Ben kendi adıma TARHAN ERDEM’den ÖZÜR DİLİYORUM. ANKETTEKİ BAŞARISINI KUTLUYORUM. BAŞKA YAZARLAR NE YAPAR BİLEMEM. Tarafsız gazeteci portresi olarak NTV’de konuşan Tarhan Erdem demokrasinin vazgeçilmez parti organlarını yok saydı. AKP sözcüsü gibi konuşan Tarhan Erdem gazeteci ve bilimsel erdemine ciddi gölge düşürdü. Ne dedi:BAkın TArım BAkanı neler söyledi.Bunu söyleyecek muhalefette kimse yok.Hiç bir muhalefet partisinin programında bunlar yok!” Sayın Erdem, okuma yazması olan herkesin programları okuduğunu bilmiyor sanırım. Büyük paralarla araştırma yapmak için de başka şirketlere ihtiyaç yok zaten ben varım demekle aynidir dediği! Bu ne demokratlık bravo!!! 28Nisan’da YAZMIŞIZ ERDEM NASIL ERDEMLİ ANKETÇİ? ŞİMDİ VATAN yazdı Necati Doğru 20.Temmuz İktidar partisi propaganda timleri, “Yola Devam” diyen propaganda bez afişlerini caddenin sağındaki direkten solundaki direk arasına gergince asıyorlar, gazete manşetlerine konulan hormonlu anketler ise; “yolmaya devam” sonucu çıkarıyorlar. İki gün kaldı. 48 saat kala; “İktidar partisi AKP’nin yüzde 47,9’u bulduğunu, yüzde 50 sınırına dayandığını” ilan ediyorlar. Hitler’in propaganda bakanı Goebbels “Propagandada beyinlere her gün 1 cm çivi çakacaksın, 40 günde 40 cm girecek, girdiğini kimse hissetmeyecek, böylece yalan gerçek olacak” demişti. Hormonlu anketler! Goebbels’in çivisi! Seçmenin sandığa gitmesine iki gün kala; “Seçimlerde oy verecek olan 42 milyon seçmenin yüzde 70’i, yani her 100 seçmenden 70’i, AKP’nin iktidar olacağını beklemektedir” yalanını paslı bir çivi gibi beyinlere çakıyor. Böylece belki de yüzde 30’ların altına inmiş AKP’yi son anda kararsızları etkilemek ya da karar verdiği partinin “iktidar olacağı ihtimalini zayıf bulanları” oy sandığına gitmekten caydıracak etki yaratmaya çalışıyorlar. Aynı anketler! 2004’te de hormonluydu. Ve belediye seçimleri için seçmenin sandığa gitmesine yine 2-3 gün kala şöyle ilan etmişlerdi: İstanbul’da: AKP yüzde 58,5 alır. AKP yüzde 45,3 almış. Sapma, 13 puan. Ankara’da: AKP, yüzde 68,4 alır. AKP, yüzde 55,0 almış. Sapma yine 13 puan. Yüzde 13’lük bir sapma yapacak kadar hormonlu bir anketi seçime 48 saat kala yayınlayarak seçmenin “beynini Goebbels’in çivili tahtasına dönüştürmek isteyenlerin” bir sorumluluğu olması gerekir. Hapis demiyorum. Kınanmaları… En azından anket yapma haklarının belli bir süre dondurulması gerekir. Ancak; “En doğruyu abim bildi… En yakın tahmini abim yaptı… Tam sonucu abim tutturdu…” diyerek kınanması gereken “abilerini…” aklayıp, yücelttiler, yüceltiyorlar. Burası Türkiye abim! Yersen! Hormonluluğu tescil edilmiş anketler şimdi de sandığa gitmeye iki gün kala yine “İktidar partisi yüzde 50’yi zorluyor, seçmenin yüzde 70’i de zaten AKP’nin yeniden seçileceğine inanıyor” diyerek AKP’yi indiği yüzde 30’un altından yukarıya çekecek manivela olmaya soyundular. Anketi kim yaptırıyor? Yüksek para gerektirir. Parayı kim veriyor? İktidar partisinin parasını verip yaptırdığı anketler de var, Türkiye’ye yüksek faizle sıcak hoppa para akıtıp, dünyanın hiçbir ülkesinden alınamayacak oranda “fahiş getiriyle” Türkiye’yi yolan finans kuruluşlarının parasal desteğiyle yapılan anketler de… Yabancı finans kuruluşlarının desteğiyle yapılan anketler, “AKP yüzde 47.9….” diye sonuç verince, fahiş faizle hayat bulan borsalar, piyasalar da coşuyor, “seçim sonrasını satın alarak” mutlu oluyorlar. Böylece; hormonlu anketleri para verip destekleyen yabancı finans kuruluşlarının stratejileri ile iktidar partisinin seçim strateji sloganı “birbiriyle ses uyumuna” geliveriyor. AKP: “Yola Devam” Anketler: “Yolmaya Devam” Bu halkın da bir izanı varsa, aklı varsa, vicdanı varsa bu hormonlu oyunu bozar. CHP, MHP, DYP, SAADET birleşir, sandıkta tek partiye yüklenir. Zor, oyunu mutlaka bozar.
GÜNDÜZ AKTAN Hepimiz 367′ye yoğunlaştık. İlk turda toplantı nisabı olarak bu sayıda milletvekili salonda bulunacak mı? Bulunmaz da, CHP konuyu Anayasa Mahkemesi’ne götürürse, karar ne olacak? Açılan milletvekili borsası, cumhurbaşkanı seçimini tarihte ilk kez gayrimeşru hale mi getirecek? Tam bu kavşakta Sn. Arınç geçen perşembe günü bir basın toplantısı yaptı. Söyledikleri Sn. Gül’ün aday gösterilmesine varan sürece ışık tuttu. Ve böylece tablonun vahim yüzü ortaya çıktı. Bu açıdan Sn. Arınç’ın anlattığı fıkra tüm diğer söylediklerinden daha anlamlı. Usta pehlivan tutuştukları güreşte çırağına öğrettiği 39 oyunu karşı oyunlarla etkisiz kıldıktan sonra, öğretmediği 40. oyunla çırağının sırtını ‘küt’ diye yere getirmişti. Bu bağlamda Sn. Arınç kendi engin politik tecrübesine de atıfta bulundu. Hatta bir ara görüşünün kabul edilmesinin kabahatinin kendisine ait olmadığını da belirtti. Buradan anlaşıldığına göre, Sn. Erdoğan, kendisinin Çankaya’ya çıkmasının sakıncalarını görüp, ‘büyük fedakârlıkta’ bulunduktan sonra, yerine Sn. Arınç’ı ve Sn. Gül’ü aday göstermeyi istememişti. Sn. Erdoğan’ın adayları Milli Görüş akımından gelmeyenlerden oluşuyordu. İşte bu noktada Sn. Arınç’ın 40. oyunu devreye girdi. Üçü arasında, “Ya sen ya ben ya o” dedi. Kendisinin aday olması, Sn. Erdoğan’ın adaylığından daha sakıncalı olduğundan, Sn. Gül’ün adaylığı kesinleşti. Sn. Gül’ün her halinden ortaya çıkan isteksizliğinin kaynağı buydu. Gelelim bu oyunun sonuçlarına. Görülen o ki cumhurbaşkanı seçiminde AKP için önemli olan, en uygun adayın bulunması değil, Milli Görüş çekirdeğinin partideki ve iktidardaki hâkimiyetinin sürdürülmesi. Diğer partililerse ikinci sınıf statüye sahip. Milli Görüş’e yapılan bu vurgu, ‘değiştik’ tezinin o kadar da geçerli olmadığını gösterdi. RADİKAL