Ocak 11, 2007

Avrupa’da kadın

Ocak 11 2007Yorum Yok Kategori: Haberler

Türk Araştırmaları Merkezi Vakfı (TAM) ve Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu (TİSK) işbirliği ile hazırlanan “Avrupa’da Türk Kadını” başlıklı araştırmanın Radison Oteldeki basın açıklamasında yer aldım.Yapılan araştırmayı yorumladım. Medyada adım çıkmadı ama fotografım var arkadaşlar…

Türk Araştırmaları Merkezi Vakfı (TAM) ve Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu (TİSK) işbirliği ile hazırlanan “Avrupa’da Türk Kadını” başlıklı araştırma, yaygın kanaatin aksine Avrupa’da Türk kadınlarının toplumda pek çok alanda kendilerini gösterdiklerini ve bazı alanlarda erkeklerden önde olduklarını ortaya koydu. TAM Direktörü Prof. Dr. Faruk Şen koordinatörlüğünde hazırlanan “Avrupa’da Türk Kadını: Almanya Örneğinden Hareketle Avrupa’daki Türk Kadınlarının Yaşam Koşulları’na Dair Analiz” başlıklı araştırmanın sonuçları, Radisson SAS Bosphorus Otel’de duyuruldu. VASIFLI İŞLERDELER Avrupa’daki Türklerin yüzde 49′unun kadın olduğunu söyleyen Prof. Şen, toplam 23 Türk parlamenterin 18′inin kadın olduğunu hatırlattı. Almanya’da dönercilik, berberlik ve avukatlık sektörlerinin Türklerin elinde olduğunu dile getiren Şen, Almanya’da bin 50 Türk avukatın yüzde 58′inin kadın olduğunu ifade etti. Araştırmanın sonuçlarını açıklayan TAM Direktör Yardımcısı Gülay Kızılocak da Almanya’da yaşayan ve 3 kuşağa da mensup bin kadın ve 500 erkekle telefon yoluyla anket yaptıklarını, 30 Türk kadınına da Hollanda ve Avustralya’yı inceleterek bir analiz ortaya çıkardıklarını söyledi. Kızılocak, analiz sonuçlarını şöyle aktardı: KADINLAR MEMNUN Türk nüfusunun yüzde 55′i Almanya doğumlu. Türk kadınının yüzde 33′ü çalışma yaşamında yer alıyor. Bu oranın nedeni aile. Türk aile yapısı, Alman aile yapısına göre daha sıkı bağlar içinde ve sorumluluk kadında. Kadınlar, yaptıkları işten erkeklere göre daha memnun. Kadınların yüzde 39′u ev hanımı. Kadınların yüzde 97′si aile ve politikada güç istiyor. Kız çocuklarının yüzde 90′ı meslek eğitimi almış. Kişisel gelirine sahip kadınların oranı yüzde 83. Meslek eğitimi alanında başarılı kızlar evlendiriliyor. Buna yönelik çalışmalar yapılmalı.” Cumhur kadın olsun TİSK Başkanı Tuğrul Kutadgobilik, Türkiye’nin AB sürecinde iki sorun bulunduğunu, bunların da kadın ve çevre olduğunu söyledi. Kutadgobilik, “Avrupa’da Türk nüfusunun yüzde 49′u kadın. Türkiye’de nüfusun yüzde 50,2′si kadın. Türkiye kadın-erkek nüfusunu eşit kullanmalı. Avrupa’da kadınlar 1940′larda, İsviçre’de 1971′de haklarını aldı ancak biz çok daha önce kazandık. Türk kadını gelişmede büyük bir dinamizm olacak. Bugün cumhurbaşkanlığı hassas bir konu. Cumhur-başkanı neden kadın olmasın” diye konuştu.

Neden kadın siyaset

Ocak 11 2007Yorum Yok Kategori: Kadın

Girişimci ruh inanç ve cesaret ister. Herkese ve her şeye rağmen kendi bildiği yolda cesaretle yürüyenlerin kurduğu bir dünyada yaşadığımızı unutmamalıyız. İnsanlığın ortak zaferini damıtan ruh bitmek bilmeyen yaratıcı , koşan ruhtur. O sonsuzluğun maviliğinde bir bayraktır.

Girişimci ruh inanç ve cesaret ister. Herkese ve her şeye rağmen kendi bildiği yolda cesaretle yürüyenlerin kurduğu bir dünyada yaşadığımızı unutmamalıyız. İnsanlığın ortak zaferini damıtan ruh bitmek bilmeyen yaratıcı , koşan ruhtur. O sonsuzluğun maviliğinde bir bayraktır. Kadınlar ne kadar olağanüstü olduklarının farkında değiller. Bu nedenle çok mütevazılar. Anadolu ‘ da dolaşırken çok farklı kadınlarla karşılaştım. İstanbul’da çizilen “Anadolu Kadını” diye bir prototip yoktu. Hayal edilen bir kadın, erkek, ve kadın erkek ilişkisi de yoktu. Varolanla onun yerine gelenin ebedi çekişmesi göz kamaştırıcı bir dönüşümle yaşanıyordu. Gazetecilerin şablona uygun aktardığı öykülere yöredekiler çok kızıyordu. Diğer yandan da şeffaf var olmayı henüz bilmiyorlardı. Hem de korkuyorlardı. Herkesin birbirinden korktuğu, acaba hakkımda ne düşünürler kaygısıyla gizlendiği bir dünya. Evde gizli gizli karısına yardım eden erkekler. Çay servisi yaptığını diğer erkeklerin duymasını istemeyen Doğulu erkek. Kadınlar ise her bölgede farklı. Tek değişmeyen kadının çalışkanlığı, vefası ve aile birliğine olan inancı. O her şeyi karşısına alarak var olamayacağının bilincinde. Bu nedenle yeni oluşan dünya ve değerlerini varolanla halvete sokuyor. Bugün Batı’da tartışılan kadın kimliğiyle yaşamak konusunu kendince çözüyor. Üstelik çok zor koşullarda. O hem kadın, hem anne, hem aileyi yediren içiren ve para kazanan üstelik. Parasız aile işçisi olmaktan para kazanan bireye dönüşmekte. Kendi işini kuran girişimci artık . Ölen kocasının işini sırtlayan ve genişleyen bir işkadını . Bilgisini ve birikimini paraya çevirmeye başlayan . Ve kadın parayı keşfetti dersek Türkiye ekonomisi ve demokrasisi için çok önemli bir saptama yapmış oluruz. Kadınlar emek ve hizmet alış verişleriyle toplumsal aidiyetlerini sürdürüyorlar. “Toplumsal grup, İstanbul’un gecekondu bölgelerinde hala bireyin kimliğinin birincil alanı. Bu grupların en temeli aile, ama komşuluk, din ya da millet olabilir. Duben’ in yaptığı bir çalışma (1982), Türkiye’ nin hızlı kentleşmesinin geleneksel Türk ailesi içindeki duygusal ve ekonomik bağımlılığı zayıflatmadığına işaret ediyor. Karşılıklı bağımlılıktaki artış, yalnızca işçi sınıfında değil toplumun tüm düzeylerinde geçerli.”* Bunu gezdiğim yerlerde ben de gördüm. Anamas dağlarındaki Yörük yaylalarından Kastamonu el dokumalarına, Şirince’nin bağlarından Manisa/ örselli köyündeki halı kooperatifine, Çorum Katipler Konağı’ndan Tütün işletmelerine , tekstilci kadınlardan Trabzon fındık entegre tesislerine, Tire mandıra işletmecisinden Ümraniye Kadın Merkezine kent ve köyleri dolaştım. Kadınların köyde ve kentte yaşadıkları değişime tanıklık ettim. Girişimci kadınlar kadar işçi ve memur kadınlarla sohbet ettim. Ekonomik etkinlikler ticaretten evde yapılan imalata kadar çeşitlilik gösteriyordu. Eskinin yoksulluk günlerini anlatıp bugüne hamdüsena etti yaşlı kadınlar. Kadınlar traktöre binip harmana geçtiler önümden ya da motosikletle bahçeye. Köylerden ve kentlerden geçtim. Gözleri ufka dikili insanlar gördüm. Onlar büyük meydanları, geniş caddeleri ve insanın insan gibi yaşadığı kentleri özler gibiydi. Onlar gidenleri ve gelenleri görmüş kuşaklardı. Değişen kadın ve erkeklerin Almanya macerasından nasiplenmiş olduğunu izledim. “Ben Almanya’da öğrendim üç vardiya çalışmayı diyordu Buldan bezi üreten bir kadın girişimci. Kadınların Anadolu’su binlerce memesini dayayıp hayatın ağzına Türkiye’yi değiştiriyor. ÇALIŞAN KADININ KORKULARI Kadınların en çok yakındığı konu; ailedekilerin kadına güven vermek yerine köstek olması. Erkekler lafa, genellikle, “sen yapamazsın”, “sen kendini ne sanıyorsun”, “sen tembelsindir” gibi hep olumsuz ifadelerle giriyorlar. Kadınların kendine güvenini dinamitlemek için elinden geleni yapan erkekler sonra dönüp kadınlara , “ben demedim mi, yapamazsın işte!” diyorlar. Kadınların güvenini sarsan dış dünya ve dış dünyanın çeşitli iletişim araçlarında korku dolu olarak anlatılması da güvensizliği destekleyen bir unsur. Bir arkadaşım bana, “ben senin gibi her şeyle savaşamam, evde otururum daha iyi “ demişti. Dış dünya büyük bir hengame ve kurtlar sofrası. Bu dünyaya kız çocuğu ve genç kız olarak tek başına salınmayan kadın anne olduktan sonra da sadece kocasının korumasıyla dünyaya karşı koyabiliyor. Çünkü kadınlar ve erkekler sadece evli kadına bir statü tanıyarak bekar ya da dul kadını dışlıyorlar. Onlara yapıştırdıkları yaftalar kadınları korkutuyor. Kimse “evde kalmış kız” ya da “azgın dul” olarak dolaşmak istemiyor. Bir türlü “birey” olarak kendine yer bulamayan kadın sonunda mecburen mutsuz evliliklerde depresif bir yaşam sürüyor. Çünkü bir erkeği sevdiği için değil, ona ihtiyacı olduğu için evli kalıyor. Birbirine ihtiyaç duymak yerine erkeğe sığınan zavallı kadın modeli destekleniyor. Erkekler de “ben olmazsam sen bir hiçsin” diyerek bu modelin canlı kalmasını sağlıyorlar. Bu canlılık ,ancak kadının kendine güvensizliği ile ayakta durabiliyor. Genç kızlıktan kadınlığın geç yaşlarına kadar kadınlar suçluluk duygusuyla yaşar. Eve geç kalma korkusu, gece dışarıda kalma korkusu, tek başına olma ya da hesap verme korkusu. Türkiye’de taşrada vardiya sisteminin çok zor olduğunu gördüm. Kadınlar vardiyalı çalışamıyor. Gece çalışması istenmiyor genellikle. Ama evlenince işini bırakan bir çok kadının söylediği “emekli olamadım, bu yaşta boşandım çalışıyorum” oldu. Boşanma esnasında , genellikle, erkeklerin kadına “seni sürüm sürüm süründüreceğim”, “kötü yola düşeceksin” demeleri yanısıra kadınlar da bir ömür boyu bağlı kaldıkları erkeklere acımasız davranabiliyorlar. Çünkü kendine güveni olmayan kadın boşanma talebiyle çılgına dönüyor. Haksızlığa uğradığına inanıyor ama sistemi değiştirmeye yanaşmıyor. Özsaygısı olmayan insan davranışı gösteriyor. Kadınlarda başarılı olma korkusu iş yaşamındaki bakışla çok yakından ilgili. İş yaşamındaki başarılı kadına ya tesadüfler yardım etmiştir ya da erkekler. Bunu bilen kadın başarılı olunca düşmanlık çekeceği ürküntüsüyle göze batmamayı yeğliyor. Ayrıca ondan beklenen başarı değil , meslek sahibi bir kadın olarak emekliliğini doldurması. Konuştuğum girişimci kadınların büyük çoğunluğu “babakızı” denilen babası tarafından desteklenmiş, güven aşılanmış kadınlardı. Kocasının desteği olmadan başaran kadınlar çok az. Çünkü evlilik ilişkisini yitirmeden başarıyı kucaklamak isteyen kadın gençliğini geçirmek, çocuklarını büyütmek ve onların desteğini de arkasına alarak bir iş kurabilmektedir. Paylaşılmış kültürel inançlar kadınların aleyhine. Kadının daha az ücret almasının normal olması, ev işlerine ek olarak çalışıyor görünmesi, çok duygusal yaşadıkları ve evi geçindirmek zorunda olmadıkları gibi. Bir çok kadın da kendini korumak amacıyla onlara verilen statüyü benimsemekteler. Başarısızlık korkusuyla yaşayan kadın, asla dinlenemez, mükemmel olmaktan başka standart düşünemediğinden , asla kendisi olamaz ya da kendisiyle barışık olamaz. Birileri her an onun yetersizliğini fark edebilir. Bu kadın her şeyi yapmayı deneyen , hoşnutsuz kadındır. Kentli kadınlar içinde onlara çok rastlarız. Başarısızlık korkusunun yansıması , mükemmeliyetçiliktir. Bunu genelde önemli bir özellik gibi söyler insanlar. Kadınların daha endişeli tipler olmaları, temkinli davranmaları ve mantıklı olmayı savunmaları bundan değil mi acaba? Kadınlar evlenince de başarıdan korkuyorlar. Çünkü başarılı bir kadını erkekler taşıyamaz yargısı var. Ayrıca erkekler gerçekten taşıyamıyor. Önde olma koşullanmaları kadına düşmanca davranmalarına neden oluyor. Yakın ilişkiyi kaybetmekten korkan kadınlar başarıyı pek istemez görünüyor. O nedenle başarılı ama çirkin kadına rekabet duygusuyla bakmayanlar başarılı güzel bir kadından nefret edebiliyor. Çünkü “başarı” erkeksi , o nedenle çirkin olma kadınsılığı olmayan birine verilmiş teselli sayılıyor. Hem kadınsı güzelliği taşıyıp hem başarılı olmak ise yerine konulamayan bir kare. O zaman onu silmek isteği galip geliyor. Kadınlarda başarısızlık korkusu, iki alanda net görülüyor: Bireysel eylemler ve kişilerarası ilişkiler . İş ve aşk ‘da başarısızlık büyük korku kaynağı. Kadının başarıdan korkması doğal karşılanmakta oysa başarısızlıktan korkan bir kadın beklentilerin tersini gerçekleştirmekte . Kadınların bana söylediği, “keşke daha önce hayata atılsaydım!” ya da “keşke daha önce bu işi kursaydım!” Kadınlar diğerlerini bakıp besleme rolünü hiç üzülmeden yüklenmiş durumda. Kadınların sosyalleşmesinin büyük kısmı bunun eğitimini almakla geçtiğinden , aynı konumdaki erkeklere göre çok daha fazla sorumluluk sahibi oldukları gibi bundan şikayetçi değiller. Çok sorumluluk sahibi olmayı içselleştirmiş durumdalar. Bu nedenle şikayetleri yok. Hem ev hem iş yaşamında başarılı bir günlük pratiği götürüyor olmaları onlara ev içi ve dışında saygınlık sağlıyor. Bu da kadınların kendine güvenini arttırıyor. Dış dünyaya dönük korkularını en çok besleyen “başkaları ne der” sendromu. Kısacası; çevre baskısı. Çevre baskısı ve önyargıların ağırlığı aşılırsa kadınlar sosyal ve ekonomik hayata daha fazla katılacaklardır. Bu da Türkiye’nin sosyalizasyonunu gerçekleştirmesi sonucunu getirir. KÜÇÜK İŞLETMECİLER “küçük güzeldir” , çünkü insani ölçekte . Bundan önce de yüzlerce yıl işlemiş bir sistem olmasıdır . Başarı gösterişli projelerden ne denli uzaksa, insiyatif odaklı küçük odaklı projelere o kadar yakın. Bu gerçek insanların bağımsız iradesine daha uygun düşüyor. Devlete bağımlı kimliklerden kurtarıyor. Renklendiriyor hayatı. Gerçek refah, toplumun tabanını oluşturan girişimcilerin, çiftçiler, zanaatkarlar ve küçük işletmeler, büyümesiyle sağlanacak. Bu daha liberal bir ekonomi ve daha liberal bir demokrasi demek. Küçük işletmeler katılımcılığın yolunu açar. Dünyanın yeni desteklemeye başladığı KOBİ’ler Türk geleneğinde var olan bir örgütlenme biçimi. Kadınlar ise küçük ve orta boy işletmeci olarak çok başarılı girişimciler. Çünkü dünyanın ilk ve en eski zanaatkar örgütlenmesini Türkler yaptı. Ahi Evran’ın karısı Fatma Hatun , Bektaşiler arasında “Kadın Ana”, “Kadıncık Ana” diye tanınırdı. Eşi Fatma Hatun vasıtasıyla “Baciyan-ı Rum “ ( Anadolu Bacıları) teşkilatını kurdu. Türkiye’nin yeni Baciyan-ı rum , yani Anadolu Bacıları olarak iş yaşamına ahlaki değerleri getiriyor girişimci kadınlarımız. Amaçları sadece para kazanmak değil. Ülkelerine ve ailelerine katkı sağlamak. Üstelik genelde kredi kullanamayan ve bir çok sorunla boğuşan kadınlar inatla üretiyor. Girişimci kadınlar şaşırtıcı işler yapıyorlar. Çünkü işleri onların çocukları bu nedenle onu özenle büyütüyor ve ölmesine izin vermiyorlar. Sadece üreticilikle kalmıyor Manisa’nın Örekli köyünün halı kooperatifini işleten kadınlar gibi pazarlama da yapıyor. Örekli köyü kadınları erkekler yönetimde başarısız olunca işi ele almışlar ve Amerika’da show-room açacak kadar ilerlemişler. Kooperatif başkanı Cennet hanım sekiz dokuz kez Amerika’ya gitmiş halıları pazarlamaya. Babalarının işlerini devam ettiren kadınlar da az değil, Trabzonda manifatura, kumaş işinden tutun Afyon Sandıklı’da mezar taşı yapan kadına kadar bir çok girişimci kadın erkek farkı gözetmeden her işte başarılı oluyor. Fabrikalarda genellikle kadın işçiler tercih ediliyor, çünkü onlar şirketlerine bağlı, vefalı ve çalışkan işçiler. Çalışan kadınların sosyal ve kültürel değerleri değişiyor, gelişiyor. Fabrikalar sadece bir iş yeri değil ayni zamanda bir sosyal alan onlar için. Davranış biçimlerini etkileyen bu alanda, işyerinde, sosyalleşiyorlar. Para kazanmanın mutluluğunu tadan kadın bundan vazgeçmek istemiyor. kazandığı parayı çocuklarının daha iyi eğitimi için harcıyor. Ailenin mutlululuğu için harcıyor. Kadınlar dirençli ve kararlı. Kadınların ekip çalışmasına uyumlulukları hızlı büyümeye neden oluyor. Kentlerde ev tarzı yemek ve yöresel mutfaklar sunan kadınlar arttı. Kadınlar canını dişine takıp ticaretin her türlü meşakkatine katlanıyor. Ev mantısı, börekleri , kekler, kurabiyeler kadınlar kentlerde çok tutuldu. Şimdi sokak köftecisinden pazarda kendi ürününü satana kadar her türlü hizmet sunuluyor. Kadınların yaşama sevincini boğan kadını eve hapseden bakışı kadınlar üreterek ve kazanarak yıkıyor. Kadın enerjisi ülkenin hizmetinde yeniden varoluyor böylece. Kadın girişimciler, katılımı güçlendiren, güç ve bilgiyi paylaşan ve işi heyecanlı hale getiren yöneticiler. Bu çalışana da müşteriye de güven veriyor. Yeni yüzyılda eğilim bu ahlaki değerlerin yükseltilmesi zaten. Kadınlar bunun öncülüğünü yapabilir. Kadın girişimciler iletişimde başarılı ve pozitif bakışa sahip. İşyerleri ev ortamları gibi; sıcak ve sempatik. Hamile kalan kadın işçiler onların atmak istediği değil anladığı kadınlar oluyor. O nedenle farklı yöntemler uygulayarak kadın işçi ya da yöneticilerini kaybetmeden çocuk sahibi yapıyorlar. Artık ya çocuk, ya kariye diyen tutum tarihe karışacak. Kadın olmaktan vazgeçmek gerekmeyecek para kazanmak için ya da kariyer için. Kadınlar hem aile içindeki vasıflarını koruyor, hem sosyal dünyaya katılıyor hem de girişimci olmayı başarıyorlar. Eğer isterse aynı anda iyi bir işe ve aileye sahip olabilir kadınlar. Sanayi toplumunun ilişkilerine meydan okuyan bu durum toplumsal bağları güçlendirmeye yarıyor. Burada Jenny B. White’ ın bir tanımlamasına yürekten katılıyorum: “Parça başı çalışmanın yaygınlığı da çok çarpıcıydı. Araştırmam boyunca, evde ya da aile atölyelerinde üretim yapan işçi sınıfından kadınlar, bana mali gereksinimlerin yoğunlaşmasına bir yanıt ve piyasaya açılma gibi görünen yeni etkinliklerini kendi geleneksel etkinlik ve ilişkilerinin bir uzantısı olarak açıkladılar- tıpkı bir ağacın aynı çiçekleri vermek üzere yeni bir dal uzatması gibi.” Kadınlar giderek daha çok cesaretleniyor ve daha çok üretiyorlar. Çünkü Türkiye sadece erkeklere ait değil. Hepimiz Türkiye vatandaşıyız. Ahh! Bu kadınlar… Hayat faaliyettir. Durmak ölüme eş… “Kadınlar ne kadar olağanüstü olduklarının farkında değiller” Evet, kadınlar olması gereken yerde değiller, toplumun veya erkeklerin görmek istedikleri yerde tutunmaya çalışıyorlar. Sadakat, evet “sadakat” kız, evli, dul, yaşlı tüm kadınları yücelten sadakat… Yanlış anlaşılmasın, erkeklere sadakat değil. Anlatmak istediğim kadınlığa has sadakat. Sözünde, özünde, işinde, kıvırtmadan duruş sergilemeli ki kadın saygı görsün. Sıkıştığında yalana başvuran, sözünde durmaktan aciz, iftira etmekten kaçınmayan veya zayıflığından dolayı haksızlığa uğradığını iddia eden; göründüğü kadar masum olmayan kadın tipine maalesef toplumda sık rastlanıyor. Bu yüzden saygın kişiler, dul veya yalnız yaşayan kadınlardan uzak durmayı uygun görüyor. Yeterince onlara yakınlık gösterip yardımlaşamıyor. Kısır döngü, bazı dul ve yalnız yaşayanlar büsbütün bunalıma giriyor. Burada suçlu toplum mu, erkekler mi? Erkeklerle eşit şartlarda, eşit ücret alan bazı kadınlar; dişiliklerini ön plana çıkarıp haksız rekabete sebep olabiliyor. Veya cinsiyetini öne sürüp bazı işlerden kaçınabiliyor. Başarılı olan evli kadınları erkekler mi taşıyamıyor, yoksa kadınlar taşınmaz hale mi geliyor? Bu da ayrı bir husus… Eğitimli ve başarılı kadınlar, ahlaken de kendini yetiştirmişse başımın üstünde yeri var. “Çünkü Türkiye sadece erkeklere ait değil. Hepimiz Türkiye vatandaşıyız.” Türkiye sadece kadınlara da ait değil. Her iki cins de kendi fıtratlarının gereğini, karşılıklı hak ve yükümlülüklere riayet ederek yapmak zorundadır. Yazınız mükemmel, dopdolu; araştırmacı, usta bir kalemin elinden çıktığı belli oluyor. Tebrikler, Teşekkürler, Sevgiler, Saygılarımla, Ahmet Bektaş

Sayfa 1 / 11