçekleştirirse ülkenin çoğunluğu için yeni bir adres sağlanacak. Ankara’da havada uçuşan AKP %60 alır yok 70 hayalleri ile CHP’nin ayni yüzdelerdeki iddiaları bu iki bölenin ne kadar Türkiye gerçeğinden uzak olduğunu gösteriyor. Matematik hesaplarla psikolojik savaş tekniklerini harmanlayarak iktidar hesabı yapanlar çok yanılacaklar. YAzın sıcağında da olsa millet sandığa giderek gösterecek kimin ne olduğunu. Siyasete artık liyakat, sağduyu ve bilgi girmeli. Mezradaki insanın bile talebi toplumda bilgi ve sevginin yayılması, kaliteli bir yaşam ve bunu getirecek kaliteli siyasetçiler. Bıyıklarını burup teşkilatlara koşturan herkes kendini darı ambarında görüyor maşallah. Arkadaşlar, hizmet ne demek bir kere daha sözlüğe bakın derim. Yeniyüzyıl 1998′den bir yazı halkın duyguları neymiş? HİÇ OLMAZSA BİZİM BİR MARŞIMIZ VARDI Geçen pazar günü yapılan Cumhuriyet yürüşüne katıldım. Mecidiyeköy’den başlayan kortej yerinde duramayan öğrencilerin havaya yaydığı enerjiden etkilenmiş heyecanla yürüyordu. Bu uzun kortejin ana sorunu “marş” ve “slogan” dı. Büyükler “Türkiye laiktir laik kalacak” sloganını heyecana geldikçe söylediler. Çocuklar “Türküz güçlüyüz Atatürkçüyüz” sloganıyla birlikte ara sıra maçlarda attıkları sloganlarla heyecanlarını geçiştirmeye çalıştılar. Hele 10. Yıl marşını söyleyen bebeler insanı düşündürüyordu. Ne söylediklerinin çok ayrımında olmadan marşın insanı sürükleyen heyecanı peşinden koşan ruhlarıyla hüzünlendirdiler beni. Ben 50. yılda beyaz, kısa çoraplarımla donarak beklediğim günü hatırladım. Hiç olmazsa bizim bir marşımız vardı. Bugün onu unutmuş da olsak! İnsanların akmak isteyen heyecanları bir türlü bir mecra bulup deli dolu akamadı. Allah bandodan razı olsun, onunla ara sıra oyalandık. Millete yeni hedefler, sloganlar üretemeyen devlet, sadece dışı gösterişli ama içi teğelle tutturulmuş, pasaklı görünümde bir elbise gibi düşünebiliyor sergilediklerini. İyi bir terzi elbisenin iç dikişlerinden belli olur oysa. 29 Ekim akşamı da Taksim meydanındaydım. Mahşeri bir kalabalık konser dinliyordu. Oteller, restoranlar ağzına kadar doluydu. Bayraklar, Türkiye yazan bantlar, balonlar şenlik ortamını zenginleştiriyordu. Bu sene her şeye rağmen Cumhuriyet kutlaması bir şenliğe dönüştü. Nedeni üstüne düşünmek gerekir. Toplum yeniden “Cumhuriyet” ortak değeri üstünde birleşti. Aydınlar, ideologlar yıllarca Cumhuriyeti, yurtseverliği küçümsediler. Kimse göğsünü gere gere memleketi sevdiğini söyleyemedi. “Evrensel” lafı uğruna yurttan olduk. Yurtseverliği, 75. yılla birlikte, temize çıkardık bence. İşte, bu da bir şenliğe değer zaten. Türkiye’de herkes sistemle bütünleşmek istiyor. Bunu görmezlikten gelmek bazıları için varlık nedeni olduğu için, insanları ayrıştırmaya çalışıyorlar. Türkiye’de ekonomik, sosyal ve kültürel anlamda küçümsenen, marjinal bulunan her şey sisteme dahil olmak istiyor. Ama sistem onları bir türlü entegre edemiyor. Bazı çıkar odakları engel teşkil ediyor. En son örnek kaynağı belirsiz para konusunda da yaşandı. Yer altından, meşru olmayan zeminlerden kara para ya da kaynağı belirsiz para, Mali Milat’la sisteme dahil edilirken öte yandan yeni patronajlar engellendi. Derin sosyal ve ekonomik önlemlerle desteklenmeyen siyasal reformun yaşama şansı yoktur. Amerika’da müzelerin oluşma tarihine bakıyoruz ve bu tür paranın vergiden muaf tutularak sanat eseri halinde ülkeye girişinin öyküsünü buluyoruz. Biz bir türlü kültür ve sanata yapılan işleri vergiden muaf tutamıyoruz. Ama iş ahkam kesmeye gelince bol keseden atmaca! Sonuç; kültür konusunda beş kişi dinler beş kişi anlatır toplantılarla seçkinci kültür tartışma platformu yaratma çabası. Halk evleri döneminde de sıkça tekrarlanan bir temadır bu, “Anadolu’ya medeniyet taşıma”, buna bağlı olarak da halk terbiyesi ve köylü eğitimi. Kökleri Tanzimat’a kadar dayanan bu aydınlanmacı yaklaşım esasen Türk Ocakları’ndan beri uygulanmaya çalışılan bir proje olmuştur. 1940’larda da köylülük resmi ideolojide yüceltilse de pek güven duyulmayan “köylü bilgisine” kuşkuyla yaklaşıyordu. Bu güvensizlik bir türlü giderilemedi. Yerel halk ile Halkevi üyeleri arasında hiç bir zaman kapanmayan mesafe, Halkevlerinin ilk yıllardaki çoşkusunu fiilen yitirmesinden kaynaklanır. Yıl 1940’dır daha, ama kutlamalar kanıksanmış, şubelerin eski enerjileri kalmamıştır. Çünkü siyasi bir partiyle organik bağlar, onları bitirmiştir. (*) Türkiye Cumhuriyeti 75. yılında kültürle ve kültürel olanla organik bağlarını kurmalı. Sosyal bilimlerle zenginleşecek bilgilenme bize toplumun ruhunu, rengini ve heyecanını bir Hereke halısı gibi seriverecektir. O zaman Cumhuriyet ortak değeri kadar demokrasi ortak değerini de yüceltmemiz mümkün. Bir ulusu “ulus” yapan, ortak değerleri ve yurtseverliğidir. Ne olursak olalım vatanımız Türkiye ve herşey mutlu ve güçlü bir Türkiye için… NEVVAL SEVİNDİ (*) Türkiye’de Folklor ve Milliyetçilik, Arzu Öztürkmen, İletişim Yayınları, 1. baskı, 1998
Ben KİMYA ÖĞRETMENLİĞİ 4.sınıf öğrencisiyim. Bir öğretmen adayı olarak,geleceğime sahip çıkmak istiyorum.Devletin bizleri atamadığını ve dersanelerin ise en az 2sene hiç para vermeden çalıştırdığı ve buna rağmen iş garantisi vermediği bir ülkede yaşıyoruz. SİGORTASIZ VE ÜCRETSİZ KİŞİ ÇALIŞTIRMAK SUÇTUR! Ama dersaneler sömürücü tutumlarını sürdürmekteler. LÜtfen bu sorunla ilgilenin ve de bizim tepkimizi sizde köşe yazılarınızda yer verin. İkinci mektup:Aile parçalanmaya doğru gidiyor.Sayın Bakanımız bu olaya ne diyecektir?Acaba gene TV ye çıkıp sözleşmeli ile kadrolunun arasında sadece SSK farkı vardır mı diyecek?Çünkü hep o lafı söylüyor.Sizde iyi biliyorsunuz tek farkın SSK olmadığını.Eğer bu aile parçalanırsa bunun sorumluları Bakanımız,AKP yöneticileri ve MEb de çalışanlardır.Bunu okduktan sonra sizden isteğim yatmadan önce bu yazıyı okuyun.Vicdanıunız sızlıyor mu?) Tarih: 01-Ekim-2007.
Çorum devlet Hastanesi. Bir bebek dünyaya geliyor. Bebegin adı: Nehir ÇAĞLAR. Annesi: Bu tarihte ataması çıkmamış 4 yıllık bir fakülte bitirmiş idealist bir hemşire Babası : Sözleşmeli bir Fen Bilgisi Öğretmeni. (Üniversiteden mezun olduktan sonra atanamamış , daha sonra ücretli öğretmenlik, Dersane hocalığı yapmış , kızının doğduğu bu tarihte kısmi zamanlı öğretici olan ve gelecekte 4C li daha sonra da 4B li olacak , kendi mesleğini seven bir adam!) ZAMAN GECER Tarih: Kasım 2007 Nehir cimcimenin babasının telefonu çalar.Babası telefonu açar.Telefonun karşısındaki ses Cimcimenin annesidir.Büyük bir sevinçle atamasının TOKAT iline çıktığını söyler.Birlikte çok sevinirler.Bir yıl önce baba özel bir deranede çalışıyordu, iş garantisi yoktu şu anda Kısmi de olsa Devlette çalışıyordu.Annesi de 657 ye tabi bir memurdu artık. ZAMAN GECER Tarih : Şubat 2007 MEB, Nehir cimcimenin babasını yanına getirmek için kolları sıvar.Artık Sözleşmeli öğretmenler de Eş durumundan tayin isteyebilecektir.(Hem de Sayın MEB Bakanımız televizyonlara çıkarak Kadrolularla sözleşmeliler arasında hiçbir fark olmadığını hatta açıklar.Bu açıklamaları Personel Daire başkanının açıklamaları izler….) ZAMAN GECER Tarih : Şubat 2007 MEB bir kitapçık yayımlar: “Öğretmenlerin iller arası özür gurubu için başvuruda dikkat edilecek hususlar.” Bu kitapçığın 12-13 sayfalarında Nehir cimcimenin babasının gözlerinden kaçan bir bilgi vardır: Kitapçığın 12-13sayfaları: TERCIHLER bölümü “Özür durumuna bağlı yer değiştirmek isteyen öğretmenler; Madde 2- Özürlerinin bulunduğu yerleşim yerinde alanında tercih edeceği eğitim kurumu bulunmaması …….. durumunda “Tercihlerime atanamadığım takdirde dağıtım için il emrine atanmak istiyorum” seçeneklerinden birini tercih edebileceklerdir. ZAMAN GECER Tarih : Şubat 2007 Ve nihayet başvurular başlar. O sabah Nehir cimcimenin babası büyük bir heyecanla bilgisayarın başına gecer ve MEB in sayfasını açar.TC kimlik numarasını girer !!!!!!!!! Aman allahım o da ne Cimcimenin bulunduğu il kapalı.Fen Bilgisi Alanında koca ülkede sadece 25 ilde açık vardır ve bu iller arasında cimcimenin bulunduğu il yoktur.Daha sonra oturur her ilde kac tane okul var teker teker sayar.Sonuç inanılır gibi değil. Tüm ülkede 59 okul vardır secebilecegi kendi bıranşında! AYNI GÜN DERS ARASINDA BIR TEL GORUSMESI __ İyi günler , Ben sözleşmeli Fen Bilgisi Öğretmeniyim. Şubat dönemi özür gurubu için başvuru yapmak istiyorum ama eşimin bulunduğu il kapalı gözüküyor.Ne yapmalıyım? Telefonda ince sesli canından bıkmış bir kadın sesi __ O zaman tercih yapamazsınız. __ Nasıl yani __ Öyle işte .Bakanlığımız sizleri açık olduğu yerlere gondermiştir.Gitmek için gideceginiz yerde açık olması gerekir yoksa gidemezsiniz. __ Peki benim bir ailem bir kızım var ben kızımın yanına gidemeyecekmiyim.Ayda bir defa veya iki defa gorebiliyorum o da 1 veya bilemediniz 2 gun suruyor.Tokat ile Diyarbakır arası zahten 12 saat gidis 12 saat geliş.Ne yapmalıyım??? __Üzgünüm beklemekten başka çareniz yok…… __ Peki ben kadrolu olsaydım yine gidemeyecekmiydim? __ Hayır Kadrolular il emrine atanarak giderler.Çünkü Anayasamızda Ailenin korunumu ile ilgili yasa vardır ve eşlerin yakın yerlerde çalışmasını güvenceye almıştır. __ Anlıyorum da ben insan degilmiyim? Benim ailem aile degil mi? Kızımın yanına gidemeyecekmiyim? __ Şu anda hiçbirsey yapamazsınız .Üzgünüm . Zannedersem II gurup atamalar yapılacak onu bekleyebilirsiniz! __ Peki niçin kapalı gözüküyor? __ İhtiyaç yoktur. __Yani Koca ilde Fen Bilgisi Bıranşından ihtiyaç olmadığını mı söylüyorsunuz? __Evet ! Aynen öyle. __ Teşekkürler Biraz olsun yüreği birden bire yanmaya başlayan cimcimenin babasının yüreğine az da olsa su serpilivermişti.Çünkü II grup atama vardı.Beklemeliydi zahten başka da bir çaresi yoktu. ZAMAN GEÇER I. Gurup atamalar sonuçlandıktan sonra tekrar başvuru yapabilecegini ve belki de böylelikle başvuru yapacağı ilin açık gözükeceğinin düşünen Ali ÇAĞLAR , öğretmenler odasındaki açık bilgisayarın önünden geçerken bir habere gözü takılır.Aman Allahım haber II gurup atamasının da yapıldığını söylemektedir.Halbu ki o II gurup için tekrar bir başvuru yapılacağını düşünmüştür. Ne yapmalıydı veya yapmamalıydı bilememenin ve bir şey yapamamanın ezikliği içerisinde kendi kabuğuna çekilmekten başka çaresinin olmadıgını anlamıştı.Ama bir şeyler yanlıştı ve birilerinin bir şeyleri değiştirmesi gerekliydi.Halbu ki o kişiler kendi koltuklarının peşinde koşmaktan başka bir şey yapmaıyorlar, Aile bütünlüğüymüş, yok çocuğun yanına gitmesiymiş falan filan….. ZAMAN GEÇER BU OLAYDAN SADECE BİRKAÇ GÜN SONRA DIKKAT EDIN SADECE BIRKAC GUN SONRA Artık teknoloji onun için tıpkı pavlovun deneyinde oldugu gibi koşullu uyarıcı olmuştu.Bilgisayarın yanına gitmek ve hatta önünden bile geçmek bile istemiyordu.Ama , yeni bir öğretmen ataması yapıldığını duymuştu ve merakını yenmek için gidip internete baktı.Tokat iline, kendisine ihtiyaç yok diye kapalı gösterilen ile , tam 4 tane Fen Bilgisi öğretmeni ilk atamayla atnmıştı hem de dördü de sözleşmeli!!!!!! BİRKAÇ GÜN SONRA Daha sonra kitapçıkta ki şu metinle karşılaşır: Kitapçığın 12-13sayfaları: TERCIHLER bölümü “Özür durumuna bağlı yer değiştirmek isteyen öğretmenler; Madde 2- Özürlerinin bulunduğu yerleşim yerinde alanında tercih edeceği eğitim kurumu bulunmaması …….. durumunda “Tercihlerime atanamadığım takdirde dağıtım için il emrine atanmak istiyorum” seçeneklerinden birini tercih edebileceklerdir. Bu durumda kendisinin sececegi il kapalı gözükse bile il emrine atanmayı tercih ederek gidebilmeliydi.Ancak internetteki kendi bilgilerinin açıldığı sayfa da böyle bir hak kendisine verilmemişti.Tekrar telefona sarıldı ve MEB deki aynı numarayı aradı: ___ İyi günler Ali ÇAĞLAR durumunu anlattıktan sonra kitapçıktaki öğretmenlere verildigi soylenen haktan bahsetti , telefondaki candan bezmiş bir ses: __Bu hak kadrolu öğretmenlere verilmiştir.Sözleşmeli öğretmenler bu haktan yararlanamaz. __ Ama nasıl olur? Kitapçıkta öğretmenler demektedir kadrolu öğretmenler yararlanır veya sözleşmeli öğretmenler yararlanamaz diye bir ayırdım yapılmamıştır __ Üzgünüm yapabileceğim bir şey yok! __ Peki ne yapmalıyım? __ Haziranı bekleyeceksiniz.İyi günler. __ Son bir soru? Peki bu kitapçıkta yayımlanan bu haktan öğretmenler yararlanır deniliyor.O zaman MEB ‘in yayımlarında her öğretmen kelmesinin arkasında sözleşmeli mi yoksa kadrolu mu diye araştırmalımıyım.Niçin böyle bir ayırdım var ve ben öğretmen değimliyim?MEB beni öğretmen olarak görmüyor mu? Ben öğretmen değilsem neyim????!!! __ İyi günler … (Crack) Telefonun suratına kapandığını duyan Ali ÇAĞLAR , ailesini görmek için ne yapacagını, kızının o guzel gozlerinin dudaklarında bıraktığı o guzel hazzı bir daha duyamayacağını çünkü sürekli büyüdüğü için bebekliğinde kızının yanında olamayacağını en sonunda anlamışt.Bu tel konuşması deyim yerindeyse şaftını kaydırmıştı….Çok kızgındı.Öğretmen bile değildi artık.İnanmıyordu.Ne yapmalıydı? Ne yapmamalıydı her şey bir nokta kadar belirsizdi…… ZAMAN GEÇER Nisan 2007 …Ve MEB tekrar bir kitapçık yayımlar.Aynı madde bu sefer hiçbir değişikliğe uğramadan 22- ve 23 sayfalarda yerini alıyordu.Ve yine öğretmenler… diye başlayan ve sözde öğretmenlere gerçekte ise sadece kadrolu öğretmenlere tanınan bu hakkı okudugu zaman hafifçe gülümsedi.Ve kızının o güzel gözlerinden optugunu hatırladı. Kitapçığın 20-21 sayfaları: “Özür durumuna bağlı yer değiştirmek isteyen öğretmenler; Madde 2- Özürlerinin bulunduğu yerleşim yerinde alanında tercih edeceği eğitim kurumu bulunmaması …….. durumunda “Tercihlerime atanamadığım takdirde dağıtım için il emrine atanmak istiyorum” seçeneklerinden birini tercih edebileceklerdir. VE AYNI KITAPÇIKTAKI ZAMAN TAKVIMLERINE BAKTI!!!!! Sizce ne gormuş olabilir:? Başvurular için zaman sıralaması 1.Kadrolu Öğretmenler iller arası 2.Kadrolu Öğretmenler iller arası- Özür gurubu 3.Sözleşmeli Öğretmenler iller arası- Özür gurubu (2-31 Temmuz ayı) Önce kadrolu arkadaşlar kadroları dolduracak arta kalan yerlere bakanlık yer ayıracak.Ne kadar adaletli !!!!!!!!!!!!!! UTANMALARI GEREKENLER UMARIM VAKITLERINI AYIRIR DA OKUR…. merak ediyorum acaba hala birileri fark yoktur diyorlar mı.Aileler bu saçama sapan uygulamalar yuzunden parcalanmalımı.Sozlesmeli denilen bu kurum kalk maz ise gelecekte ozellikle ogretmenler … sosyal patlamayla karsı karsıya kalabiliriz…Sayın degerli büyüklerime duyurulur VE SORUYORUM AILEMIN YANINA NE ZAMAN GIDECEGIM. KIZIMIN YANINA NE ZAMAN? NE ZAMAN KIZIMIN YANAKLARINDAN OPUP KOKLAYABILECEGIM? KUNDAK KOKUSUNDAN GECTIM , SUT KOKUSUNDAN DA GECTIM AMA SUNUN YANITINI MERAK EDIYORUM: HALA BIRILERI CIKIP ORTALIK YERDE hala FARK YOTUR DIYEBILECEKLER MI? BINLERCE VASIFSIZ ISCIYI BIR GECEDE KADROYA ALARAK SOSYAL ADALETI SAGLAYANLAR ACABA SOZLESMELI OGRETMENLIK GIBI ORTACAGDA BILE UYGULANMAYAN, INSANLAR ARASINDA SINIFLASMAYA VE KUTUPLASMALARA YITEN BU ANLAYISINE ZAMAN UYGULAMADAN KALDIRACAKLAR? BIR AILE REISI, 8 AYLIK KIZINI TOPLAM 2 AY GOREBILMIS BIR BABA OLARAK AILEMIN YANINA GITMEK ISTIYORUM………… TUM INSANLIGA , INSANIM DIYEBILENLERE DUYURULUR ……………………. (Umarım bir yetkili okuma hassasiyetini gosterir de beni surgune, TOKAT ıline ailemin yanına gonderir…) Ali ÇAĞLAR Fen Bilgisi Öğretmeni (Sözleşmeli) Hiç bir sorunu çözemeyen hükümetin milleti ne kadar mağdur ettiğini anlamayanlar varsa bunları okusun . O kadar çok mektup geliyor ve geldi ki 5 yıl içinde. Herkes işsiz, sorunlarla boğuşuyor. Bu hükümet sadece herkesle ve he rkurumla kavgayı körükledi. İçinden geldiği milleti küçümsedi. Öncelikle Tesekkur EDERIM. Sorunlarımı yazdığım metni ilk yayımladığım memurlar – net te metin 6 saat kaldıktan sonra kaldırıldı.Site yoneticilerinden gelen mesajda bu yazının neyi ima ettigini soruyorlardı.YAnıtım gayet açık oldu ama Hükümet yanlısı politikaları nedeniyle hem yazıyı kaldırdılar hem de üyeliğimi iptal ettiler. Daha sonra haber5.com yayımladı ancak 3 gun sonra da baskılara boyun egemeyerek kaldırdılar. İlk yazdığım metni hiç okumadan o sinir haliyle yazmıştım.Dolayısıyla bazı hatalar vardı.Hem bunları düzelttim hem de bazı ekleme yaparak tekrar duzenledim. Sorunlarımızı yayımladıgın için tesekkurler. Bağımsız, özgür düşünebilen, gelecek kaygısı taımayan insanların çocuklarımızın öğretmenleri olabilmeleri için umutla …. Tekrar tesekkurler Ali ÇAĞLAR
KENDİ KENDİNİ BULAN ÖZGÜRLÜK “Arıyorum bir kuş gibi diri bir günü”* dizesi kanatlarını çırpıyor kulaklarımda. An’ın unutulmaz büyüsü sarıyor alnımın geçitlerini ve durup seyrediyorum “günü yakala” sözcüğünün parlak tüylerini.
Bana doğru uzatıyor ördek başı yeşiliyle süslü başını ve başımı alıp gitmenin destanını yazıyor alnıma boylu boyunca. Benim seyyarem Jüpiter parlıyor gözlerimde , gökyüzünün karanlığına direnen bu ışık saçlarımdan yakalamak istiyor beni. Ama ben onları güneşe armağan ettiğim günden beri özgürüm. Saçlarımdan sürüklenerek götürülmek yerine gönüllü gittiğim o gün kehribar bir hüzün salkımı takmıştım boynuma ve sevinçleri yolcu etmiştim bir yelkenlinin dümeninde. Ben benin ruhuna dokunarak karşımdakine vardım. Venüs gezegeni gibi çift zamanlıyım; hem gündüz hem gecenin yıldızı. Zamanın anlamını düşünürse insan An’ın kuyusuna sarkıtıyor ipini hem’an. An ise özgürlüğün anlamını sorgulamak için boşaltıyor sularını kuyunun. Ipıssız ve kupkuru kalıyor o An. Artık suda aksi yok yıldızların ve sözcükler toplamıyor sarı saçlarını ense kökünde. Bir buğu yükseliyor ıslak kirpiklerinden sanki koca bir nem ve toz bulutu. “varlığın kapısı :aç varlığını, uyan,”* uyandırıyorum canımı devedikenlerinden çarşaflar serili bir yatakta. Canım yanıyor her dönüşde. Acının sarı sıcağı yakıyor ruhumu. Zaman geçiyor bedenimi yararak ve ruhum kapatıyor kapılarını. “Sevmek savaşmaktır, kapıları açmak,/ Bırakmak hayalet olmayı bir sicil numarasıyla…/ dünya değişir iki varlık bakışınca ve bilişince,/ sevmek adlardan arınmasının kişinin”* yeniden kanatlarını çırpıyor sözcükler ve yıldızlardan avuçlarıma dökülüyor teker teker. Onları topluyorum özenle ve An’ın üstüne serpiyorum. “Kapalı kapıları çalmak boşuna:Kapılar yok aynalar var.” İçgüdü delidolu ve büyük adımlar atarken sevgi bir Çinli kızın minik adımlarıyla yürüyor An’ın üstünde. İçgüdü özgürlüğü bir atmaca gibi sürerken avınının üstüne sevgi özgürlüğü bir serçe kuşu gibi tutuyor yüreğinde çırpınarak. Sevgi geleceği yaratan bir özgürlük savruluşu işte. Sevgi aşkın büyüsüyle çoşarak çağıldayıp gidiyor. Akıyor durmadan bir An bile. “Benden çıkıp beni başkalarında aramalıyım,/ var değilsem var olmayan başkalarında,/bana varoluşu veren başkalarında,/yoktur ben,biz her zaman başka bizleriz”* İçgüdüyle sevginin çatıştığı yer “başkalarıyla” karşılaştığımız An. Selin inanılmaz gücüyle yıkılırken “ben” yuvarlanan taşlar biraraya gelerek yeniden bir “ben” oluşturur oysa. Bilgeliğin çoştuğu kadar, duran yüzüdür o sakinlik. Durma bir yokluk değil bir varlık göstermedir o dinginlikte. Tıpkı besteci Bach’ın dediği gibi olur her şey:Sürekli basso(ya da continuo) müzik için en sağlam temeldir; zira iki elle ve öyle bir biçimde çalınır ki, sol el yazılı notaları çalarken sağ el de uyum ve kakışmaları ekler ve Tanrı’nın zaferi için uyumlu bir armoni yaratılır. Tüm müziğin hedefi ve varoluş nedeni Tanrının yüceltilmesi ve aklın dinlendirilmesidir. Bunlara uyulmazsa ortaya gerçek müzik yerine yalnızca şeytani gürültüler çıkar.” Bach bu nedenle ruhumun pasını siliyor Tanrısal matematiğin armonisiyle. An’ın peşinden geldiğim yer sonsuz zaman çevriminin orta yeri. “Yolların silindiği yerde buluveriyorum umutsuzluğu, beni tasarlayan ruhu, beni çizen eli, beni ortaya çıkaran gözü. Buluveriyorum beni bulan dostu, benzerimi;ve kadını, karşıtımı, sancaklarla donattığım kuleyi, köpüğümün saldırdığı duvarı, gözlerimin egemenliği altında yavaş yavaş dirilen yıkıntılar kentini. Sessizliğe ve gürültüye karşı Söz’ü buluveriyorum, her gün kendi kendini bulan , beni bulan özgürlüğü.”* Zamanın içine serpişiyor özgürlüğün parlak ,kışkırtıcı tüyleri….. *Octavia Paz , Güneş Taşı , Çekirdek Yayınları NEVVAL SEVİNDİ
KENDİ KENDİNİ BULAN ÖZGÜRLÜK
“Arıyorum bir kuş gibi diri bir günü”* dizesi kanatlarını çırpıyor kulaklarımda. An’ın unutulmaz büyüsü sarıyor alnımın geçitlerini ve durup seyrediyorum “günü yakala” sözcüğünün parlak tüylerini.