Ocak 5, 2007

CHP

Ocak 5 2007Yorum Yok Kategori: Güncel

Büyük bir ulus olmak ideallerine sonuna kadar bağlı kalmak demektir. Atatürk’ün kurduğu partide ne ulus ideallerini , ne de aydın ideallerini görüyoruz.

Sonsuz bir öfkenin fırtınası içinde savrulurken bile aymayan zihniyetin ilkelliği, patlamış bir lağım borusu gibi CHP Parti Meclisi oyununa akıyor. Adnan Keskin ve benzerlerinin kaba kasaba politikacısı oyunu neden Baykal’ı destekliyordu? Çünkü Baykal giderse onlar da gidecekti. Mücadeleden bıkmadan cesaretle ideallerin peşinden gitmek gerek. Aşağılık ve pis işleri görmemezlikten gelemeyiz. Bunun için 19. yüzyıla ait zihinsel kalıplardan ve anlayışlardan kurtulacağız. Türkiye’de yasakçılık en yaygın ideoloji. Üstelik bir sınıfın malı değil. Her sınıftan ve katmandan insanın diğerlerine hissettiği duyguları besleyen bir pınar ayni zamanda. Üniversitede bilim üretimi olmadığından bilimsel çalışmalar üniversite dışı platformlara kaydı. Yıllarca oturup sadece parti programı, tüzük yapmayı marifet sanan zihniyetten dolayı parti politikalarının üretimi de parti dışında artık. Çünkü katılımcı demokraside herkes oyuna katılmak istiyor. Zorla seyirci koltuğunda tutulan Türk milleti de “zorla” oyuna katılma talebini yükseltiyor. Kavga dövüşlü CHP kongresinde gençlerin kırmızı kartları yüreklerinden kopup gelen kan izi gibiydi. Bir genç kızın elindeki kırmızı kartla olan fotoğrafı ; veremli bir sevgilinin aşk dolu mektubunu süsleyen kırmızı mendili gibiydi. Havada uçuşan pet şişeler “yaşlılar iktidarı”nın sonu. Tabanın kifayetsiz muhterislere can havliyle tepkisi. Bu kargaşada kaynayan haber; Ecevit’in Anayasa değişikliği ile iki kez üst üste Cumhurbaşkanlığına imkan tanınabileceğini söylemesiydi. Demirel’in Cumhurbaşkanlığında iyi bir sınav verdiğini belirten Ecevit düşüncesinin takdirini de Anayasaya onaylatmak istiyor. Bu neden onun sorumluluğunda bir iş gibi görünüyor acaba? Biz bugün kırklı yaşlarında olanlar Ecevit ve Demirelle doğup büyüdük ve olgunlaştık. Artık 2000’li yıllarda bizi yeni liderlerin yönetmesini istememiz hakkımız. Bu liderleri seçmek de bizim irademiz olsun, izin verirseniz. Önümüzde granit bir kaya gibi durarak değil, akacağımız mecraları açarak zamanı değrlendirseniz diyorum. Sistem reformlarını yapın , gençlerin ve kadınların önünü açın biz de belki iyi sınav verme şansını yakalarız. Biz ne zaman sınav verebileceğiz? Yoksa göremeden ölüp gidecek miyiz? Ciddiyetiyle övündüğümüz liderler bir aydır hükümet kuramıyor. Nasıl bir ciddiyet ki bu, memlekette ciddiye alınacak bir şey kalmadı. Doları kanatlandıran, bütçesiz devlete razı olan, ekonomik krize aldırmayan bir ciddiyet. Esnafın oynatmasına az kaldı, sosyal yapı çatı çutur, düşünce suçundan Oral Çalışlar hapiste fakat bizim ciddi liderlerimiz “ sen kim oluyorsun da benden özür dilemiyorsun?” çemberinde birdir bir oynuyor. Ciddiyetten burnu düşse yerden almayan liderler Türkiye’yi dünya devleti yapacak oyunlara nasıl taşıyacak? Türkiye’nin ciddiyetten bunalmaya değil, çözüme ihtiyacı var. Medeni yasa yedi yıldır sürünüyor, kim çıkaracak bunu? Düşünce Suç olmaktan çıkması için kimler işbirliği yapacak? Kendi klanı dışındakilere demokrasi isteyenler çıkmayacak mı Meclis’te? Bütün bu çekilen sıkıntılar ve bunalımlı dönemlerde aklına yıkımdan başka bir şey gelmiyorsa halkın ve aydınların o zaman tarihe başvurun. Tarihinden habersiz olan halk ,sadece hazinenin üstünde oturduğu halde sağda solda dilenir. Bu kargaşadan ancak kendi gücümüzle çıkabiliriz. Kendi gücümüz ortak çıkarlarımızdır. Yani ,Türkiye. NEVVAL SEVİNDİ 1998 YeniYüzyıl Gazetesi Tarih tekerrür mü acaba?

Eğitim sistemi

Ocak 5 2007Yorum Yok Kategori: Politika

İlköğretimdeki başarısızlığın altından bölünmüş aileler çıktı Öğrencilerin başarısızlık ve hırçınlığını araştıran bir okul yönetimi, 200 velinin eşinden ayrı yaşadığını belirledi. Çocuklar arasında 8. sınıfa geldiği halde okuyamayanlar var.

Parçalanmış aileler çocukların geleceğini de karartıyor. İzmir’de bir ilköğretim okulundaki 200′e yakın öğrencinin anne ve babasının ayrı yaşadığı tespit edildi. Öğrenci tanıtım formları sayesinde ortaya çıkan bilgilerde çarpıcı örneklere ulaşıldı. 6, 7 ve 8. sınıflardaki öğrencilerden bir kısmının hâlâ okuma yazmayı tam olarak öğrenemediği belirlendi. Bin 450 öğrencinin bulunduğu Seniha Mayda İlköğretim Okulu’nda, 200′e yakın öğrencinin aile sevgisinden yoksun büyüdüğü ortaya çıktı. Ailesi ayrı olan öğrencilerin, diğerlerine göre çevresine karşı daha saldırgan olduğu ifade ediliyor. Kısa bir süre önce atanan okul yönetimi, gelişmeleri fark ederek duruma el koydu. Şiddet eğilimi gösteren öğrenciler, Karabağlar Çağdaş Kahraman Sağlık Ocağı’ndaki çocuk gelişim uzmanlarına gönderildi. Yapılan gözlemlerde çocukların, aile içi şiddet, ilgisizlik, sevgisizlik, babanın kumar alışkanlığı ve alkol alması, üvey anne ya da baba baskısına muhatap olduğu tespit edildi. Öğrenciler arasındaki uçurumu ortadan kaldırmak isteyen okul müdürlüğü, ilk etapta öğrencilerin rencide olmaması için hafta sonlarında Türkçe ve matematik adı altında kurs başlattı. Kurslara katılan bazı çocuklara yeniden okuma yazma ve toplama çıkarma öğretilmeye başlandı. Bunun yanısıra okulun rehber öğretmeni, öğrenci ve velilerle bire bir görüşerek sıkıntıları çözmek için harekete geçti. Velilerinden, okuması zayıf öğrencileri yetiştirme kurslarına göndermesi istendi. Toplam 40 saat ücretsiz Türkçe ve matematik kursu verilmeye başlandı. Bir çalışma takvimi belirleyeceklerini söyleyen İzmir İl Milli Eğitim Müdürü Kâmil Aydoğan, sevgisiz yetişen bu öğrencilerin durumundan çok büyük üzüntü duyduğunu kaydetti. Okulda bir uzman görevlendireceğini ifade eden Aydoğan, aile ve çocuklar için neler yapılabileceğinin psikologlar tarafından araştırılacağını aktardı. 8 Ağustos 2004 tarihinde okula atanan Seniha Mayda İlköğretim Okulu Müdürü Ergün Dur, çocuklarda daha çok hırçınlık ve görgüsüzlük gözlemlediğini anlattı. Aile ortamı ve sevgisinden yoksun büyüyen çocukların saldırganlıklarını, okulda arkadaşlarından çıkarmaya çalıştığını belirten Okul Müdürü Dur, öğrencilere ailelerinin veremediği sevgiyi vermeye çalıştıklarını kaydetti. Beş yıldır okulda görev yaptığını söyleyen Müdür Yardımcısı Hüseyin Demir ise parçalanmış aile çocuklarının sayısının gizlendiğini, asıl sayının en az 300 olduğunu belirtti. Ege Üniversitesi (EÜ) Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ercan Tatlıdil, aile ortamındaki güvensizlik duygusunun çocuğa ve çevreye olumsuzluk olarak yansıdığını ve çeşitli sıkıntılara yol açtığını kaydetti. Bu çocukların akranlarıyla iyi ilişkiler kuramadığını belirten Tatlıdil, “Boşanan ya da ayrı yaşayan ebeveynlerin çocukları, aile ortamında güven duygusunu bulamadığı için sosyal kimliğini ve kişiliğini tam olarak geliştiremez.” dedi. Prof. Dr. Tatlıdil, konunun rehber öğretmenlerin gözetiminde çözümlenmesi gerektiğini söyledi. Eşlerin geçinemediği takdirde ayrılmasının normal olduğunu ifade eden EÜ Beden Eğitimi Yüksekokulu Öğretim Üyesi Pskilolog Yard. Doç. Dr. Feridun Dorak ise çocukların ihmal edilmemesi gerektiğini kaydetti. Dorak, “Sözü edilen okuldaki çocukların durumu tek tek incelenmeli ve bir rapor hazırlanmalıdır. Çocukların hâlâ okuma yazma konusunda mesafe katedememesi bence ailelerinden kaynaklanıyor. Anne ve babalar sadece kendini düşünmüş. İyi birer ebeveyn olmadıkları ortada.” şeklinde konuştu. Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğü’nün (NVİ) 2003 istatistiklerine göre boşanmaların büyük bir kısmını 20 ile 30 yaş gruplarında yaşanıyor. Boşanmaların ana sebebi ise geçimsizlik olarak gösteriliyor. Öğrenci tanıtım formlarında birçok ailenin, ayrılmış olduğunu gizlediğini; ancak çocuklarla bire bir görüşüldüğünde gerçeklerin ortaya çıktığını ifade eden Demir, bu çocuklarda kişilik bozuklukları olduğunu anlattı. Genellikle iki tür kişilik gözlendiğini aktaran Müdür Yardımcısı Demir, bunların başında suskunluğun geldiğini, diğer kısmın ise tamamen hırçın ve agresif olduğuna dikkat çekti. Birkaç defa evlenip boşanmış ailelerin de bulunduğunu, bu tür ailelerin çocuklarının çok kolay yalan söyleyebildiğini belirten Demir, ana-baba okula açmak istediklerini kaydetti. Aile parçalanmalarının sebebini alkol, kumar ve şiddet olarak belirlediklerini aktaran Demir, “Bu tür çocukların yanında bir de geçimsiz ailelerin çocuklarıyla uğraşıyoruz. Bunlardan birini örnek vermek gerekirse, sınıfta devamlı uyuklayan bir öğrencimiz vardı. Uyuklama sebebini araştırdığımızda babasının alkolik olduğunu ve 9 yaşındaki çocuğa her gece bir bardak bira içirdiğini öğrendik.” dedi. Sokak çocuklarının yarısının ailesi parçalanmış İstanbul Valiliği’nin TBMM Araştırma Komisyonu’na hazırladığı sokak çocuklarının korunması amaçlayan projede, sokakta yaşayan çocukların yüzde 51,1′inin ailesinin parçalanmış olduğu tespit edildi. Aile parçalanmalarının birinci nedeni yüzde 52,5 ile boşanma. Yüzde 47,5′i ise ölüm. Çocukların sokağa çıkma nedenlerini ise şunlar oluşturuyor: “Aile içi uyumsuzluk yüzde 20,7 aile içi şiddet yüzde 20,6 zorla çalıştırma yüzde 17,1.” İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nün kayıtlarına göre İstanbul’da son iki yılda sokakta yaşayan ve madde kullanan çocuk sayısı 452 olarak tespit edilmiş. İstanbul Valiliği’nin sokak çocuklarına yönelik önerileri arasında 18 yaşın altında bulunan çocukların velisinin izni olmadan iller arasında seyahat etmelerinin kısıtlanması ve çocuklara tiner satılmaması geliyor. Ayşegül Doğan, İstanbul 13.02.2005 / Zaman — In turna@yahoogroups.com, “Dr. Ibrahim ORTAS” wrote: > EĞİTİM SİSİTEMİNİN LAÇKALIĞI VE BİTMEYEN ÖĞRENCİ AFLARI > Prof. Dr. İbrahim ORTAŞ, Çukurova Üniversitesi, iortas@c… > > Sorun öğrencinin başarısızlığından değil, sistemin aksaklığından > kaynaklanıyor. > Dünyada genç nüfusu ile öğünen ender ülkelerden biriyiz. Maalesef plansız > gelişen yüksek nüfus artışına karşılık derslik ve alt yapı yetersizliği ve > plansızlığı nedeniyle bugün çok sayıda genç yaşamlarını rahat sürdürebilme > kapısı olarak üniversiteyi görmektedirler. Gerçek anlamda ilkokuldan > itibaren çocuğun yeteneğine göre yönlendirme yapılamamış, herkes aynı > cenderede lise sona kadar aynı ortamda üniversite sınavına > hazırlanmaktadır. > Üniversitelerin kapasitesi, kadrosu ve yarattığı bilim ve teknoloji > olanakları ortada. Üniversiteye girme yaşına gelmiş her yıl 2 milyon genç > 200 bin kişilik üniversite kontenjanı için dershane yarışına > sürüklenmektedirler. Parası olup iyi dershaneye gidebilen belirli bir puan > alarak kayıt yaptırıyor, kayıt yaptıramayanlar yine parasına göre özel > üniversiteye veya yurtdışında FCçüncü derecede üniversiteye gitme yolu > aramaktadırlar. > > Sorun Öğrencinin yeteneğine göre tercih yapamamasından kaynaklanıyor. > Batıda bilindiği gibi bizdeki ÖSS sınavından farklı sınavlarda belirli bir > puanı alan öğrenciler eğilimleri ve yetenekleri doğrultusunda > üniversiteler > ile görüşüp kayıt yaptırılır. Güzel sanatlar, resim, müzik ve beden > eğitimi > gibi yetenek sınavı ile üniversiteye kayıt yaptırılmaktadır. Amerika’da > her > öğrenci tıp okuyamaz. Önce bir biyoloji eğitimi alması gerekir, oradan > başarılı olan kişi tıp fakültesine kayıt yaptırır. Mühendislik eğitimi > yaratıcılığı olan insanların başvurduğu bir alandır. Ancak herkes bilir ki > okula kayıt yaptırmak okulu bitirmek anlamına gelmiyor. Bir sınıfa 100 > kişi > kayıt yaptırır ancak birinci ve ikinci sınıfta önemli ölçüde elemeden > sonra > üçte biri kadarı okulu bitirir. Derste düşük not alan öğrenci ne kapı kapı > dolaşarak not dilenir ne de devlet onlara aralıklarla af getirir. Ünivers > iteyi bitiren öğrenci her şeyden önce üniversitelilik bilincine sahiptir, > dünyada olup bitenleri analiz ve sentez edebilecek yetenektedirler. ABD ve > İngiltere dışındaki diğer Avrupa ülkelerinin gençlerinin yabancı dil > bilgisi > seviyesi yüksektir. Söz konusu üniversitelerde kalite de son derece > yüksektir. > > Temel Bilimlerin Esaslarını Bilmeden Üniversiteli Olunur mu? > Bugün ÖSS sınavında sorulan sorular kişinin yeteneğini ayrıt etmeye değil > daha çok ezber bilgiye dayalıdır. Alınan puan türü çok seçici olmadığı > için > öğrenci tercihlerine yardımcı olacak nitelikte değildir. Örneğin matematik > sorularını ağırlıklı olarak çözerek fen puanı yüksek bir öğrenci ister > tıp, > isterse de mühendisliğe gidebilmektedir. Temel fizik kurallarını bilmeden > mühendis olunur mu? Ayrıca perspektif ve teknik resim yeteneği olmayan > kişinin mühendislik ya da mimarlık eğitiminde başarılı olması beklenir mi? > Veya temel biyoloji kurallarını, insan kaynakları, psikoloji ve felsefe > bilmeyen veya bu konularda yeteneği olmayan bir insan nasıl tıpta başarılı > olacak diye düşünülmüyor. > Diğer taraftan bugün bütün yetkililerin de kabul etiği üzere eğitim > sistemimiz ciddi derecede sorunludur. Üniversiteyi bitiren mezunların > ciddi > derecede Türkçe dil bilgisini kullanamadığı, dilekçe yazamadığı sıkça > işlenmektedir. > > Mezun Ettiği Kişiden Dolayı Üniversite Hocasının Etik Sorumluluğu Vardır > Üniversiteliler olarak da öğrenci afları biz öğretim üyelerini bu yönü ile > derinden üzmektedir. Maalesef siyasiler birilerinin baskısı ile > aralıklarla > öğrenci afları çıkarmaktadırlar. Belki iyi niyetle ve insani nedenlerle > yüz > binleri aşan yükseköğretim öğrencilerini yeniden eğitime kavuşturmak doğru > bir davranış olarak düşünülebilir, ancak diğer taraftan çalışan, didinen > öğrencilerin şevkinin kırıldığını, gece geç vakitlere kadar sınav kâğıdı > okuyan öğretim üyesinin “herkesin hak ettiği notu versem ne olur vermesem > ne > olur” dedirten noktaya getirilmemelidir. Diğer taraftan eksik bilgi ile > mezun edilecek bir diplomalının sahip olduğu yetki ve olanaklarla > kullandığı > yetkilerin insana ve doğaya verdiği zarardan da bizler sorumluyuz. Burada > doğal olarak bir etik sorunu ortaya çıkmaktadır. “Yarım doktor candan > eder”, > ifadesi çok doğr > u bir ifadedir. İnsan sağlığını ve güvenliğini ilgilendirmeyen işlerde > çalışmadıkça sorun değil, ancak sorumluluk aldığı yerde sorun yaşanacaksa, > o > zaman bu işten hepimiz sorumluyuz. Elektrik elektronik bilgisi eksik olan > bir adamın bağlayacağı bir elektrik aksamının yaratacağı felaketi siz > düşünün. Yanlış bir uygulama ve önerinin nelere mal olduğu hep bildiğimiz > olaylar. İnsandan kaynaklanan yaşanan bunca acı karşısında ah vah etmenin > anlamı yok. Bir insan bir konuyu ya biliyordur ya da bilmiyor. Bu bağlamda > eğitim bir bütündür ve meslek yaşamı boyunca da sürerek devam etmelidir. > Hepsinden önce kişinin bilgiye nasıl ve nerede ve hangi yollarla ulaşması > gerektiğini bilmesi gerekir. Tabii biz öğretim üyelerinin de bunda > sorumluluğumuz var. Açık konuşalım biz öğretim üyeleri de sistem kadar > sorumluyuz. Çoğumuz ölçme değerlendirmeyi bilmi > yoruz. Pedagojik formasyon almayan çok sayıda öğretim üyesi > bulunmaktadır. > Gerçek anlamda öğrenciye danışmanlık yapamıyoruz. Üniversiteler olarak en > azından üniversitelerin ciddi bir kayıt sistemi olmalı. Mutlaka ders > öncesi > ve sonrası bir öğrenci anketi doldurmalıdır. Gelişmeler, öğrenci ve > öğretim > üyesi performansı dikkate alınmalardır. Bu, kimseyi izlemek için değil > daha > çok eğitim ve öğretimde kaliteyi artırmak için yapılmalıdır. > > Suçlu Kim? Öğrenci mi Sistem mi? > Bundan önce yanılmıyorsam 2000 yılında bir af çıkmıştı; şimdi de yeni bir > af > gündemde. Şimdilik üniversitelerden çeşitli nedenlerle ilişiği kesilen > toplam öğrenci sayısının 224 bin olduğu belirtiliyor. Basına yansıyan > rakamlara bakıldığında “91 bin 814′ünün kendi isteği, 54 bin 616′sının > kayıt > yenilemediği, 42 bin 551′inin başarısız olduğu, 25 bin 365′inin > devamsızlıktan, 271′inin de disiplin suçundan ötürü üniversitelerle > ilişiğinin kesildiği” anlaşılmaktadır. > Olayı salt öğrencinin başarısızlığı olarak görmemek gerekir. Eğitim > sistemindeki rehberlik eksikliği yanında ailelerin çocuklarının bütün > dinamiklerini ve güzellikleri dikkate almadan yarışa sürüklemeleri sonucu > istenmeyen alanların tercih edilmesi basarsızlığa ittiği görülüyor. Çok > başarılı öğrencinin yeteneği ve arzusuna uygun olmayan popüler meslek > seçimi > yanında başarılı olup da istediği alana giremeyen öğrencinin yeniden > sınava > hazırlanması da başarı grafiğini düşürmektedir. Diğer taraftan eğitim > sistemimiz batılılarınkinden nitelik olarak çok farklı, bizde biraz gayret > eden bir öğrencinin okulu bitirmemesi için hiçbir neden yok. Bu denli > ölçütleri olmayan bir sistemde başarısızlığı kabul etmiyorum. Hal > böyleyken > ülkemizde sık sık af yasalarının çıkarılması anlaşılır gibi değil. > Bunların > iç > inde çok haklı gerekçelerle kaydı silinmiş olanlar mutlaka vardır, > sorumsuzluk yapıp derse gelmemiş olanlar, bilerek veya bilmeyerek > ideolojik > gurupların etkisinde kalmış olanlar da olabilir. Bunun yanında aymazlık > içinde sorumsuzluk yapanlar da olabilir. > Ancak bu kadar öğrencinin başarısızlığı da gerçekten derinlemesine > ülkemizin > gelecekte yetişmiş insan kaynakları bakımından sorgulanmalıdır. Çok merak > edilen bir soru, siyasilerimiz böyle bir öneriyi oluştururken > üniversitelere > hiç sorarlar mı? Sorun nedir, neden bu öğrenciler başarısız? Buna yönelik > bir araştırma yapılmakta mıdır? Sorun ekonomik sebep mi, ideolojik mi > yoksa > üniversitelerin uygulamalarından mı kaynaklanıyor? Bilmiyorum. Hangi > üniversitemizde daha çok öğrencinin kaydı silinmiş, fakülteler düzeyinde > bir > farklılık var mı, öğretim üyeleri arasında bir farklılık var mı? Daha > önceki > aflardan yararlanıp üniversiteye dönenler arasındaki başarı oranı nedir? > Bunlar bilinmiyor. Sadece 11 Şubat 2005 tarihinde basına yansıyan > bilgilere > göre bugüne kadar yapılan afla dönen öğrencilerin başarı oranı % 10. O > zaman > bu af niy > e? > > Aflar Caydırıcı Değil > Sık sık cezaevleri affı, öğrenci affı, mali borç afları vs gibi konular > kamuoyunda tartışma konusu olmaktadır. Kesin bir istatistikî rakam elimde > yok ancak eminim ki dünyada en çok af çıkaran ülke sıralamasında galiba > birinci geliriz. “Af etmek büyüklere mahsustur” diye sık kullandığımız bir > geleneksel ifademiz var. Bazen büyükler ile küçükler arasındaki > anlaşmazlıkta işe yaramıyor değil, ancak her zaman af işe yarıyor mu > bilmem. > Yetişkin birey davranışı gösteren kişi karşısında yanlış yapmış birinin > insan olarak hata yaptığını, koşulların kişiyi yanlış yapmaya ittiğini > düşünerek büyüklük gösterir. Devletler de bazen yasalarına göre hata > yapmış > yurttaşlarını affederler. Daha çok az gelişmiş üçüncü dünya devletlerinde > sık rastlanılan kralın, sultanın veya başkanın belirli yıl dönümlerinde > topta > n afları basına yansır. Ancak gelişmiş ülkelerde pek af kavramını > duymayız. > Çünkü yasalara göre yapılan yanlışı cezalandırmazsanız caydırıcılık > yaratamazsınız ve zamanla laçkalaşan sistemde kimseyi tutamazsınız. > Publilius Syrus derki “sık sık affetmekle aptalı ahlaksız edersin”. > Yapılacak şey, herkesi hak ettiği kadar değerlendirmek gerekir. Hak > etmeden > birilerini bir yerlere getirdiğimizde başımıza gelecekler belli. Belirli > bir > başarıyı yakalamak için ise mutlaka işin ciddiye alınması gerekir. Yanlış > bir şey yapıldığında katlanılacak sonuçların caydırıcı nitelikte olması > gerekir. > > Her şeyin Bir Bedeli Olduğunu Arada Bir Hatırlatmak Gerekir > > Ülkemizde şu ana kadar insani nedenlerden dolayı sayısız aflar yapıldı > ancak > yine kesin istatistikî rakamları bilmiyorum fakat bu aflar ülkemiz dirlik > ve > düzenine ne kazandırdı bunu bilmek isterim. Tabii her zaman mağdur olanlar > olmuştur. Mümkünse karar verenlerin dikkatli olması gerekir. Ancak > adaletin > sağlanması, haklının haksızdan ayırt edilmesi, insanın güven içinde > yaşaması, çalışarak farklı olduğunu bilmesi içinde hata yapana ve suç > işleyene karşı da bir duruş göstermesi gerekir. Aksi takdirde kimseye > güven > veremezseniz ve kimse de sizi dinlemez. Bugün toplumun adalete olan > güveninin zedelenmesi sonucu artan mafya benzeri girişimler kendiliğinden > ortaya çıkmamıştır. > Bazen insana bir şans tanımak gerekir, ancak her şeyin bir bedeli olduğunu > da insanların bilmesi gerekir. Bunun da aralıklarla hissettirilip kişinin > yaşamsal yol haritasını kendisinin oluşturması faydalı olacaktır. Af > önerisi > yapılırken vekillerimizin bu konuyu da dikkate almaları gerekir. “Kendisi” > olmamış, öz güveni olmayan, sürekli başkasının sırtında kambur olmuş > birinin > sürekli korunması kişiye iyilik değil kötülük yapmak olduğu bilinmelidir. > > Af Yasası Değil, Çağdaş Yeni Bir Yüksek öğretim Yasası Hazırlamak gerekir > Ülkemizin AB’ye mevcut eğitim sistemi ve insan kaynakları ile girmesi zor > görünüyor. Muasır medeniyetler seviyesine çıkmak için af vs gibi konularla > uğraşıp seviyeyi düşürmektense daha köklü bir Yükseköğretim Yasasının > çıkarılması daha gerçekçi olacaktır. Yüce meclisin öğrenci aflarıyla değil > de sistemi iyileştirici mekanizmalar üzerinde çalışması ülkemizin hayrına > olacaktır. Bu arada hoşuma giden, Kant’ın “Böcek olmayı kabul edenler, > ayaklar altında kalmaktan ve ezilmekten yakınmamalıdırlar” sözü bana bu > bağlamda anlamlı geliyor. Geleceğimizi ciddi ölçüleri belirlemiş > sistematik > bir yaşam biçimi ve iyi yetişmiş nitelikli insanlarla mı, yoksa kimin ne > yaptığı belli olmayan feodal bir yapı ile günü kurtarmaya mı çalışacağız? > Her toplum hak ettiği şekilde yönetilir özdeyişinden esinlenerek daha iyi > koşullarda yur > ttaşlık bilinci içinden ulusal değerlerden evrensel değerlere geçişi > sağlayacak yönetimlere layik bir toplumuz. Bunun ilk yolu çağdaş bir > eğitim > modelinden geçmektedir. Ülke olarak her türlü önyargıdan uzak, ülkemize > yakışır bir yüksek öğretim modeli oluşturmamız artık kaçınılmaz > görünmektedir. Bu bir zorunluluktur, bu konuda daha fazla vakit > kaybedilmemelidir. > > Not: Sayın hocalarım, bir çoğunuzun E-Posta adresi bir şekilde makinemdeki > adres defterime yerleşmiştir. Amacım kimsenin zamanını almak ve rahatsız > etmek değildir. Hepimizin ortak sorununu bir şekilde dile getirmektir. > E-posta bu bakımdan düşüncelerimizi kolay paylaşabildiğimiz bir ortam. > Ancak peşinen eğer istenmeden e-posta aldıysanız özür dilerim. Eğer geri > bildirimde bulunursanız listeden adresinizi hemen çıkarırım. > > Saygılarımla. Okullardaki Aksayan Öðretime (olmasý gereken eðitime) Acil Bir Çözüm Bulmalýyýz. Öncelikle ülkedeki gelir daðýlýmý düzelmedikçe hiçbir sorun düzelmez. Okullar artýk bir halk eðitim merkerzi gibi diploma veren sertifika daðýtan çok sýradan bir kurum haline geldi. Öðretmenler aðýrlýðýný ve önemini kaybetti. Dresaneler para basan ve para için çalýþan bir adaletsizliði körükleyen yarýþý adaletsiz kýlan en büyük engel.Yarýþ kýzýþtýkça onlar kazanacak ve onlar kazandýkça öðrencilerimizi test makinesi olarak yetiþtirip kaybetmeye ve geleceðimizi karartmaya devam edeceðiz. Sadece okullardaki eðitimle onlarý sýnavlarahazýrlamalýyýz. ve ayný zamanda çaldýðýmýz zamanlarý onlara tekrar kazandýracak bir alternatif sunmadýkça bu sarmal sorundan kurtulamayýz.Dersaneler birer okula dönüþtürülüp paralý eðitim ucuzlamalý.Artýk parasýz eðitimin olmadýðý yalaný nereye kadar gider. Öðrencileri tek tip elbise yalaný ile eþitmiþ gibi göstermenin bir faydasýný þimdiye kadar kimse görmedi. Teknoloji ilerledikçe idareciler ve insanlar buna yetþmekte güçlük çekiyor.Kanunlarýmýz ve kurallrýmýz canlý hayatý gibi esnek ve deðiþen þartlara uygun dinamik olmalý ki insan ihtiyaçlarýna cevap verebilsin.Aksi halde oyundan baþka hiçbir þeye benzemez ve bu oyunun kazanan tarafý hep sermayeyi elinde bulunduran güçler olur. Kanun koyucular ise sadece izler ve keþke diye ahlayýp dururlar.Her kanun çýkarcý insan tipinden asla daha kurnaz olamaz. Toplumun bu tiplerin altýnda kalýp ezilmemesi için artýk kollarý sývayarak adaleti iþletip gerekli ve zor olan þeyi yapmalýdýr. Ýnsanlarý kýsýr bir dairede hayatlarýný çalarak onlarý avutmaya daha nekadar devam edeceðiz. Veysel Köse

GAP’da sosyal boyut

Ocak 5 2007Yorum Yok Kategori: Kadın

GAP’IN SOSYAL BOYUTU Güneydoğu Anadolu Projesi (GAP), sürdürülebilir insani kalkınma ilkeleri doğrultusunda ele alınmakta ve uygulanmaktadır. Projenin temel hedefi yöre insanının gelir düzeyini ve yaşam kalitesini yükseltmektir. Bu sürecin proje sonrasında da sürdürülebilir kılınması için insan kaynaklarının geliştirilmesi, kalkınmada eşitlik ve adilliğin sağlanması, katılımcı demokratik bir kültür ve toplumun geliştirilmesi büyük önem taşımaktadır.

YENİ BİR ANLAYIŞ İNSAN kendi adına karar vererek sorumlu bir yurttaş haline gelir, kendi adına verilmiş kararları uygulayarak değil. Bu açıdan T.C. dünyada yeni yaygınlaşan “katılımcı” kalkınma modelini uygulamaya karar verdi. İlk uygulaması GAP Master revize plan çalışması gibi ciddi ve uzun projeksiyonlu bir projede olması tesadüf değil. Bugüne kadar kendi hayallerini uygulama peşinde olan devlet yerine bölgede yaşayan insanların hayallerini uygulamayı vaad eden bir devlet “devrim” niteliğinde. Bu yeni dünya düzeninde sorgulanan devlet kavramıyla yakından ilişkili. Patron devlet yerine lider devlet modeli gelmekte. Tıpkı işletmelerde, kurumlarda olduğu gibi sadece “ast-üst” ilişkisi ile açıklanan patronaj artık “liderlik” konsepti ile yeni bir modele oturmaktadır. Liderlik yöneticilikten önemlidir. Yeni dünya düzeninde köklü değişimler kaçınılmaz. Bu yeni bir çağ. Dönüşüm çağı. Değişim korkutucudur. Ama değişmemek felakettir. Burada omurgamız kültürel olanla belirleniyor. GAP omurgasının de kültürel olduğu inancındayım. MÜHENDİSLİK PROJESİNDEN KÜLTÜRE Altı ili kapsayan (Adıyaman, Diyarbakır, Gaziantep, Mardin, Siirt, Şanlıurfa) ilk GAP Master plan çalışması ilk kez Devlet Su İşleri tarafından planlanmıştı. Çünkü proje öncelikle, sulama ve hidroelektrik üretimine dönük 13 büyük projeden ibaretti. Gap projesi Dicle ve Fırat nehirleri ile kolları üstünde 21 baraj ve 17 hidroelektrik santralının inşaa edilmesini öngören bir mühendislik projesiydi. Türkiye’nin başarısız deneyi “Çukurova Bölge Kalkınma Projesi” ‘ nden sonra GAP bizde ve dünyada en iddialı bölge kalkınma projesi olarak gözlerini açtı hayata. Türk Devleti ülkenin sosyo-ekonomik gelişmesinde bölgelerarası eşitsizliklerin giderilmesini amaçlamış olsa da proje bir mühendislik ve tarım projesi olarak kaldı. Bu nedenle 1989’dan bakarak öngörülen hedeflerin pek çoğu tutmadı. Bugün siyasi irade projenin 2010 yılında bitirilmesine karar verdi. Revize plan çalışmasının başlangıç noktası burada. Türkiye yüzölçümünün %10’ nu kapsayan , Güney Doğu Anadolu Bölgesindeki dokuz ilde (Adıyaman, Batman, Diyarbakır, Gaziantep, Kilis, Mardin, Siirt, Şırnak ve Şanlıurfa) da uygulanmaktadır bugün. Su ve toprak kaynaklarının geliştirilmessi olarak planlanan GAP , 1989 yılında çok sektörlü, entegre bir bölge kalkınma planına dönüştürülmüştür. Daha önceki Master Plan’ da yer almayan , sürdürülebilirlik Kavramı girmiştir. Bu kavramla birlikte, GAPBölgesi’ nde insani kalkınmanın, sürdürülebilir kalkınmanın özünü oluşturduğu ortaya çıkmıştır. Yani, yöre halkının yaşam kalitesini sosyal, kültürel, ekonomik ve çevresel açılardan arttırmayı hedeflemek. Bu yalnız kamu kurumlarının değil, özel sektör ve yerel kapasitenin katılımıyla planlanması ve uygulanmasını hedeflemeyi istedi. Bu yaklaşı, yerel halkın gerçek sorunlarına, ihtiyaçlarına, tutum ve davranışlarına , önceliklerine duyarlı yeni bir planlama uygulamasını gerekli kılmıştır. Merkezi planlama’dan katılımcı planlama ‘ ya geçilmesi ihtiyacı doğdu. Katılımcı planlama yaklaşımı da, kamu, özel sektör, yerel yönetimler, hükümet dışı kuruluşlar, üniversiteler ve yerel halkın, uzmanlardan oluşan teknik ekibin yürüteceği plan çalışmalarına; sorun, ihtiyaç ve önceliklerin belirlenmesi, planlama, projelendirme ve özellikle uygulama aşamalarında katılmasını öngörmekte. Böylece ilgili tüm kesimler karar elme süreçlerinde yer alabileceklerdir. Tüm bunların ışığında hazırlanacak belgeye revize plan demek zor, GAP Bölge Kalkınma Planı daha doğru bir adlandırma olur. SON ON YILDA DEĞİŞENLER Son on yılda bölgede yaşanan köklü sosyo- ekonomik değişikler ve demografik değişimler , siyasi yaşanmışlıklar önemlidir. Bu nedenle, yeni GAP Bölge Kalkınma Planı, standart kalkınma araçlarının tümünü, yoksulluğun ortadan kaldırılmasına dönük kalkınma programlarının hazırlanıp uygulanmasını, sürdürülebilir insani kalkınmanın finansmanı dahil özel sektörün rolünün belirlenmesi, yeni iş alanları yaratılması, kadınların ve diğer dezavantajlı grupların sosyal ve ekonomik açıdan güçlendirilmesi ve çevrenin korunmasına ilişkin projeler ile, Gümrük Birliği düzenlemelerinin etkisini içermesi amaçlanmaktadır. Bu çalışmanın hazırlıkları için GAP İdaersi Başkanlığı, kalkınmada rol alması öngörülen tüm grupların görüşlerine sunulması ve katkılarının alınması amacıyla 14 Nisan’da Diyarbakır’ da, 16 Nisan’ da Gaziantep’ te, 26 Nisan ‘da Şanlıurfa’da , 16 Mayıs Şırnak’ ta, 17 Mayıs Mardin ‘de bilgilendirme ve görüş alma toplantıları düzenledi Burada gözlenen yöre halkının katılımcı kalkınma lafına Temkinli yaklaşması. Bölgede yok olan güven duygusu bu toplantılarda belirgin olarak damgasını vurdu diyebiliriz. İnsanlar resmi kurum ve kimliklerle aynı mekanda rahat bir konuşma yapamadıkları için ikili sohbetlerde açık ve net konuşabildikleri gözlendi uzmanlarca. Sürekli bilgi akışı sağlanırsa bölge insanının güvenini kazanmak mümkün . Halk kadar kamu kurumlarının da katılımcı, demokrat ve rahat olmadığı konuşmakta zorlandığı ortadaydı. Tüm kurumlar kendi pozisyonları açısından değerlendirme yapmakta ısrarcı ve kendi kurumunun en bi tane olduğunu vurgulamakla görevliydi sanki! Katılımcılığın önündeki en önemli engel insanların kaynaklara erişim olanaklarının kısıtlı olması. Bölgede toplum homogen değil. Hatta her kent ayrı bir kültür ve sosyal yapıya sahip, bu nedenle her konuda farklılıklar içermekte. Ayrı düşünülmesi gerekmekte. Ülkemizde var olan “bir torbaya koyma “ hastalığı burada hiç işe yarayacak bir şey değil. Çünkü kendi özgün kültürünü yitiren yerde bağnazlık artar. GÜNEYDOĞU’DA AÇAN ÇİÇEKLER GAP İdaresi Başkanlığı’nın başarılı uygulamaları olan ÇATOM ve GİDEM’ler bölgenin nefes alma noktaları gibi. ÇATOM (Çok Amaçlı Toplumsal Merkez) bugün kadın merkezleri haline dönüştü. GİDEM(Girişimci Destekleme Merkezleri) genç, dinamik genç kesime yol göstermekte. Elinde para ,pul ve araç yok ama akıl ve danışma görevini çok iyi yerine getiriyor. Yaşam kalitesinin yükseltilmesini hedefleyen katılımcı kalkınma modeli kültürel ve sosyal yapıyı öne çıkarmakta bence. Bu nedenle kadın odaklı kalkınma dan söz etmemek imkansız. Kadın olmadan kalkınma olamayacağı aşikar. Kadınlar Türkiye’ de modernleşmenin bekçisi olarak kalkınmanın da kaldıracı. GAP İdaresi Başkanlığı bu mercekle bakmayı benimsemiş ender devlet kurumlarından biri. Hatta bu nedenle bölgede ve ülkede diğer kamu kuruluşundaki yöneticilerin bu konuda eğitilmelerine inanıyorum. Bu konuda duyarsız ve bilgisiz olmaları bir çok konunun tıkanmasına neden olmaktadır. Bölgede kadının statüsü çok düşük. Eğitimden hiç nasibini alamayan kadın ekonomik olarak da ücretsiz işçidir. En doğal insan hakkı olan yaşam hakkı bile kadınların elinden töre adına alınmaktadır. KADINLAR OLMADAN ASLA Kadınlar için bugün feodal bir çok gelenek yaşıyor. Bir milletvekilinin oğlu kızı bile berdellle evlendiriliyor! Başlık parası, namus cinayeti denen töre cinayetleri… Tek başına kadın hiç bir şey yapamaz toplum baskısından. Kadınların %60’ ı okuma yazma bilemekte, çoğu Türkçe konuşamadığı için hizmetlerden yararlanamamakta. Toplumsal hayata karışamayan , sürekli ev içinde tutulan kadın sadece çocuk doğurma makinası olarak görülmekte. Bugün yavaş yavaş talep belirten kadının durumu değişme eğilimi gösteriyor. Örneğin Şanlıurfa’ nın gecekondu bölgesi Yakubiye’ de bulunan ÇATOM ‘ da okuma yazma öğrenen kızlar şimdi ingilizce ve bilgisayar kursu istiyor! Dünyayı öğrenmek ve ilişki kurmak isteyen kadınlar var oldukları noktadan bir kuantum sıçraması yapma hevesinde. Bu çok anlamlı elbette. Aynı şekilde ÇATOM’ a devam eden kızların davranış biçimleriyle annenin arasında farklar doğmakta. Örneğin kız suyunu kaynatarak içerken ayni evin içinde anne bebeğine kaynamamış su vererek kanlı ishal olmasına neden olmakta. Bu davranış farklılaşması “kızların dilinin uzadığı” rivayetini de yaymakta! Bir kızımızın dediği gibi “benim aklım ÇATOM’da gelişti” yorumlamak daha anlamlıdır sanırım. Bu yeni plan çok önemli iki yeni kavram getiriyor böylece: 1.İnsan kaynaklarını geliştirme 2.kalkınmada eşitlik-hakkaniyet İnsan kaynaklarını geliştirme ilkesi, insan kapasitesini arttırma ve yaşam kalitesini yükseltme amacına yönelik. Eşitlik ve adillik ilkesi ise, yoksul toplum kesimlerinin yoksulluğunu sona erdirme ve toplumsal cinsiyet dengeli bir kalkınmanın sağlanmasıdır. Bu çerçevede, bölge içindeki eşitsizliklerin giderilmesi, sosyal ve ekonomik alanda dezavantajlı toplumsal grupların (kadınlar, topraksız köylüler, küçük toprak sahipleri, kuru alanlarda tarımla uğraşanlar, kent yoksulları v.b.) kalkınma sürecine entegre edilmelerini hedeflemektedir. Bugünkü planlama ve uygulama, çevre koruma lanındaki yeni standart ve ölçütlere ( Yerel Gündem21 gibi) ayak uyduracak, gerekli standart ve parametreleri taşıyacaktır. Daha önceki planla pilot proje olarak değerlendirilen çevre sorunları bu yeni planda her konunun eksilmez bir perspektifi olarak yer alacak. Bölgesel sinerji, yeni GAP Master Plan’ın özelliklerinden biri olacak. Söz konusu sinerjinin dayandığı temeller, mekansal olarak belirlenmiş sosyo- ekonomik alanlar ve bilgi- deney alış verişinde bulunan özel sektör ve STK’ larla ortak çalışma yürütmektir. Bölgesel kalkınma ancak yararlanıcı grupların kendi kaynaklarını yönetmeyi öğrendikleri, bir yandan devletle diğer yandan piyasa ile daha verimli bir ilişkiye geçmelerini sağlayacak kurumları ve kurumsal bağlantıları yarattıkları zaman sürdürülebilir bir süreç haline gelebilir. Bugün halk kendi hiç bir riske girmeden kendilerine yapılacak yardımalrı beklemekte. Bu davranış biçiminin değişmesi gerektiği, serbest piyasa kurallarının çalıştırılması gerktii ortadadır. Çok sektörlü ve çok disiplinli entegre bir planlama yaklaşımı kullanarak hazırlanan çeşitli projelerle yaratılacak temel yaklaşım dört ilkeye dayanıyor: Çok sektörlü bölgesel planlama, desantralizasyon, entegrasyon ve izleme değerlendirme. AVRUPA DUY SESİMİZİ Avrupa Birliği’ ne herkes kadar girmek isteyen bölge halkı Avrupa’ya entegre olmanın yolunun demokrat olmaktan geçtiğini biliyor. Merkez’ in demokratlığı kadar bölge erkeğinin demokratlığı da önemli. Bölgede kadınların kalkınması temel bir sorun. Kadınların vatandaş olarak yasalardan yararlanma hakkı erkek kadar olması Avrupa’nın en güney ucunun Güney Doğu olmasını sağlayacaktır. Ünlü marka Benetton bölgede gezerken bir kahvehanede konuşurken birden herkesin alkış kıyamet koparmasının sebebini sorar. Gümrük Birliğine kabulü haberlerden öğrenen poşulu bölge halkının gösterdiği bu istek ve ilgi Benetton’u şaşırtır. Türkiye Avrupa’yı istiyor. İstiyorsa gereklerini yerine getirmelidir. Elinizdeki tek araç çekiçse.. tüm sorunları çivi olarak görürsünüz Artık çekiçle kafalara kakılan doğrular eski çağın davranışı, insanlar birer çivi değil kurumlar da çekiç. 21.yüzyıl insanın ve kadının yüzyılı olacak. GAP Master Plan çalışması buna bir hazırlık olarak algılanabilir. Türkiye Cumhuriyeti yeni yüzyıla uyum için istek göstermekte ve uygulamaktadır. Geleceğimiz için umutlanabiliriz. NEVVAL SEVİNDİ GAP Master Plan danışmanı Bu nedenle GAP’da çok sektörlü ve entegre bir yaklaşım benimsenmekte, fiziksel yatırımlar yanında bunlarla eşgüdüm içinde eğitim, sağlık, kırsal ve kentsel altyapı, kültür, turizm vb. sektörler de planlı bir şekilde ele alınmakta ve tüm proje süreçlerine toplumun katılımının sağlanması hedeflenmektedir. Bölgede gerçekleştirilmek istenen salt toplam gelirin artırılması olmayıp, aynı zamanda toplumsal refahın artırılmasıdır. Burada vurgulanması gereken toplumun farklı kesimlerinin yaratılan toplumsal faydadan görece eşit bir biçimde yararlandırılması, yoksulluğun ve yoksunluğun giderilmesidir. İdaremiz bu yaklaşımdan hareketle 1992-1994 yılları arasında bölgenin sosyo-ekonomik ve kültürel yapısını anlamaya, bölgenin sosyal sorunlarını, toplumun ve farklı sosyal grupların ihtiyaç, beklenti, tutum ve eğilimlerini belirlemeye ve kalkınmanın özel hedef gruplarını tanımlamaya yönelik beş sosyal araştırma yaptırmıştır. Bunlar; • GAP Bölgesi Toplumsal Değişme Eğilimleri Araştırması • GAP Bölgesi’nde Kadının Statüsü ve Kalkınma Sürecine Entegrasyonu Araştırması • GAP Bölgesi Nüfus Hareketleri Araştırması • GAP Bölgesi Baraj Göl Aynası Altında Kalacak Yörelerde İstihdam ve Yeniden Yerleştirme Sorunları Araştırması • GAP Sulama Sistemlerinin İşletme, Bakım ve Yönetimi Sosyo-Ekonomik Çalışma’dır. GAP BÖLGESİ TOPLUMSAL DEĞİŞME EĞİLİMLERİ ARAŞTIRMASI Bu araştırma ile GAP Bölgesi’nde yaşayan kırsal ve kentsel toplulukların toplumsal profilini çıkarmak, bu yapıdaki değişme eğilimlerini saptamak, GAP’ın etkileri ile meydana gelecek değişmeler üzerinde öngörülerde bulunmak ve değişimin GAP’ın hedefleri doğrultusunda gerçekleşmesi için gerekli tedbirleri almak amaçlanmıştır. Araştırma, Türkiye Ziraat Mühendisleri Odası tarafından Adıyaman, Diyarbakır, Gaziantep, Mardin ve Şanlıurfa’nın kırsal ve kentsel alanlarında yapılmıştır. GAP BÖLGESİ’NDE KADININ STATÜSÜ ve KALKINMA SÜRECİNE ENTEGRASYONU ARAŞTIRMASI Araştırma, Bölge kadınını çevreleyen sosyal, ekonomik ve kültürel koşulları, bu yapıdan ve bireysel özelliklerden kaynaklanan sorunları, kadının gelişmesini engelleyen süreçleri ve kadınların beklenti ve gereksinimlerini saptayarak, kadının statüsünün yükseltilmesini, kalkınma sürecine katılımını ve yaratılan değerlerden hakkaniyet ölçüsünde yararlanmalarını sağlayıcı yöntem ve araçları tanımlamaktadır. Türkiye Kalkınma Vakfı tarafından yapılan bu araştırma bölgeyi temsilen, Adıyaman, Diyarbakır, Gaziantep, Mardin, Şanlıurfa illerinin kentsel ve kırsal yerleşimlerinde yapılmış ve araştırma sonuçlarına dayalı bir eylem planı geliştirilmiştir. GAP BÖLGESİ NÜFUS HAREKETLERİ ARAŞTIRMASI Bu araştırma ile, bölgede göç hareketlerinin olduğu yerleşim yerleri ile göçe katılan hanelerin özellikleri saptanmış olup GAP’ın etkileri ile göç eğiliminde meydana gelebilecek değişmeler üzerinde öngörülerde bulunulmuştur. Araştırma ODTÜ Sosyoloji Bölümü tarafından GAP Bölgesi illerinin kırsal ve kentsel alanları ile Bölgeden en çok göçün olduğu Adana ve İzmir illerinde gerçekleştirilmiştir. GAP BÖLGESİ BARAJ GÖL AYNASI ALTINDA KALACAK YÖRELERDE İSTİHDAM ve YENİDEN YERLEŞTİRME SORUNLARI ARAŞTIRMASI Bu araştırmada yerleşim yerleri ve üretim kaynakları, baraj suları altında kalacak nüfusun katılımcı planlama ve uygulama yaklaşımıyla yeniden yerleştirilmesi ve üretken kılınması, kamulaştırma bedellerinin sürdürülebilir ekonomik yatırımlara dönüştürülmesine yönelik politika ve stratejiler geliştirilmiştir. Sosyoloji Derneği tarafından yürütülen araştırma sekiz barajdan etkilenen 336 yerleşim yerinden seçilen örneklem nüfusu içermiştir. Araştırma sonunda bir eylem planı hazırlanmıştır. GAP SULAMA SİSTEMLERİNİN İŞLETME, BAKIM ve YÖNETİMİ PROJESİ SOSYO-EKONOMİK ÇALIŞMA Bu araştırma ile, sulamaya dayalı bir sürdürülebilir tarımsal kalkınma için bölge koşullarına uygun ve katılımcı bir işletme-bakım ve yönetim modelinin geliştirilmesine yönelik sosyal değişkenler saptanmıştır. Araştırma, ODTÜ Sosyoloji Bölümünden bir grup öğretim üyesi tarafından yapılmıştır. GAP SOSYAL EYLEM PLANI Yukarıda adı geçen araştırmaların tamamlanmasını müteakip, araştırmaların bulguları ışığında sosyal gelişmenin sağlanmasına yönelik çerçeveyi ortaya koymak amacıyla GAP Sosyal Eylem Planı (GAP-SEP) hazırlanmıştır. GAP Bölgesi’nde sürdürülebilir, katılımcı, eşitlikçi ve adil bir sosyal gelişmeyi sağlamaya yönelik strateji ve projeleri tanımlayan GAP-SEP iki ana bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde bölgenin mevcut durumu, ikinci bölümde ise temel müdahale alanları ve bunlara ilişkin strateji, hedef, politika ve eylem planları yer almaktadır. GAP SOSYAL KALKINMA YAKLAŞIMI GAP’ın altyapı yatırımları ve tarımın sulamaya açılmasının bölgede önemli bir ekonomik büyümeyi sağlayacağı kuşkusuzdur. Ancak diğer önemli bir konu da yaratılan büyümenin toplumsal refaha dönüştürülmesine yönelik sosyal yapının iyileştirilmesidir. Bölgede katılımcı ve demokratik bir toplumsal yapının geliştirilmesi, yaratılan değerlerin toplumun farklı kesimlerine eşitlikçi ve adil bir biçimde dağıtılması ve bu yolla insan kaynaklarının geliştirilmesi GAP’ın sosyal kalkınma yaklaşımının temelini oluşturmaktadır. Tüm projelerin tasarım ve uygulamasında bu yaklaşım temel alınmakta, toplumun özellikle dezavantajlı konumda bulunan kesimlerine (kadınlar, topraksız ve küçük topraklı çiftçiler, kent yoksulları, yoksun konumda bulunan çocuklar,gençler ve engelliler vb.) özel bir hassasiyetle yaklaşılmaktadır. Burada temel hedef toplumda yoksulluğun ve yoksulluğu besleyen toplumsal yoksunluğun ortadan kaldırılması, güçsüz kesimlerin kaynaklara ulaşmasını engelleyen koşulların bertaraf edilmesi, fırsat eşitliğinin sağlanması, bu yolla bölgede sürdürülebilir insani gelişmenin toplumsal koşullarının yaratılmasıdır. A. TAMAMLANAN PROJELER ŞANLIURFA’DA ŞARK ÇIBANI (LEİSHMANİASİS) PROJESİ Sağlık alanında yapılan ilk çalışmalardan birisi olan Şark Çıbanı (Leishmaniasis) ile ilgili proje 1995 yılında gerçekleştirilmiştir. Yale (ABD), Hebrew (İsrail), Ege, Çukurova, Dicle, Gaziantep ve Harran Üniversitelerinin işbirliği ile yürütülen projenin amacı; Şanlıurfa’da yeniden ortaya çıkan Şark Çıbanı hastalığının nedenlerinin belirlenmesi ve önlenmesine yönelik çalışmalara ışık tutacak bilgilerin derlenmesidir. Proje sonunda, Şanlıurfa’da görülen hastalığa yol açan parazitin ve taşıyıcısı olan tatarcık sineğinin türü belirlenmiş, başta bireysel hijyen olmak üzere hastalıktan korunma ve tedaviye yönelik tavsiye kararları alınarak ilgili kurum ve kuruluşlarla paylaşılmıştır. TÜRKİYE’DE SITMA BİRİMLERİNİN ULUSAL KAPASİTESİNİN GÜÇLENDİRİLMESİ PROJESİ Bu proje, Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) ile işbirliği içinde yürütülen “GAP Bölgesi’nde Sürdürülebilir Kalkınma Programı” kapsamında yer alan 29 projeden biri olup, Sağlık Bakanlığı ve Dünya Sağlık Örgütü (WHO) işbirliği ile uygulanmıştır. Projenin amacı; sıtma savaş stratejilerinin belirlenmesi için Sağlık Bakanlığı’nın organizasyon, teknik ve insan kaynakları kapasitesinin geliştirilmesi ve sıtma vakalarının kontrol altına alınarak makul düzeye çekilmesi olarak belirlenmiştir. Proje kapsamında; insan kaynakları kapasitesinin geliştirilmesine yönelik olarak eğitim programları yürütülerek toplam 110 kişi sıtma konusunda eğitilmiş, il yöneticilerine bilgilendirme toplantısı yapılmış ve Adana Sıtma Enstitüsü’ndeki eksik araç ve gereçler tamamlanmıştır. BİRECİK BARAJI’NDAN ETKİLENEN NÜFUSUN YENİDEN YERLEŞİMİ, İSTİHDAMI VE EKONOMİK YATIRIMLARI İÇİN PLANLAMA VE UYGULAMA PROJESİ Proje, Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı’nca desteklenen “GAP Bölgesi’nde Sürdürülebilir Kalkınma Programı” içinde bulunan 29 projeden biri olup, 1997 yılı Ağustos ayında başlatılmış, 2000 yılı Aralık sonu itibariyle tamamlanmıştır. Birecik Barajı’nın göl aynası altında kalan veya kısmen etkilenen yerleşim yerlerindeki halkın yeniden yerleşimlerine yardımcı olmak ve yeni yaşamlarına sosyal, ekonomik ve kültürel uyumlarını kolaylaştırmak amaçlanmıştır. 1999 yılı Aralık ayında su tutmaya başlayan barajın göl aynasından Gaziantep ilinin Nizip, Yavuzeli ve Araban ilçeleri; Şanlıurfa ilinin Birecik, Halfeti ve Bozova ilçeleri ile Adıyaman ilinin Merkez ve Besni ilçelerine ait yerleşmelerden yerleşim yeri itibariyle 9 köy tamamen, 3 köy kısmen; Halfeti ilçe merkezi ise kısmen etkilenmiştir. Söz konusu alt bölge içindeki 31 köyün ise yerleşim alanları değil sadece tarım arazileri etkilenmiştir. Toplam etkilenen yerleşim sayısı 44’dür. Projede gerek barajdan etkilenen halkın sosyo-ekonomik yapısının desteklenmesi gerekse de konutları baraj suları altında kalan vatandaşların yeniden iskanı çalışmaları, sürdürülebilirlik ve katılımcılık ilkeleri gözetilerek ele alınmış ve projenin her aşamasında halk ve ilgili diğer taraflar bilgilendirilerek karar alma süreçlerine katılmaları sağlanmıştır. Bu amaçla Halfeti’de bir Bilgilendirme ve Danışma Merkezi kurulmuştur. Projenin belirlenen amaçlara ulaşması için, toplumsal yaşama, örgütlenmeye ve yönetime ilişkin sosyal; istihdama ve yatırımlara ilişkin ekonomik ve yerleşime ilişkin mekansal olmak üzere üç bileşen çerçevesinde yürütülmüştür KENTSEL ENFORMEL SEKTÖRDE İSTİHDAMIN VE İŞ POTANSİYELİNİN GELİŞTİRİLMESİ PROJESİ Bu proje, Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı’nca desteklenen “GAP Bölgesi’nde Sürdürülebilir Kalkınma Programı” kapsamında yer alan 29 projeden biri olup, Türkiye Esnaf ve Sanatkarları Konfederasyonu (TESK) tarafından uygulanmıştır. Proje ile enformal sektörde üretkenliğin ve işgücü emme kapasitesinin artırılmasına yönelik GAP Bölgesi’ne yaygınlaştırılabilecek bir modelin geliştirilmesinin yanı sıra enformal sektörün formal ekonomiye entegrasyonu için kurumsal, yerel ve ulusal kapasite ile kuruluşlar arası eşgüdümün geliştirilmesine katkı sağlanması amaçlanmıştır. Proje, araştırma-planlama, uygulama ve izleme-değerlendirme olmak üzere üç ana bileşenden oluşmuştur. Diyarbakır ili merkezinde yapılan alan araştırmasının bulguları kitap halinde yayınlanmıştır. Bu çalışmada araştırmanın temel bulguları Diyarbakır ekonomisinin yapısal özellikleri bağlamında incelenmiş ve enformel kesimin geliştirilmesine yönelik somut önerilerde bulunulmuştur. Bu araştırma paralelinde eylem planı hazırlanmıştır. DİYARBAKIR KENTİNDE SOKAKTA ÇALIŞAN ÇOCUKLARIN REHABİLİTASYONU PROJESİ Diyarbakır Valiliği, Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) ve Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü (SHÇEK) işbirliği ve uluslararası bir sivil toplum örgütü olan Joint Distribution Committe (JDC)’nin teknik ve finansal katkısı ile yürütülmüş olan bu Proje ile, sokakta çalışan çocukların ve ailelerinin yaşam standartlarını iyileştirmek, yerel kapasiteyi güçlendirmek ve çocuk işçiliğini kademeli olarak azaltmak amaçlanmıştır. Proje, SHÇEK’e bağlı olarak kurulmuş olan 75.Yıl Çocuk ve Gençlik Merkezi’nde uygulanmış, faaliyetler bu merkez ile sınırlı kalmamış, merkez dışında da yürütülmüştür. Bu kapsamda mesleki etkinlikler; sosyal-kişisel, grup ve toplumsal çalışmalar, aile görüşmeleri ve çocuklarla birebir görüşmeler yapılmıştır.Ayrıca merkezde çocuklara yönelik okuma-yazma, bilgisayar, terapi amaçlı resim ve müzik kursları, sosyal ve bireysel gelişmelerini desteklemek amacıyla futbol, basketbol, masa tenisi, folklor, tiyatro sinema ve gezi gibi etkinlikler düzenlenmiştir Çocukların anne ve ablalarına yönelik okuma-yazma, biçki-dikiş, genel sağlık ve benzeri alanlarda eğitimler verilmiştir. Sosyal hizmetler kapsamında sosyal güvencesi olmayan çocuklar ve ailelerinin ücretsiz olarak sağlık hizmetlerinden yararlanmaları sağlanmış, ağız, diş ve genel hijyen gibi konularda eğitimler verilmiştir. Yatılı bölge okullarına 2002-2003 eğitim ve öğretim yılı içerisinde toplam 150 çocuğun kaydı yapılmıştır. Merkez de ve merkez dışında sokaktaki çalışmalarla toplam 4 102 çocuğa ulaşılmıştır GAP İdaresi tarafından Proje, Nisan 2003 tarihi itibariyle Diyarbakır Valiliği ve Diyarbakır İl Sosyal Hizmetler Müdürlüğü’ne devredilmiştir. B. DEVAM EDEN PROJELER ÇOK AMAÇLI TOPLUM MERKEZLERİ (ÇATOM’LAR) GAP İdaresi tarafından, sürdürülebilir kalkınmanın ekonomik, sosyal ve çevresel boyutlarını bütünleştiren yoksulluğu azaltma stratejileri, katılımcı yaklaşımların teşvik edilmesi, kapasite geliştirmeye yönelik çalışmalar ve bütün bu çalışmalarda dezavantajlı grupların ve cinsiyet perspektifinin gözetilmesi yönünde bir dizi projeler yürütülmektedir. Bu bağlamda yürütülen çalışmaların en önemlilerinden biri Çok Amaçlı Toplum Merkezleri (ÇATOM’lar) projesidir. ÇATOM’lar, GAP İdaresi tarafından 1992 94 yılları arasında yapılmış olan beş temel araştırmanın bulgularına dayalı olarak hazırlanmış olan Sosyal Eylem Planı ile bu araştırmalardan biri olan “GAP Bölgesinde Kadının Statüsü ve Kalkınma Sürecine Entegrasyonu Araştırması” bulgularına dayalı olarak hazırlanan Eylem Planı’ndan hareketle ortaya çıkmıştır. Çok Amaçlı Toplum Merkezleri (ÇATOM’lar), GAP Bölgesi’nde 1995 yılından itibaren açılmaya başlanmış olup halen GAP Bölgesindeki 9 ilde 30 ÇATOM mevcuttur. ÇATOM’ların hedef kitlesi 14 yaş üstü kız çocuk, genç kız ve kadınlardır. Mevcut ÇATOM’lar • Adıyaman Yeşilyurt mahallesi (1) • Batman Petrolkent ve Yavuzselim mahalleleri (2) • Diyarbakır Benusen mahallesi ve Çüngüş-Yeniköy(2) • Gaziantep Yeşildere beldesi(1) • Kilis Merkez ve Kilis YOYAV (2) • Mardin Merkez, Evren ve Saraçoğlu Mahalleleri, Dargeçit, Kızıltepe, Midyat, Nusaybin ve Ömerli ilçeleri ile Dargeçit Kılavuz beldesi (9) • Siirt Merkez, Kurtalan ve Şirvan ilçeleri, Kurtalan Kayabağlar beldesi (4) • Şanlıurfa Yakubiye mahallesi, Bozova, Halfeti ve Siverek ilçeleri (4) • Şırnak Merkez, Cizre, Beytüşşebap, İdil ve Uludere ilçeleri (5) Amaç ÇATOM’lar kentlerin daha çok kırdan göç etmiş yoksul hanelerin yaşadığı mahallelerde, ilçe merkezlerinde ve merkezi köy yerleşimlerinde kurulan, topluma dayalı ve katılımcılığı esas alan merkezlerdir. ÇATOM’un bulunduğu mahallelerde haneler, çoğunlukla çok düşük ücret/gelir karşılığı, marjinal alanlarda, kayıt dışı, geçici ya da mevsimlik işlerde çalışmakta; çocuklar da hane geçimine katkıda bulunmaları amacıyla çalıştırılmaktadır. Yapılan araştırmalar yoksulluktan en fazla etkilenen grupların kadınlar ve çocuklar olduğunu göstermektedir. Kadınların sosyal ve ekonomik konumlarının iyileşmesi ise doğrudan hane refahına yansımaktadır. Bu nedenle de kadınların durumunu iyileştirici projeler insan hakları açısından bir gereklilik olduğu kadar toplumsal refahın artışı için de önem taşımaktadır. ÇATOM’larda amaç; kadınların sorunlarının farkına varmalarına, tanımlamalarına ve çözümü için inisiyatif kullanabilmelerine fırsat yaratmak; kadınların kamusal alana daha fazla katılımlarını ve kamusal hizmetlerden daha fazla yararlanmalarını sağlamak; kadın istihdamını ve kadın girişimciliğini artırmak; kadını güçlendirerek fırsat eşitliğinin sağlanmasına katkıda bulunmak/cinsiyet dengeli kalkınma sürecini başlatmak ve bu yolla yerel koşullara uygun, katılımcı toplum kalkınması temelli tekrarlanabilir model/modeller geliştirmektir. ÇATOM’larda temel ilke kadınlara ne yapacaklarını değil, hangi koşullarda neler yapılabileceğini göstermektir. Çeşitli alternatifler içinden seçimi yapacak olan veya yeni seçenekleri ortaya koyacak olan kadınların kendisidir. Yönetim ve Yaklaşım ÇATOM’ların kuruluşunda yerel talep esas alınmakta, mülki idare ile işbirliği yapılmakta, Türkiye Kalkınma Vakfı (TKV) tarafından projeye teknik destek verilmektedir. ÇATOM’larda toplum katılımının yanı sıra kuruluşlararası işbirliğine önem verilmekte; yerel, ulusal ve uluslararası düzeyde ortaklık ve işbirliği ilişkilerinin yaratılmasına ve genişletilmesine çalışılmakta, ortaklaşa projeler uygulanmaktadır. ÇATOM’larla toplumun desteğe en fazla muhtaç kesimleri ile kamu ve sivil toplum kuruluşları arasında sağlıklı bir diyalog ortamının geliştirilmesine; insanı merkez alan, barışçı, demokratik toplum temellerinin güçlendirilmesine çalışılmaktadır. ÇATOM’lar katılımcıların kendi aralarından seçtikleri ÇATOM Kurulları eliyle yönetilmektedir. 5-7 kişiden oluşan kurullarda ÇATOM Sorumlusu ve katılımcılar tarafından seçilen bir eğitici yer almaktadır. ÇATOM Kurulları eliyle kadınların yönetim kapasitelerinin geliştirilmesi amaçlanmaktadır. ÇATOM’larda kurul üyeleri ile birlikte hane ziyaretleri yapılarak komşuluk ilişkileri geliştirilmekte, hanelerin ihtiyaç ve öncelikleri belirlenmektedir. ÇATOM programlarının belirlenmesinde yerel koşul ve ihtiyaçlar ile hedef grubun katılımı esas alınmaktadır. Entegre ve esnek bir yaklaşım benimsenmekte ve ÇATOM’a devam eden katılımcıların tüm programlara katılması özendirilmektedir. Gelişmeler paralelinde ÇATOM programları kapsamına çocuklar da dahil edilmiş, okul öncesi eğitim programları başlatılmış ve okuma odaları açılmıştır. Sağlık, bilgisayar, okuma-yazma vb. programlara kısmen de olsa erkekler de dahil edilmektedir. Sosyal destek programları ve kültürel-sosyal etkinliklerle hane bireylerinin tümüne ulaşılmaya çalışılmaktadır. “Hane ziyaretlerine ÇATOM Kurulu üyeleriyle çıkmamız ve hane reisleri ile birebir görüşmemiz, kurul üyelerinin kendi akrabalarına ve komşularına ÇATOM’u tanıtmaları programlara katılımı artırmıştır. ÇATOM Kurulunun sipariş geldiği zaman katılımcıları toplamaları, işbölümü yapmaları iş verimliliğini artırmıştır.” Şanlıurfa Yakubiye ÇATOM “ÇATOM Kurulu tarafından Siirt barosundan bir avukatın kadın hakları ve yeni Türk Medeni Kanunu hakkında bilgi vermeleri talebinde bulunulmuştur. ÇATOM Kurulu etkinliğin gerçekleşmesini ve kadınların katılımını sağlamıştır.“Siirt Kurtalan ÇATOM İzleme ve Değerlendirme Katılımcı bir yaklaşımla belirlenmiş olan göstergelere göre hazırlanmış olan izleme formatına uygun olarak birim ÇATOM’lar tarafından, bilgisayar ortamında aylık, altı aylık ve yıl sonu faaliyet raporları hazırlanmakta ve bu raporlar GAP İdaresi ve Türkiye Kalkınma Vakfı tarafından konsolide edilerek değerlendirilmektedir. .Bu raporların yanı sıra iki yılda bir ÇATOM’ların Sosyal Etki Değerlendirmesi yapılmaktadır. ÇATOM’lar ulusal ve uluslararası düzeyde üniversite ve kuruluşlar tarafından da örnek olay olarak ele alınmakta, tez konusu olmaktadır. “Çalışanlar ve kurul üyeleri olarak bu yıl en büyük deneyimimiz bilginin paylaşılmasının, her türlü çalışmaya ortakları dahil etmenin öneminin daha iyi anlaşılması olmuştur. Raporlamanın, izleme ve değerlendirmenin ve bunu paydaşlarımızla paylaşmanın önemini ve ciddiyetini kavramamız daha verimli çalışmalar gerçekleştirilmemize katkı sağlamıştır.” Mardin Ömerli ÇATOM ÇATOM Programları ÇATOM’larda aşağıda belirtilen yedi ana başlık altında programlar uygulanmaktadır: 1. Eğitim Programları: Okuma-yazma, medeni hukuk ve yasal haklar, ev ekonomisi ve beslenme, anne eğitimi, bilgisayar, öğrenci destek programları vb. 2. Sağlık Programları: Hijyen, çevre temizliği, anne-çocuk sağlığı, genel sağlık vb. eğitim programları; kısmi poliklinik ve gezici sağlık hizmetleri; kırsal alan ve mahalle çalışmaları, sağlık taraması, aşı kampanyaları vb. 3. Gelir Getirici ve Kadın İstihdamını/Girişimciliğini Destekleyici Programlar: i) Meslek kazandırıcı ve gelir getirici alanlarda bilgi ve beceri geliştirmeye yönelik eğitim programları (el sanatları, trikotaj, biçki-dikiş, nakış, mefruşat, keçe işleme, taş işleme, gümüş işleme, tekstil, yöresel bebek, hediyelik eşya, kumaş boyama, kuaförlük, güzellik uzmanlığı, hamur işleri vb.); ii) kadın girişimciliğinin desteklemesine yönelik olarak girişimcilik eğitimi, mikro finasman/kredi desteği sağlanmasına aracı olunması, bireysel danışmanlık hizmetleri; iii) pazarlama-satışa yönelik etkinlikler: sergi, fuar, web üzerinden satış www.gap.gov.tr 4. Okul Öncesi Eğitim Programları: 4-6 yaş grubuna yönelik eğitim programları 5. Çocuk Okuma Odaları: 4-6 ve 7-14 yaş grubu çocuklara yönelik olarak grup, okul öncesi ve açık kapı programları 6. Sosyal Destek Programları: Nüfus cüzdanı ve yeşil kart çıkarılması, resmi nikah, temel eğitim,YİBO ve açık öğretime özellikle kız çocuklarının yönlendirilmesi, çoğunluğu kız olmak üzere yoksul öğrencilere eğitim bursu verilmesi (burs verilen öğrenci sayısı: 622), ihtiyacı olanlara ayni/nakdi sosyal yardım sağlanması, tekerlekli sandalye temini vb. konularda aracılık işlevi üstlenilmesi 7. Sosyal Sorumluluk Programları: Eğitime destek kampanyaları, mahalle ve köy çalışmaları, çevre koruma ve ağaçlandırma, sağlık taraması, aşı kampanyası vb. toplum yararı çalışmalara gönüllülük temelli destekler 8. Kültürel-Sosyal Etkinlikler: Seminer, sergi, etkileşim toplantıları, sinema ve tiyatro, önemli gün kutlama, tiyatro gösterisi, gezi ve piknik vb. “ÇATOM gönüllü saha grubunun bir üyesi olarak yaptığımız çalışmalar yaşadığımız yeri tanımamızı sağladı. Ailelerin yaşam mücadelesi, mağdur insanlar, genç kızların yaşam sıkıntıları ve daha yazamadığım birçok şey. Bugüne kadar yaşadığım yere ne kadar yabancı ve burada olmama rağmen ne kadar uzakta yaşadığımı fark ettim. Sadece bu değil, ÇATOM’da maddi ve manevi her şeyi görüp öğreniyorum. Mesela 8 Martın benim günüm olduğunu bilmiyordum. ÇATOM sayesinde bugünü öğrenmekle kalmadım, bugünü bütün kadınlarla birlikte kutladım…..” Mardin Ömerli ÇATOM Katılımcısı “Yasal Haklar ve Medeni Haklar Eğitimi ile katılımcıların kadın hakları, sorumlulukları ve özgürlükleri konusunda belli bir bilinçlenmeye doğru gittikleri görülmektedir. ÇATOM’ların mekan itibari ile bu eğitime uygun mekanlar olduğu gözlenmiştir. Çünkü kadınların bu mekanlarda kendilerini daha rahat ifade edebilme hakkına sahip oldukları konusunda bir güvenleri vardır. Bu husus da genel anlamı ile gözlenmiştir…” Eğitici-Avukat “Yaşlılar haftası nedeniyle Şanlıurfa Belediye Huzur Evi’ne gittiğimiz zaman dedelerimiz, amcalarımız çok mutlu oldular. Katılımcıların ve bizlerin elimizde götürdüğümüz küçük hediyeler ve pastalar onları bir an olsun dertlerinden ve yalnızlıklarından uzaklaştırdı… ” Şanlıurfa Yakubiye ÇATOM Bugüne kadar çoğunluğu kadın olmak üzere toplam 90 000 kişi doğrudan ÇATOM programlarından yararlanmıştır. Bu sayı ÇATOM programlarına katılanları ve sağlık hizmetlerinden yararlananları içermekte olup mahalle/köy düzeyinde yapılan yaygın çalışmalar toplama dahil edilmemiştir. Örnek Proje: ÇATOM’lar Eylül 2002’de Johannesburg’da gerçekleştirilen RİO+10 Sürdürülebilir Kalkınma Dünya Zirvesi’nde Türkiye tarafından sunulan en iyi 23 örnek proje içinde yer almıştır. Japonya Kyoto’da 3. Dünya Su Forumu (16-23 Mart 2003) kapsamında düzenlenen Su Eylem Yarışması’nda ÇATOM Projesi 870 projeden 150′si içine girmiştir. ÇATOM’ların Gelir ve İstihdama Katkısı ÇATOM’lar kadınların sosyal ve ekonomik yönden güçlendirildiği merkezlerdir. Her bir ÇATOM, özel olarak kadınlar için oluşturulmuş bir mekandır ve bu mekan eğitim, gelir getirici etkinlikler ve kadınların örgütlenmesine yardım amacıyla kullanılmaktadır. ÇATOM’lar kadın okur-yazarlığının yükseltilmesi, sağlık göstergelerinin iyileştirilmesi, yasal hak ve özgürlüklerin öğrenilmesi vb. sosyal konularda olduğu kadar kadınların istihdama katılımının sağlanması açısından da önemli merkezlerdir. Gelir getirici bir programa katılan ÇATOM katılımcıları aynı zamanda diğer programlara da katılmakta ve bundan da önemlisi kendi aralarında haberleşebilmekte ve birbirlerinden öğrenebilmektedirler. ÇATOM’lar bu açıdan öğrenme merkezleridir. Çünkü bu merkezde öğrenilen bilgi eğitim dönemi sonunda da ÇATOM açık kaldığından sürekli olmakta, yenilenebilmekte ve katılımcıların kendi aralarında oluşturdukları iletişim ağı aracılığıyla güncellenebilmektedir. Genç kız ve kadınlar gerek ÇATOM’larda ve gerekse evlerinde üretim yaparak gelir elde etme olanağı bulmakta; konfeksiyon, tekstil ve trikotaj atölyeleri, yatılı ilköğretim bölge okulları, kuaför, mağaza, ev (çocuk bakıcılığı) vb. alanlarda iş bulabilmektedirler. Girişimcilik potansiyeli taşıyan bireylere verilen girişimcilik eğitimi ve mikro finasman/kredi desteği ile katılımcı genç kız ve kadınlar kendi işlerini kurmaktadırlar. Özellikle son birkaç yıldır ÇATOM’larda her yıl ortalama 200’e yakın genç kız ve kadın iş bularak çalışmaya başlamakta, 9-10 kadın da 5-6 işyeri açarak kendi işlerini kurmaktadırlar. Gelir ve istihdam yaratılması yönünde bilgi ve beceri geliştirici programlar ile kendi işlerini kurmak isteyen kadınlara iş kurmaları/işlerini geliştirmeleri konularında yardımcı olunmasında ÇATOM organizasyonundan yararlanılması projelerin başarılılığını olumlu yönde etkilemektedir. ÇATOM sayısının artırılması ise daha fazla kadına ulaşılmasını ve dolayısıyla daha fazla kadının istihdama katılımını sağlayacaktır. Anatolian Artisans Vakfı tarafından sağlanan teknik destekle işlenen keçeler, uluslararası standartlara uygun olarak üretilmiş ve 12.500 ABD Doları tutarında sipariş katılımcılar tarafından yerine getirilmiştir. Bazı Temel Kazanımlar • ÇATOM’larda toplumun en dezavantajlı ve yoksul kesimine ulaşılmış, sosyal adalete katkıda bulunulmuş, kamu hizmetlerine ulaşmakta güçlük çeken ya da bu hizmetlere ulaşamayan yoksulların bu hizmetlerden daha fazla yararlanmalarında aracı olunmuş ve bu yolla katılımcı toplum kalkınmasına dayalı modeller ortaya konulmuştur. • Yerel topluluğun katılımına ve kuruluşlararası işbirliğine dayalı ÇATOM modelinin yaratmış olduğu çarpan/çoğaltan etki ve toplam fayda; katılımcı toplum kalkınması temelli kalkınma projeleri için haklı bir dayanak/zemin oluşturmuştur. • ÇATOM’lar aracılığıyla kadın sorunları tartışılır hale gelmiş; kadınların kalkınma projelerine dahil edilmesinin insan hakları yönünden bir gereklilik, ekonomik ve toplumsal kalkınmayı güçlendiren bir faktör olduğunun anlaşılmasına katkı sağlanmıştır. GENÇLİK İÇİN SOSYAL GELİŞİM PROJESİ Proje ile, Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde sürdürülebilir sosyal ve insani gelişme sürecine gençliğin katılımının sağlanması, gençlik platformlarının kurulması, gençler için sosyal etkileşim ve kültürel mekanların yaratılması, eğitim programlarının düzenlenmesi ve gençlik grupları arasında eğitim ve sosyo-kültürel etkileşim yolu ile gençliğin kapasitesinin güçlendirilmesi amaçlanmaktadır. Proje kapsamında GAP il merkezlerinde 15-25 yaş grubu arasındaki farklı sosyal katmanlardaki gençlerin sosyal, kültürel, mesleki ve eğitsel faaliyetler planlayıp uyguladıkları Gençlik ve Kültür Evleri oluşturulmaya başlanmıştır. Proje, GAP İdaresi-Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) işbirliği ile yürütülmekte olan “GAP’ta Sürdürülebilir Kalkınma Programları” şemsiyesi altında, İsviçre Hükümeti’nden sağlanan finansman desteğiyle, Habitat ve Gündem 21 Gençlik Derneği tarafından uygulanmakta olup, valilikler, yerel yönetimler, ulusal ve yerel sivil toplum kuruluşları ve özel sektörle işbirliği yapılmaktadır. 12 Ekim 2000 tarihinde Diyarbakır İli’nde ilgili tarafların ve gençlerin katılımıyla gençliğe yönelik durum değerlendirilmesi ve ihtiyaç analizi içerikli geniş katılımlı bir toplantı yapılmıştır. Bu toplantının çıktıları değerlendirilip, proje metni oluşturulmuştur. Projenin hayata geçmesi ile birlikte gençlerin ihtiyaç, potansiyel, sorun ve eğilimlerini belirlemek amacıyla, Mardin, Diyarbakır, Adıyaman, Siirt, Batman, Kilis ve Şanlıurfa illerinde gençlerle odak grup toplantıları ve yüz yüze görüşmeler yapılmıştır. GAP Bölgesindeki 9 ilin kent merkezlerinde yaygınlaştırılacak olan Proje kapsamında Diyarbakır, Mardin, Şanlıurfa, Adıyaman, Şırnak, Batman ve Kilis’te tam donanımlı Gençlik ve Kültür Evleri açılmıştır. Gençlik ve Kültür Evleri’nin faaliyetleri dört başlık altında toplanmaktadır. 1. Kapasite Artırıcı Programlar: Projede hedeflenen temel konulardan birisi, gençliğin yönetime katılımının artırılmasıdır. Bu çerçevede gençlere yönelik olarak, iletişim, liderlik, değişim programları (ulusal ve uluslar arası), serigrafi, proje geliştirme, raporlama, kariyer, çevre, madde bağımlılığı ile mücadele, bulaşıcı hastalıklar, bilişim, ÖSS’ye giriş ve psikolojik danışmanlık ve rehberlik vb. konularda eğitimler ilgili kuruluşlarla işbirliği halinde düzenlenmiştir. Ulusal ve uluslararası gençlik değişim programlarından 94 genç yararlanmıştır. Avrupa-Akdeniz Gençlik Eylem Programı-Euro-Med çerçevesinde gençlere eğitim verilmiştir. Farklı illerde düzenlenen değişim programlarında gençlere proje hazırlama, yönetim ve teknik uygulaması konusunda neler yapılması gerektiği gibi konular aktarılmıştır. Düzenlenen bu programlarla, Mayıs 2001-2002 tarihleri arasında 2063, 2003 yılında 947 ve Temmuz 2004 yılı itibariyle 3266 gence ulaşılmıştır. 2. Sosyal-Kültürel Programlar: Projenin başlatıldığı ilde öncelikle gençlerin ihtiyaç, sorun ve eğilimlerini belirlemek amacıyla odak grup görüşmeleri yapılmaktadır. Bu görüşmelerde ağırlıkla olarak daha iyi iş ve eğitim olanaklarının yaratılması, yeni teknolojiye erişebilirlik, cinsiyet eşitliği gibi konular ağırlıklı olarak gündeme gelmektedir. Sosyo-kültürel programlar kapsamında resim, tiyatro, üniversiteye hazırlık, bağlama, gitar, folklor, bilgisayar, şiir dinletisi, şiir yarışması, film gösterileri, müzik dinletisi, İngilizce kursları düzenlenmiştir. Üniversiteye hazırlık kurslarına (matematik, İngilizce, Türkçe, coğrafya gibi) katılan gençlerden 117 kişi üniversitelerin farklı bölümlerini kazanmıştır. Düzenlenen bu programlarla Mayıs 2001-2002 tarihleri arasında 1611, 2003 yılında 2684 ve Temmuz 2004 yılı itibariyle 2225 gence ulaşılmıştır. 3. İstihdam Programları: Gençlerin iş bulmasını veya kurmasını kolaylaştıracak mesleki beceri artırıcı faaliyetlerin içermektedir. Mardin’de Serigrafi atölyesi kurulmuştur. Proje çerçevesinde düzenlenen çeşitli seminer ve sosyo-kültürel aktivitelere katılan gençler, kasiyer, bilgisayar, pazarlama, muhasebe gibi alanlarda sürekli, müzik oyunculuk gibi alanlarda da geçici işlerde çalışma imkanını bulmuşlardır. Mayıs 2001-2002 tarihleri arasında 17, 2003 yılında 30 ve Temmuz 2004 yılı itibariyle 12 genç iş bulmuştur. 4. Sosyal Sorumluluk Programları: Bu programla, gençlerin gönüllü çalışmalara katılan bilinçli ve verici yurttaş konumuna gelmeleri amaçlanmaktadır. Bu bağlamda ağaç dikimi, okul duvarı boyama, illerde yürütülen sokak çocukları projelerine destek, özel günlerde kimsesiz çocuklar ve yaşlıları ziyaret etkinlikleri yapılmıştır. Örneğin Mardin Belediyesi ile işbirliği halinde il merkezinde belirli alanlara çöp bidonları yerleştirilmiş, bazı özel doktorlarla görüşülüp yoksul gençlerin belirli günlerde ücretsiz muayeneleri sağlanmıştır. Yapılan bu etkinliklerle gençlik çalışmalarının kalkınma ile bağlantısı kurulmakta ve gençliğin kalkınma sürecine katılımı konusunda bir altyapı hazırlanmaktadır. Düzenlenen programlarla Mayıs 2001-2002 tarihleri arasında 1682, 2003 yılında 536 ve Temmuz 2004 yılı itibariyle 700 gence ulaşılmıştır. Mayıs 2001-Temmuz 2004 tarihleri arasında düzenlenen programlar kapsamındaki eğitimlerle 15 773, bilgilendirme toplantıları ile 22 862 olmak üzere toplam 38 635 gence ulaşılmıştır Yönetim ve Yaklaşım Gençlik ve Kültür Evlerinin faaliyetlerin yürütülmesinden o yöreden üniversite mezunu bir genç sorumlu olmaktadır. Gençlerin katılımcı mekanizmalarda yer almasını sağlamak ve kendi kendilerini yönetim kapasitelerini geliştirmek amacıyla, 5 ya da 7 kişiden oluşan “Gençlik Yürütme Kurulları” 4 ilde oluşturulmuştur. Bu kurullarda yer alan kişiler, gençlik evlerine üye gençlerin seçimi ile görev başına gelmektedirler. Gençlik Yürütme Kurulları düzenlenen etkinliklerin sorumluluğunu üstlenmekte, Gençlik ve Kültür Evlerinin yönetilmesine destek vermektedirler. İstikrarlı bir demokrasinin önemli bir önkoşulu olan gençlik örgütlenmeleri toplumda önemli rol oynamaktadırlar Ayrıca yerel etkinliklerin etkin ve katılımcı bir şekilde sürdürülebilmesi amacıyla, yerel yönetim, mülki amirler, yerel sivil toplum örgütleri ve kamu kurum temsilcilerinden oluşan birer “Danışma Kurulu” her bir Gençlik ve Kültür Evinde oluşturulmuştur. Danışma Kurulları, yerel çalışmalarda gençlere destek olmakta ve ayni katkıların bulunmasında yardımcı olmaktadırlar. Entegre bir yaklaşımın uygulandığı Gençlik ve Kültür Evleri’de gençlerin tüm programlara katılması özendirilmektedir. Programların etkinliğin artırılması ve geleceğe yönelik kararlara ışık tutulması amacıyla her ay düzenli olarak proje asistanı tarafından izleme raporları ve bunlara dayalı olarak üç ayda bir gelişme ve yıllık değerlendirme raporları hazırlanmaktadır. Üçer aylık iş planları gençler ve proje ortakları ile birlikte yerinde tartışılıp, hazırlanmaktadır. Kazanımlar Bu projenin zayıf-aksayan, güçlü-başarılı yönlerini saptaması ve Gençlik Evleri ve Programlarının geliştirilmesi ve güçlendirilmesine yönelik stratejilerin ortaya konması amacıyla Eylül-Ekim 2003 tarihlerinde “Sosyal Etki Değerlendirme Çalışması” yapılmıştır. Bu çalışma kapsamında; Gençlik Evlerinin varlığının, birey, aile, topluluk, kamu kuruluşları üzerindeki etkileri objektif bir şekilde katılımlı gözlem, mülakat ve anket teknikleri kullanılarak saptanmaya çalışılmıştır. Gençlerin enerjisini insan ve çevreye duyarlı alanlara kanalize etmeye başladığının işaretleri görülmeye başlanmıştır. Örneğin Diyarbakırlı gençler kendi kurdukları tiyatro grubu ile bir oyun sergileyip elde edilen geliri lösemili bir arkadaşlarının tedavisi için bağışlamışlar, Mardinli gençler ise, il merkezinde ATA Kolejinden gelen talep üzerine okulun bir duvarını gönüllü olarak boyamışlardır. Sosyo-kültürel programlar çerçevesinde verilen üniversiteye hazırlık kursları ile okul döneminde bu derslerden başarısız olan gençler bütünleme sınavlarına hazırlanmış ve sınıfı geçme imkanını yakalamışlardır. Böylece hem gençler hem de aileler memnun kalmışlardır. Gençlik ve Kültür Evleri ile diğer ulusal ve uluslararası sivil toplum örgütleri, özel sektör yerel yönetim ve mülki amirlerle işbirliği olanakları artmış, gençler yörenin ilgi odağı haline gelmiştir. Örneğin, Kilis ilinin köklü ailelerinden olan Duyar ailesi Kilis ilinde kendi arsaları üzerine Gençlik ve Kültür Evi olarak kullanılması amacıyla dört katlı bina inşaa etmiştir. Ayrıca Bölge illeri dışından gelen ziyaretçi sayısı ve ortak etkinlik düzenleme fikri çalışmaları artmıştır. Yerel yönetim ve mülkü amirler resmi ve özel toplantılarda Gençlik ve Kültür Evi adına davetiye göndermeye başlamışlardır. Bu davranış biçimi gençler açısından kurumsal olarak tanınma ve öz güven duygularının gelişmesi olarak algılanmıştır. Ulusal ve uluslararası alanda başarılar elde edilmeye başlanmıştır . Projenin sunumu yurt içi ve dışında bir çok toplantı ve konferanslarda yapılmış ve yerel ulusal basında sıkça yer alınmıştır. Örneğin Gönüllü Kuruluşlar Ulusal Kadın Sağlığı Komisyonu (KASAKOM) tarafından Mardin Gençlik ve Kültür Evi’ne 2001 yılı içinde “Milenyum Gençlik Ödülü” verilmiştir. Proje, Mart 2002′de Danimarka’da UNEP (Birleşmiş Milletler Çevre Programı) tarafından organize edilen Dünya Gençlik Forumu’nda en iyi altı uygulamadan biri, Eylül 2002’de Johannesburg’da gerçekleştirilen RİO+10 Sürdürülebilir Kalkınma Dünya Zirvesi’nde Türkiye tarafından sunulan en iyi 23 örnek proje içinde yer almıştır Bilgi teknolojileri projenin öncelik verdiği alanlardan biridir. Gençlerin bilgi teknolojilerine ulaşmalarını ve kullanımlarını sağlamak ve bu alanda meslek edinmelerine yardımcı olmak amacıyla proje illerinde çalışmalar başlatılmıştır. ÇOCUK OKUMA ODALARI PROJESİ Bu proje ile GAP Bölgesi’ndeki okul öncesi ve okul çağındaki çocukların sportif, kültürel ve sanatsal faaliyetlerden yararlanabileceği, çocuk okuma odalarının açılıp çocukların zihinsel, psikolojik ve sosyal gelişimlerinin desteklenmesi ve çocukların ailelerinin bilinçlendirilmesi amaçlanmaktadır. Projenin hedefleri; • Çocukların sokağın olumsuz ve riskli ortamından uzaklaştırılması, • Çocukların kötü alışkanlıklardan uzak tutulmaları, • Çocukların oyun yoluyla özgüven kazanmalarının sağlanması, • Grup dinamiği içerisinde etkileşim kurarak sosyalizasyonlarına katkıda bulunmalarının sağlanması, • Çocuklara ders çalışma alışkanlığının kazandırılması, • Okula henüz başlamamış çocukların erken çocukluk gelişimi programıyla okula hazırlanmalarının sağlanması, okula giden çocukların başarılarına destek olunması, • Okula giden çocukların derslerine yardımcı olunarak temel eğitimlerinin desteklenmesi, • Yoksul ailelerin çocuklarının başta kitap olmak üzere eğitim araç-gereçlerine ulaşabilirliklerinin arttırılması, • Okula giden çocukların okul başarıları konusunda öğretmenleri ile birebir ilişki kurulması, • Okul çağında okula kaydolmamış çocukların özellikle kız çocuklarının okula kayıtlarının yapılması, • Risk altındaki çocukların tespit edilerek ailelerinin ilgili kamu kurum ve kuruluşlarına yönlendirilmesinin sağlanması, • Nüfusa kayıtlı olmayan çocukların tespit edilip nüfusa kayıtlarının yapılması, • Çocuklar aracılığıyla ailelere ulaşılarak rehberlik hizmetlerinin verilmesidir. Projenin hedef grubunu 05-06 okul öncesi yaş grubu ve 07-14 okul çağı yaş grubu çocuklar oluşturmaktadır. Proje çerçevesinde erken çocukluk programları, eğitim programları (bilgisayar, etüt, derse destek çalışmaları, kitap okuma vb), sanatsal ve kültürel programlar (tiyatro/ drama, resim, müzik, halk oyunları vb) ve spor faaliyetleri (basketbol, masa tenisi vb). yürütülmektedir. Batman’da 1, Diyarbakır’da 2, Mardin’de 2, Şanlıurfa’da 2 olmak üzere toplam 7 Çocuk Okuma Odası faaliyettedir. Faaliyette bulunan Çocuk Okuma Odalarına valilikler, kaymakamlıklar, ulusal ve uluslararası sivil toplum kuruluşları, elçilikler, özel firmalar ve gönüllülerin destekleri vardır. Çocuk Okuma Odalarında çocuk gelişimciler, ana sınıfı öğretmenleri, sınıf öğretmenleri ve gönüllüler çalışmaktadır. Çocuk Okuma Odaları aracılığıyla Temmuz 2002-Haziran 2004 tarihleri arasında 2700 çocuğa ulaşılmıştır. ADIYAMAN KENTİNDE SOKAKTA ÇALIŞAN ÇOCUKLARIN REHABİLİTASYONU PROJESİ Diyarbakır İli’ndeki “75.Yıl Çocuk ve Gençlik Merkezi” modelinin benzer bir şekilde Adıyaman İli’nde uygulanması amacıyla, ILO’nun teknik desteği ile hazırlanan bu projeye uluslararası bir sivil toplum kuruluşu olan Joint Distribution Committe (JDC)’den finansal katkı sağlanmıştır. Bu proje ile, sokakta çalışan çocukların yaşam kalitesinin yükseltilmesi, sağlık, beslenme, psiko-sosyal yönden desteklenmesi vb. hizmetlerle çocukların eğitime katılma süresinin artırılması ve çocuk işçiliğinin kademeli olarak sonlandırılması hedeflenmiştir. Projenin hedef grubu, Adıyaman’da küçük yaşlarda sokaklarda çok tehlikeli ve istismara açık işlerde çalışan çocuklar oluşturmaktadır. Proje kapsamında Mart 1993 tarihi içinde Adıyaman Çocuk ve Gençlik Merkezi kurulmuştur. Adıyaman Çocuk ve Gençlik Merkezi’nde çocuklara yönelik olarak folklor çalışmaları, müzik, masa tenisi, bilgisayar eğitimi, bilardo ve kütüphane hizmetleri gibi sosyal faaliyetler gerçekleştirilmektedir. Ayrıca okula gitmeyen çocukların okula başlamaları için çalışmalar yapılmaktadır. Öğrenimine devam etmeyip 15 yaş üstü çocukların meslek edinmelerine yönelik çalışmalara da başlanmıştır BATMAN, ŞANLIURFA VE GAZİANTEP KENTLERİNDE SOKAKTA ÇALIŞAN ÇOCUKLARIN REHABİLİTASYONU PROJESİ Proje, GAP İdaresi-Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) işbirliği ile yürütülmekte olan “GAP’ta Sürdürülebilir Kalkınma Programları” şemsiyesi altında, İsviçre Hükümeti’nden sağlanan finansman desteğiyle, dezavantajlı grupların güçlendirilmesi kapsamında Kasım 2004 yılı itibariyle Batman, Gaziantep ve Şanlıurfa İllerinde başlatılmıştır. Projenin amacı; 6 18 yaş grubundaki sokakta çalışan çocukları; sokağın risklerinden korumak, sosyal ve psikolojik gelişimlerini desteklemek, okul çağında olup okula gidemeyenleri eğitime kazandırmak ve eğitim çağını geçmiş olanlara mesleki beceri kazandırılarak yaşam koşullarını iyileştirmektir. Program çerçevesinde ailelere de eğitim ve gelir getirici aktiviteler alanında destek sağlanacaktır. Projenin hedef grubunu, Batman, Şanlıurfa, Gaziantep’te küçük yaşlarda, sokaklarda, tehlikeli ve istismara açık işlerde çalışan çocuklar oluşturmaktadır. Bu çalışma, çalışan çocuklara doğrudan destek sağlayabilmek için Batman’da bir merkezin kurulmasını ve Şanlıurfa, Gaziantep’teki merkezlerin daha iyi hizmet vermek üzere kapasitelerinin arttırılmasını kapsamaktadır. Projenin uygulanması, ilgili merkezlerde doğrudan müdahaleyi güçlendirecek, belirlenecek olan gereksinimlerden hareketle çalışan çocukların sistematik ve planlı bir biçimde desteklenmesine olanak tanıyacaktır. Mahalli idarenin ve sivil toplum kuruluşlarının aktif katılımları bu alanda kapasitelerinin güçlendirilmesi programın çok önemli bir bileşenini oluşturmaktadır. HALK SAĞLIĞI PROJESİ Projenin amacı; barajlar, sulama alt yapıları, tarımda sulamanın yaygınlaştırılması, ürün deseninin ve tarımsal pratiklerin değişmesi sonucunda oluşacak ekolojik ve çevresel değişmelere bağlı olarak ortaya çıkabilecek sağlık sorunları ve bunların önlenmesine yönelik politika, strateji ve uygulama yöntem ve araçlarını geliştirmektir. Türkiye Parazitoloji Derneği başkanlığında Dicle, Gaziantep ve Harran Üniversitelerinden oluşan bir ekip tarafından GAP kapsamındaki 9 ilde (Adıyaman, Batman, Diyarbakır, Gaziantep, Kilis, Mardin, Siirt, Şanlıurfa ve Şırnak) uygulanmıştır.. Katılımcı planlama anlayışı ile son şekli verilen projenin izleme ve değerlendirilmesi Sağlık Bakanlığı, Çevre Bakanlığı, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı, Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü, Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü temsilcilerinden oluşan 11 kişilik bir “Yönlendirme Kurulu” tarafından sağlanmıştır. 2001-2003 yılları arasında uygulanan proje sonunda bir eylem planı hazırlanarak ilgili kuruluşlara dağıtılmıştır. Hazırlanan eylem planının çıktılarına dayalı olarak sıtma ve ana-çocuk sağlığı konularında iki proje uygulamaya geçirilmiş olup projeler kapsamında yapılan çalışmalar aşağıda belirtilmiştir. DİYARBAKIR VE BATMAN İLLERİNDE SITMA KONTROLÇALIŞMALARININ GÜÇLENDİRİLMESİ PROJESİ Proje ile, Diyarbakır ve Batman ilerinde sıtma insidansını bir yıl içerisinde 2003 yılı sıtma insidansına göre, en az %50 azalmasını sağlamak amaçlanmaktadır. Sağlık Bakanlığı tarafından uygulanan bu proje, bölgedeki diğer sağlık hizmetlerini desteklemeyi, proje bölgesinde görev yapan sağlık personellerinin sıtma ile ilgili bilgi ve becerisi en üst düzeye getirmeyi, halkın sıtma hastalığına karşı duyarlılığının artırılmasını ve, sağlık hizmetlerine toplumun katılımı en üst düzeye getirmeyi hedeflemektedir. Batman ve Diyarbakır’da 2003 sıtma verilerine göre 7287 vaka tespit edilmiştir. Ülke genelinde vaka sayısı 9.222 olup, bunun %79’u Diyarbakır ve Batman illerindedir. Ayrıca diğer illerde tespit edilen vakaların çoğu bu iki il kökenlidir. Proje kapsamında Diyarbakır ilinde 792 lokaliteden 728’ine ayda bir kez, 64’üne ayda iki kez, Batman ilinde ise 252 lokaliteden 200’üne ayda bir kez 52’ine ayda iki kez ziyaret gerçekleştirilmiştir. Vektör sivrisineğe yönelik olarak Diyarbakır ilinde 90 lokalitede ilaçlama yapılırken Batman ilinde 47 lokalitede ilaçlama yapılmıştır. Toplam 10.000 hane proje başladığından beri koruma altına alınmıştır. TOPLUMA DAYALI ANA ÇOCUK SAĞLIĞI PROJESİ Bu proje ile, katılımcı ve topluma dayalı bir temel olarak koruyucu sağlık hizmeti sunma modeli geliştirip uygulayarak, uygulama yapılan alanlarda ana-çocuk sağlığı göstergelerinin sürdürülebilir bir biçimde iyileştirilmesi ve uygulama sonuçlarına dayalı olarak tekrarlanabilir model veya modeller geliştirmek hedeflenmektedir. Batman İli Merkez İlçe de gerçekleştirilecek projenin uygulama süresi 1 yıl olup Batman Valiliği ile yapılan işbirliği protokolü çerçevesinde uygulamaya geçilmiştir. Proje süresince Batman ili Merkez ilçe gecekondu mahallelerinde 15-49 yaşları arasında 1500 kadın ve 5 yaş altı çocuklarının, eğitimden geçirilen 15 yerel yarı gönüllü kanalı ile temel ana-çocuk sağlığı alanında eğitimlerin verilmesini, sağlık göstergelerinin izlenmesini ve gerektiğinde sağlık kuruluşlarına sevklerinin yapılması sağlanacaktır. MERKEZ KÖY VE KÖYE DÖNÜŞ KIRSAL KALKINMA PROJESİ Bu proje ile, gelişme potansiyeli bulunan kırsal yerleşim yerlerinin tesbit edilerek, buraların sosyal altyapısını ve ekonomik potansiyelini geliştirmek yoluyla, kırsal cazibe merkezlerinin ve ara kademe kırsal yerleşim yerlerinin yaratılmasını ve kırsal göçün bu ara kademe kırsal yerleşim yerlerine yönlendirilmesini amaçlamaktadır. Proje çerçevesinde Diyarbakır ve Siirt illeri pilot iller olarak belirlenmiş ve Valiliklerin önerisi ile Diyarbakır ili Çüngüş İlçesine bağlı Yeniköy ile Siirt iline bağlı Sağırsu köyü pilot uygulama alanları olarak seçilmiştir. 2001 yılında bu iki köyde planlama çalışmaları başlatılmış ve alt-bölge gelişme planları ile köy yerleşim planları hazırlanmıştır. Ayrıca bu alt-bölge gelişme planlarının uygulamaya aktarılarak bu köylerin cazibe merkezi olma kapasitelerini artırmaya yönelik öneri eylem planları hazırlanmıştır. Eylem planlarının uygulamaya geçirilmesi için 2003 yılında Yeniköy’de yürütülecek kalkınma programları için Diyarbakır Valiliği ile bir işbirliği protokolü imzalanmıştır. İdaremizin proje kapsamında sağladığı finansman ve teknik destek ile 2004 yılında Çüngüş Kaymakamlığı tarafından Yeniköy ve çevre köylerinde 15 çiftçinin 75 dekar arazisinde aşılı Amerikan asmaları ile örnek bağlar tesis edilmiş, sağlık ocağı ve ilköğretim okulunun tadilatı gerçekleştirilmiş, bir Çok Amaçlı Toplum Merkezi ve Çocuk Okuma Odası kurulmuş, çocuk parkı ve spor alanı inşa edilmiştir. 2004 yılında ise programa Siirt ili Sağırsu köyü alınmış ve bu alandaki öncelikli ihtiyaçlar tesbit edilmiştir. İhtiyaç analizinin sonucunda Sağırsu ve çevre köylerindeki içme suyu tesislerinin rehabilitasyonu, okulların tadilatı ve güçlendirilmesi ile spor alanlarının rehabilitasyonuna yönelik Siirt Valiliği ile bir işbirliği protokolü imzalanmıştır. Bu faaliyetlerin yürütülmesi için İdaremiz tarafından Siirt Valiliğine finansman katkısı sağlanmıştır. Valilik tarafından yürütülecek faaliyetlerin fizibilite çalışmaları yapılmaktadır.

20.y.y

Ocak 5 2007Yorum Yok Kategori: Kültür-Antropoloji

20.yüzyıl kültürel anlamda gerçek bir başarısızlık örneğidir. Tek doğrunun kendisi olduğunu iddia edenlerin çıkardığı savaşlarla, zulümle inledi insanlar.Robespierre ile simgeleşen jakobenlik kendi gibi düşünmeyen herkesi giyotine göndermekte bir an duraklamadı. O nedenle Robespierre de ağzı burnu dağılmış olarak giyotine gönderildi sonunda. Binlerce yıllık sözlü kültür geleneği olan konuşma küçümsendi. Sadece yazının kalıcılığı vurgulandı. Konuşmanın insani boyutu ve yaratıcılığı yok edildi. Çünkü 20. yüzyıl insanları polarize etti.Herkesi savurdu.Modernleşmeci pradigma vazgeçilemez tek gerçeklik gibi kendini ortaya koydu. İlerlemeci anlayış kendinden başka bir paradigma olabileceğini düşünmeden rahat rahat yaşadı. bu entellektüel bakış nedeniyle toplumları ve insanları terzi makasıyla keser gibi kesip biçmek 20.yüzyılda normal görüldü.İdeolojiler alkış aldı, insanlar acı çekti. Bu terzi makası Rusya’da binlerce Tatarı, Ahıska Türkünü ya da Koreliyi yerinden yurdundan sürdü. Bu terzi makası Avrupayı biçti tam ortadan, Afrika’nın ise bugünkü felaketini hazırladı. Bugün gördüğümüz “öteki” bizim aynamızdır. Yoksul kıtalar kültürleri ellerinden alınmış, toplumsal modelleri tarumar edilmiş ülkelerle dolu. Konuşma yasalarla bile yasaklanmış Yeni Zelanda’da olduğu gibi. Maori yerlileri yüz yıl kendi dillerinde konuşamamış.Yeni izin verildi ve ilk ana okullarını açtılar kendi dillerinde. Sokak isimleri Maori dilinde yeniden değiştiriliyor özür dilemek için.
Bugün tera çağında yaşıyoruz . Mega milyon giga milyar. Ama hiç bir sayısal büyüklük iki insanın göz göze olmasındaki kadar büyük bilgi alşıverişini bize henüz sunamıyor. Göz göze olduğumuzda birbirimize bir saniyede bir milyar veri aktarıyoruz. Diyalog çok farklı kimlikler arasında olduğu zaman yaratıcı. Tarih boyunca değişim kültürler arası diyalg ve bilginin taşınmasıyla olmuşutur. Önyargısız düşünme diye başlayan cümleler var. Önyargılı düşünme zaten olmaz ki!O sadece bir yargının belirtilmesidir.Önyargının bilgi yerine kullanılması alışkanlığnı değiştirmek zorundayız. Yani eski zihni kalıpları, düşünce biçimlerini ve tek doğruları.
1500 yıllarında dünyada 500 devlet vardı, site devletler.Bu yüzyılın başında 23 tane ülke vardı, imparatorluklar. 1950 başında ülke sayısı 53’e çıktı.Şimdi Birleşmiş Milletlerin üyesi 193 ülke var. Kendi adına para basan ülke sayısı ise 214 tane. Beklenti şu.500 doğru giderek geldiğimiz yere varacağız bir yığın acıdan sonra.
21.yüzyıl insan ve kültür merkezli bir anlayışın kuramını hazırlamaya çalışıyor.21. yüzyıldaki demokrasi anlayışı Türk İslam anlayışında tüm değerleriyle var. Yani bin yıl sonra yaşayan hoşgörü dünyası . İşte Mevlana diyor ki: Gene gel gene./Ne olursan ol/ ister kafir ol, ister mecuzi, ister putperest/ ister yüz kere tövbe etmiş ol/ ister yüz kere bozmuş ol tövbeni/ umutsuzluk kapısı değil bu kapı/ nasılsan öyle gel.
Bence 21. yüzyılın mottosu bu:Nasılsan öyle gel. Bu çoklu kültür ve çoklu din mottosunun yaratıcısı benim kültürüm. Yunus da şiirlerinde 72 milletin kardeşliğinden söz eder çoklu etnik kültürle birarada yaşamanın en güzel edebi eserleri kültürümüzde vardır. İpekyolunun 12.000 kilometrelik alanında yol boyu Türkçe konuşulur. Anadolu’daki barışçı kültür İpek yolundan Batı’ya göç eden Türk kavimlerinin çatışma ve barış içinde yarattığı kültürdür. Türkler bütün kültürlerle alış veriş içinde olmayaı sevmişler tarih boyu. Çok etkilendikleri kültürlerle bütünleşmekte sakınca görmemişler. Kültürlere gösterdikleri uyum nedeniyle bazılarınca kimliksiz diye nitelenmeleri önyargılı bir bakıştır. Onlar kültürel uyumun ve sentezin örnekleri olmuşlar. Bu nedenle dünyada şaman, yahudi, hıristiyan,müslüman Türk boyları, devletleri var. Türkler yol kültürüyle tüm kültürlere aşina olmuştur. Budizm,nasturilik,manizm gibi dinlerdeki hoşgörü tasavvufta ruh bulur. Çin, Hind ve İran kültürleriyle etkileşim içinde olmuştur Türkler. Bu Horasan’da mayalanmıştır.
 

Love knocks the door

Ocak 5 2007Yorum Yok Kategori: Okuduklarım

In un passato non tanto lontano le follie,e gli squilibri e il forte sentimento di odio vissuto nella societa odierna come ha messo sotto sopra le nostre valute culturali ha lasciato anche al vento come una foglia d’autunno il nostro sentimento di “amare”.
 

Sayfa 1 / 11