Mart 15, 2007

Yusuf ÇOPUR HAlıkent’te yazdı

Mart 15 2007Yorum Yok Kategori: Basında

Yusuf ÇOPUR C.B.Ü. Eğit.Fak. copuryusuf@hotmail.com ÇOK SEVİNDİ’K… Nevval Sevindi… Çiçek yüzlü, sevgi gözlü bir hanımefendi… Yaklaşık 7 yıldır okuduğum, takip ettiğim, bir çok yazısının altını çizdiğim bir yazar… Türkiye’de incinmenin kadınların kaderi olmadığını anlatan, kanserin yenilemeyecek bir düşman olmadığını kanıtlayan bir mücadele âbidesi… Kadının aslında dinimizde dahi bulunmayan kural! ve kaidelerin! toplumsal anayasa haline gelmesine baş kaldıran bir aydın… Toplumuyla, halkıyla, geçmişine ve geleceğine bağlı bir münevver şahsiyet… Nevval Sevindi’yi kelimelerle anlatmaya ne hacet? Atalarımızın sözü “Aynası iştir kişinin lafa bakılmaz” değil miydi nihayet? 11 Mart Pazar Günü ilçemize “Ne Kadar İlgi O Kadar Sevgi” konulu bir söyleşi yapmak üzere gelen Sevindi’yi ilk olarak geçen yıl davet etmiştim. Programının yoğunluğundan dolayı gelemeyeceğini söyleyen ama bir gün muhakkak -daha önce de geldiği ilçemize- gelmek isteğini belirten Nevval Sevindi’nin “bir gün” dediği gün gelip çatmıştı…

11 Mart Pazar Günü ilçemize “Ne Kadar İlgi O Kadar Sevgi” konulu bir söyleşi yapmak üzere gelen Sevindi’yi ilk olarak geçen yıl davet etmiştim. Programının yoğunluğundan dolayı gelemeyeceğini söyleyen ama bir gün muhakkak -daha önce de geldiği ilçemize- gelmek isteğini belirten Nevval Sevindi’nin “bir gün” dediği gün gelip çatmıştı… Tatlı bir esrimeyle, yorucu bir günü haber veren alarmlı saatin sesiyle uyandım Pazar sabahı… Bu sabahlar ki bitmesini istemediğim günlerin ilk mahmurlukları… Uyanmadan önce nazlanmayı, mızmızlanmayı o kadar istedim ki ömrümce… Ama nazlanmak ve mızmızlanmak yok gurbet elin lügatinde… Siyah bir araba yanaştı öğretmen evine… Sığmayan bir sevinç doldu yüreğime… Televizyondan görmüş, gazeten okumuştum ama yine de merak ediyordum “Nevval Sevindi nasıl biri” diye… Arabanın kapısı açıldı… Etrafa sevgi saçıldı… “Sevgi” gelen insanın bir diğer adıydı… İşte Nevval Sevindi karşımda… Çiçekleri sevdiğini biliyordum çiçek yüzlü insanın… Uzattım elimdeki rengarenk buketi… Şöyle baktı çiçeklere, tebessümüyle okşadı onları ve “teşekkür ederim” dedi bizlere… O çiçekleri Demirci’den gidene kadar yanından ayırmadığını günün sonunda anlayacaktım… Öğretmen evinin insanı ferahlatan balkonunda yudumladık ilk çaylarımızı. Sevgili Ümit Er, Züleyhâ Yüksel’le beraber… Temiz havayı içimize çekmenin verdiği huzurla daldık sohbete… Doymak ne mümkün Sevindi’ye… Demirci’nin nadide mekânlarından olan Chackra Restourtan’ta derin bir sohbet eşliğinde yapılan kahvaltının, ve şöminenin sıcaklığında yudumlanan çayların güzelliğini anlatmak ne mümkün? Tarih, edebiyat, sanat ve hayata dair koyulaşan sohbetin ılıklığında büyülenen yüreğim içime sığmıyordu adeta… Sevgiydi konuşulan, aşktı, muhabbetti, sevebilmekti aslolan… Sevebilmek ve sevdiğini hissettirmek işte mutluluğun formülünü arayanlara verilecek tek cevap… Sevmenin ve sevilmenin insanoğlunun fıtratında olan bir ihtiyaç olduğunu belirten Sevindi’nin sözleri çok dikkat çekiciydi: “ Biz seviyoruz, ama bu sevgimizi göğüs kafesimizde gizliyoruz. Sevmek güvercinin bir kanadıysa sevdiğini hissettirmek de diğer bir kanadıdır.” Bu sözlere katılmamak mümkün mü? Biz, genellikle sevmemizin yeterli olduğunu düşünüp tek kanatla taşımaya çalışıyoruz hayatı. Ve maalesef çok çok sonradan öğreniyoruz tek kanatla taşınamayacağını hayatın. Baba sever, belli etmez, bey sever hanım bilmez, hanım sever bey görmez, şu bir gerçektir ki bu ömür böyle geçmez… Evet sevmeli insan, tabii ki sevilmeli, ama sevdiğini de söylemeyi asla ertelememeli… Yüreğindeki sevgiyi gizlememeli, fark ettirmeli sevdiğine sevildiğini… Halıkent Gazetesi ziyareti Nevval Sevindi’yi oldukça etkileyen bir bölümdü. Genel Yayın Müdürümüz Cengizhan Erdem Bey’in eşsiz arşivi büyüledi Sevindi’yi… Cengizhan Bey’in babası Namık Kemal Erdem Bey’in 54 tarihli bir yazısının günümüze ışık tuttuğunu öğrenince Nevval Sevindi gibi bizler de şaşırdık. Zamanımızın darlığından birkaç dakika kalabildik Halıkent’te. Teşekkür ettik orta şekerli kahve için Cengizhan Bey’e… Daha sonra Turgut Bey’in misafiri olduk Zaman bürosunda. Orda da ancak kalabildik birkaç dakika… Ve 50. Yıl Çocuk Kütüphanesi ziyareti… Nevval Sevindi kütüphanenin 7 yıldır âtıl bir vaziyette kalmasına üzüldüğünü ama şu anda çiçeklerle donatılan bu kütüphanenin tertemiz ve nezih bir ortamda çocuklara hizmet vermesinden oldukça memnun olduğunu belirtti. Ve Demirci Gençlik Derneği’nin gerekliliğinden bahsetti. Tabi hanımlar derneğimizin olup olmadığını sordu. Ben de İlknur Bursalı Hanım’ın Kadınlar Derneği başvurusunu yaptığını bir gün önce öğrenmiş olmanın rahatlığıyla “Kadınlar derneğimiz kuruluş aşamasını tamamlamak üzere” dedim. .. Vakit çok dardı. Nevval Sevindi’nin lügatinde her ne kadar “yorgunluk” kelimesi olmasa da ben kıyamazdım konuğumuza… Uğurladık Sevindi’yi doğa kokulu kaplıcalarımıza…. Ve söyleşi saati geldi çattı. İçimdeki hüzün iyice arttı. Hüzün dedim, çünkü günün sonu yaklaşıyordu, birazdan söyleşi bitecek, kitabını imzalatmanın mutluğuyla insanlar evlerine dönecek, ve mutluluk, heyecan ve hüznü yaşadığım bir gün de böyle bitecek… “Hüzün cemaatinin mensubu olmak” kolay değil tabi… Her anımız hüzündür bizim… “Sevmediği zaman duyamaz insan” diye başladı Nevval Sevindi söyleşisine… Bu söz, sadece bu söz bile anlatmaya yeterdi her şeyi… Bu söz yetti gözler önüne sermeyi gerçeği… Toplumumuzda maalesef sevgi sağırı insanların sayısı her geçen gün artmıştı. Aile içi şiddet, “insan” demekten imtina edeceğim hemcins olmaktan utandığım kişilerin eşlerine, çocuklarına yaşattığı vahşetin, önceden “kim önce okul kapısına çıkacak” yarışmasının heyecanıyla beklenilen okul çıkış zilinin, okullar, sınıflar arası “düello” nun habercisi olmasının, nazenin, burcu burcu hayat kokan genç kızların düşürüldüğü tuzakların, gençlere kurulan tezgahların en önemli sebebi de sağırlık değil midir? Sevmeyen insanın, sevmeyen toplumun sağırlığı değil midir bu feci çığlığın kaynağı? “Sevginin samimiyeti”ne dikkat çekti Sevindi. İşte bir sağırlık daha, samimiyetin sağırlığı… Sevgiyi samimiyetten ayırmak mümkün değildir. Samimiyetsiz sevgi, sevgisiz samimiyet olmaz, olamaz. Ne zaman ki kaybettik sevgiden samimiyeti, işte o zamandır taşıyoruz yanımızda cehaleti… “Sevginin kadir olamayacağı hiçbir şey yoktur” dedi Nevval Sevindi. Evet, öyle bir güçtür ki güçlüleri, en zayıflara hizmet ettirir sevgi. Güçlünün haklı olduğu bu zamanda, haklının güçlü olmasının tek çaresi o gücün adının sevgi olmasıdır. Gücümüzün kaynağı nükleer silahlar, tanklar, füzeler değil de “sevgi” olursa, o zaman ölmez bebecikler kundakta, katledilmez anacıklar yatakta… Sevginin gücüne olan inancımızı ne zaman ki kaybettik, kendimizi arar olduk dehlizlerde… Denilebilir ki böyle güzel bir söyleşi sonrasında bunlar mı yazılır. Haklı olabilirsiniz… Ama söyleşiden not aldığım yukarıdaki üç cümle bile yaşananları özetlemeye yeter. İşte Nevval Sevindi belki de unuttuğumuz “sevgi” nin varlığında, yokluğunda neler olabileceğini hatırlattı bizlere ki yokluğunda neler olabileceğini tecrübe ediyoruz toplumca… Sevgiye inanmanın, onu hatırlamanın zamanı geldi geçiyor zannımca… Ve imza saati… Okurların belki de en mutlu olduğu anlar. Onları uzaktan izledim… Yüzlerindeki tebessümü yüreğimin en derininde hissediyordum. Onlar sevdikleri bir yazarın yanında ve yakınında olmaktan, ben ise bu duruma vesile olmaktan dolayı mutlu ve huzurluydum. Oradaki her okurun tebessümü yüreğime dalga dalga mutluluk yayan birer sevgi rüzgârıydı. Chacra Restorant’taki akşam yemeğine Başkan Bey’in tatlı sohbeti vurdu damgasını. Öğretim görevlilerimizden Dr. Bilâl Elbir, Resul Attila, Ertuğrul Erdoğmuş, Yurt Kur müdürümüz Güngör Bey, ve çok sevdiğim değerli bir kaç arkadaşımın katıldığı yemekte yaşanmış ve yaşanmaya dair ne varsa konuşuldu her şey. Nevval Sevindi Demirci Kebabını oldukça beğendiğini ifade etti.” Yerel olan güzeldir” dedi… İçilen çaylar, söylenen sözler derken zaman ayrılık zamanıydı. Teşekkürü bir borç bildiğim, bu söyleşide emeği geçen başta Belediye Başkanımız Mithat Erşehin olmak üzere, Sayın Bilâl Elbir’e, Sayın Kâzım Aysan’a, sevgili Nevin Aktaş’a , sevgili Ümit Er, Züleyhâ Yüksel, Akın Akar, Ali Balta, Mustafa Uras’a sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum… İşte gelmişti yine veda meleği… Alıp götürecekti Nevval Sevindi’yi… O kadar alışmıştım ki Sevindi’ye… Sanki yıllardır aynı ortamı paylaşıyor, aynı mekanda buluşuyorduk… Evet, yanlış değil bu. “Sevgi” ortamında “sevgi” mekanındaydık hepimiz… Bundandı yabancılık çekmememiz… Beyaz bir lâle masumiyetinde, beyaz bir lâle asaletinde, beyaz bir lâle sadâkatinde geçen o gün de bitiyordu artık… Gittim evime… Büründüm mavi nevresimime… Kapadım gözlerimi… Tekrar yaşadım günü…

Vatan Gazetesi’nde

Mart 15 2007Yorum Yok Kategori: Haberler

Almanya’daki Türk kadını yükselişte Türkiye Araştırmalar Merkezi Vakfı (TAM) ile Türkiye İşveren Sendikaları Kondfederasyonu (TİSK) işbirliğiyle yürütülen ‘Avrupa’daki Türk Kadını’ başlıklı araştırma sonuçlarına göre, Türk kadının bilinenin aksine, toplumun pekçok sahasında varlık gösterdiği, özellikle genç kuşağın sosyal, kültürel ve ekonomik alanda kayda değer bir ilerleme sağladığı ortaya çıktı 08.01.2007

Almanya Örneğinden Hareketle Avrupa’daki Türk Kadınlarının Yaşam Koşullarına Dair Bir Analiz’ başlıklı araştırmada Almanya genelinde 1000 Türk kadını, 500 Türk erkeği ve 30 Avrupalı aydın kadınla telefon aracılığıyla anket düzenlendi. Anketin sonuçları TAM direktörü Prof. Dr. Faruk Şen, TAM direktör yardımcısı Gülay Kızılocak, TİSK Başkanı Tuğrul Kutadgubilik ve yazar Nevval Sevindi tarafından Radisson SAS Oteli’nde düzenlenen bir toplantıyla basına duyuruldu. TÜRK KADINI EĞİTİM VE POLİTİKADA ERKEKLERLE YARIŞIYOR Günümüzde Almanya’da 4 milyon 300 bin Türk’ün yaşadığını ve bunların yüzde 47′sini kadınların oluşturduğunu belirten TAM Direktörü Prof. Dr. Faruk Şen araştırma sonuçlarına göre Türk kadınlarının yüzde 33.6′sının iş yaşamında yer aldığını ve erkeklere oranla daha rütbeli işlerde çalıştıklarını söyledi. Almanya’da öğrenim gören 30 bin Türk öğrencinin yüzde 41′ini kızların oluşturduğunu belirten Şen, şunları söyledi: “Almanya’daki dönercilik, berberlik ve avukatlık sektörleri son yıllarda Türkler’in eline geçmeye başladı. Almanya’da 1050 Türk avukat var ve bunların yüzde 58′i kadın. Almanya federal ve eyalet parlamentosundaki 12 Türk milletvekilinin ise 8′i kadın. Bu veriler Türk kadınının Avrupa’daki sosyal ve siyasal yaşamda ne kadar başarılı olduğunu gösteriyor.” TAM Direktör Yardımcısı Gülay Kızılocak, ise araştırma sonuçları hakkında bilgi verdi. Verilere göre Almanya’da yaşayan Türk kadınlarının yüzde 50′den fazlası çalışmaktan memnun, yüzde 97′si kadın hak ve özgürlüklerinden haberdar, yüzde 83′ü ekonomik özgürlüğe sahip, kız çocuklarının meslek edinme oranı ise yüzde 92. ALMANYA’DAKİ TÜRK TOPLUMU TÖRE CİNAYETLERİNE KARŞI Almanya’da yaşayan Türk kadınlarının yüzde 42′sinin aile birleşmesiyle ülkeye geldiğini, yüzde 55′inin ise Almanya doğumlu olduğunu belirten Kızılocak, aile içi şiddete hem kadınların hem de erkeklerin yüzde 77 oranında karşı çıktıklarını ve şiddetle mücadelede sert tedbirlerin alınmasını istediklerini ifade etti. “Almanya’da Türk erkekleri kadınlarını döven, töre için öldüren bir erkek imaj var’ diyen Kızılocak araştırma sonuçlarının bu ön yaragıların doğru olmadığını ortaya koyduğunu kaydetti. Kızılocak, Türk kadınlarının çoğunluğunun Alman aile yapısını özümsediklerini, ancak Alman kadınlarını iş hayatına fazla zaman ayırdıkları için aileye ve çocuğa gereken önemi verememekle eleştirdiklerini de ekledi. AİLE İÇİ ŞİDDET ETNİK DEĞİL, SINIFSAL TAM Direktör Yardımcısı Gülay Kızılocak, aralarında siyasetçi, sanatçı ve yazarların da bulunduğu 30 Avrupalı aydın kadınla yapılan anketin sonuçlarını da aktardı. Avrupalı aydınların özellikle aile içi şiddet ve töre cinayetleri konusunda Türk kadını aleyhinde oluşan imajı eleştirdiklerini belirten Kızılocak, “Avrupalı aydınlar, Türk kadının eğitim ve meslek hayatındaki durmunun çok iç açıcı olmadığını ancak yeni neslin büyük bir atılım gerçeklşetirdiğini belirttiler. Aydın kadınlar ayrıca aile içi şiddetin tüm dünyada yaşanılan sınıfsal bir sorun olduğu, etnik nedenlere dayalı olmadığını ifade ettiler” diye konuştu. Kızılocak, aydınların, Avrupalılar’ın Türk kadını hakkındaki olumusuz ve ön yargılı düşüncelerinin giderilmesi için, modern ve başarılı Türk kadınlarını ön plana çıkararak rol model oluşturulması yönündeki çözüm önerisinde bulunduklarını da anlattı. Yazar Nevsal Sevindi, Almanya’da son yıllarda yayınlanan televizyon dizilerinde Türk ailelerin yaşamlarının konu alındığını ve Türk ailelerinin birbirine bağlı, sevecen ve hoşgörülü insanlar olarak tasvir edildiklerini söyledi. TİSK Başkanı Tuğrul Kutadgubilik ise, “Türkiye iki ayağıyla koşan bir atlet olabilmek için kadın erkek eşitliğini benimsemelidir” diyerek önümüzdeki yıl yapılacak olan cumhurbaşkanlığı seçimlerinde bir Türk kadınının cumhurbaşkanı olmasını çok arzuladığını söyledi. Araştırma sonuçlarının önümüzdeki hafta Berlin’de ve ardından şubat ayı ortalarında Brüksel’de düzenlenecek bir toplantıyla Avrupa kamuoyuna sunulacağı belirtildi.

DYP Sevindi ‘ye SEVİNEMEDİ!

Mart 15 2007Yorum Yok Kategori: Haberler

Mahmut Övür yazdı 9mart2007 Sabah gazetesi

DYP ‘Sevindi’ye sevinemedi! Türkiye’de siyasetin nasıl yapıldığının en çarpıcı örneği geçtiğimiz hafta DYP’de yaşandı. Manken Şebnem Schaeffer bir törenle DYP’ye katıldı. Aslında bir mankenin DYP’ye katılmasına kimsenin itirazı yok. Ancak ilginç olan şu; o gün o toplantıda DYP’ye katılan bir isim daha vardı: Gazeteci yazar Nevval Sevindi . O gün DYP’yi Schaeffer’le manşetlere taşımayı hedefleyen politik deha kimse doğrusu tebrik etmek gerek. Çünkü hedefine ulaştı. Tabii o hedefine ulaşırken DYP’nin iktidar hedefine ne kadar yaklaştığı bir hayli tartışmalı. Neden derseniz anlatalım. Aynı toplantıda DYP’ye katılan Nevval Sevindi, magazin yıldızı Schaeffer sayesinde açıkça gölgede kaldı. Ve kimse Sevindi’nin DYP’ye resmen katıldığı konusunda bilgi sahibi olmadı. Oysa siyasetle biraz ilgili olanlar bilir. Sevindi, ağzı laf yapan, kadın hareketiyle yoğun ilişkisi olan, İstanbul gibi tartışmaların odağında bir kent hakkında bilgi sahibi olan aydın biri. Tartışma programları açısından da bir hayli deneyim sahibi. Peki DYP yönetimi bu ismi nasıl değerlendirdi? Doğrusu Sevindi’nin adını ve gücünü kullanmayı beceremedi. Bir parti kendi çıkarını koruma konusunda bu kadar beceriksiz olabilir mi? Dahası DYP, öyle sıradan bir parti değil, bu ülkenin son 50 yıllık tarihine imza atmış bir geleneğin devamı. Genel Başkan Mehmet Ağar ise tüm eleştirilere rağmen sivil siyasetin güçlenmesi için çaba harcayan ve “düz ovada siyaset ” çağrısıyla son döneme damgasını vuran bir isim. Bence Schaeffer’i partiye çağıranlar, sadece Sevindi’ye değil bu misyona da gölge düşürdü. Bu da açıkça siyasi acizliğe ya da parti içi ayak oyunlarına işaret ediyor… DYP yönetimi öncelikle rakiplerine koz veren bu süreci kimlerin örgütlediğini ortaya çıkarmalı ve bir an önce siyaseti doğal mecrasına çevirip, projeleriyle tartışma gündeminde yer almalı.

12Mart

Mart 15 2007Yorum Yok Kategori: Politika

12 Mart 1998′de STV’de yaptığım haber yorum

Bugün 12 Mart müdahalesinin 27. yıldönümü.Ve Türkiye tam 27 yıl sonra ilginç bir biçimde Baykal’ın dediği “mart sendromu” nu yeniden tartışıyor. Cumhurbaşkanı Demirel her gün demokrasi ve hukuk kurallarına bağlılık üzerine demeçler veriyor ve askerler Cumhurbaşkanını 17 Martta bir kez daha irtica brifingine davet ediyor. Bundan 27 yıl önce 1971’de 12 Mart Muhtırası o zaman ki başbakan Süleyman Demirel’e verilmişti.Meclis içinde kurulan “teknokratlar hükümeti” ile sorunlara çözüm aranmıştı.O dönemde çeşitli sağ ve sol hareketlere karşı büyük bir tutuklama kampanyası yapıldı.Başarılı oldu.Ancak bu hükümetlerin giriştiği reform denemeleri başarısız kaldı. 12 Mart 1971’den iki yıl sonra Türkiye 1973 yılında genel seçimlere gitti. Sandıktan birinci parti olarak çıkan CHP’nin lideri Ecevit, Erbakan’ın MSP’si ile ortaklık kurdu.Sonra bu da dağıldı.Türkiye 7 yıl sonraki 12 Eylül müdahalesine kadar çeşitli koalisyonlar tarafından yönetildi.Ama ülkenin beklediği köklü reformlar ne 12 Eylül öncesi ne de sonrası bir türlü yapılamadı. Bugün Ankara’da yeniden ara çözüm formülleri,teknokratlar hükümeti gibi konular tartışılıyor.Bu yüzden tarihten ders almanın zamanıdır. Bu yöntemler son 40 yılda en az üç kez denendi, ancak yararlı olmadı. Ülkenin temel ekonomik ve toplumsal atılımları gerçekleşmedi.Önlenmek istenen siyasi hareketler ise çeşitli kapatmalara rağmen zaman zaman hükümete de ortak olarak varlıklarını sürdürdüler. Denenmiş yöntemleri bir kez daha deneyerek çıkmaz sokaaklarda vakit kaybetmeye Türkiye’nin tahammülü yok.21.yüzyılın eşiğindeyiz, herkes daha ciddi ve sorumlu davranmak zornuda. Peki üç kez denenen ara rejim ve teknokratlar hükümeti çözüm değilse , çözüm nerede? Bunun yanıtını bir çok kişi sandık diye veriyor. Tabii ki halk iradesi milletin egemenliği sonuçta tayin edicidir. Ancak böylesine parçalanmış ve düşman kamplara ayrılmış bir siyasi ortamda, sandıktan da güçlü bir siyasi irade çıkmıyor. Türkiye’de bugün esas sorun, siyasilerin asgari müştereklerde ve ülke menfaatlerinde birleşmemesidir.Geçmişti her üç askeri müdahale siyasilerin anlaşmazlık ve kavgalarının doruğa çıktığı noktalarda yapıldı. O dönemlerde yaşanan umutsuzluk ve kargaşa, toplumun askeri müdahaleleri alkışlamasına neden oldu. Hatta bazı siyaset araştırmacıları askeri müdahaleleri ana elektrik akımı kesildiği zaman devreye giren jeneratöre bile benzettiler.Ama sonuçta ülkenin ana enerji kaynağı halkın iradesidir. Bugün de yaşanan krizin ana sorumlusu halkın enerjisini ve özlemlerini birleştirip güçlü bir akıma dönüştüremeyen siyasilerdir. Halk kavga değil,gerçek çözüm arıyor. 12 Mart deneyimi 27 yıl sonra herkese öğretici ve yapıcı bir ders olabilir. Sorunlarımızı ara rejimle değil normal rejimle aşmalıyız. Demokratik sistemin daha etkin işlemesi için devlet tepeden tırnağa yenilenmeli.Siyasi rejimi sık sık tıkanan Türkiye halk iradesinin güçlü bir hükümete dönüştüren yeni formüller bulmalı. Başkanlık sistemi gibi yeni yönetim modelleri üzerinde daha ciddi olarak durulmalı. Mutlu ve güçlü bir Türkiye için..

Kütüphane

Mart 15 2007Yorum Yok Kategori: Kadın

Kadınlarla ilgili ezberleri bozduk Kadın Eserleri Kütüphanesi ve Bilgi Merkezi Vakfı, Türkiye’nin ilk kadın konulu kütüphanesi. Amacı, Osmanlı’dan günümüze Türkiye’de kadın konusunda yayımlanan yapıtları toplamak, gelecek kuşaklara aktarmak ve kadınlar hakkındaki ön yargıları belgelerle yıkmak Yönetim Kurulu üyesi Nevval Sevindi Vatan’da :

Türkiye’de kadın eserlerini biraraya getirerek, bir kadın belleği oluşturmak amacıyla kurulan Kadın Eserleri Kütüphanesi ve Bilgi Merkezi Vakfı, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin tahsis ettiği Fener’deki küçük ve tarihi bir Bizans yapısında hizmet veriyor. 14 Nisan 1990’da Doç. Dr. Füsun Akatlı, Prof Dr. Jale Baysal, Aslı Davaz, Doç. Dr. Şirin Tekeli ve Füsun Yaraş’ın kafa kafaya vermesi ile Avrupa ve Amerika’daki örneklerine bakılarak bir vakıf olarak hayata geçiyor. Osmanlı döneminde yaygın olan ve Cumhuriyet’ten sonra varlığını giderek yitiren kadın vakıflarını yeniden hayata geçirerek, kadınların geçmişini tanıtmak için yola çıkılmış. Kütüphane 17 yıldır gönüllü çalışanların azmiyle ayakta duruyor. Kadın Eserleri Kütüphanesi ve Bilgi Merkezi Vakfı’nın Yönetim Kurulu Üyesi ve aynı zamanda kadın haklarını savunucusu gazeteci yazar Nevval Sevindi, kurulduğunda arşivlerinde sadece 100 kitap bulunan kütüphanede, bugün 10 binden fazla kitap olduğunu anlatıyor. Kütüphanenin Türkiye’ye en büyük katkısının “ezberbozuculuk” olduğunu belirten Sevindi, “Bilgi hazinesi olmadan kadın haklarını savunmak mümkün değil. Herkesin belli bir ideolojisi var. Bu ideolojiye göre bir şeyler ezberliyorlar. İşte Kadın Eserleri Kütüphanesi’nin ezberbozucu görevi burda devreye giriyor. Biz bilgi ve belgelerle kadının nerede olduğunu ve tarihi, ekonomik, kültürel olarak nereden geldiğini gösteriyoruz” diyor. Eserler gün ışığına çıkmayı bekliyor Türk kadınının tarihteki yerini bilmediği için geçmişiyle ilgili karamsar düşüncelere sahip olduğunu söyleyen Sevindi şöyle konuşuyor: “Kadın kimliğinin ve tarihinin nasıl oluştuğunu bilmeyen insanların kalıplaşmış ezber düşünceleri vardır. Atatürk bize hakları verdi, biz hiç mücadele etmedik. O yüzden de kıymetini bilmiyoruz zannederler. Bu, aslında bilgizilikten kaynaklanan bir ön yargı. Tarihe baktığınızda 1000 yıllık Türk geçmişi içerisinde Türk kadınının ailede ne kadar etkin, ne kadar savaşçı olduğunu görürsünüz. ’Tarihte biz hep ezildik’ diyorlar. Her şeyde kadın titizliği ve dikkati gözlemlenen kütüphane sayesinde Osmanlı kadınları hakkındaki ön yargılar da yavaş yavaş kalkıyor.” Sergilenmeyi bekleyen çok sayıda eserin yer yokluğundan gösterilemediğini belirten Nevval Sevindi “Restorasyon halindeki ek binanın İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanı Kadir Topbaş tarafından bize verilmesini bekliyoruz” diyor. Kütüphaneye gelenleri daha çok kadınlar ve akademisyenler oluşturuyor. 9:30- 16:30 arası herkese açık olan kütüphanede dışarıya belge verilmiyor. Çok kısıtlı bir bütçeye sahip olan vakıf, kitapları bağış olarak yazarından ya da yayınevinden edinmeye çalışıyor. Katkıda bulunmak isteyenler için, Türkiye Vakıflar Bankası Etiler Şubesi hesap no: 200 91 97. 10 bölümde geçmişten günümüze kadın Kütüphanede Osmanlı döneminden itibaren kadın eserleri ve kadınlarla ilgili belgeler 10 ayrı bölümde toplanıyor. Kitap bölümü: Yaklaşık 1000 kitap var. Süreli yayınlar: 47 dergiye ciltlenmiş şekilde ulaşılıyor. Gazete küpür koleksiyonu: Kadınlar hakkında gazetelerde çıkan haberlerden oluşturulan 412 klasör bulunuyor. Özel arşiv: Kadın örgütleri ile ilgli belgeler ve tarihi öneme sahip kıyafet yastık, çanta, fincan gibi eşyalar muhafaza ediliyor. Kadın sanatçılar arşivi: Plastik sanatı ile ilgilenen 1749 kadın sanatçıya ait belge yer alıyor. Kadın yazarlar koleksiyonu: 774 kadın yazara ait dökümanlar mevcut. Görsel koleksiyonlar: Kadın tarihinde büyük öneme sahip fotoğraflar ve vakıfta şimdiye kadar yapılan etkinliklerin görüntüleri bulunuyor. CD ve kasetler: Sözlü tarih çalışmaları, 193 adet teyp, 84 adet video ve 59 adet CD yer alıyor. Nadir belgeler bölümü: İlk kadın avukat Süreyya Ağaoğlu’nun, varisi tarafından bağışlanan belgeler sergileniyor. Efemera bölümü: Geçmişle ilgili objelerin saklandığı 149 özel kutu var. Bizim KAhve eki Ayşegül PArlayan

Sayfa 1 / 11