Aralık, 2006

Adam olasın!

Aralık 30 2006Yorum Yok Kategori: Zaman CumaErtesi

Hayat bir bütündür

Sufilerin ulularından Hace Abdullah-ı Ensari, “Su üstünde yürürsen saman çöpü olursun; havada uçarsan sinek kesilirsin; bir gönül ele al ki adam olasın.” der.  

Kutlu Olsun

Aralık 28 2006Yorum Yok Kategori: Güncel

Dağ Ne Kadar Yüce Olsa Bir Kenarı Yol Olur Buna Bayram Günü Derler Dostla Düşman Bir Olur (Erzurum türküsü) Nice bayramlara beraberce, huzur ve içtenlikle…. Nice yıllara ki mutlu ve güçlü bir Türkiye için çalışacağımız

Kurban bayramınızı kutlar huzurla geçmesini dilerim dilerim bu bayram uzunsüredir görüşemediğiniz haber alamadığınız gönül dostlarıyla bir araya gelirsiniz.ben denedim çok güzel oluyor :) Ayrıca yeni yılınızda kutlu olsun sağlık huzur mutluluk başarı daha hoşa giden ne varsa hepsini sizler için ve tüm sevdikleriniz için ve tüm insanlık için getirsin yüklasin sırtına getirsin dimi ama :) …….tüm yıl dilerim gülümseyerek uyanırsınız gülümseyerek uykuya dalarsınız hayat zor herkesin derdi var ama moral herkesde yok her ne olursa olsun gülümse…..:) hoşçakalın seneye görüşürüz……DOSTLAR…..

İn Turkey

Aralık 28 2006Yorum Yok Kategori: EN

Observations of a Japanese A Japanese coming to our country shares his observations at the end of a vacation spent in Istanbul: “When you go to a Turk’s house, they invite you in even if they don’t know you. No one sits down until you do. No one goes to the dinner table before you. They give you the best place. No one begins eating before you do.

They insist on your tasting each dish. No one gets up before you do, not even the children. Tea, coffee and fruit are served constantly. Everyone tries to make you comfortable. They give you the TV remote control. Cushions are placed under you and behind your back. Even if they are dead tired, no one goes to bed before they bid you good-bye. When you attempt to leave, they don’t let you. They give you their bed and they sleep on the couch or armchair. Then you leave the house and the same people change 180 degrees. Everyone drives their car aggressively. If you don’t stick the front end of your car out, no one gives you the way. Horns, cursing… as if the world is coming to an end. It’s not even possible to change lanes. If you are a pedestrian it’s not possible to cross the street without a stoplight. How is it that people act one way at home, but differently in the car? I haven’t figured it out.” He thinks Turks have been able to explain their own schizophrenic fragmentation. Turks do not know either why they always denigrate politics and show the least amount of trust in politics in surveys, but when they enter politics, they become a political monster just like a traffic monster. They never think that they act like those people they do not like and approve of. From the automobile driver to the intellectual, they do not know why their actions do not match their words and why they blow in the wind like a scarecrow. They do not try and understand that their eyes, which see others’ mistakes very clearly, suddenly close tight when it comes to their own mistakes. They do not want their consciences to feel pain. For the weight of being guilty immediately makes their eyelids heavy as if pieces of iron were hanging from them. They fly with the weightlessness of always blaming someone else. For that reason, they do not care about red lights. They carry the mask of always being right in their pockets or on the top of their heads. They are constantly suffocating from not being able to resolve problems, but they do not want to know why they escape from responsibility. Men are afraid to love; couples believe it is necessary to have “one-sided love.” Their lips say that respect is more important than love, and their hearts are blocks of ice frozen from fear. They neither draw close to the responsibility of marriage nor accept the deep pleasure and happiness of loving on their own. They only hide behind the confusion of the light sauce of their words. They never remember the weight of words. They neither stand behind their words nor donate them to life. They are far from lips whose ideal has burned like an ember because their words have no strength. None of the solutions they seek in bars are able to open the sailor’s knots one centimeter. Strangely enough, they are not interested in what could solve their problems. They do not know a more important place on this earth than the seat, label, title and position they hang onto. There their memories are erased as if the delete button has been pushed. They do not want to understand why they love and why they hate what they do not know. Their hands, which are tied tightly to the law of not changing and accepting everything as it is, are around their own throats. They do not trust their children’s decisions; they spoil them and do everything they want. After 20 years of age they protest everything. They forget their former passions and feelings. They oppose every kind of emotion. While living like they are surrounded by meaningless fears, they do not look anyone in the eye with their non-trusting glances. They do not show the courage to look anyone in the face. They have no courage. When we look at these observations, we can see what Turkey needs in order to change as it approaches the election lane: individuals who leave prints of love instead of meaningless hatred and fear; those who respect other kinds of love as they admit their love for their country; those who turn democracy into a democratic state of the heart; those who regard the state of the heart and embrace everyone with love while they live religion; citizens who do not regard politics as an area of life that cannot be attained; understanding and accepting people… 12.26.2006 Dear Nevval, I would like to soften your anger a bit. I know this kind of disappointment quite well, but for me it was primarily with the Germans. Nonetheless, it’s quite the same everywhere. People are rather inconsistent, even the greatest saints. Yet, those who may be considered saints spend much of their life to become less inconsistent – and still they fail to some degree. People are much the same around the world; I guess even in Japan. Finally I found records of a really compelling guitar band from Turkey, just by chance, called Gece Yolculari. I guess it means something like Night Wanderers, which meets a point here. Even more fortunately, a small trading enterprise (yokyok24 in Frankfurt a.M.) where names like Athena and Sagopa Kajmer are available, among others. This is a field that should be expanded, if possible. And I wish you a happy New Year. Hans-Peter

Şiir

Aralık 27 2006Yorum Yok Kategori: Kültür-Antropoloji

HER GÜNKÜ GÖKYÜZÜ ALTINDA
Ne kadar çok seviyorum
Güneşleyen kertenkeleyi
kişneyen atları
okula giden çocukları
gökyüzünü,güneşi.

Belli seni düşünüyorum.  

Kaybedilen

Aralık 27 2006Yorum Yok Kategori: Kültür-Antropoloji

ŞEYTANLARIN FERYADI…
Şeytanlar her fırsatta el açarak Tanrı’ya,
diyorlarmış “ya Rabbi tavrımızda yok riya..
Yolumuz ters olsa da, sözlerimiz doğrudur,
İnsanla derdimiz var, şikayetimiz budur..
 

Nasıl gördü

Aralık 26 2006Yorum Yok Kategori: Zaman

Bir Japon Tespiti
Ülkemize gelen bir Japon, İstanbul’da geçirdiği tatilin sonunda izlenimlerini paylaşıyor: “Türklerin evine gittiğinizde, tanımasalar da sizi buyur ediyorlar. Siz oturmadan kimse oturmuyor.
 

Pink Radyo’dayım 104.7

Aralık 25 2006Yorum Yok Kategori: Haberler

Türkiye’nin ilk kadın radyosunda Ayşe Özgün’ün programı saat 15.00de canlı canlı 26.12.2006′da

DYP,kadın ve siyaset konuşacağız ayrıca AB ve 2010 Kültür Başkenti İstanbul

Enformasyon

Aralık 25 2006Yorum Yok Kategori: Politika

DÜNYADA VE TÜRKİYE’DE SİYASAL SORUNLARIN ÇÖZÜMÜNDE BASIN VE ENFORMASYONUN ROLÜ Amerika Birleşik Devletleri ‘nde Columbia Üniversitesi Gazetecilik fakültesinin önünde heykeli bulunana eski başkanlaradan Thomas Jefferson’ın şu sözü yazılıdır: “basınsız bir hükümetle, hükümetsiz bir basın arasında bir tercih yapmak zorunda kalsaydım,herhalde bu ikinci şekli tercih ederdim.”

Jefforson,medyanın gelecekte kazanacağı gücü 1800’lerden görmüştü. Özellikle 20.yüzyıl siyasetle medyanın içiçe geçtiği bir yüzyıl olarak tarihe yazıldı. Medya 20.yüzyılın en önemli siyasal güçlerinden biri oldu sonunda işlev olarak. Dördüncü güç diye anılmakta artık. Yüzyılın sonundaki iki olayda enformasyon teknolojisinin kullanılmasının etkinliğini göstermek istiyorum. Bunun adı “Dayton Anlaşması”dır. Yüzyılın en acımasız kitle katliamı olan Bosna-Hersek savaşında Avrupa’nın göbeğinde süren ve sadece seyredilen bu şavaşta ateşkesi sağlamak uluslararası güçe düşmüştü. Birleşmiş Milletler Barış Gücü’nün Bosna’da taraflar arasında ateşkesi sağlamak için enformasyon teknolojisi kullanması barış sürecini hızlandırdı. Savaş ve çatışmalara konu olan tüm coğrafya ev ev, sokak sokak, tepe hatta yeşil bitki örtüsüne varana dek bilgisayara yüklendi. Yaratılan veri bankası tamamen uçak ve helikopterlerden alınan gerçek görüntülerden oluşturuldu. Bu görüntüler veri tabanı yazılımı sayesinde birbirine eklenerek bir bakıma fotoğraflardan oluşan bir harita hazırlandı. Bu foto- haritadaki değişimler gün be gün,hatta on dakika arayla bile güncelleştirilerek bilinen en büyük arazi veri bankası oluşturuldu. Savaşın taraflarıenformasyon teknolojisiyle oluşturulmuş sanal gerçeklik laboratuarına alındı. Hangi tarafın ne zaman, nerede ve nasıl hareket ettiği, kimin ne zaman hangi köy ve tepeyi kaç askerle ele geçirdiği anında görülebiliyordu. Taraflar ateşkes çizgisi ve güç dengesi konusunda bilgi v talep sundukça görüntülü enformasyonları anında devreye giriyordu. Beyanı tespit ediyordu. Bir bakıma barış görüşmeleri ışık hızında bir helikopterin içinde yürütülüyor gibiydi. İtirazlar saniyeler içinde enformasyonla karşılandı. İstenildiği anda istenilen sokağa , bölgeye anında gidildi. Sonuçta aylar sürecek müzakereleri saatlere sığıdırmak mümkün oldu. Burada kullanılan teknolojinin adı sanal gerçeklik (Virtual Reality) Tarihin en yoğun enformasyon birikimi oldu. Bir diğer ilginç enformasyon darbesi Rusya’da yaşandı. Gorbaçov sonrası yönetime gelen Yeltsin, Kızılordu içindeki komünist liderlerden çoğu tarafından benimsenmemişti. Kızılordu liderleri Yeltsin’e karşı bir darbe yapmayı planladılar. Piyasa ekonomisi ile tanışan ve transformasyon sürecinin tüm ızdırapları içinde kıvranan Rus halkı böyle bir darbeye fazla direnecek gibi görünmüyordu. CNN’in sahibi Ted Turner’ın ABD ziyareti sırasında Yeltsin’e hediye ettiği bir uydu telefonu kızılordu generallerinin tüm planlarını alt üst etti. O zamanın fiyatıyla 20.000 dolarlık bu alet çok yakında cep telefonlarının yerini alacak zaten. Başkanlık Sarayını kuşatan ve tank ateşine tutan darbeciler dış dünyanın tepkisi gelene dek işi bitirmek niyetindeydi. Ülkedeki tüm birliklerle iletişimi kesilen Yeltsin enformasyon imkanı ortadan kaldırılan bir lider olarak sona doğru ilerliyordu. Ancak Yeltsin’in elinde hiç bir tankın engelleyemeyeceği bir enformasyon cihazı vardı. Başta ABD’yi,Pentagon’u ve tabii CNN’i devreye soktu. Batılı ülkelerin enformasyon sistemleri aracılığıyla darbeyi desteklemeyen Rus ordusunu yönetti. sonunda kazandı. Medya ve siyaset ilişkisinde dünyanın en ilginç ülkelerinden biri de Türkiye’dir. Türkiye iletişim ve enformasyon sistemlerinde dev bir atılım yaptı 80’lerin sonunda. En yeni iletişim teknolojisine sahip oldu. En önemli diğer gelişme 85 yılı sonrasında serbest kalan radyo televizyonlar sayesinde medya patlaması yaşandı. “Radyomu isterim” kampanyasını zamanın anamuhalefet lideri Çiller sahip çıktı. İktidara gelince radyolar serbest olacak diyerek beyaz kurdelalar takıldı herkese. Araştırmalara göre ,Türkiye’de günlük olarak, ulusal ve yerel çapta 300’ün üstünde gazete yayınlanmaktadır.Yine ulusal ve yerel çapta 1000’ne yakın radyo ve 100’e yakın televizyon yayındadır. Türkiye’de medya ,Berlusconi,Murdoch ve Maxwell gibi uluslarrası medya imparatorlarının yatırım yapmak isteyeceği kadar cazip bir pazar kısacası. Tekellerin egemenliği genelde yerel olanı bastırmaktadır. Ama herkesin canı istediği gibi yayın yaptığı bir ortam var. Bu nedenle RTÜK (Radyo televizyon denetleme kurulu) oluşturuldu. Çeşitli cezalarve uygulamalar söz konusu oldu. Şu anda RTÜK tarafından saptanan İslami radyo ve televizyon sayısı olup hakkında irtica savaş kapsamında işlem yapılacak deniyor. Burada iki konu önemli: Birincisi bölgede hiç bir İslam ülkesinde Türkiye’de olduğu gibi bir medya özgürlüğü yaşanmıyor. İkincisi Türkiye’ye özgü olan medyanın politizasyonu. Kanal7 gibi Refah Partisinin ve yerel yönetimin işbirliğiyle finansmanı yürütülen bir televizyon kanalı. Kendi iktidarı ve ideolojisi doğrultusunda yönettiği bu televizyon Türkiye’de kamuoyunun siyasi bölünmesine de örnektir. Çünkü Refahyol hükümeti döneminde medya topyekün hükümetin karşısında yer alırken Kanal7 kendi kamuoyunu farklı yönlendirmeye ve bunu hissettirmemeye çalıştı.Kendi taraftarları bu savaştan etkilenmedi. Türkiye’de siyasi partiler bir televizyonu olması gerektiğini düşünüyor. Örneğin KanalE Liberal Parti tarafından finanse ediliyor. BTV ise Doğru Yol Partisi liderinin kanalı olarak biliniyor. Her siyasi güç kendinin bir medya aracıyla temsil edilmesi gerektiğine inanıyor. Tüm bunlara rağmen medya toplumsal hareketliliğin başını çekerek Refahyol hükümeti sırasında ışık açma/kapama eylemini yaparak kamuoyunu Susurluk yolsuzluğu konusunda uyardı. Bir eylemi sonuna kadar götürdü. Susurluk dosyasının kapanmasını önledi. Fadime Şahin skandalıyla birlikte Refahyol’u düşüren önemli bir rol oynadı. Fadime Şahin İslami görüntü altındaki tarikatların içyüzünü medya aracılığıyla kamuoyuna açıkladı. Bununla ilişkisi olan herkes açığa çıktı. Sosyal demokratların bulunduğu dönemde İstanbul belediyesinde meydana gelen İSKİ skandalında medya ciddi bir rol oynadı. Daha dava sürerken skandal TV dizisi haline geldi. İzlendi. Bir siyasi parti bundan dolayı yıprandı ve ağır darbe yedi. Medya açıklık ve şeffaflık sloganlarıyla her şeyi anlatan, tartışan bir görüntü sergiledi. En son olarak darbe söylentileri de o kadar açık seçik tartışıldı ki müdahale medyatik hale geldi. Askerlerin muhtıra verdiği akşam Başbakan Tv’de çıkıp soruları cevapladı. Kamuoyu karşısında tartıştı.Diyalog kanalları medya aracılığıyla açık tutuldu.Medya olmasaydı bu şeffaf görüşme yerine kapalı kapılar ardında genel kurmayda görüşülecekti. O kapalılık ise demokratik sonuçlar vermeyebilirdi. Türkiye’de medya yargı görevi de görüyor. Halka açık mahkeme gibi çalışıyor zaman zaman. Kamuoyu vicdanını rahatlatan bir denge çabuk işlemeyen mahkemelerin yerini tutuyor. Deşifre olan kötüler, haksızlar ,soyguncular kamuoyu nezdinde damgalanıyor. Toplumsal rahatlama sağlıyor.Bu özellik yargının reform geçirememesi nedeniyle bir zorunluluktan doğmakta. Aslında bu bir cerrah bıçağı gibi keskin ve tehlikeli . Yaşatmak için kesebilirsiniz ama öldürebilirsiniz de kan kaybından ya da yanlış bir organı parçalayabilirsiniz. Yargısız infaz gibi sonuçlar kaçınılmazdır. Türkiye’de bir partinin kapatılmasında televizyon haberciliğinden yararlanıldı. Siyaset tarihinde ilk kez bir partinin kapatılmasında belgeleme televizyon ve basın haberciliğiyle sağlandı. Politikacılar arasında yaygın olan “dedin/demedim “ tartışması da arşivlerden kasetler çıkartılarak çözümlendi. Toplumsal belleğin tazelenmesine yarayan arşivler partinin kapatılmasında önemli bir rol oynadı. Medya ise toplumsal bellek görevi olduğunu ortaya koydu. Medyanın politik olarak büyük önemi vardır. Toplumun,olayları ve politikacıları izlemek için en fazla kullandığı araçlar gazete,radyo ve televizyonlar. Bunların yeri geldiğinde seçmenlerin siyasal kararlarını verebilmelerinde de önemli rol oynadıkları düşünülebilir. Yine de medya tek ve biricik araç değil. Tek adamla yönetilen Ortadoğu ülkelerinde ve İran’da bu konuda bir çok yasak vardır.İran’da çanak anten,video ve benzeri bir çok enformasyon aracı yasaklanmıştır. Diğerlerinde de muhalefet yasaktır. Medya biricik araç olarak değerlendirilir. Medya ile temel ekonomik,siyasal ve sosyal aktörler arasındaki ilişki, bir yandan anayasalar, yasalar ve yönetmelikler gibi resmi anlamada belirtilirken , öte yandan da gayri resmi yapıdaki ,ama tarihsel süreç içersinde resmi olanlar kadar kurumlaşmış,biçimlenmiş değer yargılarıyla da şekillendirilmektedir. Medya ile politik kurumların arasındaki ilişkilerin temelinde,medya kuruluşlarının ne kadar bağımsız olduğu ve bu bağımsızlığın ,ne tür yöntemlerle ve ne ölçüde kısıtlandığı soruları yatmaktadır. Medya mensubu ,haber ve yorum yapabilmek için tüm siyasal oluşumları izlemek zorundadır.Ancak, burada haber ve yorumlarına “tarafsızlık” adı altında bağlı oldukları medya kuruluşlarının çizdiği çerçevede ,dolaylı yöntemlere başvurarak ,haberleri yönlendirme,bilgi kontrolu ve ibrebir ilişkileri kullancaktır. Türkiye’de medyaya prestij kaybettiren Çiller- Yılmaz taraftarlığı grup gazete ve televizyonları hiç görülmemiş şekilde taraf oldular.Bu durum özellikle 24 Aralık 95 Genel Seçimleri öncesi kendini tüm açıklığıyla gösterdi. Doğan Grubunun Mesut Yılmaz’dan, Sabah grubunun Çiller’den yana tavır koymaları iki büyük gazetenin birinci sayfa haber başlıklarında çok açık olarak görülür. Kamuoyu nezdinde ciddi bir prestij kaybı getiren taraftarlık aslında her iki tarafın da, siyasetçi/medya , düşmanı kontrol altında tutma isteğinin de bir göstergesi kabul edilebilir. Burada sorun toplumu siyasetin aktörleri değil seyircisi gibi gören anlayış bence. Oysa medya demokratik her türlü talebi iletmede toplumu teşvik etmelidir. Bireye kadar inebilen haksızlığı ve muhalefeti topluma ses olarak ulaştırabilmelidir.Bilgi ve haberin dolaşımını hiç bir tekelleşmenin önleyememesi gerekir.21.yüzyıl enformasyonun ve iletişimin daha yaygın ve hızlı olacağı bir çağ olacak. Yüzyılın sorun 19.yüzyılın kurumlarıyla uyum sağlayamayan medya arasındadır. Yargı,adalet,yasama gibi mekanizmalar çok yavaş işlemekte ve karar mekanizmalarındaki bu yavaşlık medyanın hızıyla uyuşmamakta. anında bilgi ve görüntü aktaran medya olayın yönünü saptamakta. “20.yüzyılda tüm diğer yüzyıllardan farklı olarak hız kavramı değişti. Bir ışık hızıyla gerçekleşmeye başladı her şey önceki zaman birimlerine kıyasla. 21.yüzyılda ise hız her şeyi belirleyen olacak. Medyanın sahip olduğu hıza ayak uydurmak zorunda olan kurumlar, insanlar ve toplumsal aktörler yeniden yapılanmak zorunda. Bu zihinsel bir değişimi de zorunlu kılmaktadır. Zihinsel değişim bölünmüş siyasal mekanizmalar ve heterojen kültürlerin görünürlüğü üstüne yeniden düşünmeyi gerektirir. İnsan odaklı bu yeni çağ medyanın zihinsel dünyasını yeniden kurgulamamız gerektiğini gösteriyor. Medya dördüncü kuvvet yasama/yargı/yürütme yanında, ama tek kuvvet olması totaliter bir yapıdır. Medyanın enformasyon dağıtımı, belgeciliği,hızı ve tarafsızlığı ise demokrasinin güvencesidir. özbekistan’da verilmiş bir konferans / Conrad Adaneuar Vakfı toplantısı yıl 1998

Haberturk’teydim

Aralık 23 2006Yorum Yok Kategori: Haberler

Özlem Gürses ile birlikte Seçime Giderken konuştuk

DYP çalışmam,kadın aday taban çalışması

Sivil

Aralık 23 2006Yorum Yok Kategori: Zaman

Türkiye gözlerini aç

‘Sivil toplum da toplum’ deniyor ya durmadan. Bu konuda yapılan çalışma sonucunda Türkiye’de 150.000 STK adına ulaşılmış. Vay canına diyorsunuz, bu ne sivil iştah!
 

Sayfa 1 / 41234»