Şubat 10, 2005

Doğunun Batı Karşısındaki Duruşu

Şubat 10 2005Yorum Yok Kategori: Güncel

Dediğimizde doğu nedir, batı nedir gibi eski,derin ve tartışmalı bir soruyu masaya sürmüş oluruz.Bugünün dünyasında Batı neresi?Avrupa ve Kuzey Amerika diyebiliriz.Doğu için geri kalan her yerdir dersek Batı’nın “öteki” diye gördüğü Doğu’yu tarif etmiş oluruz.Batı “öteki” gördüğü her yere din ve dille girerken tek tip davranış göstermiştir. Ancak brezilya ya da Afrika’dan farklı bir Doğu tarifi de oryantalistler için mevcuttur.

Bunun nedeni Marco Polo’nun da yıllarca gezdiği ,baharatın ve zenginliğin aktığı ilk etkileşim noktası olan Doğu’nun coğrafi olarak Asya’yı işaret etmesidir.Eski Sovyet bloku toprakları,Rusya,Çin ve İslam dünyası denilen Orta Doğu, Arap ülkeleri ve hepsinin arasındaki köprü ülke Türkiye. . 1500’lü yılların başında dünyada Avrupa prensliklerinin hemen doğusunda,Ru imp.,Osmanlı imp., Çin imp., Hint imp., Safevi İmp.;Afrika kıtasında Mali ve Songay adlı iki imp., Amerika kıtasında Atek ve Maya imp. Vardı. Sadece Almanya, Fransa ve İtalya’nın bulunduğu coğrafyada toplam prenslik sayısı 500’ü buluyordu.Bugün Avr.’da 40 ülke var. Asya’da 68, Afrika’da 55, Amerika’da 45 devlet kurulmuş durumda. Son yirmi yılda kurulan devlet sayısı 50! Bir yirmi yıl sonra bu sayının 300 olması bekleniyor. Avrupa birleşirken dünyanın geri kalanı parçalanıyor. Avrupa ve Batı ile karşılaşan Amerika, Afrika ve Asya halklarının ayrı devlet kurma azminin nereden kaynaklandığı ilginç bir soru olmalıdır. Yoksa Batılılar bizzat cetvelle mi bu devletleri çizdiler? Batı ve sömürgecilik olgusu birlikte düşünülmesi gereken iki uç. Demokrasinin beşiği Batı ayni zamanda sömürgeciliğin vatanı. Dünyanın Batısı birleşirken Doğusu neden parçalanmaktadır? Birkaç yüzyıl önce feodal prensliklerle dolu Batı Doğu’nun merkezi devletlerine çok uzak bir kültürdü. Batıda ve Doğu’da farklı iki uluslaşma, milli kimlik ve devlet oluşumu var. İki ayrı model olduğu ortada.Batı’da devlet ulusu yaratmış,Doğu’da ulus devleti yaratmıştır. Doğal bir medeniyet ve kültürel akış içinde gelişmiştir. Halkların birleşmesi medeniyet ve kültürel yolla mümkün.Dayandığı zemin geçmişte yarattığımız medeniyetler, tarih ve yaşam biçimiydi. Biz 80 yıl önce millet olmadık elbette. Doğu’da devletler etnik veya ırk temelinde kurulmaz.Sürece önderlik eden bir hakim etnik topluluk her zaman vardır. Bu topluluk diğer etnileri içinde eritir, ortak bir medeniyette birleştirir.Millet bu ortak çerçevede duygu birliği sağlar. İşte İran bir çok etnisiteden oluşur,Fars kültürü milleti yaratmıştır. Çin yine öyle ortak dil ve medeniyet çok farklı etnileri içinde barındırır. Büyük merkezi devletler ve medeniyetler o nedenle Doğu’da büyük coğrafyalara etkili olabilmişlerdir. Afrika’nın Kuzeyinde Magrip denen bölgede önce Arap İslam devletlerinin sonra Osmanlının yönetimi altında istikrarlı bir toplumsal-siyasal yapı vardı.Bu bölge kendi içinde bütünlüklü bir parçaydı.Kızıldeniz’in diğer yanında kalan Maşrık ile birleşerek Büyük Arap dünyasını oluşturuyordu. İbni Haldun’un ailesi de bu coğrafi bütünlük içinden Güney Arabistan’dan çıkıp İspanya’ya taşınabiliyordu. Sıradan bir Arap ailesi bu uçsuz bucaksız toprakları yalnızca Arapça konuşarak ve hiç yabancılık çekmeden baştanbaşa kat edebiliyordu. Ayni aile 600 yıl sonra geri döndüğünde aşina olduğu ortamla karşılaşıyordu. Asya’da Hint,Çin, İran ve Türk-Moğol toprakları uzanıyordu.200 yıl öncesine kadar da geniş merkezi iktidarlar ve büyük ulusların coğrafi yaygınlığı korunuyordu. Bugün kızılan ve tartışılan bir konu:Globalleşme Globalleşme Batı dan Doğu’ya algılandığı için kızgınlık topluyor. Oysa Yıllardır China town’lar,Hind lokantaları ve mağazaları,Türk dönerleri,bankalara ve yatırımlara akana Arap sermayesini,gece klüpleri satın alan,eğlence ve iş dünyasında at koşturan Rusları görmüyoruz. Dünün dünyası da global etkileşim içindeydi. Hem mutfaklarda Doğu ürünleri var dört bir yandan gelen,hem ipek gibi tekstil ürünleri. Osmanlı İmp. 20milyon km.kare toprak içinde binlerce etnisitenin yaşadığı global bir dünya. Savaşlar goballeşme kapsamında düşünülebilir. 13.yüzyılda da Mevlana Haçlıların ve Moğolların at koşturduğu iki ayrı yönden gelen felaketlerin yaşadığı topraklardadır:Anadolu’da “neolursan ol gel”demektedir inanlara barış için seslenmektedir. Derin bir iç dünya, felsefe ve bakış sunan Mevlana gibi bir çok İslam filozofu Batı’yı derinden etkilemiştir. Batı’da feodal yapının kırılması ve birleşme çok zor ve geç sağlanabildi.Farklı etnik kökenler devletler içinde kaynaşmadan yan yana bugüne geldiler. Örneğin Belçika, İsviçre hepinizin bildiği aynı dili bile paylaşmayan unsurlardan oluşan devletler. Birbirine düşman söylemler içeride çok yaygın. Flaman ve Valonların sevgisinden pek söz edilemez. Irkçılığın Batı’da sevilmesi tesadüf değildir.Batı katı ve gayri insani feodal yapıyı ancak burjuvaziyle kırabilmiştir. Bu insanı hiç değer olarak görmeyen,sınıfları ve aristokrasiyi sadece varolan değer olarak gören Batıda devrimler sert,acımasız oldu. Onlardan özgürlük,eşitlik,adalet talebi doğdu.Bütün dinlerin Doğu’da doğması, Orta Doğu kökenli olması bir tesadüf değildir. Batı karşısında Doğu o zaman sağlam bir devlet geleneği ve güç,otorite ile duruyordu.Batıyı küçümsüyordu zaten.Doğu’da insan merkezli,adalete inanan bir kültürel dünya vardı. Batı acımasız bir feodaliteden modernleşmeye giden yolu Rönesans’la ve Doğu ile buluşmasını rasyonalize ederek buldu. Bu derece gayri insani bir dünyası ve felsefesi olmayan Doğu ise ilerleyen yüzyıllarda gelenekle modernleşme arasında sıkıştı. Bugün ise globalleşme ticari ilişkiler ve kültürel güç ve etki alanı geliştirmeye döndü. Bugün totaliter rejimleri nedeniyle aşağılanan,barbar denilen Doğu yine de manevi ve mistik dünyanın merkezi. Batı pazarında Budizm,Tibet ve Nepal mistisizmi, yoga,meditasyon, bitkisel geleneksel tedaviler,yöntemler yer buluyor. Batı manevi liderlerini de Doğu’da arıyor.Mevlana,Budha,Dalai lama ve Kabala öğretileri moda. Çinli veya Hintli bir çok manevi lider rolü oynayan aktörler Amerika’da Avrupa’da cirit atıyor. Mevlana’nın kitapları Amerika’da best seller. Avrupa’da binlerce dernek ve elektronik siteler var hakkında. Müritleri milyonları buluyor. Batı’nın karşısında Doğu hala kültürel kimliğiyle ve geçmişte oluşturduğu medeniyetiyle duruyor. Dünden bugüne değişen ne? Değişen Doğu eskiden Batı’yı küçümserken , teknolojik devrimler ve sanayi devrimi sonrası zenginliğiyle Batı artık özenilen taraf. Büyük bir özenti,imrenme duygusu var. Bu Doğu’da aşağılık kompleksine neden oluyor. Olmuş olduğu şeyleri unutuyor ve savunmaya geçiyor. Sadece savunma yapan taraf zayıftır. Bugün Doğu Batı karşısında savunma yaptıkça suçlu bir kimlik ediniyor. Hele 11 Eylül sonrası İslam!ın saldırgan olarak tarif edilmesi savunmacı tutum ve davranışları arttırdı. Sadece İslam’la da ilişkili değil aslında . Çin de çok milliyetçi davranıyor. Batı kültürüne karşı çok kuşkucu ve uzun yıllar Coca Colayı,McDonald’s ı ülkesine sokmadı. Elbette ki,11 Eylül Batı’ya en radikal meydan okumadır. Hemen ardından en radikal tavır Afganistan’daki Budha heykellerinin bombalanması gelir. Dünyada yaşanan alfabe savaşları da bu kapsamda düşünülebilir. Batı Doğu felsefesini Rönesans döneminden sonra 2000li yıllarla yeniden keşfetmekte. 2.Rönesans kotarma talebi var. Çünkü batı’yı Batı yapan refah,para,teknoloji insanların iç dünyasını ve doğallıklarını yok etti.Doğu’nun geri kalmış, barbar denilen gelenekçi medeniyeti şimdi Batı’ya ilaç gibi geliyor.Ayrıca bunu pazarlayamayan Doğu’ya karşı Batı Doğu’nun değerlerini pazarlama konusu yapıyor. İçselleştirmeye çalışıyor. Ortaçağı Doğu felsefesiyle yenen Batı bir arada yaşamayı bilmiyor. Bu yüzden demokrasiye,insan haklarına çok ihtiyacı var. İspanya’nın öldürdüğü ve sürdüğü Yahudileri Osmanlı imparatorluğu kabul ediyor.Hıristiyanlık bu anlamda çok büyük bir Batı Doğu kavgası içermektedir. Haçlı Seferleri bunu açıklamaya yeter. Ortodoksluk bu çerçevede batı karşısında bir doğu duruşudur. Çünkü Müslümanlarla Ortodoksların bin yıllık bir arada yaşama geleneği,geçmişi var. Hindistan’ın Batı karşısında duruşu dediğimizde aklımıza Mahadmi gandhi geliyor. Güney Afrika ‘da Mandela, Çin’de Mao ve Sun yat Sen, Rusya’da Lenin,Türkiye’de Atatürk Batı karşısında bir Doğu kültürü duruşu sergilemişler. Kültürel kimliklerini ve ekonomik bağımsızlıklarını korumak istemişlerdir.Siyasi bağımsızlıklarını ulus devletle şekillendirmişledir. 14.y.y. da İbni Haldun “Mukaddime” adlı eserinde tarihsel gelişim aşamalarını ve kabileden devlete geçiş olgusunu ortaya koyar.Uygarlıkla yerleşikler birlikteliğine karşı göçebelerin ve barbarların çelişkisini ele alan kitabı tarihte çok yinelenmiş bir süreç. İbni haldun’un tarih tezi barbarların uygarlaştırıcı etkisi üstünedir. Barbarların kolektif mülkiyet ilişkileri ve kolektif davranışlarını uygar toplumlara aşılayarak onları yeniden yapılandırma süreci uluslaşmanın ana öğeleri olarak bugün karşımıza çıkmakta. Çağdaş Rusya’nın bütün düşünce tarihini tek bir olgu belirler ,yönlendirir: Rusya ile Batı arasındaki ilişki ve çelişki der Aleksandre Koyré . Geçmişi barbar bulup üzerine bir sünger çekmek isteyen batıcılara göre ;Rusya’nın kurtuluşu, batı uygarlığını eksiksiz bir şekilde benimsemekten geçiyordu. Batı Doğu’yu hep Hıristiyanlaştırmaya çalıştı. Dilini ve kültürünü misyonerlik aracılığıyla yaymak için didindi. Filipinlerin anaerkil düzenini bozarak ataerkil Hıristiyanlık yaratmak onu mutlu etti. Yani batı deforme ettiği kültürlerin bugün terörüyle de karşı karşıya. Bakın Afrika’ya, Güney Amerika’ya ya da Orta Doğu’ya. Kaplan varlığını sergilemektedir.Hep onbin yıl önceki kaplandır. İnsan birey olarak insanlığı sergilemez.O medeniyetle varlık biriktirir,hazine oluşturur. Buradan çalınırsa o hırsızlık ,yer değiştirmenin bedeli olacaktır. Antropolog Geoffrey Gorer 1937’de Bali’ ye gittiğinde buradaki insanların şimdiye kadar rastladığı dünyanın en mutlu insanları olduğunu söyler.1985’de giden başka bir İngiliz seyyah bu duyguyu paylaşmaz. Adalıların daha uygarlaştığını,ama kültürdeki uyum ve mutluluk kavramının değiştiğini söyler. Kültürel yaşamlara ve süreçlere dışarıdan müdahale mutsuzluk getirir.Bugün yerel dillerin kaybolması da sosyal yabancılaşma getirmektedir.Çeşitlilik azalmaktadır. Doğu Batı’nın karşısında hep çeşitliliğiyle,fraklı renkleri ve zengin kültürel dünyasıyla durdu. Bir arada yaşamanın felsefesini oluşturmuş inançları,dinleriyle direndi. Bir Batılı olmasına rağmen Batı karşıtı felsefe üreten Marks’ın anlatısıyla Batı karşısında bir duruş geliştirmeye çalıştı. Özetlersem: Batı’nın temel değerleri olan eşitlik,özgürlük ve bireycilik Sümerlerden beri Doğu ve Orta Doğu topraklarında , İslam felsefesinde sıkı kökleri ve benzer değerleri olan ortak değerlerimizdir. Bunlar batı buluşu değildir. Batı’nın daha acımasız ve insanı dışlayan uzun feodal dünyası ve sonraki sanayi toplumunun acımasız insan üzerinden para toplayıcılığı İnsan iç dünyasını anlamı kaybettirmiştir. Doğu modernizmi,teknolojik gelişmeleri sağlayamadı. Ancak Doğu anlamı,mistisizmi ve geleneksel değerleri korumayı daha çok başardı. O nedenle bugün Batı anlamı yine doğu’da aramaktadır. Doğu da batının bunu anlayamayacağını düşünüyor. Onu kibirli buluyor. Batı ve Doğu ortak değerlere sahiptir,yalnızca bunları hayata geçirme ve tarif etmede farklılıklar bulunuyor. Bunu da kültürel form ve yöntemler olarak algılayabiliriz.Haçlı Seferleri yapan Batı’ya karşı savunmacı bir refleks geliştiren Doğu bugün savunmayı sürdürüyor. Belki Doğu’nun Batı karşısındaki duruşunu ve açmazını en iyi Mevlana söyler: “Ruh karanlık içindeyse yolunu bulması için aklın aydınlığına ihtiyaç duyar,fakat ruh aydınlanmışsa kimse aklın kandilini aramaz.” Bugün Doğu Batı karşısında hem ruh aydınlığını sağlayan mistik ve insani değerleri, hem de aklın ışığını bir araya getirerek ,akıl ve gönül birliğini sağlama gayretindedir. Akıl ve ruh beraberliği Doğu’nun Batı’ya en büyük hediyesi olacaktır. Hepinizi sevgi ile selamlıyorum.Ruhunuz aydınlık olsun. Not:Bu konuşma Moskova’da 16-21 Ağustos’da 37.Uluslararası Dünya Şarkiyatçılar kongresinde İngilizce yapıldı.

Sayfa 1 / 11