Şubat 5, 2007

kadın ve politika

Şubat 5 2007Yorum Yok Kategori: Politika

kadın sevmeyen politikacılar 1996 da veya 97 de hiç değişmedi.

KADINI SEVMEYEN POLİTİKACILAR Çocuklarını göremeyen, varını yoğunu hukuk yoluyla savaşarak çocuklarını görebilmeye adayan İzlanda’lı annenin dramını biliyoruz. Böyle bilmediğimiz daha çok zorbalık var elbette.Bu adama sahip çıkan RP ve yandaşları olmuştu. Onlarca kara gözlüklü ve bir örnek giyinmiş kız arasında kızlar kaçırılmıştı. O yüreği nefretle taşlaşmış adam kadar yüreği taş gencecik kızlar bir annenin dramında rol almışlardı. Şimdi Arena programından öğreniyoruz başka bir zorbalığı. Oğlunu doğurunca yitiren ve yirmi yıl bu acıyla yaşayan bir annenin dramının yanısıra ezilen, tecavüz edilen ve aç bırakılan bir kadının hazin öyküsü. RP’liler medyadan niçin nefret ediyor sorusunun karşılığı galiba netleşiyor. Çünkü saklamaları gereken çok şeyleri var, özgür bir basın canlarını sıkıyor. RP’liler topyekün böyledir demek değil bu yazılanlar, RP’nin anlayışı bu olduğu için böyleleri sığınacak yer olarak RP’sini bulmaktalar. Yoksa Ayvaz Gökdemir de kadınlara en ilkel küfürleri etmekte bir sakınca görmemiş ve zamanın Başbakanı olan Tansu Çiller’den de bir azar işitmemişti. Çünkü DYP de aynı zihniyeti görüntüsü traşlanmış haliyle içinde barındırmaktadır ve bunu zul addetmemektedir. Erkek egemen anlayışın en koyu totaliter zihni yapısını taşıyan erkek siyasetçiler, partiler kadar siyasetçi kadınlarımız da var.Çiller buna en iyi örnektir. İktidarda ya da uzağında hiç bir gün kadınlar için bir politika üretmemiş, kadınlar lehine hiç bir yasa için çalışmamıştır. Kadın suretinde atadığı İçİşleri Bakanı kapıları gece yarısı omuzlayarak kıran kabadayılık örneği olmuştur. Buna ses çıkarmayanlar daha sonra demokrasi diye meydanlarda sabahlamaya başladılar. Demek ki, demokrasi her eve lazım! İki sene önce RP’li kadınları inceledim ve onların evin içinde deliler gibi koşturarak çalışan ev kadınlarına benzettim. Evdeki tempo öyle bir kısır döngüdür ki, insan oturup ne olacak yarın sorusunu sormadan yuvarlanıp gider.Yıllar geçer adam zengin olur ve kadın kendini sokakta beş parasız buluverir.Çünkü kadının işi bitmiştir. RP’li kadınlar ne kadar özverili ve büyük bir iş yaptıkalarına çok aldırmadan, düşünmeye fırsat bulamadan koşturdular. Ta ki, RP’ni iktidara taşıyıncaya kadar. Sonrasında bir çok kadının bana dediği bizi karar mekanizmasında erkekler istemiyor oldu. Avukat bir hanımın panelde , yapacağı konuşmayı engelleyen erkek partilinin dediği şu: Siz sadece başörtüsü konusunda konuşabilirsiniz. Elinize vereceğimiz yazıyı okuyun yeter. Kendimi hiç bu kadar aşağılanmış hissetmemiştim diyordu hanım . Ama kafasına bir balyoz yemiş gibiydi bu zihniyetle karşılaştığı için.Çünkü kadınlar artık güçlerini fark etmeye başlamışlardı ve kendi söz haklarını kullanmaya niyetliydiler. Ülkemizde yoksul ya da zengin, eğitilmiş ya da eğitilmemiş kadınlar benzer ruhsal ve sosyal ortamlarda yaşıyorlar. Şiddet sadece dayak değildir.Şiddet psikolojik yönden uygulandığı kadar para vermeyerek ekonomik terör de uygulanmakta. Ev alınmayarak kadın evsiz bırakılmakta bu psikozla emir altında tutulmaya çalışılmakta, araba kullanmasına izin verilmemekte ya da giyiminin en küçük ayrıntılarına kadar karışılarak aşağılanmakta duygusal şiddete maruz kalmakta. Cinsel şiddetin de yer aldığı bu uzun listede erkek konuşarak çözüm bilmeyen korkak bir kabadayıdır ki gücü sadece güçsüz olana yeter. Politikacıların bu egemen ideolojiyi benimsemeleri toplumun yarısı olan kadınları görmemezlikten gelmelerinden kaynaklanıyor. Ama kadınlar var ve onlar politikada yeniden yapılanmanın ana temeli, çünkü değişimin adı kadın. Çinlilerin dediği gibi; bulutlar çekilecek ve gökyüzü görünecek. NEVVAL SEVİNDİ 1997

özbekistan

Şubat 5 2007Yorum Yok Kategori: Analiz

Özbekistan’da Kerimov kadının statüsünün yükseltilmesine çok önem veriyor. 95’de Kerimov:Kadınlar lider olmalı,yönetici olmalı demiş. O nedenle Hatunkızlar Komitesi Başkanı Başbakan yardımcısı aynı zamanda.Dilber Gulamova. Bu kanunla 400 kadın işe yerleştirilmiş. Her ilde Vali yardımcısı Hatun kızlar komitesine bağlı bir kadın. Belediye başkan yardımcıları da kadın. 8 Mart Kadınlar Günü resmi tatil olarak kutlanıyor. Bu yıl zaten Aile Yılı olarak ilan edilmiş .Çok fazla sayıda etkinlik ve yasa çalışması sürdürülüyor.Maneviyat ve Marifet diye bir program tüm okullarda uygulamaya konmuş. Özbekistan tarihinden tutun dış politikada Özbekistan’ın tutumuna, milli gelenek ve göreneklere kadar her şey öğretiliyor bu programda.2001 yılında Latin alfabesini resmen geçmiş olacak Özbekistan.Bu nedenle kız çocuklarının eğitimine de özel bir önem veriyor. Taşkent Hatunkızlar komitesi başkanı aynı zamanda Bakanlar Kurulu üyesi Feride Abdurahimova mahalle bazında örgütlendiklerini anlatıyor. Yaklaşık 30 gazeteleri var. Parayla satılan dergilerinin tirajı 130.00’den fazla. Bu yıl Atatürk Ödülünü kazanan Prof. Bernard Lewis de Ortadoğu’nun geleceğini üç noktada değerlendirmiş: İsrail, Türkiye ve Kadınlar. Ortadoğu’da daha demokratik bir yaşamın dinamosu kesinlikle kadınlardır. Türkiye modernizmin temsilcisinin kadınlar olması gibi. Osmanlı’da Vakıfların %60’ını kuran Osmanlı kadınlarıydı. Bugün Türkiye Cumhuriyet’inin siyasi tıkanmışlığını aşacak olan da yine kadınlardır. evde va ülkede demokrasi birlikte gerçekleşebilir. Atatürk kadınları mobilize ederek T:C: yarattı. Bugün yeni bir yüzyıla hazırlanan Türkiye’de de kadınların rolü çok önemli. Toplumsal değişimin motoru kadınlardır. Bunun için zihinlerdeki önyargıları kırmak gerekiyor. İşte Türkiye’nin zorlandığı bu. Önyargılardan arınmış bir düşünce biçimi. Siyasi, sosyal ve ekonomik başarısızlığın altında yatan gerçek budur. Önyargılar bizi kamplarda tutmaya yarıyor ama başarı getirmiyor.Bizi yeni bir yüzyıla da taşımayacaktır. Çağdaş ve özgün 21.yüzyıl sentezimiz Türk Rönesansıyla hayata geçirilebilir. Gözlerimizi dünyaya çevirip büyük düşünmeyi öğrenmenini yollarını açarsak Türk Rönesansı kapılarını bize açacaktır. Bunu kadın ve erkek birlikte başarabiliriz. Birlikte yeni bir Türkiye yaratabiliriz. Fikir fukaralığını, siyasi yozlaşmayı, beceriksizliği aşmanın başka yolu yok. Sosyalizasyonu gerçekleştirmeliyiz. Mutlu ve güçlü bir Türkiye için.. 1996 Yeniyüzyıl

yaratıcı ruh

Şubat 5 2007Yorum Yok Kategori: Kültür-Antropoloji

YARATICI RUH
İnsan yaşamı dünden bugüne kalan bir hediye olduğu için başımıza gelenleri bağrımıza basmalıyız. Çünkü yarın tüm hızıyla yine üstümüze gelmeye hazırlanan bir kaplan gibi gerilmiş bekliyor. Belki üstümüzden geçip gider, belki bıyıklarını yalayarak kemiklerimizin başında oturur.
20. yüzyılda en önemli değişim hızda yaşandı. Bugün ise hız tümüyle görkemli bir tahtta oturuyor. Daha önce Marco Polo’nun yedi yılda gittiği Çin ellerine bugün saniyenin yedide birinde ulaşabiliriz.
Yüzyılın bu temposu Atlas okyanusuna kablo döşemeyi düşünen insanlar tarafından 1850’lerde belirlenmeye başlamıştı aslında. Atlas Okyanusunu bir telle nasıl edip de geçmeli? Telgrafı borçlu olduğumuz Mors bile böyle bir planın hesaba sığmaz bir cüret olduğunu söylüyor.Çok defa olduğu gibi bu işte de bir raslantı sonucunda parlak girişim gerçekleşiyor. Gisbrone adında bir ingiliz mühendis sermaye bulmak için NewYork’a dönüyor. Burada bir Protestan rahibin zengin olan oğlu Field ile karşılaşıyor. Genç yaşta büyük bir servet. Bu tembellik içinde gerinen kediyle ateşli bir inanç sahibi mühendis ortaklık yapıyor sonuçta. Bu işin devam ettiği yıllarda bu genç adam iki kıtanın kıyılarını tam otuz bir defa gidip geliyor. İlk andan itibaren nesi var nesi yoksa bu girişime yatırmaya sarsılmaz bir iradeyle karar veriyor. Bir işi gerçekleştirme alanına aktaran o büyük ateş alev alıyor. Uzmanlarla görüşüyor, izinler için hükümetin başını ağrıtıyor, gerekli parayı bulmak için her iki kıtada da büyük bir savaş açıyor. Liverpool, Manchester ve Londra’daki zenginleri biraraya getiren bir şirketleşmeyi sağlıyor. İki kıta arasına döşenecek dev kablodan , aklın almayacağı kadar çok şey isteniyordu. Bu kablonun bir yandan çelik halat gibi sağlam ve parçalanmaz olması, öte yandan, kolay döşenmesi için de esnek olması gerekiyor. Her basınca,her ağırlığa dayanması ve ibrişim kadar kolaylıkla da boşalması gerekli. En hafif elektrik dalgasının bile iki bin mil öteye ulaştırabilmesi önemli. Fabrikalar bu halatı örmek için çalışıyor. Bir tek kabloyu meydana getirmek için 367 bin mil uzunluğunda, yani yeryüzünü üç defa dolanacak ve dünya ile ay arasında bir hat çekmeye yetecek tele ihtiyaç bulunması kadar hiç bir şey bu projenin olağanüstülüğünü anlatamaz. Fabrikalar bir yıl çalışıyor.3 Ağustos 1857’de iki büyük gemiyle başlıyor proje. Beş gün beş gece kablo döşeniyor. Altıncı gün bir teknik hata yüzünden kablonun ucu denizde kayboluyor. Üçyüz mil kablo kaybediliyor. 1858’e kadar hazırlanıyorlar. Her şey yolunda gibi giderken korkunç bir fırtına patlıyor ve on gün sürüyor. Tayfalardan biri çıldırıyor. İstedikleri tek şey bu uğursuz kabloları denize atmak.Bereket kaptan direniyor. Ama zaman ve sarsıntılar tele zarar vermiştir. Yine yenilgi.
Ortaklar artık yeter diye bağıracak diye beklemekte haklısınız. Field’in azmi sarsılmıyor. Sadece cesaret, bir defa daha cesaret. Filo 1858’de İngiliz limanından üçüncü kez ayrılıyor. Sonunda sözcükler Amerika’dan Avrupa’ya erişiyor. İnsanlığın ortak zaferini büyük bir irade ve inançla aşıyor Field, tek gecede koca bir milletin kahramanı oluyor. Kolombu geride bırakıyor.Şenlik yapanları bir düşmana dönüştüren susuş çok geçmeden geliyor. Okyanusun sonsuz derinliğinde bir kopuş.Tam altı yıl sessiz bir nabız gibi duruyor. Field otuzikinci kez okyanusu geçiyor. İşte sonunda kıtalar arası konuşmalar sağlandı.
Girişimci ruh inanç ve cesaret ister. Her şeye ve herkese rağmen kendi bildiğin yolda cesaretle yürüyenlerin kurduğu bir dünyada yaşadığımızı unutmamalıyız. İnsanlığın ortak zaferini damıtan ruh bitmek bilmeyen yaratıcı, koşan ruhtur. O sonsuzluğun maviliğinde bir bayrak gibi dalgalanıyor. Yaşamı anlamlı kılan cesaretin yumuşak patileriyle sevdiği ruhumuzun dikenleridir.
*Yıldızın Parladığı Anlar, Stefan Zweig
NEVVAL SEVİNDİ
1997  

Afrika

Şubat 5 2007Yorum Yok Kategori: Okuduklarım

MİRİAMA BA
UZUN BİR MEKTUP

MUTLULUĞU ARAYAN DİŞİ KAPLAN’ ın mektubu

Güney Afrikalı, zenci, müslüman bir kadının kendi öyküsü çevresinde Afrikalı kadının yaşamını bulacaksınız bu uzun mektupta  

Sayfa 1 / 11