Aralık, 2004

Komşun farklı inançtan olsun

Aralık 28 2004Yorum Yok Kategori: Zaman

Almanya İslam konusunda bir hassasiyet geliştirmekte. Daha önce hiç ilgilenmediği İslam’la yüzleşmek gerektiğini geçenlerde en çok okunan dergilerinden biri yazdı.

Buna hesaplaşmak lazım, diyenler de eklenebilir. Felsefi yaklaşımlar, kavramsal açıklamalar olmadan bir konuyu kavramak Alman mantalitesi açısından imkansızdır. Mutlak kavramlaştırma ve teori olmadan hiçbir şey analiz edilemez. Şimdi İslam konusunda da teolojik teoriler peşinde Almanlar. Binlerce makale yayınlanıyor. Türkiye AB’ye tam üye oluncaya kadar geçecek sürede Türkiye üzerinden İslam en çok tartışılacak konu.  

modern zamanlar (ne ararsan içinde ara)

Aralık 27 2004Yorum Yok Kategori: Zaman Turkuaz

Ne ararsan kendi içinde ara

Modern olmak, paradoks ve çelişkilerle dolu bir yaşam sürdürmek demektir. Çağdaşlık, ortak yaşamları kontrol etme ve çoğu zaman yok etme gücüne sahip devasa bürokratik örgütlerin gölgesi altında yaşamak; ama yine de bu örgütlerin karşısına çıkmaktan, dünyayı değiştirmek ve bizim kılmak için savaşmaktan bir an olsun caymamak demektir.

Park etmek, yemek ve yıkanma, sıradan kucaklaşmalardan ibaret bir günlük yaşamın tekdüze günlerin güzel, nâif ve kırılgan dokusunda bu hayatı sürdürmek için kahramanca mücadelelerin gerekliliği, kimi zaman da kaybediyor olmamız…

Savaşmayı ve sevmeyi sürdürmek…

Modern yaşam birçok kaynaktan beslenegelmiştir: Evrene ve onun içindeki yerimize dair düşüncelerimizi değiştiren büyük keşifler, bilimsel bilgiyi teknolojiye dönüştüren, yeni insan ortamları yaratıp eskilerini yok eden, hayatın tüm temposunu hızlandıran, yeni tekelci iktidar ve sınıf mücadelesi biçimleri yaratan sanayileşme, milyonlarca insanı atalarından kalma doğal çevrelerinden koparıp dünyanın bir başka ucunda yeni hayatlara sürükleyen muazzam demografik altüst oluşlar; hızlı ve sarsıntılı kentleşme; dinamik bir gelişme içinde birbirinden çok farklı insanları ve toplumları birbirine bağlayan kitle iletişim sistemleri; yapı ve işleyiş açısından bürokratik diye tanımlanan, her an güçlerini daha da artırmak için çabalayan ve güçlenen ulus devletler, ekonomik ve sosyal alandaki egemenlere karşı direnen, kendi hayatları üstünde biraz olsun denetim sağlayabilmek için didinen insanların kitlesel hareketleri; son olarak, tüm bu insanları ve kurumları bir araya getiren ve yönlendiren keskin dalgalanmalar içindeki kapitalist dünya pazarı. Yirminci yüzyılda bu girdabı doğuran ve onu sürekli oluş halinde yaşatan süreçler “modernleşme” diye adlandırıldı. Durmaksızın çarpışıp duran gruplar ve hizipler, durmaksızın ortaya çıkan ve yenilenen önyargılar ve çatışan kanaatler, herkes sürekli kendisiyle çelişkide, her şey saçma; ama hiçbir şey çarpıcı değil; çünkü herkes her şeyi kanıksamış. Bunları da ilk “modernite” sözcüğünü kullanan Jean-Jacques Rousseau söylüyor. Bir yanda insanlık tarihinin hiçbir devresinde akıllardan bile geçmeyen endüstriyel ve bilimsel güçlerin hayata geçirilmesi, diğer yanda tüm icatlar ve ilerlemenin insan hayatını maddi bir güce çevirmesi sonucu modern insan kendini büyük bir değer boşluğu ve yokluğunun, öte yandan da imkanlar bolluğunun tam ortasında kendini bulması; ama modernizmi nasıl kullanacağını bilemeyen insanların kültürle yaşam arasında kopmuş bağları. İnsanlar kendilerini metalarda tanır ve bulurlar. Otomobillerde, müzik setlerinde, dubleks evlerinde ruhları nefes alır. Yani modernlik makineler tarafından oluşturulmaktadır ve modern insanlar mekanik kopyalar gibi koşturuyor oradan oraya.

Octavia Paz’ın dediği gibi; “Geçmişten öylesine koparılmış ve habire, öylesine baş döndürücü bir hızla koşturuyor ki, kök salamıyor; bir günden ertesine ayakta kalabilmekle yetiniyor: Başlangıcına dönemiyor ve böylelikle yenilenme gücü bulamıyor.”

Bu nedenle, modern insanın kendisini dönüştürebilmesinin tek yolu, yaşadığı bütün fiziksel, toplumsal ve ahlaki dünyayı bütünüyle, kökten dönüştürmektir. Muazzam insani enerjiyi bizi çevreleyen her şeyde serbest kalmasını sağlamak ve onu özgürleştirmek. İnsandan yola çıkarak insanın özündeki hakikati aramak en modern dönüşüm felsefesidir. Biz ona tasavvuf diyoruz.

26.12.2004

 

Dört başı mamur hümanizm: Mevlana

Aralık 27 2004Yorum Yok Kategori: Zaman Turkuaz

Bizde aydınlanma olmadı, diyenlerin yüzüne bakarak 13. yüzyılda doğdu Mevlana Celaleddin Rumi güneşi. Ne doğudan gelen vandalizm, ne batıdan gelen haçlı orduları onun hümanist aydınlığına engel olabildiler.

O nur ki 800 yıldır insanlığı aydınlatmakta. Onu anlayanlarla anlamayanlar asla bir olamazlar. Anladıktan sonra onun ateşi ego denen zavallı çemberi kırar geçer de ondan sual olmaz bir daha. Nezihe Araz’ın “Aşk peygamberi” dediği Mevlana tüm dünyada binlerce sitesi, milyonlarca hayranı ve kitaplarıyla ruhsuz An’a ruh üflemekte. Egosuyla herkesin sırtına yük olan zavallılara der ki:

“Hür ol da yeryüzünde at gibi hür yürü. Cenaze gibi kimsenin sırtına binme. Tanrı nimetine küfranda bulunan, ister ki herkes kendisini yüklensin de ölüyü mezara götürür gibi götürsünler. Rüyada kimi tabuta binmiş götürülüyor görürsen yüce rütbeli, büyük mevkili bir adam olur o. Çünkü tabut halkın sırtına yüktür.”

Rum dülgere Mevleviler sormuşlardı: “Neden Müslümanlıktan iyi din yoktur, diyorsun da Müslüman olmuyorsun?”

Dülger mahcup mahcup güldü: “Elli yıldır Hıristiyan’ım. İsa’dan utanıyorum vefasızlık etmekten…”

Tam o sırada Mevlana geldi: “Evet” dedi. “İmanın sırrı buradadır. Haktan, vefasızlıktan korkan Hıristiyan da olsa imanlıdır. Bırakın adamı 50 yıl kime hizmet etmişse yine ona etsin. Ne farkı var?”

Hüsam Çelebi’nin aklında bundan daha canlı bir anı var: Alaaddin Camii’nde bir hoca: “Allah’a şükürler olsun ki, bizi kafir yaratmadı, Hıristiyan yaratmadı.” diye şükrediyormuş. Dinleyenler bunu Mevlana’ya söylemişler. İçerlemiş: “Sapık! Sade kendi sapık değil, kendiyle birlikte halkı da saptırmada. Kendini onların terazisiyle tartıyor da bir dirhem fazla geldim diye övünüyor. Erse gelsin, peygamberlerle erenlerin terazisiyle tartılsın, o zaman değerini anlar, ne olduğunu görür.”*

Şüphesiz ibadet edenler arasında bir fark vardır:

“Kafir de Tanrı der, mümin de. Fakat ikisinin arasında adamakıllı fark var. O yoksul ekmek için Tanrı der, haramdan çekinense candan, gönülden.”

Ortaçağla Rönesans arasındaki tan vaktinde doğan Mevlana’nın lakabı «vedud»dur. Yani seven ve sevilen demektir. Öyle çok sevmiştir ki 800 yıldır sevilmekte ve daha sevilecek. Ne ararsan kendi içinde araman gerektiğini söyleyen tasavvufun büyük düşünürü gönül dili erbabıdır. Peygamberimizi iyi anlayan herkes onun diline aşina olur. Çünkü buyurur Hz. Muhammed bize: «İman etmedikçe cennete giremezsiniz. Birbirinizi gerçekten sevmedikçe, layıkıyla iman etmiş olamazsınız. Öyle ise aranızda selamı (barışı) yayınız.»

Bize öğretilen ya din kardeşi olduğumuz, ya insanlık kardeşi. Sonuçta kardeş olan insanların sevgide birleşmesini isteyen akıl gönül şenliği olan Türklerin İslam anlayışı Rönesans’ın en güzel terennümüdür. Bugün içi boşalan entelektüel yapımız «şeb-i arus» ile vuslata ererse yeni bir sentezin düğün gecesi de yakındır demek.

Dünya her nefeste yaratılır çünkü. Ömür su gibi yeniden yeniye akıp gider.

* Aşkın Peygamberi, Nezihe Araz, Özgür Yayınları

19.12.2004

 

Is it Possible to Develop with EU?

Aralık 22 2004Yorum Yok Kategori: EN

The new Turkish world project, constructed by Mustafa Kemal Ataturk, has covered a great distance towards integration with the West. The Turks, who built cities and spread cultures in Europe for 400 years, are long-distance runners in European Union (EU) history. The political understanding, whose application was first made in 1959, according to conditions of the time, had a vision. Successive governments did not take the EU seriously. Lack of ambition put Turkey behind those who discovered the EU, much later. Our country, stumbling and struggling along on the issue of democracy, has nevertheless arrived at the present day, despite some obstacles on the way. We have tackled the problems in our East [region], which seemed unsolvable. Turkey, which is an example to the Third World countries and Muslims, is also a “positive role model” in the region due to Ataturk’s reforms. Even Al-Jazeera said: “Turkey will represent the Muslim world in the EU.” Turkey is also the country closest to catching up with a complete democratic lifestyle and legal system as a result of its democratic culture. I expect full freedom of thought in the laws and in life. Even the pessimistic German media, as the “Die Presse,” in reply to the question, “is Turkey a risk or an opportunity? said, “good developments might occur in the long run.” Will the Ankara Agreement expand in a way to include Cyprus before negotiations start? What will happen if such a condition is not accepted? The EU admitted the Greek Cypriots, whose borders are not definite, contrary to its constitution. Now they want Turkey to correct their wrong. Why then has the EU, based on the legal principles of Western democracy, acted against the law? They are the ones who paved the way for Greek Cyprus’ intransigence. The Turks declared their goodwill to the world through the Annan Plan. Why then do we have to make more concessions? How will the open-ended issue be solved? The German Christian Democratic Union (CDU) has declared that it will put the EU and Turkey at the center of the 2006 elections. Those conservatives, who do not know what to conserve, have decided to conserve their racist roots. Among other ill-intentioned countries, France and Austria, have declared that they will hold referenda. Political leaders formed this political partnership without asking the opinions of their people while they were forming the union. What does it mean asking the people now? Has it just come to their minds? Isn’t it a situation that overlaps with the privileged partnership? Because open-ended has never been mentioned to any other country except Turkey. The German conservatives have been consoling their supporters by saying that the situation, in any case, did not even allow full privileged partnership. The thing mostly talked about by EU countries is money. All right. Why then are these countries in such a hurry to make the Iron Curtain countries, which were hostile until recently, develop? Are the East Germans, who loathed Westerners, worth the money spent on them? Or have they become the focus of social problems? Germany is the number one donor to the EU budget. It is facing an economic crisis within and its social security system has collapsed. Let’s look at who receives the largest share from the budget. Rich Spain (!) is number one with 8. 73 billion euros. Then comes Portugal. Greece receives 3. 37 billion euros and the last is Ireland. Spain’s income per capita is 18,200 euros; in Portugal it is 12,500 euros; and 13,900 euros in Greece. I mean the money does not go the poor. Poland, the so-called poorest country has an income per capita of 4,800 euros. Germany is making selfish energy-saving investments here. The Turks will receive nothing from the EU budget until 2014! Now the debate is on whether most of the money should be spent on the regions or on researches. 26 billion euros is the amount foreseen for researches until 2013. Europe, already lagging behind the United States in this area, spends 40 percent of its budget on agriculture and farmers. It has set aside 150 billion euros for poor countries, that will join the Union in the next seven years. The French have found something called the triple formula: 78: 18: 4. That is 78 billion for poor countries, 18 billion for rivalry and labor power in the regions and 4 billion for cross-border problems. It is said that the EU project is Turkey’s civilization project; however, if our development is to be left only to the EU, then this should not be questioned. The EU should create a development model during the negotiation process and a path to development should be discovered as soon as possible. If the EU is considered a tool for development, this is a serious mistake. What we need to do is seek the role of a global actor. With no alternatives. If you think you are an alternative to Western lifestyle and spirit, go for it, increase your prosperity level. 12.22.2004

letter:Dear Ms. Sevindi, i liked your witty statement about German christian democrates. And you are fully right in that economic (and other) development will not be achieved by solely relying on the European Union. There will be and, on a low level, still is some financial help, but this is not the essential thing. We have this vast and complicated history of wars and discussions, the essence of which is quite simple in a way, but not easily found in these mountains of events and books. It helps much to compare things with the Ottoman stile, which is comparatively much more simple in outfit. Then, you may see the similarity of Christianity and Islam, and that leads to praise and jubilation for the Europeans that tricked and kicked them out of the centers of politics, that is, for the Germanic warriors and aristocrates of the early middle ages and, a millennium later, Atatürk. Now, we imagine we are really noble democrates, but we are better understood if interpreted as warriors that have become so powerful that they are struck with horror about themselves. Europe is about autonomy – that is by far the most important thing to find in all that quarrels; finally, you must not know much more. It is the mightiest magic of all and has enabled us to shackle the world. Including ourselves. The Ottomans not only managed to ally with sunnitic Islam, but also to eliminate the Turkish aristocracy. The power got monopolized. Much was conserved. Not much remained. I’m so sorry when i imagine Abdulhamid finding out that nothing was left. I imagine, he was a good man. People were as good and bad as everywhere, of course. But also of course, it had not been a multiculti paradise (likely, i may accept the aim), but a poor apartheid system that gathered wealth by raids and wars, that began to twindle, when the gains became poor. Yes, Turkish tribes brought Anatolia back to Europe, probably no other kind of people than Central Asian Muslims could have done this (maybe i should explain this another time). And Europe has learned some things from them. Now, you have this precious land, and should be anxious not to destroy it ecologically or otherwise. Renaissance and most of what followed have been allowed to arise by the political autonomy of a military elite. Indeed, the strongly misogynous church had been forced (and paid) to accept their unmarried daughters and widows. The emperors dared to give autonomy to the cities in order to weaken the principalities, but that created even more autonomy, that further created autonomy, people became keen to become experts with or without permission other than that of other experts. If autonomous, you can do everything you can – it is not easily imaginable in a traditional context, not even for a sultan. But it has nothing to do with a superior moral. When we had destructed Europe once again and found ourselves with the atomic bomb, we found it urgent to try another game. Autonomy means also plurality, but a plurality of nationalisms, that inherently are bound to follow a monotheistic (monopolizing) political philosophy, means war, external or civil or both. That’s what the European Union is about: To make a polytopic unity of nations, and how to do this without violating them and thus provoking trouble. While there are certainly different opinions, few of our people will feel that the eastern nations had been hostile ones. With some, we may have specific disputes in Germany, but all in all, we think that communist gouvernments had been hostile, but we wanted peaceful relations with these too. We have our Marx, Engels and Thälmann streets too. We love Russion music, literature, arts, wodka, some love the popular way of behaviour that is represented by Gorbachev. It is not unpopular to give private money for street children in Russia or else, the restauration of an old, devasteted church, or the rescue of bird refuges in the Volga delta. We know each other; we damaged Russia, and Russians damaged Germany. You may belong to the club, if you speak frankly about what you did to other Europeans and what they did to you – good as well as bad; if you beg for money, that you need, for one or the other understandable, but altruistic purpose (say, nature and culture rescue attemps, humanitarian ones). Contact an organization with related purposes, probably they will try to help you and the case, the problem will become known to some people. It is important to be known and to know. In part, it may be a legacy of the Ottomans, that Turkey is less known in most aspects than any other big and most smaller countries in Europe – for centuries, they were not interested in the infidels, thus people were left alone with anti-Ottoman propaganda and lack of knowledge. And i suspect that a similar attitude may exist still today. It may be understandable to some degree, but it does’nt help. Given the number of centuries of Turkish presence in Europe, much too many people still do’nt know, if you belong to the club (that is not a Christian, but a European one) or not. We are still at the starting point; so it would probably make sense to start. Sing, shout, beg, make a peaceful revolution, fly to the moon or make the Ararat a world natural heritage. Whatsoever, if you want to be present, be present. It is astonishing, that so little is known about wildlife in Turkey. It is, or was, one of the richest in Europe, relating to modern concepts like biodiversity, but also romanticism (which represents the heart in much of Europe), and probably instrumental in tourism, if carefully managed. Austrians and Swiss do not know anything about Turkish chamois, do you? Why do’nt we know anything about the efforts to protect the natural heritage, if there are any; and if not, why not? Tourism and sports and pop music have been very useful to improve knowledge and feelings towards Turkey. The Mevlevi Dervishes were in Germany, exhibitions concerning the Hittite Empire and Troy, some folklore groups, and other artists. Such events, bigger as well as smaller ones, even very small ones, are important. Imams coming in from Turkey should be willing and free to discuss any topic with their Christian counterparts. Europe should hear more about Turkish writers, architects, botanists, painters, historians, dancers, dervishes, industrialists, confectioners and so on. Of course, those people can not tour all the time in that big Union, so it would be useful to make films and features for television, radio or cinema, to translate books etc. And remember, that Europe is a very exclusive club. A club of experienced warriors. As you know (or should know), old warriors may deeply respect their (former) enemies; they know, how difficult and dangerous it was to fight, they know about their respective fears, losses, braveness, and skills. There is nothing to hide. The Ottomans were such warriors too, also Atatürk was; it must be voiced, thus, that we were enemies. And allies, at some time or the other. The Turks may be somewhat traumatized, but what do you think about Greeks, Germans, French, Poles, Croats, Russians? Turks and Kurds are in no way unique. And be aware: Old warriors should not try to hide their wounds nor their deeds nor their sorrow nor their pain, their knowledge and, of course, pride. I would like Turkey to join our club. First, she would have to fully understand, what autonomy means. She does not yet – the adultery-criminalization-attempt shocked all her supporters deeply and convinced especially women to oppose the “invasion of Islamic Law”. A big country like France was turned around. All we knew about prozelytizing Alevite children in schools and arresting deputies for using the wrong language came up to our minds and remembered us, that there is no multiculti play, nor an understanding of the meaning and crucial importance of autonomy, or the dangers of nationalism and how to tame it. We understood, that we would need precautions. Do’nt take it personally, it is’nt. If Turkey wants to play globally, her people will need mental and institutional autonomies, and she needs to be backed by a strategic hinterland, to be hold by an anchor. And Europe needs her right arm to firmly embrace Russia (perhaps in some kind of privileged partnership) and to shake hands with the “Islamic World” at times. So do’nt worry about the final success, simply focus on the hows. Sincerely Hans-Peter Geissen, Koblenz, Germany

AB ile kalkınmak mümkün mü?

Aralık 21 2004Yorum Yok Kategori: Zaman

Mustafa Kemal’in yeni Türk dünyasının inşası projesi Batı ile bütünleşme yolunda mesafe aldı.

400 yıl Avrupa’da kentler kurmuş, kültür yaymış olan Türkler AB tarihinin en uzun mesafe koşucusu.

1959’da ilk başvuruyu günün şartları içinde yapan siyasi anlayış, vizyon sahibiydi. Ondan sonra gelen iktidarlar AB’yi ciddiye almadılar. Kifayetsiz ihtiraslar bizden çok sonra AB’yi keşfedenlerin arkasına Türkiye’yi attı.

Demokrasi konusunda tökezleyen ülkemiz düşe kalka bugüne başarıyla geldi. Doğumuzda karılamayan helvayı biz kardık. Mustafa Kemal’in yaptığı devrimlerle 3. dünya ülkelerine, Müslümanlara örnek olan Türkiye bölgede “olumlu rol model”. El Cezire bile ‘AB’de Müslüman dünyayı Türkiye temsil edecek.’ dedi. Türkiye demokrasi kültürüyle tam demokrat yaşam tarzını ve hukukunu yakalamaya en yakın ülke yine de. Ben yasalarda ve yaşamda tam düşünce özgürlüğünü bekliyorum.

‘Türkiye risk mi, fırsat mı?’ sorusuna, “Die Presse” gibi karamsar Avusturya medyası bile ‘uzun vadede iyi gelişmeler olabilir’ demek zorunda kaldı.

Müzakereler başlamadan önce Ankara Birliği anlaşması Kıbrıs’ı kapsayacak şekilde genişleyecek mi? Böyle bir koşul kabul edilmese ne olurdu? AB kendi anayasasına aykırı bir şekilde sınırları belirsiz Kıbrıslı Rumları birliğe dahil etti. Bu yanlışını şimdi Türkiye temizlesin istiyor. Hukuk temelli Batı demokrasilerinin birliği AB, neden hukuk dışı bir iş yaptı o zaman? Rumların şımarıklığına taviz veren kendileri. Türkler Annan Planı’yla iyi niyetlerini dünyaya ilan ettiler. Neden şimdi taviz veren biz olalım?

Açık uç nasıl çözümlenecek? CDU, 2006 seçimlerinin odağına AB ve Türkiye’yi koyacağını ilan etti. Neyi muhafaza edeceğini bilemeyen muhafazakarlar ırkçı köklerini muhafaza etmeye karar verdiler. Kötü niyetli diğer üyelerden Fransa ve Avusturya da referandum yapacağını duyurdu. Birliği kurarken siyasi liderler halklara sormadan bu siyasi ortaklığı kurdular. Şimdi halka sormak nereden çıktı? Yeni mi akıllarına geldi? Bu imtiyazlı ortaklıkla örtüşen bir durum değil mi? Çünkü Türkiye dışında hiçbir üye için açık uç söz konusu olmadı. Alman muhafazakarları taraftarlarını zaten durumun tam ortaklığa izin vermediğini belirterek teselli ediyorlar.

AB ülkelerinin en çok konuştuğu şey; para. Peki, bu ülkeler daha düne kadar düşman oldukları demirperde ülkelerini kalkındırmak için neden bu kadar acele ediyorlar? Batılılardan nefret eden Doğu Almanlar ödenen bedellere değdi mi? Yoksa sosyal sorunların odağı mı oldular? AB bütçesine en çok para veren Almanya. Ülkesinde ekonomik kriz var ve sosyal güvenlik çöktü.

Bütçeden en çok payı kim alıyor, diye bakalım; zengin İspanya (!) 8 milyar 733 milyon Euro ile başta. Sonra Portekiz geliyor, Yunanistan 3 milyar 368 milyon Euro ve en son İrlanda. İspanya’da kişi başına gelir 18 bin 200 Euro, Portekiz’de 12 bin 500, Yunanistan’da 13 bin 900. Yani fakirlere gitmiyor para. En fakir denen Polonya’nın milli geliri de 4 bin 800 Euro. Almanya enerji yatırımları yapıyor iştahla buraya. AB bütçesinden 2014’e kadar Türklere zırnık yok! Şimdi tartışma ‘en çok para bölgelere mi ödensin, araştırmalara mı?’ diye. 2013 yılına kadar 26 milyar Euro araştırma için öngörülen. Zaten bu konuda ABD’nin çok gerisinde olan Avrupa, bütçesinin % 40’ını tarıma ve çiftçilere ödüyor. Gelecek 7 yılda yeni katılacak yoksul ülkeler için 150 milyar Euro ayırdılar. Fransızlar üçlü formül diye bir şey bulmuşlar: 78 : 18 : 4. Yani 78’i yoksul ülkelere, 18’i bölgelerde rekabet ve işgücü geliştirmek için, 4’ü de sınır ötesi problemler için ayrılmış.

AB projesi Türkiye’nin uygarlık projesi deniyor, ancak kalkınmamız sadece AB’ye bırakılacaksa bu sorgulanmalı.

AB müzakere sürecinde kalkınma modeli oluşturmalı ve hızla kalkınmanın yolu bulunmalıdır. Eğer AB kalkınmada araç olacak sanılıyorsa bu ciddi bir yanılgıdır. Bizim yapmamız gereken, global dünyanın aktörlüğüne talip olmamız. Alternatifsiz Batı yaşam tarzına, ruhuna alternatif olduğunu sanıyorsan hodri meydan; refah seviyesini artır.

21.12.2004

 

Obstacle Before EU: Racism

Aralık 17 2004Yorum Yok Kategori: EN

[Francois] Bayrou of France had said: “Turkey has shown time and again that it is not European.” Indeed, the French have also shown time and again how cruel they are to all their colonies. Besides, they could even boast of killing so many people when they bombed the Ivory Coast recently. Wolfgang Schussel, on the other side, got stuck with money: “Turkey will cost the EU 25-30 billion euros annually, moreover, there are human rights violations.” I wonder whether or not he can still remember today what Spain and Greece cost the EU? Or the money spent on new member, the Czech Republic? It has turned retired civil servants into civil police officers and has made them sentries guarding metros. Their job is to hunt tourists and then rob them. When I complained to the police, they told me, “the state is always right.” I heard similar remarks last week from a German train station officer wearing an earring. When I said, “It is not written on this train that it is going to Neumunster, but you say it is,” his answer was: “I am a civil servant of the German state. What I say is right, okay?” Of course, Edmund Stoiber’s statement is meaningful in the light of these words: “We will do whatever we can to prevent Turkey’s membership. We shall accomplish this when we come to power in 2006.” There are Nazis, who are now carrying out the signature campaign initiated by Angela Merkel. With the other big reaction against EU enlargement coming from Austria, it is evident that the insurmountable obstacle facing Turkey and the EU is German racism. The obstacle within Europe itself is the intolerant Hitler spirit, sauced up with this superiority complex! The person who committed murder in the Netherlands is a Moroccan, but since the only subject on television channels is the situation of Turks, degraded Muslim Turks, the hatred in the German society’s subconscious has now appeared on the surface. There are many humiliating acts against Turks in the books of Martin Luther, who is being marketed as the “greatest humanist.” Frankly speaking, his books have nothing to do with humanism. Racism is the most talked about and most topical subject on the German agenda. Enmity against foreigners and Muslims is dangerously on the rise This monster that previously resided only among low-income groups, is now dancing in high society saloons. The result of a three-year research has been published by Bielefeld University. Research Director Wilhelm Heitmeyer says that xenophobia is on the rise in 2004, so is intolerance towards homosexual. It is assumed that foreigners ruin the German cultural identity. 58 percent do not want to live in the same neighborhood with Muslims. It is really striking that hostility against women, Islam and foreigners go hand in hand! This is male-dominant hostility. While Germany, which for 40 years has not admitted that it is a country of immigrants, cannot find any fault in itself, it views the Turks as completely at fault. Beware! Isn’t this the phenomenon called projection mirror? Are Turks the mirror in which they reflect their vulgar instincts? Films depicting the torture of millions of people or those killed, bringing before us the so-called Armenian genocide or the Cyprus issue, have not still ended, even though they have been made over and over again for 50 years. A law on foreigners for the first time will come into force in January 2005. Germans advocating the mother tongue right for Kurds have not even found a place in their curricula for Turkish mother tongue courses. It is not ways to develop the mother tongue, but ways to make it forgotten that are always being sought. Another example of egregious double standards: Besides its failure in not solving any problems, the German Teachers’ Union (GEW) does not even have any project whatsoever on this issue. Moreover, the union also approved low incomes for Turkish teachers! Turkish mother tongue teachers have been turned into social advisers or translators. Their main job is to solve the problems of German managers and teachers and to teach their mother tongue in the remaining time left. Look at what a German teacher said to a Turkish teacher: “What will you do with our children after educating all the workers’ children? If you had the chance, you would make all Turkish children have higher education. Then what will become of our children?” This teacher, who defends not the bright students, but the German children, while encouraging class superiority, is also sowing the seeds of racism. What do you think he/she teaches these students? The racism tree growing right in front of Germany overshadows the ideals of Europe. Are the Europeans sleeping? December 14, 2004 12.16.2004

Letters:what you said about civil servants in Zcech Republic is interesting. racism in Europe — and elsewhere — is an issue we all have to deal with. And you did a good job of that. Some years ago, at a major hotel in Prague I rant into some clerks at the counter. They looked every bit like former “civil servants.” And their attitude said that louder than military-type physiques and demeanor. At that time I wondered why they were behaving the way they did. Your article clarifies some of that stuff. Do you think Turkey can recognize Cypress? Can they, for example, say: “All right, recongnition for Cypress for immediate admission into EU — not a 10-year negotiation and waiting period. And no other conditions and threats”? What do you think? Thank you.syed pasha, ph.d. 2.letter:Dear N: Sevindi, how long is germany a democracy,or austria,or spain,or greece,or italy,or portugal,or belgium,or holland,or hungary??????????????????????????? they first should complein about their own histories and all the millions of people they killed during their tremendous empires all over the world,and then only then learn to kiss the hand of a human being called turkye,people famous for their feelings and hospitality and generousity,sorry for all those racists in europe,yes racists and no other definition i have for them and the vatican. They didnot understood that is europe who needs turkey,not the other way around,because turkish people is FIRST CLASS PEOPLE,no ghetto people like the dear cattolics do since 2000 years with all other thinking different people,even betraying the original Jesus first believe,that all human beeings are the same. With respect Massimo Ali letter: Congratulations! Looks like Erdogan pulled a huge elephant out of a hat. A European Turkey will be good for Turkey, Europe and the world. It is wonderful news.

AB’nin önündeki engel: Irkçılık

Aralık 14 2004Yorum Yok Kategori: Zaman

Fransa’dan Bayrou, ‘Türkiye defalarca Avrupalı olmadığını göstermiştir’ buyurmuş. Fransızlar da gaddar Avrupalı olduklarını bütün sömürgelerinde defalarca gösterdiler doğrusu.

Hatta en son Fildişi Sahili’ni bombalayarak birçok insanı öldürmekle övünebilirler.

 

Sessiz ol, kalbini dinle!

Aralık 14 2004Yorum Yok Kategori: Zaman Turkuaz

Mevlana’da en yüksek mertebe “kalp”e aittir. O bedenin çocuğudur, fakat onun hakimi olur. Mevlana kalbin çocukla karşılaştırılmasını pek sever ve der ki: “Kalbim olan çocukcağız rahat etsin diye, / Çocuk gönlüm rahat etsin diye / Çok sessiz hareket eder. / beşiği sallandığında o, uykuya dalar gider.”*

Kalp bizim kültürümüzde duygularımızı, sevgimizi barındıran kocaman bir bahçedir.  

abuk mektuplar

Aralık 8 2004Yorum Yok Kategori: Güncel

Bana gelen çok ilginç mektupları yayınlamaya karar verdim. ne kadar kafası karışık, ne kadar az bilgi çok önyargı, ne kadar “zihni sinir” projesi halinde düşünce tarzı var memlekette net bir biçimde görünüyor. Kaba saba ve egosu kaf dağında insanları okumak hepimize eğitim konusunda da bir fikir verecektir.Siz de fikirleriniz yazıp gönderin. Mektup:1:İyi günler nevval hanım.Yazılarınızı bazan okuyorum bence çok hayalperest yazıyorsunuz.biraz ciddi olalım lütfen bu bir gazete.YİNEDE İYİ YAZIYORSUNUZ.ALLAH YARDIMCINIZ OLSUN. (Bu mektuptaki nefrete sahip insandan ne olur siz karar verin) MOLLA MÜMTAZ EFENDİ, BİZ TEHLİKENİN FARKINDAYIZ DA ACABA SEN FARKINDAMISIN ? İÇİ ÖRÜMCEK DOLU KAFAN HERGÜN DIŞARIYA İRİN SAÇIYOR ,FARKINDAMISIN?GİT TEDAVİ OLDA O İRİNLER PİS PİS DIŞARIYA SAÇILMASIN !ETRAFA MİKROP YAYMA ! BEN BİR SSK EMEKLİSİYİM,535 YTL MAAŞ ALIYORUM.(HERHANGİ BİR FETULLAH CEMAATİNDEN YAN GELİRİM YOK,ZATEN 5 MİLYARDA VERSELER REDDERİM), VATANSEVERİM,ÜLKEMİN SÜRATLA BİR MOLLA CUMHURİYETİNE DOĞRU YÖNLENDİRİLMEK İSTENDİĞİNE ETRAFIMI GÖREREK ŞAHİT OLUYORUM, EN BAŞTAKİ ŞAHSIN BİZZAT TETİKÇİBAŞISI NIN SÖYLEMİ VE İDDİASI DA ZATEN TÜRKİYE CUMHURİYETİNİ BİR İSLAM CUMHURİYETİNE DÖNÜŞTÜRMEK DEĞİLMİ? BU KONUDA HAZIRLADIĞI ÜNİVERSİTE TEZİ YOKMU? TEHLİKENİN FARKINDA DEĞİLSEN YA KENDİNİ TÜRK HİSSETMİYORSUN YADA GİT KAFANI BİR DUVARA VUR ,BELKİ AKLIN YERİNE GERİ GELİR ! Deniz [markallen79@hotmail.com] Kime: Saadet Nevval Sevindi Abuklukta değil sadece nefret taşımada uzmanı bi mektup.Elbette İzmirli değildir ,bu iş doğmakla olmuyor: Neval Sevindi sen kentini güzel izmirimizi sevebilirsin ama izmirli emin ol ki seni zerre kadar sevmiyor. Senin gibi pis fetullahçılardan nefret ediyor! Keşke seni yolda gezerken görseydim!!Bu şehir canım izmir şuanda Türkiyenin yüzakıdır.Yolda gördüğün başı açık her gençkızın,evli hanımın,yaşlı teyzenin alnından öpmen gerekir!Onlar bu islamlaştırılmak istenen vatanda onurlu ve namuslu birer abidedir tek tek.Ama sende bunu anlayacak ne kafa nede yürek var.Sen ve ekürin varsa yoksa Türban,imamhatip,kuran kursu vs konusunu kaşımaktan ve provake etmekten başka birşey yaptığınız varmı bu vatan için? Sen kendini pis fetullahçıların kucağına atmışsın!!Kalemini onlara satmışsın! Senin nostaljiden başka izmirlilikle bir alakan yok,.Kendini o kadar çok islamı kesime odaklamışsınki beceriksiz ve dört senedir memlekete bir çivi çakamayan Tayyibi bile köşende tenkit edemiyorsun! ettirmiyorlar sana! yanlız sen değil tüm fetullah basını aynı. İzmirli oylarıyla zaten sizden nefret ettiğini göstermiyormu? Sen izmiri sevebilirsin ama İnanki İzmirli senden nefret ediyor! (Nasıl kaba ve terbiyesiz olunur dersi!) tekrar merhaba. dün değerli eşim benim adıma zat-ı alinize cevap yazmışlar. Ona cevap yazmayarak kabalığınızı göstermiş oldunuz. Fakat ben ne var ne yok diye sitenize girdim ve gezindim az biraz. İşin ilginç yanı DW’da veya GodTv’de izlediğim modern yalnızların benzeri ilgi bekleyen bir ‘yazar’ı (?) sitenin her yanında görmemdi. Sessiz sedasız bir evlilik yaptığınızı duydum. Evliliğin size yaradığını ve sizi doyurduğunu sanıyordum ama sanırım hala zihninizin bir tarafı boşlukta. Neyse konumuz bu değil. Siz de değilsiniz. Bence moderniteyi, 18. yüzyıl Aydınlamasını ve Türk Cumhuriyet rejiminin kuruluşunu tekrar tekrar yeniden okuyun ve bu tarihsel karelerle hermeneutik bir diyaloga geçmeyi deneyin. Anlamın şimdiki zamandaki özel tarihselliğinden kendinizi azıcık kurtararak olayları, olguları ve hayatı kavramlarla okumaya çalışın. Özel olarak Prof. Dr. Tahsin Görgün ve Prof. Dr. İsmail Kara’yı, ‘Dinle Modernleşme Arasında’ (Dergah yayınları) ve ‘İlahi Sözün Gücü’ (gelenek yayınları) okumanızı tavsiye diyorum. Giriş için çok yerinde iki kaynak. Başta anlamakta zorlanabilirsiniz ama gitgide anlmaya başlarsınız. Saygılarımla, muhammedozdemir_25@mynet.com mektup:bir ara fettullah hocayla canciğerdin dün de arusi şeyhlerinden bahsediyordun. bugün de fransa ile ilgili yorumlar yapıyon kuzum bu ne ya. altı şişhane üstü kebap putperestlerin bile inanci vardı senin o da yok .diyon ki hollanda ve fransa türkiye lafini duyunca ürperiyormuş. adamlar haklı. bizim insanlarımız sokak ortasında karısını, kızını vuruyor. başını açtığı için ve ya namus için. yabancılar korkmasın da ne yapsın sonra avrupa 1960 ların türkiyesini belki alabilir. ama şu an ki türkiye arap mı acem mi kuzey afrika ülkesimi belli değil. zaten avrupalı bazı yetkilililer de şunu söylüyor: türkiyeyi alacağımıza tunusu alalım. onlar en azından insanın başıyla kıçıyla uğraşmıyorlar. oysa bizim hükümetin tek derdi baş ve kıçı örtmek siz de örtünseniz de manevi destek olsanız mehmettas2004@mynet.com abdullah` E-Posta: canadian85@mynet,.com Konu: devami Mesaj: siz cok detayli birine benziyorsunuz amma bu diyalog sunumunun derinlerine hic inmiyorsunuz goruyorsunuz ki bu gune kadar evliyalarin alimlerin hatta peygamberlerin bile yapmadigi bi seyi yapan var o mu iyi biliyo siz ce bu soruya cevap vermeseniz iyi olur cunku duzgun dusunemiyorsunuz ankladigim kadariylaben sizden herhangi bi cevap almaktan memnun olurum eger sizin icin uygunsa bu konuyu detaylariyla gorusebilriz hatta o yuzlerce kitap okumus adam bile gelse ben gibi az bilgili biri onu yere atar aslýna bakýlýrsa uzun zamandýr size yazmak istediðim halde bir türlü toparlayamadýðým düþünce ufkum ve zamanýn süratle akýþýna benimde kendimi süratle kaptýrmam gibi belki de önemli gibi görünen ama aslýnda ve hakikatte pekte önem arzetmeyen bazý gerekçelerden dolayý yazma temayülümün önünde bir set oluþtu. neden size?neden baþkasýna deðilde size yazmak istedim.?bununda bir gerekçesi belkide yok ama belkide var.biliyorum kafamýn karýþýlýðýna hükmetmek için gerekli bütün yazý dizinini elinize verdiðimi ve benim biraz problem yaþadýðýmý düþündürecek bazý olaylar girdabýnýn içine düþtüðümü düþüneceksiniz.ama öyle deðil.bundan emin olabilirsiniz.hatta banim size olan saygýmýn ve sevgimin bir ifadesi olarak kabul edin bu ele ayaða dolanmýþ cümlelerimi.çünkü bildiðimden beri varlýðýnýzý bir kez olsun size ulaþma eðiliminin içinde olduðumu biliyorum.bunu gerçekleþtirmek mümkün olmasada belki böylelikle bir nebze olsun sizi tanýmadan ve daha önemlisi sizin beni tanýmadan konuþabiceðimiz bir atmosfer oluþturabileceðimiz ihtimalinin kuvvetle muhtemel olmasýdýr.uzayan zamanýn ardýndan ve aksine yaþadýðýmýz hayatýn kýsa oluþuna sýðdýrabileceðimiz bir çok hayal ve hatýranýn sýcaklýðý-soðukluðu’na raðmen bir dünya kurabildiðimiz ölçüde deðer kazanabileceðimizi bildiðimiz yada düþündüðümüz bir heyulayla hayatýn þahikalarýnda kendimize bir yer edinme kaygýsýnýn zýddýna sukuneti kendime daha sýcak hissederek alemimde bir pencerenizi açarak en azýndan teneffüs ettiðiniz alemin havasýndan bir nebze olsun tarafýma iltihakine vesile olabilirseniz kendimi mutluluk ülkesinin prensi kabul edecek kadar çýlgýn görmesemde yakýnýna geleceðimden emin olabilrsiniz.çünkü kiþi kýymeti nisbetinde deðer arz eder.ve sizde deðerinizi içinde bulunduðunuz kýymet nisbetinde yansýtabildiðinize göre ve yansýtabildiðiniz ölçüde gönüllere bir taht kurma, dillere pelesenk olma ve herdaim hatýranýzýn izlerini bulunmadýðýnýz yerlere dahi götürme bahtiyarlýðýný yaþayýp duracaksýnýz. biliyorum ki……..çoðu þeyler nafile……..ulaþmak isteyipte ulaþamadýðýmýz,dokunmak isteyipte dokunamadýðýmýz nice þeyler var……….belki de siz onlardan birisiniz………yada ben ulaþamayacaðým bir heyulanýn peþindeyim. neyse …………………önemli olan düþüncelerimde aslýnda çokça yer aldýðý halde sadece bir kesitini sunduðum bu yazýyýda yazýyor olma cesaretimi bile alkýþlayabilirim.evet nasýl olsa tek kiþlik dünya sahnemde beni alkýþlayan olmayacak…………ve ben gönül rahatlýðýyla kendi yazýmý yazabilrim.vede sonlandýrabilirim……… aslýna bakýlýrsa daha yazýlacak çok þey vardý ama kesmem gerektiðine karar verdim.sadece üç sualýn cevabýný zatý þahanelerinizden istirham ediyorum. -hakikat nedir? -doðru nedir? -insan nedir? mektup:merhaba yazdığınız yazılara farklı bir şekilde bakan ve yorum göndediğim için umarım kızmıyorsunuz sayın sevin hanım bır cok ciddi mesele dururken neden bu tür yazılar yazıyorsunuz anlamış değilim ,gazetenin size verdiği bu fırsatı neden yanlış kunlanıyorsunuz yada neden daha vahim olayların özerine gidmiyorsunuz acab bu günkü yazınızı okuyan kaç kişi -aa avrupa duraklama surecine giriyor avrupa sarsılmaya başlamıştır, kanatine varmıştır! yada avrupa bizi avrupa birliğine almatıkları için avrupa gelecek kuşakları şimdiki siyasetcileri eleştirecekmi aslında bu tür yazılar inanıyorumki kimsenin dikatini bile cekmez eğer bana soracak olursanız bende size derimki eğer korkmuyorsanız artık kabuğunuzdan çıkın daha söz gediren ve yankısı cok yuksek olan yazılar yazmanızı isterim örnek olarak size iki gazeteciyi tavsiye edebilir biri İBRAHİM KARAGÜL DİĞERİDE SAMİ HOCAOĞLU haa bunların yazılarını yeterli buluyormuyum hayır ama yinede en çok beğendğim gazetecilerden bir kacı sözün sözü bu kadar zulumun olduğu bu dünyada ya mazlumların yazan eli haykıran çığlığı olursunuz ya da hiç bir seyi umursamadan bu haftada bu gazeteye bir yazı gönderelimde paramızı alalım onlara karsı ayıp olmasın diyenlerdenmisin karar senin yinede bizden söylemi unutma yeryuzunde dua edip bir kurdarıçı isteyen muhakakki bir mazlum vardır onun sesi olmak senin elinde safını belirle SEN KİMLERDENSİN said1884@mynet.com yazılarını okuyorum anlatım yönünüzü begen miyorum çok amatörce .kızacaksınız fakat begenmek öznel birşey.En son okudugunuz kitabın ismi ögrene bilir miyim belki sizi etkilemiştir. Tarih: 2006-06-17 Abdullah Dag mektup2:Çok değerli görüşlerinizin hocalığını kimin yaptığını çok merak etmekteyim. Sizin gibi değerli gazetecilerin yıkıcı faaliyette bulunup CIA gibi gizli servislerle bağlantısı olabileceğini hiç ihtimal vermiyorum.iyi çalışmalar… Ahmet Avcı To: Subject: YAZIK SÝZE HEP DE ÇOK Date: Fri, 27 Mar 2009 23:57:51 +0200 (EET) Reha muhtarın programını esefle izledim ve Fethullah GÜLEN ve ZAMAN gazetesi hakkında söylediklerinizi size hiç yakıştıramadım.YAZIKLAR OLSUN …Bu zamana kadar sizi hep destekledik sizin haberiniz yok ama herkeze sizin vefalı olduğunuzu ii biri olduğunuzu anlattım ama nafileymiş…Keşke daha isabetli olsanız doğruları söylesenizz olmaz mı…Yazıklar olsuuun Ne deyim…. ALLAHINDAN BUL NEVVAL:… LİMAN KIRINTILARI Bahamalı martılar beni çağırdı bir ikinci bahar gecesi. Yalan söyledim yırtık blucinli tayfalara Seni sevmediğimi söyledim. Oysa rıhtımlar en şarkılı dalgalarla yıkanıyordu Midye kabuklarında sakladım gözyaşlarımı; Hastaydım kırık kötümser bir öksürük yapışmıştı boğazıma Seni unutmak gerekiyordu… Bahamalı martılar beni çağırdı bir ikinci bahar gecesi. İskele fenerlerinin altında oturup seni bekledim sevgilim Ellerim ıslaktı, gözlerim ıslaktı. Gelip caydırabilirdin beni gitmekten Oturup sigara içer, anlaşabilirdik… Sana tapacağım yalan değildi benim olursan Seni seviyordum, seni istiyordum… Bahamalı martılar beni çağırdı bir ikinci bahar gecesi. Filler gibi içtim liman meyhanelerinde; seni unutmak için içtim… Senin sokağında geceler yıldızsızdı senin sokağında gece yağmur yağıyordu Ben zayıftım, çabuk ıslanıyordum Bana sevmek yaramıyordu, ben sevilemiyordum… Bahamalı martılar beni çağırdı bir ikinci bahar gecesi. Sana bırakacağım bu kentin üç semtinde üç damla gözyaşı döktüm Birincisi seni ilk gördüğüm yerdi ikincisi seni ilk öptüğüm yerdi Üçüncüsü… söylemeye dilim varmıyor, üçüncüsü bana git dediğin yerdi İşte bu mısraları orda karalıyorum; işte demir aldı şilebimiz Gidiyor, gidiyor, gidiyorum…

bir deabuklugu tavan yapan mektuplar var.Paranoya dahil tum hastaliklardan muzdarip> Benim adim gecmeden kelam edemeyen bu zavallilar bana yazma cesareti gosteremez ancak boyle sagda solda havlayarak “soz’u kirletirler. Sayin Emin Sirin: Fetullah efendi tarikatinin vitrinde iyi durur, bizi iyi saklar (Iran ajani Nevval Sevindi orneginde oldugu gibi) amaci ile goz onunde bulundurulan Ekrem Duman’li isimli sahsa fazlaca kiymet verip epey zaman harcamissiniz. Degerli vaktinizi bu tip kisilere uzun mektuplar yazip onlari onemli biriymis havasina sokmamaniz icin ekteki bilgileri gonderiyorum. Bu tipe daha once Vatan gazetesi yazari Mustafa Mutlu’nun sordugu sorulari bir defa daha sormanizi istiyorum. Bu tur tiplerin en buyuk ozelligi bir konuda aciklari yakalandimi aldiklari talimat geregi isi lagara lugaraya getirip kivirtmak, meseleyi “uykuya yatirmak”, takiyye vesarie yapmak (Fehmi Koru bunu en iyi yapanlardandir), ve Cuneyt Ulsever orneginde oldugu gibi kafalarina dank diye ne olduklarini vurursaniz isin icinden hakaret ederek cikmaya calismaktir. Nurettin Veren gibi ordukleri corabin ipine un sererseniz mafya usulu tehdit’e kadar isi vardirirlar. Bu yakisikli arakadas isi lagara lugara seviyesinde idare edecek ve ipliginin pazara cikmasini pek istemeyecektir. Vitrin bozulmasin, aman satislar, abone kazlar kacmasin… O nedenle kisa ve oz , Mustafa Mutlu’nun sorularini bir sorun bakalim hangi kocek havasini koyup kivirtacak bir gorelim. kendini herkesin üstünde gören cahil ve maço erkek ideolojisinden kaba bir ses: ya bu kadýn ilk önce baþýný örtsün sonra bana birþeyler anlatmaya baþlasýn. böyleleri çok piyasada. anlamýyorum bunlarý. ilk önce amel etsinler sonra aþktan meþkten bahsetsinler. aþka gelene kadar, mevlana hzlerine gelene kadar imamý azamlar var. onlarý hele bir talim etsinler. sinir oluyorum bu entel geçinen taifeye. nasýl müslüman bunlar. niyet sorgulamasý yapmýyorum. ama bu yol yanlýþ. dininin hükümlerini öðrenmeden, uygulamadan bana ne anlatabilir ya da ne kadar faydalý ve etkili olabilirler.kusura bakmasýn o kadýn, bizde aydýnlanma rasulullahla s.a.v. baþladý. nedemek bu ya. mevlana geldi aydýnlandýk “batýlý manada” bunu mu kastediyor. yok hümanist aydýnlýkmýþ filan. ne bu? böyleleri kör cahil iki kitap okuyup baþýmýza muhabbet tellalý kesiliyor. sorun o kadýna iki hadis iki ayet biliyor mu? “..Tam o sýrada Mevlana geldi: “Evet” dedi. “Ýmanýn sýrrý buradadýr. Haktan, vefasýzlýktan korkan Hýristiyan da olsa imanlýdýr. Býrakýn adamý 50 yýl kime hizmet etmiþse yine ona etsin. Ne farký var?”..” bununla neyi anlatmaya çalýþýyorsun be kadýn. güya hoþgörü ve diyalog saplantýlý insan.. ama suç bu zavallýnýn deðil ki. onun gazetede yazmasýna müsade edenlerin. “Bugün içi boþalan entelektüel yapýmýz «þeb-i arus» ile vuslata ererse yeni bir sentezin düðün gecesi de yakýndýr demek.” demiþ o kadýn. zaten entel dantel diye diye bu hale getirdiniz bizi ve kendinizi. sen ilk önce dinini adam akýllý yaþa sonra bize o “entellektüel” birikiminden “terennümler” sunarsýn. entel takýlacam diye ne dediðimizi bir kendimiz anlar hale geldik. nerde sade, az ve öz konuþmak. nerde rasulün s.a.v. sünneti? diyalog hastasý o taifeye sesleniyorum. mevlanayý kullanarak bu þekilde bugüne kadar kaç insaný müslüman ettiniz. hiç. edemezsiniz de bu iþ böyle olmaz olmamýþtýr da. sen ey kadýn baþýný örtsen emin ol daha çok insana faydan dokunur. sade ve kaba bir dil kullandým çünkü siz bundan anlarsýnýz. daha yazardým ama yeter bu kadar. amaç hasýl oldu sanýrým. dsfg fvbn okudunuz Bunu son yüz yýllarda türedi sapýklarýn kitaplarýndan baþka > nerde gördünüz de bu fikri savunuyorsunuz. > > > Ömer Emrah Değişmemekle övünen,okuduğunu anlamayan okur örneği:Yeni Yuzyil`da yazdiginiz dönemden beri sizi okumuyor, okuyamiyordum.. O dönem yazilarinizin tutkunuydum! YY kapandiktan sonra bi daha sizi okumadim! Taa ki, sizi merak edip az önce internette adinizi arastirip web sitenizi görene dek! Sitenizde söyle turladiktan sonra Neo-milliyetçilik baslikli yaziniza göz attim; ama inanin o eski tadi alamadim! Cok degismis kaleminiz.. Ve benim begeni anlayisim da muhtemelen! Lakin, Turk, Turkiye ve Turkiyeli olma kavrami hakkinda ki dusunceleriniz sizi benden bi daha uzaklastirdi! (Belki umrunuzda olmayacak, fakat bunu vurgulamak icin size yazma geregi hissettim) Ve sunu da belirtmek istiyorum; Ben Turkiye Cumhiriyeti`nde yasayan, Turk olmayan milyonlarca `Turkiyeli`den biriyim. Inanin kendime baska tanim bulamiyorum! Cunku Turk irkindan gelmiyorum ve ana dilim Turkce degil; amma velakin Turkiye`yi cok seviyorum! Bu ulke sinirlari icersinde sadece tek bir irkin, milletin “Ust Kimlik” olarak adlandirilmasina hem sasiyor, hem de uzuluyorum; bu beni mutsuz ediyor! Inanin bunu yillardir dusunuyordum ve simdi bu “Turkiyeli” tanimi gundemde ve insanlar buna cephe almis durumda! Cok uzgunum, sizi artik anlayamamaktan, Turkiyem`de bir yabanci olarak anilmaktan muthis muzdaribim! Hele bir kesimin bunu kullanip, uzerine körukle gitmesi ve “Turkiye`yi bunlar böluyor!.. Hainler ve Böluculer Turkiyeli`dir!” gibi bir hava yaratilmak istenmesi uzuntumu ikiye, dörde, ona, bine katliyor! Sizin gibi gercekci bir yazarin bu olaya daha objektif yaklasmasini ve bakmasini beklerdim; yanilmisim! Kaleminiz gibi, klavyaniz ve klavyenizin tuslarina dokunan parmaklariniz da degismiz sanirim. Gecmis bayraminizi kutluyor, esenlikler diliyorum; kolay gelsin! “S.SENOCAK” mektup: nevval abla ben19mayıs üniv 3.snf öğrencisiyim yazılarınızı zamandan takip ediyorum ve size bir fikir danişmak istiyorum benim 5-6 yıldır bir roman yazma fikrim var ve sizden yardım istiyorum nasıl bir roman yzacağıma gelince dini içerikli ama bu içerik günümüz islami roman yazarlarınınkinden çok farklı olacak yani belki abarttığımı düşüneceksiniz ama victor hugo nun sefilleri kadar dünyada ses getirecek için de özellikle tasavvufi felsefe yani nasıl desem yunustan sefillerden mevlanadan simyacıdan bişeler olacak kurgsu ve dili de aynı derecede etkili olacak önceden şiir deneme öykü ve de makale yazmışlığım var (kendi çapımda tabi) ve hiç roman yazmadım zor olduğunun farkındayım yardım istiyorum lütfen geciktirmeyin iyi çalışmalar şimdiden teşekkürler… nevval abla teşekkür ediyorum uzatmadan net söylemişsin ama şok olmadım desem de yalan olur demek tek başıma bu işin üstesinden gelmem şart eğer gerçekten öle ise (ki ben bana birilerinin de yardım edebileceği kanısındaydım) tüm inancımı yitirdim desem galiba yalan olmaz ;yalan olmaz çünkü,gerçekten fikirlerine(hepsine katılmamakla birlikte)çok değer verdiğim bi yazarsınız ve sizin gibi bir yazar ve düşün insanı tek başıma yazmamın şart olduğunu söylüyorsa işim gerçekten zor ama yine de fikirlerine değer verdiğim diğer yazar abi ve ablalarıma danışmak istiyorum umarım başarırım nevval abla belki de onca işinin arasında beni kaale alarak meilime cevap vermene inan çok sevindim(üzücü haber verseniz de) (: kalın sağlıcakla ellerinizden öpüyor ebedi mutluluklar diliyorum ve son olarak mevlana’m dan bir vecize ile bitiriyorum:DEĞER VERDİĞİN ŞEY KADAR DEĞERLİSİN. NOT: danışmak istediğim farklı konular da da görüşünüze başvurabilir mektup:Hocam saygılarımla yazilarınızı zaman gaz. takip etmeye çalışıyorum geçen hafta vereceğiniz kadınlarla ilgili konferansınızın konusunu okurken aklıma bir kadın mutifi takıldı bu konuya bakışınızı merak etim.Bir mağra kadınını anlatmak istedim bırakın haklarını bilmeyi bunlar bildikleri haklarını bile TALEP ETMEKTEN COK UZAK YAŞAMIŞLAR.kimisi daha fıtri olan korkuyu bile tanımadan gelin olmuş ortda bir yova yada eş yok tabiki gelin olmanın anlamı onun için coban olmaktan ibaret hemde erkeklerin içine girmekten korktuğu bir mağarada aylarca yanlız kalmak pahasına cobanlık .asıl merak ettiğim şey mudern olarak nitelediğimiz 21. asrın eğtimli kadınıyla ayaklarının altını öptüğüm eğtim siz bırakılan mağara kadınını aynı kişilik yada aynı bünyede yani tek kişide izleme imkanımız varmı olsa nasıl durur. bütün hatalardan dulayı özür diliyorum saygılar yargıları düşünmenin engeli olan zavallılar “araştırır”mış!Bakın ne kadar anlamalı cümleler!!! Gönderen: Alp Kutluer
E-Mail: cimbomyilmaz@web.de
Sehir: Münih/Almanya
Telefon:
Adres:
Mesaj: Saygideger Nevval hanim, sizin sayfanizi internette buldugum zaman aklimdan su gecmisti \”ne kadar da güzel ve hanimefendi hanima benziyor\”. Maalesef biraz sizin üzerine arastirma yaptiktan sonra bu sonuca vardim: Siz TV showlarinda cok pis ve igrenc konusan, saga sola hakaret yagdiran disiplinsiz ve idaresiz bir insansiniz. Inanilmaz küfürler aliyorsunuz agziniza (Köpeksiniz, cahilsiniz, ahlaksiz kisi vs.). Ilginc olan, önceden modern bir hayat yasayan insanlar hasta olduklari zaman birden dindar oolmaya calisip belirli tarikatlarin aleti olmaya yöneliyorlar. sizde oldugu gibi. Acikcasi siz benim icin ne cumhuriyet kadini, ne dindar kadin, ne de herhangi düzgün bir kadinsiniz. Islamda biliyorsunuz kadinlarin bir rolü vardir ve erkeklerin bir rolü vardir. Bari müslüman ayaklari yapiyorsaniz bas örtü takinda dindar bir hayat yasayin ki bizde size inanalim. Ama bas örtüsüz gezipte ben müslümanim diyemezsiniz. saygilarimla ” mektuP:Nevval Hanım size bir şey sormak amacıyla bu iletiyi gönderiyorum ben uluslararası ilişkiler ve siyaset bilimi okumaktayım. Mezuniyet sonrası da valilik ve kaymakamlık sınavlarına girmeyi düşünüyorum. bir arkadaşımın kardeşi bu sınavlara girenlerin telefonlarının dinlendiğini bir internet sitesinden öğrenmiş Acaba bunun doğruluk payı var mıdır? bu hususta nasıl bilgi edinebilirim ? Saygılar… FAYDADAN NE ANLADIĞI MALUM OLMAYAN BİRİ:ya kardeşim şöyle bir defa da dolu bir şeyler yaz da herkes faydalansın. yazık günahtır ya.. dön bak bir yazdıklarına; ben ne yazıyorum diye .. neye hizmet ediyorum diye. fındık kabuğunu doldurmayacak şeylerle niye uğraşıyorsunuz ki. varsa bir birikiminiz paylaşın okurlarla. sizi daha da yüceltecektir. inanın… avamca tabirle, sizi okuyanlar, ‘yahu bu kadın bayağı bilgili ,faydalı şeyler yazıyor.’ desin.. sizi her okumaya başladığımda inanın hayal kırıklığım biraz daha artıyor. belki bu defa bana faydalı olabilecek bir şeyler yazmışdır diye başladığım köşe yazılarınızdan sonra keşke okumasaydım dediğim çok olmuştur. gazetenin her bir köşesini okumak gibi bir huyum vardır. ve bu köşelerin içine sizin de yazılarınız dahil oluyor. kimseye acımıyorsanız bana acıyın.. lütfen…. her daim çok bilen bir arkadaşın militanla yurttaşı ayırt edemeden okuma hali:Sayın sevindi yukarıda tarihini verdiğim yazınızda Şia mezhebini kritik edip olumsuz buluyorsunuz.Peki sünniliği ne derece kabul ediyorsunuz.Diyelim ki bu şia bu görüşleriyle kötü. Peki kabul ettiğiniz sünniliğin kurallarını neden uygulamıyrsunuz.Diyelim ki Humeyni şii olduğu için kötü.Peki humeyni ye bile sizin gibi şialığından dolayı düşman olan koyu bir sünni Ladin’e de düşmansınız.Bu çelişkinizi nasıl açıklıyorsunuz.Sizin probleminiz şu bu mezhep değil.Dini yaşam tek sorununz.ve olaylara ABD penceresinden bakmanız…. Aynı yazınızda “Şii militanlar iç savaşta güney Lübnan’a girdiler bir daha çıkmadılar” diyorsunuz.Bu bilgi fukralığına ne demeli.Şiiler zaten yıllardır oranın yerlisi değiller mi?..Tarihin -el alemin bildiği bu hakikati siz nasıl bilmiyorsunuz.Hayret…. M.Ö. G.iAntep KENDİNİ her şeyin üstünde gören ve kınama sözcüğünün anlamını bilmeden üniveristeden mezun olanlar o kadar çok ki….Hakaret etmekten başka bir tek diplomaya sahiplere örnek: Merhabalar nevval hanım reyhanlı hakkındaki goruslerınızı yenı okuma şansı yakaladım hemde ilginç bir tesadüf sayesinde okuyabildim .Nasıl biliyormusunuz arama motoru sayesinde!!!!! yani sıradan bir insanın reyhanlı hakkında araştırma yapması durumunda gayet rahat bir şekilde bulabileceği şekilde!!!!! ne demek istediğimi anlamışsındır.Sizi bu pervasız açıklamalarınızdan dolayı kınıyorum ve bir gazeteci kimliğine yakışmayacak şekilde etik bile diyemeceğim hakeretlerinizi bu gune kadar hakkında hiç bir şey bilmediğiniz bir yer için yaptığınız saçma acıklamalarınızdan dolayı tekrardan yinelemek istiyorum sizi kınıyorum…Gelelim ne demeye çalıştığıma reyhanlı köy değil dir ayrıca cehaletin bu kadarı bile diyemeyeceğim bir olay varki pes demeden geçemiyorum!Sizin köy dediğiniz yer türkiyenin vergi rekortmeni bir ilçedir halkı cahil değil gayet kültürlüdür.Ben gıda mühendisiyim ve reyhanlılıyım iyi bir üniversite mezunuyum saygın bir şirket sahibiyim yani bu laflarıo işittiğiniz kişi sıradan bir insan değil belkide siz reyhanlılı diye köylü diyebileceğiniz bir insan!Okuyanları ağlatacak nitelikte anlattığınız muhafaza memurları 780 milyon maaşla çalışmaya mahkum zavallı dediğiniz insanlar çocuklarını özel okullarda okutup son model arabaların ve sayısız gayrimenkulunn sahibidirler!!!! Çok acınacak haldeler dimi !! O memurlar nöbete kalmak için can atarlar acaba neden diye sorarsanız daha iyi anlayacaksınız.Son olarak reyhanlı gençlerine işsiz güçsüz halk cahil demek için gelir durumunu da bilmeniz gerekiyor işsiz dediğiniz gençler türkiyede genel müdürlük sıfatıyla anılan kişilerden bile daha fazla aylık gelire sahiptirler!!! SİZİN GİBİ GAZETECİLERİN DAHA BİLİNÇLİ BİR ŞEKİLDE OLAYLARI ELE ALMASINI BEKLERDİM EVET BİR TRAFİK PROBLEMİ VAR AMA REYHANLI HALKI SAYESINDE OLMUŞ BİR OLAY DEĞİL SEVİNMENİZ DE GEREKİR ASLINDA IHRACATIMIZ ARTIYOR NE KADAR GUZEL ULKE EKONOMISI İÇİN İYİ İŞLER DEMEK VARKEN KOSKOCA BIR ILCEYI VE SINIR KAPISINI HARITADAN SILDINIZ!!!! SANIRIM DAHA FAZLA BIŞEY SOYLEMEME GEREK YOKKKK sayın 1996′nın yeniyüzyıl ‘antropoloji’ yazarı, Sayın Nevval çizgen(yada çizen), Kadını o ‘muhteşem bedeni’ ile tasvir ettiğiniz pazar günü yazılarınızı vazgeçilmez tutkumuz haline getirdiğiniz günlerinizden geriye kalan tek şey, ‘ikinci uygarlık devriminin’ sahipleri ve önder gücü uluslararası finans oligarşısının(yada batı aydınlarının birkısmının deyimi ile”finans sanaicilerinin” oligarşisi) salodırganlık-yıkım-kıyım makinasının içinde yeralmış olmanız.Buna ‘sonmodel liberalizm’ savunuculuğu yada ”global ruh-bellek-beden üçlemesi!!” diyorsunuz.’Tanrı-Meryem-İsa’ üçlemesinin bir başka dile getirilişi gibi bir şey….Acele etmeyin.ben Ateistim Geçmişiniz umut-şevk-bilgi saçmaya çalışan ‘idealizm’ aydınıydı.Oysa siyasi ikbal’in ateşten gömleği size hiç yakışmadı. Geçmişinizden özür dileyerek,şimdinize sitemkarım. O günlerde, abartılmış dahi olsa,kadın özgürlüğü için harcadığınız zaman-beden-ruh ve bellek,aslında erkeği daha çok eğitiyor ve kadının özgürleşmesine erkek desteği sağlıyordu. Şimdilerde,kadını dışarı çıkarıyor,seminerlere,gecelere,siyasete,yani toplumsal hayata katıyorsunuz,tamam….Aynı kadın gidip dergah mezarlarında mum yakmayı,son tahlilde ‘BÜTÜN UĞRAŞILARININ’ sebebi saymayı da öğrenmiş oluyor.Yakılan hermum,bir paratönerin sökülmesine yolaçtıkça,uğraşılarınız başarılı demektir….Muhteşem özgürleşme ….(ve elbete muhteşem demokrasi örnekleri) Sadece siz değil,eskimiş birçok aydın-yazar-çizer sizinle aynı şeyi yapıyor.M.Barlas,E.mahçupyan,A.Bayramoğlu,M.Altan gibi ‘Acze düşmüşlerin kurtarıcı olarak bindikleri ‘global at’ yeni dünya düzeni seferine çıkmış Global nazilerin saldırgan-yıkıcı-ölüm atından başkabirşey değil.Bu küresel sefere çıkmışların atına binmiş olanlar ‘ahmedi Necat-fethullah Gülen-Bush üçlüsünü biraraya getirme şansına sahip değiller,bu açık değilmi ki? O halde başka hedefleri var,onu da biz bilmiyoruz… ..Dede Osman A.

Can Germany be a New Motherland?

Aralık 8 2004Yorum Yok Kategori: EN

The Anatolian Saint Nicholas (Santa Claus) handed out his presents to children yesterday. Let’s see, will the Europeans leave a date at our doorsteps to pay back their cultural debts to Anatolia? As they have embraced the Anatolian Nicholas, will they also embrace the representative of Anatolian culture, Turkey? For a while, I have been in Hamburg where 100,000 Turks live. I am the guest of Professor Hakki Keskin, the chairman of the Turkish Community in Germany, who says, “Germany has a Turkish problem.” Keskin indicated at the beginning of his speech that Germans have the tendency of attributing any problem to Turks, who are seen as scapegoats. Even though people who settle in the West are called “immigrants” in various languages, Germans call them “foreigners.” Turks living there for 40 years are “foreigners”! If they had been Volga Germans, there would have been no need for the separation that occurred 220 years ago and they would have obtained German passports because they are of the German race. You may become a German citizen, however, you cannot be a German. Being a German is much more important than being a citizen. This deep subconscious finds its place in daily life through the politics conducted by politicians. I wonder, how democratic are these administrators who have not been able to enact the Foreigners Law for 40 years? Mr. Ahmet who has been a teacher in Germany for 30 years has not gone to school for two weeks because teachers have been insulting Turks openly. Whatever they kept inside for the sake of being polite is being showered down on Turks now. There is no need to be literate to see the Turkish contribution to the economy of Germany, whose prime minister had called Turkey a “pig barn,” at the end of the 1970s. German Interior Minister Otto Schily claimed in 2002, “The best harmonization policy is assimilation.” The latest example is also Angela Merkel’s letter to the chancellor beseeching him, “Please, prevent Turks from joining the European Union (EU).” She is trying to embark on a signature campaign. While German politicians are doing all these, 61,000 Turks have become self-employed and have provided jobs for thousands of Germans and Turks. 25,000 Turkish youths are studying at universities and speak German better than most Germans do. 35,000 Turks are academics on German history, economy and law. Who do you think is against harmonization? Who does not fit into this country? Who has a more “civilized nature”? Germany is “the new motherland” of Turks; however, an academic who is married to a German and has been living there for 30 years asks: This is the first time I think, do I have a place in this country? A news article published in the Frankfurter newspaper reported that measures should be taken to prevent these dangerous developments. While racism, anti-Semitism and enmity against Turks were gradually rising among the middle class, they have now been transferred to the bourgeoisie saloons. Sixty percent of Germans think that there are too many foreigners in their country. Forty-five percent within the Social Democratic Party (SPD) say “no” to Turkey’s EU membership. Luckily, I am in Hamburg. The Yalet premier is a supporter of Turkey’s EU bid and also against Merkel. If Turkey and Turks assume that this enmity will be solved through silence, they should remember the Solingen fire. Before this fire engulfs the whole of Europe, policies should be put forward and measures should be taken. All European intellectuals and politicians who can foresee the future should also support this. Ahi Evran had said in Anatolia 1,000 years ago that, “Human beings have civilized natures.” We, as Turks, want to transfer our civilizations to Europe. Of course under equal conditions. December 7, 2004 12.08.2004 READERS:Dear Nevval Hanim: I enjoyed reading your article “Can Germany be a Motherland?” in the English Internet Edition of Zaman. I wish you could mention about the contributions of Turks to German literature, German Movies, etc., within a period of less than last fifty years. To mention a few, 1. Fatih Akin’s award winning movie “Duvara Karsi;” 2. Emin Sevgi Ozdaman who has received several German literary awards, including the recent Heinrich von Kleist award; 3. The current “Simdi” festival at Berlin; 4. The popularity of Tarkan in Germany, who was born and brought up in Germany; 5. Turkish Art, Music and Dance Institute in Berlin. 6. Etc., etc. I am sure that you could come up with more examples to enlighten your English readers. Thank you again for your article. With my best regards, Zouk / USA.

Sayfa 1 / 212»