Ekim 31, 2003

YERYÜZÜNÜN DİLİ OLAN AŞK

Ekim 31 2003Yorum Yok Kategori: Yeni Yüzyıl

“Seni seviyorum,çünkü bütün evren sana ulaşmam için işbirliği yaptı.” der Simyacı’da çoban. “İkinci görüşmemizde,dedi genç kız,bana aşkından söz ettin.Daha sonra Evrenin Dili gibi,Evrenin ruhu gibi çok güzel şeyler öğrettin.Ve bunlar,azar azar beni senin bir parçan haline getirdi.”Konuşarak yüreğinin derinliklerini birbirine açar iki kişi ve birbirinin aşkının tadına bakar.İçlerindeki güç birbirine akacak yol bulur sözcüklerden.”Aşk’tı bunun adı, evrenin saf diliydi bu,herhangi bir açıklamaya gereksinimi yoktu,çünkü Evren’in sonsuz zamanda yoluna devam etmesi için hiçbir açıklamaya gereksinimi yoktu.”Sevilecek biri yaratılmıştı ve bu hazine olmazsa insan soyunun hayallerinin hiçbir anlamı olmazdı.”Aşk’tı bunun adı,insanlardan da,çöllerden de daha eskiydi.”

Aşk’ın bilinmezliği doğru değildir çünkü herkes istediği ve ihtiyaç duyduğu şeyi ele geçirebilir hayatta.”Kim olursan ol, ne yaparsan yap,bütün .,yüreğinle gerçekten bir şey istediğin zaman,Evrenin ruhunda bir istek oluşur.”Oysa herkes bizi değiştirmeye uğraşır çevremizde.”Bizi görmek istedikleri gibi değilsek hoşnut olmazlar,canları sıkılır.Çünkü efendim,herkes bizim nasıl yaşamamız gerektiğini elifi elifine bildiğine inanır.”Ama onlar yeryüzünün dilini bilmezler.Onlar önemli olmak ve sadece sevilen olmak isterler ki dilleri bağlıdır.Kendi istekleriyle sınırlıdır yaşamları.Sadece gece yarısından sonra bir kadının koynuna giren ,konuşmayan aşıklar gibidirler. “Yeryüzünde herkesin anladığı bir dil vardır,..bu çoşkunun dilidir,arzu edilen ya da inanılan şeyi gerçekleştirmek için sevgi ve tutku ile yapılan girişimlerin dilidir.” Çoşku yoksunuysa yüreğiniz dudaklarınız öpmez, çoşkudan uzaksa elleriniz ötekine uzanamaz, çoşku sarsmıyorsa yüreğinizi kendine özlediği yüreği bulamaz.Sevgi ve tutku dilini korku ve bencillik bağlar.Toprağı ezen nalların sahibidir atlar ki üstlerinde yüreği rüzğar olanı taşırlar. “İnsanların çoğu dünyayı korkutucu bir şey olarak görüyorlar ve yalnızca bu nedenden dolayı da dünya gerçekten korkutucu bir yer oluyor.” İnsanlardan korkan, kadınlara güvenmeyen erkeklerin,mantıklı evlilik arayan kadınların ruhu güçsüz bir korkunun esir dudaklarına hapsolmuş kalebentlerdir. Koruganlarına kilitlenmiş sıska bir yaşamın çaresiz yalnızlığı. Onlar ki başkasının Kişisel Menkibe’sine burnunun sokan kimse kendi Kişisel Menkibe’sini kesinlikle keşfedemez.” Başkalarına düzen ve intizam verirken kendimizi ulaşılmaz yüksekliklere taşırız ki orası çok aşağılarda ruh bulur.Eğer bilebilseydiler ki onlar yaşamın rengi mavi bir sonsuzluktur,gecenin karanlığı yerine.Yalnızca geceleri yaşarken nasıl hissedilir mavi gökyüzü? “Sevdiğimiz zaman Evren’in bir parçası oluruz.” “-Rüzğar,bana senin Aşk’ı tanıdığını söyledi,dedi delikanlı güneşe.Aşk’ı biliyorsan,Evren’in Ruhu’nu da biliyorsundur,çünkü o da Aşk ‘tan yapılmıştır.” Güneş Aşk’ı tanımıyor muydu? “Aşk,ne çöl gibi devinimsiz durmaktan,ne rüzğar gibi dünyayı dolaşmaktan,ne de senin gibi her şeyi uzaktan görmekten ibarettir.Aşk, Evren’in Ruhu’nu değiştiren ve geliştiren güçtür.İlk kez onun içine girdiğim zaman onun kusursuz olduğunu sandım.Ama daha sonra onun,yaratılmış olan her şeyin yansıması olduğunu,onun da savaşları ve tutkuları olduğunu gördüm.Evren’in Ruhu’nu bizler besliyoruz ve üzerinde yaşadığımız dünya,bizim daha iyi ya da kötü olmamıza göre, daha iyi ya da daha kötü olacaktır.Aşk’ın gücü işte burada işe karışır,çünkü sevdiğimiz zaman,olduğumuzdan daha iyi olmak isteriz her zaman.” Ve hepsinden önemlisi Aşk’ın, hiç bir kadını ya da erkeği Kişisel Menkibe’sinden asla uzaklaştıramadığını kendine anlatan “öteki”yi bulmakta.Sahip olunan biriyle yaşanmaz aşk,yan yana yaşayanların tadına varacakları bir meyva aşk,kimsenin kendi yaşam öyküsünün önünü kesmeyen bir aşkın çoşkusu bu. “Gerçekte kendi Kişisel Menkibe’sini yaşayan kimseye karşı hayat cömerttir.” Özlem düşünce gönlüne sevdiğine koşan bir rüzgardır aşk program dışı, dünyanın her köşesine ulaşandır aşık yüreğiyle.Baştan ayağa aşk olan kadının düşlerine yetişebilseydine eğer,tüm dünyayı önüne katarak düşleri uçurabilirdin bir yardan aşağıya.Aşkın dilleri konuşulan dillerdir,ölü diller ölmüş geçmişlerin sonsuza ağıtıdır ki orada aşk bülbülü şakımaz.Herkesin aşkı kendi dili kadardır,kendi yüreği kadar. Aşkı isteyen Onun ateşten imtihanına girebilmek için kişiliğinden başka aday bulamaz.Bu hamlık imtihanını geçen aşk nehrine girebilir ancak.Yaşamın hazinesi sadece bizdedir. *Paulo Coelho, Simyacı Can yay. ‘dan tüm alıntılar

KIRIK KALPLİ KADINLAR ÜLKESİ

Ekim 31 2003Yorum Yok Kategori: Zaman Turkuaz

Güneydoğu’da kadınlarla beş yıl çalıştım. GAP 2010 Master plan içinde görev yaptım. Batman ‘da intihar vakalarıyla ilgili ilk çalışmalardan birine katıldım. Orada gördüğüm ve işittiğim kadınlara ağır baskı ve aile içi şiddet oldu. İntiharlar konusunda kadınlar,kızlar konuşmak istemiyorlardı. Projeyi yürüten arkadaşımız aylarca orada kalarak bilgi toplayabildi.
Bu konu sosyal ve kültürel önemli bir fenomen. Bir kovboy kasabasına benzeyen Batman’da yoksulluk, kültür şoku egemen.
Tempo dergisi ise intiharların söz konusu olmadığını onun yerine kızların öldürüldüğünü iddia ediyor yaptığı araştırma sonucunda. Ayrıca Batman Kadın Danışma Merkezi de bu iddiada; “Çünkü bize gelen vakaların yüzde 80’i cinayet çıktı” diyor Süreyya Turgut. komşusu bir kızın dört duvar arasından çıkmasına izin verilmediği için Sosyal Hizmetler’e sığındığını ve bunu kaldıramayan ailenin kızı intihara zorladığını anlatıyor.
Batmanlı, tek göz odada kalan bir kızın söyledikleri insanın içini acıtıyor:
“Yarını düşünüyorum ama yarında hiçbir şey görmüyorum ki.Bana yarını yapma hakkı vermiyorlar.Aile baskısı çok büyük.Biliyorsunuz burası Doğu. Kimse o hakkı vermez size.Ailem bana gelecek,okuma ve barınma fırsatı için izin vermez. Öyle kalacak.” Bu derin umutsuzluk ve kendini ifade edememenin sancısı insan olmanın aşağılanması halidir elbette. İlkokul mezunu bu genç kızın hayalleri yok,umudu yok,geleceği yok.Öğrenmeye aç, gelişmeye açık gençler ve özellikle kızların katı kurallar ve ev hapsinde yaşaması onları intihara itiyor. Televizyonla dünyayı ve diğer kadınları,hayatları gören kadınlar kendilerinin neden farklı yaşamaya zorlandıklarını anlayamıyorlar. İçte ve dışta bir kültür çatışması doğuyor hayatlarında. Batman’ın yemyeşil bir bahçe içinde bürokratların, iş adamlarının kentli bir yaşam sürmesini çevreden izleyen seyirciler olmak kızları “neden?”sorusuna götürüyor. Doç.Dr. Bengi Semerci bu konuda yazdığı raporda; “Bu çatışmayı kaybeden ya da bunalan gence iki çözüm kalmaktadır. Evden kaçmak ya da canından vaz geçmek”diyor.
Bizim yaptığımız çalışmada erkeklerin intihar lafını duymak bile istemediklerini ve bu konuda ısrarlı soru sorulursa agresif davrandıklarını tespit ettik. Erkekler namus ve töre konusunda görevli hissettikleri için kendilerini sorunun onlar için suçlayıcı olduğunu düşünüyorlar. Kendilerinin konumlarından çok da mutlu olamıyorlar. Ancak çevre ve toplumun baskısı sonucu kadın ve kızların hayatları onların elinde. Bunun da farkındalar. Aile içi şiddet geniş ailenin de bir sonucu, dedikodusu bol okuması az bu ortamlar şiddeti körüklüyor. Dinden anlaşılan ise sadece erkek bağnazlığı ve koyu taassup. Mutlak erkek otoritesi yaşı küçük bile olsa erkeği kadından üstün kılıyor. O nedenle 17lik bir kayınbirader 25 yaşındaki bir geline tokat atabiliyor ve bunalıma giren geline kimse destek olmuyor. İslam’ı erkek bağnazlığına araç haline getiren töreler televizyon dan korkuyor. Televizyon kötü sayılarak yasaklanırken, okumak da sokağa çıkmak da kötü bir davranış. Yani kadın asosyal ve cahil kaldıkça erkek kendini güvende hissediyor. Türkiye’nin geleceği ise onu kızının geleceği gibi hiç ilgilendirmiyor. Erkeklerin acilen eğitilmesi gerektiği çok açık. Kadın eğitimi yaptığımız dönemde de kadınlar bize hep “ne olur bizi değil,erkekleri eğitin. Çünkü öğrendiklerimiz yüzünden dayak yiyoruz”diyorlardı.
Türkiye Cumhuriyeti 80. yılında kendiyle yüzleşmek istiyorsa, önceliği kadınlarına vermek zorunda. Çünkü Atatürk Avrupa ve Amerika’dan önce bir çok sosyal,kültürel ve siyasal alanı kadınlara açarken yeni yüzyılları düşlüyordu.Biz o yüzyıla geldik, ancak yöneticilerimizin düşleri kadınları kapsamıyor.
“Acı ve mutluluğun şekli aynıdır bu dünyada:
güle,açık kalp de diyebilirsin,kırık kalp de.”*
Kadınlarımızı düşlerinden, sevgilerinden uzak tutmayalım ki kırık kalpler ülkesi olmayalım.
*Delhili Hace Mir Derd
NEVVAL SEVİNDİ
 

YERYÜZÜNÜN DİLİ OLAN AŞK

Ekim 31 2003Yorum Yok Kategori: Yeni Yüzyıl

“Seni seviyorum,çünkü bütün evren sana ulaşmam için işbirliği yaptı.” der Simyacı’da çoban. “İkinci görüşmemizde,dedi genç kız,bana aşkından söz ettin.Daha sonra Evrenin Dili gibi,Evrenin ruhu gibi çok güzel şeyler öğrettin.Ve bunlar,azar azar beni senin bir parçan haline getirdi.”Konuşarak yüreğinin derinliklerini birbirine açar iki kişi ve birbirinin aşkının tadına bakar.İçlerindeki güç birbirine akacak yol bulur sözcüklerden.”Aşk’tı bunun adı, evrenin saf diliydi bu,herhangi bir açıklamaya gereksinimi yoktu,çünkü Evren’in sonsuz zamanda yoluna devam etmesi için hiçbir açıklamaya gereksinimi yoktu.”Sevilecek biri yaratılmıştı ve bu hazine olmazsa insan soyunun hayallerinin hiçbir anlamı olmazdı.”Aşk’tı bunun adı,insanlardan da,çöllerden de daha eskiydi.”

 

Sayfa 1 / 11