Anket
Loading ...Çok Okunanlar
- 19% Yeniden Kanser
- 15% Kanserle Yaşıyorum
- 15% Fethullah Gülen ile Global Hoşgörü ve New York Sohbeti
- 14% Kanser olmamda medyanın rolü var!
- 11% Aşk Kapıyı Her Zaman Çalar
- 11% Ne Kadar İlgi, O Kadar Sevgi
- 10% Ne Kadar Sevgi, O Kadar Çözüm
- 10% 32.GÜN PROGRAMINDA NELER OLDU?
- 10% Politikada Kadın Eli
- 10% Babalar ve Kızları
-
- SELDA: MERHABA BEN SELDA ERGENE 33 YAŞINDA...
- marandafer: Sevgili Nezahat hnm,pembe hanım der...
- Nevval Sevindi: Çokkk teşekkür ederim sevgili dost!...
- MEHMET ERDAL URAL: KIYMETLİ ARKADASIM, SENİ, BİRLİKTE ...
- fidan: Merhaba nevval hanım bende kemik ka...
- nezahat uzal: metastas geçiriyorum tedavi sonuç v...
- KARAHAN: sAYIN ARKADAS BENI MUTLU KILAN K...
- jajapa: sanırım yazınızdaki fikirleriniz g...
- Mayıs 2012
- Nisan 2012
- Mart 2012
- Şubat 2012
- Ocak 2012
- Aralık 2011
- Kasım 2011
- Ekim 2011
- Eylül 2011
- Ağustos 2011
- Temmuz 2011
- Haziran 2011
- Mayıs 2011
- Nisan 2011
- Mart 2011
- Şubat 2011
- Ocak 2011
- Aralık 2010
- Kasım 2010
- Ekim 2010
- Eylül 2010
- Ağustos 2010
- Temmuz 2010
- Haziran 2010
- Mayıs 2010
- Nisan 2010
- Mart 2010
- Şubat 2010
- Ocak 2010
- Aralık 2009
- Kasım 2009
- Ekim 2009
- Eylül 2009
- Ağustos 2009
- Temmuz 2009
- Haziran 2009
- Mayıs 2009
- Nisan 2009
- Mart 2009
- Şubat 2009
- Ocak 2009
- Aralık 2008
- Kasım 2008
- Ekim 2008
- Eylül 2008
- Ağustos 2008
- Temmuz 2008
- Haziran 2008
- Mayıs 2008
- Nisan 2008
- Mart 2008
- Şubat 2008
- Ocak 2008
- Aralık 2007
- Kasım 2007
- Ekim 2007
- Eylül 2007
- Ağustos 2007
- Temmuz 2007
- Haziran 2007
- Mayıs 2007
- Nisan 2007
- Mart 2007
- Şubat 2007
- Ocak 2007
- Aralık 2006
- Kasım 2006
- Ekim 2006
- Eylül 2006
- Ağustos 2006
- Temmuz 2006
- Haziran 2006
- Mayıs 2006
- Nisan 2006
- Mart 2006
- Şubat 2006
- Ocak 2006
- Aralık 2005
- Kasım 2005
- Ekim 2005
- Eylül 2005
- Ağustos 2005
- Temmuz 2005
- Haziran 2005
- Mayıs 2005
- Nisan 2005
- Mart 2005
- Şubat 2005
- Ocak 2005
- Aralık 2004
- Kasım 2004
- Ekim 2004
- Eylül 2004
- Ağustos 2004
- Temmuz 2004
- Haziran 2004
- Mayıs 2004
- Nisan 2004
- Mart 2004
- Şubat 2004
- Ocak 2004
- Aralık 2003
- Kasım 2003
- Ekim 2003
- Eylül 2003
- Ağustos 2003
- Temmuz 2003
- Haziran 2003
- Mayıs 2003
- Nisan 2003
- Mart 2003
- Şubat 2003
- Ocak 2003
- Aralık 2002
- Kasım 2002
- Ekim 2002
- Eylül 2002
- Ağustos 2002
- Temmuz 2002
- Haziran 2002
- Nisan 2002
- Şubat 2002
Kategoriler
Özgürlük çıkar çevre koruma Şehir 32.Gün Aşk Almanya Amazon Arşiv bayram Berlin Demokrasi Güncel gelenek Girişim Kültür Kadın Kanser Kent liyakat nevruz pembe hanım Politika Sevgi Türk tabiat toplum yalnızlık Zaman Zaman Turkuaz 32.Gün (3)
Analiz (59)
Arşiv (7)
Basında (116)
EN (82)
Güncel (304)
Haberler (89)
Kadın (34)
Kitap (11)
Kültür-Antropoloji (79)
Okuduklarım (77)
Politika (139)
Yeni Yüzyıl (31)
Zaman (2)
Zaman (233)
Zaman CumaErtesi (59)
Zaman Turkuaz (128)
WP Cumulus Flash tag cloud by Roy Tanck and Luke Morton requires Flash Player 9 or better.
Ocak, 2007
Referans Gazetesi Ctesi
27.Ocak.sayısında Nevval Sevindi ile ropörtajı Mine Akgün yaptı. “Erkekler tarafından aşağılanan kadın küsüp politikadan kaçıyor”
Nevval Sevindi’yi on yılı aşkın bir süredir tanıyorum. Araştırmaları, gazete yazıları, televizyon programları, senaryoları, sivil toplum çalışmaları ile o tanıdığım en çalışkan, üretken ve girişken kadınlardan biri. Organizasyon yeteneği çok gelişmiş, konuşmayı çok seviyor, duygularını düşüncelerini de çok güzel ifade ediyor. Bundan 6-7 yıl kadar önce çağın illeti kansere yakalandı, ona da yiğitçe baş kaldırdı ve alt etti. Ve şimdi de politikaya atılıyor. Siyaset arenasında da başarılı olacağını tahmin ediyorum. Olmalı da.. Kadınlara bütün partilerimizin ihtiyacı var. Onun için Nevval Sevindi gibi yürekli kadınların hangi partiden politikaya atıldığı hiç önemli değil. Hepimizin hangi partiden olursa olsun politikaya giren kadınları desteklemesi gerekiyor… Aktif politikaya atılmaya ne zaman, nasıl karar verdin? Ben zaten son on yıldır, Anadolu’da her yıl altı ay profesyonel konuşmacılık yapıyorum, konferanslar veriyorum. Çalışmalar yapıyorum, kadın dernekleri, kanser dernekleri kuruyorum. Bunların hiç birinde ben yasal olarak üye ya da başkan değilim. Onursal ya da fahri öyle bir şeyler oluyorum. Ama ben yereldeki insanları motive ediyorum, bir şeyler yapmaları için hedefler gösteriyorum. Elimdeki tüm bilgileri onlarla paylaşıyorum. Karşılıklı birbirimizden çok şey öğreniyoruz. Bu kadar uzun süre halkla iç içe olup, politika üretip insanlara heyecan verdikten sonra bu politikaların devlet katında dinlenmesi, devlet politikası haline gelmesini istiyorum. Fakat maalesef Türkiye’de demokrasinin en açmaz noktalarından biri bence sivil toplumla devlet ve hükümet arasında, siyasi organlar arasında organik bir bağ olamaması. Bu bağ olmadığı için zaten senin seçmen olarak kıymet-i harbiyen yok. Sen ister erkek ister kadın olarak bir seçmen ya da (Sivil Toplum Kuruluşu) STK üyesi olarak baskı unsuru olamıyorsun. Bunu anladıktan sonra siyasete girip girmemeyi düşündüm uzun süre ve bu ne kadar yararlı olur diye. Neden DYP? Mehmet Ağar daha kongre döneminde partide siyaset yapmamı istedi. Fakat ben o zaman karar verememiştim. Parti içi çalışmanın bana ne kadar uyacağından emin değildim. Çünkü bağımsız çalışmaya, özgürlükçü düşünmeye alışkınım. Parti içi dengelerin böyle olmadığı söylendiği için bu gözümü korkutan bir durumdu. O nedenle de istememiştim. Ben daha projeci bakıyorum olaylara o nedenle çalışmam zor olur dedim. Fakat sağ olsun Mehmet Ağar, “tamam ne yapalım sorduk istemedi” demedi. Ertesi yıl yeniden geldi. 2006’nın Ekim ayında sayın Celal Adan ve onunla görüşmeler yaptık. Tekrar birlikte çalışmayı çok istediklerini söylediler. Ben de kadın seçmen tabanının motive edilmesi ve bir kadının değil de daha fazla sayıda kadının girmesi için proje yaparsam çalışmayı çok istediğimi söyledim. Sayın Ağar “Evet kesinlikle çok maço bir partiyiz, kadınlara kapılarımızı açmamız gerekiyor, Türkiye’nin modernleşmesi kadınlardan geçiyor, ben de sizinle aynı fikirdeyim. Daha fazla kadının Hem Meclis’e hem de diğer karar mekanizmalarına girmesi için ne isterseniz yapın, en radikal şeyleri bile yapsanız kabul ediyorum” dedi. Bu benim için çok ufuk açıcı ve umut verici oldu. Çünkü bir siyasi parti liderinin kadınlarla ilgili bu kadar rahat konuşması ve “radikal bile olsa her şeyi yapalım yeter ki, Türkiye’nin önünü açacak kadın oylarını siyasete kanalize edelim” demesi gerçekten önemliydi. Gazetecilik yaşamım boyunca bunu diğer politikacılardan laf olsun diye bile duymadım. Bu yüzden de heyecanla DYP’ye girdim. Tabii ki bu nedenle de girilir ama partinin siyasi görüşü, politikaları senin görüşlerine uygun muydu? Partinin bütün politikaları olarak değil ama DYP’nin merkez sağda tek parti olduğunu düşünüyorum. Ben de Türkiye’nin merkez sağında yer alıyorum. Gerçi dünyada sağ ve sol kalmadı, ben hiçbir zaman ideolojilere bağlı olmadım. Türkiye’nin genel toplumsal konteksti merkez sağ. Ama bu bizim kültürel yaşantımız ve bakışımızın batılı bir çerçeve içinde tarihi diye düşünüyorum merkez sağı. Ve AKP iktidar olduğu süre içerisinde ne teorik, ne de pratik olarak merkez sağa uymadığını gösterdi. O yüzden de DYP eski geçmişi olan, merkez sağda bu kadar uzun süre ayakta kalmış bir parti olarak merkez sağa lider olacağını düşündüğüm için teorik olarak böyle bir yakınlık benim için cazip oldu. Büyük kentlerde de Anadolu’da da sivil toplum örgütlerinde bir çok kadın çalışıyor ama sıra politikaya girmeye gelince kadınları bir şeyler mi durduruyor, kendileri mi duruyor? Her ikisi de var. Öncelikli olarak erkekler tarafından durduruluyorlar. Erkekler onların belli bir çizgiye kadar gelmesine izin veriyor. Kadın kolları diye normal partinin daha aşağısında yer alan daha ikincil işlere bakan bir kurum var. Kadın kolları ve gençlik kolları… İkisi de toplumun en marjinal grupları. Toplumun demokratik yollardan haklarını alamayan iki grubu. Zaten kadınların müttefiki gençlerdir, hayatım boyunca gençleri korudum kolladım ve onlar için çalıştım. Sorunun ikinci boyutuna gelince, evet kadınlar kendilerini de durduruyorlar, erkek oyunlarına alışkın olmadıkları için. Erkeklerin onları kızdırması çok kolay oluyor. Aşağılıyorlar, hakaret ediyorlar. Kadınları bir tür fiziki olmayan şiddete maruz bırakıyorlar. Ve kadınlar da hemen küsüp darılıp bu ortamdan kaçıyor. Bir de erkekleşmiş kadınlar var. Her etek giyen kadın değildir. Kadının kadın olma bilinci olması lazım. Eteklik giymiş ama kadın olmayan erkekleşmiş kadın, erkeklerle beraber erkek oyununu oynarsa kazanacağını düşünüyor diğer kadınların önünü kesiyor. Onlar erkek gibi davranırlarsa bir pozisyon elde ediyorlar. Ve kadın gibi davranan, kadın olmaktan gocunmayan kadınları da küstürüyorlar. Evet köprüyü geçince beyaz olan siyah öyküsünde olduğu gibi belli bir yere gelmiş kadınlarda hep “ben hiç ayrımcılığa uğramadım” söylemi vardır… Çok zengin kocası ya da babası olanlar belki böyle bir dokunulmazlık edinmişlerdir kendilerine. Ama ben her zaman ayrımcılığa, tacize uğradım. Kadın olmanın önümü kapattığını düşünüyorum. Ben gerçekten çalışkanım, çalışkanlık ve birikimini nasıl test ediyorsun dersen, Batı’ya gittiğimde onların bana davranışı ve söylediklerinden bunları fark edebiliyorum. Buraya geldiğim zaman ise hemen kendimi daha aşağıda hissettiriyorlar bana. Çünkü maalesef Türkiye’de ne yaptığın neleri ürettiğinle ilgilenmiyorlar, şekilci ve ideolojik bir takım yargılarla değerlendiriyorlar. Yalnız bu bende ters etki yaptı. Kadın olsun erkek olsun aydınların, kadınların kırılıp kenara çekilmesine hayattan, siyasetten vazgeçmesine, hatta alkolik olmasına çok rastladım. Ama bu bende inat doğurdu. Bana yapılan her şey geçmişte kalıyor, unutuyorum. Önemli olan bugün ve yarındır. Yola devam etmem lazım çünkü bu benim sadece bireysel serüvenim değil, bu ülke için hayal ettiğim şey var ve bunu yapmam gerekir. Yapacaklarımın benden sonraki kuşaklara da yarar sağlayabileceği ihtimali bana müthiş motivasyon veriyor. Yaralanıyorum, eve geldiğimde, kendi dünyama kapandığımda ağlıyorum, hüzünlü oluyorum ama sokağa çıktığım andan itibaren yola devam ediyorum. Ben hep rüyalarımın peşinden gittim. Büyük bir çoğunluğunu da gerçekleştirdim. Kadınlara gençlere ve yoksullara daha adil bir dünya kurmak mümkün diye düşünüyorum. Bunun hiçbir ideolojisi olmadığına sadece insan olmak ve insanı sevmekle başarılacağına inanıyorum. Anadolu’yu karış karış dolaştın, çok seviliyorsun, somut olarak farklı bir şeyler yapacağına inanıyor musun? Bu gerçekten zor bir soru. Çünkü inanman başka pratik başka oluyor. Yapacağıma inanıyorum ama pratikte nasıl işleyecek, kadın seçmen tabanının örgütlenmesi ile ilgili verdiğim proje DYP’nin Merkez Yürütme Kurulu’ndan (MYK) geçti. Resmen bu çalışmayı yapmak için atandım. İstanbul’un varoşlarında ve Ege’de kadınlarla ilgili toplantılar, eğitim çalışmaları yapmak üzere bir plan hazırladık. Kadınların bir süre katılıp sonra bize göre değilmiş deme ihtimalleri de var mı? Kadın Adayları Denetleme ve Destekleme Derneği’nde (KA-DER) biz bunu çok gördük. Bir İngiliz kadın parlamenterin bize verdiği eğitim sırasında söylediğini hiç unutmuyorum. “Politika asla vazgeçilmeyecek, bir dakika daha fazla ayakta kalanın başardığı bir alandır” demişti. Bir kez yenilmek, bir kez iktidarı alamamak başarısızlık değildir. Türkiye’de bunun en güzel örneği Süleyman Demirel’dir. Her yenilgiden zaferle çıkmıştır. Amerika’da Abraham Lincoln sekiz kere yenilip başkan olmuştur. Politika dayanıklı olmayı ve imanın güçlü olmasını gerektiriyor. Eğer ben bir koltuğu hayal ediyorum dersen belki çabuk vazgeçebilirsin. Tabii ki siyaset sonuçta koltuk istemektir, siyasete girdiğinde başbakan, bakan olmayı istemek hakkındır. Ben de istiyorum. Sonuçta bunlar benim amacım değil aracım. Çünkü benim hayalim yapılamayanları politik alanda yapılabilir hale getirmek. Sözü geçmeyenleri demokrasi masasına oturtabilmek. Demokrasi masasında hepimizin bir sandalyesi olmasını sağlayabilmek. Çünkü ben hep daha rahat konuşma, daha rahat yazma, daha iyi ifade etme sıkıntısı çektim hayatta. Çocukluğumdan itibaren sus konuşma çocuksun, kadınsın, devlet memurusun denilerek hep bir bahane bulundu. Bundan çok sıkıldım. Bundan sonraki kuşakların daha rahat konuşacakları, insanların önyargısız dinleyip birlikte keyifle tartışabileceği, her şeyi söylemenin serbest olduğu düşünce özgürlüğünün yasalara geçtiği bir ülke istiyorum. Bu ülke bu fırsatı bana verirse- ki bunu siyasetten başka yerde alamayacağım için siyasetteyim- ülkenin önünü açmayı ve yasalara bir türlü siyasi parti başkanlarının yirmi yıldır uzlaşıp koyamadıkları düşünce özgürlüğünü tam anlamıyla Anayasa’nın ruhu haline getirmeyi çok istiyorum. Politikada kadınlar arasında dayanışma var mı? Ben şöyle diyorum, aydın kadın diğer kadınları seven kadındır. Ben ne yaparlarsa yapsınlar diğer kadınları seviyorum. Ama politikada kadınlar arası dayanışma yok. Kadınlar politikada diğer kadınları kendilerine rakip olarak görüyor. O nedenle bir partide bir yere bir kadın seçiliyorsa bir kadın aday, bir kadın milletvekili oluyor. Ama arkasından diğer kadınları sürüklemiyor. Başbakan olmuş Çiller hiçbir kadın yasasına imza atmadı. Kadınların lehine, cinsel ayrımcılığı önleyici bir çok tedbir alınması lazım. Bizim kabul ettiğimiz CEDAW Sözleşmesi’nin gerekleri hala yerine getirilmiş değil. Türkiye’nin hem kurumlar içinde hem diğer yatay ve dikey alanlarda mutlaka cinsiyet ayrımcılığını önleyici eğitimler yapması, projeler üretmesi ve eksik yasaları çıkarması gerekiyor. Ülkenin sosyal dokusunun altındaki bozulmanın kadınları -şiddet, ücret eşitsizliği, fuhuş gibi- kullanılır hale getirdiğini, en altta göründükleri için kullanılır obje ve nesne haline dönüştüklerini görüyoruz. Kılığına kıyafetine, saçına da çok karışıldı ama sen dirençle karşı koydun değil mi? Evet, bunların hepsine laf edildi. Entelektüel sayılmazsın şu saçlarını boyadan başlayarak gözlük takmama dek karıştılar. Fakat ben inatla ben bildiğim yolda devam ettim. Kadın gibi giyinmekten, kadın gibi görünmekten, süslü olmaktan mutlu oluyorum. Bu keyfimi bundan sonra da bozmamaya kararlıyım. Siyaseti de böyle yapacağım. Anadolu’da her yere böyle gittim. En kapalı yerde bile sen ne biçim kılıktasın demediler. Dışlamadılar, hep bağırlarına bastılar. Benim samimiyetim, gerçekten orada onlar için bir şeyler yapıyor olmam onları etkiliyor. Kadın seçmen tabanı da değişiyor mu? On yıl önce kadın seçmen tabanı diye bir şey yoktu. Ailedeki erkekleri ya da bulunduğu kurum ve çevre tarafından yönlendiriliyordu. Fakat son beş yılda çok ciddi gelişmeler kaydedildi. Kadınlar uyandılar. Artık partilerin kadın seçmen tabanını ciddiye alması gerekiyor. Bunu en fazla ciddiye alan, kadın seçmenin oyuna ihtiyacı olduğunu bilen de AKP. Birleşmiş Milletler tarafından 2006 Ağustosunda yapılan 75 Dünya ülkesinde yapılan “kadınların gücü” sıralamasında Türkiye maalesef yetmiş ikinci. Politikada daha fazla kadın görmek istiyorlar, yüzde yetmiş yedi oranda kadın kotasını destekliyorlar. Kadın kotasını isteyenler de sağ partiler. Tüm dünyanın tersine bizde sol partiler kadını asla ve asla politikada görmek istemiyor. Aday çok oluyor da kimi zaman sadece vitrin olarak kullanılıyor sanki ? Bakalım bu seçimlerde sanatçı gibi popüler tipler mi olacak yoksa daha akademisyen gibi bilgi üreticileri mi, sivil toplum temsilcileri mi göreceğiz. Daha çok popüler, siyasi partinin içinde denge unsuru olmayan, çıkıntılık yapmayacak, halkın sevgisini kazanmış bir kişiler tercih ediliyor. Ama düşüncenizle, tavrınızla savunduğunuz ilkelerle siyaset yapmak oy almak bu çok zor. Kolay olsaydı zaten bana kalmazdı diye düşünüyorum… Gazete yazıları ile tanındı 1975 yılında İzmir Türk Kolejini bitirdi. Yüksek öğrenimini Ankara üniversitesi Antropoloji Bölümünde tamamladı. 1977-80 yılları arasında Tahran’da yaşadı. İran dönüşü Bayındırlık ve İskan Bakanlığı’nda araştırmacı, danışman olarak çalıştı. 1989-95 yılları arasında serbest yazarlık yaptı. Seyahat, eleştiri yazıları ve film senaryoları yazdı. 1992-98 yılları arasında Pimapen Kültür Evi’ni kurdu, bir çok projeye imza attı. Yeni Yüzyıl Gazetesi’nde köşe yazarlığı, Samanyolu Televizyonunda da çeşitli programlar hazırladı ve sundu. 1992 yılında yayınlanan ilk kitabı “Aşkın Ölümcül Etkileri’nin ardından “İki Ülke İki Devrim, Türkiye-İran”, “Kent Ve Kültür”, “Fetullah Gülen’le New York Sohbetleri”, “Kanserle Yaşıyorum”, Global Hoşgörü”, “Demokrasi Gündemi”, “Hayatın Aynası”, “Göç Kuşakları”, adlı kitapları yayınlandı. DA (Dialog Avrasya) Dergisi’nin genel yayın yönetmenliğini yaptı. Halen Zaman Gazetesi’nde yazıyor. Son on yılda Yeni Yüzyıl ve Zaman Gazetelerinde yazdığı siyasi yazılarını “Daha Fazla Özgürlük”başlığı altında yayına hazırlıyor. OKUYUCU MEKTUBU Mesaj: Seçilmesini isterim.Bilgi,deneyim ve birikimleri ile ülkemize yararlı olacaktır. Sol kadınların mecliste daha fazla olmalarına karşı değildir! Gönderen : Ümit Aksoy semalaksoy@englishwest.com Mesaj: Nevval Hanım’ın nerede olursa olsun kadınlar, çocuklar, gençler ve insanlık adına iyi şeyler yapacağını biliyorum. Onu destekliyorum. Dualarım ve tüm kalbimle yanındayım. Gönderen : b_ayvaz@hotmail.com
Referans yazdı
Nevval Sevindi’yi on yılı aşkın bir süredir tanıyorum. Araştırmaları, gazete yazıları, televizyon programları, senaryoları, sivil toplum çalışmaları ile o tanıdığım en çalışkan, üretken ve girişken kadınlardan biri. Organizasyon yeteneği çok gelişmiş, konuşmayı çok seviyor, duygularını düşüncelerini de çok güzel ifade ediyor. Bundan 6-7 yıl kadar önce çağın illeti kansere yakalandı, ona da yiğitçe baş kaldırdı ve alt etti. Ve şimdi de politikaya atılıyor. Siyaset arenasında da başarılı olacağını tahmin ediyorum. Olmalı da.. Kadınlara bütün partilerimizin ihtiyacı var. Onun için Nevval Sevindi gibi yürekli kadınların hangi partiden politikaya atıldığı hiç önemli değil. Hepimizin hangi partiden olursa olsun politikaya giren kadınları desteklemesi gerekiyor…
Nevval Sevindi’yi on yılı aşkın bir süredir tanıyorum. Araştırmaları, gazete yazıları, televizyon programları, senaryoları, sivil toplum çalışmaları ile o tanıdığım en çalışkan, üretken ve girişken kadınlardan biri. Organizasyon yeteneği çok gelişmiş, konuşmayı çok seviyor, duygularını düşüncelerini de çok güzel ifade ediyor. Bundan 6-7 yıl kadar önce çağın illeti kansere yakalandı, ona da yiğitçe baş kaldırdı ve alt etti. Ve şimdi de politikaya atılıyor. Siyaset arenasında da başarılı olacağını tahmin ediyorum. Olmalı da.. Kadınlara bütün partilerimizin ihtiyacı var. Onun için Nevval Sevindi gibi yürekli kadınların hangi partiden politikaya atıldığı hiç önemli değil. Hepimizin hangi partiden olursa olsun politikaya giren kadınları desteklemesi gerekiyor… Aktif politikaya atılmaya ne zaman, nasıl karar verdin? Ben zaten son on yıldır, Anadolu’da her yıl altı ay profesyonel konuşmacılık yapıyorum, konferanslar veriyorum. Çalışmalar yapıyorum, kadın dernekleri, kanser dernekleri kuruyorum. Bunların hiç birinde ben yasal olarak üye ya da başkan değilim. Onursal ya da fahri öyle bir şeyler oluyorum. Ama ben yereldeki insanları motive ediyorum, bir şeyler yapmaları için hedefler gösteriyorum. Elimdeki tüm bilgileri onlarla paylaşıyorum. Karşılıklı birbirimizden çok şey öğreniyoruz. Bu kadar uzun süre halkla iç içe olup, politika üretip insanlara heyecan verdikten sonra bu politikaların devlet katında dinlenmesi, devlet politikası haline gelmesini istiyorum. Fakat maalesef Türkiye’de demokrasinin en açmaz noktalarından biri bence sivil toplumla devlet ve hükümet arasında, siyasi organlar arasında organik bir bağ olamaması. Bu bağ olmadığı için zaten senin seçmen olarak kıymet-i harbiyen yok. Sen ister erkek ister kadın olarak bir seçmen ya da (Sivil Toplum Kuruluşu) STK üyesi olarak baskı unsuru olamıyorsun. Bunu anladıktan sonra siyasete girip girmemeyi düşündüm uzun süre ve bu ne kadar yararlı olur diye. Neden DYP? Mehmet Ağar daha kongre döneminde partide siyaset yapmamı istedi. Fakat ben o zaman karar verememiştim. Parti içi çalışmanın bana ne kadar uyacağından emin değildim. Çünkü bağımsız çalışmaya, özgürlükçü düşünmeye alışkınım. Parti içi dengelerin böyle olmadığı söylendiği için bu gözümü korkutan bir durumdu. O nedenle de istememiştim. Ben daha projeci bakıyorum olaylara o nedenle çalışmam zor olur dedim. Fakat sağ olsun Mehmet Ağar, “tamam ne yapalım sorduk istemedi” demedi. Ertesi yıl yeniden geldi. 2006’nın Ekim ayında sayın Celal Adan ve onunla görüşmeler yaptık. Tekrar birlikte çalışmayı çok istediklerini söylediler. Ben de kadın seçmen tabanının motive edilmesi ve bir kadının değil de daha fazla sayıda kadının girmesi için proje yaparsam çalışmayı çok istediğimi söyledim. Sayın Ağar “Evet kesinlikle çok maço bir partiyiz, kadınlara kapılarımızı açmamız gerekiyor, Türkiye’nin modernleşmesi kadınlardan geçiyor, ben de sizinle aynı fikirdeyim. Daha fazla kadının Hem Meclis’e hem de diğer karar mekanizmalarına girmesi için ne isterseniz yapın, en radikal şeyleri bile yapsanız kabul ediyorum” dedi. Bu benim için çok ufuk açıcı ve umut verici oldu. Çünkü bir siyasi parti liderinin kadınlarla ilgili bu kadar rahat konuşması ve “radikal bile olsa her şeyi yapalım yeter ki, Türkiye’nin önünü açacak kadın oylarını siyasete kanalize edelim” demesi gerçekten önemliydi. Gazetecilik yaşamım boyunca bunu diğer politikacılardan laf olsun diye bile duymadım. Bu yüzden de heyecanla DYP’ye girdim. Tabii ki bu nedenle de girilir ama partinin siyasi görüşü, politikaları senin görüşlerine uygun muydu? Partinin bütün politikaları olarak değil ama DYP’nin merkez sağda tek parti olduğunu düşünüyorum. Ben de Türkiye’nin merkez sağında yer alıyorum. Gerçi dünyada sağ ve sol kalmadı, ben hiçbir zaman ideolojilere bağlı olmadım. Türkiye’nin genel toplumsal konteksti merkez sağ. Ama bu bizim kültürel yaşantımız ve bakışımızın batılı bir çerçeve içinde tarihi diye düşünüyorum merkez sağı. Ve AKP iktidar olduğu süre içerisinde ne teorik, ne de pratik olarak merkez sağa uymadığını gösterdi. O yüzden de DYP eski geçmişi olan, merkez sağda bu kadar uzun süre ayakta kalmış bir parti olarak merkez sağa lider olacağını düşündüğüm için teorik olarak böyle bir yakınlık benim için cazip oldu. Büyük kentlerde de Anadolu’da da sivil toplum örgütlerinde bir çok kadın çalışıyor ama sıra politikaya girmeye gelince kadınları bir şeyler mi durduruyor, kendileri mi duruyor? Her ikisi de var. Öncelikli olarak erkekler tarafından durduruluyorlar. Erkekler onların belli bir çizgiye kadar gelmesine izin veriyor. Kadın kolları diye normal partinin daha aşağısında yer alan daha ikincil işlere bakan bir kurum var. Kadın kolları ve gençlik kolları… İkisi de toplumun en marjinal grupları. Toplumun demokratik yollardan haklarını alamayan iki grubu. Zaten kadınların müttefiki gençlerdir, hayatım boyunca gençleri korudum kolladım ve onlar için çalıştım. Sorunun ikinci boyutuna gelince, evet kadınlar kendilerini de durduruyorlar, erkek oyunlarına alışkın olmadıkları için. Erkeklerin onları kızdırması çok kolay oluyor. Aşağılıyorlar, hakaret ediyorlar. Kadınları bir tür fiziki olmayan şiddete maruz bırakıyorlar. Ve kadınlar da hemen küsüp darılıp bu ortamdan kaçıyor. Bir de erkekleşmiş kadınlar var. Her etek giyen kadın değildir. Kadının kadın olma bilinci olması lazım. Eteklik giymiş ama kadın olmayan erkekleşmiş kadın, erkeklerle beraber erkek oyununu oynarsa kazanacağını düşünüyor diğer kadınların önünü kesiyor. Onlar erkek gibi davranırlarsa bir pozisyon elde ediyorlar. Ve kadın gibi davranan, kadın olmaktan gocunmayan kadınları da küstürüyorlar. Evet köprüyü geçince beyaz olan siyah öyküsünde olduğu gibi belli bir yere gelmiş kadınlarda hep “ben hiç ayrımcılığa uğramadım” söylemi vardır… Çok zengin kocası ya da babası olanlar belki böyle bir dokunulmazlık edinmişlerdir kendilerine. Ama ben her zaman ayrımcılığa, tacize uğradım. Kadın olmanın önümü kapattığını düşünüyorum. Ben gerçekten çalışkanım, çalışkanlık ve birikimini nasıl test ediyorsun dersen, Batı’ya gittiğimde onların bana davranışı ve söylediklerinden bunları fark edebiliyorum. Buraya geldiğim zaman ise hemen kendimi daha aşağıda hissettiriyorlar bana. Çünkü maalesef Türkiye’de ne yaptığın neleri ürettiğinle ilgilenmiyorlar, şekilci ve ideolojik bir takım yargılarla değerlendiriyorlar. Yalnız bu bende ters etki yaptı. Kadın olsun erkek olsun aydınların, kadınların kırılıp kenara çekilmesine hayattan, siyasetten vazgeçmesine, hatta alkolik olmasına çok rastladım. Ama bu bende inat doğurdu. Bana yapılan her şey geçmişte kalıyor, unutuyorum. Önemli olan bugün ve yarındır. Yola devam etmem lazım çünkü bu benim sadece bireysel serüvenim değil, bu ülke için hayal ettiğim şey var ve bunu yapmam gerekir. Yapacaklarımın benden sonraki kuşaklara da yarar sağlayabileceği ihtimali bana müthiş motivasyon veriyor. Yaralanıyorum, eve geldiğimde, kendi dünyama kapandığımda ağlıyorum, hüzünlü oluyorum ama sokağa çıktığım andan itibaren yola devam ediyorum. Ben hep rüyalarımın peşinden gittim. Büyük bir çoğunluğunu da gerçekleştirdim. Kadınlara gençlere ve yoksullara daha adil bir dünya kurmak mümkün diye düşünüyorum. Bunun hiçbir ideolojisi olmadığına sadece insan olmak ve insanı sevmekle başarılacağına inanıyorum. Anadolu’yu karış karış dolaştın, çok seviliyorsun, somut olarak farklı bir şeyler yapacağına inanıyor musun? Bu gerçekten zor bir soru. Çünkü inanman başka pratik başka oluyor. Yapacağıma inanıyorum ama pratikte nasıl işleyecek, kadın seçmen tabanının örgütlenmesi ile ilgili verdiğim proje DYP’nin Merkez Yürütme Kurulu’ndan (MYK) geçti. Resmen bu çalışmayı yapmak için atandım. İstanbul’un varoşlarında ve Ege’de kadınlarla ilgili toplantılar, eğitim çalışmaları yapmak üzere bir plan hazırladık. Kadınların bir süre katılıp sonra bize göre değilmiş deme ihtimalleri de var mı? Kadın Adayları Denetleme ve Destekleme Derneği’nde (KA-DER) biz bunu çok gördük. Bir İngiliz kadın parlamenterin bize verdiği eğitim sırasında söylediğini hiç unutmuyorum. “Politika asla vazgeçilmeyecek, bir dakika daha fazla ayakta kalanın başardığı bir alandır” demişti. Bir kez yenilmek, bir kez iktidarı alamamak başarısızlık değildir. Türkiye’de bunun en güzel örneği Süleyman Demirel’dir. Her yenilgiden zaferle çıkmıştır. Amerika’da Abraham Lincoln sekiz kere yenilip başkan olmuştur. Politika dayanıklı olmayı ve imanın güçlü olmasını gerektiriyor. Eğer ben bir koltuğu hayal ediyorum dersen belki çabuk vazgeçebilirsin. Tabii ki siyaset sonuçta koltuk istemektir, siyasete girdiğinde başbakan, bakan olmayı istemek hakkındır. Ben de istiyorum. Sonuçta bunlar benim amacım değil aracım. Çünkü benim hayalim yapılamayanları politik alanda yapılabilir hale getirmek. Sözü geçmeyenleri demokrasi masasına oturtabilmek. Demokrasi masasında hepimizin bir sandalyesi olmasını sağlayabilmek. Çünkü ben hep daha rahat konuşma, daha rahat yazma, daha iyi ifade etme sıkıntısı çektim hayatta. Çocukluğumdan itibaren sus konuşma çocuksun, kadınsın, devlet memurusun denilerek hep bir bahane bulundu. Bundan çok sıkıldım. Bundan sonraki kuşakların daha rahat konuşacakları, insanların önyargısız dinleyip birlikte keyifle tartışabileceği, her şeyi söylemenin serbest olduğu düşünce özgürlüğünün yasalara geçtiği bir ülke istiyorum. Bu ülke bu fırsatı bana verirse- ki bunu siyasetten başka yerde alamayacağım için siyasetteyim- ülkenin önünü açmayı ve yasalara bir türlü siyasi parti başkanlarının yirmi yıldır uzlaşıp koyamadıkları düşünce özgürlüğünü tam anlamıyla Anayasa’nın ruhu haline getirmeyi çok istiyorum. Politikada kadınlar arasında dayanışma var mı? Ben şöyle diyorum, aydın kadın diğer kadınları seven kadındır. Ben ne yaparlarsa yapsınlar diğer kadınları seviyorum. Ama politikada kadınlar arası dayanışma yok. Kadınlar politikada diğer kadınları kendilerine rakip olarak görüyor. O nedenle bir partide bir yere bir kadın seçiliyorsa bir kadın aday, bir kadın milletvekili oluyor. Ama arkasından diğer kadınları sürüklemiyor. Başbakan olmuş Çiller hiçbir kadın yasasına imza atmadı. Kadınların lehine, cinsel ayrımcılığı önleyici bir çok tedbir alınması lazım. Bizim kabul ettiğimiz CEDAW Sözleşmesi’nin gerekleri hala yerine getirilmiş değil. Türkiye’nin hem kurumlar içinde hem diğer yatay ve dikey alanlarda mutlaka cinsiyet ayrımcılığını önleyici eğitimler yapması, projeler üretmesi ve eksik yasaları çıkarması gerekiyor. Ülkenin sosyal dokusunun altındaki bozulmanın kadınları -şiddet, ücret eşitsizliği, fuhuş gibi- kullanılır hale getirdiğini, en altta göründükleri için kullanılır obje ve nesne haline dönüştüklerini görüyoruz. Kılığına kıyafetine, saçına da çok karışıldı ama sen dirençle karşı koydun değil mi? Evet, bunların hepsine laf edildi. Entelektüel sayılmazsın şu saçlarını boyadan başlayarak gözlük takmama dek karıştılar. Fakat ben inatla ben bildiğim yolda devam ettim. Kadın gibi giyinmekten, kadın gibi görünmekten, süslü olmaktan mutlu oluyorum. Bu keyfimi bundan sonra da bozmamaya kararlıyım. Siyaseti de böyle yapacağım. Anadolu’da her yere böyle gittim. En kapalı yerde bile sen ne biçim kılıktasın demediler. Dışlamadılar, hep bağırlarına bastılar. Benim samimiyetim, gerçekten orada onlar için bir şeyler yapıyor olmam onları etkiliyor. Kadın seçmen tabanı da değişiyor mu? On yıl önce kadın seçmen tabanı diye bir şey yoktu. Ailedeki erkekleri ya da bulunduğu kurum ve çevre tarafından yönlendiriliyordu. Fakat son beş yılda çok ciddi gelişmeler kaydedildi. Kadınlar uyandılar. Artık partilerin kadın seçmen tabanını ciddiye alması gerekiyor. Bunu en fazla ciddiye alan, kadın seçmenin oyuna ihtiyacı olduğunu bilen de AKP. Birleşmiş Milletler tarafından 2006 Ağustosunda yapılan 75 Dünya ülkesinde yapılan “kadınların gücü” sıralamasında Türkiye maalesef yetmiş ikinci. Politikada daha fazla kadın görmek istiyorlar, yüzde yetmiş yedi oranda kadın kotasını destekliyorlar. Kadın kotasını isteyenler de sağ partiler. Tüm dünyanın tersine bizde sol partiler kadını asla ve asla politikada görmek istemiyor. Aday çok oluyor da kimi zaman sadece vitrin olarak kullanılıyor sanki ? Bakalım bu seçimlerde sanatçı gibi popüler tipler mi olacak yoksa daha akademisyen gibi bilgi üreticileri mi, sivil toplum temsilcileri mi göreceğiz. Daha çok popüler, siyasi partinin içinde denge unsuru olmayan, çıkıntılık yapmayacak, halkın sevgisini kazanmış bir kişiler tercih ediliyor. Ama düşüncenizle, tavrınızla savunduğunuz ilkelerle siyaset yapmak oy almak bu çok zor. Kolay olsaydı zaten bana kalmazdı diye düşünüyorum… Gazete yazıları ile tanındı 1975 yılında İzmir Türk Kolejini bitirdi. Yüksek öğrenimini Ankara üniversitesi Antropoloji Bölümünde tamamladı. 1977-80 yılları arasında Tahran’da yaşadı. İran dönüşü Bayındırlık ve İskan Bakanlığı’nda araştırmacı, danışman olarak çalıştı. 1989-95 yılları arasında serbest yazarlık yaptı. Seyahat, eleştiri yazıları ve film senaryoları yazdı. 1992-98 yılları arasında Pimapen Kültür Evi’ni kurdu, bir çok projeye imza attı. Yeni Yüzyıl Gazetesi’nde köşe yazarlığı, Samanyolu Televizyonunda da çeşitli programlar hazırladı ve sundu. 1992 yılında yayınlanan ilk kitabı “Aşkın Ölümcül Etkileri’nin ardından “İki Ülke İki Devrim, Türkiye-İran”, “Kent Ve Kültür”, “Fetullah Gülen’le New York Sohbetleri”, “Kanserle Yaşıyorum”, Global Hoşgörü”, “Demokrasi Gündemi”, “Hayatın Aynası”, “Göç Kuşakları”, adlı kitapları yayınlandı. DA (Dialog Avrasya) Dergisi’nin genel yayın yönetmenliğini yaptı. Halen Zaman Gazetesi’nde yazıyor. Son on yılda Yeni Yüzyıl ve Zaman Gazetelerinde yazdığı siyasi yazılarını “Daha Fazla Özgürlük”başlığı altında yayına hazırlıyor. OKUYUCU MEKTUBU Mesaj: Seçilmesini isterim.Bilgi,deneyim ve birikimleri ile ülkemize yararlı olacaktır. Sol kadınların mecliste daha fazla olmalarına karşı değildir! Gönderen : Ümit Aksoy semalaksoy@englishwest.com Mesaj: Nevval Hanım’ın nerede olursa olsun kadınlar, çocuklar, gençler ve insanlık adına iyi şeyler yapacağını biliyorum. Onu destekliyorum. Dualarım ve tüm kalbimle yanındayım. Gönderen : b_ayvaz@hotmail.com slm nevval hanım sizi cok begendigimi söyleyim siyasete giriyormuşunuz hayırlı olsun nasıl anlatsam bilemiyorum sizin gizli hayranlarınızdan biriyim sade bir hayat yaşayan biliyorum sizi rahatsız edmek istemezdim kusarabakmayınız içimden geldigi gibi davranmak istedim sizi ve yazılarınızı begeniyorum özellikle sizin gülümsemeniz cok hoşuma gidiyor birde size kırmızı cok yakışıyor dedimya sizin hayranızım biliyorum hakkım yok bunları size söyleme sizin dünyanız farklı bizim ki nevval hanım kusarabkmayınız sizi rahatsız edmek istemezdim hani olurya her gençin bir sanatcı hayranı benimkide sizsiniz ama buna hakkım yok siz cok başarılı ve popiler birkişisinzi hoşcakalın nevval hanımm en kötü günüz her zaman ki gibi neşeli gülüşün olsun biraz sacmalatıkma kusar bakmayınız içimden geldigimi söyledim sizi kırmak istemedim beni anlayışla karşılarsanız sevinirim hoşcakalınız yakamoz Referans ‘ taki röportajını okudum. Gerçektende güzel yazılmış. Özü ve yazılımı, ifade edilişi ile sana yararlı,dost bir tanıtım diyebilirim. İçten,sempatik,bilgili,deneyimli kişiliğin ön plana çıkmış. SEN sin yani! Bazı röportajlarda kişi den çok arkasındaki parti,yada konular,olaylar ele alınır..Burada gerçektende ”sen” varsın. Hadi inşallah.. Yolun açık olsun! İsmail Cem tüm yakışıklışığı ,kariyeri,zenginliği,ailesi,kültürü ile devamlı KISKANILAN ve engellenen kişilerden olmuştu! Türkiye ye dahafazla yararlı olabilirdi. Seçilemiyecek yerlere konuldu,kayseriden yine seçilmişti! NEden böyle yaparlar,niçin? KALİTESİZ bir yığın insan! Hangi partiden olursan ol,doğru kişisin sen bu yolda… Sol ‘un kadınları engellediği pek doğru gibi gelmedi bana…AKP engelliyebilir,başörtüsü ve muhafazakar anlayışıyla olsa olsa.. Cem in ölümü ile,üniversite yıllarım,o heycanlar gerilerden geldiler,aklıma gönlüme düştüler teker teker… Hüzünlüyüm hala..İdol’ümükaybettim,bir devir kapandı benim için,sanki zaman azalıyor gibi geldi.. Doğruyu yapıyorsun,ŞİMDİ DEĞİL İSE NE ZAMAN? Selamların En Güzeli Zaman Gaztemizin Sultanı Neval Hanıma olsun… Şu alt üst olmuş zamanda,ZAMANımızın aydın yorumcusu sizi severek okuyoruz…Sizleri okuduğumuzdaki aldığımız hazzı, muttluluğu kelimelere dökmek mümkün değil.Bu mutluluğu, hazzı;daha fazlasıyla bizlere yaşatmanız için güzel şehrimiz KAYSERİ de bizleri aydınlatmanız,onurlandırmanız dileğiyle,
yetenekli okurlar
ZILGIT
Bizim orda aşkla zılgıt çeker
kadınlar genç kızlar
oynarken düğünlerde şenliklerde
zılgıt çekerler bizde
halaylarla gençleri uğurlarken askere
zılgıt çekerler bizde
analar yeni doğan ağlayan bebeğe
göbek kesilirken
hele birde bebek mehmet ise
bilirmisin zılgıtı
duygunun sevincin coşkunun ifadesi
kadınlar genç kızlar için
el ağızın önünde yarım duvar dil dolanır
ağızda melodilerle…
ölçer mehmedinin boyunu karışlarla
büyüdümü mehmet diye
büyüttü el bebek gül bebek askerlik
vatan için nöbete
kınalar düzenlendi zılgıtlarla halaylarla
uğurlar ola askere…
kadınlar kerpiç damlarda zılgıtlarla
acep bu zılgıtlar niye
gelinmi askermi gidiyordu uğurlanacak
gelinde yoktu askerde
bu zılgıtlar niye kimlere çekiliyordu
haber gelmiş kıbrıstan
mustafa oğlu haticeden olma mehmet şehit oldu
bu zılgıtlar ona
gözlerde yaşın zerresi yok sesler mağrur
zılgıtlarda ağlıyor gözler
zılgıtlar şehit için yeni askere uğurlar gibi
mahzun coşkulu zılgıtlar…
bildinmi sen sevgiyi duyguyu coşkuyu
şehit için zılgıtları
yedinmi sen şehitlerin ardından verilen
düğün yemeğinden…
askerlerin düğünü böyle olur tekbirlerle
kefensiz gelinsiz…
şehit babası seslenir cami minaresinden
kıbrıstaki gelinsiz damada
*ey şehit oğlu şehit /isteme benden makber
ağuşunu açmış /seni bekler peygamber*
zılgıt çekilir yemek verilir kına yakılır
bizim oralarda
düğünlerde şenliklerde şehadette
güneşin doğduğu yerde
sussuz çorak toprakların
YÜKSEK RUHLAR AYDINLAR
aydınlık gönüllerinde
Teşekkürümün ifadesi kendi şiirim saygılar
selamlar
19/01/2007 LOKMAN GÖKHAN
Hırant Dink için
Ağlamak yerine çözüm istiyorum
Dost Hrant Dink’in Agos gazetesinin ilk sayısında “Kültürel Çeşitlilik ve Hoşgörü” başlığıyla bir yazım yayınlanmıştı:
“Ağaca bakar-görmez ağacı-kendini görür
Yola bakar-görmez yolu-kendini görür
Ve aynaya bakar-görmez kendini-
-Selam verir”
Ermeni şair Zahrad, şiirinde kendimizden başka bir şey görmemenin başkalarını görmemizi engellediğini şiire döker.”
Özgürlük Sözlüğü
www.ikikitap.gen.tr yayınlanan özgürlük tanımları
Bu maili size büyük bir çoşku,keyif ve iyi bir iş yapmış olmanın gururu ile yazıyorum. “Özgürlük Sözlüğü”nün sizinde değerli katılımızın,özgürlük tanımınızın yer aldığı ilk “seçki” bölümünü sayfamızda ( www.ikikitap.gen.tr ) yayınladık. Araştırmalarımız gösterdiki bu tarz bir çalışmayı dünyada ilk defa biz yaptık. Daha doğrusu “siz”. Yani ülkemizin düşünen insanları… aydın insanları… Şuan ki seçki bölümümüzde 200 civarında tanıma yer verdik. İnternet aracılığı ile bu sözlüğün geniş bir kitleye ulaşmasını ve yeni katılımlarla çok daha zenginleşerek ülkemiz ve hatta dünya için özgün ve özel bir çalışma olmasını umut ediyoruz. Umarım bu gerçekleşir. Umarım yep yeni düşünce kapıları açacak bu sözlük ülkemizde ki bütün kesimlerin dikkatini çeker ve yaşamımıza yeni zenginlikle katar. Bu çalışmaya olan çok değerli katkınız için çok teşekkür ediyorum. Bundan sonraki gelişmelerden de sizi haberdar edeceğim. Sizinde destediğinizin devam etmesini rica ediyorum. Saygılarımla. Esat SELIŞIK
Pop Yıldızları 1998
O yıllarda yaptığım pop yıldızlarıyla röportajlar inanılmaz etkili oldu. Nilüferle yaptığımı Milliyet gazetesindeki köşesinde Güngör Uras aynen yayınladı. pop yıldızları ilk kez kendilerine böylesine derinlemesine sorular sorulduuğunu söyleyerek şaşkınlıklarını belirttiler. Onları maddi ,manevi tariflememe ise çok samimi teşekkürleriyle cevap verdiler. Evet, bir ilki yapmıştım. Pop yıldızlarının kalplerine,yaşamlarına analitik bir bakış,insani bir yaklaşım getirmiştim.
Güvercini Vurdular
Gazeteci Hırant Dink’in öldürülmesini şiddetle kınıyor,lanetliyorum. Fikir ve ifade özgürlüğüne,yaşam hakkına sıkılan bu kurşunlardan usandık. 1970′lerde liseye giderken gördüğümüz bu hain tuzaklardan hala kurtulamadık.Hırant Dink cinayeti ne Türklere,ne Ermenilere,ne diasporaya faydadır.Çünkü iyi bir insan öldürülmüştür.İyi bir baba ,iyi bir eş olan Dink iyi bir arkadaştı. Bir güvercin telaşı,sevgisi taşıyan Hırant dost insandı. Agos ilk çıktığında “hoşgörü” adıyla yazı yazdım. Son yazımı ise o alıntı yaparak yayınladı Agos’ta. İşte o yazı.
Birlikte yaşadığımız günler Samsun Bafra çok ilginç kültürel öyküleri olan bir yer. Tıpkı Anadolu’nun birçok kenti, eski kent merkezleri gibi. Bafra’da, bugün yaşayanların kültürü “72 millet birdir bize” sözüne uygun düşen eski köklere sahip. Konuştuğum beyefendi, Bafralı eski ailelerden birine mensup: “Arka mahallemizin adı Ermeni mahallesiydi. Ermeni çocuklarla birlikte oynardık. Haygan teyze ailemizin bir parçasıydı son yıllara kadar. Onun kocası Zeki. Zeki amca Müslüman mezarlığına gömülmeyi vasiyet etmişti. Hoca mırın kırın etti; ama Bafra ahalisi bırakmadı yakasını. Şimdi Zeki amca Müslüman mezarlığında, karısı Haygan teyze Ermeni mezarlığında yatıyor. Zeki amca müthiş biriydi. 1923’ten beri bugün bile yayına devam eden Bafra gazetesinde köşe yazardı. Yıl 1957 idi, Zeki amca bir köşe yazısı yazmış ve Samsun Maarif Koleji’ne kadar geldi. Yazıyı tahtaya iğneledi gitti. Hepimiz merakla toplaştık tabii. O zamanlar köylere taksi-dolmuş olarak motosiklet çalışırdı. Hepsinin egzozu sökülmüştü. Onların çevre kirliliği yaptığını, bu kirliliği önlemek gerektiğini yazmıştı. Bizim okulda bütün öğretmenler yabancıydı. Tam bir vatandaş sorumluluğu taşırdı. Okula kadar üşenmeden gelmesi ve o zamanlarda çevreden söz etmesi bugün bile inanılmaz. Lazanar Mahallesi vardı, Sürmene yakınında Lazların oturduğu mahallede erkek çocuklarla oynardık, küfür kıyamet olurdu. Haygan teyze bizi çağırırdı ve “Oğlum kibar konuşun.” diye uyarırdı, hiçbirimiz karşı çıkmazdık. Bafra’da çok şık bir sinema salonu vardı. Sinemanın sahibi Galip amca gaziydi. Sinema işletmecisi ise Ermeni Kenan Bey. İstanbul’dan tiyatrolar, konser için sanatçılar gelirdi ve gördükleri şık salon karşısında şaşırırlardı. Kent kültürü ve terbiyesi vardı. Hâlâ yaşayan Ermeni Kemal amca var. En sevilen isimdir Bafra’da. Biçerdöver, traktör tamiri yapar. Ermeni evlerinde bile Türkçe konuşulurdu. Biz çocuklar da oyun dili olarak Türkçe kullanırdık. Çelik çomak, beş taş, bozanak çevirme (topaç), tel tekerden oluşan araba, oyunlarımızın başlıcalarıydı. Dedemin aşçısı Rum teyzeydi. At arabası yapan çok tatlı dilli, hep “yiğenim” diyen Yusuf amca çocukları çok severdi. Yunanistan’a gitmemek için döndüğü söylenirdi. Kızları bugün başörtülü, içimizden biri gibi yaşıyor. Yunanistan’a gittiğimde buradan gidenlerin hiç mutlu olmadığını gördüm, yaşadım.” Yunanistan’da Yeni Bafra adıyla kurdukları yeri bile görmüş. 1923-24’lerde Kurtuluş Savaşı sırasında Rum çeteleri oluşmadan önce yüzlerce yıl muhabbetle yaşamış farklı din ve kültürler. Bafra’da 20 sene öncesine kadar süren geleneksel panayır da ortak eğlencenin bitmesiyle son bulmuş. Bu panayıra cumartesi Türkler, pazar günü Ermeni ve Rumlar gidermiş eğlenmeye. Namus, şeref ve söz değerliymiş. 1960-75 arasında kesintisiz belediye başkanlığı yapan Ali Kale kaçak bir tek kata bile izin vermemiş. En yakın akrabası bile ruhsat alamamış. Hiçbir kaçak yapıya elektrik vermemiş. O ölünce ancak villa yaptığı halde kaçak olduğu için elektrik alamayan adamın elektriğe kavuşmasının öyküsünü dinledim. Bugün hâlâ kullanılan olimpik yüzme havuzunu ve birçok sosyal tesisi yapan bu namuslu başkan Karadenizli bir balıkçı sonunda. Teknesiyle Batum’a gidip gelen, Kurtuluş Savaşı’na silah taşıyan o ruh artık yok. Torpil yapmayı zül sayan, yanlış yapana acımayan Ali Kale bugün “demode” galiba. Şimdi siyasetçiler ‘arkadaşım’, ‘akrabam’ diyor bir daha da bir şey demiyor yani. 1980’den itibaren mezarlıklar yok edilmiş, eski evler yıkılmış, kaçak almış başını gitmiş. Eski kültür yerle bir edilmiş… Bu maalesef Anadolu kentlerinin hemen hepsi için geçerli. 1980 bir milat, yok etme ve yok olma adına. Sosyalleşme ve toplumsallaşma durmuş. Yerini ev içi ve ayrı hayatlar almış. Yeni toplumsallaşma biçimi çeteleşme üzerinden gerçekleştirilmiş. Hayatımızın ve kültürümüzün değerleri mezarlıklar, eski evlerimiz gibi yok edilmiş hunharca. Köksüz bir dünyaya fırlatılmış çocuklarımız. 12.02.2006 Bu yazının çok önemli bir özelliği de belgelere baktığımızda Bafra’da Ermeni tehciri olmadığını görüyoruz.Eğer bir soykırım söz konusu olsaydı Anadolu’nun her yeri buna maruz kalırdı. Agos ilk sayıda yayınlanan yazım: KÜLTÜREL ZENGİNLİK VE HOŞGÖRÜ “Ağaca bakar-görmez ağacı- kendini görür Yola bakar-görmez yolu- kendini görür Yukarı bakar-yıldızlar var gökyüzünde- Ve aynaya bakar-görmez kendini- -Selam verir” Asıl adı Zareh Yaldızcıyan olan Ermeni şair Zahrad şiirinde kendimizden başka bir şey görmemenin başkalarını görmemizi engellediği kadar aslında kendimizi görmemimizi de engellediğini sözcüklere şiirle döker. Türkler tüm İpek yolu üstünde Çin’den devrilerek Asya’ya kapaklanan ve Avrupa’yı kucaklayan kültürel maceralarıyla önemli bir kültür hamurudur.Budist Türklerin hala yaşadığı Çin topraklarında müslüman Çinli topluluklar da yaşmaktadır.İpek yolu üstünde estiden Zerdüşt tapınağı olup sonra Budist tapınak olan ve şimdi aynı mekanı cami yaparak kullanan geniş kültürel perspektiv çağımızın ihtiyacı olan her şeyi koynunda barındırmaktadır.Yaşayan şaman Yakut Türklerinden hıristiyan Türklere kadar herkesin ortak bir dili paylaşmayı sürdürmesi de kültürel devamlılığın canlı bir tanığı. Romalı Kostantınopolis’ten Osmanlı’nın dünya kenti İstanbul’a dönüşen yaşadığımız kent kültürümüzün renklilliğini ve çeşitliliğini bize sunar.Her an ondan bir şeyler öğrenme şansımız vardır.Kültür toplumun hücre zarı gibidir.Bu zar geçirgendir ve hücreye yaralı besini içeri alır.Kültürler açık sistemlerdir,kapalı devre sistemler ölür.Yaşamak alış verişe ve değişime bağlıdır.Osmanlı mutfağının zenginliğini ve estetiğini Orta asya’da bulamazsınız,çünkü Anadolu’nun bulunduğu nokta diğer kültürlerle tanışan Osmanlıyı zenginleştirmiştir.Türkiye güneyden Akdeniz kültürüne ve Afrika’ya , Doğu’dan Asya kültürüne,Kuzeyden Kafkasya ve Orta Asya’ya uzanan kültür aksına ve Batı’dan Avrupa kültürüne açık bir alan olarak tüm rüzğarları yelkenine doldurmuş bir kültür bünyesidir. Türkiye bu inanılmaz hazinesi ile sokaklarda aranıyor olması taşıdığı sandığın hazine olduğunun ayrımına varamamasından sanırım.Aradığınız her zaman çok yakındadır.Kendinizdir.Ama onu bulmak ve anlamak felsefi bir gelişmişlik gerektirir.Kültürler arası iletişimde bir doğal platform olan Türkiye çokkültürlülüğü Osmanlı içinde 600 yıl sürdürmüştür.Osmanlı hoşgörüsünü Edmond de Amicis şöyle değerlendirir:” Türkler kendi inanışlarının bütün diğerlerinden üstün olduğu hususunda sarsılmaz bir yargıya sahiptirler, fakat bunu herhangi bir şekilde belli etmek istemezler.Onların aşırı hoşgörülerinin sonucu şu oluyor ki,insan ezan sesi işitmese Hıristiyan olmayan bir memlekette bulunduğuna inanmaz.” Osmanlı laik olmadığı halde farklı olana müsamaha etmeyi,hoş görmeyi benimsemiş.Zamandaşı egemen güçler ve kültürler kendi emri altında bulunan kültürleri ya asimile ederek ya da zor yoluyla yok olmalarına neden olmuşlardır.Emperyalist yayılmacılık en çok kültürel alanda insanların canına okumuştur.