Kasım 8, 2005

Alternatif Bakış Dergisi

Kasım 8 2005Yorum Yok Kategori: Basında

Aliye Ertuğrul yazdı:Kısacası Müslüman dünyadaki kadınların önündeki engel İslamiyet değil, yobaz ve bağnaz erkek zihniyetidir.

NEVVAL SEVİNDİ RÖPORTAJ Ülkemizdeki kadınların, bilim dünyası ile tanışmasının 1922 gibi çok eski bir tarihte olmasına rağmen, ne yazık ki halen bir kısım çevre tarafından, genç kızlarımızın okutulmaması yönünde bir uygulama söz konusu. Bu konu ile ilgili düşünceleriniz nelerdir? Bu konu ile ilgili olarak, Güneydoğu’da ‘ana kültür’ adında bir dernek kurduk ve ilk defa namus cinayetlerini gündeme getirip, uluslararası sözleşmelerde bu kavrama yer verilmesini sağladık. Bunun yanında, Güneydoğu’da yaşayan kız çocuklarının okutulmaması meselesini gündeme taşıdık. Yapmış olduğumuz bu çalışmaların sonucunda da büyük adımlar attık. Güneydoğu’da, Gap İdaresi’nin 2010 yılı master projesinde, hem sivil toplum örgütü üyesi olarak, hem de devletin sahası olan Çatomlarda çalıştım. Çatomlar; kadın örgüt ve merkezleri olup, bu bölgemizde de büyük bir ilgi gördü. Daha sonra bu örgütler, çok amaçlı merkez halinden, kadın merkezi haline geldiler. Çünkü, bölgede bu konudaki ihtiyaç çok fazlaydı. Mesela; bölge kadınları Türkçe bilmiyordu ve ilk olarak kadınlara okuma yazma kursları açıldı. Daha sonra da el işi, meslek edindirme, İngilizce ve bilgisayar kursları bunu takip etti. Hatta, bu çalışmalar sonucunda bir kardeşimizi ABD’ye burslu olarak eğitime gönderdik. Bugün kendisi Çatomda çalışıyor. Bunun yanında, kadınlara kendilerini nasıl yöneteceklerini öğrettik ve onları da Çatom’un yönetimine aldık. Kısacası çok yönlü çalışmalar yaptık. Bu çalışma yaklaşık 5 yıl sürdü ve bu çalışmaların sonucunda amacımıza ulaştığımızı gördük. Çünkü amacımız, insanların dikkatini çekmekti. Bunun dışında, kadın eserleri kütüphanesinde yönetim kurulu üyesiyim. Kadın tarihini oluşturmak için kadın belgeleri topluyoruz ve bu kütüphane sadece kadın yazarların eserlerinden değil, kadına ait her şeyden oluşuyor. Bu çalışma, kadının tarihteki görünmezliğini kaldırmak adına yapılıyor. Ne yazık ki ne Türk ne de batı tarihinde kadın yok. Bir dönem, kadın girişimcilerin tanıtıldığı bir kadın programı yaptınız. Yapmış olduğunuz bu program ile hedefinize ulaştığınızı söyleyebilir misiniz? Sizin de belirtmiş olduğunuz gibi, STV’de Anadolu’daki girişimci kadınların konuk olduğu bir program yaptım. Aslında bu programı kadınlar için değil, erkekler için yapıyordum. Şimdi dönüp baktığımda, amacıma da ulaştığımı görüyorum. Çünkü, eşlerinin çalışmalarına kati surette izin vermeyen erkekler, bu programdan sonra eşlerine programa çıkan kadınların yaptıklarını takdir edip, kendilerinin neden çalışmadıkları yönünde eleştiride bulunmaya başladılar. Kısacası bu program, o dönemde çok sevilerek ve takdir edilerek seyredildi. Şimdi bazen beni yolda görüp “niçin televizyonda programınız yok, sizi severek izliyorduk” diyorlar. Ben de bu insanlara diyorum ki; “bu işler, sizlerin talepleri doğrultusunda olur. İmzalar toplayıp, fakslar çekerek bu talebinizi gerekli mercilere ulaştırmanız lazım ki, bizler de böyle hayırlı programlara imza atalım” Basın, kadınlarımızın kültürel, sosyal ve ekonomik hayatına ne oranda katkıda bulunuyor? Size göre basının buradaki rolü ne olmalıdır? Son yıllarda basın, doğrudan kadınla ilgilenmeye başladı. Mesela, Milliyet Gazetesi şu anda kız çocuklarının okuması için bir takım kuruluşları da yanına alarak eğitim kampanyasının öncülüğünü yapıyor. Basın bunu iki senedir bir misyon olarak yüklendi. Aslında bu işler sivil toplum örgütlerinin işi. Fakat, Türkiye’deki sivil toplum örgütlerinin azlığı ve faaliyetlerine yeterli bütçe ayıramamaları nedeni ile, uzun yıllardan beri istenilen ölçüde mesafe kat edilemedi. Basın, insanların ikna edilmesinde ve heveslendirmesinde büyük bir güç olduğu için ‘kız çocuklarının okuması kampanyası’ basının desteği ile önemli bir yol aldı. Basın yoluyla daha geniş kitlelere ulaşıldı. Kadının tarihi seyrini de göz önünde tutarsak, bugün Türk kadını nerede? Cumhuriyet’in ilk dönemlerinde, kadının eğitimi çok önemseniyordu. Avrupa’da kadınların çalıştığı meslekler, Cumhuriyet’in ilk dönemindeki çalışmalar sonucunda ortaya çıktı. 1940’lı yıllardan itibaren ise kadın yeniden hor görülmeye başlandı. Bugün ise basının bu noktada kadınları teşviki söz konusu ve umarım bu durum böyle de devam eder. Çünkü hepimiz biliyoruz ki basın, yönetici olarak kadınlara yer vermez. Kadınlar basında daha çok çay kahve servisinde vardırlar. Zaten gazetelere de baktığınız zaman, haberlerin veriliş biçiminden de durum rahatça anlaşılabiliyor. Şöyle ki; bir adam eşini aldattığında, bu hareketi basın tarafından hoş görülüyor ve hatta övülüyor, fakat aldatan tarafın kadın olması halinde basın o kadına karşı o kadar agresif ve saldırgan bir tutum içine giriyor ki, anlaşılmaz gibi değil bu zıtlık. Bence bu konuda bir kampanya yapılmalı ve kadınlarımız sadece cinsel bir obje olmaktan kurtulmalıdır. Kısacası, zihniyet değişmelidir. Mesela, bir tecavüz haberi okunduğu zaman yahut izlendiği zaman bunun unutulmaması gereklidir. Halk, bu konuda tepkisini ortaya koymalı, medyada bu durumun üstüne gitmelidir. Fakat, ne yazık ki kadının statüsü, eğitimi ne olursa olsun maço erkek beyninde kıymetsiz bir yerde ve kadın sadece verilmiş şartlara uyması gereken ve hayattan herhangi bir beklentisi olmayan bir obje olarak algılanıyor. Neyi ne kadar bildiği ile değil, kocasına ve evine ne kadar hizmet ettiği ile değerlendiriliyor. Peki bu bakış açısının ortaya çıkmasında kadınlarımızın hiç mi suçu yok? Ne yazık ki bir kısım kadınımız, yaptıkları ile bu tarzda düşünen erkeklerin ekmeğine yağ sürüyor. Fakat bu durumun temelinde çok farklı nedenler var. Çünkü, bu insanlar çocukluktan itibaren ‘kızdı erkekti’ ayrımı ile hayattan korkutularak yetiştiriliyorlar. Erkek, hep bir çocuk olarak yetiştirilirken, kız çocukları büyümüş ve küçülmüş kadın modeli olarak hayata hazırlanıyor. 5 yaşında bir kız çocuğu da olsanız, babanıza ve ağabeyinize su götürmekle veya sizden daha küçük kardeşinize bakmakla yükümlüsünüzdür. Yani, size sorumluluk verilir. İşte bu sorumluluk verme alışkanlığı, Güneydoğu’daki kızların okutulmamasının da ana nedenidir. Çünkü, kız çocuğu bir nevi annesinin evdeki hizmetçisidir. Kız çocuklarının, çocuk olma gibi bir hakları yoktur. Kızlar üzerinde o kadar yasak var ki, küçücük yaştan itibaren size bu yasaklar uygulandığı için kendinize güveninizin olması mümkün değil. Ve bu kadar kendine güvensiz bir şekilde yetiştirilen ve bir rol model kendine dayatılmış olan kız çocuğunun büyüdüğünde, dış dünyanın kendisine korkutucu gelmesi kadar normal bir şey yoktur. Kadını bir cinsel obje haline getiren gazetedeki kadın resimleri ve televizyonlardaki görüntüler hakkında ne düşünüyorsunuz? Tabi ki çok üzülüyorum. Maalesef bırakın tecavüz fotoğraflarını, kadınlarımızın kişilik haklarını zedeleyen ve alakasız konularda dahi çıplak kadın resimlerine yer veriliyor. Örneğin; bir meme kanseri konusunda, o konu ile alakası olmayan üssüz bir kadın resmine yer veriliyor. Ne yazık ki Türkiye’de, “ne kadar çok kadın bedenine yer verirsek, o kadar iş yaparız” şeklinde bir gazetecilik ve televizyonculuk anlayışı söz konusu. Eğer bir gün bu gazeteleri çıplak kadın resimleri için alan insanlar bundan vazgeçerlerse, bu durum da düzelir. Kısacası, çözüm zihniyet değişikliğinden geçiyor. Toplum, dikey ve yatay bütün kanallarıyla cinsiyet ayrımına karşı bir savaş açtığında, bu hadise de kendiliğinden çözülür. Fakat bu konuda devletin de desteği alınmalıdır. Tabi ki erkek nüfusunun kadınlara bakış açılarındaki ön yargıların da bu konuda değişmesi lazım. Bence bu konuda eğitim çok önemli. Sizin de üzerinde ısrarla durduğunuz gibi, Türkiye’deki kadın gazetecilerin sayısı oldukça az. Bunun nedeni size göre nedir? Gazetecilik çok zor bir meslek. Bizim ülkemizde kadın olmanın da başka bir zorluk olduğunu düşünürsek, kadınların gazetecilik yapması doğal olarak daha da zorlaşıyor. Bunun yanında, ülkemizde meslek örgütü diye bir kurum yok. Yani, sana arka çıkacak, haklarını savunacak kimse yok. Mesela, bir gazeteci olarak siyasi hücuma uğrayıp, bütün iftiraların, yalanların, hatta terbiyesizliklerin altında kaldığımda kimse yanımda değildi. Çünkü, beni koruyacak bir kurum veya meslek örgütü yoktu. Ne yazık ki, Türkiye’de düşündüğünü söylemek ve öyle yaşamak çok pahalıya mal oluyor. Fakat medyanın, sırf kadın sorunlarında değil, her türlü sorunda haberin niteliğine göre 5N 1K kuralına uyması, dürüst ve objektif habercilik yapması gerekiyor. Fakat ülkemizdeki medya kurumları, bunların hiçbirine uymadan haber yapıyor. Zaten kadın sorunları da ilgi alanında olmadığı için onun böyle bir sorunu yok. Hatta önemsemediği kadınlar hakkında yalan haberler yazdığı zaman dahi dönüp özür dileme ihtiyacını duymuyor. Peki böyle bir medya içinde kadınlar nasıl gazetecilik yapsınlar? Ben bir gazeteci yazar olarak her zaman bildiğimi yazdım. Hatta “bu yazınızı yazamayız” dediklerinde dahi o yazımı geri çekmedim ve onlar yayınlayana kadar yeni yazı vermedim. Dinimiz, kadına kişilik kazandırmış, ona saygı ve şefkat gösterilmesini emretmiş iken, Türkiye’deki medya, senelerce bunun tam tersini savunmuş ve kadını İslam’da ezik bir insan statüsünde lanse etmiştir. Sizce bunun nedeni nedir? İslam ile kadın ilişkisi ayrı bir yaramız. Bence, İslamiyet’in kadını ezdiği düşüncesine, sadece batılılar değil tüm Türkiye inanıyor. Bu bakış açısında, erkeklerin dindar olması ya da olmaması da fark etmiyor. Mesela, Refah Partisi’nde ayak işlerini yapan ve partiyi iktidara getiren kadınlardır fakat her zaman arka planda ve ikinci sınıf olarak kalmışlardır. Bakınız, bu partinin üst kademesinde hiçbir kadın yoktur. İslamiyet ve kadın konusunun Türkiye’de bu kadar çok tartışılmasının ana nedeni, Kuran’ı okumadan insanların kafalarından yorum yapmalarıdır. Adamın Kuran’la herhangi bir alakası yok, ama ahkam kesiyor. Bir kere İslamiyet, kendi yüzyılında değerlendirilmelidir ki, ben efendimizin yaptığı her şeyi çok cesur ve inanılmaz reformist buluyorum. Herkesin kadını hor gördüğü bir dönemde kendisi kadını yüceltmiş, kadına bakışını yaşamında ortaya koymuştur. Efendimizin hayatına bakınca, Müslüman olduğunu iddia eden fakat kadınlara zulüm eden erkeklerin efendimizi hiç anlamadıkları ortaya çıkıyor. Her konuda olduğu gibi bu konuda da Efendimizin hayatı baştan sona bir örnektir. Kendisi kaç bin yıl önce dul, çalışan ve kendisinden kaç yaş büyük bir kadınla evlenmiş ve eşini ölünceye kadar sevmiştir. O dönemde tek kadınla evlilik anormal bir durumdu. Bunun dışında kadınlara büyük haklar müjdelemiştir. Hatta Batı bu konuda İslamiyet’i örnek almıştır. Mesela, İslamiyet kadına boşanma ve boşanmadan sonra bir mehir hakkı veriyor. Kısacası Müslüman dünyadaki kadınların önündeki engel İslamiyet değil, yobaz ve bağnaz erkek zihniyetidir. İslamiyet’in Anadolu’daki yorumunda da sizin bahsetmiş olduğunuz bu bakış açısı kendini göstermiş midir? İslamiyet’in Türkler tarafından yorumu da kadına büyük bir özgürlük vermiştir. Mevlana Hazretleri, kadınlarla oturumlar yapmış, onların bulunduğu ortamlarda onlarla istişarelerde bulunmuş, hatta sema yapmıştır. Anadolu’da kadın evliyalara da rastlıyoruz. İslamiyet, kadın ve erkek ile birlikte bir hayatı beraberinde getirmiştir. Kadın Türk İslam anlayışında çok ateşli bir Müslüman. Ne yazık ki günümüze medyası İslam ve kadın konusunda hiçbir şey bilmiyor. Devamlı bir şekilde kulaktan dolma bilgilerle karşımıza çıkıyor. Ne yazık ki önemli bir bilim kadınını televizyonlarda göremeyiz, çünkü kadınların böyle bir rolleri yoktur. Fakat bu durum Batı için de geçerlidir ve daha yeni yeni feminist kadınlar kendilerini göstermeye başlamışlardır. Bizdeki aydın geçinen sınıf ise sadece tercüme ederek işi idare ediyor ve ne yazık ki yeni bilgiler üretemiyor. Televizyonlardaki evlilik yarışmaları ve bu yarışmaların izlenme oranlarının bu kadar yüksek olması hakkındaki düşünceleriniz nelerdir? Televizyondaki bu tür yarışmalar, insanların talepleri doğrultusunda, insanların dedikodu duygularını gıdıklayıp iyi paralar kazanmak için yapılan ve ruhsuz insanların mahremiyetlerini dışarıya ittikleri programlar şeklinde tarif edilebilir. Bunlar daha usturuplu ve eğlenceli bir şekilde yapılabilir ve de insanların ölümüne neden olmaz. Fakat ne yazık ki bu tür yarışmalar, toplumdaki yozlaşmayı daha da hızlandırıyor. Evet, televizyonlar bir eğlence aracı ancak bu tarz programlar gerek kültürümüze ve gerekse örf ve adetlerimize aykırıdır. Yalnız şunu da unutmamak lazım ki, bu tür programları bizler çoğaltıyoruz. Çünkü bizler bu programları izlemesek, bu programlar reklam alamazlar ve para kazanamazlar. Eğer halk bu programları seyretmekten vazgeçtiğinde her şey biter. Dünya’da her beş kadından biri, tecavüz veya tecavüz girişiminin kurbanı oluyor. ABD’de her 90 saniyede bir kadın tecavüze uğruyor. Cinsel istismarlarla ilgili veriler her geçen gün artıyor. Size göre dünyanın bu hale gelmesinin nedeni nedir? Basının bu konudaki sorumluluğu ne oranda? Bütün savaşlarda önce kadınlar ve kız çocukları tecavüze uğrar. Yani, kadın ve çocuğun çekmediği kalmaz savaşta. Ne yazık ki bütün dünyada durum bu. İşin kötü tarafı günlük hayatta da taciz var. Ve sen bu konuda hiçbir şey yapamıyorsun. Hatta cesur bir kadınsan ve buna tepki gösteriyorsan iftiraya bile maruz kalabiliyorsun. Bu konuda kadınlar korkmamalı ve kadınların arasındaki dayanışma artmalı. Şurası unutulmamalıdır ki aydın kadın, başkalarını seven kadındır. Yoksa aydın değildir. Bu noktada, kadın her yerde şahsiyeti ile var olmalıdır. Dünya’da sizin de sorunuzda belirtmiş olduğunuz sorunu çözen bir millet yoktur. Bu konuda İsveç örnek gösteriliyordu fakat onlarda da alkolün etkisi ile kadına şiddet artmaya başladı. Ne yazık ki dünyanın birçok ülkesinde kadın değersiz bir konumda. Bu da kadınları pek çok sorun ile karşı karşıya getiriyor. Ben bu konuda birçok insandan farklı olarak, gündüz saatlerinde yapılmakta olan programları, bazı şeyleri ifşa etmeleri nedeni ile faydalı olduğunu düşünüyorum. Deşifre bu bağlamda güzel bir olay. Bu anlamda her şey dört duvar arasında kalmamalı. Çünkü bu durumda erkek karlı çıkıyor. Fakat deşifre olunca, adam ‘elalem ne der’ psikolojisi içine giriyor. Mesela, çok gariptir ki tecavüz olayları mahkemelerde yok gibi. Bunda da kadını aşağılayan erkek zihniyetinin üstünlüğünü görüyoruz. İşte bu nedenle bu tür hareketleri ve yaşananları medyanın gündeme getirmesi ve deşifre etmesi bir hizmettir. Bu sayede kadının kendisine olan saygısı geri gelmektedir. Bu deşifre olayı basın yolu ile yapılmalıdır ki o suçlu artık orada yaşayamasın ve o davranış biçimi ortadan kaybolsun. Güçlü bir kadın denildiğinde o kadından ne anlıyorsunuz? Güçlü bir kadın olmak bireysel olarak kendine güvenmekten geçer ve kendinden ve başkasında korkmamayı gerektirir. Eğer bir konuda doğru isen başkası ne der diye düşünmeden o konunun arkasında olman gerekmektedir. Mesela ben biraz önce de belirtmiş olduğum gibi medyanın lincine uğradım ama yılmadım. Şimdi 28 Şubat’ta beni eleştirenler, benim kavramlarım ile yazıyorlar. Bu noktada maddiyat veya statü önemli değil. Önemli olan insanın onuru ile inandığı gibi yaşamasıdır. İnşallah medya da inandığı gibi yaşayan insanlarla düzelecek ve her şey yoluna girecektir.

7.Performans ve Motivasyon Yönetimi Zirvesi

Kasım 8 2005Yorum Yok Kategori: Haberler

23-24 Kasım Ceylan İnter-Continental Hotel ‘de saat:11.30-12.15 arası

Nevval Sevindi şirketi diyalog ve patenti kendine ait olan “anahtar çözüm “konferanslarının tanıtımını yapacak. Açılacak stand her türlü bilgi için açık. Koordinatör Yasemin hn. sizi bilgilendirecek.İş dünyası profesyonelleriyle birlikte olun.

Neden bürokrasi hayat karartır?

Kasım 8 2005Yorum Yok Kategori: Haberler

Bu tür şikayetler çok fazla. Burası hukuk devleti ve bilgi edinme hakkı yasası çıktı. Yararlanın.

merhaba.1978 doğumlu lisans mezunuyum.3 yıldır işsizim. size şikayetmi desem arz mı desem bilemiyom ama bir sorundan bahsetmek istiyorum.kocaeli adliyesince yapılan 18 nisan 2005 tarihli infaz ve koruma memurluğu sınavı kazandım ama daha sonra atamalar bakanlıkça iptal edildi gerekçe gösterilmeden ve yeni sınav açıldı bakanlıkça.yine aynı adalet komisyonunca yapılan 12 eylül 2005 tarihli sınavda sorulan bütün sorulara dogru cevab vermeme rağmen sınavı kaybettim.dava açmayı düşünüyorum ama bakanlık idari mahkemeyi etkiler diye açmakta kararsızım.açarsanız baştan kaybetmişsiniz diyen avukat sayısı çok.bakanlık nasıl olurda mahkemeyi etkileyip verilen kararı etkileyebilir.öyleki açık kimliğimi bile belirtmekten çekiniyom.çok zor durumdayım hem maddi hem manevi açıdan 6 ay boyunca bir emek verdim ama sonuç haksızlıklarla dolu bir süreçten başka hiçbirşey değil.bana yardımcı olabilme ihtimalinizi göz önünde bulundurarak bu maili yazıyorum

Mekke-Medine

Kasım 8 2005Yorum Yok Kategori: Zaman

72 millet birdir bana

Dokuz günlük Medine-i Münevvere ve Mekke’nin sıcak atmosferinden çıkıp gelmek hiç kolay değil. Daha zor olanı ise gazete başlıklarına bakmak. Ne yapalım, gerçek hayat bu denebilir. Doğru, Peygamber’imizin yaşadığı döneme, topraklara yolculuk ettiğimizde de bunu görüyoruz. Onun hayatının ne kadar zor geçtiğine bizzat tanıklık etme programı aslında umre yolculuğu. Onu anlamanın biricik yolu.  

Sayfa 1 / 11