URFA Valisi Şahabettin Harput bana çok yardımcı olurken bölge insanının yaşamının nasıl değiştiğini de aktardı:
“Burada bir devrim yaşanıyor, vatandaşın hayatı değişiyor tümüyle.Sos yal alanda, ekonomik uğraşlarda vatandaşın hayal edemediği şeyleri gösteriyoruz.Ama burada üç sorunumuz var: Tecrübe eksikliği, teknoloji noksanlığı ve vizyon eksikliği.” Şahabettin bey heyecanla yaptıkları seracılık faaliyetlerini anlatırken “Biz GAP imkanları için Amerika’dan adam getirmeyeceğiz, bölge insanını kullanacağız, o nedenle onları eğitmeliyiz” diyor.Bölgenin insanına olan inancını ve sevgisini belirtiyor.M.Ö.9000 yıllarına kadar uzanan tarihinin Urfa için en az GAP kadar önemli olduğunu belirtiyor.O terörün kaynağının işsizlik ve sefalet olduğunu düşünüyor, en iyi savaşımın eğitim olduğuna herkes gibi o da inanıyor. İdari devamlılık Urfa’yı güzelliştirmiş.
Urfa valiler açısından şanslı olduğuna inanıyor. Giden vali Ziyaeddin Akbulut beş yıl görev yapmış ve kent platosu-Balıklıgöl projesinin başarılmasında çok büyük katkıları olmuş. Devlet halkla birlikte bir şeyler başarılabileceğini bu proje kapsamında göstermiş. Urfa en demokratik katılım yöntemiyle kentinin tarihsel alanlarını düzenlemiş.
Balıklı göl ve Ayn Zeliha gölünün mistik aynasında Urfa saçlarını çözmüş bir gelin gibi salınıyor. Hz.İbrahim’in gülleri ve balıkları bu güzel geline eşlik eden kutsal bir sığınak.
———————————————————————————————
İzmir’in köz yaptığımız etli kırmızı biberi Urfa’nın ısıot yaptığı biberi .Bizde közlenen biberin üstüne zeytinyağ,limon ve sarmısak karıştırılıp dökülür.Burada zeytinyağ kullanılmıyor, zaten narenciye son yıllara kadar bilinen bir şey değilmiş. Eylül ayında bile limon bulmakta zorlanıyor insanlar bana. Burada nar ekşisi limonun yerine kullanılan ya da Siverek de olduğu gibi koruk suyu kullanılıyor. Bağlar eski yöntemlerde yerde , oysa Batı’da bağlar artık bu yöntemle bakılmıyor.
İzmir’de çoçukken kötü bir söz söyleyince ya da yaramazlık edince insanın ağzına acı biber sürerlerdi. Annem böyle bir biber yüzünden tam bir gün yokuştan aşağı yukarı nasıl koşturduğunu bize anlatırdı.
Burada ise çoçuklara ceza olarak “akşama biber vermem haa!” deniyor. “Emekleyen çoçuk çiğ köfte leğenine yaklaşır, yoğuran bir parmak çalar ağzına çocukta bir çığlık, feryat , gider anasının memesini emer hemen, sonra yine yanaşır leğene yine bir feryat böyle böyle acıya dayanıklı olur bebeler bizde .Acı ,soğan ve sarmısak bizde her şeydir. Eskiden hastalanınca közlenmiş bir soğanın ortasına ısıot doldurur yedirirlerdi, gözlerin yuvalarından fırlardı ama ertesi gün ne ateş kalırdı ne hastalık”, diye anlatıyor Urfalı Bahattin bey.
Urfa yaşamı yemek kültürüyle bütünleşmiş,sarmal hale gelmiş. Çiğ köfteyi mutlaka bakır leğende yoğurmak gerektiğinden, başka türlü tadı olmayacağından ,sadeyağ olmadan yaşanmayacağından söz ediliyor burada. Urfa’da sadeyağ,bir yumurta ve yarım çay bardağı pekmezi karıştırıp yiyin böyle tat bulunmaz diyorlar.Bunu yiyen asla üşümezmiş!
———————————————————————————————
Urfa taşıyla yapılmış yerel mimarideki evler geniş avlulu ve yüksek duvarlı. Beyaz kalker taşların işlenmesi kolay, nefis el işçilikleri ve desenler kapı başlarını, girişleri süslüyor. Taş ustaları son yıllarda Balıklı göl projesi kapsamında yapılan restorasyonlarla yeniden nefes almaya başlamışlar. Çoğu 60 yaş civarında olan taş ustaları yoksul insanlar. Eskiden bölgede yapılan restorasyonlarda çalışırken, bu proje kapsamında artık Urfa’da çalışıyorlar, üretiyorlar. Yine çok az paraya ama kentleri için tasarladıkları süsleri yapmanın hazzını taşıyarak. Çocukları , torunları taş ustası olmak istemiyor.On onbeş taş ustası son temsilciler .Geniş avlunun ortasında mutlaka bir havuz var. Burada suyun şırıltısına bahçenin ağaçları sese verir gibi. Olmazsa olmaz ağaç türleri; nar,asma,,incir , zakkum ve güller… Bağdat’tan Kayseri’ye kadar ortak bir mimari çizgiyi taşıyor daracık sokaklar, yüksek duvarlar,havalandırma bacaları.Burada esas olan ev mahremiyetini korumak.Hatta bu nedenle eskiden müezzinler kör seçilirmiş. Hatta kör olması şartmış. Günümüzde de, bu geleneğin devamı olarak evin mahremiyetini korumak adına , mevlut okuyanlar kör. Çünkü mevlüdü kadınlar okutuyor, mahremiyete bir erkek giremez.
———————————————————————————————
Eskiden Balıklı göl Urfa’ya yüzücü yetiştiren bir mekanmış! Yirmi yıl önce işgüzar bir Belediye başkanı gelip Balıklı gölde yüzmeyi yasaklayıncaya kadar Milli sutopu takımına ve yüzme şampiyonalarına bir çok Urfalı katılmış, dereceler almış. Yirmi yıl önce başlayan politizasyona ve bağnazlığa en güzel örnek olan Balıklı göl ‘de yüzmenin yasaklanması Urfa’daki canlı, atak yüzme sporunu öldürmüş. Sutopunda bölgesel birincilikler ve Mehmet Tuzcu ‘nun da sırt üstü yüzmede dünya altıncılığı varmış. 1970’de Atina’da yapılan bu yarışma çok ses getirmiş. Hüseyin Çavcı,Ahmet Ünal’ın Türkiye birincilikleri varmış. Daha sonra ise varolan Urfa yüzme ihtisas klübü bile kapanmış. Adana, İzmir sutopu takımları gelip yarışırlarmış Urfa takımıyla. Adana takımı gelip yenilince çok şaşırmış: “Allah, allah! Yahu, siz nasıl Urfa’da yüzebilirsiniz?Nerede öğrendiniz?” diye sormuşlar. Çünkü deniz suyuna alışkın takımlar tatlı suda Urfalılar kadar kolay yüzemediklerinden yenirlermiş elbette! Balıklarla birlikte yüzen genç insanlar şimdi tarihin tanıklığını yapan birer anıta dönüşmüşler. Ayn Zeliha artık çocuk ve genç seslerinden uzak balıklarıyla yalnız, görkemli günlerin özlemini taşıyor. O dönemde Ayn Zeliha’ya yerel şivede “Anzılha” denirmiş.1950’de önce Göl gazinosunun sonra yazlık sinemalarını yitiren Urfa kenti ; 1970’lerden sonra video ve televizyona esir düşmüş.
Üstü açık yazlık sazlar da susunca Urfa’ya köyden akın oldu derler, Urfa’yı köylüler bozdu diyor yerliler. Yerli Urfalılar Osmanlı kültürünün adabının taşıyan bir ağırlık ve dengede anlatıyorlar bozulanları Urfa’da. Şimdi gençler yüzmeye de utanır olmuşlar, güreşmeye de.Bir kapalı salon olsa , bir spor okulu olsa diyor eski gençler…
———————————————————————————————Kazzaz Abdurrahman İpek 87 yaşında son kalan usta.
İpek ipliğin el ile bükülerek işlenmesine “kazzazlık” denilmektedir.
“Eskiden çok işler vardı yahu, yüz kişiydik eskiden.Yedi yaşında başladım ben.Babam da kazzazdı. Benim çocuklardan kimse yok artık, torunlarım okuyor okulda .Kürtler için saç bağı yapardık çok güzeldi onlar.Bak bu altın varaklı ipeği ben işliyem, başa takılan ipek saç örgüsünü Araplar alır. Araplar zengindir. Onlar düğünlerinde bol , gösterişli olurdu. Elbiselerine altın varakları nakşederdik. Eskiden Bursa’dan ,Diyarbakırdan ipek gelirdi,püskül yapardık biz. Kadınların saçı hep uzundu eskiden. Şimdi bi püskül kaldı, eskiden yapılan hiç bir şey kalmadı.” diyor Abdurrahman amca takım elbisesiyle oturduğu küçücük dükkanında.Tek aleti “iş ağacı” denilen basit bir çubuk. İbrişimleri ona geçirip gererek çalışıyor.Tıpkı Orta Asya’da olduğu gibi gelinlere, kadınlara “Eyal” diyor
İlk arabayı gördüğünü anlatıyor Abdurruhman amca “şıh zorçi derlerdi , şıh geldi arabayla. Bu nasıl iştir yahu diye düşündük. Ona cansız at dedik.” O zamanlar asker gelip gitmez miydi dedim ne askeri dedi kimse gelip gitmezmiş buralara. At, deve bizim en önemli malımızdı diyor. Sadece zenginlerin atı olurmuş. O zamanlar dört kadın alınır, öldükçe de dörde tamamlanırmış. Ama Abdurruhman amca bir tek kadınla evli kalmış emmi kızıyla. Beş çoçuğu olmuş. Tek kızını çok kıymetli biliyor o. Kızı doğunca sevinmiş Abduruhman amca. Oğullarından birini trafik kazasında kaybetmiş. Yüzünü hüzün kaplıyor birden. Onu neşelendirmek için eski düğünleri soruyorum. O görkemli , bir hafta süren düğünleri anlatıyor. Başlık parasının beşbin mecidiye olduğu günleri, kentin meydanında tutulan düğünleri eski bir çağın tozlu sayfalarını üfleyerek okuyoruz. Bir kesenin yirmi mecidiye ettiği dönemde ödenen başlık paralarının ne yıkım olduğunu söylüyor. 270 kağıt bedel ödenen askerliğin üç yıl sürdüğü masal zamanlarında ikramiyeden çıkan parayla aldığı atın öyküsünü anlatıyor.270 kağıt kimde vardı diyor yüzelli kuruşuyla bilet almış ona yüz kağıt çıkmış . Yüz kağıda bir at alıp onikinci alayda askerlik etmiş. koşu atıymış, atı koşuya koyarmış hep para kazanmış bu koşulardan. Atının adını yıldız koymuş.Ata çok iyi bakardık diyor.Bir Arap atı hızıyla koşuyor anıları uzaklara ve Abdurrahman amcayı o sade, tek parça aletiyle başbaşa bırakıyoruz, o simler örüyor yaldızlı gecelere.
-------------------------------------------------------------------------------------------
Yedi tane Osmanlı hamamının çalıştığı Urfa’da sekiz kapalı çarşı, oniki han,onüç ondört çeşme ve yüzlerce tarihi Urfa evinin olduğu bir müze şehir. Burada zaman başka bir boyuta taşınıyor aniden. Hz. İbrahim’in Balıklı gölünün öyküsünde yeniden yaratılan Urfa gül kokuları içinde. Halkla birlikte çalışılarak yaratılan kent platosu -Balıklı göl projesi kentin ruhu olan meydanın, yapıların kurtuluşunun öyküsü.Yoksa ortasından yol geçen tüm tarihi doku otomobillerin ve seyyar satıcıların hışmına uğramış zavallı durumunda kalacaktı.
Urfa’nın Ayn Zeliha’sında fışkıran kaynak suyu hala kentin içme suyunu karşılıyor. Bu mistik çevrede üç dinin peygamberi Hz. İbrahim için dua ediyor insanlar. Sanat tarihçisi Cahit Kürkçüoğlu’nun dediği gibi; “Urfa iyi ki bir sanayi şehri değil. O bir müze şehir. GAP Türkiye Cumhuriyeti’nin en büyük projesi ama Urfa için tehlikeli görüyorum ben.Sanayileşme, kentleşme ve göç gibi sorunlar Urfa’nın tarihi dokusunu yok edecek.Ben GAP’dan vazgeçelim demiyorum, ama önceden planlıyalım, tedbirini alalım diyorum.” Bu konuda ŞURKAV özgün bir model oluşturmuş, kent planlamasında birlikte çalışılabilir bu kurum (Şanlıurfa ili kültür Eğitim Sanat ve Araştırma Vakfı) kültürel danışmanlık yapıyor teknik işlere.
Güzel Urfa ince ince örülmüş saçlarına ipek bağlanmış güzel başını döndürüp bakıyor apartmanlara... Urfa hızmalı burnu ve dövmeli ellerini sarıp boynuma kültürünü korumaya çalışıyor sanki.
Onu kaybetmek istemiyorum.
---------------------------------------------------------------------------------------------SIRA GECELERİ
Kültürel örgütlenmenin binlerce yıllık geleneğini bulacağınız Urfa folklorik öğelerle süslü sosyal yaşamı rengarenk bir nakış gibi.
Bir halk mektebi sayılan sıra geceleri orta yaş ve yakın yaş gruplarında toplanan gençlerin gelenek görenek, adap öğrendikleri bir sosyal yapı. Sıra gecesi denince tek bir form akla gelmesin tam tersine neler var neler.. Sadece kitap okunan sıra gecesi var, sadece sohbet edilen ya da içki içilen burada adap bozulmaz yıllardır ne uygulanıyorsa o yapılır. Ben 40 yıldır süren bir grubun oda gecesine katıldım. Sıra gecesi kış geceleri sırayla arkadaşlar arasında yapılan bir toplantı ama bu grup hiç değişmiyor. Oda gecesi de sıra gecesine benzer bir yapı eskiden bir oda tutarlarmış şimdi bir apartman dairesi tutuyorlar.Erkekler yemeklerini kendileri yapıyor.Odayı temizliyecek bir adam tutuyorlar, odanın tüm masraflarını paylaşarak karşılıyorlar. Bir tür aidat ödeniyor buraya. Evde yemeği beğenmeyen oda’ya gelir diyorlar espriyle. Eskiden Gümrük han’da otuz oda yan yana olurmuş. Çiftçilerin oda’sı ayrı, esnafın ayrı.. Halil bey anlatıyor: “Mesela bizim ilk odamız Gümrük Han’da idi.Dokuz arkadaştık.Artık orası öldü, biz apartmana taşındık. Onun içkilisi, kumar, oyun oynananı da olur.Gece yarısından sonra çiğ köfte yoğrulur.” Oda geleneğinde Cumartesi öğleden sonraları ve Pazar oturuluyor. Odayı temizleyen adam gelir temizliği yapar, sobayı yakar ve mırra (acı kahve)yı hazırlar. Nargile içenlerin nargilelerini temizler. Odada saz çalınıp türkü söylenen modeli olduğu gibi çok güzel Osmanlı üsülü Türk sanat muziği icrası yapılırdı diyorlar. Oda her gün açılırmış , isteyen canı sıkılan gidebilir. Buraları hem bilgi görgü , gelenek taşıyıcı rol oynuyorlar hem terapi merkezi gibi işlevleri var. Sıkıntılar, sevinçler paylaşılıyor, dayanışma sağlanıyor.
Sahaniye denilen toplantı modeli ise Urfa’nın özgün sosyal yapısının ürünü.Genelde orta yaş arkadaşlar arasında yapılıyor.Kaç kişi olacağına dair kesin kural yok. Sahaniye gezecek arkadaşların çok samimim ve akran olması gerekir.Sahaniye gezmeleri sıra geceleri gibi kış mevsiminde oluyor.Özellikle Ramazan aylarınad. Herkesin evinde sırayla toplanıldığı gibi üst este toplanılabiliyor.Burada ev sahibi konuk ayrımı yok.Herkes ev sahibi gibi hizmet ediyor. Yemekler kısa bacaklı masalarda ya da yer sofralarında yeniyor. Şıllık tatlısı olmadan ne sıra gecesi ne sahaniye olurmuş. Adı ilginç bu tatlı çok hafif ama yapılması zor bir hamur işi tatlı.Burada çarşıdan yemek getirilmez mutlaka yemeği iyi yapanlar hazırlar.Böylece onlar tüm iltifatı, övgüyü alanlar oluyor.
Harefene denilen model ise varlıklıların değil daha çok dar gelirliler arasında yapılan bir toplantı türü.Harefenede yapılan masrafları bölüşmek esas. Tüm masrafı bir iki kişi yapıyor , sonra bölüşülüyor. Geleneksel olarak ikramın esas olduğu bir kültürde dar gelirlileri böylece başka bir esasda , bölüşme, birleştirerek toplumsal yapıda sağlıklı bir yere sokan bu kültürel örgütlenme toplumun hiç bir sınıfını, yaş grubunu dışlamıyor.
Bir diğer gelenek mağara tutma. Bu eski gelenekte erkekeler hafta sonu yada bir hafta mağara tutuyorlar ve oraya taşınıyorlar. Yemeklerini kendileri yapıyorlar yine. Bu dağ mesire yerlerinin adları: Kanlı mağara, Delikle mağara,Şeyh Maksut, İpek Mağarası;Top Dağı gibi isimleri olan dağlar, mağaralar. Mağara eğlencesi genelde sazlı sözlü toplantılar.Gerçek bir mağaranın içi ev gibi döşeniyor. Bir diğer eğelnce keklik avı on gün süren av törenleri bunlar. At yetiştirenler ise çiftliklere gidiyor, at delisi olanlar biraraya geliyor.Her türlü sosyal klüp var anlayacağınız gibi.
Sadece dini sohbetlerin yapıldığı sıra geceleri var.Babasının elinden tutup bir ya da çok çeşitli sıra gecesine götürdüğü çocuk böylece kendi kültürünün tüm inceliklerini öğrenerek yetişiyor.Genç yaşından itibaren sıra gezmeye başlıyor ve bir yetişkin eğitiminden geçiyor. Hiç okula gitmesi bile eğitiliyor toplumun eliti tarafından. Şanlıurfa’da müziğin nefes aldığı, geliştiği yerler sıra geceleri .Bu gecelerde usta çırak ilişkisi içinde müzik öğretiliyor ve icra ediliyor. Tenekeci Mahmut Güzelgöz’ün anlattığı ;”Burada Urfalı; türküyü, gazeli.hoyratı, şarkıyı,makamı, üsulü, notayı öğrenir.Müzik terbiyesini burada alır.” Tenekeci Mahmut dünyadan göçmüş amam ondan derlenen bilgiler bir kitaba dönüşmüş. “Sıra geceleri bir cemiyet gibidir.Keklik , at gibi hayvanlara merakı olanlar kendi aralarında grup oluşturur, sevdikleri konuları konuşur, bilgi alış verişinde bulunurlar. Sıra gecesi bir lobidir. Urfa’nın çeşitli sorunları sıra gecelerinde konuşulur ve tartışılır, karara bağlanır.Düşman işgalinden kurtulması için planlar sıra gecelerinde yapıldı. Sıra gecesi bir siyaset mektebidir.Sosyal yardımlaşma ve dayanışma örneği olan sıra gecelerinde toplanaan paralar yoksullara yiyecek, giyecek alımında kullanılır.Sıra geceleri edebiyatın,şiirin konuşulduğu nezih bir sohbet ortamıdır.Sıra geceleri baştan sona muhabbettir, musikidir, edebiyattır. Ariflerin söze geldiği, çırakların dize geldiği, şiirlerin saza geldiği gecelerdir.” Bunun anlamını Urfa’da gördüğünüz beyefendi insanlarda anlıyorsunuz. Bunun en güzel örneklerinden biri Ticaret Odası Başkanı İsmail Demirkol. Gerçek Osmanlı beyefendisi bir kimlik olan İsmail bey Urfa’da insanın nasıl eğitildiğini anlatıyor bana.:”Burada arkadaşlıklar 40-50 yıl sürer.Babaların çoçukları da aynı şekilde dost olur.”
Sıra gecelerinde genellikle geleneksel “yüzük fincan” ya da “Tolaka” oyunu oynanırmış. Sırada en önemli bir diğer özellik menünün ne olacağı önceden saptanmış oluyor, kimse ne daha az ne daha fazla yapabilir.Kimsenin kimseye üstünlüğü olamaz. Kurala uymayan ceza alıyor. Bu anlattığım her şey yüzlerce yıllık geleneklerle, kurallarla belirlenmiş ve herkes bu kurallara uyarak 40-50 yıl dostluğunu, işini götürüyor. Bugün İstanbul’da orta halli insanın, yoksulun sosyal yaşamı yok.Kültürel olarak örgütlenmemiş bir yapıda mutsuz ve şiddet mahkumu.Oysa Urfa’da her sınıftan insanın sosyal yaşamı, arkadaşları, eğlenceleri var.Urfalı , belki bu nedenle yumuşacık. Kavga sevmiyor ama silahı seviyor. Urfalının yaşamında şiddet yok .Aile içinde asla kadına şiddet kullanılmıyor. Kadın zaten evin tek hakimi.
Kadınların da kendi sıra geceleri var. Kadınlar evlerinden başka bir mekan kullanamıyor. Onların özgürlüğü erkeklerin evden çıkıp gitmesi , böylece rahatlayan kadın kendi istediği komşuluğu, eğlenceyi yaparak rahatlıyor.Ama burada da kurallar var. Herşeyin adabına göre yapılması esas. Kadınlar düğün,kına gecesi gibi eğelenceler de aktif daha çok. Kadın ve erkek dünyası ayrı örgütlenmiş . Farklı dünyaların eve yansıması da selamlık ve haremlik olarak.Hala Urfa evinde kadın ve erkek mekanları ayrı tutuluyor. Apartmanlar bunu bozan yeni yerleşim birimleri.
Urfa’nın kültürel ve sosyal yapısı bilimsel olarak incelenerek Türkiye’nin yitirdikleri bir senteze dahil edilebilir. Türkiye büyük kentlerde, taşrada yok olan sosyal yapının sadece arkasından baktı. İnsanların büyük bir boşluğa düşmesine neden oldu. İşte Urfa’ya terör bu nedenle girmedi. Giremedi. Bunları bilmeden Urfa’da taş taş üstüne konmasın derim.