Eylül 25, 2003

Iraq, Europe and Women

Eylül 25 2003Yorum Yok Kategori: EN

When the Iraq issue was discussed during the Erdogan-Clinton meeting, Prime Minister [Recep Tayyip] Erdogan stated that he wants the Turkish Armed Forces to be assigned to a certain region in Iraq under the command of Turkish commanders and that his government affirmatively considers sending troops.

Demanding a specific region, the prime minister said we want to provide health, educational and infrastructural services. The prime minister, who wants to take modern Turkey’s interests to Iraq, aims at establishing the neccesary social infrastructure. This attitude will mean exporting the Turkish model and it is important regarding our relations with the European Union [EU]. This is because EU officials recently stated the reason they don’t want to accept Turkey into their fold as follows: “This thing has nothing to do with religion, you are too slow concerning cultural rights. For example, women’s rights and the state of women is too underdeveloped in comparison with ours.” It is worth being closely followed by the EU if we are to prove ourselves as a model and have a part to play in a pilot region in Iraq. Europe will be interested in Turkey’s capability of being a model in the region as well. In spite of everything, Turkey’s benefits from democracy and modern life are enormous. Iraqi television channels broadcast Turkish films, concerts and serials just as Iran has been doing for years. Many people know that the entertainment world means fun, and so the ‘Televole’ program is very popular there. The socialization of Iraq will be tantamount to the civilization of that country. Democracy could come when life returns to normalcy. The greatest danger in Iraq is the ‘Shiite bigotry.’ This bigotry which aims at making women invisible, won’t welcome the Turkish model. This is an important point in which a great deal of attention must be given. As Ferai Tinc wrote yesterday, the U.S. is not stuck in the Iraq quagmire, on the contrary, it has established a central authority. It only experiences difficulty in investing billions of dollars and will demand money when it speaks at the United Nations. As part of the solidarity, if Turkey undertakes the social infrastructural, cultural and entertainment responsibilities there, then it can start to work on healing the people’s souls. It will contribute to the future of the Iraqi people who will like to integrate with a modern world. The Iraqi people will like to heal the wounds and integrate with the [civilized] world. Dealing with a dictatorial regime for years, the Iraqi people are the generations who have watched Turkish movies, admired Turkan Soray or ridden the horse with Malkocoglu. Turkey has to make its brave and bold presence in the region felt. Instead of the ‘let’s not get involved in anything’ foreign policy, which has been pursued for years, let’s share the accumulation of our 700-year experience with the Iraqi people. We can ensure togetherness instead of clashes and contradictions. Until now, our foreign policies have alienated us from our neighbors. Any success that is achieved by Turkey in Iraq will increase its role and influence in the region. And this model will become an example for Europe as well. Turkey, which is in a position of representing modern life and human rights in the region, will also get the needed acceleration within and its confidence will increase. This is not only a social issue, it is also a political task. It is a necessity of a natural process. This is the EU and Western perspective though. September 22, 2003

Türkiye, Irak’ta ne yapacağına karar vermeli

Eylül 25 2003Yorum Yok Kategori: Zaman

Bush, önündeki seçimlerden yenilerek çıkarsa ve yeni başkan Irak’tan çekilme kararı alırsa Türkiye ne yapacak?

Bush seçimleri kazanırsa ve Ortadoğu’da kalacağını dünya aleme yeni projeleriyle duyurursa Türkiye ne yapacak?

Strateji oyunlarında her olasılık üzerinden yapılan tahminler ve projelendirmeler zihin açmak için kullanılır.

Türkiye her olasılıkta nasıl bir pozisyona düşeceğini ya da ne yapacağını önceden planlamak zorunda. Bu konuda kervan yolda düzülmüyor, olsa olsa soyuluyor.

Ortadoğu’da üç ana akım daha ateşli bir yarışın içine girmektedir:

Vahabilik, Şiilik ve modernize olan Sünni gelenekle Osmanlı medeniyeti ve kültür sürecinden çıkan Türk İslam anlayışı.

Vahabilik bugün ABD tarafından bile terörizmin yetiştiği bataklık olarak kabul görmektedir. Vahabilik, Osmanlı döneminin de en saldırgan ve gerici akımıdır. Türklere ve Türk Müslümanlığına saldırıları 1800’lü gazetelerde belgelenmiştir. Vahabilik asla global hoşgörü içermez, hatta kendine benzemeyen Müslüman’a bile Müslüman demez. Bölgede bana bu çok söylendi.

Şiilik ise Ortadoğu’da yayılma politikası güden ve politize olmuş bir akımdır. İran’daki Humeyni politikalarıyla düşman kazanmıştır.

Türk İslam anlayışı dünya sahnesine çıkmak bir yana, Ortadoğu’da bile sahneye çıkmamaktadır. Türkiye’nin yerim dar diye oynamayan yeni gelin misali utangaçlığı artık anlamsız hale gelmiştir. Batı’nın bile farkına vardığı ve Amerika’nın konuştuğu Türk İslam anlayışı bizim aydınlarımızda hâl⠓ayıplı” bir konu!

Avrupa’da “Avrupa İslam’ı” diye teoriler geliştiren, projeler yapanlar bile Türk İslam anlayışını göz ardı ederek örnek olarak Fas’ı göstermektedir. Fas’ın model olmasının imkansızlığı tarihsel bir tespittir.

Milyonlarca Türk’ten ve onun aydınından, politikacısından, kültür üreticisinden tık yok!

Bugün ana sorun Irak’a asker gönderip göndermemek değil. ‘Türkiye, Ortadoğu’nun modernleşmesinde ne kadar rol alacak?’ sorusu önemli.

Hem ülke içi modernleşmeyi omuzlamaya, hem Ortadoğu ve Arap dünyasındaki değişime önayak olmaya çalışan AKP yıllardır ertelenen reformları yapmaya çalışıyor. Diğer yandan da tarihin ve milletin kendine verdiği modernleşmeci rolle kendisinin oynamak istediği muhafazakar rol arasında sıkışıyor.

Batı Osmanlı’dan beri Türkiye’ye modernleşmenin, taleplerinin girmesi için uğraşırken Atatürk bunu dayatmayla değil, Türk milletinin kendi talebi olarak gerçekleştirdi. Modern yaşamın içselleşmesinde bu talep yeterliydi. Bugün Batı ile bizim bu konuda menfaatlerimiz örtüşmektedir. Ortadoğu’da zalim hükümdarlar, açlık, yoksulluk ve eza, cefa olması politik olarak da insani açıdan da istemediğimiz bir durum.

Türkiye’nin modernleştirmeci rolü Batılılara vermek yerine kendi alması gerekir. Çünkü bu topraklarda yüzlerce yıllık Türk kültürü, Anadolu yaşam tarzı ve kültürü içinde modernleşme sağlanmış. Bunun kökleri burada. Türkiye modern İslam’ın temsilcisi, global hoşgörüye sahip.

Bu modernleşmeci rolüyle Türkiye öncülük yapmalıdır.

İzolasyon politikasının kimseye bir yararı dokunmayacaktır. Zaten böyle bir dünyada izolasyon mümkün değildir. Türkiye’nin Irak’a asker göndermesi tartışılacak gibi değil, zaten askerlerimiz on yıldır K.Irak’talar.

Demek zaruriyetler sınırları deliyor. K.Irak kaderine terk edilemez. Kürt gruplarla çatışma değil, işbirliği gerekiyor. Türkiye bütün bölgede bir arada yaşama projesinin de mimarı olmalıdır.

Anti–Amerikancılık uzun vadede Türkiye’nin çıkarlarını zedeler.

Cesaretle kendimize ve kültürümüze güvenelim. Sahnede yerimizi görelim.

Çünkü Ortadoğu kolay durulmayacak.

 

Irak, Avrupa ve kadın

Eylül 25 2003Yorum Yok Kategori: Zaman

Erdoğan–Clinton görüşmesinde Irak konusu gündeme geldiğinde, Başbakan Erdoğan, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Irak’ta belli bir bölgede, Türk komutanın kontrolünde görev yapmasını istediklerini, hükümet olarak asker göndermeye sıcak baktıklarını söyledi haberlerde.

Özel bir bölge isteyen Başbakan sağlık, eğitim ve altyapı konularında hizmet vermek istediğimizi belirtti. Modern Türkiye’nin kazanımlarını Irak’a götürmek isteyen Başbakan sosyal altyapıyı kurma peşinde haklı olarak. Türk modeli ihracı olacak bu tutum, AB ile ilişkilerimiz açısından da önemli.

Çünkü daha yeni AB yetkilileri Türkiye’yi Avrupa’ya almak istememe nedenini şöyle belirttiler:

“Mesele dinî falan değil, kültürel haklarda çok gerisiniz. Örneğin kadın hakları ve kadının yeri bize göre çok geri.” Bizim bir model olarak kendimizi kanıtlamamız ve Irak’ta pilot bölge dahilinde bir uygulamanın sahibi olmamız AB nezdinde de izlenmeye değer olacak. Avrupa da Türkiye’nin bölgede model olma kapasitesiyle ilgilenecek. Her şeye rağmen Türkiye’nin demokrasi ve modern yaşam kazanımları çok fazla. Irak halkı tıpkı İran halkı gibi yıllardır Türk filmlerini, konserlerini, dizilerini izlemekteydiler. “Televole” diye dalga geçilen eğlence dünyasının oralarda çok sevildiğini çoğu insan bilir. Irak’ın sosyalleşmesi sivilleşmesi anlamını taşır. Demokrasi normalleşen yaşamla gelebilir. Irak’ta en büyük tehlike “Şii bağnazlığı”dır. Kadını görünmez kılmak isteyen Şii bağnazlığı Türk modelinden hiç hoşlanmayacak. Bu dikkat edilmesi gereken bir nokta.

Dün Ferai Tınç’ın yazdığı gibi ABD Irak’ta batağa saplanmış falan değil, tam tersine merkezi bir otorite sağlamış durumda. Sadece milyarlarca dolar yatırmanın zorluğunu yaşıyor ve BM’de konuşarak para isteyecek.

Türkiye yardımlaşmanın bir parçası olarak sosyal altyapı, kültür ve eğlence götürürse insanların ruhunu tedaviye soyunmuş olacak. Modern dünya ile entegre olmak isteyen Iraklıların geleceğine katkıda bulunacak.

Irak halkı yaralarını sarmak ve dünya ile bütünleşmek istiyor. Yıllardır diktatör bir rejim ve savaşlarla boğuşan Irak halkı Türk filmlerini seyretmiş, Türkan Şoray’a hayran olmuş ya da Malkoçoğlu ile ata binmiş kuşaklardan. Türkiye bölgede daha cesur, atak varlığını göstermek zorunda. Yıllardır süren ‘hiçbir işe bulaşmayalım’ dış politikası yerine bölgede yedi yüzyıldır süren birikimimizi Irak halkıyla paylaşalım. Çatışık ve çelişik yaşamak yerine bir arada yaşamayı sağlayabiliriz. Bugüne kadar dış politikalarımız komşularımızla yabancılaşma getiren politikalar oldu.

Irak’ta Türkiye ile sağlanacak başarı bölgede rolünü ve ağırlığını artıracaktır. Avrupa için de bu model bir örnek teşkil edecektir. Modern yaşamı, insan haklarını bölgede temsil edecek konumda olan Türkiye gerçekleştirdikleriyle kendi içinde de ivme kazanacaktır. Güveni artacaktır. Bu sadece sosyal değil, siyasi bir ödevdir. Bu doğal bir oluşumun gereğidir. Bu AB, Batılı düşünce perspektifidir.

NOT: Bu konuyla da ilgili olması nedeniyle “Erkek Nesli Yok Oluyor” yazıma gelen erkek okur tepkileri neden Avrupalı olamadığımızın ve AB’ye kabul edilmediğimizin aynası gibi. Mektup yağdı neredeyse. Elinden gazeteyi atan bilgisayar başına koşmuş. Avrupa ve ABD’de iki yıldır tartışılan Y kromozomu konusu ve erkek cinsinin yok olacağına dair bilimsel konferansların çok kısa bir özeti olan yazıma terbiye kurallarını hiçe sayan “ego” ağırlığı altında ezilmiş tepkiler şaşırtıcı. En saygın dergi ve gazetelerde tartışılan bu konuyu hiç bilmeyen, izlememiş erkek okurlar ne kadar dünyaya kapalı olduklarını göstermiş oldular. Hoşgörü sadece kendileri gibi düşünen ve yazanlara gösterdikleri davranış, diyalog ise kendi düşünceleriyle kurdukları bir tutum sanırım. Batılı ile aramızdaki fark hoşgörü ve anlayışta yatıyor. Üç beyefendi bu söylediklerimin dışında uygar bir tavır göstermiş, onlara teşekkür ediyorum. Kadınlardan bir tane bile benzer bir mektup almadım. Neden acaba? Nezaket peygamberimizin en önemli özelliğidir. “Onlar olmasaydı biz yoktuk” diyen güzel peygamberimiz değil mi? Benim sözüm, kadın erkek meselesinden çok egoistlere / şişman egolaradır biline. Köşemde yeterli yer olmadığından gelen mektupları yine sitemde yayınlayacağım. Siteme gönderebilirsiniz; www.nevvalsevindi.com Unutmayalım, tartışma adabı tartışarak yerleşir. Etik değerler gazete kadar okura da lazım. Ruhsal rahatlık için erdem ve bilgelik gerekir. Bu kendini tanımaktan geçer.

 

Sayfa 1 / 11