CDU Hannover
Almanlarla Türkiye’nin AB Üyeliği Sürecini Konuştuk Alman Hırıstiyan Demokrat Partisinin Hannover-Hildesheim bölgesi üyeleri Perşembe günü, vakfınızı ziyaret ettiler. Vakıf Başkanımız Harun Tokak, Salih Yaylacı, Nevval Sevindi ve Ali Bulaç’ın ev sahipliği yaptığı toplantıda konuklarımızla fikir alışverişinde bulunuldu.
Genel olarak, Türkiye’nin AB üyeliği süreci müzakere edildi. İlk değerlendirme Ali Bulaç’tan geldi. Bulaç, AB üyeliğimize en büyük desteği Almanya’dan beklediğimizi ancak Angelina Merker hükümetinin bugün Türkiye’deki iktidar gibi muhafazakar eğilimli olmasına rağmen beklenen desteği göstermemesinin hayal kırıklığı yarattığını ifade etti. Bundan 3 yıl önceki % 65 ‘lere varan olumlu tutumun bugün % 48-50 civarında olmasının bunun ispatı olduğunu söyledi. Gazeteci-Antropolog Nevval Sevindi de Bulaç’ın bu görüşünü destekleyerek, “Bizim için AB üyeliği çok önceden gerçekleşmeliydi. Çünkü biz bu birliğe kurulduğu 1950’lerden bu yan dahil olmaya çalışıyoruz. Zaten biz kendimizi Avrupa’dan ayrı görmüyoruz. Ancak yıllardır bu engellendi” dedi. Almanya’daki Türk topluluğu ile ilgili araştırmalar yapan Sevindi, orada Türkleri dışlayıcı bir tavrın geliştiğini, bu sebeple de 1 milyon Türk gencinin bir ‘kimlik zedelenmesi’ yaşadığını saptadığını söyledi. Buna karşılık Alman bir konuk söz alarak, “Merak etmeyin, ben Türklerin çoğunlukta olduğu bir semtte yaşıyorum. Oradaki Türk gençleri gayet özgüven sahibi. Pek bir sorunları yok. Ama okulda bazı derslere girmek istemiyorlar. Beden Eğitimi, Müzik gibi. Bulunduğumuz semtte bir de entegrasyon amaçlı bir gençlik merkezi var. Oradan sorumlu olan kişiler, ortak yönleri ortaya çıkaracak güzel çalışmalar yapıyorlar. Ancak son zamanlarda kan davası ve töre cinayeti konusu gündemde. Bu tarz yaklaşımlar bize çok yabancı.” Dedi. Görüşmenin bundan sonrası Türkiye’nin AB üyeliğinin bugüne kadar kabul edilmeyişinin nedenlerinin, Almanya’daki Türk azınlığı ile yaşanan bazı sorunlar üzerinden irdelenmesi şeklinde devam etti. Nevval Sevindi, son zamanlarda gündemde olan ‘Töre cinayeti’ sorununun çözümü için ciddi çalışmalar yaptığını ve önemli aşamalar kaydettiklerini belirterek, “Bu konu kesinlikle bize de çok yabancı. 1990’da yaşanan bir olay üzerine, özellikle Güneydoğu Anadolu’da başlattığımız bir dizi bilimsel araştırmalar sonucunda, bu geleneğin Kürtlere ve Araplara ait bir kültür olduğunu gördük. Konuyla ilgili olarak, Viyana’da katıldığım Pekin+5 adlı toplantı ile de Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bu ‘töre cinayeti’ problemini resmen tanımasını ve üzerine gidilmesini sağladık, yani konuyu resmileştirdik” dedi. Ali Bulaç da töre cinayetinin daha çok Kürtlerin PKK’ya katılmak isteyen veya pişman olup dağdan inen kız çocuklarını imha etmek istemesinden ortaya çıkan bir durum olduğunu, olayın örgütsel ve siyasi yönüyle irdelenmesi gerektiğini vurguladı. Alman konuklar, Türk ailelerde erkek çocuklarına aşırı özgürlük verip, kızları baskı altında yetiştirme eğiliminin, Alman gençlerini de olumsuz etkilediğinden rahatsız olduklarını ve ailelerin bu tavrının entegrasyonu zorlaştırdığını ifade ettiler. Alman Grubun Başkanı Hans Kreschmer, Ali Bulaç’ın yorumladığı gibi Almanya’daki entegrasyon anlayışının homojenleşme anlamına gelmediğini, bunun tolerans demek olduğunu ifade ederek, “Ben bugüne kadar Almanya’da hiçbir politikacının ‘kimse kendi kültürünü yaşamasın’ dediğini duymadım”dedi. Ayrıca Kreschmer “Bizim partilerimizde özellikle de Yeşiller’de ve parlamentoda Müslümanlar var. Peki sizin parlamentonuzda Alman bulunabilir mi, mesela Hıristiyan milletvekili var mı?” diye sordu. “Ayrıca bize gelecek temsilci dini temsilci, bir cemaat üyesi olabilir mi diye de endişe ediyoruz.” Dedi. Bunun üzerine Ali Bulaç, daha önce mecliste Musevi milletvekili olduğunu ve Türkiye’de cemaatlerin sivil kuruluşlar olduklarını, politikayla uzak mesafe durduklarını bu nedenle endişelerinin yersiz olduğu görüşlerini bildirdi. Alman bir konuk entegrasyon için Türkiye ve Almanya’nın işbirliği yaparak daha ciddi çalışmalar yapmasını önerdi ve buna küçük ögelerden başlanmalı dedi. “Mesela bizim orada futbol takımının teknik direktörü ve takımın yarısı Türk. Çok güzel diyaloglar var. Ama kızların baskı görmesi hâlâ önemli bir sorun.” Nevval Sevindi konuya farklı bir açıdan bakarak, kentli ve köylü yaşam tarzlarının farklılığının sadece Almanya’da ve Türkiye’de değil dünyanın her yerinde sorun olabildiği yorumunu yaptı. Sevindi “Biz 1950’den beri bu birliğe girmeye çalışıyoruz. Ayrıca daha üye olmadan ticari olarak sınırlarımızı açtık, yani iyi niyetliyiz” dedi. Konuklarımız, sorunların açıklıkla ve hoşgörülü bir ortamda tartışmaktan ve karşılıklı görüş alışverişinde bulunmaktan memnun kaldıklarını ifade ettiler. Başkanımız Sayın Harun Tokak’ın grup başkanı Sayın Kreschmer’ye el yapımı çinili fincan armağan etmesinden sonra konuklarımızı uğurladık. TAM AÇIKLAMASI ESSEN Almanya´da Irkçılık Suçları % 27 Oranında Arttı Avrupa Irkçılık ve Yabancı Düşmanlığını İzleme Merkezi´nin 2006 raporu Almanya, İngiltere, İrlanda, Slovakya Danimarka ve Polonya´da ırkçı saikle işlenen suçlarda büyük bir artış olduğunu gösteriyor. Avrupa Irkçılık ve Yabancı Düşmanlığını İzleme Merkezi´nin (EUMC) 2006 raporu, Almanya´da işlenen ırkçı suçlarda büyük bir artış olduğunu gösteriyor. Raporda değerlendirmeye tabi tutulan 2005 yılı verilerine göre Almanya´da ırkçı saikle işlenmiş suçların toplan sayısı 15.914 oldu. 2004 yılında 12.533 olan sayıdaki oransal artış % 27´yi buluyor. 2003 yılında Almanya´da işlenen ırkçı saikli suçların topalmı ise 11.576´ydı. Rakamlar ırkçı suçlarda son üç yılda ciddi bir artış trendi ortaya çıktığı gösteriyor. Schäuble ve Böhmer´e Görev Çağrısı Bu trendin önüne geçmek üzere acil siyasal ve toplumsal tedbirler alınması çağrısında bulunan Türkiye Araştırmalar Merkezi (TAM) Vakfı Direktörü Prof. Dr. Faruk Şen, „11 Eylül sonrasında yaşanan algılama değişimi ve çoğunluğu göçmen kökenli Müslümanlara dair tartışmaların aşırı çevreleri cesaretlendirdiği görülüyor, ilgili suçların ırksal olduğu kadar dinsel motifler de taşıdığı göz önünde bulundurulmalıdır“ dedi. Yükselen trendin önüne geçmek için İçişleri Bakanı Schäuble´yi etkili tedbirler almaya çağıran Şen, Almanya´nın Uyum Sorumlusu Maria Böhmer´in de üzerine önemli görevler düştüğünü vurguladı. Almanya´nın birleşme yıllarında da yaşanan benzer bir trendin politik konsantrasyonun farklı alanlara kayması nedeniyle zamanında görülemediğini ve Solingen ve Mölln gibi facialara kapı araladığını hatırlatan Şen, aynı şeylerin tekrar yaşanmasının önüne geçmek için tehlikenin doğru algılanması gerektiğini söyledi Danimarka´da Irkçı Motifli Suçlar % 225 Arttı Almanya dışında ırkçı motifli suçların belirgin artış gösterdiği AB ülkeleri İngiltere, Danimarka, İrlanda, Slovakya ve Polonya. Kayıt tutma sistemlerindeki farklılıklar nedeniyle farklı rakamlarla yansıyan suçlar bir zıl içinde 54.286´dan 57.902´ye, İrlanda´da 84´den 94´e, Polonya´da 107´den 156´ya, Slovakya´da 79´dan 121´e yükseldi. En çarpıcı artış ise suç sayısının 36´dan 81´e tırmandığı Danimarka´da görülüyor. Bu ülkede suçların artış oranı % 225. İtalya, İspanya, Malta, Yunanistan ve Güney Kıbrış ise ırkçı suçlara ilişkin rakanları EUMC´ye sunmuyorlar. Form Değiştiren Irkçılığa Dikkat Rakamların, ırkçılığın form değiştirmiş biçimde Avrupa´yı etkisi altına alması yönündeki endişelerini yineleyen TAM Direktörü Şen, 11 Eylül´ün ırkçılığı besleyen olumsuz etkilerinin giderilmesi için Avrupa çapında çok yönlü bir toplumsal kampanya başlatılması gerektiğini söyledi. Ortak yaşamın güçlendirilmesi için herkesin üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmesi gerektiğini dile getiren Şen, herkesi ırkçılığa ve ırkçı şiddete karşı uzanık olmaza çağırdı.