Temmuz 19, 2004

Ana-baba olma ehliyeti

Temmuz 19 2004Yorum Yok Kategori: Zaman Turkuaz

İnsanlar alt tarafı teneke parçalarının yapışmasından oluşan bir otomobili kullanmak için sizden bilgi ve belge isterler. Ehliyet denen belgeyi gösteremezseniz polis tarafından cezalandırılırsınız. Oysa insan denen malzemeyi yoğuracak en etkili iki öğretmen ve bakıcı olan anneyle babanın sadece evlenmek istemeleri yeterlidir.

Bulaşıcı hastalıklara bakılır, kan uyuşmazlığı var mı diye bakılır ancak bunları bile atlatarak evlenmek becerisi gösterilebilir. Hatta ülkemizde sinir hastası, nevrotik, psikopat ve de resmen zır deliler evlendirilir. Hastanelere tıkılan, gayri insanî şartlarda yaşayan Batılı delilere göre çok daha şanslı gibi görünse de öyle değil kazın ayağı. Eskiden deliler mahallenin koruyucu ve kollayıcı bağrında beslenir, biraz dalga geçilse ve alay edilse de eziyet edilmeden, kapatılmadan deliler bir renk olarak yaşarlardı. Her mahallenin, kentin, köyün ya da kasabanın delisi vardı. Bu masum deliler de delileri koruyan insanlar da çekip gittiler dünyadan. Şimdi sinsi deliler var. Aleni olanları olmayanları, hepsini sadece kurtulmak için aileler hemen bir kızla evlendirirler. Erkekseniz deli olmanız, ruh hastası olmanız ya da çirkinlik evliliği engelleyici bir durum sayılmaz. Bulunan zavallı bir kıza ya da gerçeğin söz edilmediği talihsiz genç bir kadına bu hasta kakalanır. Karısını uykusunda boğan, kesen, parçalayanların haberiyle üçüncü sayfalar kana keser. Kendini gizleyebilenler döven, çarpan, perdeleri bile açtırmayan, etine ütü basan modellerdir. Bu kendini gizleyenleri aileleri, anneleri özellikle pek güzel saklar. “Evladım diye demiyorum, çok efendidir. Kimseye bakmaz.” lafının gerisinde bir kulp aratmama, nedeni ne olursa olsun kızı evlendirme hırsıdır.

Kızı ikna etmek için el birliği yapılır. Kentte farklı kültürlerin göçleriyle yaşanan karmaşa ruhunu şeytana satmış birçok ucubenin doğmasına da yardım etti. Bu hangi kültürden olduğunu bilmeyen, dili ve kendi karışık meze sofrası gibi dağılmış kimlikler sınıfsızdır.

Beymen ya da Vakko gibi markalar giyerek zengin sınıfa aitmiş “gibi” oynayan köylüler, aşiret mensupları ya da reisleri, tarlada bitmiş bütün ayrık otları kentli olmayı giyim kuşamla özdeşleştirir. İkinci sırada otomobil gelir onlar için. En hızlı, en pahalı otomobil onun pençesinde durmalıdır ki içindeki hırs pınarı şarlasın gitsin. Üçüncüsü tabancaları sağlam yerde durur. İkide bir evde ve parkta, ceketin içinden şişmiş egoları kadar kocaman gözükürse kendilerini güvende hissederler. Dördüncüsü cep telefonları da son çıkmış model ve pahada olmalıdır ki bütün aşağılık komplekslerine kılıflar dikebilsinler. Ayrıca üç–dört telefon yan yana durur. Hem kirli beyaz işleri, hem kara ruhları için farklı yollardan seslenmeyi becerirler. Her adımı atmadan şeytanla pazarlık eder, ne yapılacağını hesaplarlar. Bu nedenle de kendilerini herkesten zeki, uyanık ve güçlü hissederler. Beşincisi mutlaka bir diploma sahibi olurlar. İşletmeden mi alır, makineden mi ancak bir yer bulur kendine ve diplomasını garantiler ki laf dönüp dolaşıp modern olmaya gelince mürekkebi nasıl içtiğini anlatsın ve de delil olsun diye. Hoş bütün saydıklarım sadece elaleme kanıt diye gereklidir. Arının çiçeğe, çiçeğin gübreye ihtiyacı olduğu kadar ihtiyaç duyarlar bunlara.

Bu erkeklerin en hırstan gözü dönmüş olanları kentli, kolejli, çok güzel kızlara dayanamazlar. Onu da egolarını yelpazeleyecek aksesuarlardan biri diye isterler. Bu konuda az hata, çok hata kaldırmazlar. El koyarlar duruma. Ruh sağlığı bozulmuş toplumumuzda olan çocuklara oluyor elbette. Akıl hastası babadan ve kocadan medet umanlar, eziyetten kaçmak isterken çocuğunu kaybedenler, inat ve süründürmek için çocuklarından koparılan annelere ait çok öykü var. Baba ve anne ehliyeti olmayan birçok insanın biyolojik ana ve babalığı çocukları derinden yaralıyor. Öyle olmasa bu toplumun gençlerinin yarısı intiharı düşünüyor olmazdı. İyi anne ve babalık görmemiş, umutsuz, yalnız ve şımartılmış çocukların vardığı nokta hayattan vazgeçmek oluyor. Yapılan araştırmada gençlerin intihara bu yatkınlığı, haberlerde anne-babalarının “hiçbir sorunu yoktu” diretmesi arada iletişim sorunu gibi ciddi bir eksikliği anlatıyor. Farklı kültürlerden yapılan evliliklerde de Batı kentlerinden bir kadının Doğu’dan bir erkeğin, ailesinin, aşiretinin tehditleriyle başa çıkması mümkün olamaz elbette. Kaba güç kentli insanın hayatında yerini hukuka bırakır. Bizim kentli yaşam hukuk mağduru olduğundan yine çaresizlik basıyor insanları. Kötü anne olmaz diye bir şey yok. Hatta bir erkek 18 yıllık karısının hiçbir özelliği olmadığını söyledikten sonra iyi bir anne-bakıcı diye vurgulamıştı. Sonra boşanma sırasında kadının intikam için en çok çocuklarını kullanmasını hayretle izlemiştik. Çocuklar psiko-somatik birçok hastalıkla boğuşur hale gelmişlerdi. Sokaklarda kusuyordu zavallılar. Yetişkinlerin intikam duygularının aracı olan çocuklardan sonra hayır beklemek pek akıllıca değil sanırım. Bu konuda hukuk ve adalet sistemi işlemedikçe, güçlü olanın keyfine iş kalınca aileyi korumamız mümkün değil. Karmaşık kimlikler, kimliksizlikler ya da hırslar birleşince çocuk sevgisi kayboluyor. Geriye çocuk sahibi olmak kalıyor.

18.07.2004

 

Japonya

Temmuz 19 2004Yorum Yok Kategori: Kültür-Antropoloji

Keşif ve araştırma duygusu yeni iş alanları açmak isteyenlerin kazandırdığı bir şeydi eski yüzyıllarda. Sonra cesaret ve merak sahibi insanlar yeni yaşam tarzları keşfettiler. Modern teknolojiler doğdu.
Kamuoyu çalışmaları dört kişilik tipik bir Japon ailesinin ayda ancak 5000 yen yani 50 Amerikan Doları tasarruf edebildiğini gösteriyor.
(1998)  

Sayfa 1 / 11