Kasım, 2004

ŞİDDETİ ÇÖZMEK TOPLUMSAL BİR PROJE

Kasım 28 2004Yorum Yok Kategori: Zaman

1980 istatistiklerinde Türkler boşanmayan, şiddet sevmeyen ve içine kapanık bir görüntü sergiliyordu. Genellikle, ihbar edilmesi zorunlu hastalıklar dahil, Türkler hiçbir şeyi resmi makamlarla paylaşmazlar.Resmi makamlar da halkı nüfus sayımlarında bile saymaz! Kadınların istatistiki bilgileri daha da görünmezdir.
1998’lerden itibaren, gazetelerin üçüncü sayfa haberlerinde ciddi şiddet yükselişi görüldü. Üvey ana sendromu yanı sıra ana,babaların çocuklara şiddet uyguladıkları ortaya çıktı. Hem de ne şiddet; sigara söndürme,ütü basma, kemiklerini kırma, başını duvara vurarak travma yaratma, bıçak ucuyla işkence türleri sıradan haberlere dönüştü. Sadist eğilimlerin, işkenceyle yoğrulmuş bu modelleri sadece en alt gelir grubundan değil, orta alt ve üst sınıftan da çıkar oldu. Kadına yapılan şiddet uygulamalarında dayak hafif bir anlam içermeye başladı, onun yerine seksen yerinden sokak ortasında bıçaklamadan tutun da ağzına silah boşaltmaya kadar değişik haberler yayınlandı. Kadına uygulanan şiddete paralel çocuğa uygulanan şiddet arttı.
Şiddet uygulayıcılarının da genelde, şiddet uygulanmış çocukluk öyküleri ortaya çıktı.
Zincirleme bir kazaya benzeyen şiddet uygulamaları ciddi önleyici tedbirler alınmadan sürüp gitmekte. 98’de ne seri katilimiz, ne yüz ve kafa derisi yüzülmüş cesedimiz vardı. Bu gün hepsi literatüre geçmiş durumda.
Magazin sayfalarını süsleyen en zenginlerden bile “dayağa dayanırım,aldatılmaya asla” diye haberlerin okunduğu Türkiye’de şiddet sıradanlaştırılmıştır.
Türkiye genel siyasi anlayışında , bürokratik hiyerarşide iletişimsizliği ve şiddeti yaşadığı için bunun yansıması toplumsal şiddet .
“Popstar” yarışmasında en çok konuşulan iki isim de yalnız büyümüş,trajik çocukluk,gençlik öyküleri olan Firdevs ve Bayhan’dı. Annesi evi terk edince çocuklara babalar “nasıl bakabilirdim” diye bir savunmayla çocukları yuvalara bırakıp gidiyorlar. Toplum gözünde evini terk eden kadın canavar,ancak çocuğuna bakmayan erkek “normal”. Bayhan’ın öyküsünde de bir kuşak Almanya mağduru çocukların yaşadıklarını gördük. Baba ve koca hasretiyle yanan insanlara yılda bir kez hediyeler getirerek görünen erkekler… Geride kalan intihar etmiş anne, yuvalarda sürünen çocuklar ve parçalanmış kimlikler….
En alt gelir grubunda ne eğitim var,ne iş. Yarıya yakını ilk okulu bitirememiş, yüzde 40’ı ilkokul mezunu. Kalifiye olmayan,asosyal ve ruh sağlıkları bozuk bir tabloyla karşılaşıyoruz. Bunlar için ne yapılıyor? Kadın programları şiddet öyküleriyle dolup taşıyor. Sedye ile konuşmacılar taşınıyor. Köyde karısına işkence uygulamış bir kocanın savunması:” televizyonlarda görüyoruz dekan,üniversiteden erkekler de karılarını dövüyor.”
Toplumdaki hiyerarşide polis, doktor, devlet görevlisi , etiket sahibi özgür bir vatandaştan üstündür. Erkek de kadından üstündür. O nedenle hakaret etme ve saldırma hakkı görür kendinde. Memura hakaret yasası nedeniyle kendinizi savunmanız engellenmiştir. Erkek egemen toplumsal yaptırımlar da kadını engeller.
İnsanlara müşteri değil, karakola gelmiş sanık muamelesi yapan,koyun yerine koyan bu anlayış bu gün varlığını sürdürüyorsa şiddet eğiliminin yükselmesine şaşmamak lazım.
Eliniz kolunuz bağlı ancak yasalarda haklarınız var, koşabilirsiniz!
Eleştiriden nefret eden ve sürekli savunma halinde bulunan anlayışın sonucunda kendini bilmek gibi bir erdeme varılamaz.
Şiddet sadece öldürme,vurma,kırma eylemi de değildir.Varolan tüm değerleri yok etme,yaralama ve psikolojik saldırıdır ayni zamanda. Değersizleştirmedir.
Bunca şiddet üreticisi ortalıkta serseri mayın gibi dolaşırken suçluları sadece kendi dışımızda aramak nasıl bir yabancılaşmadır acaba? Üniversitelerde birbiriyle kanlı bıçaklı akademisyenler, birbirine karşı nefretle dolu medya mensupları, kendi düşünceleri dışındaki insanlara en azgın sözcüklerle saldıranlar şiddetten sorumlu değil mi? Şiddeti bir dil olarak kullanan,öğreten ve özendiren otoritelerdir.
Yaptığımız şiddete ideolojik bir kılıf bulunca rahatlamak şiddeti önemsiz bir hale mi getiriyor dersiniz? Türkiye’de şiddet,iletişimin de ötesinde yaptırım ve kontrol biçimi olarak kullanılmakta. Gerçek dünyayı ve gerçekleri değiştirme isteği şiddete yol açarak,şiddeti bir iletişim biçimi haline sokar.
“Ölmeye ölmeye geldik” diye slogan atan futbol taraftarı gençler sonunda öldüler. Futbolda şiddeti çözmek değil sorun, toplumda bir iletişim ve yaptırım aracı olan şiddeti çözmek gerekiyor. Çok acil şiddet ve çatışma çözüm projeleri, ruhsal eğitim ve destek programları gerekli. Kim olduğunu bilmeyen gençler, ders ezberleyen çocuklar, para ve güce odaklı yetişkinlerle şiddet çözülmez. Seyirci olmaktan kurtulmak toplumsal bir projenin parçası haline gelmek şart.
 

Neden reform gerekli?

Kasım 28 2004Yorum Yok Kategori: Zaman Turkuaz

1930′ların Amerika’sında yaşananları okuduğumuzda mafia babalarının en sevilen rol modelleri olduğunu anlarız. Bu size bir şeyleri hatırlatmıyor mu?
“Kuşkusuz Bin Dokuz Yüz Otuzları, o berbat,sıkıntılı, muzaffer,kabaran Otuzları hatırlıyorum. Her bakımdan bu kadar çok şeyin olduğu bir on yıl daha tarihte yoktur. Şiddetli değişimler görüldü.Ülkemiz yeni bir kalıba girdi; hayatlarımız yeniden biçimlendi;devletimiz yeniden kuruldu ve yeni işlevler üstlenmek zorunda kaldı; görevler ve sorumluluklar hiç olmadığı kadardı ve asla yakamızı bırakmıyordu. En gözü dönmüş,histerik Roosvelt düşmanı bile, reformları, güvenceleri ve devletin bütün yurttaşlarından sorumlu olduğu kavrayışını ortadan kaldırmaya yeltenemezdi.
Geriye baktığımızda, bu onyıl sanki bir oyun gibi titizlikle ele alınmıştı. Giriş,gelişme ve sonucu,hatta bir önsözü bile vardı-1929 yılı gelecek on yılın trajik kaderini gösteriyordu.
1929’u çok iyi hatırlıyorum. Onu biz yarattık(şahsen ben değil ama çoğu insan yarattı).  

Reformlar peşinde Gürcistan

Kasım 24 2004Yorum Yok Kategori: Zaman

Diyalog Avrasya Platformu üç gün boyunca Avrasya coğrafyasından ülkelerle çalışmalar yürüttü.
Bölgedeki her ülkenin katıldığı bu zengin platform çalışması 6 yıllık bir tarihe sahip. Burada ilginç olan, yürüyüşün bir dergi ile başlaması. Dergi etrafında bir sivil örgütlenme gerçekleştirme fikri vardı; ama pek çok insan için inandırıcı değildi. Diyalog Avrasya Dergisi entelektüel bir cazibe merkezi olduğu kadar bir yapıştırıcı görevi gördü Avrasya coğrafyasında. Rusça ve Türkçe yayınlanan derginin ana hedefi halkları kaynaştırmak ve birbirini tanımasını sağlamak. Bölgenin köklü iki diliyle bunu yapmaya çalışan derginin misyonu uzun soluklu bir yol haritası. Özbekistan’ın sıcak ilgisi bizim için çok değerliydi. Ondan fazla ülke büyükelçilik düzeyinde toplantıya katılırken Kültür ve Turizm Bakanı Erkan Mumcu da toplantının açılışını yaptı.

Dünya gündeminde çok konuşulan ülkelerden biri olan Gürcistan çok katılımcıydı. Büyükelçi Grigol Mgaloblishvili daha bir ay önce atanmış ülkemize. Ancak en eski Türkoloji bölümlerinden biri olan Tiflis’te üniversite eğitimini alan Mgaloblishvili, üniversite son sınıfı İstanbul’da okumuş. Çok güzel Türkçe konuşuyor. İngiltere’de yüksek lisans yapan büyükelçiye neden bayraklarını değiştirdiklerini sordum. Şu andaki bayrakları, dörde bölünmüş kırmızı çizgiler ve beyaz zemin üstünde her bölümde yer alan dört haçtan oluşuyor. Bunun yeni bir konu olmadığını söyleyen Büyükelçi: “Gürcistan laik bir cumhuriyet ve bu bayrağın dinle ilgisi yok. Ortaçağda kullanılmış bu bayrak güçlü bir dönemimizi temsil ediyor. Tarihî bir sembol bizim için dinî değil. Eski bayrağın bize şans getirmediğine inanıyoruz.” Ne zaman Gürcü olduğunu söylese Türkiye’de büyük bir sevgi ve ilgiyle karşılandığını duygulanarak aktaran Büyükelçi, Türkiye’deki Gürcülerle yakın ilişkilerini sürdürdüklerini, çeşitli etkinliklerde bir araya geldiklerini belirtti. Gürcistan’ın Amerika’ya kayması ve yakınlaşmasının ne anlama geldiğini sorunca Gürcistan’a yardım eden iki ülke bulunduğunu, birinin Türkiye, diğerinin Amerika olduğunu söyleyen Büyükelçi, “Hiçbir ülke sadece dışarıdan gelen yardımlarla kalkınamaz. Gürcistan’ın kalkınması Gürcülerin elindedir. Biz ülkemizde reformlar yaparak halkın umudunu artırdık. Yeni yönetim, yıllardır süren Türkiye gümrük kapısı sorununu hemen çözdü. Gürcü tarafında insanları soyan polisler vardı, şimdi sizi hata yapmadığınız sürece kimse durduramaz. Maaşları artırdık. Siyasi irade çok önemli. Ülkenin imajını bozan şeyleri düzelttik ve ciddi reformlar yaptık.” dedi.

Tüm Rusya ve bölge ülkeleri dahil en liberal vergi sistemine geçmek üzere olduklarını belirten Büyükelçi, Acara meselesini yeni yönetimin kansız çözmesinden memnun olduklarını söyledi. Hem de seçim sonuçları % 99,99 olmadı dedi! Gürcistan’ın öncelikleri AB ve NATO. Gürcistan’da “Artık Avrupa’ya geri dönme zamanı geldi” deniyormuş. Kendini Avrupa’nın bir parçası gören Gürcistan, Türkiye’nin AB’ye girişini bölgenin başarısı olarak değerlendiriyor. Abhazya ve Osetya’dan gelen 300.000 mülteci şu an Gürcistan’ın en önemli sorunlarının başında geliyor. İçişleri yönetimlerinde reformlar yapılmasına rağmen yolsuzluk en ciddi sorun. Gürcistan’da 700.000 farklı etnik gruptan insan yaşıyor. Yezidi Kürtler, Ermeniler, Yahudiler, Ruslar gibi. 1,5 milyon insan Rusça konuşarak anlaşıyor. Gençler İngilizceye meraklı. 170.000 kişi İngilizce biliyor. 5.000 tirajlı “Özgür Gürcistan” gazetesinin sahibi Anton Lashışvili; “Dedem 80 yıl yaşadı, bir dil biliyordu, ben iki dil biliyorum, oğlum üç dil konuşuyor.” dedi. Gençlerin okumayı sevmemesi orada da sorun. Gençler sıkıntı sevmiyor, rahat bir hayat istiyor. % 11’i Müslüman olan Gürcistan’da yakın zamana kadar Türkçe konuşan köyler varmış. Osmanlı kültürünün canlı hazineleri olan bu köyleri çok merak ettim. Gürcistan, demokrasiyi gerçekten işleterek model ülke olmak istiyor bölgede.

23.11.2004

 

Kimliğimizin bir parçası olan yemek

Kasım 22 2004Yorum Yok Kategori: Kültür-Antropoloji

Yemek kültürü insanlık tarihi kadar eski. İnsanoğlu yaşamak için acıktığında yemek yemeliydi. Beslenme ekonomik, sosyal, siyasi, kültürel pek çok yönü olan medeniyet tarihimizin temeli. İnsanoğlunun ilk ve kaçınılmaz yaşam kavgası olan yiyecek bulma ve yeme içme kültürü üretim ve tüketim sistemleri, modelleriyle de ilgili.

Kıtlık ve bolluk dönemlerinin yer aldığı, kültürel imgelerin belirleyici role sahip olduğu yemek tarihi antropolojik anlamalar içerir. Ulusal ve emperyal ihtirasların itici gücü, bölgelerin, sınıfların ve bireylerin kimlik ve statülerinin bir ifade biçimi. Bolluk zamanlarına, yemeğin lezzeti ve hazırlanışı onun varlığı kadar önemli. Yemek ve lezzet yani gusto gelişiyor. Roma zamanından beri soylular Batı’da, yiyecekleri mevsimi dışında, örneğin çileği kışın, şeftaliyi ilkbaharda yemeye itibar ederlerdi. Şimdi biz her mevsim her şeyi bulabildiğimizden mevsiminde yemek bir ayrıcalık haline geldi. Eskiden diyet ne yediğiniz anlamına gelirken, bugün ne yemediğiniz anlamına geliyor. Türkiye’de ilk azınlık yemeklerini, yemek kültürünün antropolojik özelliklerini yazdım 90 başlarında. Ailemin göçmen olmasından dolayı et ve ot kültürüne, tereyağı ve zeytinyağı kültürüne sahip olarak büyüdüm. Bu geniş perspektif benim kültürel altyapımı sağlam atmama neden oldu. Türk kültürünü bütünlük ve çeşitlilik içinde algılamamı sağladı.

Tarih boyunca yemek kültürü güç, otorite, din, tabular, eğlence ve zevk, şölen ve törenler, sosyal statü sembolleri oldu. Dayanışma, iletişimin bir parçası olarak yer aldı. Eski dünyada şölenler ve Halil İbrahim sofrası gibi paylaşımlar varken, bugün iş yemekleri onun yerini aldı. Sosyal etkileşim için akşam yemekleri, ailece yemekler, düğün ve cenaze yemekleri, piknik tarzı beraberlikler gösterilebilir. Piknik Türklerin en yaygın eğlence ve aile ilişkisi tarzı. Kebap başrolde. Almanya’da Berlin’de parlamentonun kapısı önünde mangal yapan Türkler büyük bir sorun oluşturuyordu. Yeni yasaklandı. Yani erkek mangal başında yemek yapan konumda haftada bir kez. Avcılığın yerini bu hafif iş aldı galiba.

Avcı olan dedem ve aile fertleri av hayvanlarıyla, av kültürüyle tanışmama, doğayı algılamama ve lezzetler yelpazemin genişlemesine katkıda bulundu. Bıldırcın, tavşan, yaban ördeği, çulluk gibi hayvanlarla tanıştım. Avcılık insanlık tarihinin en eski örgütlü davranış biçimi. Avlanma şölen kültürünü getiriyor. Kutsallık atfedilen hayvanlar oluyor. Türklerde geyik kutsal örneğin. Büyücü, erkek, yönetici yani kral ya da şef gücünü avlanmayla kanıtlıyor. Krallara layık yiyecek lafı buradan yani. Avın en iyi tarafları sınıf ve hiyerarşiye göre bölünüyor. Masaili gençler ergenlik törenini aslan avlayarak tamamlamak zorunda, aslan avlamamış bir erkekle kızlar evlenmek istemiyor. Hükümet yasakladığı halde gelenek gizli devam ediyor. En eski kült olan kurban, kutsallık ilişkisi çok eski bir kült. Şaman Türklerde avladıkları hayvanın ruhuyla bütünleşme var. Kazak Türkleri bugün bile hayvan keserken ondan özür dilerler. Basit ve düz bir Moğol şiş kebabı yerine Adana’da olduğu gibi gelişmiş bir zevk ve yapım ürünü kebap kültürümüzün ürettiği. Bıçakla eti doğrama ve kebap incelikli bir iş oluyor. Türk kültürünü simgeleyen bir yemek kebap. Keşkek en eski Hitit yemeği Anadolu’da. Binlerce yıllık bu lezzet bugün yaşıyor. Etle otun tencere yemeğinde buluşması ise Akdeniz etkisi ile gelişen Türk mutfağı örneği. Paylaşma önemli Türk kültüründe. Halil İbrahim sofrası barış, bolluk, bereket simgesi, şöleni. Buna karşılık Batı’da ise köylüler uzun yüzyıllar et yiyemediler. Çünkü; et, soylular ve güçlüler içindi. Onlar patatesten yapılma ekmek yerlerdi, buğdaydan değil. Yazarlar bunun sağlığa zararlı olduğunu yaymaya çalışırlardı. Ayrıca yıllarca kıtlık yaşadı Avrupalılar. Açlıktan ölenler çok sayıdaydı. 18. ve 19. yüzyılda bile Avrupa’da kişi başına düşen besin miktarı çok düşüktür. Sadece mısır unu çorbası içen halkta feci yaralar çıkıyor, beslenme bozukluğundan ölüyorlardı. Amerika’nın keşfinden sonra Avrupa’yı istila eden mısır hızla yayıldı. Toprak sahipleri ucuz mısırı köylülere yedirirken buğdayı pazarda satıp zenginleştiler.

21.11.2004

 

SÜRYANİLER

Kasım 22 2004Yorum Yok Kategori: Kültür-Antropoloji

Süryanilerle Mardin’de çok birlikte oldum,misafirhanelerinde kaldım ve evlerine konuk oldum. Onlarla ilgili yazacak zaman bulamadım. Bu nedenle bu kısa notu bir araştırmacıdan aktarıyorum.Adı aşağıda belirtilmiştir.

Yüzyıllar boyunca dilleri, inançları, yaşam felsefeleri ve tarzları çok farklı olan pek çok halk Anadolu’da buluşarak, Anadolu’daki yaşam ve sanatın çokkültürlü bir portreye sahip olmasına olanak sağladı.

En önemli toplumsal birlikteliği oluşturan öğelerden birini temsil eden “farklılıklar” da doğal ve olağan kabul edilerek, insanları ayrımsız kucaklayarak bir araya gelmesindeki ana faktörlerden birini oluşturdu. Bu şekilde Anadolu’daki her üst ve alt kültür birikimleri, bünyesinde barındırdığı her küme ve bireyin zaman içerisinde gelişen yasal haklardan eşit olarak yararlanmasını sağladı.

Paralel gelişimler içerisinde Süryaniler de Anadolu’nun kendine has nitelikteki bu olgun yapısıyla orantılı olarak gelişen değerler arasında yer aldılar. Taş ve gümüş işçiliği, mimari, kuyumculuk, şarapçılık, yemek ve diğer tüm elsanatlarında Türk kültürüne renk kattılar.

Ancak, özellikle Mardin (Midyat) bölgesinde yaşayan Süryani kökenli vatandaşlarımızın bir bölümü, terör ve ekonomik nedenler sonucunda göç sorunuyla yüz yüze kaldılar. Nitekim 1970’li yıllarda başlayan, 1980’den sonra zirveye tırmanan ve 1990’lara kadar devam eden terör dalgasının doğurduğu sonuçlar yıllar içerisinde, bölgede sağlanan huzur ortamı ile nihayet son buldu.

Gelişmelerin görünürdeki bu trajik konumu ise; Türkiye Cumhuriyeti tarafından 2001 yılında yayınlanan “Süryani asıllı vatandaşlarımızın, köylerine geri dönmeleri halinde tüm anayasal, yasal ve demokratik haklardan serbestçe yararlanmaları Devletimizin güvencesi altında bulunmaktadır” çağrısı ile eski normal düzenine kavuştu. Ne mutlu ki Süryaniler tarafından karşılıksız bırakılmayan bu çağrı, vatandaşlarımız arasında büyük memnuniyet yarattı.

Öyle ki beklenen gelişmenin en güzel örneği Mardin’in Yemişli köyünde kendini göstermekte gecikmedi. Yüzde 90’ı Müslüman olan köyde, Süryani asıllı Aziz Işık, son yerel seçimlerde muhtar seçildi. Aziz Işık, “Terör nedeniyle boşaltmak durumunda kaldığı evine dönmekten son derece mutlu olduğunu, Şubat ayında köyüne dönmesinin ardından daha bir ay geçmeden 29 Mart sabahı kendisini muhtar olarak görmekten mutlu olduğunu” kaydetti. Ama Işık’ın dikkat çekici cümlesi bu duruma “hiç şaşırmamış” olduğu idi. Işık “Kardeşçe ve huzurla yaşanılan bir ortamda bulunan her kesin bu gibi sonuçlarla karşılaşılabileceğini” belirterek, bir anlamda Anadolu kültürünün taşıdığı değerlerini oluşturan yapı taşının net bir özetini yapmıştı: “Uyum ve Kardeşlik”…

Diğer taraftan Süryani Kadim Kırklar Kilisesi papazı Hori Gabriel Akyüz yaşadıklarından sonra meydana gelen olumlu gelişmeleri değerlendirirken hemen hemen aynı kriterleri savundu. Gabriel Akyüz’e göre; “Önemli olan huzurlu ve güvenli bir ortamda yaşanması” idi ve “Bu da devlete duyulan güven sayesinde başarılmıştı”.

Mayıs 2004 ayında yaşananlar ise Mardin’i bir anlamda kültürlerin ve dinlerin buluşma noktasında önemli bir imge haline getirdi. Semavi dinlerin temsilcileri, yurt dışından konuklar ve devletlerin temsilcileri burada buluştu. Kasımiye Medresesi üç dinin temsilcilerine kucak açtı ve çatışma bölgesinin yanı başından, dünyaya zeytin dalı uzatıldı.

Ekim 2004 ayında ise “Midyat Süryani Kültür Derneği” açıldı. Derneğin açılışında konuşan Jakob GABRİEL; Midyat Süryani Kültür Derneği’nin amacının, zengin bir dil, din ve kültür mozaiği olan Süryanilerin gelenek ve göreneklerini yaşatmak, bunları yeni nesillere aktarmak olduğunu ifade ederek bu amaçla zaman içerisinde sempozyum, brifing, konferans gibi etkinlikler düzenleneceğini, birlik, beraberlik ve dayanışmayı sağlamak için futbol, tiyatro, kermes vb. sosyal etkinliklere yer verileceğini ayrıca, bölgede var olan tarihi/turistik yerlerin korunması ve onarılması çalışmalarına da katkı sağlanacağını dile getirdi.

Sonuç olarak, terörün sona erdirilmesinin ardından, Süryaniler yeniden evlerine döndü ve Anadolu, kendi değerlerine nasıl sahip çıktığını ve koruduğunu bir kez daha bir araya gelinen topraklarında dünyaya göstermiş oldu.

Nuran Sayar

Sosyolog-Araştırmacı nuransayar@yahoo.com

 

Kalbiniz nerede?

Kasım 16 2004Yorum Yok Kategori: Zaman

Avrupa’nın en ünlü dergileri hayatın anlamından söz ediyorlar. Stern dergisi editörü gibi dinlerin hayatın anlamını bulmada binlerce yıllık rolünden söz ediyorlar. Yüzyıl içinde hayatın anlamını kaybeden yerine otomatik makineler kazanan “kazı-kazan”cı insancıklar başlarını nereye vuracaklarını şaşırdılar. Koyu Katolik ailenin çocukları Budist oluyor, yüzlerce “new age” denen Amerikan tarikatları para basıyor, sakinleşmek için Uzakdoğu meditasyonları yok satıyor.

 

Stiftung Zentrum für Türkeistudien

Kasım 15 2004Yorum Yok Kategori: Kültür-Antropoloji

“Euro-İslam”

Avrupa`daki Göçmen Müslümanların yeni İslam anlayışı

Prof. Dr. Faruk Şen

Essen, Eylül 2004

1. „Kültürler Çatışması“ ve „Euro-İslam“

Samuel P. Huntingons tarafından ilk olarak 90`lı yıllarda ortaya atılmış olan “Clash of Civilizations” tezi, ilk başlarda büyük bir tepki görmüş olmasına rağmen giderek geniş kitleler tarafından benimsenmiştir.
Ama bu tez, 11 Eylül ve de Hindistan-Pakistan çatışması, İsrail-Filistin sorunu gibi olayların ortaya çıkmasından sonra, dinsel kültür farklılıklarının politik çıkmazlara yol açıp açmadığı tartışmasına kaynak olmuş, teröre karşı kurulan „Uluslararası Birliğin“, kültürler ve dinler üstü bir platformda gerçekleşip gerçekleşemeyeceği sorusunu ortaya çıkartmıştır.

Huntington tezinde, kültürlerarsındaki anlayış farkınının bu kültürlere mensup toplumlar arasında bir fikir ve algılama çatışmasına yol açtığını, Batı`daki modern gelişmeye kültür tabanını ileri sürerek karşı çıkmayı, bir bakıma kendisini kanıtlama çabası olarak değerlendirmektedir.
Bu görüşe karşı son yıllarda giderek geniş tabanlara yayılan bir başka görüş hakim olmaya başlamıştır. Buna göre, bazı toplumların dini inaçlarını, kültür ve etnik kökenlerini ön plana çıkartmaları, bu toplumların Küreselleşmenin getirdiği refah unsurlarından yeterince yararlanamamalarından kaynaklanmaktadır.

Teoriler ve toplumdaki gelişmeler

Aşırı uçları temsil eden bu iki görüşün de realiteden uzak olduğu ortadadır: Din, kültür ve etnik köken farkı, insanlar ve toplumlar arasında uçurumlar yaratan bir faktör olmadığı gibi, modernleşmeye karşı çikmak için kullanılan bir kalkan da değildir. Tam tersine, bireylerdeki bu farklılığın bilinçli olarak ortaya çıkartılıp, tartışmaya açılmasıyla, toplum içinde homojen bir uyum, karşılıklı anlayış ve bütünlük sağlanabilir.

Bassam Tibi`nin de iddia ettiği gibi, bu unsurlar gözönüne alındığında „Euro-İslam“ faktörü de ağırlık kazanmaktadır. Bireyin hem kendi kişiliğini geliştirip besleyecek hem de Batı`lı modern gelişmeye ters düşmeyecek bir İslam anlayışı nasıl olabilir? Böyle bir İslam anlayışı Batı`lı ülkelerde hangi şartlar altında genel kabul görür? Daha doğrusu: Böyle bir İslam anlayışının varlığı bilimsel olarak kanıtlananılır mı? Yoksa, „Euro-İslam“ sadece Akademik bir Terimden mi ibarettir?
İşte, konunun bu bölümü, Almanya`da yaşayan müslümanlar arasındaki İslam anlayışında görülen temel değişiklikleri irdeleyerek, bu soruya cevap aramaktadır.
Göçmen müslümanlar arasında, İslam anlayışı hiç değişmemiş midir, yoksa göç alan toplumlar bunun farkına mı varma mıştır? İkinci şık daha ağır basmaktadır, zira içiçe yaşamalarına rağmen göçmenlerle ana toplum ve Müslümanlarla Hiristıyanlar arasındaki ilişkilerin çok ideal olduğu söylenemez.
Bu durum Avrupa`nın kültürel tarihi yapısından da kaynaklanmaktadır. Joachim Matthes bu durumu şöyle tanımlamıştır: „Yabancılığı algılamak, yaşam tecrübesine aktarmak, tahammül sınırlarını zorlamaktadır.“

Avrupa tarihinde hakim olan, yabancıları kültürlerine ve yaşadıkları bölgelere göre ayırt etme ve kendisinden soyutlama kültürü, bireylerin günlük yaşamlarına amgasını vurmuş olmakla birlikte toplumların dünya görüşüne ve birbirleriyle olan ilişkilerine de çok kesin bir biçimde yansımıştır.
Zamanla gelişen Avrupa kültürü, yabancılarla aynı mekan içinde, belirli şart ve koşullar altında birlikte yaşama kabiliyetini de yitirmiştir.

„Euro-İslam“ üzerine başlatılan tartışmalara ışık tutmak, konuyu geniş alanda ele alabilmek için bu önkoşulların bilinmesi gerekmektedir. „Euro-İslam üzerine başlatılan tartışmalar aslında birlikte yaşayabilmenin temel sorunlarını ortaya çıkartmakta ama bu gerçek kamuoyuna, müslüman dinine mensup yabanacıların Almanya`ya uyum sağlayamadıkları, bunlar arasındaki kökten dincilerin toplumun düzenini tehdit ettikleri gibi tehlike sinyalleriyle sunulmakta, politik platformlara çok kültürlü toplum yapısının tehlikeli
olduğu görüşü yayılmaktadır.

Ama aslında, birlikte yaşamanın olumlu ve olumsuz taraflarını tesbit edebilmek için, etnik köken ve din kimliğinin, topluma uyum üzerindeki etkileri ve bu etkilerin İslam`daki çesitli görüş ve benimsenmis kurallara göre değiştiğini görmekle mümkün olabilir. Bu konudaki tartışmalar aşağıda geniş olarak ele alınacaktır.

2. Almanya`da İslam

Federal Alman Kamuoyu`nda hakim olan görüş ve yayımlanan eserlerde, uyum sorunun kültür ve dini inançlardan kaynaklandığı ileri sürülmektedir. Bu ülkede yaşayan müslümanlar, kendi ülkelerinde faaliyet gösteren kökten dincilerle aynı kapsamda gösterilmekte, özellikle de 11 Eylül`den sonra, birçok ülkede din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılmış (Türkiye`de 1923) olduğu gözardı edilmektedir.

Müslümanlar, Almanya`ya bundan 40 yıl önce göç etmeye başlamasına rağmen, Alman toplumu hala İslam hakkında yeterli bilgiye sahip değildir. Örneğin, bu ülkede yaşayan tüm Türkler`in koyu birer dindar oldukları ve dini vecibelerini harfiyen yerine getirdikleri gibi bir genel görüş yanlıştır.
Aslında, Müslümanlar da, tıpkı Hirıstıyanlar`da olduğu gibi, değişik mezheplere, değişik havarilere ce değişik kurallara inanıp, dini vecibelerini de değişik sıklıkta yerine getirmektedirler.
Bundan başka İslam, dini vecibelerin yerine getirilmesinde bireylere, Hirıstıyanlıktan çok daha geniş tolerans göstermektedir.
İslam da, Hirıstıyan Kilisesi gibi hiyerarşik bir yapılanma veya organizasyon yoktur. İslam`da Kuran, Peygamber`e inen hadislere inanmanın yanısıra uyulması gereken beş şart vardır,

Hz. Muhammed`e inen hadisler, İslam bilimcilerince bu zamana kadar çesitli yorumlara yol açmış, içerik anlamı üzerine yoğun tartışmalar olmuştur.
İslam da, üyelik sistemi, üyelik koşulları veya Hirıstıyanlikda olduğu gibi, dine aitliği belgeleyen örf ve adetler yoktur, insanlar bu dine sadece kendi inanışlarıyla mensup olurlar ama İslam dünya ile ahireti ayirmadığı için, din unsuru günlük yaşamda merkezi bir rol oynar. Bu nedenle din unsuru Almanya`da yaşayan Müslüman Türkler`in kimlik ve yaşam tarzlarında da ön plana çıkmaktadır.

2.1. Almanya`daki İslami yapılaşma
Almanya`daki İslami topluluklar, devlet tarafından dini bir kuruluş olarak tanınmamakta, bu topluluklara öze okul açma, üyelerine devlet desteğiyle sosyal hizmetler sunma gibi olanaklar verilmemektedir.
Ama bu topluluklar, demokratik düzen içinde seslerini duyurabilmek, ortak çıkarlarını koruyabilmek için değişik şekillerde yapılanmaya gitmişlerdir. Çok sayıda üye derneklerin yanında bazı çatı örgütleri de oluşmuştur.

Bu tür örgütlerin yapılanması, aynı ulusa mensup olanlar veya ayrı ayrı uluslara mensup olanlar şeklinde olduğu gibi organizasyon şemasındaki yer açısından da değişiklik gösterir.
Merkezi çoğunlukla Almanya`da bulunan ve başta Almanya olmak üzere, Avrupa çapında faaliyet gösteren çatı örgütlerinin yanı sıra, bölgesel hatta yerel olarak faaliyet gösteren İslami kuruluşlar da vardır. Müslümanların tümünü temsil etme açısından kendi aralarında büyük bir rekabet oluşmuştur. Bu kuruluşların faaliyet ve sorumlulukları Almanya`daki klasik dernekler gibi üye sayısı veya önceden belirlenen faaliyet alanları ile sınırlı olmayıp, daha çok İslami vakıflar gibi, tüm topluma açık olarak çalışırlar ama bu çatı örgütlerinin, Almanya`daki tüm müslümanları temsil ettikleri konusunda görüş ayrılıkları vardır.

Almanya`daki cami derneklerinin sayısı 2 bin 400 olarak belirlenmiştir. Bunlar arasından büyük çoğunluğu müslüman Türkler`in kurdukları örgütlerin çatısı altında faaliyet göstermektedir. Zira, bu gibi örgütler ellerindeki geniş imkanlarla, üye camilere imam atanmasında, camilere kitap dağıtımında ve bürokratik engllere karşı yardımcı olmaktadırlar.

Bunun yanı sıra ama hiçbir çatı örgütüne mensup olmadan faaliyet gösteren yerel cami dernekleri de vardır. Almanya`daki müslümanlar arasından yüzde 15`inin bu tür organizasyonlara üye oldukları tahmin edilmektedir.

Cami derneklerinde üyelik hiyerarşisi bulunmadığından, bu derneklerin sunduğu sosyal hizmetlerden yararlanan tüm ailelerin de aynı derneğe ait olduğu bu derneğin görüşünü paylaștıkları söylenemez.

Cami dernekleri

Cami dernekleri, dini vecibelerin yerine getirilmesinden başka, üyeleri arasındaki hemşehrilik bağlarının geliştirilmesinde, politik, kültürel ve mesleki gibi geniş bir alanda faaliyet gösterir.
Almanya`daki yabancılar arasında sayı olarak Türkler ilk sırada geldiği için de bu ülkedeki İslam anlayışı da Türkler`in damgasını taşımaktadır.
Almanya`da çok sayıda üyesi olan Alevi dernekleri ile azınlıkta kalan Şiiler ise bu çatı örgütlerinin içinde yer almamaktadır. Almanya`daki Aleviler “Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu” adı altında birleşip, kendi tavan organizasyonlarını kurmuşlardır. Son olarak bir de „Cem Vakfı“ adı altında yeni bir çatı organizasyonu kurulmuştur.

Almanya`daki Türkler`in dini vecibelerini yerine getirmek amacıyla kurulan dernekler, 1980`li yılllara kadar, bu ülkeye işçi olarak gelen ilk kuşağa hitap etti. Bu dernekler Almanya`da kurulmasına rağmen Türkiye ağırlıklı olarak faaliyet gösterdi. Amaçları Müslüman olmayan bir ülkede yaşayan müslümanlara ibadet edebilecekleri bir ortam sağlamak ve karşılaştıkları sorunlara çözüm yolları aramaktı. 1980`li yıllardan sonra ise, içinde yaşadıkları topluma eğilmeye yöneldiler. Almanya`daki toplumsal ve sosyal yapıdan kaynaklanan sorunlara çözüm yolları aramaya, bu konuda üylerine danışmanlık hizmeti vermeye başladılar. Bugün ise artık bu derneklerin tümü, Almanya`daki Türkler`in burada kalıcı oldukları gerçeğini benimsemiş olarak faaliyetlerine bu açıdan yön vermektedirler.
Derneklerin bircoğu Almanya`daki toplumsal gelişmelerin içinde yer almakta, politik dünya görüşlerinde giderek daha ılımlı bir davranış sergileyip, aşırı uçlara kaçmamaktadırlar. Bu derneklerin hemen hemen hepsi de Alman kurumlarıyla dirsek temasında bulunup, kökten dinciliğe karşı çıkmakta ve bu ülkede yaşayan yabancıların topluma uyum sağlaması için çaba gösterdiklerini açıklamaktadırlar.

Bu dernekler bir yandan kuran kursu, din dersleri organize ederken diğer yandan da cenaze definlerinde, evlenmelerde, sünnet düğünlerinde, hac organizasyonlarında, sosyal, sportif ve kültürel alanlarda da faaliyet gösterip, zaman zaman da danışma toplantıları düzenlemektedirler.

Almanya`daki Türkler`in kurdukları İslami Tavan Organizasyonları
Kurum Yapısı ve Hedefleri Türkiye bağlantısı
Diyanet Işleri Türk Islam Birliği

DİTİB (Türkisch-Islamische Union der Anstalt für Religion e.V.)
Diyanet işlerine bağlı olup, Türk Devleti`nin izlediği laik dünya görüşünü temsil eder. İmamlar, Türkiye`den tayin edilir.

Türkiye Diyanet İşleri Vakfı Baskanlığı
Milli Görüs
IGMG (Islamische Gemeinschaft Milli Görüs e.V.) Türkiye`de “Adil Düzen” ve islami devlet kurulması için çalışır. Anayasayı Koruma Kurumunca „islamcı“ olarak ilan edilmiştir. Almanya`da da Türk kültürünün kournmasını ilke edinmiştir.
Adalet ve Kalkınma Partisi – AKP
Saadet Partisi – SP
Süleymancılar
VIKZ (Verband der islamischen Kulturzentren e.V., “Süleymancis”) Laik Türk Devleti bünyesinde tutucu, konservatif bir islam anlayışını yaymak.

Süleymancı-Hareketi
Kaplancılar
Kalifatsstaat / ICCB (Verband der Islamischen Vereine und Gemeinden e.V., “Kaplancis”)
Kökten dinci. Halifelik sistemine dayalı bir devlet kurmak. Milli Görüş`ten kopma.
(Almanya´da 2001 yılında yasaklandı)
Nurcular
Jama at un-Nur Köln e.V., Nurculuk-Bewegung Laik Türk Devleti içinde, reformist bir islam yapısının etkili olmasını sağlamak.
Nurculuk-Hareketi
Bozkurtlar
ADÜTDF (Föderation der Türkisch-Demokratischen Idealistenvereine in Europa e.V., “Graue Wölfe”)
Türk-Islam sentezi; Milliyetçi. Büyük Türk Devleti`nin kurulması.
Milliyetçi Hareket Partisi – MHP
Türk-İslam Kültür Dernekleri
ATIB (Union der Türkisch-Islamistischen Kulturvereine in Europa e.V.) Milliyetçi, konservatif İslam anlayışı. politikaya mesafe

MHP`den kopanlar
Nizam-ı Alem
Avrupa Nizam-ı Alem Federasyonu – ANF Türk milliyetçiliğine bağlı İslam
MHP ve BBP`den ayrılanlar

Alevi Dernekleri Birliği
AABF (Föderation der Aleviten Gemeinden in Deutschland e.V.) Laikliği savunur. Almanya`da Alevi kültür ve inancının korunmasına çalıșır.
Aleviler

Almanya`da ulus farkı gözetmeden tüm müslümanlara yönelik faaliyet gösteren iki büyük tavan organizasyonu vardır. Bunlardan birincisi “ Almanya İslam Konseyi” ikincisi ise “Milli Görüş İslam Topluluğu” dur. Bunların yanında bir de, Almanya`daki tüm müslümanları temsil etmeyi amaçlayan “Almanya Müslümanlar Konseyi “ vardır.
Almanya İslam Konseyi kendisini, çoğulcu demokrasi prensiplerini benimsemiş olarak tanıtıp, Almanya`daki müslümanların günlük yaşamlarında kolaylıklar sağlamayı hedefler. Bu iki kuruluş son yıllarda bazı konularda işbirliği yapmaya yönelmişlerdir. Bunlardan başka ama Almanya çapında faaliyet gösteren fakat açıkladıkları üye sayıları inandırıcı bulunmayan bazı çatı örgütleri de vardır.

2.2. Günlük yaşamda din faktörü

Türkiye Araştırmalar Merkezi`nin 2 bin yılı, Ekim ayında, Almanya`da yaşayan Türk kökenli 2 bin göçmenle yaptığı anket şeklindeki araştırma, din faktörünün günlük yaşamdaki etkilerinin değişik boyutlarını ortaya çıkarttı. Dindarlık, dine bağlılık ve din üzerine kurulu organizasyonlar hakkında ilginç sonuçlar içeren bu araştırmada, kuşaklar arasındaki dinsel davranış farklılıklarına özel önem verildi.

Almanya`daki Türkler`in yüzde 93`ü İslam dinine mensup olup, bunlar arasından yüzde 88`i sunni, yüzde 11`i de Alevi inancına sahiptir. Ankete katılanların üçte ikisi kendilerini, dindarlığa eğilimli olarak tanımlarken, sadece yüzde 7`si de koyu dindar olduklarını açıklamıştır. Dörtte biri, dindar olmadıklarını, yüzde 3`ü de hiç dindar olmadıklarını beyan etmiştir.
Yaşlılar arasındaki dindarlık oranı, genç nesile göre daha yüksektir. Bunun, gençler arasındaki genel dünya görüşünden mi, yoksa günlük yaşamın dayatmasından mı kaynaklandığı konusunda bu araştırma sonuçlarına göre bir yorum yapılamamaktadır.

Yaşla ilgili olarak, Almanya`daki ikamet süresi değişiklik göstermektedir. Almanya`da uzun yıllar ikamet edenlerin dinlerine daha sıkı bağlı olduklari gözlemlenmiştir. Bu sonuçtan, müslüman olmayan bir çevrede uzun süre yaşamak, insanların kendi dinlerinden kopmalarına neden olmuyor, anlamı çıkmaktadır.

Yaş ve diğer ögelere göre, en çok yerine getirilen dini vecibeler

Oruç Namaz Cuma Namazı Bayram Namazı Sadaka
Yaş
18-29 77,4 20,8 19,8 29,6 65,7
30-45 76,8 32,5 26,1 36,1 83,5
46-60 83,4 54,3 43,1 49,7 86,6
60 yaş ve üstü 82,5 65,5 61,7 66,1 92,6
Toplam 78,7 35,9 30,3 39,1 79,5
Camiye gitme Hacca gitme isteği Haram yemeklere dikkat Kurban Bayramı
Yaş
18-29 13,0 54,7 88,9 82,4
30-45 16,3 59,5 88,1 75,4
46-60 38,4 71,3 90,0 82,5
60 yaş üzeri 50,0 68,3 89,2 84,2
Toplam 22,4 61,3 88,7 79,5
Kaynak: TAM

Dindarlık faktörü günlük yaşamı nasıl etkiler? Ankete katılan müslümanlar için, dini vecibelerini yerine getirme ne anlam taşıyor.
Dini vecibelerin birçoğu, kendilerini dindar olarak tanımlamayan gençler tarafından da yerine getiriliyor. Bu da, dini inançlardan kaynaklanan örf ve adetlerin, toplumsal yaşamdaki kültür boyutunu ortaya koyuyor. İslamiyetteki bazı kuralların yerine getirilmesi, inançtan değil, örf ve adetlere uyma şeklinde yorumlanıyor.
Dinden kaynaklanan örf ve adetlere uydukları halde, dini bağlantılarını zayıf olarak açıklayan genç kuşaklar, kendilerini Almanya`nın bir parçası olarak görüp, günün birinde anavatanlarına geri dönmeyi düşünmüyor.
Yine dinden kaynaklanan Oruç Tutmak, Sadaka Vermek, Kurban Kesmek ve de Haram Yemek gibi vecibeleri yerine getirmek, dindar olup olmamaktan kaynaklanmıyor. Düzenli olarak namaz kılmak, sürekli camiye gitmek ve Hac ziyareti planlamak ise koyu dindarlığın bir simgesi olarak ortaya çıkıyor.

2.3. Dindarlık faktörleri

Bu araştırmadan çıkan sonuçlar, Almanya`aki Türk göçmenler arasından hangi kesimin
dindar, hangisinin kökten dinci ve ya din açısından aydınlanmış olduğunu açıklamaz. Alman
araştırmacı Heitmeier`e göre, gençlerin yüzde 30 ile 50`ye yakın bölümü kökten dinciliğe
yatkın bulunuyor. Türk araştırmacı Öztoprak`a göre ise, Berlin`deki küçük bir gurup dışında,
dünya görüşleri açısından Türk ve Alman gençleri arasında önemli bir farklılık bulunmuyor.

Ankete katılan Türk göçmenlere yöneltilen dindar olup olmadıkları konusunda değişik görüşler içeren bir liste okundu ve kendilerine bu listede ki cevaplar hakkında görüş istendi.
Ankete katılan müslüman göçmenlerin çoğu okullarda kız ve erkek öğrencilerin ayırımı ve
başörtüsü zorunluluğu gibi konularda liberal bir tutum sergilemiştir. Kendi çocuklarının müslüman olmayan birisi ile evlenme konusunda ise büyük çogunluk kolay cevap veremedi.
Diğer konularda modern görüşe sahip olanlar ise bu konuda dinin etkisinde kaldıkları görüldü.
Tahmin edildigi gibi birinci ve ikinci kuşak arasında ki cevaplar değişik oldu. Ikinci kuşak din konusunda daha aydın bir tavır sergilemesine rağmen türk islam kültürünün yaşam tarzlarının merkezini oluşturduğu ortaya çıktı.

Ankete katılanların eğitim durumlarıda din konusunda ki görüşleri hakkında etkili oldu. Eğitim durumları yükseldikçe din konusunda ki görüşleri de daha ılımlı ve modern cevaplar içerdi. Eğitimin aynı zamanda mesleklede ilgili oldugu belirlendi. Işçi konumundakiler bütün sorulara tutucu cevaplar verirken, diğer meslekler ve kendi işini kurmuş olanlar arasında ki cevaplar daha modern olarak belirlendi.
Bu bilgilerden şu iki sonuç elde edildi: Almanyada ki ikinci ve üçüncü kuşak dinlerine sahip çıksalarda liberal ve modern bir yaşam tarzı sürdürüyor. Heitmeyer in araştırmasında idda ettiği gibi türk gençleri arasında ki kökten dinciliğin giderek yayıldığı gerçeği yansıtmıyor.
Sonuç olarak kişinin islami eğilimi eğitim, sosyal ve ekonomik durumuna bağlı gözüküyor.

Kadın Erkek ayırımı Başörtüsü Damat Gelin Ortalama
Yaş
18-29 1,51 1,90 2,63 2,59 1,98
30-45 1,65 2,08 2,87 2,80 2,16
46-60 1,79 2,21 2,87 2,79 2,30
60`dan yukarı 1,91 2,36 2,98 2,89 2,36
Cramers V.: .20
Göç nedeni
İşçi 1,90 2,29 2,86 2,77 2,29
İltica 1,18 1,67 2,67 2,67 2,05
Aile birleşimi 1,62 2,10 2,92 2,85 2,20
Tahsil 1,41 1,71 2,46 2,41 1,84
Doğum yeri Almanya 1,40 1,68 2,41 2,36 1,81
Cramers V.: .12
Toplam 1,61 1,99 2,77 2,71 2,09

Yaşlara göre davranış tarzları

Kaynak: TAM

2.4 Ne derece dini örgütleşme var?

İslam dinine mensup olmak, bu dinin organizasyonları içerisinde bulunan kuşaklar arası nasıl bir fark ortaya koyuyuor? Türkiye Araştırmalar Merkezi‘ nin 2000 Türk asıllı göçmen ile Ekim 2000 tarihinde yaptığı bir araştırma kapsamında, kişilere dini örgüterlerden faydalanıp faydalanmadıkları ve örgütler hakkındaki düşünceleri soruldu.

Ankete katılanların çoğunluğu (% 55) cuma namazını kılmak veya etkinliklere katılmak üzere düzenli ziyaret ettikleri bir caminin bulunduğunu söylerken, bu kişilerin sadece % 65 oranı camiye üye olarak kayıtlı bulunuyorlar. Bu kişiler araştırmaya katılan müslümanların %36‘ sını kapsıyor, bu da bu toplumların şimdiye kadar ki tahminlerden %10 ile %15 arası büyük bir farkı ortaya koyuyor.

Cami dernekleri üyelerinin özellikleri

üyelik tüm katılanlar
Yaş
18-29 20,8 30,2
30-45 42,9 41,6
46-60 28,6 22,4
60 yaş üzeri 7,7 5,9
Cramers V.: .12
Göç nedeni
işçi 32,6 24,1
mülteci 0,3 1,8
aile birleşimi 55,1 53,1
tahsil 0,7 1,9
Almanya doğumlu 9,9 16,7
Cramers V.: .11

Ankete katılan her müslümanın kendisini ancak kağıt üzerinde üye olduğu, kağıt üzerinde üye olmadığı halde bile kendisini, ailesinden birinin üye olduğu için cami derneklerine bağlı olarak hissetmesi mümkündür.

Ankete katılan cami derneklerine üye olan 18-29 yaş grubu insanları düşük bir sayı temsil etmektedir, cami derneklerine üye olan ortalama yaş grubu bu grupta bulunan kişilerden daha yüksektedir. İlerlemiş yaştakilerin temsil ettikleri oran daha büyüktür. Cami derneği üyelerine baktığımızda yabancı işçi oranı, Almanya genelliyle karşılaştırdığımızdan çok daha yüksektir. Burada doğup büyümüş olanlara ise üyelerin arasında pek az rastlanıyor.

Cami dernekleri hangi çatı örgütlerine üye

Ankete katılan cami derneklerine üye olan kişilerin büyük bir bölümü (%71) DІTІB çatısı altında toplanan derneklere üyedirler. Bu da ankete katılan bütün müslümanların %26‘ sını oluşturuyor. Bu birlik Türkiye`de Diyanet İşleri`ne bağlıdır ve Türk Devleti`nin bir organizasyonudur. Üyeler böylece aik Türkiye Devleti‘ni temsilen dine ağırlık vererek genelde kendini politakadan uzak tutuyor.

Kayda değer bir anlamı olan %8 bir oran ile cami dernek üyelerinin saydıkları çatı organizasyonlar arasında İslam Birliği Milli Görüş (IGMG), daha güçlü bir siyasi görüşü olan ve Almanya‘daki tüm müslüman azınlığı temsil etmek isteyen bir kuruluştur. Bu kuruluş son zamanlarda daha ılımlı İslamist fikirler temsil ediyor. Ankete katılan müslümanların %3‘ ü Mili Görüş‘e üye olduğunu söylemektedir. „Türk Kültür Merkezleri Birliği Derneği (VIKZ)“ muhafazakar fakat aynı zamanda laik bir tutum sergilemektedir. Ankete katılan müslümanların %5 oranı bu derneğe üye iken, müslümanların geneline bakıldığında bu oran %2`dir. „Avrupa Türk Demokrat İdealistler Dernekler Federasyonu (ADÜTF)“, „Іslami Denekler ve Cemaatlar Birliği (ICCB)“, ve „Avrupa Dünya Düzeni Ferderasyonu“ isimli organizasyonlar milliyetçi bir politika izlerken, „Jamat- at un-Nur“ derneği daha çok entellektüel bir mentaliteye sahip. Ankete katılanlar bu derneklerin her birine ancak %1 oranında üyeler, bu sayı üyeleri topladığımızda %1,5 oranını, ve tüm müslümanlar ile karşılaştırdığımızda %0,5 oranını oluşturuyor. „Almanya Alevi Birlikler Federasyonu“nu (AABF) ele aldığımızda cami üyelerinin % 2, ve tüm % 0,5 oranının altında müslümanlar bu Federasyona üye olduklarını görüyoruz.
Ankete katılanların %3‘ü başka derneklere üye olduklarını söylerken, hiçbir çatı organizasyona üye olmadığını belirtenlerin oranı %2 olarak ortaya çıkıyor.

DІTІB üyeleri genelde ılımlı dini anlayışa sahip, Almanya‘da uzun zamandır bulunan, misafir işçi olarak gelmiş olan çoğunlukla yaşlı erkeklerden oluşmaktadır.

Milli Görüş ise dini analayışları daha ağır olan kişileri temsil ediyor. Başka kuruluşlar ile kıyasladığımızda, burada kadınlara, genç yaş gruplarına ve burada doğmuş olanlara daha sıkça rastlanıyor.
Bir organizasyona üye olan 18-29 yaş göçmen gençlerin %11 oranı Milli Görüş‘e üyeler. Bu sayı, bu yaş grubunda bulunan tüm Türk göçmenlerin %3 oranını oluştururyor. Milli Görüş muhafazakar bir tabanı olan ve siyaset ağırlıklı bir anlayışı temsil ediyor. VIKZ‘ de dini ağırlıklı, daha çok yaşları 30-45 ve 60‘ın üzerinde olan müslüman erkeklerden oluşan bir kuruluş. VIKZ muhafazakar fakat siyasete uzak bir İslam anlayışını temsil etmekte.

Tavan organizasyonları ve üyelerinin görüşü
Organizasyon Toplam üye Tüm müslümanlar
Üyeler DITIB IGMG VIKZ
Dine Inanç
dindar 86,6 92,2 94,3 84,0 72,0
dindar değil 13,4 7,8 5,7 16,0 28,0
Ortalama 2,4 2,6 2,6 2,4 2,15
Cinsiyet
Erkek 54,7 50,8 57,1 53,5 48,6
Kadın 45,3 49,2 42,9 46,5 51,4
Yaş
18-29 19,7 28,6 22,9 21,8 30,2
30-45 40,6 54,0 48,6 42,7 41,6
46-60 31,6 17,5 11,4 27,8 22,4
60 yaş üzeri 8,1 17,1 7,7 5,9
Yaş ortalaması 41,8 35,5 39,8 40,7 38,1
İkamet süresi
4-9 4,4 13,8 11,8 6,0 7,7
10-20 27,9 36,9 26,5 28,5 28,6
21-30 56,3 40,0 50,0 54,8 52,8
30 yaş üzeri 11,4 9,2 11,8 10,7 9,6
Ortalama ikamet süresi 23,4 20,2 22,0 22,9 22,1
Göç nedeni
Işçi 33,9 18,8 28,6 32,3 24,1
Mülteci 0,2 - - 0,4 1,8
Aile birleşimi 53,9 65,6 57,1 54,5 53,1
Tahsil 0,9 - - 0,6 1,9
Almanya doğumlu 9,7 14,1 11,4 10,6 16,7
Vatana bağlılık
Türkiye 50,9 35,9 48,6 48,8 40,4
Almanya 13,6 20,3 11,4 15,2 19,0
Her iksi 33,2 43,8 40,0 33,8 35,4
Kaynak: TAM

Genelde kökten dincilik tehlikesi yok
Bu sonuçlar Almanyada`ki ikinci ve üçüncü kuşak arasında genel bir kökten dincilik eğlimi olmadığını gösteriyor. Gençlerin büyük bir bölümü liberal ve modern yaşam tarzları nedeni ile dini örgütlere fazla rabet etmiyor. Konservatif dindar olarak tanımlayabileceğimiz azınlık ise cami derneklerine üye olmayı tercih ediyor. Bu durumda kökten dincilikten genel olarak söz edilemez ama bazen gençlerin içlerinde bulundukları sosyal durum ve perspektifleri nedeniyle problem yaratabilecekleri mümkün gibi gözüküyor.

3. Avusturya`da İslam
Avrupa Birligi ülkeleri içinde Avusturya islami açıdan özel bir konuma sahiptir. Avusturya`da İslamın tarihi çok gerilere gitmekte, ülkenin örf ve adetlerini etkilemiş bulumakta bu nedenle de İslam bu ülkede, özel bir statü tanınmıştır. Bir Osmanlı eyaleti olan Bosna-Hersek, Berlin Kongresi`nden sonra Avusturya`nın hegemonyasına geçti ve aynı yıl İslam bu ülkede resmi bir din olarak tanındı. 1912 yılında da bu bölgedeki müslümanlara dini topluluk kurma hakkı verildi. 1979 yılında ülke çapındaki İslami topluluklarla, devlet arasında başlatılan görüşmeler sonunda İslam`a yeni bir statü tanındı. Bu statü İslam dinindeki dört ayrı mezehebe de aynı hakları tanıdı. 1980 yılında da devlet okullarında İslami din dersleri verilmesi kararlaştırıldı.
Avusturya`da bugün başta Trükiye ve Arap ülkeleri olmak üzere çeşitli ülkelerden gelmiş 350 bin müslüman yaşamaktadır. Bu müslümanların yüzde 15`i eski Yugoslavya`dan, Bosna-Hersek 60-80 bin, Kosovo-Arnavutlar 30 bin. Türk göçmenler ise, 127 bin 226 kişi ile en büyük müslüman gurubunu oluşturmaktadır. Türkler`in Avusturya`daki diğer yabancılara göre oranı yüzde 17,9 iken, diğer müslümanlara göre oranı yüzde 36,3 tür. Avusturya`da bu gurupların dışında küçük oranlarda da olsa İranlı, Iraklı ve Mısırlılar da yaşamaktadır, ayrıca Avusturya vatandaşlığına geçen müslümanlar istatistiklere dahil edilememektedir. 1990-2002 yılları arasında 72 bin 464 Türk, Avusturya vatandaşlığına geçmiştir. Bu zaman zarfında Avusturya vatandaşlığına geçen toplam göçmenlerin sayısı ise 242 bin 479 dur. Müslümanlar ülke çapına dağılmış olarak yaşamalarına rağmen en yoğun nüfus Viyana bölgesindedir.

3.1 Avusturya`da İslam`ın yapılanması
Avusturyadaki müslümanlar cami dernekleri ve çatı örgütleri olmak üzere kendi aralarında organize olmuşlardır. Bu örgütlerin üyeleri`de Almanya`da olduğu gibi uluslara göre ayrılmıştır. Toplam 150 cami derneği bulunan Avusturya`da Türkler, 3 ayrı çatı örgütü altında birleşmiştir. Bunların en önemlileri Milli Görüş, İslam Kültür Merkezleri Birliği ve Avusturya Türk-İslam Birliğidir. Dışa açık modern bir kimlik sergileyen bu Birlik Türkiye Diyanet İşleri Başkanlığına bağlı olup, Türklerin dini vecibelerini yerine getirmekle görevlidir.
Avusturyada`ki Milli Görüş ise, Almanya`daki gibi resmi kayıtlı bir dernek olmayıp çeşitli camilerin birleşmesinden meydana gelmiştir. Bu birliğin koordinasyonunu 1988 yılında kurulan İslam Federasyonu yürütmektedir. Milli Görüşe yakın olan camilerin hedefi Almanya`da da olduğu gibi üyeler arasında islami yaşam tarzını yaygınlaştırmaktadır. Faaliyet alanları müslümanların topluma uyum sağlamasına yönelik olup, İslam dini politik değil, toplumsal bir unsur olarak benimsenmektedir.

Avusturya İslam Kültür Merkezleri Birliği, ülke çapına yayılmış 34 derneğe sahiptir. Bunlar arasından 7 camii Viyana‘da bulunmaktadır. Bu birliğin üyeleri, Süleyman Turan`ın (1888-1959) koyu muhafazakar İslam anlayışını benimsemiştir.

Dini eğitim bu Birliğin faaliyetleri arasında önemli bir yer tutar. Eğitim progamında ise, klasik anlamda Arapça dil ve din bilgisi önemli rol alır. Sözkonusu dernek Türkiye‘ de herhangi bir siyasi partiye yakın değildir. Bu derneğe mensup kişiler Türkiye’ de daha çok değişik sağ partilere yakın olan kişilerden oluşmaktadır. Milli Görüş‘ den farkları, yeniliğe açık olmalarıdır. Köln‘de bulunan İslam Kültür Merkezleri Birliği gibi, bu dernekte Avusturya’ da kendi imamlarını kendileri yetiştirmektedir.

Avusturya’da yaşayan Aleviler de kendi çatı derneklerine sahiptir. Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu 1991‘de kurulmuştur. Avusturya‘da yaşayan Aleviler‘in sayısı kesin olarak belirlenememiştir. Tahminlere göre Viyana‘da yaşayan Aleviler’in sayısı 10.000 ile 17.000 arası değişmektedir. Bunlardan yaklaşık 2.000-3.000 kadarı ise çatı örgütü ile irtibat halindedir. Bosnalı müslümanlar da benzer bir çatı derneği altında teşkilatlanmış durumdadırlar.

Almanya’da olduğu gibi Avusturya’da da farklı kökenlerden olan müslümanları bir çatı altında birleştirmek için hareketler mevcuttur. Avusturya İslam Din Birliği (İGGÖ) adlı dernekte bu amaçla calışmalarını sürdürmektedir. Bu dernek, uzun bir geçmişe sahip olma ve bir dini birlik olarak kabul görme itibariyle, kendi okullarını da açmıs olup, bunlardan birisi de Viyana‘ da bulunan İslam Lisesi dir.

Avustrya‘ya göç etmiş müslümanlar arasında da ülkenin vatandaşlığına geçenlerin sayısı giderek artmaktadır. Bu olgu özellikle Avusturya Ordusu`nda askerlik yapan müslüman sayısının giderek artmasından gözlenmektedir.

Avusturya‘da İslam, devlet tarafından resmen tanındığı için kamusal alanda da çok gelişmiştir. Avusturya İslam Din Birliği üç ayrı komiteden oluşmaktadır. Viyana‘da bulunan ve 16 kişiden oluşan „Şura Meclisi“nin yanı sıra bir de bu meclisin seçtiği 10 kişiden oluşan „Yüksek Kurul“ vardır. „Yüksek Kurul“ üyeleri aynı zamanda „Şura Meclisi“ üyesi olamak zorundadırlar, ve ayrıca 10 kişinin en az yarısının dini eğitim görmüş olması gerekir. Müslümanları kamusal alanda temsil edebilecek bir diğer kurum ise Baş Müfti‘ dir. Baş Müfti, Yüksek Meclis‘ e aittir ve Şura Meclisi tarafından seçilir. Bu kişi dini konularda müslümanları temsil eder ve bunun yanı sıra din dersine giren imam ve öğretmenleri kontrol eder. Müfti‘ nin ayrıca Yüksek Kurul‘un aldığı bir karara karşı çıkıp, kararı bozma hakkı vardır. Federal çapta olduğu kadar yerel bölgelerde de cami ve mescitlere 14 yaşın üzerindekiler müslümanlar üye olabilir.

Bu üyeler yerel örgütlerin seçimlerinde oy hakkına sahiptirler. Camilerde görev yapan imamlar ise Şura Meclisi tarafından atanıp, görevlerinden alınırlar.

Teşkilat, din eğitimi için ülke çapında özel okullar açmıştır. Bunun bir örneği daha öncede sözü geçen ve 1999/2000 yılında öğretime başlayan Viyana İslam Lisesi‘dir. Bu okul, Avusturya`daki diğer liselere muadil olarak kabul edilmiştir. Bu liseden mezun olan öğrenciler üniversiteye veya her türlü yüksek okula gitme hakkına sahiptirler. Okul müslüman öğrenciler için kurulmuştur. Amaç, buradan mezun olanların toplumda müslümanlar ve müslüman olmayanlar arasında köprü görevi üstlenmeleridir.
Diğer bir örnek ise yine Viyana‘ da bulunan meslek eğitimine yönelik Sosyal Bilimler Okuludur. Bu okul da Avusturya özel okullar yasası doğrultusunda açılmış olup, Avusturya İslam Din Birliği gözetimi altındadır. Dokuzuncu sınıftan itibaren başlayan eğitim toplam üç yıl sürmektedir. Bu eğitimin amacı, temel eğitimin yanı sıra öğrencileri sosyal faaliyetler hakkında bilgilendirmek ve meslek seçimini kolaylaştırmaktır.

3.3 Vatandaşlık eğilimi

Avusturya’daki müslümanlar arasında da, Almanya’da olduğu gibi, yabancı kökenli müslümanlar arasından Avusturya vatandaşlığına geçenlerin sayısı giderek artmaktadır. Bu eğilimin nedenlerinden birisi de, kendi işini kuran yabancıların ülkeye giderek daha çok yatırım yapmalarıdır. Örnegin bu ülkedeki Türkler arasında kendi işyerini kuranların sayısında önemli oranda artış gözlenmektedir.

İslam dernekleri de üyelerini Avusturya vatandaşlığına geçmeye yönlendirmektedir. Avusturya İslam Birliği de kendisini Avusturya`nın bir kurumu olarak kabul eder. Üyelerinin çoğu göçmen müslümanların bu ülkede dünyaya gelmiş olan çocuk ve torunlarından oluşmaktadır.

4. Avrupa Birliği`nde İslam

AB‘nin son genişlemesinden önceki üye sayısından yola çıkarsak, her 15 üye ülkede sayıları çok farklı olsa da, müslümanların yaşadığını görüyoruz. 15 üye ülkede yaşayan toplam müslüman sayısı 13,2 milyondur. Müslümanlar, AB‘nin toplam nüfusunun yüzde 3,5`ini oluşturmaktadır. Bunların büyük bir bölümünü önceki yıllarda göç etmiş olan müslümanların çocuk veya torunlarıdır. Müslüman sayısı çok az olan İrlanda, Finlandiya veya Portekiz gibi ülkelerin yanı sıra – bazı diğer AB üyesi ülkelerde önemli sayıda müslüman yaşamaktadır. Müslüman sayısı en yüksek olan AB ülkelerinin arasında 5 milyon ile Fransa, 3,4 milyon ile Almanya, ve 1,6 milyon müslüman ile Іngiltere yer almaktadır. Yine önemli sayıda müslüman Holanda ve Іtalya‘da yaşamaktadır. Bu iki ülkedeki müslüman sayısı 700.000 kişi ile belirleniyor. Ayrıca İspanya‘da 400.000, Belçika‘da 370.000, ve Avusturya‘da 350.000 müslüman yaşamaktadır.

Yunanistan da ise, asırlardır bu topraklara yerleşmiş Türk ve Pomak kökenli 370.000 müslüman yaşamaktadır.
AB çapında toplam nüfusun yüzde 3,5 oranında müslüman yaşarken, Bu oran Fransa`da yüzde 8, Hollanda da yüzde 4,6 ve Almanya`da yüzde 3,9 olarak karşımıza çıkmaktadır.

Avrupa Birliği ülkelerinde yaşayan müslümanlar
Devlet Müslüman sayısı/ Yıl Toplam Nüfus Müslüman oranı
Belçika 370.000 (1998) 10.192.240 (1998) 3,7 %
Danimarka 150.000 (2000) 5.330.020 (2000) 2,8 %
Almanya 3.400.000 (2002) 82.440.300 (2002) 3,9 %
Fransa 5.000.000 (2002) 61.387.000 (2002) 8,1 %
Finlandiya 20.000 (1999) 5.171.302 (1999) 0,4 %
Yunanistan 370.000 (1999) 10.000.000 (1999) 3,5 %
İngiltere 1.591.000 (2001) 58.789.000 (2001) 2,7 %
İrlanda 10.000 (2002) 3.917.336 (2002) 0,2 %
Italya 700.000 (1999) 57.596.097 (1999) 1,2 %
Lüksemburg 7.000 (2000) 435.700 (2000) 1,6 %
Hollanda 695.600 (1998) 15.760.225 (1999) 4,6 %
Avusturya 350.000 (1999) 8.102.600 (1999) 4,0 %
Portekiz 38.000 (2000) 10.000.000 (2000) 0,4 %
İsveç 300.000 (2000) 8.876.611 (2000) 3,4 %
İspanya 400.000 (1999) 40.202.160 (1999) 1,0 %
Toplam 13.401.600 378.200.591 3,5 %

Türk unsuru taşımayan İslam

İngiltere‘de yaşayan müslümanların göçleri, diğer ülkelere göre daha gerilere dayanıyor. Bu ülkeye ilk olarak 19. yüzyılda müslüman göçü başlamıstır. En büyük göç dalgası ise, 1960`larda Pakistan ve Endenozya`dan gelmiştir.

Bugün İngiltere‘de bulunan Bangledeş ve Pakistan kökenli yaklaşık 2 milyon müslüman, genellikle ekonomisi sanaiye dayalı kent ve bölgelerde yaşamaktadır. Geçtiğimiz son yıllarda ise daha çok Arap ülkelerinden, Balkan bölgesinden (Kosovalılar ve Boşnaklar olmak üzere), ve Afrika‘ dan (Somali) göç eden savaş mağduru müslümanlar Іngiltere‘ye gelmişlerdir.

Fransa‘da ise, 5 milyon müslümanın oluşturduğu bir toplumla İslam ülkede ikinci büyük dini oluşturmaktadır. Fransa‘da yaşayan müslümanların çoğunluğu Kuzey Afrika/Magrep asıllı olsalar da, soysyal yapıda çok farklı gruplara ayrılıyorlar. Bunlardan bazıları koloni devrinde Fransa‘ ya yerleşmişken, diğerleri daha sonraki yıllarda, savaş sonrasında ülkeye konuk işçi olarak gelmişler.

Son yıllarda ise bunların dışında Afrikalı göçmenler dikkat çekmektedir. Bu göçmenlerin tümünün Fransa‘da doğmuş olan çocukları ise, Fransız sayılmaktadırlar. Fransız müslümanlar çoğunlukla ülkenin Kuzey‘inde, Paris çevresindeki bölgelerde, Doğu Fransa ve Lyon ile Marsilya gibi kentlerde yaşamaktadırlar. Ülkede toplam 1500 cami bulunmaktadır.

Hollanda toplumunun yüzde 4,6‘sı (Yaklaşık 700.000 kişi) müslümandır. Sayı bakımından başta ülkeye işçi olarak göç eden Türkler (319.000) sonra da Faslılar (272.750) gelmektedir. Bunun dışında yaklaşık 300.000 Surinamlı Hollanda‘da yaşamaktadır. Surinamlıların yüzde 20`si İslam dinine mensuptur ve genellikle ülkenin en büyük dört şehrinde yaşarlar. Hollanda’daki yabancılar, 1985 yılından bu yana yerel seçimlerde oy hakkına sahip oldukları için, ülkede çok sayıda dernek ve kurumlar oluşmuştur. Sadece Amsterdam`da 106 Türk ve aynı sayıda Faslılar`ın kurmuş oldukları dernek vardır. Bunların sadece bir bölümü dinsel konularda faaliyet göstermekdir. Rotterdam‘ da, 1998 yılında bir İslami Yüksek Okul kurulmuştur.

5. Sonuç: Euro-İslam istatistik bir olgu mudur?

Yukarıda varılan sonuçlar, Euro-İslam kavramının istatistiklerle kanıtlanıp, saptanabilecek bir olgu olduğunu göstermektedir. Almanya‘da yaşayan müslümanlar, kurumlaşma süreçlerini Alman kurumlarına göre şekillendirmemişlerdir. Kurumları sabit kalan, değişime kapalı, belki de sonunda kültür anlaşmazlığı nedeniyle dağılacak kurumlar değillerdir. Tam tersine, göçt sürecinde yasanan İslam dini, dinamik bir değişkenliğe uğrayan bir Іslam‘dır. Bu olgu belki de, İslam‘ın çok yönlü yaşanamayacağını savunan bazı İslami mezheplerden kendini ayrı görmektedir. Bu özelliğin Alman toplumu tarafından şimdiye kadar fazla fark edilmemiş olması, bu olguyu daha da önemli kılmaktadır.

Almanya‘da yaşayan müslümanlar üzerinde gerçekleştirilmeye çalışılan zoraki modernize etme çabaları, bu kişilerin ne dinleriyle daha çok özleşmelerini, ne de dinlerinden uzaklaşmalarına yol açmıştır. Modernize ve göç etkisi bu insanlarda daha çok dini ve kültürel anlayışın değişime uğramasına yol açmıştır. Bu değişimin yer almadığı grup ise, yaşlı ve yeteri kadar eğitim almamış olanlardır. Bu kesimin dini bağlarının değişime uğramamış olması hatta giderek artması, yaşadıkları ülkedeki toplumsal ve sosyal yaşama aktif olarak katılmadıklarından kaynaklanmaktadır. Böylece 11 Eylül olaylarına katılan, genç, gelecekleri parlak ve iyi eğitim almış olan intihar komandoları, Almanya‘da yaşayan müslümanların sosyodemografik yapılarına uymamaktadır.
Böylece Avrupaldaki çoğulcul İslamı desteklemek, burada yasayan müslümanların yararınadır ve yaşadıkları topluma uyum sağlamarına bir destek olacaktır. Euro-İslam olgusunu normatif bir çerçeveye koymakta yarar vardır. Euro-İslam şu beş kaide üzerine oturtmalıdır.

1. Şeriat anlayışına karşı çıkmak
2. Laikliği benimsemek
3. İslami yaşam tarzını, sanayi toplumunun normlarına uyarlamak
4. Yaşnılan ülkenin Anayasa‘ sına sadık kalmak
5. Çoğulcu Demokrasi‘ yi benimsemek

Benzer araştırmalar bulunmasa da, değişik Avrupa ülkelerinde ülkelerinde yaşayan çok sayıdaki müslümanın günlük yaşam tarzını ve dini inancını yukarıdaki şartlarlara uydurmuş olduğu söylenebilir. Ama buna rağmen, Avrupa`nın çeşitli ülkelerinde yaşayan müslümanlar arasında da farklılıklar yok denemez.

Avrupa‘da yaşayan tüm göçmen müslümanların gelecekte, İslam‘ın yeni şekillerde yaşanması nedeniyle ortak bir Euro-İslam anlayışıyla buluşacakları şu anda kesin olarak söylenemez. Euro-İslam‘ın normatif bir olgu olarak kalması da mümkündür. Ancak kesin olan şu ki: Avrupa`daki müslümanlar arasında dinsel bir hareketlilik vardır ve bu hareketin yönü, kökten dinci İslama yönelik değildir.

Kaynakça

Heitmeyer, Wilhelm et al.: Verlockender Fundamentalismus. Frankfurt am Main1997.

Hunter, Shireen (Ed.): Islam, Europe’s Second Religion. The New Social, Cultural, and Political Landscape, Westport, Connecticut u. London 2002.

Huntington, Samuel P.: The Clash of Civilizations and the Remaking of World Order. New York 1996.

Inglehard, Ronald: Changing values, economic development and political change. In: International Social Science Journal 1995, S. 379-403.

Kroissenbrunner, Sabine: Islam in Austria, in: Hunter, Shireen (Ed.): Islam, Europe’s Second Religion. The New Social, Cultural, and Political Landscape, Westport, Connecticut u. London 2002, S. 141-155.

Kroissenbrunner, Sabine: Soziopolitische Netzwerke türkischer MigrantInnen in Wien – eine (fast) ungeschriebene Geschichte. In: Zeitschrift für Türkeistudien 2/2000 (13. Jahrgang), S. 259-272.

Maréchal, Brigitte (coord.): L’Islam et les musulmans dans l’Europe élargie: Radioscopie / A Guidebook on Islam and Muslims in the Wide Contemporary Europe, Louvain-La-Neuve 2002.

Ministerium für Arbeit, Gesundheit und Soziales des Landes Nordrhein-Westfalen (Hg.): Türkische Muslime in Nordrhein-Westfalen. Endbericht zur Studie „Dialog mit einer neu etablierten religiösen Minderheit in NRW, türkische Muslime und deutsche Christen im Gespräch unter besonderer Berücksichtigung einer Bestandsaufnahme des christlich-islamischen Dialogs und der türkisch-islamischen Dachorganisationen, 3. völlig überarbeitete Neuauflage, erstellt vom Zentrum für Türkeistudien, Düsseldorf 1997.

Öztoprak, Ümit: Wertorientierungen türkischer Jugendlicher im Generationen- und Kulturvergleich. In: Reulecke, Jürgen (Hg.): Spagat mit Kopftuch, 1997, S. 418-454.

Schmied, Martina: Familienkonflikte zwischen Scharia und bürgerlichem Recht. Konfliktlösungsmodell im Vorfeld der Justiz am Beispiel Österreichs, Frankfurt am Main ∙ Berlin ∙ Bern ∙ Brüssel ∙ New York ∙ Wien 1999.

Şen, Faruk / Aydın, Hayrettin: Islam in Deutschland, München 2002.

Şen, Faruk / Dirk Halm: Ethnisch-religiöse Differenz, Integration und Desintegration. Zur gesellschaftspolitischen Bedeutung des islamischen Religionsunterrichts in Deutschland. In: Bildung und Erziehung, No. 4/2000, S. 397-409.
Stiftung Zentrum für Türkeistudien: Türkische Migration in Österreich. Demographische Daten und wirtschaftliche Fakten, Essen, April 2003.
Strobl, Anna: Austria, in: Maréchal, Brigitte (coord.): L’Islam et les musulmans dans l’Europe élargie: Radioscopie / A Guidebook on Islam and Muslims in the Wide Contemporary Europe, Louvain-La-Neuve 2002, S. 13-19.
Strobl, Anna: Islam in Österreich. Eine religionssoziologische Untersuchung, Frankfurt am Main 1997.

Tibi, Bassam: Der Islam und das Problem der kulturellen Bewältigung sozialen Wandels. Frankfurt/Main 1991.

Tibi, Bassam: Fundamentalismus im Islam. Eine Gefahr für den Weltfrieden?, Darmstadt 2000.

Tibi, Bassam: Im Schatten Allahs. Der Islam und die Menschenrechte, München 2003.

Zentrum für Türkeistudien: Bestandsaufnahme der Potentiale und Strukturen von Selbstorganisationen von Migrantinnen und Migranten türkischer, kurdischer, bosnischer und maghrebinischer Herkunft in Nordrhein-Westfalen, in: Ministerium für Arbeit, Soziales und Stadtentwicklung, Kultur und Sport des Landes Nordrhein-Westfalen (Hg.): Selbstorganisationen von Migrantinnen und Migranten in Nordrhein-Westfalen. Wissenschaftliche Bestandsaufnahme, Düsseldorf 1999, S. 75-127.

 

Türk İslamı

Kasım 15 2004Yorum Yok Kategori: Kültür-Antropoloji

Türk İslamı

İslam dünyadaki büyük dinlerin en gencidir. Peygamberi Hazreti Muhammed’dir. (620-…) Musevilik 2000, Hıristiyanlık 2000, Budizm 5000 yıllık bir geçmişe sahiptir. İslam ise henüz …yaşındadır. Tek tanrılı dinlerin sonuncusu olan İslam Hıristiyanlıktan sonra ortaya çıkmıştır, ancak Hıristiyanlığı tanır, Hz. İsa’yı peygamber olarak kabul eder.

Kısaca İslam’ın çıkışı ve yayılışı tarihi.
Diğer büyük dinler gibi Ortadoğu merkezli olan İslam geniş bir coğrafyada çeşitli ülkeler, kültürler ve milletler üzerinde etkili olmuştur. Araplar dışında İslamiyet’i benimseyen başlıca milliyetler Türkler, Farslar, Hindular vs..

Türklerin İslam benimsemesi Türklerin Batı’ya yönelik göç ve fetih hareketi ile örtüştüğü için Türkler Avrupa ve Batı’ya İslami tanıtan getiren millet olmuştur. Aynı nedenle Hıristiyan-Müslüman çatışmasının tarihi ve Haçlı seferlerinin tarihi de Batı ve Türk unsurlarının savaş tarihi ile iç içe geçmiştir. Bizans ve Doğu Roma’nın başkenti İstanbul’un Fatih tarafından fethi (1453) ve Türklerin Viyana zaptedip alamadan geri dönüşü, Türklerin 600 yıllık büyük Osmanlı tarihinin dönüm noktalarıdır.

Değişik dinleri benimseyen çeşitli milletler bu dinlere kendi temel kültürlerinden bir dizi unsur katmışlardır. Böylece dinler yayılma alanlarına göre çok renkli ve çeşitli gelenekler kazanmıştır. İslam da böyle olmuştur.

Türklerin Orta Asya’da iken İslamı benimsemesi bir dizi savaş ve çatışmadan geçmiştir. Ancak özellikle Anadolu’ya geliş tarihleri olan 10. yüzyılın başından beri İslam, Türklerin Hıristiyan dünyasına dönük akın ve fetih amaçlarıyla örtüştüğü için bir Türk-İslam sentezi etrafında güçlenmiştir.

Ancak Türk İslam’ının temel taşları ve Türklere özgü bir kavrayış ve inanç farkının ortaya çıkması Yesevi-Hacı Bektaş-Mevlana-Yunus felsefesinde simgelenen tasavvuf kuşağıdır.

Türk İslam’ının temel farklarını yaratan bu çizgi Türklerin İslam öncesi doğa dinleri olan Şamanizm ve doğa ile Tanrı sevgisinde özdeşleşen coşkulu bir panteizmi de yansıtır.

Burada Ortadoğu kökenli diğer büyük dinlerden (Musevilik, Hıristiyanlık, İslam) farklı olarak Türklerin İslamı kavrayışı, Tanrı korkusu ve ceza disiplini üzerine değil, Tanrı sevgisi ve tüm yaşamı doğayı kucaklayan coşkulu bir temele oturur.

İnsanda Tanrıyı gören bu anlayış özünde, İslamın katı kavrayışından oldukça farklı bir yaklaşımdır. Tasavvuf geleneği içinde “Enelhak” (Ben Tanrıyım) çizgisi yüzünden kovuşturulan, dışlanan ve öldürülen (Hallacı Mansur) gibi isimler bu farklı tasavvufi kavrayışı yüzyıllar boyunca yaşayacak bir geleneğe dönüştürmüştür.

Türk İslam felsefesinin önde gelen isimlerininin hemen tümü şair ve bilge kişilerdir. Bunlara kısaca göz atmakta yarar var: Yesevi, Hacı Bektaş, Mevlana, Yunus.

Osmanlı tarihi boyunca din iki ana eksende gelişmiştir: Devletin içinde padişahın mutlak egemenliği altında yalnızca eylemleri onaylayan bir fetva kurumu halinde yaşamıştır. Bu özünde kilisenin devlet kontrolü altında olduğu Bizans modelidir.
Bunun dışında halk arasında tarikatlar aracılığı ile bir tür toplumsal örgütlenme ve sosyal dayanışma modeli ile varlığını sürdürmüştür. İslamı Türk versiyonunda, İran’daki Şiilik gibi dini hiyerarşik otorite sistemi (Mollalar) olmadığı için Türk İslamı daha halkçı ve daha gönüllü bir karakter taşımıştır. Bu dönem içinde çeşitli sosyal sınıfların eğilimlerine göre çeşitli tarikat ve cemaatler kurulmuş ve dağılmıştır. Ancak Türk İslam kavrayışının özünü yansıtan tasavvuf anlayışı çok çeşitli tarikatlar içinden süzülüp günümüze kadar gelmiştir.
Güçlü tarikatlar. Horasan ekolü. Nakşilik.Bektaşilik. Osmanlı’nın son çöküş dönemi ve modern Türkiye’nin kuruluş sürecinde Nakşilik bünyesinden çıkıp şekillenen Nurculuk bir tür sosyal ve siyasi uyanış hareketi ve toplumsal örgütlenme modeli olarak varolmuştur.
Saidi Nursi. Oradan günümüze Nurculuktan doğan Fethullah Gülen hareketi. Sosyal örgütlenme ve eğitim seferberliği.
Siyasal İslam-Kültürel İslam farkı.
Şii İslam-Sünni İslam farkı.
Arap kültüründe İslamın aldığı biçimler: Vahhabizm, Taliban, El-Kaide vs.
Hindu-müslüman çatışması.
Afrikada İslam.
Aşiret kültüründe kalan İslam modelleri. Kaddafi ve Cezayir.
İslamın modernleşme tarihi ile örtüşen dünyadaki en güçlü örnek Türkiye.
Çünkü Batı modernleşmesini kendi sosyal gelişimi içinde zaten Müslüman bir ülke olarak yaşadı. Osmanlı’nın çöküşü ve Türkiye Cumhuriyeti’nin doğuşunu içeren son 200 yıllık tarih Türkiye’nin bir İslam ülkesi olarak her alanda modernleşmesinin tarihidir. Bugün ortaya çıkan sentez bu açıdan 600 yıllık Batı’ya göçün ve Doğu Batı kültürlerinin çatışma ve kaynaşmasının ürünüdür.

 

İnterview with Fethullah Gülen in New York

Kasım 10 2004Yorum Yok Kategori: EN

NS- What kind of Turkish identity do you project in the 20th century? FG-Our identity is obvious. There have been some people interpreting this starting from shamanism within the framework of showenism. Once it was said that it was Misak-I Milli, it was said it was Ataturk nationalism. All these have ben interpreted, what they are have been questioned. Now, I think one needs to search on our own values, our own history, and our own traditions. I think, when we are entering upon the 21st century, our real identity should be searched in the depth of history in the various layers of history together with Turkic world. Historical sources should be reconsidered together with oral culture. Islam is an important element on this issue. Today, everybody, again, is looking for their own religion, their belief and identity in history. Therefore, the element of Islam definitely should be taken into consideration. A Turkic world, which is not trobled with America, or Europe, taking the Western thought, evaluating, respecting the values which are not against the essence of its own root, very different, wider Turkic world, which is going to help keeping the peace with the world. This is in one way not universality in the sense that Westerners understand it. A making which consider the globalizing world. A making which puts mutual tolerans, Yesevi mentality forefront, a making which puts the love of the humane aspect of Rumi forefront. Everybody from Ayse Sasa to Annemarie Schimmel are expressing their admiration to this understanding. NS- Despite this richness, in your schools emphasis in on math and scince. Why don’t your schools emphasize on science classes in a country where social and cultural areas are so rich. Why don’t the schools encourage for social sciences? In the world, the importance of social scinces was understood. FG-It is very true. What we have today is like the fate of Turkey. When Turkey was knocked out against its competitors in terms of technology, the idea of encouraging intelligent people to this field became forefront. The idea was that they should study physics and chemistry and we should transfer the technology to Turkey. As a society we saw this disadvantage and the outcomes of this disadvantage and we headed toward that direction. However the people who are going to rule in the future are the people who emphasize on social sciences. For this reason, when I came here three or four years ago, although it was not my business, I told the people that I know at the universities to emphasize social scinces just like positive sciences, I told them reconsider their situation. This issue is important in the schools in Turkey. I think starting from this year; they are going to give more emphasis on social sciences. This is important for encouraging genius, explorer and inventor types to that field. Till today, we emphasized on engineering, sometimes those who only take an engineering accounting education might not have the flexibility. NS- Yes, the idea which is not able to accommodate human is continuing…. FG-Still, I guess we are experiencing that transformation. It will be felt now and then. I wish, we could have taken action earlier, I wish we had not been late… NS- The world is raising great thinkers. But why Turkey can’t raise leaders? FG-Raising leaders little bit depends on the respect that free thought gets. That is a seed has the ability to grow in the soil. If the weather is good, if it reaches to water, then it grows. Human is like that too. First off all, there should not be any pressure. Human being should be able to express themselves. Secondly, there is a CARPIKLIK in the education system. People are not directed according to their real abilities. There are people whop could do a plane project when they come to the last year of high school. However these people are not directed to such a direction. Some people’s thinking is good for social sciences. They can think flexibly. His ability for getting along with people is very good. And he is able to express his goal very well. They are forced for studying math. First off all, this system has to change. Students have the ability to choose what they would like to choose beginning from high school. This requires flexibility both in high school and university. Unfortunately, the reason why there are not very original brains are the problems in the education system and the fact that everybody is used to memorize. This is our problem. Another issue, Turkey has a very crooked understanding of politics. There are crooked rules about it. For instance there are leaders at the head of the parties. With the word of our Alvar Imam, he would say: “Everyone is good I ma bad, everybody is wheat I am hay.” Everybody might be better than me, that’s another issue, However in order to rule Turkey being better than me is not enough; one has to be really good. Average people have come to a position. It is such as vicious circle that they chose the people that chose them; Of course naturally they always choose the same person. An unskilled, unintelligent group is determining the fate of the country. At one time, for instance Menderes came with ability. Ataturk is a skill, however he came with a rebellion. Both of them are skills. Turgut Ozal is a skill. These have not come through normal democratic processes. Because within the process that they call democratic these people are strangled, crashed, they cannot come out. There were some unexpected turmoils and these made their ways within these turmoils. I think our current political system don’t allow such great people to come out and take care of the country. For this reason, although this is above my head, I should express that the law for parties and the understanding of politics definitely have to change. Changing the leaders should be made easier. Very intelligent people are lost in the process. Without giving a chance to certain person, we don’t know whether that person has any skills. Certain events put Napoleon forward. Although he has certain CINNET, madness, certain events put Hitler in front. During the world war, certain events created certain heroes. Without an event, there would not be Nene Hatun of Erzurum. These are very important things. Unfortunately the law for political parties is party hegemony, leader hegemony are going to accuse many in Turkey to stillborn. They will die without doing anything useful for the society. This is something that concerns the Turkish society. P123- NS- Is the identity of European Muslim which is also mentioned in Tanzimat Decree something that defines us? Can we say the identity of Turkish Eurepean Muslim belongs to the future? FG- This might be our expectation and with this expectation we might expect other things. With these ideas, which might be considered KURUNTU by some, you, I, every one of us, might expectations. Walking together with Europea within reasonable conditions, by putting our own conditions, might offer good things for our future. Accepting European in this degree, Europeianzation inn this sense is allright and this can be called European Muslim identity. Leaving our identy aside, and running after the European identity, as was the case at one time, would mean rejection and ASGILANMA. NS- Can you give us a definition of Turkish identity. What kind of relations is Turkish culture going to have with the central Asia in the 21st century? FG- We might have difficulty to describe this with strong lines. Because time interpreters certain conclusions, and when the time comes that interpretation comes out. Until that great interpreters, time, puts his interpretation down, it is possible that your interpretations are going to stay up in the air. For example, if we are talking about a unity, this could be in the sense of pact or federation? Why does it become like America? Maybe it could be divided into pieces and states. However the conjecture of the world on this issue is very important. If America does not want, if Europe does not want, you feel the necessity of taking their attitudes into consideration. This requires intelligent people. It requires great architects, great people who know both the world and their own world very well. There are various options. However what ever the case is, coming together of the whole Turkic world, softens up European a little bit. Because they will have some benefits in such a world. Now we are very weak. We are in need of them in many respects. We are sending them workers. We are collecting mark and sterling. When this is our situation, the bargain does not favor us. NS- Do they have to become equal powers? FG- There has to be balance of power? They have to have some benefits in our world? And we should know how to market and show them. We should have this ability and we should be able to market them. They should come to us not to pressure to take what we have, but to bargain. Event this issue should be put front and center when we are considering entering EU. Because just like categorically opposing it is not right, -it would mean fighting against the realities, – saying lets enter it as soon as possible, no matter what it costs would mean naiveness, strangeness and not being aware of the realities. They have to be a member of them. Within then philosophy of Ali, they have to be an individual among other individuals. Some people might have different features. This is something that comes from their good intentions. Everybody has to determine their own situation very well. This is not considering one’s own self incompetent. NS- Is Turkey with its modern European identity have the ability to embrace Central Asian republics? After centuries came in between, can there be closeness in the 2`1st century? FG- I am experiencing the closeness of the idea of we can get closer, and we can get to know each other better in the future. I have the idea that the events are taking us to explore each other deeper. With this idea, we feel each other closer. Both they and we are the victims of certain opression. For this reason too, we feel close to each other. Another thing, I think in their view we are dream society for them. You had pointed out too. Anatolia is like a second land from one aspect and like a motherland from another aspect. We came from Asia and had land here. Later things were established here. Even though we criticize from some aspects, there is a stable state here. They had the hope of this motherland is going to embrace them one day. NS-How are going to find ourselves in the culture river coming from Central Asia? How do they view us? What do they expect from us? FG- A friend who has been to Kazakhstan has told this anecdote, which was also experience in many other places? “We were going to buy gas for the car in Kazakhstan. We asked a child working there “if there is a place where we could pray.” The child left us and dashed to the house screaming “they have come! They have come!” I went after him wondering what had happened. I said: What does this mean? The father said: When my father was dying, he said” one day they will come from Turkey and rescue us from this captivity. We waited for years. Right now, they came.” There was a waiting like this. This waiting might bring us together not with the wills but will the motives. One could say that the volunteer organizations were able to consider this warmth. This warmth is an important dynamics. We are a society that they waited. Maybe we haven’t given them what they expected from us, but they did not lose their hope. Maybe as educational activities these volunteer organizations gave to a degree what was expected. But they were expecting something from the State. They were expecting military help. Maybe they were expecting to form a pact against various powers. They were expecting to do things without bothering the ones who world the balance of power in the world. We could not give these, but they did not loose their hopes. This expectation exist Kazakhstan as well as Azerbaijan. It existed during the time of Elcibey. Later Haydar Aliyev came and the same expectation continued. The same thing in Nahcivan, too. Everyone considered as the people who could rescue Asia, they liked us, they embraced us. We did the same thing to them. We were like a son who stayed away from his father a long time. Either they saw us like that, or we saw them like that. We did not know what to do. If we could meet some of the people coming from there, we were taking pictures together, exchanging gifts, we were saying “thank God” we were able to see each other. This was a mutual emotional attitude and this emotional attitude is continuing although there are some disappointments on their part. NS- Unity of alphabet… FG- I did not have the courage for Tajikistan. In Uzbekistan In Fergana valley Mollas have power. I thought proposing the use of Latin alphabet might create a tension with them, and left it to time. But In Azerbaijan, I proposed this to everyone who would listen to me. I said the unity of alphabet is very important if we are thinking to get to know each other more closely, if we are acting together on certain issues. Another thing is unity of alphabet is important in order to stay away from the negative influence of Iran and Saudis. Time and conditions have changed the understandings, and created the version in Afghanistan, in Iran. One does not have to stick with the versions, the version in Saudi Arabia, the version Syria. NS- You are encouraging individual development. A development that was anot unseen in certain periods very often. This is a new concept. Individual development is determining your vision. FG- To change people’s behaviors is not that easy. People want to take reguge in something without thinking. Because individual development is a hard task, a diffucult job. It requires so much effort. Taking refuge in something is much easier. Generaly this is what is preferred. May be this is the reason behind the hegemony of the political parties. We want the difficult one. In a way it looks like a contradiction. One mifgt think that if someone is encouraging individual development, this is against the communal spirit. In a piece written by either Ahmet Insel or Ali Bayramoglu it was questioning how multiculturalism is going be a reality and how individual differences are going to be encouraged. These show both the fact that we could not explain how much we value this concept and how difficult to internalize this concept. I am asking out of curiosity. In Turkish society how muchy of this ability and inclication that would burgeon this exist? Bucause we are the grandchildren of an militarist society. It was inherited this way from our ancestors. Even I asked some of my concerns about this issue to friends in genetics. I wonder if certain things can be inherited. I asked but could not find a satisfactory answer. However one can always mention the existence of such an inheritance. This is reflected in the Parliament in one way and in the Presidency in another way. It is inheritance in military is totally different. May be because they represent the power, may because of their job they sometimes become more strict. Other parts of the society remain under the influence of the same affect. If this is not something that is inherited, which is difficult to get rid of easily, In my opinion we need to change this. That is, thinking freely, openly, gaining an independent identity, are very important. After the world wars, following the periods when mass killings were widespread, the birth of existentialism depends on this issue. Individual was getting lost, it was being destructed. Existentialists are certainly right in their rebel against the destruction of the individual, but it could be said that at certain points they went too far and fed another mistake. Just like on any issues, one has to be balanced on this issue too. One should not be worried about the individual development, the development of individuals with the motivation of other individuals because both Islam and The Quran consider human as specie. Each individual in regard to other individuals is specie. The important thing is the mental and emotional sources feeding him, the sources feeding his mentality. That’s is to say, when the individual reaches to a certain level thought and understanding, to a certain horizon, just like trees that will consist of the forest, he will understand the fact that he has to live in a society. For this reason, an individual who completed his individual development will see the necessity of being with other people, the necessity of not being alone. In one side, he will understand the fact that he has to be by himself, on another side, he won’t harm the other aspects of the society. He won’t give his individual rights and freedoms to other people. ——————– Otherwise, there is always going to be a hegemony and submissiveness in various platforms, there is always going to be oppressors and oppressed, there is always going to be oppressed and oppression. This is one aspect of the sad situation in Turkey. THE NEW HUMAN TYPE Ali Bayramoglu was asking the question of how the students being educated in the schools aiming to create new human type, would realize individual developments and cultural openings. I think Ahmet Insel had a similar idea. Since this is the context, I would like to mention this issue too. It could be said that the teacher working in these institutions have the general values exit in Turkey to a certain degree. It is not easy to get rid of that mentality instantly. The second point, in the level of secondary school, education should be presented based on respect and moral values since children don’t really follow the rules of reason. Certain issues, certain principles and values such as an idea that life is based on, national feelings, independence, love for flag, country and humanity, should be inspired at these ages. However these should not be done with force, one should not ignore individual preference. Otherwise, you can’t reach the goal and even you might end up at the opposite end. These could be done by being role models, determining the beauties in human nature and improve them, organizing curriculums accordingly, adding extra curricular programs. This could be done by being an example, being a path opener not follower, acting always considering the future. This could be done by providing the flexibility to the educational institutions and educators. NS- at a time in which the world is open to the new innovations, you are emphasizing the individual development. But the group is a closed system. Is development possible within this closed system? How does this reflect on your group in terms of developing ideas? FG- There are two issues here. The society is perceived different today. In my opinion, If we are going to call this a society- this word really bothers me- the creation of a group is like the creation of a society. What we call is a society is people who share the similar feelings and ideas, who believe similar things, who have similarities come together. This is possible in Turkey with everybody. This could be with the State, with the society. There is no problem in this kind of conceptualizing of a group. NS- A spirit of a group is being created, which consist of important communalities. Is the spirit of group something shared? Does it allow an individual to create his own way? FG- Now certain things make people come together. Lets say, as you mentioned, people have to believe in good, beautiful, they have to love people; every heart has to be like the heart of Rumi. Hatred, NS- What kind of Turkish identity do you project in the 20th century? FG-Our identity is obvious. There have been some people interpreting this starting from shamanism within the framework of showenism. Once it was said that it was Misak-I Milli, it was said it was Ataturk nationalism. All these have ben interpreted, what they are have been questioned. Now, I think one needs to search on our own values, our own history, and our own traditions. I think, when we are entering upon the 21st century, our real identity should be searched in the depth of history in the various layers of history together with Turkic world. Historical sources should be reconsidered together with oral culture. Islam is an important element on this issue. Today, everybody, again, is looking for their own religion, their belief and identity in history. Therefore, the element of Islam definitely should be taken into consideration. A Turkic world, which is not trobled with America, or Europe, taking the Western thought, evaluating, respecting the values which are not against the essence of its own root, very different, wider Turkic world, which is going to help keeping the peace with the world. This is in one way not universality in the sense that Westerners understand it. A making which consider the globalizing world. A making which puts mutual tolerans, Yesevi mentality forefront, a making which puts the love of the humane aspect of Rumi forefront. Everybody from Ayse Sasa to Annemarie Schimmel are expressing their admiration to this understanding. NS- Despite this richness, in your schools emphasis in on math and scince. Why don’t your schools emphasize on science classes in a country where social and cultural areas are so rich. Why don’t the schools encourage for social sciences? In the world, the importance of social scinces was understood. FG-It is very true. What we have today is like the fate of Turkey. When Turkey was knocked out against its competitors in terms of technology, the idea of encouraging intelligent people to this field became forefront. The idea was that they should study physics and chemistry and we should transfer the technology to Turkey. As a society we saw this disadvantage and the outcomes of this disadvantage and we headed toward that direction. However the people who are going to rule in the future are the people who emphasize on social sciences. For this reason, when I came here three or four years ago, although it was not my business, I told the people that I know at the universities to emphasize social scinces just like positive sciences, I told them reconsider their situation. This issue is important in the schools in Turkey. I think starting from this year; they are going to give more emphasis on social sciences. This is important for encouraging genius, explorer and inventor types to that field. Till today, we emphasized on engineering, sometimes those who only take an engineering accounting education might not have the flexibility. NS- Yes, the idea which is not able to accommodate human is continuing…. FG-Still, I guess we are experiencing that transformation. It will be felt now and then. I wish, we could have taken action earlier, I wish we had not been late… NS- The world is raising great thinkers. But why Turkey can’t raise leaders? FG-Raising leaders little bit depends on the respect that free thought gets. That is a seed has the ability to grow in the soil. If the weather is good, if it reaches to water, then it grows. Human is like that too. First off all, there should not be any pressure. Human being should be able to express themselves. Secondly, there is a CARPIKLIK in the education system. People are not directed according to their real abilities. There are people whop could do a plane project when they come to the last year of high school. However these people are not directed to such a direction. Some people’s thinking is good for social sciences. They can think flexibly. His ability for getting along with people is very good. And he is able to express his goal very well. They are forced for studying math. First off all, this system has to change. Students have the ability to choose what they would like to choose beginning from high school. This requires flexibility both in high school and university. Unfortunately, the reason why there are not very original brains are the problems in the education system and the fact that everybody is used to memorize. This is our problem. Another issue, Turkey has a very crooked understanding of politics. There are crooked rules about it. For instance there are leaders at the head of the parties. With the word of our Alvar Imam, he would say: “Everyone is good I ma bad, everybody is wheat I am hay.” Everybody might be better than me, that’s another issue, However in order to rule Turkey being better than me is not enough; one has to be really good. Average people have come to a position. It is such as vicious circle that they chose the people that chose them; Of course naturally they always choose the same person. An unskilled, unintelligent group is determining the fate of the country. At one time, for instance Menderes came with ability. Ataturk is a skill, however he came with a rebellion. Both of them are skills. Turgut Ozal is a skill. These have not come through normal democratic processes. Because within the process that they call democratic these people are strangled, crashed, they cannot come out. There were some unexpected turmoils and these made their ways within these turmoils. I think our current political system don’t allow such great people to come out and take care of the country. For this reason, although this is above my head, I should express that the law for parties and the understanding of politics definitely have to change. Changing the leaders should be made easier. Very intelligent people are lost in the process. Without giving a chance to certain person, we don’t know whether that person has any skills. Certain events put Napoleon forward. Although he has certain CINNET, madness, certain events put Hitler in front. During the world war, certain events created certain heroes. Without an event, there would not be Nene Hatun of Erzurum. These are very important things. Unfortunately the law for political parties is party hegemony, leader hegemony are going to accuse many in Turkey to stillborn. They will die without doing anything useful for the society. This is something that concerns the Turkish society. P123- NS- Is the identity of European Muslim which is also mentioned in Tanzimat Decree something that defines us? Can we say the identity of Turkish Eurepean Muslim belongs to the future? FG- This might be our expectation and with this expectation we might expect other things. With these ideas, which might be considered KURUNTU by some, you, I, every one of us, might expectations. Walking together with Europea within reasonable conditions, by putting our own conditions, might offer good things for our future. Accepting European in this degree, Europeianzation inn this sense is allright and this can be called European Muslim identity. Leaving our identy aside, and running after the European identity, as was the case at one time, would mean rejection and ASGILANMA. NS- Can you give us a definition of Turkish identity. What kind of relations is Turkish culture going to have with the central Asia in the 21st century? FG- We might have difficulty to describe this with strong lines. Because time interpreters certain conclusions, and when the time comes that interpretation comes out. Until that great interpreters, time, puts his interpretation down, it is possible that your interpretations are going to stay up in the air. For example, if we are talking about a unity, this could be in the sense of pact or federation? Why does it become like America? Maybe it could be divided into pieces and states. However the conjecture of the world on this issue is very important. If America does not want, if Europe does not want, you feel the necessity of taking their attitudes into consideration. This requires intelligent people. It requires great architects, great people who know both the world and their own world very well. There are various options. However what ever the case is, coming together of the whole Turkic world, softens up European a little bit. Because they will have some benefits in such a world. Now we are very weak. We are in need of them in many respects. We are sending them workers. We are collecting mark and sterling. When this is our situation, the bargain does not favor us. NS- Do they have to become equal powers? FG- There has to be balance of power? They have to have some benefits in our world? And we should know how to market and show them. We should have this ability and we should be able to market them. They should come to us not to pressure to take what we have, but to bargain. Event this issue should be put front and center when we are considering entering EU. Because just like categorically opposing it is not right, -it would mean fighting against the realities, – saying lets enter it as soon as possible, no matter what it costs would mean naiveness, strangeness and not being aware of the realities. They have to be a member of them. Within then philosophy of Ali, they have to be an individual among other individuals. Some people might have different features. This is something that comes from their good intentions. Everybody has to determine their own situation very well. This is not considering one’s own self incompetent. NS- Is Turkey with its modern European identity have the ability to embrace Central Asian republics? After centuries came in between, can there be closeness in the 2`1st century? FG- I am experiencing the closeness of the idea of we can get closer, and we can get to know each other better in the future. I have the idea that the events are taking us to explore each other deeper. With this idea, we feel each other closer. Both they and we are the victims of certain opression. For this reason too, we feel close to each other. Another thing, I think in their view we are dream society for them. You had pointed out too. Anatolia is like a second land from one aspect and like a motherland from another aspect. We came from Asia and had land here. Later things were established here. Even though we criticize from some aspects, there is a stable state here. They had the hope of this motherland is going to embrace them one day. NS-How are going to find ourselves in the culture river coming from Central Asia? How do they view us? What do they expect from us? FG- A friend who has been to Kazakhstan has told this anecdote, which was also experience in many other places? “We were going to buy gas for the car in Kazakhstan. We asked a child working there “if there is a place where we could pray.” The child left us and dashed to the house screaming “they have come! They have come!” I went after him wondering what had happened. I said: What does this mean? The father said: When my father was dying, he said” one day they will come from Turkey and rescue us from this captivity. We waited for years. Right now, they came.” There was a waiting like this. This waiting might bring us together not with the wills but will the motives. One could say that the volunteer organizations were able to consider this warmth. This warmth is an important dynamics. We are a society that they waited. Maybe we haven’t given them what they expected from us, but they did not lose their hope. Maybe as educational activities these volunteer organizations gave to a degree what was expected. But they were expecting something from the State. They were expecting military help. Maybe they were expecting to form a pact against various powers. They were expecting to do things without bothering the ones who world the balance of power in the world. We could not give these, but they did not loose their hopes. This expectation exist Kazakhstan as well as Azerbaijan. It existed during the time of Elcibey. Later Haydar Aliyev came and the same expectation continued. The same thing in Nahcivan, too. Everyone considered as the people who could rescue Asia, they liked us, they embraced us. We did the same thing to them. We were like a son who stayed away from his father a long time. Either they saw us like that, or we saw them like that. We did not know what to do. If we could meet some of the people coming from there, we were taking pictures together, exchanging gifts, we were saying “thank God” we were able to see each other. This was a mutual emotional attitude and this emotional attitude is continuing although there are some disappointments on their part. NS- Unity of alphabet… FG- I did not have the courage for Tajikistan. In Uzbekistan In Fergana valley Mollas have power. I thought proposing the use of Latin alphabet might create a tension with them, and left it to time. But In Azerbaijan, I proposed this to everyone who would listen to me. I said the unity of alphabet is very important if we are thinking to get to know each other more closely, if we are acting together on certain issues. Another thing is unity of alphabet is important in order to stay away from the negative influence of Iran and Saudis. Time and conditions have changed the understandings, and created the version in Afghanistan, in Iran. One does not have to stick with the versions, the version in Saudi Arabia, the version Syria. NS- You are encouraging individual development. A development that was anot unseen in certain periods very often. This is a new concept. Individual development is determining your vision. FG- To change people’s behaviors is not that easy. People want to take reguge in something without thinking. Because individual development is a hard task, a diffucult job. It requires so much effort. Taking refuge in something is much easier. Generaly this is what is preferred. May be this is the reason behind the hegemony of the political parties. We want the difficult one. In a way it looks like a contradiction. One mifgt think that if someone is encouraging individual development, this is against the communal spirit. In a piece written by either Ahmet Insel or Ali Bayramoglu it was questioning how multiculturalism is going be a reality and how individual differences are going to be encouraged. These show both the fact that we could not explain how much we value this concept and how difficult to internalize this concept. I am asking out of curiosity. In Turkish society how muchy of this ability and inclication that would burgeon this exist? Bucause we are the grandchildren of an militarist society. It was inherited this way from our ancestors. Even I asked some of my concerns about this issue to friends in genetics. I wonder if certain things can be inherited. I asked but could not find a satisfactory answer. However one can always mention the existence of such an inheritance. This is reflected in the Parliament in one way and in the Presidency in another way. It is inheritance in military is totally different. May be because they represent the power, may because of their job they sometimes become more strict. Other parts of the society remain under the influence of the same affect. If this is not something that is inherited, which is difficult to get rid of easily, In my opinion we need to change this. That is, thinking freely, openly, gaining an independent identity, are very important. After the world wars, following the periods when mass killings were widespread, the birth of existentialism depends on this issue. Individual was getting lost, it was being destructed. Existentialists are certainly right in their rebel against the destruction of the individual, but it could be said that at certain points they went too far and fed another mistake. Just like on any issues, one has to be balanced on this issue too. One should not be worried about the individual development, the development of individuals with the motivation of other individuals because both Islam and The Quran consider human as specie. Each individual in regard to other individuals is specie. The important thing is the mental and emotional sources feeding him, the sources feeding his mentality. That’s is to say, when the individual reaches to a certain level thought and understanding, to a certain horizon, just like trees that will consist of the forest, he will understand the fact that he has to live in a society. For this reason, an individual who completed his individual development will see the necessity of being with other people, the necessity of not being alone. In one side, he will understand the fact that he has to be by himself, on another side, he won’t harm the other aspects of the society. He won’t give his individual rights and freedoms to other people. ——————– Otherwise, there is always going to be a hegemony and submissiveness in various platforms, there is always going to be oppressors and oppressed, there is always going to be oppressed and oppression. This is one aspect of the sad situation in Turkey. THE NEW HUMAN TYPE Ali Bayramoglu was asking the question of how the students being educated in the schools aiming to create new human type, would realize individual developments and cultural openings. I think Ahmet Insel had a similar idea. Since this is the context, I would like to mention this issue too. It could be said that the teacher working in these institutions have the general values exit in Turkey to a certain degree. It is not easy to get rid of that mentality instantly. The second point, in the level of secondary school, education should be presented based on respect and moral values since children don’t really follow the rules of reason. Certain issues, certain principles and values such as an idea that life is based on, national feelings, independence, love for flag, country and humanity, should be inspired at these ages. However these should not be done with force, one should not ignore individual preference. Otherwise, you can’t reach the goal and even you might end up at the opposite end. These could be done by being role models, determining the beauties in human nature and improve them, organizing curriculums accordingly, adding extra curricular programs. This could be done by being an example, being a path opener not follower, acting always considering the future. This could be done by providing the flexibility to the educational institutions and educators. NS- at a time in which the world is open to the new innovations, you are emphasizing the individual development. But the group is a closed system. Is development possible within this closed system? How does this reflect on your group in terms of developing ideas? FG- There are two issues here. The society is perceived different today. In my opinion, If we are going to call this a society- this word really bothers me- the creation of a group is like the creation of a society. What we call is a society is people who share the similar feelings and ideas, who believe similar things, who have similarities come together. This is possible in Turkey with everybody. This could be with the State, with the society. There is no problem in this kind of conceptualizing of a group. NS- A spirit of a group is being created, which consist of important communalities. Is the spirit of group something shared? Does it allow an individual to create his own way? FG- Now certain things make people come together. Lets say, as you mentioned, people have to believe in good, beautiful, they have to love people; every heart has to be like the heart of Rumi. Hatred,

Time Concept in Europe

Kasım 10 2004Yorum Yok Kategori: Genel

Those who see the European Union (EU) as a single country, and hence, a single time and culture are now singing a song filled with fallacies. Europe is presented to us from east to west as an undivided whole fresh cake. Even though there is no one asking, “I wonder, which Europe are we ready to accede to?” however here, Europeans talk about a Europe we are not ready to accede to. Does the EU law belong to a single culture, value or country? Which Europe are we not ready to accede to? Are we not ready for Britain, which has the highest statistics in domestic violence? Or for East and West Germany’s Europe where there is no love for one another? Or are we not ready for the Germany that calls blacks “kanake” and has racist and insulting views towards the Turks? An Austrian citizen cannot live in places called “City Houses” in Gemein, Austria. That is, foreigners have the ghetto right! Do we know of a Europe that fixes all its norms according to “a foreigner is a problem”? Have we not read about or are we about to read what Germany and France, that loathe each other, did?. Does Germany that is worse than a Third World Country discrimination-wise, see what it could not have done on the Kurdish issue or what it has done? When you go to Denmark, said to be a very free country, everybody tells you that this is a “police state,” Sweden has the suicide rate. Is it more difficult to join Italy’s separatist South Tyrol syndrome, or the Basque separatists or Belgium’s Flemish and Valons, whose songs of hatred never end? Do villagers and intellectuals live and think differently in Europe? Are the rural parts and provinces in Europe not conservative? For example, as in Germany during 1938 when time stood still, in which era do Europeans think Greece, that refuses to accept Macedonia’s independence, is living? For years Britain rejected the EU, so did the Scandinavian countries. Even though nations existed at different times on this continent, which was full of wars in the past, they have endeavored to find a common time. They call this the “European Union”. They did not form this Union through a referendum or by consultation with the people. The European Union was created by the willpower of European leaders and intellectuals. Today, France wrongly says, “Let’s ask the people.” Europeans who say that there are different Turks and different regions in Turkey, should be reminded of the fact that in Europe, there are also very many different classes, sharp lines and enmities. Europe tries to achieve a common value base by highlighting human rights. It plays to all marginal groups and people; nevertheless, it does not have such a clean record on minorities. Since Europe cannot form its cultural identity on a nation state, it tries to produce continental values and perceives this as a single time unit. This is only a theoretical situation; it is not real. Europe cannot show how continental nationalism consists of divided and shattered national interests. Because at this point the European border can be debated. Some even have declared that they do not want Turkey to accede to the EU, because they only do not want to enter into a border dialogue with bad neighbors! There is no spirit of solidarity in Europe that brags about being the advocate/observer of human rights. Social solidarity, which does not crush the oppressed, and emerged from the heart of Anatolia 1,000 years ago, is our most important cultural value. Our religion says, “Do not sleep with a full stomach, while your neighbor is hungry.” We should explain these as part of our cultural identity. We should defend this stance. So, we have different values. If do not want to be spirit slaves, we should exist with our cultural stance in the EU. Neither should we see this as being obstinate nor take the official history they narrate seriously. We have to read recent European history more than we are told. As if we do these ourselves, we will also find so many social features and problematic structures advertised as our bad sides in Europe. We are European Muslims anyway. Turkey, by creating a synthesis and integrating with the West on the east side of Europe, will look after and guide Europe in many relations that are not sensitive. Turkey is a central country in Europe’s direction. November 9, 2004

letter1:of the things you need to appreciate is the fact that Turkey has a great cultural deficit on the issue of “national debate” (they are not alone, of course). If you want someone to “understand” you, you need to practice the art of listening first. You may want to spend sometime pondering the question: Do the Europeans have the right to discuss and understand the implications of Turkey’s admission? I am sure Europeans have misperceptions about Turkey. I don’t think, however, that your arguments help lift those misperceptions. Your arguments convey a lot of emotion but very little enlightenment. Also, check your facts. Your statement: “..Greece, that refuses to accept Macedonia’s independence..”, is incorrect. Their difference is about the name “Macedonia”. Now, if you bother to read history you might realize that Greece’s sensitivities on this issue are well founded. second letter:Thanks for the response. By the way, I am currently reading “The Ottoman Empire” by Kinross. It is an excellent book and I would strongly recommend it to your compatriots and to all those affected by the rise and fall of the Ottoman Empire. Knowledge is..Power!! John Goularas

I AM NOT THAT BLONDE TO ARGUE THIS ISSUE TO THE EXTENT OF YOU ESTEEMED HISTORIANS AND ORIENTIELISTS ! IN TODAY’S WORLD, IF WE ASK “WHAT IS MEANT BY WEST ?” THE ANSWER MAY BE EUROPE AND NORTH AMERICA. IF WE SAY “UNDER PROGRESS” FOR THE EAST, WE DEFINE THE EAST WHICH IS ASSESSED AS THE “OTHERS” BY THE WESTERNS. THE WESTERN HAVE SHOWN A SINGLE APPROACH FROM THE POINT OF RELIGION AND LANGUAGE. HOWEVER, THE ORIENTILISTS HAVE A DIFFERENT APPROACH FOR THE EAST OTHER THAN THAT OF BRASIL OR AFRICA. THIS APPROACH IS BASED ON THE EAST INDICATING GEOGRAPHICALLY THE EAST WHERE MARCO POLO HAD TRAVELLED FOR MANY YEARS THE WEALTHY EASTERN COUNTRIES FAMOUS WITH A VARIETY OF SPICES. TURKEY SERVES AS A BRIDGE AMONG THE LANDS OF THE FORMER SOVIET UNION, RUSSIA AND CHINA AS WELL AS THE ARABIC AND MIDDLE EAST COUNTRIES KNOWN AS THE AS THE ISLAMIC WORLD. AT THE BEGINNING OF 15 TH (FIFTEENTH) CENTURY THE EARLY EMPIRE STATES, NEIGHBOURS OF THE EUROPEAN PRINCIPALITIES FROM THE EAST, CAN BE LISTED AS RUSSIA, OTTOMAN, CHINA, INDIA AND THE SAFAWID DYNASTY . AMERICA SAW THE AZTEC AND MAYA EMPIRES, ON THE OTHER HAND, AFRICA SAW THE EARLY KINGDOMS OF MALI AND SONGHAI. AS FAR AS LANDS OF GERMANY, FRANCE AND ITALY WERE CONCERNED, TOTAL NUMBER OF THE EARLY PRINCIPALITIES WERE AROUND 500 (FIVEHUNDRED). IN TODAY’S WORLD, WE ARE SPEAKING ABOUT 40 (FORTY) STATES OF EUROPE, 68 (SIXTYEIGHT) STATES OF ASIA, 55 (FIFTYFIVE) STATES OF AFRICA, 45 (FORTYFIVE) STATES OF AMERICA. MOREOVER, 50 (FIFTY) STATES HAVE BEEN FOUNDED IN THE RECENT TWENTY YEARS. IT IS EXPECTED THE NUMBER WILL INCREASE TO 300 (THREEHUNDRED) WITHIN THE COMING TWENTY YEARS. WHILST THE EUROPE IS UNITING, THE OTHERS ARE PULLED TO PIECES. “WHAT IS THE PHILOSOPHY BEHIND DETERMINATION OF THE PEOPLES’ OF AMERICA, AFRICA AND ASIA TO FOUND INDIVIDUAL STATES AFTER COMING INTO CONTACT WITH THE WEST AND EUROPE ? “ WILL BE AN INTERESTING QUESTION. ANOTHER QUESTION IS WHETHER THE BORDERS OF THESE STATES ARE LIMITED BY THE WESTERNS. WEST SHOULD BE EVALUATED IN LINE WITH COLONIALISM. WEST IS THE CRADLE OF DEMOCRACY, ON THE OTHERHAND THE MOTHERLAND OF COLONIALISM. WHY THE EASTERN PART OF THE WORLD IS SEPARATING WHILE THE WESTERN PART IS UNITING ? OVER CENTURIES , WESTERN CULTURES FULL OF FEUDAL PRINCIPALITIES WERE FAR AWAY FROM THOSE OF THE CENTRAL STATES OF THE EAST. AS FAR AS EAST AND WEST ARE CONCERNED, TWO DIFFERENT NATIONALISM, NATIONAL IDENTITY AND STATE CONSTITUTION ARE CONCERNED. APPARENTLY, THERE ARE TWO MODELS QUITE DIFFERENT FROM EACH OTHER. IN THE WEST STATE HAS CREATED THE NATION AND IT IS VICE VERSA IN THE EAST, NATION HAS CREATED THE STATE. IT HAS DEVELOPED WITHIN THE ATMOSPHERE OF NATURAL CIVILIZATION AND CULTURAL FLOW. UNITY OF THE PEOPLE IS POSSIBLE BY MEANS OF CULTURE AND CIVILIZATION. IT IS BASED ON THE PAST CIVILIZATIONS, HISTORIES AND LIFE STYLES. OF COURSE, WE WERE NOT A NATION ONLY 80 (EIGHTY) YEARS AGO. FOUNDATION OF THE EASTERN STATES ARE NEITHER RACE NOR ETHNIC-BASED. A DOMINANT GROUP ALWAYS EXISTS AS A LEADER OF THE PROCESS. THIS GROUP ASSIMILATES THE OTHER ETHNICS ENABLING THEM TO UNITE IN A COMMON CULTURE. WITHIN THIS SCOPE, THE NATION ENSURES EMOTIONAL UNITY. PERSIAN CULTURE CREATED THE IRANIAN NATION WHICH IS COMPOSED OF A NUMBER OF ETHNIC GROUPS. CHINA ALSO SHELTERS A NUMBER OF ETHNIC GROUPS BY MEANS OF COMMON LANGUAGE AND CIVILIZATION. THIS IS THE REASON WHY THE LARGE CENTRAL STATES HAVE BEEN EFFECTIVE OVER THE VAST EASTERN GEOGRAPHICAL AREAS. IN NORTHERN AFRICA AT A REGION CALLED MAGHRIP (KINGDOM OF MOROCCO) A STABLE SOCIAL-POLITICAL STRUCTURE WAS PREVAILING DURING THE PERIOD OF THE ISLAMIC ARAB STATES AND THE OTTOMAN EMPIRE RESPECTIVELY. UNITING WITH “MASHRIK” SETTLEMENT OF THE RED SEA REGION, THAT AREA WAS FORMING THE GREAT ARABIC WORLD. WITHIN THAT TERRITORIAL INTEGRITY, IBN-KHALDUN, THE ARAB HISTORIAN, AND HIS FAMILY MOVED FROM ARABIA TO SPAIN. AN ORDINARY ARAB FAMILY WERE TRAVELLING THOSE BOUNDLESS LANDS BY SPEAKING ONLY THE ARABIC LANGUAGE WITHOUT SUFFERING THE DIFFICULTIES OF BEING STRANGERS. UPON RETURNING BACK HOME AFTER 600 (SIXHUNDRED) YEARS, THE SAME FAMILY MET WITH THE FAMILIAR SURROUNDING. ASIA OWNED THE INDIA, CHINA, IRAN AND THE TURCO-MOGOL LANDS. GEOGRAPHICAL EXTENSION OF THE BIG NATIONS AND WIDE CENTRAL POWERS WERE PROTECTED 200 (TWO HUNDRED) YEARS AGO. TO DAY THE RED-HOT ISSUE UNDER DISCUSSION IS GLOBALIZATION. GLOBALIZATION MEETS WITH ANGER FOR BEING PERCEIVED FROM WEST TO EAST. HOWEVER, FOR MANY YEARS, WE NEGLECT THE CHINA TOWNS, INDIAN RESTUARANTS AND SHOPPING CENTERS, TURKISH KEBAPS, ARABIC CAPITAL FLOWING TO THE BANKS AND INVESTMENTS, NIGHT CLUBS, ENTERTAINTMENT AND BUSINESS CENTRES OWNED BY THE RUSSIANS. THE WORLD OF YESTERDAY WAS ALSO INVOLVED IN THE GLOBULAR INTERACTION. EAST FOOD ARE COMING TO THE KITCHENS FROM ALL OVER THE WORLD TOGETHER WITH THE TEXTILE PRUDUCTS SUCH AS SILK. THE OTOMAN EMPIRE, A GLOBULAR WORLD WITH THE LANDS OF 20 (TEWNTY) MILLION KILOMETERS, WAS HOSTING THOUSANDS OF ETNICAL GROUPS. THE WARS MAY BE EVALUATED WITHIN THE SCOPE OF GLOBALIZATION. AT THE 13 (THIRTEENTH) TH CENTURY, JALAL-UD-DIN RUMI WAS AT THE LANDS OF DISASTERS THAT WAS, THE ANATOLIA UNDER THE ATTACK OF THE CRUSADERS AND THE MOGOLS. HE WAS CALLING FOR PEACE BY SAYING “COME WHOEVER YOU ARE”. LIKEWISE JALAL-UD-DIN RUMI, A NUMBER OF ISLAMIC PHILOSOPHERS EFFECTED THE WEST TO A GREAT EXTENT BY OFFERING A DEEP SPIRITUAL WORLD, PHILOSOPHY AND OUTLOOK. THE WEST HARDLY BROKE ITS FEUDAL STRUCTURE AND FORMED THE UNITY RATHER LATE. DIFFERENT ETHNICAL GROUPS SURVIVED IN THE WESTERN STATES WITHOUT JOINING EACH OTHER. FOR INSTANCE, BELGIUM AND SWISS (SWITZELAND), AS YOU ALREADY KNOW, THE PEOPLE OF THOSE STATES ARE SPEAKING DIFFERENT LANGUAGES. THE SYMPATHY OF THE FLEMINGS AND WALLONS IS OUT OF QUESTION. A SYMPATHY FOR RACIALISM IS NOT A COINCEDENCE AT THE WEST. THE WEST HAD BROKEN ITS RIGID AND UNHUMAN FEUDAL STRUCTURE THROUGH BOURGEOISI. THE REVOLUTIONS OF THE WEST HAD BEEN TOUGH AND MERCILESS FOR NEGLECTING THE HUMAN VALUES AND TAKING INTO CONSIDERATION THE PUBLIC CLASSES AND ARISTOCRACY. A DEMAND FOR FREEDOM, EQUALITY, JUSTICE HAD ARISEN. IT IS NOT A COINCIDENCE THAT ALL RELIGIONS HAD ARISEN FROM EAST AND MIDDLE-EAST ORIGINATED. IN THOSE DAYS THE EAST AGAINST THE WEST HAD ADOPTED STRONG CUSTOMS, POWER AND AUTHORITY NECESSARY FOR A STATE. ACTUALLY, EAST WAS DESPISING THE WEST. THE WORLD OF THE EAST WAS DEPENDING ON HUMANBEINGS AND JUSTICE FROM THE POINT OF CULTURE. THE WEST STARTED RENAISSANCE FOR MODERNIZATION OF THE FEUDAL STRUCTURE THUS, RATIONALIZING ITS CONTACT WITH THE EAST. IN THE FOLLOWING CENTURIES, THE EAST WAS PRESSED BY THE CUSTOMS AND MODERNIZATION FOR NOT ADOPTING A PHILOSOPHY AND ATMOSPHERE OF UNHUMAN NATURE. TODAY GLOBALIZATION HAS TURNED TO DEVELOP COMMERCIAL TIES, CULTURAL POWER AND IMPACT AREA. THE EAST FOUND VULGAR AND BARBARIAN FOR ITS TOTALITARIAN REGIMES IS STILL THE CENTER OF THE MISTICAL AND SPIRITUAL WORLD. BUDDHISM, TIBET AND NEPAL MYSTISM, YOGA, MEDITATION, CONVENTIONAL HERBAL TREATMENT AND METHODS TAKE THEIR PLACE AT THE WESTERN MARKET. THE WEST IS SEARCHING ITS MORAL LEADERS AT THE EAST. JALAL-UD-DIN-RUMI, BUDDHA, DALAI LAMA, KABALA TEACHINGS ARE POPULAR. THE CHINESE OR INDIAN ACTORS PLAYING THE ROLE OF MORAL LEADERS ARE WIDELY SPREAD IN EUROPE AND USA. THE BOOKS BY JALAL-UD-DIN-RUMI ARE BEST SELLERS IN USA. THERE ARE NUMEROUS UNIONS AND ELECTRONIC SITES IN THIS RESPECT. THE NUMBER OF HIS FOLLOWERS ARE COUNTED IN MILLIONS. EAST IS STILL STANDING AGAINST THE WEST WITH ITS CULTURAL IDENTITY AND OLD CIVILIZATION. WHAT IS DIFFERENT NOWADAYS ? THE EAST USED TO LOOK DOWN ON THE WEST HAVE FOUND OUT THAT THE WEST IS THE RESPECTED PARTY TODAY DUE TO THE RICHNESS GAINED THROUGH TECHNOLOGICAL DEVELOPMENTS AND INDUSTRIAL REVOLUTION. THE EAST HAVE A COMPLEX OF INFERIORITY AS A RESULT OF THE DEEP FEELING OF IMITATION AND DESIRE TO THE WEST. EAST FORGETS ITS PAST AND NOW IS THE DEFENDANT. THE SIDE WHICH ALWAYS DEFENDS IS POOR. TODAY THE EAST HAVE AN GUILTY IDENTITY FOR BEING PLAYING THE ROLE OF DEFENDANT. AFTER SEPTEMBER THE 11TH (THE ELEVENTH), THE DEFINITION OF ISLAM AS BEING AGGRESSIVE HAS INCREASED THIS DEFENDANT ACT AND BEHAVIOUR. THIS DOES NOT ONLY RELATE TO ISLAM BUT CHINA ALSO PRESENTS AN EXTREME NATIONALISTIC BEHAVIOUR. BEING SUSPICIOUS AGAINST THE WEST, CHINA PROHIBITED ENTRANCE OF THE FAMOUS BRAND NAMES SUCH AS COCA COLA AND MC-DONALDS TO THE COUNTRY FOR MANY YEARS. IT IS OBVIOUS THAT SEPTEMBER THE 11TH (THE ELEVENTH) IS THE BIGGEST RADICAL CHALLENGE TO THE WEST. THE MOST RADICAL BEHAVIOUR FOLLOWING THIS ACTION WAS DESTRUCTION OF THE BUDDHA STATUES IN AFGHANISTAN. THE STRUGGLES FOR THE ALPHABET ALL OVER THE WORLD CAN BE CONSIDERED WITHIN THIS SCOPE. THE WEST HAS REINVENTED THE EASTERN PHILOSOPHY DURING THE YEARS OF 2000 (TWOTHOUUSAND)AFTER THE RENAISSANCE PERIOD. THERE IS A DEMAND FOR A SECOND RENAISSANCE BECAUSE THE MATERIAL VALUES, TECHNOLOGY AND PROSPERITY OF THE WEST HAVE DIMINISHED THE MORAL AND NATURAL STATUS OF THE PEOPLE. CONSERVATIVE CIVILIZATION OF THE EAST CONSIDERED AS UNDERDEVELOPED AND BARBARIAN NOW SEEMS LIKE A REMEDY FOR THE WEST. SINCE THE EAST IS NOT ABLE TO MARKET THEIR OWN MORAL VALUES, THE WEST IS MAKING PROFIT OF THROUGH SPIRITUALIZATION. THE WEST IS UNAWARE OF LIVING TOGETHER ALTHOUGH THEY HAVE DEFEATED THE MIDDLE AGES BY MEANS OF THE EASTERN PHILOSOPHY. FOR THIS REASON THE WEST IS VERY MUCH IN NEED OF DEMOCRACY AND HUMAN RIGHTS. THE OTTOMAN EMPIRE EXCEPTED THE JEW COMMUNITY EXILED FROM SPAIN. SOME OF WHICH WERE KILLED BY SPANISH REGIME. IN THIS RESPECT CHRISTIANITY INVOLVES A BIG EAST-WEST STRUGGLE. THE CRUSADES IS ENOUGH TO REVEAL THAT STRUGGLE. WITHIN THIS FRAME, ORTHODOX RELIGION IS AN EASTERN STANDING AGAINST THE WEST. BECAUSE MUSLIM AND ORTHODOX COMMUNITIES HAS A COMMON CENTURY OF LIFE BY LIVING SIDE BY SIDE. WE REMMEBER MAHADMA GANDHI AS FAR AS STANDING OF INDIA AGAINST THE WEST IS CONCERNED. MANDEALA OF THE SOUTH AFRICA, MAO OF CHINA AND SUN YAT- SEN , LENIN OF RUSSIA, ATATÜRK OF TURKEY EXHIBIT AN EASTERN CULTURE STANDING AGAINST THE WEST. THEY ALL WISHED TO PROTECT CULTURAL IDENTITY AND ECONOMICAL INDEPENCE OF THEIR SOCIETIES. THEY HAVE SHAPED THEIR POLITICAL INDEPENDENCES WITHIN THE CONCEPT OF NATIONAL STATES. IN THE 14TH (FOURTEENTH) CENTURY, IBN-KHALDUN WROTE SOME OF THE WORLD’S FIRST SOCIOLOGY, “MUKADDIME” IN WHICH HE EMPHASISED THE STEPS OF HISTORICAL DEVELOPMENTS AND THE CHANGE FROM TRIPES TO STATES. IN HIS BOOK HE DESCRIBED THE CONFLICT BETWEEN NOMADICS AND BARBARIANS VERSUS TO SETTLED SOCIETIES. HISTORICAL THESIS OF IBN-KHALDUN COVERS THE CIVILIZATION EFFECT OF THE BARBARIANS. DURING RECONSTRUCTION PROCESS OF CIVILISED SOCIETIES, TODAY WE REALISE THAT THE COLLECTIVE PROPERTY RELATIONS OF THE BARBARIANS WERE USED AS THE MAIN FACTORS OF NATIONALISM. ACCORDING TO ALEXANDRE KOYRE, THE RELATIONSHIP AND CONFLICT BETWEEN THE WEST AND RUSSIA DIRECT THE MENTAL HISTORY OF THE CONTEMPORARY RUSSIA. THE WEST ARE OF THE OPINION THAT THE RUSSIANS SHOULD COMPLETELY ADOPT THE WESTERN CIVILIZATION IN ORDER TO SURVIVE. THROUHOUT THE HISTORY, WEST ALWAYS TRIED TO CHRISTINIZE THE EASTERN SOCIETIES. WEST TRIED THEIR BEST TO SPREAD THEIR LANGUAGES AND CULTURES THROUGH THE MISSIONARIES. THE CHRISTIAN SOCIETY WAS MORE THAN HAPPY TO CHANGE THE SOCIETY OF THE PHILIPPINES FROM MATRIARCHAL TO PATRIARCHAL NATURE. SO THE WEST IS NOW FACING THE TERRORIST BEHAVIOUR OF THE SOCITIES THEY HAVE ONCE DEFORMED. REFER TO : AFRICA, SOUTH AMERICA OR MIDDLE-EAST. THE TIGER IS EXHIBITING ITS EXISTANCE WITHOUT ANY CHANGE IN TEN THOUSAND YEARS. CONTRARY, HUMANBEINGS DO NOT EXHIBIT THEIR EXISTANCE INDIVIDUALLY. PEOPLE CREATE A TREASURE THROUGH ITS CIVILIZATION. THEFT FROM THIS TREASURE WILL BE THE COST OF IMMIGRATION. ANTHROPOLOGIST GOEFFREY GORER TRAVELLED TO BALI AT 1937 (NINTEEN-THIRTY-SEVEN) AND FOUND OUT THAT THE PEOPLE OF BALI WERE THE MOST HAPPIEST SOCIETY HE MET. ANOTHER ENGLISH TRAVELLER VISTED BALI AT 1985 (NINETEEN-EIGHTY-FIVE) DOES NOT SHARE THIS VIEW. HE STATED THAT ALTHOUGH THE NATIVES OF THE ISLAND WERE MORE CIVILISED THE CONCEPTS OF HAPPINESS AND ADOPTATION HAD BEEN CHANGED. INTERFERENCE FROM ABROAD TO THE CULTURAL LIVES AND PROCESSES BRINGS AN UNHAPPINESS TO THE SOCIETY. NOWADAYS, LOSS OF LOCAL DIALECTS RESULTS IN SOCIAL STRANGENESS. DIVERSITY DECREASES. EAST ALWAYS STAND AGAINST WEST WITH ITS DIVERSITY AND WEALTHY CULTURAL HERITAGE. EAST HAS RESISTED WITH BELIEFS AND RELIGIONS WHICH FORMED THE PHILOSOPHY OF LIFE. ALTHOUGH HE WAS A WESTERN, MARX TRIED TO CREATE AN ANTI- WESTERN IDEOLOGY THROUGH HIS STAND OFF. .

Sayfa 1 / 212»