Hakiki sanat muhteşem bir şehir vücuda getirmek ve halkının kalbini saadetle doldurmaktır.2.Mehmed,Fatih Camiinin vakfiyesine yazdığı mukaddemede böyle der.
Roma İmparatorluğu olan Kostantinopolisten bir başka cihan İmparatorluğunun eline geçen İstanbul Osmanlılarla 600 yıla yakın yaşadı.İstanbul hep bir dünya ve imparatorluk başkentinin zenginliğini taşıdı.İmparatorluk mikrokozmosunun Türk,Rum,Ermeni,Musevi ve İtalyan sakinleri için İstanbul bir toplanma yeriydi.İbni Batutaya göre her yıl belirli bir vergi ödemesi gereken frenk tarafı çoğu kez baş kaldırır ve iki taraf savaşa tutuşurlar.Aralarını ancak Papa bulur. Hemen hepsi ticaretle uğraşırlar.
İki kıtada iki parça olan İstanbul kenti Osmanlıların eline geçince Batılılar için daha gizemli bir Doğu kenti olmuştur.Dillere destan Kostantinopolis haremler,Doğulu dilberler,saltanat ve baharatın kokusuna bulanır. Camilerle donanan İstanbul özellikle buna mistik bir hava katar.
Kentte cami yaşamın merkezinde yer tutar.Temiz bir ibadethane olarak şadırvanında abdest alınılır,namaz kılınır ya da Kuran okunur.Cami ibadet için olduğu kadar eğitim için kullanılır.Medreseler yiyecek,barınma ve eğitim hizmeti verir.Külliyeleriyle hastane,aşevi, han gibi özellikleri de bünyesinde barındıran camiler kentin ekonomik dokusunun bir parçasıdır.Mali kaynak,şehirde evlere,su sistemlerine ve çarşılara sahip olan vakıflar tarafından sağlanırdı.Osmanlının listeleme ve düzenleme tutkusu tüm vakıf kuruluş senetlerinde belgelenmiştir. Osmanlı yazılı her türlü belgeye ve dökümana sahip çıkarak yönetim bünyesine yerleştirmiş bir anlayışa sahiptir.
Manzara seyretmek Kostantinopolisin en büyük sefasıydı.Su ve mimarinin karışımı öylesine çekiciydi ki,şairler Boğaziçini iki zümrüt arasındaki elmas,cihan imparatorluğunun yüzüğündeki mücevher olarak betimlerdi.Bol güneş ışığının ve güzel manzaranın keyfini Türklerden başka bilen yoktur diye yazar bir İngiliz mimar 19.y.y.da.Manzaraya daha çok hakim olmak için yapılan gemi pruvası misali cumbalar kent yaşamında çok önemlidir.
Bugüne gelirsek Türklerin manzara keyfinin sürdüğünü çevremize şöyle bir bakarsak görebiliriz.Cadde seyretmeyi bile manzara kabul eden anlayış denizden asla vazgeçmez.Cumbaların yerini balkonlar almıştır ve bir sefa yeridir balkon.Yemeklerin yendiği,içildiği mekanlardır.Balkon az ya da çok gereklidir.Güneş açınca parklara,Gülhaneye,deniz kenarına koşan kalabalıklar manzaraya karşı piknik yaparlar.İstanbul çiçek düşkünüdür ve bir çok sokağının adı çiçektir.Yasemin,süsen,gül,leylak,karanfil ve sümbül vazgeçilmez bahçe çiçekleridir.Tekkelerin bahçeleri ve tarikatların sembolleri çiçektir hep Türk kültüründe.Çiçekler gizli aşk dilidir ayni zamanda.El de nergis tutmak Beni seviyor musun ?demekti. Kadınlar çarşaflı ama cüretkardı İstanbulda.
Lale ise gerçek bir Türk çiçeğidir.Sivri taç yaprakları Türk lalelerinin bir karakteristiğidir.Lale 16.y.y.da Orta ve Batı Avrupaya Osmanlı İstanbulundan dağıldı.
Kahve 16.y.y. ortasında Yemenden gelir ve ilk kahvehane 1554de iki Suriyeli tarafından açılır.Paris ya da Lonra kahvehanelerinin ortaya çıkmasından yüzyıl önce.Kahvehaneler kısa sürede erkeklerin sosyal yaşantı merkezi olur.İskambil,domino oynayan veya tütün içerek saatler geçirir erkekler burada.Zengin bölgelerde manzaranın keyfini çıkarmaya müsait iç mekanlar,fakir bölgelerde ise eleman arayanların uğradığı mekanlardır kahveler şimdi de olduğu gibi.Rumların,İranlıların,yeniçerilerin ayrı kahvehaneleri vardır. Peçevi şöyle anlatır:Kimisi kitap ve güzel yazılar okur,kimisi tavla ve satranca dalıp gider,kimisi yeni şiirler getirip edebiyattan laf açar…İmamlar,müezzinler ve yobaz riyakarlar, halk kahvehane müptelası oldu,kimsenin camiye geldiği yokdiyor.Ulema da Orası şer yuvasıdır;meyhaneye gitmek oraya gitmekten evladır,demekte.
Bugün bile bu kavga sürmektedir.Kahvehaneye gitmek çok kez yasaklanmasına karşın sonuçta açılmıştır.Kahve de lale kadar İstanbulun karakteristiğidir.Bugün de kahvehaneler İstanbulun her mahallesinde bol miktarda vardır.
İstanbul her zaman alkolle ve adalardan gelen tatlı şaraplarla samimi bir kenttir.Evliya Çelebiye göre 17.y.y.da yaklaşık 1400 meyhane vardır.Bunlar da fetvalarla sık sık yasaklanır ama yasaklar hep delinir. Şarap şiirin de vazgeçilmezidir.Bugün bar sıklığı Türklerin içki sevgisinin değişmediğini sefaseverliğini gösterir.18.y.y.da İranda görevli bir Osmanlı sefiri, Türkiyede deryaları içerdik,İranda fincanla çay içiyoruz,diye hayıflanıyordu.19.y.y. ile birlikte rakı sofraları kurulur mezeler eşliğinde.Hamam sefaları da içkili yemeklidir.Harem ve hamamlarda,genellikle erkek gibi giyinen dansözler ud,gitar ve kastanyet eşliğinde kadınları eğlendirirdi.bugün gazino matinelerinde bu tür eğlence bulunur.Yeniçerilerin ve denizcilerin devam ettiği meyhanelerde allı pullu,uzun saçlı köçekler yaptıkları danslarla hayal gücüne hiç bir şey bırakmazlardı.Bugün eğlence anlayışında köçekler ve kadınsı erkekler rol almakta.
Ramazan gecelerini bile eğlenerek geçiren Türk kültürü İslam aleminde tektir.Oruç bozduktan sonra boş sokaklarda bir tür yeme içme ve müzik cinneti yaşanırdı .Minareler arasına mahyalar asılırdı.Sokaklarda yılan oynatanlar,hokkabazlar,falcılar ve karagöz oyunları,Rum ve Yahudi kumpanyaların oynadığı komediler etrafı neşeye boğardı.Bu gün de Ramazan yemekleri lüks otellerde veriliyor, dansöz oynatılan müzikli eğlenceler yaşanıyor.
Kostantinopoliste müslümanlar ve gayrimüslümler ortak bir yaşam
keyfinde birleşmişlerdi ve yemek alışkanlıkları bile ortaktır.
Lady Montagu Babil kulesine benzetir Perayı: Perada Türkçe,Rumca,İbranice,Ermenice,Arapça,Farsça,RUSÇA,sIRPÇA,aLMANCA,fLEMENKÇE, Fr,İng,İtalyanca ve Macarca konuşuluyor.Üstelik daha da kötüsü, bu dillerden on tanesi bizim evde konuşuluyor.Seyislerim Arap;hizmetkarlarım Fransız,İngiliz ve Alman; hemşirem Ermeni;hizmetçi kızlar Rus,diğer uşakların yarım düzinesi rum,garsonum İtalyan,yeniçerilerim Türk.
Zenginlerimizin evi hala aynı zenginlikte olup buna Filipinliler eklenmiş durumda .Kent yaşamı yabancılarla dolup taşmaktadır.Kentin yerlisi olmuş çok sayıda yabancı da vardır.Amerikalı aileler gibi.
1920 mütareke yılları İstanbuluna beyaz Rus kadınlarının etkisi tartışılmazdır.Rus başı denilen kısa kesilmiş saç modasından tutun Florya deniz sefalarının yaygınlaşmasına kadar Ruslar kente yeni modalar ve yaşam tarzı getiriyorlar.Bugün de Rus kadınlar tüm turistik gazinolarda çalışıyorlar,kumarhane,restoran işletmelirinde ve çeşitli işlerde çalıştıkları gibi evlenerek İstanbulda kalıyorlar.Bale ve müzik gibi sanat kollarında ekollerini yayıyorlar.Fuhuş o dönem olduğu gibi yine Romenlerin,Rusların fuhuşu mesken tuttuğu kenttir İstanbul. Hatta Mazhar Osman :Rus ordularına 600 sene karşı duran İstanbul,Rus orospularına mağlup olmuştu .der.
Dünyada başka hiçbir kent İstanbul kadar şaşırtıcı bir çeşitlilik göstermez.O dönem Robert kolej müdürü bu çeşitliliği tarifler:
Kentte yeşeyenler,farklı ırklar,çeşitli milletler, değişik diller, özgün giysiler ve çatışan inançlardan oluşan garip bir yığın görünümü sunmaktadır;bu olgu kente sadece insan manzarası olarak tanımlanabilecek bir ortak payda kazandırmakta,ancak herhangi bir sosyal bütünleşme veya herhangi bir ortak bir kentsel yaşamın gelişmesini olanaksız kılmaktadır.
Bugün tartışılan varoşlar sorunu,ortak bir kent yaşamının olmaması sorunu çok eski bir kent kimliği gibi İstanbulda.O dönemdeki karmaşa ve renklilik aynen sürmekte.Varoşlar genelde kendi içine kapalı ve ayrı bir yaşam tarzını sürdürmekte ama İstanbulun gece yaşamı sürmekte.Varoşlar şimdi buna kendi meyhane bar anlayışlarıyla katılmakta hatta .Kendi şarkıcıları,gül yaprakları döktükleri gecelerle kamuda olmaktalar.İstanbul bir bütün değildir ve hiç olmamıştır.
1920 toplumsal örgütlenmesinin içinde Rum ortodoks ve protestan kiliseleri,Ermeni apostolik kilisesi ve çok geniş cemaat faaliyetleri,Erme ni protestan kilisesi,Bulgar katolik ve ortodoks kiliseleri,Rus ortodoks kilisesi,Fransız katolik kilisesi,İngiliz kilisesi,Fransız protestan kilisesi, protestan birliği kiliseleri vardır.Çok sayıda cami,vakıf,çeşme,türbenin yanısıra İran camileri ayrıdır.İstanbulda 177 derviş tarikatları faaliyettedir İstanbulda.Tarikatların farklı tekke sayıları vardır. En çok tekke Nakşiyelerdedir.Tekkelerin haftalık resmi törenleri varıdr,her tarikatın özel bir günü olur.Çok sayıdaki müritlerin çoğu işadamları,memurlar,meslek mensuplarıdır.Haftalık ortalama 15000 kişi katılır tekke ayinlerine.Bugünden farkı bunları denetleyen Meclis-i Meşayih denilen yedi üyeden oluşan dervişler kurulu yönetimi varıdr.Bunlar teftiş yaparlar.Özel tekkeler devlet fonlarından yararlanamazlar ancak kurulun denetimine tabidirler.Tekkeler camilere göre daha yakın kardeşlik bağının oluştuğu merkezlerdir.Kent homojenliği olmayan sosyal dokuya birlik duygusu aşılar.
Mason locaları ve sinagoglar yahudi cemaati etkinlikleri de yaygındır.
1920de bir bankacının söyledikleri İstanbulun bir servet merkezi olmak için her avantaja sahip olduğudur.Finans merkezi olma yolundaki istanbul bunu kanıtlamakta bu günde.
İstanbul ,Yakındoğudaki coğrafi konumu ve siyasi önemi nedeniyle, her zaman mülteciler için cazip bir merkez olmuştur.Anadoludan,Kafkasyadan,Volgaya kadar uzanan Güney Rusyadan ve bütün Balkan ülkelerinden gelen yollar İstanbula çıkar.
İstanbul hiç mültecisiz kalmaz yüzlerce yıl.1920de yardıma muhtaç mülteciler Bolşevizmden kaçan Ruslar,Ermeniler,rum,polonyalı,finlandiyalı,Letonyalı,isveçli ,alman ve italyan bulunmaktadır.Yaklaşık toplamı yüzbin olan mülteci kitlesi.
Tüm bunlarla kent toplumsal bir karakter sunar bize.Simgeleriyle bir dünya kurar.Bize kurduğu dış çevre özgün bir bileşimdir. Her simge bir çağa simgesi vurur ayrıca.Geçmişle nerede bağlanacağımız sorusu da burada kapıdan içeri girer.Büyülü kentler hep melezdir.Asla tek bir tarza sığmazlar.Castel SantAngelo ve Tiber ne kadar Roma ise daracık sokaklar,küçük meydanlar,arka sokaklardaki kiralık odalar,merdivenlerdeki çiçekler,gitar sesleri,gençlik,din ve aşk da bir o kadar Romadır.Binbir renk ,çeşit demektir Roma.Çok eskidir ve çok özel bir tadı vardır.İstanbulda da binbir dil,din,insan ve aşk yaşar.Roma gibi kedili bir kenttir ayrıca.İstanbulun üstünlüğü cömert yaradışlı güzelliğidir.Yedi tepe,üç deniz Haliçle ve bir yığın perspektiv imkanı.Mimari ve perspektiv birbirinden çok farklı bir çok İstanbul yaratır.İstanbul denizin koynundan hiç çıkmaz ve onunla var olduğunu bilir.Buradaki çeşitlilik çağdaş kısırlığı yenecek tek yoldur.Sihirli bir kent olması bu nedenledir.
İstanbul bir sentezdir,Büyük Sinan bu nedenle bir cami,bir köprü değil bir kent düşlemiş ve yapmıştır.Kentin dünüyle ilgilenmeyenler bugünü de yaşayamazlar.Kostantinopolisle İstanbul sarmaş dolaş yatakta dönüp duran sevgililer gibidir.
NEVVAL SEVİNDİ