Avrupa Birliği ne girmemiz Avrupalı sayılmamız için yeterli mi acaba? Ya da soruyu şöyle soralım; Avrupa Birliğine girmeyi neden istiyoruz? Avrupalı sayılmak için mi yoksa Avrupada serbest dolaşmak için mi? Yoksa Avrupalı olmak bir üstünlük madalyası mı? Türkler Osmanlı İmparatorluğu dönemi içinde Avrupalı bir imparatorluk kurdular. Avrupada toprakları oldu. Son ikiyüz yıldır da Avrupalı olmak için eğitimde, orduda, hukukta bir çok reform yaptılar. T.C. kuruluşu reformları radikal bir şekilde yaşam biçimine çevirdi. Elbette, kültürel ve sosyal değişimler elektrik düğmesini çevirir gibi çevirmekle oluvermezler. Doğu ve Batı arasındaki topraklarda yaşayan Türklerin kültürel , sosyal yapıları Doğulu felsefeden besleniyordu. Buna Batılı şekiller vermekle iş bitmedi. Günümüzde Doğu kültürüne baktığımız zaman burada en temel farklılığın kadın meselesinde olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Batı hukuk üstünlüğünü kabul ederken kadınları atlamıştı. Kadınlar kendi mücadelelerini vererek zorlu bir yol aştılar ve hukuki haklarını aldılar. Yoksa Batıda ve Doğuda kadına bakış arasında çok fark yoktu. Tam tersi bile söylenebilir. Batı da kadın bir şeytan ve cadı olarak yakıldı Ortaçağda. Bugün kadına yapılan zulüm, eziyet ve haksızlığın en büyük kaynağı olarak din gösteriliyor. İslamiyet en başta olmak üzere. Bence bu çok basma kalıp bir laf. Çünkü Budist Çin de kadınlara bakış ve yapılanlar inanılır gibi değildi. Bu gün bile Çin de tek çocuk yasası yüzünden aileler kız bebeklerini öldürüyorlar. Japonya Şinto dininden ve kadının toplum ve aile içindeki konumu ikincil.Afrika da animist ya da Hıristiyan topluluklara bakın yine kadın çok aşağılanır. Bunu anlatmakta amacım Doğu da kadının ezilme nedeni din değil, ataerkil gelenekler, yaşam tarzı ve din gibi gösterilen inanışlardır. İslamiyetle hiç ilgisi olmayan bir çok gelenek Müslümanlık postu altına gizlenmekte. Batı bu gelenekleri kadını hukuk devletinin kanatları altına alarak kırabildi. Kadını ülkenin vatandaşı kabul ederek, ona olumlu ayrımcılık yapmak zorunda kaldı. Kadınlar için yeni yasalar hızla çıkarılmalı ve kadınlar sosyal köle olmaktan kurtarılmalıdır. Çünkü Türkiye nin gelişmesi ve demokratikleşmesi buna bağlı. Erkekler iktidarı kaybetmesin diye Türkiye geleceğini kaybedemez. Kadınlar örgütlenmeli ve topluma seslenmelidir. Toplumdaki varlığını ve taleplerini TBMM ne taşımalı. Yoksa Türkiye Avrupalı olma şansını kaybedecek. Bunu görmeyen ancak kör sayılabilir. Dünyayı izleyen herkes kadın ve erkeğin ortak bir sosyal, ekonomik yapılanma içinde ülkeyi kalkındırdığını görüyor. AB ne girmemiz için kadını toplumsal hayatın içinde görmek gerekiyor. Kadınlar kendi hayatları hakkında karar verebilmeliler. Okumak, eş şeçmek, istediği yerde yaşamak, çalışmak, kendi iradesi ile giyinmek, karar vermek ve politik özgür kararını vermek ve de karar merkezlerinde bulunmak onun hakkıdır. Bu hakkın hediye edilmesini beklemeyin. Siz de katkıda bulunun. Daha güçlü bir Türkiye için birlikte hayatı kurmalıyız. NEVVAL SEVİNDİ
Herkesin gördüğü ama söylemekten kaçındığı bir gerçek var. Türkiyenin etrafında fırtına bulutları tüm haşmetiyle dolaşıyor. Körfez ve Kafkasyadaki gelişmeler bölgeyi bir anda ateş çemberine çevirebilir. Başbakan dün bunu açıkca ifade etti. Türkiyenin etrafı ateşten bir top olmuş siyasetcilerimiz içeride çekişme halinde. Siyasetçilerimiz elele vermeli , çünkü ulusal bir uzlaşmaya ihtiyacımız var. Bugün çok karşı kamplarda görünen insanlar bile ayrılıklara değil, ortaklıklara bakmalı. Çünkü bu fırtınayı aşmanın başka çaresi yok.21. yüzyıla güvenle yürümek için ülkedeki güçler eski kavgaları bir yana bırakmalı. Yeni bir biçimde düşünmeyi öğrenmek zorundayız. Uzlaşma ve diyalog ihtiyacımız. Nedir Türkiyenin etrafını saran ateş çemberi? Savaş tehlikesi burnumuzun dibinde.Körfez krizi tüm çabalara rağmen, hala savaşa doğru gidiyor. Irak resmen parçalanabilir.Bölgede tüm taşlar yerinden oynayabilir.Savaş patlarsa Türkiyenin işi zor. Bir güvenlik kuşağı gerekebilir.Ama, ne yaparsak yapalım Batı göçmen Kürtler konusunda yine Türkiyeyi suçluyacaktır.Onun için bu konuda Türkiyenin net bir politikası olmalı. Meclis bunun için özel bir oturum bile yapabilir. Böylece herkes söyleyeceğini söyler.Yarın olaylar kızışınca kimse kimseyi suçlamaya kalkmaz. Ufukta görünen diğer tehlike Kafkaslardan geliyor.Ermenistanda ılımlı hükümet gitti. Yerine milliyetçi ve bağnaz bir yönetim geldi. Gürcistanda Devlet Başkanı Şevardnadzeye suikast yapıldı.Barışçı lider ölümden zor kurtuldu. Moskovanın Bakü-Ceyhan petrol hattını engellemek için Kafkasyayı karıştırmak istediği öne sürülüyor. Kafkasya farklı soyların birarada yaşadığı bir bölge. Tam bir etnik mozaik. Tarih boyunca bitmeyen kavgaların geçtiği yer. Silahlar patladığında eski düşmanlıklar çok çabuk hatırlanıyor. Bu yüzden Kafkasyayı karıştırmak çok kolaydır. Eğer Kafkasya karışırsa, Türkiyenin Doğu sınırları da kanayan bir yara haline gelebilir. Kardeş Azerbeycanı etkileyen her gelişme, Türkiye için de sorundur. Azerbeycanın tarihi ve doğal partneri Türkiyedir. Ankara ,Kafkasya da barış için daha atak davranmalıdır. Çünkü bölgede sürekli barış sağlayacak tek ülke Türkiye.Yani sınır kapıları açılabilir. Ticaret canlanabilir. Bu bölgede barış ve güvenin kalıcı adresi Türkiyedir. Ermeni-Azeri kavgasına yeni çözümler bulunmalıdır. Türkiyede partilerin hiç birinin net bir Kafkas politikası yoktur.Bunu yaratmak için henüz vakit çok geç değil. Yeter ki, biraraya gelinsin ve vizyon oluşturulabilsin.21. yüzyıla girerken birbirimizle kavgayı bırakıp bu sorunlara ortak çözümler üretilmeli. Önemli olan Türkiyenin çıkarıdır. Mutlu ve güçlü bir Türkiye için….
KENDİ KİMLİĞİNİ EKSİKSİZ TANIMLAMAYAN “ÖTEKİ” NE GEÇİT VERMEZ
“Kişisel yada kolektif kimliğin özdeşleştiği değerler sistemi ne kadar belirgin ise, birey kendini ne kadar eksiksiz ve nihai olarak tanımlamışsa, o bireyin yada toplumun kendi dışındakiler ile arasında oluşturduğu sınırlar o kadar kesinleşir. Ayırımlar belirginleşir. Kimlikler birbirlerine geçit sağlamaz olurlar. Kimlik gücünü bu sınırlarla korunmuş aidiyet duygusundan alır.
Ancak kişiyi yada toplum kimliğini tanımlarken bu kimliği statik, değişmez bir yapıya indirgediğinde tehlikeli boyutlar da alabilir, ve yaşadığımız ve gördüğümüz hep almakta da. Kimlik, henüz tanımadığı için yabancı diye tanımladığı hiçbir kimseyi kapısından içeriye sokmayan bir eve yada ev sahibine dönüşebilir. “*
Türkiye çoklu kimliğini kabullenmekte zorluk çekiyor. İdeolojik bölünmüşlükler ve şartlanmışlıklar ,maalesef, kimliğimizin her yönüyle onaylanmasını imkansız kılıyor. Bu da kimliklerin çarpışmasına ve düşmanlığına neden oluyor.
Herkesin gördüğü ama söylemekten kaçındığı bir gerçek var. Türkiyenin etrafında fırtına bulutları tüm haşmetiyle dolaşıyor.
Körfez ve Kafkasyadaki gelişmeler bölgeyi bir anda ateş çemberine çevirebilir. Başbakan dün bunu açıkca ifade etti. Türkiyenin etrafı ateşten bir top olmuş siyasetcilerimiz içeride çekişme halinde. Siyasetçilerimiz elele vermeli , çünkü ulusal bir uzlaşmaya ihtiyacımız var. Bugün çok karşı kamplarda görünen insanlar bile ayrılıklara değil, ortaklıklara bakmalı. Çünkü bu fırtınayı aşmanın başka çaresi yok.21. yüzyıla güvenle yürümek için ülkedeki güçler eski kavgaları bir yana bırakmalı. Yeni bir biçimde düşünmeyi öğrenmek zorundayız. Uzlaşma ve diyalog ihtiyacımız.
Nedir Türkiyenin etrafını saran ateş çemberi?
Savaş tehlikesi burnumuzun dibinde.Körfez krizi tüm çabalara rağmen, hala savaşa doğru gidiyor. Irak resmen parçalanabilir.Bölgede tüm taşlar yerinden oynayabilir.Savaş patlarsa Türkiyenin işi zor. Bir güvenlik kuşağı gerekebilir.Ama, ne yaparsak yapalım Batı göçmen Kürtler konusunda yine Türkiyeyi suçluyacaktır.Onun için bu konuda Türkiyenin net bir politikası olmalı. Meclis bunun için özel bir oturum bile yapabilir. Böylece herkes söyleyeceğini söyler.Yarın olaylar kızışınca kimse kimseyi suçlamaya kalkmaz.
Ufukta görünen diğer tehlike Kafkaslardan geliyor.Ermenistanda ılımlı hükümet gitti. Yerine milliyetçi ve bağnaz bir yönetim geldi. Gürcistanda Devlet Başkanı Şevardnadzeye suikast yapıldı.Barışçı lider ölümden zor kurtuldu. Moskovanın Bakü-Ceyhan petrol hattını engellemek için Kafkasyayı karıştırmak istediği öne sürülüyor. Kafkasya farklı soyların birarada yaşadığı bir bölge. Tam bir etnik mozaik. Tarih boyunca bitmeyen kavgaların geçtiği yer. Silahlar patladığında eski düşmanlıklar çok çabuk hatırlanıyor. Bu yüzden Kafkasyayı karıştırmak çok kolaydır.
Eğer Kafkasya karışırsa, Türkiyenin Doğu sınırları da kanayan bir yara haline gelebilir. Kardeş Azerbeycanı etkileyen her gelişme, Türkiye için de sorundur. Azerbeycanın tarihi ve doğal partneri Türkiyedir.
Ankara ,Kafkasya da barış için daha atak davranmalıdır. Çünkü bölgede sürekli barış sağlayacak tek ülke Türkiye.Yani sınır kapıları açılabilir. Ticaret canlanabilir. Bu bölgede barış ve güvenin kalıcı adresi Türkiyedir.
Ermeni-Azeri kavgasına yeni çözümler bulunmalıdır. Türkiyede partilerin hiç birinin net bir Kafkas politikası yoktur.Bunu yaratmak için henüz vakit çok geç değil. Yeter ki, biraraya gelinsin ve vizyon oluşturulabilsin.21. yüzyıla girerken birbirimizle kavgayı bırakıp bu sorunlara ortak çözümler üretilmeli. Önemli olan Türkiyenin çıkarıdır.
Mutlu ve güçlü bir Türkiye için….