Temmuz 26, 2004

37 Cinayet Bin Hata

Temmuz 26 2004Yorum Yok Kategori: Güncel

“hızlandırılmış tren” diye bir “zihni sinir” projesinin maliyetini her zamanki gibi yine toplum ödedi. Hem maddi,hem manevi maliyet ödemekten helak olan Türk milleti her sarıldığı dalın kırılmasından umutsuzluk içinde.Her gelenin ayni zihniyetin “boz-yap”oyununun bir parçası olduğunu görmek geleceğimizin karanlık dehlizlerinde dolaşmak gibi. Bu kazada insanları öldüren zihniyet Türkiye’nin başındaki en büyük ve kemikleşmiş felakettir. yeni tren kazasıyla bu daha anlamlı bir yazı oldu!!!8 kişi daha öldü.Ne gam!

radyasyonlu çayı televizyonda içen zihniyet hızlı trende de kahvaltı edip “hem çevreyi seyrediyoruz hem sohbet ederek kahvaltı yapmanın zevkini yaşıyoruz” diyen Bakan beyi yalanlayan Metin Sever’in sabah gazetesindeki haberi. Tabak ve bardakların havada uçuştuğunu kara mizahla anlatan arkadaşımızı bir okuyun. Yine kime oldu olan?Milletimize.Türk siaysal tarihinin zihni sinir projeleri milletimizi biçe biçe ilerliyor.19.yüzyıldan kalma ihtiyar raylar üstünde hızlı tren projesi 19.y.y.’dan kalma siyasi liderlik,zihniyetin ürünüdür. TOTALİTER ZİHNİYET “Türkiye’de “Zihni Sinir” projeleri vardır, bunlar parlak fikirler olarak bize çok pahalıya patlar. Yurtiçi biletlerde indirim yapmak, geçen sene 10,5 milyon olan yolcu sayısını iki katına katlamak dehşetengiz bir fikir elbette. Bakkal defteri gibi devamlı satışlar, toplanan para yazılıyor. Ne güzel toplama çıkarma işlemi bilen CEO’larımız var. Bu zihniyetle modern teknolojiler ve işletmeler kullanılamaz.Rötarlarla gireceğimiz 21. yüzyılda yerimizin rötarlarla kaybedilmiş olduğunu göreceksiniz. Belki akrabalarımızı atadığımız koltuklar kalır arkeolojik bulgu olarak bizden de 21. yüzyıla. Dünya yöneticilik kültürüne Türkiye katkısı bununla sınırlı kalacak anlaşılan. Bir işletmeyi siyasi tabanına göre pazarlayan ve de bununla kâr ediyorum diye övünenler ülkemizin geleceğini zarara sokmaktalar. Milli kaynak israfı sadece maddi zarar hesabıyla yapılmaz. İnsan, zaman, akıl ve ruh sağlığı, beden sağlığı, değerlerin kaybı, marka değeri kaybı gibi kalemlerle yapılır. THY marka değerini yitirmektedir. Modern dünya tasarımına ait işler köylülükle yürütülemez. Bekleyecek herkes bir gün uçaklar düşmeye başlayıncaya kadar. O zaman belki koyun yerine konan müşteri şikayetleri dikkate alınır. Geç mi olur? Yok canım…”Bir çöküş efsanesi:THY” başlıklı yazımdan aylar sonra basınımız THY ile ilgili bütün incileri gündeme getirdi. Kaç tane uçak mecburi iniş yaptı düşmeden herkes biliyor. Haddini bilmeyen ve bu konuda ısrar eden yöneticiler,siyasiler bilime karşı zihniyetleriyle Türkiye’nin kaynaklarını kurutmaktalar. Erozyonla savaştan daha acili bu zihniyetle mücadele olmalıdır. “Hızlandırılmış tren” siyasi bir buluş olarak hayata geçmesi insanlarımızın hayatını elinden aldı. Ayrıca zamanlama bu zihniyete bir tokat gibiydi. Kültürümüzün iftihar kaynağı Mostar köprüsünü yıkan önyargılı, otoriter Sırp-Hırvat yaklaşımına karşı insanlık elele verdi ve Mostar köprünü yeniden inşa etti. Türkiye Mostar köprüsünün üstünden bütün dünyaya barış, cesaret, diyalog ve sevgi mesajı verme imkanını “hızlandırılmış” kafayla kaybetti. Bizim kültürümüzün hakkı olan bu olağanüstü an zavallı zihniyet yapısının altında ezildi.Tüm dünya Mostar açılışında bizim cinayet gibi tren kazası haberiyle çalkalandı. Binlerce yıllık kültürümüzden çok uzak düştüğümüz cümle aleme malumu ilan oldu. Milleti kandırabilirsiniz ama hayatı kandıramazsınız,raydan çıkıverir! Korku filmini aratmayacak uygulamalar, bilim dışı ve otoriter zihniyet dayatmaları,inatlaşmalar karada,havada, rayda ve denizde sürdürülmektedir. Ulaşımın iflas etmesinin açığa çıkması siyasi atamalarla oldu. Çünkü yok edilen kurumsal hafıza zor idare edilen pamuk ipliği bağlantıları da kopardı attı. Totaliter, emredici yönetici tarzı eski yüzyıl artığıdır.Totalitarizm,senin söylediğin şeylere ya da sürdürmeyi istediğin pratiklere ben saygı duymadığım zaman ortaya çıkar.Her şeyin şimdi nasıl olduğunu ve gelecekte nasıl olacağını kesinkes bildiğini sanmanın ürünüdür. Benim cennet düşüm pekala senin cehennem düşün olabilir.Bu cehennemler dünyasından kaçınmak istiyorsak çeşitliliğe, eleştiriye açık olmak mecburiyetindeyiz. Dolayısıyla sorunun özünde yatan şey, farklılığa,çoğulluğa ve çeşitliliğe karşı potansiyel tehlike olan hoşgörüsüzlüktür.İnsan yaşamının sonsuz çeşitlilik içerdiğini kabul etmedikçe,tek doğru kendini sandıkça siyasal tartışmalara totalitarizmin özünü üreten hoşgörüsüzlüğü yeniden üreten zihniyetten kurtulamayız. En büyük zenginliğimiz insan kaynağımızdır.Onu kıra kıra AB’ye giremeyiz. Totaliter inat bilimle, eleştiriyle barışık değildir. En büyük tehlike hızlandırılmış totaliter zihniyettir, Türkiye’yi ezer geçer. Biz de bakar kalırız. *24.02.2004 Zaman

Bir vatandaş, bir görevli

Temmuz 26 2004Yorum Yok Kategori: Zaman

“Felç olmuş bürokrat ve bürokrasi içindeki Türkiye’de bilim adamları, düşünürler, yazarlar, işadamları ve yerel sivil inisiyatifler mahalli inisiyatifler kurmalıdırlar.

Akut ölümümden daha tehlikeli şekilde bedenimizde yıllara yayılmış bir pestitit’ler (zehirli tarımsal ilaçlar) depolanmasıyla karşı karşıyayız. TRT’de bir söyleşide “İhraçlı sebze ve gıda ürünlerimiz yurtdışında yakılacak.” Dedim. Daha sonra Türkiye’de satışa sunulan sebze ve ballar iade edildi. TEME Bafra Karaburç Projesi’nin en önemli ayağı buydu. Sebze ve meyveler, köylünün maaşını ödediği ziraat mühendisinin kendi kontrolü ve sorumluluğu altında etkin madde ilaçlama sertifikasyonu ile piyasaya sürüldü. Ankara müsaade ederse AB ülkelerindeki sponsorlarımıza sebze ve meyvelerimizi uçakla göndererek tarımsal ilaç tahlili yaptıracağım. Sonuçları basın bile açıklayamaz.” diyen Hamid Genç, Bafralı bir vatandaş. Türk tütüncülüğü için verdiği mücadeleyle tanınan Genç, gerçek bir sivil inisiyatif lideri. Halkın her derdiyle ilgili, tarım ise ana konusu. Daha önemlisi yeni modeller üretiyor, iyisi olabilir diye gösteriyor ve canla başla durmadan çalışıyor Hamid Genç. O, kimseyi beklemiyor. Bafra Ziraat Odası’yla ve üniversitelerle işbirliği yaparak Bafra’da domates, enginar gibi yeni ürünler yetiştirilmesini ve ihracat yapılmasını sağlayan Genç, Bafra’yı kalkındırıyor. Halkın bilinçlenmesine katkı sağlıyor. Tarım ilaçları ve aşırı gübreleme kontrolsüz ilerlemekte ve yediğimiz içtiğimiz zehir haline gelmektedir. Bunların içinde halkın ana besin kaynağı olan ekmek ciddi bir yer tutmakta. Unu beyazlatmakta kullanılan maddenin zehirli katkılarına “milli Çernobil” diyen Hamid Genç, şimdi Bafra’da ilk kez zehirsiz, hiçbir katkı maddesi olmayan, kepekli doğal ekmeği üretip satışa sunulacak. Sertifikalı ekolojik gıdalar marketi açacak olan Hamid Genç, bunu merhum Vali Recep Yazıcıoğlu anısına yapıyor. Ekolojik mağazaya onun adını verme nedenini şöyle açıklıyor: “Sık sık Erzincan’daki görüşmelerimizde ‘Maykıl Ceksın’ gibi beyazlatılmış ekmeğin sağlık ve ekonomi açısından nasıl bir felaket olduğunu anlatırdı. Erzincan’a bu konuyu anlatamadığından muzdaripti.” Biz büyük kentlerde hiçbir denetimin olmadığı başıboş gıda sektöründe yaygın şekilde zehirlene duralım vatandaş Hamid Genç, Bafra’yı model olarak geliştiriyor. Sivil alanda çalışan vatandaşlarla Türkiye yeni bir siyaset üretebilir. Yeni parti kurarak değil. Çöken tarımımız sadece Hamid Genç’in değil, hepimizin sorunu.

Anadolu’da son beş yılda asık suratlı, millete uzak durmayı görev sanan devlet imajı değişmektedir. Genç ve halka yakın, yenilikçi birçok kaymakam, vali ya da yardımcısıyla karşılaştım. Birçok projede yardımcı oldular. Muş Vali Yardımcısı İbrahim Küçük de yaşadığı topluma katkı sağlayan devlet görevlilerinden. 3 yıldır Muş’ta görev yapan Küçük, “Zihinsel ve Fiziksel Engelliler Rehberlik ve Destekleme Projesi”nin mimarlarından. 2 yıldır süren proje süresince ev ev gezilerek 350.000 nüfusta sağlık taraması yapılmış. Muayene edilen 4.500 kişinin 3.427′si engelli. Bu yüksek engelli sayısının % 77′sinin kırsal alanda yaşadığı ve % 81′inin akraba evliliğinden kaynaklandığı tespit edilmiş. “Yeni engelliler olmasın” sloganıyla engelli ailelere eğitim çalışması Hacettepe Üniversitesi’yle ortaklaşa yapılmış. Kanserli hastalarla da yakından ilgilenen İbrahim Küçük, % 50 özürlü kalmış, yumuşak doku kanseri hastası Salih Yüce’nin sosyal yardımlaşma bütçesinden bakımını sağlamakta. Yeni ayrılmış bulunan Vali Dr. Cengiz Akın da kanserli hastaları bir çatı altında toplamayı düşünürken tayini çıkmış. Umarım bu proje unutulmaz. Çünkü Avrupa’da, kanserden dolayı işgücü kaybına uğramış % 50 ya da daha fazla özürlü, çalışamaz durumdaki hastalar için özürlüler gibi programlar uygulanmaktadır. Yani her işyeri belli miktar özürlü aldığı gibi kanser hastası da almakla yükümlüdür. Kanser hastalarını bu kapsama Türkiye de sokmalıdır. Salih Yüce İbrahim Küçük’ün en umutsuz anlarında ona el uzattığını, sadece para anlamında değil, manevi destek verdiğini anlattı bana. Kendini çok şanslı hissetmekte Salih haklı. Yöneticilerin insani özellikleri ve değerleri toplumun kalkınmasında birinci derecede etkilidir. İşte örnek bir vatandaş, örnek bir yönetici. Buraları seven bir insan olmak çok şeyi çözüyor.

20.07.2004

 

Hayatı iyileştirmeye değil, yönetmeye çalış

Temmuz 26 2004Yorum Yok Kategori: Zaman Turkuaz

BMW’nin baş tasarımcısı Thomas Plath, grafik tasarım bölümünden mezun olduğunda bir reklam ajansında işe başlar. Ford firması bir çizimini görür, çok beğenir ve şu teklifi yapar: Araba tasarımı konusunda okumak ister misin? Evet diyen Plath, 2 yıl Londra’da en pahalı okul olan Royal College of Art’ta okutulur. Tüm masrafları karşılanır. 6,5 yıl Ford bünyesinde çalıştıktan sonra BMW’ye geçer ve 19 yıldır BMW için çalışıyor. İleri tasarım işi yapan bir lider o.

Bizdeki insana yatırım zihniyetiyle hiç ilgisi olmayan bir öykü. Bizde öğrenci mezun oluncaya kadar diplomayı alma konusunda boğuşur. Sonra yıllarca işsiz gezer. Bir tanıdığı vasıtasıyla işe girer ve işi beğenilirse onu ucuza ne kadar uzun süre çalıştırırım diye yönetici kafa patlatır. Elinde tutmak için fedakarlık yapmaz, ancak her işi başardığı için her şey sırtına yıkıldığından çok şey öğrenir,şirket sırlarına vâkıf olur. Daha iyi bir ücretle ayrılmaya karar verince patronundan dayak bile yer! Bizim öğrenci hiçbir zaman dünya çapında olamaz, ancak günlük hamallıkları sırtlar götürür. Ne o grafiker veya tasarımcı olur dünya çapında, ne de şirketi.

Türkiye’de şirketler bütünü görmekten aciz, aile içi ilişkilerle yozlaşmış, rasyonel planlama ve örgütlenmesi olmayan yapılar. Akrabalar işe alınır, en aptalını, para çarpanını bile işten çıkartamaz. İflas etmek en yaygın sonuçtur. Şirketler etiketledikleri malı ihraç edince, etiketteki ismi marka sanmaktalar. En ucuza deneyimli, deneyimsiz birbiriyle uyumu olmayan insan gruplarını çalıştırmayı yeterli görmekteler. Ekip yaratmamaktalar. Parası olan, kültürü olmayan işverenler, iyi eğitimli elemanları en ucuza getirmeyi akıllılık sanmakta. Bu nedenle kayıtlı ekonomide girişimcinin % 59′u üniversite mezunuyken, kayıtsız ekonomide % 62 ilkokul mezunu. Küçük ölçekli şirketler katma değer üreten şirketlere dönüşemiyorlar. 200.000 şirket 9 kişiden az insan çalıştırıyor. Dünya görüşü ne olursa olsun herkesin derdi çalışanı sömürmek, tazminatını vermemek gibi küçük oyunlar. Bu zihniyeti küçük, kendi küçük şirketler Türkiye’nin ufkunu görememekte. Aynı zamanda kapatmaktalar. Sadece aldıkları araba markası, yedikleri içtikleriyle, evleri yeterli gören işadamı, Avrupa’nın ayak işlerine talip oluyor. Çin, Türkiye gibi ülkelerde Avrupa’da dokunmayan kumaş dokunuyor, dikilmeyen gömlekler dikiliyor. Bürümcük kumaşını Ruslar çok beğenmişlerdi. Birden talep artınca Rus ilgisine bizim cevabımız içine adi naylon karıştırmak oldu. Bu sahtekârlık, potansiyeli öldürdü. Asla zamanında teslimat yapmayan şirketler ucuz Hint ipliğini hemen kapıyor. İplik kopa kopa ilerliyor tezgahta, doku dokuyabilirsen. En ismi bilinen yerler bunu rahatlıkla yapanlar. Hint viskonu, polyester Endonezya kalitesiz malzeme kullanarak çok kâr etme peşindeler. Orijinal, kaliteli, mühendislik tasarımı kumaş dokuyabilir mi bu zihniyet?

Türkiye’nin prestijiyle oynadığı için bu insanlara bir yaptırım ve kontrol var mı? Neredeee? En başarısız yöneticiyi bile hiçbir yerden söküp atamazsınız zaten bu memlekette. Bizim oğlan iyidir, bizden olsun çamurdan olsun ve benim arkadaşım, ona borçluyum, diyen siyasiler/bürokratlar/işverenler asla başarısızlığı cezalandırmaz.

Ancak başarı da cezasız kalmaz. İyi bir şey yaptıysanız cevap anında zuhur eder. Oysa rol modeller üretmek gerekir iş dünyasında. Silikon Vadisi’nde üretilen rol model Bill Gates. Orada herkes onun gibi olmak istiyor. Orada iş modelleri de üretiliyor. Başarı sağlanınca sadece bir kişi zengin olmuyor. Sekreterine kadar herkes pay alıyor. Takım kuruluyor ve takım oyunu oynanıyor. Eğitime, insana yatırım yapmadan ne marka, ne şirket, ne ihracat olur. Hayatın kalitesini iyileştirmek değil, yönetmek istikrar getirir.

25.07.2004

 

Sayfa 1 / 11