Anket
Loading ...Çok Okunanlar
- 19% Yeniden Kanser
- 15% Kanserle Yaşıyorum
- 15% Fethullah Gülen ile Global Hoşgörü ve New York Sohbeti
- 14% Kanser olmamda medyanın rolü var!
- 11% Aşk Kapıyı Her Zaman Çalar
- 11% Ne Kadar İlgi, O Kadar Sevgi
- 10% Ne Kadar Sevgi, O Kadar Çözüm
- 10% 32.GÜN PROGRAMINDA NELER OLDU?
- 10% Politikada Kadın Eli
- 10% Babalar ve Kızları
-
- SELDA: MERHABA BEN SELDA ERGENE 33 YAŞINDA...
- marandafer: Sevgili Nezahat hnm,pembe hanım der...
- Nevval Sevindi: Çokkk teşekkür ederim sevgili dost!...
- MEHMET ERDAL URAL: KIYMETLİ ARKADASIM, SENİ, BİRLİKTE ...
- fidan: Merhaba nevval hanım bende kemik ka...
- nezahat uzal: metastas geçiriyorum tedavi sonuç v...
- KARAHAN: sAYIN ARKADAS BENI MUTLU KILAN K...
- jajapa: sanırım yazınızdaki fikirleriniz g...
- Mayıs 2012
- Nisan 2012
- Mart 2012
- Şubat 2012
- Ocak 2012
- Aralık 2011
- Kasım 2011
- Ekim 2011
- Eylül 2011
- Ağustos 2011
- Temmuz 2011
- Haziran 2011
- Mayıs 2011
- Nisan 2011
- Mart 2011
- Şubat 2011
- Ocak 2011
- Aralık 2010
- Kasım 2010
- Ekim 2010
- Eylül 2010
- Ağustos 2010
- Temmuz 2010
- Haziran 2010
- Mayıs 2010
- Nisan 2010
- Mart 2010
- Şubat 2010
- Ocak 2010
- Aralık 2009
- Kasım 2009
- Ekim 2009
- Eylül 2009
- Ağustos 2009
- Temmuz 2009
- Haziran 2009
- Mayıs 2009
- Nisan 2009
- Mart 2009
- Şubat 2009
- Ocak 2009
- Aralık 2008
- Kasım 2008
- Ekim 2008
- Eylül 2008
- Ağustos 2008
- Temmuz 2008
- Haziran 2008
- Mayıs 2008
- Nisan 2008
- Mart 2008
- Şubat 2008
- Ocak 2008
- Aralık 2007
- Kasım 2007
- Ekim 2007
- Eylül 2007
- Ağustos 2007
- Temmuz 2007
- Haziran 2007
- Mayıs 2007
- Nisan 2007
- Mart 2007
- Şubat 2007
- Ocak 2007
- Aralık 2006
- Kasım 2006
- Ekim 2006
- Eylül 2006
- Ağustos 2006
- Temmuz 2006
- Haziran 2006
- Mayıs 2006
- Nisan 2006
- Mart 2006
- Şubat 2006
- Ocak 2006
- Aralık 2005
- Kasım 2005
- Ekim 2005
- Eylül 2005
- Ağustos 2005
- Temmuz 2005
- Haziran 2005
- Mayıs 2005
- Nisan 2005
- Mart 2005
- Şubat 2005
- Ocak 2005
- Aralık 2004
- Kasım 2004
- Ekim 2004
- Eylül 2004
- Ağustos 2004
- Temmuz 2004
- Haziran 2004
- Mayıs 2004
- Nisan 2004
- Mart 2004
- Şubat 2004
- Ocak 2004
- Aralık 2003
- Kasım 2003
- Ekim 2003
- Eylül 2003
- Ağustos 2003
- Temmuz 2003
- Haziran 2003
- Mayıs 2003
- Nisan 2003
- Mart 2003
- Şubat 2003
- Ocak 2003
- Aralık 2002
- Kasım 2002
- Ekim 2002
- Eylül 2002
- Ağustos 2002
- Temmuz 2002
- Haziran 2002
- Nisan 2002
- Şubat 2002
Kategoriler
Özgürlük çıkar çevre koruma Şehir 32.Gün Aşk Almanya Amazon Arşiv bayram Berlin Demokrasi Güncel gelenek Girişim Kültür Kadın Kanser Kent liyakat nevruz pembe hanım Politika Sevgi Türk tabiat toplum yalnızlık Zaman Zaman Turkuaz 32.Gün (3)
Analiz (59)
Arşiv (7)
Basında (116)
EN (82)
Güncel (304)
Haberler (89)
Kadın (34)
Kitap (11)
Kültür-Antropoloji (79)
Okuduklarım (77)
Politika (139)
Yeni Yüzyıl (31)
Zaman (2)
Zaman (233)
Zaman CumaErtesi (59)
Zaman Turkuaz (128)
WP Cumulus Flash tag cloud by Roy Tanck and Luke Morton requires Flash Player 9 or better.
Ağustos, 2005
yemek kültürü
www.da.com.tr den girin ve yemek yazısını okuyun!
Maraş’tan
merhabalar , ben kahramanmaraş rehberlik araştırma merkezinde çalışan bir rehber öğretmenim.bizim sokak çocuklarıyla ilgili bir çalışmamız var ve onun makalesini siznle paylaşmak istedim. saygılarımla İbrahim Daşkıran. TEHLİKE DEĞİL, TEHLİKEDEYİZ!
Bazen bir park köşesinde yere çömelmiş simsiyah elleriyle ayakkabı boyarken, bazen cadde üzerinde “ Abi bir sakız al be,valla ekmek parası” sözleriyle yanımıza yaklaşırken,bazen de bir cafe önünde sevdiğimiz biriyle otururken masamıza uzatılan kırmızı bir gülle karşımıza çıkarlar. Belki onları tanımıyoruz, adlarını bile bilmiyoruz ama hepimiz onların o donuk yüzleriyle sokakta tanışıyoruz. Mendil satan, oto camı silen, ayakkabı boyayan,ATM’ lerde uyuyan, kışın o zemheri soğuğunda lastik parçaları yakarak ısınan, tiner çeken ve bunun gibi bir çok özelliği olan bu çocuklardan biz hep korktuk. Yanımıza yaklaştıkça daima onları kendimizden uzaklaştırdık. Bizler için birer tehlike teşkil ettiklerini düşünüp onları zararlı birer canlı olarak gördük. Oysaki sokağın o acımasız kanunlarıyla cebelleşen, sürekli şiddete maruz kalarak yaşam mücadelesi vermeye çalışan bu çocuklar tehlike içindeler.Yarınlarının ne olacağını bilmeden yarına kalmak için çırpınan bu çocuklar yaşamla olan mücadelelerini sokağın tüm acımasızlığına rağmen sürdürmekteler. Sosyal, ekonomik, teknolojik gelişmelerin, savaşların ya da göçlerin gerek toplum gerekse bireyler üzerinde bıraktığı etkiler doğrudan ya da dolaylı bir şekilde toplumların geleceği olan çocuklarımıza yansımaktadır.Zor şartlar altında yaşayan çocuklar toplumların gelişim sürecinde yaşadığı çarpıklıkların neticesinde ortaya çıkmış ve yeni sorunlara kapı açmıştır.Zor koşullar altında yaşayan çocuklar kategorisi içinde son yıllarda sayıları giderek artan ve toplum içinde kolayca karşılaşılabilmeleri nedeniyle dikkatleri çeken “sokak çocukları” tüm dünyada çözüm bekleyen bir sorun haline gelmiştir. Sokak çocukları gelişmekte olan ülkelerde işsizliğin,yoksulluğun,göçün ve parçalanmış ailelerin ortaya çıkardığı bir sorun; gelişmiş ülkelerde ise yabancılaşmanın kurbanları olarak görülmektedir. Sokak çocukları kendi kategorilerinde üç gruba ayrılırlar. Birinci grup sokak çocukları; aileleriyle bağlarını koparmamış, sürekli ilişki içinde olan, aile bütçesine katkıda bulunmak için sokakta çalışanlar, ikinci grup; ailesiyle arada bir görüşen ve sokakta yaşamını sürdüren çocuklar, üçüncü grup ise aileleriyle bağlarını tamamen koparmış, suça eğilimli, madde bağımlısı olmaya aday sokak çocuklarıdır. Sokakta çalışan çocukların bir kısmı kazançlarının tümünü ailelerine teslim ederken diğer bir kısmı kazancın bir bölümünü kendilerine ayırmaktadırlar. Yapılan çalışmalar çocukların zamanla ailelerine verdikleri payı azaltırken kendi paylarını arttırdıklarını, bu eğilimdeki çocukların zamanla sokağın özgürlüğünün ve kendi kendilerine yetebilirliklerinin bilincine vararak aileleriyle bağlarını yavaş yavaş koparmakta ve “sokağın çocuğu” olma potansiyelini göstermektedir. Bu acı gerçek tüm çıplaklığıyla karşımızda durmakta ve sokağı mesken edinen çocukların sayısı hızla artmaktadır. Kahramanmaraş İlimizde resmi kaynaklardan edindiğimiz bilgiye göre 2004 yılında 177 çocuk evinden kaçıp sokağı tercih ederken bu sayı 2005 yılı ilk altı ayında 158 olmuştur. Bu veriler konunun nasıl bir önem ve aciliyet taşıdığını sanırım yeterince gözler önüne seriyor. Çocukların sokağı mesken tutmaları ilk bakışta çeşitli nedenlere bağlanabilir. Bunlar arasında aile içi şiddet, cinsel ve fiziksel istismar, ailenin ekonomik yapısı, sevgisizlik ve ihmal sayılabilir. Bu sorunlara genel bir bakış açısı getirildiğinde ise kaynağın aileye dayandığı görülmektedir. Özellikle dayak ve cinsel istismarın yoğun olduğu aile ortamında yetişen çocuk için sokak yaşamı her türlü tehlikesine rağmen cazip bir hal almıştır. Ünlü pop sanatçımız Nazan Öncel “Demir Leblebi” albümünde bir üvey baba portresini ve bunun sonucunda sokağın hikayesini etkili bir şekilde dile getiriyor. Bazı durumlarda çocuğun kısa süreli evden kaçmaları ailelere “Artık sesimi duyun ve benimle ilgilenin” mesajını vermektedir. Bu çağrılara cevap alamayan çocuk, çözümü aileden tamamiyle uzaklaşarak aileyi cezalandırmakta bulmaktadır. Sokakta yaşamaya başlayan çocuk sokak yaşamının gereği olarak, şiddet, fiziksel veya cinsel istismara maruz kalmakta, uyuşturucu maddelerle tanışıp çeşitli suçlara itilmektedir. Ülkemizde sokaklarda yaşayan çocukların sayısı hakkında bilgi sahibi olabileceğimiz bir çalışma bulunmamaktadır. Resmi yetkililerden öğrendiğimiz kadarıyla sokakta şu sayıda çocuk yaşıyor demek neredeyse imkansız.Çünkü bu sayı sürekli değişkenlik göstermekte, her geçen gün sokağa yeni çocuklar düşmektedir. İşte tüm bu yaşanılanlar karşısında onları görmezden gelemeyiz artık. Sokağın sesine kulak vermenin zamanı geldi de geçiyor bile. Bir çok gönüllü, umut çocukları adı altında dernekler kurmakta ama maddi imkansızlıklar yüzünden çalışmalarında randuman sağlayamamaktadır. Hiçbir firma bu tür oluşumlara sponsor olmaya sıcak bakmamaktadır.Çünkü onlar her şeyi ticari kafayla düşündükleri için sokak çocuklarına yapılacak yatırımı ölü bir yatırım olarak değerlendirmektedirler. Sevgili Anneler ve Babalar, lütfen çocuklarınıza kulak verin. Onların değerini nolursunuz onları kaybedince anlamayın. Sevgi parayla satılmıyor. Onları sevginizle sarmalayın. Sokağa açılan kapıya barikatlar kurun ve yuvanızın içini yaşanılır bir hale getirin. Unutmayalım ki çocuklarımızın yeri sokaklar değil, oyun parkları ve evimizdir.Sokaklar onlar için yalnızca okula gittikleri, alışverişten dönerken geçtikleri mekanlar olarak kalmalı.Eğer yürekleriniz yeterince sevgi üretmiyorsa başarılı bir üretici değilsiniz demektir. Bu nedenle yüreğinizi sevgi ve umutla doldurun. Bu çocuklar hepimizin çocukları.Hadi hep birlikte tutalım onların elinden. Onları artık görmezden gelemeyiz! VE BU MEKTUBU DESTEKLEYEN SON HABER: Geçen yılın ilk altı ayında 76 bin 895 olan şahsa karşı işlenen suç sayısı 96 bin 978′e, 96 bin 329 olan mala karşı işlenen suç sayısı 137 bin 743′e çıktı. Buna göre ilk altı ayda meydana gelen toplam 234 bin 721 suç sayısı ile 2000 yılının yıllık suç sayısına şimdiden ulaşılmış oldu. Rapora göre rakamlar, suç işleme sayılarında bu yıl bir patlama yaşanacağına, artış trendinin bu şekilde devam etmesi halinde suç sayısının 450 bini aşacağına işaret ediyor. 2000 yılında yaklaşık 260 bin, 2001 yılında 300 bin, 2002 yılında 296 bin, 2003 yılında 322 bin, 2004 yılında 354 bin suç işlendiği dikkate alındığında, 2005 yılında kriz yıllarının iki katına yakın bir suç işleme rakamına doğru hızla ilerlendiği ortaya çıkıyor. -HIRSIZLAR HIRS YAPTI- Emniyet Genel Müdürlüğü verilerinden yararlanılarak hazırlanan rapora göre, bu yılın ilk 6 ayında en önemli artışlardan biri, yankesicilik ve kapkaç suçlarında yaşandı. Geçen yılın ilk altı ayında 7 bin 665 yankesicilik ve kapkaç olayı meydana gelmesine karşın bu yılın ilk yarısında bu rakam, kapkaçta yüzde 55.6, yankesicilikte yüzde 71 artarak 12 bin 774′e yükseldi. Rapora göre evden hırsızlık olayları da yüzde 50.6 ciddi bir artışa imza attı. 2004 yılının ilk altı ayında 16 bin 157 evden hırsızlık olayı gerçekleşirken bu yıl aynı dönemde bu sayı 24 bin 328′e yükseldi. Mala karşı işlenen suçlar kategorisinde yer alan diğer hırsızlıklarda görülen artış ise ”küçük ve Büyükbaş Hayvan Hırsızlığında yüzde 18.7, Oto hırsızlığında yüzde 25.1, İş Yerinden Hırsızlıklarda yüzde 35.7, Resmi Kurum ve Kuruluşlardan Hırsızlıklarda yüzde 39, Otodan Hırsızlıklarda yüzde 44.2” şeklinde sıralandı. Gasp ve Yağma başlığı altında yer alan ”Evden Gasp ve Yağma” olaylarında yüzde 27.5, Şahıstan Gasp ve Yağma olaylarında ise yüzde 32.9 yükselme görüldü. -YAK-KAÇ OLAYLARI DA ARTTI- Aynı dönemler karşılaştırıldığında yangınlarda yüzde 23, zorla çek senet imzalatma suçlarında yüzde 25.3, adam kaldırma olaylarında yüzde 63, dolandırıcılık suçlarında yüzde 46.7, emniyeti Suiistimal suçlarında yüzde 62, suç eşyası satın alma suçlarında yüzde 62.8, mala zarar vermek suçlarında yüzde 103 artış yaşanırken, hükümet emirlerine muhalefet suçları yüzde 22.6, bilişim suçları ise yüzde 64.3 oranında düşüş gösterdi. -DEVLETE HİZMET, CEBE ZİMMET- Devlet Aleyhine İşlenen Suçlar arasında yer alan zimmet suçlarında yüzde 40, devlet memurlarına hakaret darp ve saldırı olaylarında yüzde 34, kolluk kuvvetlerine mukavemet, hakaret, darp ve saldırı olaylarında yüzde 14.9 artış görüldü. Raporda bu yılın ilk 6 ayında geçen yılın aynı dönemine göre İntihar olaylarında yüzde 4.1 gerilemeye karşın, intihara teşebbüs fiilinin yüzde 38.4 oranında artış gördüğüne dikkat çekilirken, meskun mahalde silah ama fiilinde yüzde 9 artış yaşandığına vurgu yapıldı. -SUÇLARDA TOP 10- 2004 yılı suç ve nüfus rakamları dikkate alınarak hazırlanan suçların illere göre dağılımı listesinin başında İstanbul geliyor. İstanbul’da yüzbin nüfusa 856 suç düşüyor. İstanbul’u 854 suç sayısı ile Balıkesir, 800 suç sayısı ile Gaziantep, 751 suç sayısı ile Uşak, 749 suç sayısıyla Kayseri, 734 suç sayısıyla ile Burdur, 724 suç sayısı ile Denizli, 688 suç sayısıyla Antalya, 684 suç sayısı ile Kırklareli, 674 suç sayısıyla Ankara izliyor. Yüzbin nüfusa en az suç düşen illerin başında Muş geliyor. Muş’ta yüzbin kişi başına 94 suç düşerken bu ili sırasıyla 138 suç ile Şırnak, 140 suç ile Gümüşhane, 155 suç ile Yozgat, 168 suç ile Ordu izliyor. -BALIKESİR İLK SIRADA 2000-2004 yılları arasındaki dört yılda suçların en çok arttığı il Balıkesir. 2000 yılında 2 bin 406 suçun yaşandığı Balıkesir’de 2004 yılına gelindiğinde suç sayısı 9 bin 332′e çıkmış durumda. Buna göre son dört yılda Balıkesir’deki suç artış oranı yüzde 288. Balıkesir’i yüzde 218 artışla Erzincan, yüzde 193 artışla Denizli ve Kastamonu, yüzde 186 artışla Elazığ, yüzde 177 artışla Kırklareli, yüzde 145 artışla Edirne, yüzde 119 artışla Diyarbakır izliyor. Aynı dönemde İstanbul’da suç artış hızı yüzde 40 olarak gerçekleşirken, bu ilimiz suç oranında 31′inci sırada yer alıyor. Üç büyük ilimizden İzmir yüzde 28 artışla 40′ıncı, Başkent Ankara yüzde 24 artışla 44′üncü sırada bulunuyor. -SUÇ, MUŞ’TA TUŞ- Muş’ta suç sayıları her geçen yıl düşüyor. 2000-2004 yılları arasında Muş’ta suçlar yüzde 29 oranında düşmüş durumda. 2004 yılında 2000 yılına göre suçların düştüğü illerin ikinci sırasında Malatya geliyor. Bu dönemde suçlar Malatya’da yüzde 27 gerilemiş durumda. Bu ili yüzde 26 gerileyen suç oranıyla Osmaniye, yüzde 25 ile Bayburt, yüzde 20 ile Rize, yüzde 19 ile Tunceli, yüzde 17 ile Gümüşhane izliyor. Tokat ve Bolu’da ise dört yıldır suç oranları yerinde sayıyor. -SUÇ ALETİNDE YENİ TREND- Bu yılın ilk altı ayında işlenen suçlarda bin 320 ruhsatlı, 6 bin 105 ruhsatsız olmak üzere toplam 7 bin 425 ateşli silah, 9 bin 428 bıçak, 24 bin 213 adet çeşitli türlerde suç aleti kullanıldı. Rapora göre suçlarda her yıl meydana gelen artışa rağmen olaylarda kullanılan ruhsatlı ve ruhsatsız ateşli silah kullanımı giderek düşüyor. Buna karşın bıçak ve çeşitli türlerdeki suç aletlerinin sayısı artıyor. 2001 yılında 299 bin olan suç sayısı 2004 yılında 353 bine çıkmasına rağmen, 2001 yılında 3 bin 590 olan ruhsatlı silah sayısı 2004 yılında 2 bin 760′a düştü. Ayni dönemde ruhsatsız silah sayısında da 2004 yılı hariç düşme gözlendi. Buna karşılık 2001 yılında 15 bin 310 olan bıçak sayısı 2004 yılında 18 bin 182′ye, 21 bin 517 olan çeşitli türdeki suç aletlerinin sayısı 43 bin 128′e yükseldi. -ATO BAŞKANI AYGÜN- Rapora ilişkin değerlendirmelerde bulunan ATO Başkanı Sinan Aygün, suç perdesinin arkasındaki aktörlerin, ”hayata yenik Türkler, organize örgütler” olduğunu ifade ederken, gelen her iktidarın ”pembe tablo çizmekte ve af çıkartmakta mahir, kara tabloyu görmekte kör olduklarını” savundu. Raporun ortaya çıkardığı tablonun suç işleme sayılarında bu yıl bir patlama yaşanacağına, suç sayısının 450 bini aşacağına işaret ettiğini savunan Aygün, ”bu hızla gidersek bu yıl, geçen yıla göre suçlarda yüzde 78 artış yaşanmış olacak. Ne ihracat, ne turizm… Aflardan sonra suçlar patladı suçlar” dedi. Aygün, şunları kaydetti: ”Ekonomi 2004 yılında yüzde 9 büyüdü diyorlar. Ekonomi yüzde 9 büyüyorsa, yılın ilk altı ayındaki ekonomik suçlardaki yüzde 43′lük artışın anlamı ne? Büyüyen ekonomi böyle mi olur? Neremiz büyüyor? Ekonominin büyüdüğü yok, büyüyen suç ekonomisi. Aş, iş bulamayan insanlarımız hayata, devlete küstüler. Bu küskün Türkler, organize suç örgütlerinin eline düştüler. Suç sayılarına bir bakın. Bu yıl sonunda kriz yıllarındaki suç sayılarını bile ikiye katlayacak. Ekonomiyi değil suçları katlıyoruz. Toplum olarak değil, tek tek patlıyoruz. Türkiye ekonomisi berkemal değil ki, asayiş de berkemal olsun…Af ile yönetilen bir ülkede asayiş mi kalır? ” Ankara Ticaret Odası (ATO) tarafından hazırlanan ”Suç Raporu’na göre, bu yılın ilk 6 ayı ile geçen yılın aynı döneminde işlenen suçların çeşitleri ve artış oranları şöyle: ŞAHSA KARŞI 2005 2004 ARTIŞ İŞLENEN SUÇLAR (İLK 6 AY) (İLK 6 AY) (%) ————– ———- ———- —– ÖLDÜRME ——- KASTEN 1022 866 18.0 İHMAL VE KAZAEN 374 456 -18.0 ÖLDÜRMEYE TEŞEBBÜS 257 194 32.5 MÜESSİR FİİL ———— KASTEN YARALAMA 14455 12701 13.8 İHMAL VE KAZAEN YARALAMA 2571 2161 19.0 DARP 23471 17594 33.4 GEN. AD. VE AİLE NİZ. İLE ŞHS. HÜR. ALH. SÇ. ——————- KIZ-KADIN ERKEK KAÇIRMA 2544 2085 22.0 ÇOCUK KAÇIRMA 207 138 50.0 REHİN ALMA 16 12 33.3 TEHDİT 5001 2732 83.1 AİLE FERTLERİNE KÖTÜ MUAMELE 4914 3312 48.4 HAKARET VE SÖVME 2097 1102 90.3 MÜSTEHCEN HAREKETLER 913 989 -7.7 IRZA GEÇMEK 644 594 8.4 IRZA TASADDİ 440 370 18.9 EVLENME VAADİYLE KIZLIK BOZMA 189 228 -17.1 FUHUŞA TEŞVİK VE KADIN TİCARETİ 904 1092 -17.2 KUMAR OYNAMAK VE OYNATMAK 872 1611 -45.9 DEVLET İRADESİ ALEYHİNE İŞLENEN SUÇLAR —————– KOLLUK KUV. HAK. MUK. DARP VE SALDIRI 3384 2945 14.9 DİĞER DEV. MEM HAK.DARP VE SALDIRI 852 636 34.0 RÜŞVET 70 89 -21.3 ZİMMET 14 10 40.0 İRTİKAP 8 18 -55.6 İHTİLAS 5 14 -64.3 DİĞER —— İNSAN TİCARETİ (TCK 201 7 b) 66 118 -44.1 6136 SKM 4901 3795 29.1 MESKUN HALDE SİLAH ATMAK 2587 2373 9.0 İNTİHARA TEŞEBBÜS 6397 4622 38.4 İNTİHAR 823 858 -4.1 TASNİF DIŞI SUÇLAR 16980 13180 28.8 —————————————————— TOPLAM 96978 76895 26.1 MALA KARŞI İŞLENEN SUÇLAR ————— HIRSIZLIK ——— EVDEN 24328 16157 50.6 İŞ YERİNDEN 21760 16034 35.7 RESMİ KURUM VE KURULUŞLARDAN 2009 1445 39.0 BANKADAN 87 53 64.2 OTODAN 18996 13174 44.2 OTO HIRSIZLIĞI 14922 11928 25.1 YAN KESİCİLİK VE KAPKAÇÇILIK 12774 7665 66.7 BÜYÜK VE KÜÇÜK BAŞ HAYVAN HIRSIZLIĞI 496 418 18.7 DİĞER 15439 10411 48.3 GASP-YAĞMA ———– ŞAHISTAN 2894 2178 32.9 EVDEN 88 69 27.5 İŞ YERİNDEN 137 155 -11.6 BANKADAN 1 2 -50.0 ADAM KALDIRMA 44 27 63.0 ZORLA ÇEK SENET İMZALATMAK/TAHSİL ETMEK 99 79 25.3 YANGIN —— 2320 1886 23.0 DİĞER SUÇLAR ————- DOLANDIRICILIK 3837 2615 46.7 EMNİYET SUİSTİMAL 2672 1649 62.0 SUÇ EŞYASI SATIN ALMAK/SATMAK/ SAKLAMAK 293 180 62.8 MALA ZARAR VERMEK (NASI IZRAR) 6838 3369 103.0 BİLİŞİM SUÇLARI 80 149 -46.3 MESKEN MAHS. ALEY SUÇLAR 1057 942 12.2 HÜKÜMET EMİRLERİNE MUHALEFET 1702 2200 -22.6 TASNİF DIŞI SUÇLAR 4870 3546 37.3 ———————————————————- GENEL TOPLAM 137743 96329 43.0 . . İllerin 2000 yılına göre toplam suç artış oranları ile suç artışında il sıralamaları şöyle: İLİN ARTIŞ HIZI SIRASI İL 2000 2004 (%) —— ——– ——– ——– ———– 1 BALIKESİR 2406 9332 287.9 2 ERZİNCAN 276 877 217.8 3 DENİZLİ 2151 6307 193.2 4 KASTAMONU 661 1934 192.6 5 ELAZIĞ 1214 3477 186.4 6 KIRKLARELİ 809 2241 177.0 7 EDİRNE 833 2041 145.0 8 DİYARBAKIR 4014 8796 119.1 9 KARAMAN 315 690 119.0 10 KİLİS 258 558 116.3 31 İSTANBUL 67.299 94.509 40.4 40 İZMİR 16.710 21.358 27.8 44 ANKARA 23.059 28.647 24.2
AYDIN KADIN
AYDIN KADIN DİĞER KADINLARI SEVEN KADINDIR “Kendi aklını kullanmaya cesaret et “ der Kant.Türkçe’de aydın ve münevver karşılığı kullanılan entellektüel dahil bu sözcükler akılla ve anlama yetisiyle ilişkilendirilen kavramlardır.
1980 sonrası çokca dalga geçilen “entel” kavramı yirminci yüzyıl ortalarına kadar İngiltere’de de olumsuz tınlamalarla kullanılmıştır,hatta günümüzde bile bu olumsuzluk sürmektedir.Entellektüelin neden sevimsiz ve istenmeyen olduğunun yanıtını Ortega verir:” İnsan,olacaksa,kendisi için,kendisine rağmen,kendisine karşın aydın olur,kaçınılmaz biçimde.Gerçek aydının özgül etkinliği gerçeği zahmetle araştırmak, bulur bulmaz da, ne pahasına olursa olsun,kendisini bin parça edeceklerini bilse, açıklamaktır; aslında “ çölde feryat eden” biridir o, çünkü gerçek ancak yalnızlıkta bulunur.Aydın, halka karşı,kamuoyuna karşı, yerleşik sanılara karşı fikir yürütür.Bu nedenle yazgısı anlayışsızlıkla karşılanmak ve halk tarafından sevilmemektir.Misyonu karşı çıkmaktır.” İşte tam burada kadının aydın olup olmamasının anlamı ayağa kalkar .”Karşı çıkmak” kadınca bulunmamaktadır.Karşı çıkan kadına öncelikle kadınlar sonra erkekler itiraz etmekte,onu aşağılamaktadır.Türkiye’de kadına öğretilen “dolaylı” anlatma teknikleri,idare etme işgüzarlığı “karşı çıkma” eylemini yok etmektedir. Bu gerçeklik yaşamın içinde hep yüzümüze çarpar.O zaman başka bir sorgulama bizi bekler.Hepimiz bir toplumun üyesiyiz.Kendi dilimizin, kültürümüzün,gelenek ve tarihimizin,milliyetimizin ne kadar kölesiyiz ne kadar düşmanıyız?Bunları mazaretler listesi haline getirerek bunların arkasına sığınarak mı yaşamı belirleyelim yoksa daha özgün ve cesur belirleme için “karşı mı çıkalım”?Özel alandaki yaşamımızı mı kamu alanındaki yaşamımızı mı yeğlemek arasında gidip gelelim , yoksa aydın bir kadın olmanın zorluğunu yalnız kalarak mı çekelim sineye?Kimliksiz bir profesyonel,sadece kendi işine bakan bir sınıfın yetenekli ve kibirli üyesi mi olalım yoksa özgül kamusal role sahip bir birey mi? Burada ima edilen,toplumla aydın arasında dinamik bir etkileşim olmasıdır,o toplumun deneyimlerinin organik parçası olan bireyin süreçle arasında canlı bağlantı olmalıdır.Bunu aydın kadın diye belirlersek kadının toplumla ilişkisinin canlı olması gerekmektedir. Oysa meslek sahibi ve akademisyen kadın bile topluma değil yüzünü evine dönen kadın ülkemizde.Evdeki yaşamını kendisi de , erkeği de daha fazla önemsemekte.Kamu alanındaki etkinliğini “işe yaramaz işler” olarak değerlerdirmektedir.Kadınlarla ortak yapacağı etkinlikleri ise “evde kalmış ya da tatminsiz” kadınların işleri olarak gören yaygın bir inanış vardır.Böyle düşünmediğini söyleyen iki yüzlü erkeklik ise evdeki kadını tersini yapması için zorlamaktadır. Yukarıdaki durum erkek egemenliğinin ve “aydın” yarışının kadın aleyhine toplumda itibar görmesinin izlenimleridir. Aydın kadının toplumla canlı ve interaktif bir ilişki kurmasının yolu öncelikle diğer kadınlardan geçmektedir.Aile temelli bir toplum olan Türkiye’de kadının bulunduğu yer aile çevresi.Bunu gözardı ederek ona ulaşmak çok zor ya da sınırlı olmaktadır.Kadınlar önce kadınlarla diyaloglarını kurmalı ve güçlendirmelidir. Varolan siyasi gelenekteki “misafir misafiri ev sahibi hiç birini istemez” sloganının tercümesi kadın kadını siyasi partiler hiç birini istemez olarak yapılabilir. Milletvekili olmuş kadınlarımıza bakılınca kadın politikası üretmekten aciz sadece politika yapan kadınlar görüyoruz.Kadınlıkları biyolojileriyle sınırlı kalmakta.Kadın politikaları ve kadın dayanışmasına hiç yaslanmayan politikacılık nedeniyle kadın politikacılarımız aydın kimliğine sahip değillerdir.Nerede olursak olalım eğer neden burada daha fazla kadın yok sorusunu soramıyorsak aydın olmamız mümkün değil diye düşünüyorum.Aydın kadın olmanın birinci koşulu diğer kadınları sevmekten geçer.Elbette entellektüel analiz erkeklere kötü kadınlara masum demeyi yasaklar bence. Burada hazır reçeteler değil felsefi içerik söz konusudur.Varlığımız içinde netliğe kavuşturulmamış ve söze dönüştürülmemiş düşünce üretimi “aydın” olamaz.O halde bir diğer açmaza geliyoruz:”düşünce üretimi”. Aydın kadın düşünce üretimiyle yükümlüdür.Yoksa felsefi stratejiden yoksun kalır ve günlük siyasi kalıplara teslim olur.Bunları tersini yaparsa zaten rahatsızlık veren ve “karşı çıkan” olur. kadınlarla dayanışmanın anlamı cemaatleşme ve kamplaşma içermemektedir.Çeşitli politik grupların kendinden olmayanı dışlayarak cemaatleşmesi gibi bir tehlike burada göz önünde tutulmalıdır.Ötekinin önemsiz ya da düşman sayılması geleneğinden kurtulmamız gerekli.Umutsuz,mutsuz ve küskün olmak da aydının ve kadının ortak özellikleri gibi geliyor bana.Mutsuz kadınlar yaşamdan geri çekilerek kırgınlıklarına sığınıyorlar.kadın sığınmaktan vazgeçerek yaşama endeksli bir talebi olmalı.Aydın kadın yaşamın içinde ve etkileşimi sağlayarak tüm bireysel mutsuzluklarından bir güç elde etmeyi öğrenmelidir.Bir erkeğin periferinden ya da çocuklar tutkalından daha fazla kendine dönük karar almayı öğrenmeli, çünkü karar almak öncelikle kendi yaşamımız için elzem.Sonra karar mekanizmalarında bunun kolaylığını yaşayabiliriz.Kamu alanında ne kadar çok olursak o kadar güvenli karar almaya katılır ve öğreniriz. Farklılıklara saygı duyan kadın aydındır.Cemaatin ve genelin fikirlerine sahip olmasa da insanlara ve kadınlara sahip çıkabilen birey demokrattır.Hepimize lazım olan da öncelikle demokrat kimliktir.Diğer kimliklerimiz bundan sonraya oturabilir, bence önce demokrat tavır aslolan. Popülist tutum ve anlayış siyasete ve aydınlara egemen olunca cesur çıkışların yolu tıkanmıştır.Aydın kadın kimliğinin de cesur çıkışlara ihtiyacı vardır.Burada yüzeysel olandan yakayı kurtarmanın yolu zihinsel üretimden geçmektedir.Böylece politikalar üretmek ve yaşama geçirmek mümkün olabilir aydın kimliğini.Aydın dizge karşıtı bir birikimdir ve çok farklı kimlikleri içerebilir. Aydın kadın bilgi oluşturma işlevinde akıl ve yaşam ilişkisinden yararlanmalıdır.Çünkü erkekten daha fazla yaşamın içinde nefes alır.Ama bunu kristalize ederek yeniden kamu yararına sunması önemlidir. Aydın kadın için temel slogan:Birinin gücünü sürdürmesi için diğerini ezmesi gerekmeyen yeni bir anlayış; olmalıdır.Bize öğretilenleri bir daha gözden geçirmeliyiz.Anais Nin bizi uyarır bu konuda:” Gerçek diktatörler,suçluluk duygularımız,tabular ve eğitim mirasımızdır.Düşmanlarımız bunlardır ve biz bunları ortadan kaldırabiliriz.Bizim gerçek düşmanlarımız bize öğretilenlerdir_erkekler tarafından değil,çoğunlukla anne ve büyükannelerimiz tarafından öğretilenler.” Yaşamla aramıza örülen duvarlarda kadın harcı hiç de az değildir. Erkek ideolojinin devamlılığında bu yardakçılık önemli bir rol oynamaktadır.Biz buna yardım etmeyelim ve “karşı çıkalım”. Efsaneler, masallar ve mucizelerle yaşayan insanın gerçek teknik devrimi 20.yüzyılla başlar.Bu inanılmaz yüzyılda düşlerle gerçekler birbirine karıştı. Hız kavramı değişti külliyen. Binlerce yıllık insan alışkanlıkları, gelenekleri ve korkuları sarsıldı. Teknolojinin hızı insanı geçti. Teknik ve mühendislik planlama boyutları dışında kalan insan hedeflerden dışlandı.20.yüzyılın olağanüstü değişimi insanı yakalayamadı ve sistemler çöktü. İlginç olan ise; ekonomik ve teknolojik değişime itirazı olmayan insanın sosyal ve toplumsal değişime karşı olması ve panik içindeki tavrıdır. Değişimden hep korkulur. Dünya ve içinde yaşadığımız ortam bize değişmez gibi görünür. Bir yaşam süresi içinde değişimi gözlemek ve kabullenmek zordur. Acaba 21. y.y.’da insanlık için ortak bir zafer mümkün mü? Yeni yüzyıl insanın keşfiyle başladı ve değişim mühendisliğinin ana malzemesi insan. Bu keşifte insanlığın yarı nüfusuna sahip kadınların rolu büyük olacaktır.Kadın aklıyla ve duygularıyla topluma katılarak yeni insanın yapılanmasında rol alacaktır. Süper güçlü Ramboların yaratıldığı 20.yüzyılda süper güçlü kadınlar alternatif olarak sunuldu topluma. Oysa bizim süper güçlü , olağanüstü kadınlara ihtiyacımız yok. İnsani özellikleri ve duygularıyla bütünleşen kadınlara gerek var. Bir kadının haklarını elde edebilmesi için kusursuz, üstün ve harika olması gerekmez. Üstün ırktan olmayanların yakılmasını emreden totaliter bir zihniyet gibi kadınları evlerine hapseden anlayış çökmüştür. Kadınlar ya bir erkek gibi davranarak erkekleşmek ya da dişiliğini kullanarak enayi erkekleri alt etmek zorunda değil. Kadınlar için üçüncü yol var: kadın kendi bireysel değişimini gerçekleştirmek için hem kadın kimliğine sahip çıkması hem de toplumsal alanda kalkınmaya entegre olması gerekmektedir. Ağızlardan düşmeyen Batı’daki kadın hakları kadınların kanlarıyla yazdıkları haklarıdır. Oturup bekleyerek değil. İnsanlık tarihi insanın kendini aşması için gösterdiği olağanüstü özverinin tarihidir. Kadınlara gerçek gücünü iade etmeyecekler onu biz alacağız. Bunu geleneklerle başaramayız. Bize verilenlerle yetinmek istemiyorsak; Kant’ın dediği gibi “aklını kullanmaya cesaret et”. Bu nedenle değişen Türkiye’de en büyük kalkınma paketi olan kadınlar “ aydın” olmak zorundadır. Aydın kadınsa diğer kadınları seven kadındır. Bugün Türkiye’de kadının talebi modernizm ile çakışmaktadır.
KA_DER
KA.DER YEŞİL BURSA’DA Bursa Teyyare Kültür Merkezinde KA.DER’in tanıtımı yapıldı. Genel Başkanımız Doç.Dr. Şirin Tekeli ve yönetim Kurulu üyesi Nevval Sevindi sekiz yüz kişilik bu geniş katılımlı toplantıda kadınlara seslendi. Ka-der kurucularından olan Nevval Sevindi 1998-9 da çok sayıda çalışma yaptı.
Bursa Girişim Grubu Başkanı Aytaç Toker’in yoğun çalışmasıyla gerçekleşen toplantıya Bursa valisi Orhan Taşanlar ve Büyükşehir Belediye Başkanı Erdem Saker eşleriyle birlikte katıldılar. Büyük bir ilgi ve sevginin gözlendiği etkinlik bir kokteyl ile bitirildi. Nevval Sevindi ise çeşitli yerel televizyon programlarına konuk olarak KA.DER ile ilgili açıklamaları bir gün boyunca sürdürdü Bursa’da. Şirin Tekeli Bursa’nın kadınlara sahip çıkan bir kent olduğunu belirterek, “Bursa, 1934’de Şekibe İnsel’i, 1946’da Zehra Budunç’u ve 1957’de Hilal Ulman’ı Meclis’e göndermişti. Bursa, geçmişte kadınlara güvenmiş bir kent” dedi konuşmasında. En son yaşadığımız deneyim olarak sayımda “sayılmayan kadınlar” gerçeğinin altını çizdi. Nevval Sevindi ise kadın ve siyasetin felsefi boyutlarını değerlendirirken 21. yüzyıla girerken değişimin içinde kadının önemini vurgularken; “Bu zaferde olağanüstü, süper kadınlara ihtiyacımız yok. Haklarını elde edebilmesi için kadınların olağanüstü, harika olamları gerekmez.Kadın kendi bireyseldeğişimini gerçekleştirmek için hem kadın kimliğine sahip çıkmalı,hem de toplumsal alanda kalkınmaya entegre olmalı.” dedi. Vali Orhan Taşanlar değişen dünyada kadın erkek ayrı tercih edilmediğine dikkat çekti ve “KA.DER’i destekliyorum.” dedi. Eski kadın Belediye Başkanı Beyhan Akgün 30 yıllık siyasi yaşamında olmadığı kadar heyecanlandığını söylüyordu alkışlar arasında. Bursalı kadınlar vefalarını gösterdi Akgün’e. Bursa toplantısı 24 saat Bursa’da KA.DER rüzgarı esmesine neden oldu ve kadınları çok heyecanlandırdı. Şube olmayı heyecanla bekleyen Bursa’ya selam olsun. Darısı diğer illerin başına. NEVVAL SEVİNDİ
Osmanlıdan
TERAKKİ GAZETESİNDEN ÖZGÜR TÜRKİYE’YE 1868’de çıkan Terakki gazetesinde kadınlar için yazılan bir makaleden: “Bu terakki asrında, bütün ileri milletlerin erkeği kadını fen ve sanatların en yüksek derecelerine çıkmaktadırlar.
Biz niçin Osmanlı kadınlarının içinde bulundukları hal ve mevkiden bir ayak evvel ileri gitmelerine çalışmıyoruz? Frenkistan’da kadınlar, seçim hakkından hissedar olmak ve devlet memuriyetlerinde kullanılmak davalarına kadar kalkıştılar. Bu cesaret kendilerine ancak okuyup yazmak sayesinde gelmiştir.” 1868’ de özlenen ve hedef gösterilen kadınların ilerlemesi meselesine bugün bir çok politikacı bu kadar özen göstermemekte. Sadece tabii oldukları kadınları “kadın politikacı” belleyip diğer kadınları sadece ayak işi yapan partililer olarak görmekteler. Bu konuda ısrarcılar. Hatta küstahlar. Kadınların seçme ve seçilme haklı olduğu kadar erkeklerin de hakkı 5 Aralık. Bu gün vatandaş olmanın bayramı kutlanmalı. Bu ülke sadece erkeklere ait olmadığı için, vatandaş hem erkek hem kadınlardan oluştuğu için 5 Aralık kadın erkek demokrasiyi kutlamanın bayramı olmalı. Vatandaş olamadan demokrasi , kadın olmadan politik yaşam olmaz. Politikanın tek yüzlü tek yönlü olmasının altında yatan “erkek”si bakıştır. Çünkü erkekten başka kuş tanımayan politikacılar totaliter kafaya sahip. Eğer kadın ve gençlerde politikada temsil edilebilirse demokrasi Türkiye’ye yerleşir. Bundan kimsenin kuşkusu ve korkusu olmasın. Ben yine 1868’de yayınlanan gazeteden alıntılara dönmek istiyorum. Kadınların gazeteye yolladığı mektuplardan bir demet: “Çok karılılığın şer’an caiz olduğuna diyecek yok. Ancak, sakın bir karı ile kanaat etmeyin diye emir var mıdır? İşte orasını sual ederiz.” Üç hanım imzalı bir yazıda, vapurlarda kadınlara ayrılan yerlerin kötülüğünden şikayet edilmekte, kadınlar tarafından ödenen vapur ücretlerinin erkeklerinkiyle aynı olduğuna göre, bu hor görülmenin sebebi sorulmaktadır. “Medeniyet hakkında” başlıklı yazıda :”İstanbul’da bir erkek eşi ile bir gün Kağıthane gibi bir gezinti yerine gitmeyi murat etse karısı için ayrı kendi için ayrı araba tutması gerekir. Oraya varıldığında ayrı ayrı oturulmalı,yemek yenecekse ayrı yenmeli. Bu surette gün olur ki insan eşi ile bir çift lakırdı etmeksizin akşamı bulur. Bu nasıl gezintidir?Buna eğlenmek, dinlenmek mi denir?” İnsanlar o zaman bile sosyal yaşamın birlikte olması gerektiğini açıkça yazıyorlar. Kadınların olmadığı yerde sosyalleşme olmaz. Rabia isimli bir yazıda :” Şurasını iyi bilmek gerekir ki, ne erkekler kadınlara hizmetkar , ne kadınlar erkeklere cariye olmak için yaratılmışlardır.El, ayak,göz ve akıl gibi vasıtalarda bizim erkeklerden ne farkımız var? Biz de insan değil miyiz? Bilgiden yoksun kalmamıza meşru örtünmemiz sebep gösteriliyorsa taşrada bulunan kadınlarımıza ne demeli? Onlar her çeşit hizmette erkekleriyle beraber çalışmaktadır.” Kadının aile dışında gelişmesine engel olan Batı’daki ve Osmanlı’daki zihniyetin benzerliğini gösteren yazılar da vardır. Onlar kadının okumasına karşıdır. İki kızı okuma yazma öğrenen yaşlı bir kadın:”Eskiden, yani bizim tazeliğimizde erkeklerin ayıp saydıkları okumak, yazmak bizim gibi kadınların insan sırasına geçemeyip hayvan gibi kalmamız için olduğunu şimdi anladım” demektedir. Bu canhıraş çığlıklar kadınların topluma çıkma, sosyalleşme isteği Cumhuriyet’le biraz nefes aldıysa da bugün bile o günlerden geri düşünen erkek cinsimiz ve erkek politikacımız vardır maalesef. Çünkü kadını sadece evde düşünen bu zihniyet kadının geçirdiği ve yaşamakta olduğu devrimi görmemekte. Türkiye’de kadın hem modern çalışan kadını hem aile içindeki geleneksel rolünü benimseyerek yeni bir senteze doğru gitmektedir. Bu kadın artık politikada temsil edilmek istiyor. Seçimlerde kadınlar kadınlara oy verin. Erkekler siz de daha fazla kadın için çaba gösterin. Eğer demokratik ve özgür bir Türkiye istiyorsanız. NEVVAL SEVİNDİ
Hiva1997
ORTAÇAĞDAN KALMA BİR DÜŞ :HİVA Harezm bölgesinde Amu Derya ile Siri Derya arasında, Kızılkum ile Karakum çölünün ortasında efsanevi bir vaha Khiva. Zerdüştlerin Avestasında adı geçen Khiva Neolitik döneme kadar uzanan geçmişiyle sapsarı bir şehir.Ortaçağa ayak basmak isteyen Khiva’ya görkemli şehir kapılarından girebilir.Çünkü bu sene 2500.kuruluşunu kutlamaya hazırlanıyor Khiva.
Mavilerin şehri çölün bittiği yerde bir serap gibi elini uzatıyor insana.Yabani bir çok devenin başıboş dolaştığı kumul tepelerinin boş ufkundan sonra sarı çamur bir şehir selamlıyor beni. Sarının altın tozuna bulanmış rehavetinin üstünde mavi çiniler yükseliyor.Uzaktan mavi ve turkuazın binbir rengi eski bir masal çümbüşü sunuyor insana.Eski adı Khivarizm olan şehrin adı Hive diye okunuyor.Çoğu Türk,hepsi müslüman olan halkından,eski coğrafya ve tarih bilginleri pek çok bahseder.Bahsettikleri kadar da vardır.Hiveliler uzak ülkelerde tanınmış tacirlerdir, mallarıyla yedi düvelin ülkesini dolaşırlar.Yalnız böyle bezirgan bir kavim için garip görünen tarafları çok iyi silah kullanmalarıdır.Ruslar bu tacir kavme Kaliz derlerdi. Alış verişin karışık girdi çıktısını bunlardan iyi bilen kimse olmadığı gibi,para işlerinde neredeyse tehlikeli olabilecek bir ünleri vardı.Bu müslüman Kalizler alış veriş için Macaristan’a kadar uzanmışlardı. İbni Batuta Hiva’den övgüyle söz eder.Burası Türklerin en güzel şehriydi.Bu şehirde oturanların sayısı adeta belirsizdir,sokaklarda her zaman büyük bir kalabalık itişir kakışır,gelip geçenlerin adımları sanki yeri titretir,uzaktan bu insan seli adeta köpüren, dalgalanan bir denize benzer.Bu zamanlarda Hiva Özbek Sultanının hükmünde bulunuyordu.Çok cömert ve konuksever olan halkı övmekle bitiremez İbni Batuta.Yeryüzünde onlardan daha sıcak kanlı,daha müslüman insanlar hiç bir yerde bulunmaz.Cennetten çıktığına inanılan dört ırmaktan biri olan Amuderya tıpkı Volga gibi kışın donar ve buz tabakası beş ay kadar çözülmez.Yazın ise üzerinde gemi seferleri işlektir ve Termez’e kadar gidilebilir.Bunlar buğday ve çavdar taşırlar buralara.İbni Batuta şehrin valisi olan Türk Kutlu Demür’ün konağına varınca onu ahşap kabul salonuna alırlar.”Kabul salonunun ağaç kısımları yaldızlı süslerle kaplıydı,duvarlara ağır pahalı kumaşlar çekilmişti ve tavan boydan boya altın işlemeli ipekle kaplı idi. “Bugün hala Orta Asya’da duvara kumaş kaplama,kumaş ya da halı asma geleneği sürmektedir.Duvarlar resimlenir ve renkli boyanır.Kapı pencereler ise mavi renktedir.Gök Tanrı Tengri’nin kutsal rengi mavi tüm giriş çıkışları kutsamaktadır böylece.Sapsarı toprak evler mavi kapı pencereler ve mavi çinili mekanlarla Hiva bir düş ülkesi sunmakta. İbni Batuta’ya altın gümüş tepsilerde piliç,turna,güvercin kızartmaları,tereyağı ile yapılmış Kuluça denen bir tür pasta,çörekler vemeyva sofraları getirirler.Narlar,üzümler,kavun ve karpuz nefistir. Bize de üzüm,badem,ceviz ve nar ikram ettiler ve kolumu dayadığım yastıklara yaslanarak yer sofrasında harika yemekler yedim.Kefir içmeden yemeğe başlayamaz oldum.Yemek süresince yeşil ya da kara çay servisi var.Küçük çanaklardan içilen çay şekersiz ve bol .Kuru üzüm kadar yaş üzüm de ikram da itibarlı bir meyva. amma ille de kışlık kavunlar mis gibi bir rahiya saçarak masayı şenlendiriyor.Geniş sofalı evlerin içinde Doğu’nun rehavetini yaşıyorum.Her yan halı ve yastık yerlerde serilip sohbet etmenin keyfini çıkarıyorum.Kaldığım evin kızları hizmet ediyor,yüzleri açık ve çok rahatlar.Burada kaç göç yok,zaten Türk kültüründe kadın egemen bir anlayış var.Kadınlar güçlü ve erkekleriyle birlikte yaşıyorlar her yerde. Bunu pazarda gözlemek mümkün.Satıcı çok sayıda kadın var.Kalabalık pazar içinde kadın erkek eşit sayıda görünüyor.Ramazan ayı olması nedeniyle yapılan Nişalla denen bir tatlı satılıyor.Beyaz,yoğurt gibi bir görünümü var.Rişe-i deraht ile şeker kaynatılıyor bembeyaz oluncaya kadar.Beze tadında bir şey oluyor.Dağlar gibi her yanda üzerlik bitkisi yığılı ,insanlar evlerini tütsülüyor bunlarla.Nazara gelmemek için. Pazarda haşhaş ve bizde Maraş otu denen keyif verici bir toz her yerde satılıyor.Dil altına koydukları bu yeşil renkli madde yüzünden kekeme gibi konuşuyorlar.tüm ağız içi yemyeşil oluyor.Burada esrara “neşe” deniyor.Sigaraya sarıp size de “neş çeken mi?” diye soruyorlar. Dişler ise sapsarı altın. Çünkü altın diş zenginlik göstergesi.tüm dişleri altın kaplatıyorlar. Tüm servetleri ağızlarının içinde saklı. Beşikler,süpürgeler,renkli çeyiz sandıkları arasından Türk pop müziği eşliğinde geçiyorum.Herkes Türk pop müziği seviyor,dinliyor. Eski geleneksel el sanatları yok edilmiş,insanların yerel giysileri bozulmuş her yan grinin,kahverenginin tonlarına boyalı gibi.O soğuk ve ağır komünizm damgası insanların yüzüne,yaşamlarına vurulmuş. Antik ve bilinmeyen bir dünyaya yolculuk olan Hiva şehri tarihin sayfalarından önünüze çıkartılmış bir sayfa gibi.Bu şehir çamurun ve tozun öyküsünü bağrında taşıyor .Tüm ipek ticaretinin yapıldığı İpek yolu üstündeki Hive kenti kutsallığının haşmetiyle mağrur mavi kubbelerini güneşe tutuyor.Tüm şehre şekil veren çamur sarı bir tül perde gibi iniyor şehrin üstüne.Ortaçağın otantik yapı formunu sürdüren Hiva kenti iki bölüm:İçan Kala,Dışan Kala.Antik şehir kale içindeki bölüm,kale dışındaki şehir ise kerpiçten.Kerpiçin içinden fışkıran mavilikler sizi gökyüzüne savuruveriyor.Mavinin, sarının ve turkuazın sonsuz gün batımında başınız dönüyor.Kerpiçten kale duvarları şehri koruyan asık suratlı muhafızlar gibi.Bu bilinmeyen dünyanın çağlar ötesinden gelen mistik havası tüm çinilere kakılmış sanki.Çamurun görkemli dünyasında daracık sokaklar boyunca dolaşıyorum.Gece karanlık sokaklara, arnavut taşı döşeli genişçe meydanlara bastırınca gökyüzünde kocaman bir dolunay Binbir Gece Masallarını anlatmaya devam ediyor. İslam aleminde fayansın adı kaşi ya da kaşanidir.Kaşipaz ise bu işin ustasına denir.Bir kaşipazın çok yetenekli bir ögrencisiyle olan öyküsü muhteşem fayansların sırrını bize fısıldıyor.Kaşipaz’ın öğrencisi çok yeteneklidir,hırslıdır.Herşeyi bildiğini düşünerek ustasından daha iyi kaşi yapabileceğini kanıtlamak ister.Ustasından gizli çok çalışır.Tüm yaratıcılığını kullandığı fayanslar ateşten çıkınca çarpuk çurpuktur.Hırsının cezalandırıldığını düşünen ögrenci ustasının yanına gider ve hoşsohbet usta ona şunları söyler: “ Sen şimdiye dek sadece zanaatçılık yapıyordun ama bir de son adım var ki orası zanaatı sanata dönüştürme noktasıdır. Hiva fayansları, seramikleri gerçek bir sanat eseri.Oyma,bazı yerleri kabartma bazı yerleri oyma olan işler,rengarenk parlak çiniler ve mozaikler olağanüstü Maveraünnehir seramikleri Hiva’nin ruhunu yaratanlar.UNESCO dünya kültür mirası listesinde olan Hiva şehri Ahmet Biruni’nin ve İbni Sina’nın doğduğu yer.Bu bölge 9. ve 10. yüzyıllarda Doğu Rönesansının yaşandığı bölge.Ama İbni Batuta’nın gittiği dönemde bile “ artık buralarda ne irfan,ne alim kalmış” diye yazılır.Bugün sosyal alanda eskinin mavi düşlerinden başka bir şey yok. Hiva’yi kurduğu rivayet edilen Nuh’un oğlu kadar uzak bilim üretenler Hiva’ya.Hayyam’ın ünlü dizelerin Tacik olan rehberimiz söylüyor ve biraz teselli buluyorum.Şevket 400 mısrayı Hayyam’dan ezbere biliyor. Tacikler Farsça biliyor ve Semerkant gibi yerlerde Farsça yaygın.Şevketle Farsça konuşuyorum ve o şaşırarak yüzüme bakıyor. Yarım kalmış koca bir minare görüyorum.Kalta Minor müthiş bir mavi şenliği.Bunu yapan mimarı Han yapı bitince öldürecek diye rivayet çıkınca mimar yarım bırakıp kaçmış.26 metre yüksekliğindeki minare Orta Asya’nın en yükseği.Cuma Mescidi ise olağanüstü güzellikte ahşap oymalardan oluşan 212 sutünuyla çok etkileyici bir mekan.Tam ortasındaki ağaçın olduğu noktadan ışık boşalıyor mekana.Daracık minareye tırmanıyorum,şerefesiz minarede küçük kafesli pencereler var.İslam Hoca Medresesi ve minaresi ise yerel yaratıcılığın şaheseri, labirent gibi bir yapı.Lacivert ve açık mavi tonların süslemelerdeki görkemi 42 odalı medresenin eski günlere ağıtını yakar gibi. İçan Kala’nın 2100metre uzunluğundaki surları 7-8 metre yüksekliğinde ve 5-6 metre genişliğinde.Çok güçlü savunma yapıları olan bu duvarların kapıları:Kuzeyde Bağça darvaza Urgenç şehri yolu üstünde,Doğu kapısı Palvandarvaza Amuderya ‘ya doğru mevzilenmiş.Güney kapısı Taş darvaza ve Batı kapısı Atadarvaza ki 1920’de ciddi olarak hasar gören kapı yeniden yapılmış sonraları.Mimari değer olarak Palvan-darvaza gösterilir.Silahşörler kapısı denen bu kapı massif. Kapının üstündeki mermerde “Şehri Kheyvak 1221-1806- Khivak şehri” yazar.Ünlü Allaqulikhan medresesi 99 hücreli ve kervansaray barındırmakta bünyesinde. Kente girişin yapıldığı çifte ana kapı ise Koş darvaza seramik detayları ve pişmiş tuğlalarıyla ünlü.Geometrik abstract desenler ya da bitki motifleri mekan cephelerini süslüyor. Taş-avli(avlu) isimli saray ise daha geç dönem mimari özelliklerle birlikte Hiva’da kullanılmış tüm mimari çeşitliliğin özelliklerini taşımakta.Küçük kulelerle süslü duvarlar ve sokak fener direkleri karakteristik.Bu kompleksin giriş bölümünde yüksek tuğla duvarlar bulunmakta.Güney bölümde ise Arz-havli (kabul avlusu) bulunmakta, eğlence için isthrat-havli öncelikle tamamlanmış bölümler. Kunya Arka denen antik kale Aranghan zamanında yapılmış (1686)Kunya ark’ı koruyan surlara pakhsa duvarı deniyor.Kaleye giriş kapısı anıtsal bir mimari ve portallar içermekte.Bir çok avludan oluşan iç bölümlerde ahşap kolonlar kullanılmış.Fasatta mavi ve beyaz fayanslar süslemede kullanılmış.Yazlık ve kışlık camilerin olduğu bölüm dışında kullanılan günlük alanlar var. Pehlivan Mahmut Musoleum ise Harezm’in değişik mezarlarına bir örnek olmakta.Bazı yerlerde çadır biçiminde olan mezarlar burada tümsek biçiminde. Asya’nın en büyük köle pazarlarından birini barındıran Hiva 1740’da İran Şahı Nadir Şah tarafından harap edilmiş.2500.yıl şenliklerine hazırlanan Hiva da her yer şantiye halinde çalışıyor,yenileniyor. Bulunmaz bir zaman makinası macerası yaşamak istiyorsanız kendinizi İpek yolunun bu ünlü şehrine atın ve ortaçağa kadar gidip geri gelin. Hiva eski zengin pazarların ve görkemli günlerin düşünü turizmle yeniden kazanmaya çalışıyor.Eldeğmemiş bir güzellik Hiva,maviliklerin sarı çamurdan fışkırmasının öyküsü. NEVVAL SEVİNDİ