GİRİŞ: 60lı yılların başında Avrupa bir rüyaydı. Bir çok insanın hayallerini süsleyen bir masal ülkesi. Bu uzak cennete gitmek her şeyin hallolması demekti. 1960da ilk gidenler davul zurna ile karşılanan Türkler oldu. Almanya onları bağrına bastı. 1961 de imzalanan Ankara anlaşması ile sayıları 2500 olan Türk işçi kitlesi Almanya ya vasıl oldu. İş ve işçi bulma kurumu önünde kuyruklar uzadı. Kimi meraktan kuyruğa girip pasaport aldı kimi böyle bir paye kazanmak için. Doktorların önüne çıktılar boynu bükük ağızlarını açtılar. Sapasağlam raporlarını aldılar. Telekli bir şapka uğruna ya da fiyakalı otomobillere kandı görenler. Oralarda paralar kürekle toplanıyordu. Hayat kolaydı. Onlar arabalara, trenlere doluşarak Avrupa kapılarına dayandılar ve 1991 yılında 1milyon 675 bine ulaştı sayıları.Bu gün Avrupada beş milyona yakın Türk var. Almanya ya göç, bir işgücü göçüydü. O nedenle her iki tarafta bu göçe geçici olarak baktı. Bir traktör alıp, bir ev ya da araba alıp geri döneceklerdi. Hatta bakkal borcunu ödemek için bile gelen vardı gurbet ellere. Çocukları, eşleri arkada kaldı. Onlar yapayalnız gurbette, kalanlar boynu bükük geride. Kadınlar göçmen karısı olarak çok çektiler. Çok sayıda evli kadında kocasını ilk fırsatta ismen davetle Almanyaya aldırma sözü vererek yolcu edildi. Bir çok aile dramı, sosyal ve psişik sorunlar yaşandı. Ama zaman geçti, bir kuş gibi uçtu ve kırk yıl geride kaldı. Kimsenin geri dönmek niyeti gerçek olamadı. Teşviklerle zaman zaman geri gönderilen işçiler hariç Türkler kaldılar. Türkler birinci kuşak ikinci kuşak derken üçüncü kuşak büyüdü artık Avrupada. İlk kuşağın çığlığı gök kubbede asılı kaldı öylece: Ne Almanya ne Türkiye Bizi anlamadılar niye Haklarımız diye diye Ömür bitti biz ilk kuşak. Onlar bugün artık Avrupalı Türkler. Onlar evlerini , yurtlarını Avrupa ya kurdular. Çocukları iş sahibi oldu ya da okuyor, torunları kreşlerde… artık Avrupa dan köye dönüş yok. T.C. nin onlarla ilgilenmesini bekleyerek 40 yıl geçirdiler. Bugün kendi haklarını kendileri alıyorlar. Ama kültürlerinden, sosyal tabanlarından koparılmış hayatlarını koruma kaygıları hiç bitmedi. Çocuklar torunlar Türkçe konuşsun, dinini kültürünü unutmasın telaşı hala var. Gittikleri her ülkenin kalkınmasında alın teri olan Türk işçileri Almanya da çok önemli bir kalkınma faktörü oldu. Alamanya alamanya Türk gibi işçi bulamanya diye türküler yakılması boşuna değil. Avrupa daki Türk topluluğunun yakın ve uzak geleceği ile ilgili önemli kültürel problem, ikinci ve daha sonraki kuşak çocuklarının sosyalizasyonu. Yani topluluğun kültürel bekası ile ilgili kaygılar ve korkular ya da asimile olması ihtimali en önemli kültürel problemi Türk yurttaşlarının. Türklüğü konserve ederek bunu çözemeyiz. Bireysel ve kolektif bir kimlik arayışını görmek gerek. Bu gün Almanya da en çok Alman vatandaşlığı için başvuru Türklere ait. Türkiye nin yıldıran ve umursamaz uygulamalarından, bürokrasisinden kurtulmak için insanlar yeni pasaport almakta. Türkiye kırk yıldır belirlemediği Avrupalı Türkler politikasını umarız artık belirler. Bunun bir modernizasyon projesi olarak kabul edilmesi gerektiğini kavrar ve dışa açılan, ayakta kırk yıl kalmayı başaran bu insanlara gereken değeri ve önemi verir. Biz bir taş attık arif olan anlar diye…. 1.sunuş binlerce insan avrupa denilen düş ülkesine gelmek için trenlere, otobüslere , uçaklara doluştu. Kimi kalabilmek için para vererek kiralık gelin aldı kendine, kimi yasa dışı başka yolları denedi, kimi pasaportsuz yıllarca kaldı çalıştı. Kimi çiftçi geldi işçi oldu, kimi işçi geldi patron oldu. Onların çocukları girişimci, doktor, avukat ya da milletvekili oldular bugün. Çok zor koşullarda geldiler, kaldılar, çalıştılar ve kök saldılar. 2.sunuş gurbette tutunmak zor zenaat. İnsanlar ancak yaşayan bir vatanda sahiden varolabilirler, gettolarda değil. göçmen olmak marjinalleştirilen bir yaşamdır biraz. Türkler fabrikalarda ellerini, kollarını, parmaklarını kaybettiler, sevdikleri kadınları unuttular, zaman zaman işlerini kaybettiler dışarı atıldılar, kültürlerini ve sosyal bir varlık olarak ilgi alanlarını kaybettiler, kızlarını oğullarını verdiler gurbete kurban diye… kocalar karılarını, kadınlar kocalarını gurbette bir yaprak gibi fırtınaya bıraktılar. Kimini uyuşturucu aldı , kimini alkol…. racon Fahri nin dediği gibi: Evladımı da aldı , ruhumu da bu memleket… 3.sunuş Sevdikleri insanlardan uzak kaldılar. Yalnız kaldılar. Geri dönüp baktıklarında ne vatanları Türkiye de kimse kalmıştı ne de Avrupada yaşadıkları ülkede. Kimi Dede Efendi de teselli arıyor yalnızlığına, kimi yardımsever Türk komşularında. Artık Türkiye ye bile gömülmek istemiyorlar. Çünkü onları ziyaret edecek herkes Avrupada yanlarında. Geride sessiz ve boş köyler, kimsenin oturmadığı evler kalmış… 4.sunuş Hayatın her zaman iki yüzü vardır: biri ölüm diğeri yaşama sevinci içeren. İyilik ve kötülük, ışık ve karanlık olarak. Avrupa da sadece kötü günler, gurbet yok elbette. Avrupa çoğu zaman da umut, başarı, öğrenme ve yükselişin simgesi oldu. Bir çok insanın, bebeğin hayatı oralardaki hastanelerde kurtarıldı. Oralarda severek tedavi edildiler. İnsan olmanın kıymetini ve biricikliğini Avrupa da öğrendiler. Sosyal vakıflar kurdular, devletin açık bıraktığı yerleri insanlar kendi imkanları ile doldurdular. 5.sunuş bugün birinci kuşak artık yaşlı insanlar. Bir kısmı ölmüş bir kısmı bakıma muhtaç. Artık Türk huzurevlerine, mezarlıklarına ihtiyaç var Avrupa da. İsviçre de bazı kantonlar mezarlıklarını almış, Almanya da ise henüz başvuru aşamasında. Çünkü mezarlık kamu malı sayılıyor. Uçakların en arkasında son yolculuklarını yapan Türkler bir imam bile olmayan günlerden bugünlere geldiklerine şükrediyorlar. İnsanlarımız kültürlerini, inançlarını Avrupa ya taşıdılar. Avrupa da dil öğrendiler onların kültürleriyle haşır neşir oldular. Hoşgörülü olmayı, demokrasiyi öğrendiler. Farklı kültürler birbirlerine aşık oldu , evlendiler. Çoluk çocuğa karıştılar. 6.sunuş Göç Kuşakları çekimleri sırasında 26.000 km. yol yaptık. Avrupadan iki Türkiyeden dört kişi bu projede çalıştı, yoruldu ve terledi. İnsanımızı tanıdık sıcak yüreği ile bizi konuk etti. O alicenap insanımız yanısıra kadının döven bozulmuş yapıyı da size gösterdik. Hep olumlu hem olumsuz öyküleri dinlerken kah güldük sevindik kah ağladık yerindik. Bu zor programa TV Kültür dalında ödül veren Türkiye Yazarlar Birliği ne teşekkür borçluyuz. Bize umut verdi, şevk verdiler. Bize telefon eden, yazan, hayatını samimiyetle açan herkese çok çok teşekkür ediyoruz. Her şeyi sizin için yaptık. Büyük bir kültürün taşıyıcısı olan sizler için…