TIME dergisi 2002 sözleri arasına Başkan Bush’un Saddam Hüseyin için söylediği cümleyi almış: “O adam babamı öldürmek istedi”. Amerika’da televizyon haberleri savaşla yatıp kalkıyor.
Bir Kuzey Kore’nin nükleer silahlarını dinliyorsunuz, bir Bağdat’tan canlı yayına bağlanıyor. Pentagon’dan bir yetkili çıkıp ‘Biz her iki savaşı da yapabilecek güçteyiz.’ diyor. Terörizmle savaş sloganı ekrana geliyor ardından. Pentagon Irak savaşını; temiz, kısa ve az olumlu bir iş olarak tanımlıyor. JDAM füzeleri 21.000 dolar olan bir iş bu. Çin’in çocuğu, komünist ülke K. Kore diye sürekli olumsuz sıfatlar kullanıyorlar. Medyaya bakılırsa çok istenen, onaylanan bir savaş varmış gibi görünmesine karşın halk anketi tersini söylüyor. ‘Tek başımıza ne olursa olsun savaşa girelim’ diyenler yüzde 20’lere kadar düşüyor. ‘BM kararları doğrultusunda savaşa girelim’ diyenler yüzde 40–50 civarında. Akademik dünyada biri savaşı desteklediğini belirtirse resmi söylemi tutmakla ve de entelektüel olmamakla suçlanıyor. Akademisyenler ve entelektüeller savaş karşıtı. Onlar savaşa neden olarak Amerika’nın yaşamakta olduğu ekonomik durgunluğu gösteriyorlar. Eğer savaş olursa borsa yükselecek, moraller düzelecek ve yatırımlar artacak diye bir beklenti var insanlarda. Savaşa bağımlı iyimserlik.
Çünkü bu savaşla ABD mutlak güç olduğunu kanıtlayacak duygusu hakim. Afganistan savaşı yeteri kadar uzun sürmedi. ABD’yi dünyanın en büyük gücü olarak kabul ettirecek savaş olarak Irak bekleniyor. Ayrıca Afganistan savaşı Amerikan savunma sanayii devlerinin dişinin kovuğunu bile doldurmadı. Yoksul bir ülkenin, silahsız insanları iyi düşman olamadılar. Bush senatoda zafer kazanmış gibi görünmekle birlikte halk desteğini arkasına alamıyor. Amerika’da her derdi anlatan sinema dünyası şu an Amerikan vatandaşı ne istiyor hemen filmini yapmış ve adını koymuş: Ulusal Güvenlik. Martin Lawrence’in filmi 17 Ocak’ta
sinemalarda. Halkın tek isteği aslında ulusal güvenliğin sağlanması. Çünkü Chicago Tribune’ün yazdığı gibi ABD’ye duyulan nefretin bedelini Amerikan vatandaşları ödeyecek. Müslüman ülkelerde çok kötü olan Amerikan imajı Amerikalıları hedef haline getiriyor. Amerikalılar dünyaya pek ilgi göstermezler aslında. Onlar evlerinde rahatları bozulmasın ve güvenlik içinde olsunlar. Tek istekleri bu.
Seçim kampanyaları sırasında da Demokratlarla Cumhuriyetçiler arasındaki tek fark; ulusal güvenlik konusuydu diyebiliriz. Demokratlar kampanya boyunca güvenlik konusunu ağızlarına almadılar. Seçimi kaybetmelerinde bunun önemli olduğunu düşünenler çok. Amerika’da iç güvenlik dış güvenliğe ağır basıyor. İç güvenlik denince önümüze göçmenler ve Müslüman göçmenler meselesi düşüyor elbette. Bu konuda birçok dedikodu dolaşıyor ortalıkta. FBI’ın bütün Müslüman öğrencileri fişlemek istediği gibi. Los Angeles’ta en yaygın dedikodu şu:
Burada yaşayan bütün kaçak ve Müslüman göçmenlere çağrı yapmışlar ‘gelin, sizi kayıt altına almak istiyoruz’ diye. ‘Kayıt altına alınacaksınız’ diye kandırılan göçmenleri toplayıp hepsini sınır dışı etmişler.
Burada herkesin kafasında birçok soru işareti var. Ortalığı kuşku, bir sis perdesi sarmış. Karşılıklı güvensizliklerin yeşerdiği bu ortamda Müslümanlar imajlarından çok rahatsız. Bugüne kadar hiç aldırmadıkları, düşünmedikleri İslam ve imaj meselesi gündemde. İslam’ı anlatmaya çalışıyorlar. Hıristiyanların dini günlerine özen gösteriyor, kutluyorlar. İslam’ın güler yüzünü kendileri de keşfederek yeni bir imaj oluşturuyorlar. Hoşgörü yükselen bir değer. Herkes hoşgörü üstüne konuşuyor. İslamiyet’e Amerikalıların ilgisi çok artmış durumda. Müslümanlar bu ilgi ve meraka cevap vermeye çalışıyorlar. En radikal geçinenler bile değişmeye başlamış. Radikallik öldü, yaşasın hoşgörü!
Böylece Müslümanlar da kendileri ile yüzleşiyorlar. Yüzleşmede Müslümanların geç kalmış olduğu bir gerçek idi. Artık radikalizm sevilmiyor. Ortadoğu’daki radikal gruplara örnek olarak AK Parti gösteriliyor. Türkiye’de siyasal İslam’a karşı önyargının da yıkıldığını söylüyorlar. Esposito gibi aydınlar bu konuda sürekli konferanslar veriyor. O artık Hıristiyan Demokratlar gibi Müslüman Demokratların doğduğunu müjdeliyor.
Televizyon Irak, K. Kore ve İran’ı hedef gösteriyor. Şeytan ekseni diye söz edilen İran da savaş “iş”inden nasipleniyor. Bu nedenle İran ve Rusya’nın yeni imzaladığı nükleer güç projesi önem kazanıyor sanırım.
Kendi evsizlerini sürekli ekrana taşıyarak onlara yardım isteyen Amerikan medyası bu savaşlarda ortada kalacak anasız, babasız çocuklarla pek ilgilenmiyor. Çok gelişmiş ekonomi ve teknoloji, savaşı durdurmak için değil, çıkarmak için önemli. Savaşsız bu ekonomi çok kazandırmıyor.
21. yüzyıla giren dünyada savaş çığlıkları bir kez daha kontrolsüz gücün kontrolüne giriyor. Yeni yıl eski savaşları geri getirecek.
İçimde yeni yıl umudu bir kuş gibi şakımıyor, karga gibi ötüyor.
31.12.2002
Önceki Yazıları
> (24.12.2002) – Özgürlük benim karakterimdir
> (19.12.2002) – Kavga ettiğim adama rahmet diliyorum
> (17.12.2002) – AKP’nin 2005 yılı hedefi nedir?
> (10.12.2002) – Almanlar varlık vergisini keşfetti
> (03.12.2002) – Bir ot şölenidir İzmir
> (26.11.2002) – Danıştay IMF’ye karşı mı?
> (19.11.2002) – AKP’nin kalkınma modeli ne?
> (12.11.2002) – Umutsuzluk kapısı değil bu kapı
> (05.11.2002) – Samimiyeti olmayanın ahlâkı olmaz
Diğer Bölümlerdeki Yazıları
> Turkuaz’daki son yazısı
(2002/12/29) – Amerika’da bayram
GAZETE SAYFALARI
BÜTÜN YAZARLAR
Bütün yazılar
YAZARLAR
A. TURAN ALKAN
ABDULLAH AYMAZ
AHMED ŞAHİN
AHMET SELİM
ALİ BULAÇ
ALİ ÇOLAK
ALİ H. ASLAN
ALİ ÜNAL
BÜLENT KORUCU
CEM BEHAR
EKREM DUMANLI
ERHAN BAŞYURT
ETYEN MAHÇUPYAN
EYÜP CAN
FİKRET ERTAN
FİKRİ TÜRKEL
GÜNTAY ŞİMŞEK
HASAN ÜNAL
HEKİMOĞLU İSMAİL
HİLMİ YAVUZ
HÜSEYİN GÜLERCE
İBRAHİM KARAYEĞEN
İBRAHİM KIBRIZLI
İSKENDER PALA
KADİR DİKBAŞ
KERİM BALCI
M. ALİ YILDIRIMTÜRK
M. NEDİM HAZAR
MEHMED NİYAZİ
MELİH ARAT
MİRZA ÇETİNKAYA
MUSTAFA ARMAĞAN
MUSTAFA ÜNAL
NEVVAL SEVİNDİ
NUH GÖNÜLTAŞ
ORHAN OKAY
RASİH YILMAZ
REHBER ABİ
SELÇUK GÜLTAŞLI
SELİM IŞIKLAR
ŞAHİN ALPAY
ŞEREF OĞUZ
TAMER KORKMAZ
ZİYA PERVER
Yeni yılda eski savaş
TIME dergisi 2002 sözleri arasına Başkan Bush’un Saddam Hüseyin için söylediği cümleyi almış: “O adam babamı öldürmek istedi”. Amerika’da televizyon haberleri savaşla yatıp kalkıyor.
Bir Kuzey Kore’nin nükleer silahlarını dinliyorsunuz, bir Bağdat’tan canlı yayına bağlanıyor. Pentagon’dan bir yetkili çıkıp ‘Biz her iki savaşı da yapabilecek güçteyiz.’ diyor. Terörizmle savaş sloganı ekrana geliyor ardından. Pentagon Irak savaşını; temiz, kısa ve az olumlu bir iş olarak tanımlıyor. JDAM füzeleri 21.000 dolar olan bir iş bu. Çin’in çocuğu, komünist ülke K. Kore diye sürekli olumsuz sıfatlar kullanıyorlar. Medyaya bakılırsa çok istenen, onaylanan bir savaş varmış gibi görünmesine karşın halk anketi tersini söylüyor. ‘Tek başımıza ne olursa olsun savaşa girelim’ diyenler yüzde 20’lere kadar düşüyor. ‘BM kararları doğrultusunda savaşa girelim’ diyenler yüzde 40–50 civarında. Akademik dünyada biri savaşı desteklediğini belirtirse resmi söylemi tutmakla ve de entelektüel olmamakla suçlanıyor. Akademisyenler ve entelektüeller savaş karşıtı. Onlar savaşa neden olarak Amerika’nın yaşamakta olduğu ekonomik durgunluğu gösteriyorlar. Eğer savaş olursa borsa yükselecek, moraller düzelecek ve yatırımlar artacak diye bir beklenti var insanlarda. Savaşa bağımlı iyimserlik.
Çünkü bu savaşla ABD mutlak güç olduğunu kanıtlayacak duygusu hakim. Afganistan savaşı yeteri kadar uzun sürmedi. ABD’yi dünyanın en büyük gücü olarak kabul ettirecek savaş olarak Irak bekleniyor. Ayrıca Afganistan savaşı Amerikan savunma sanayii devlerinin dişinin kovuğunu bile doldurmadı. Yoksul bir ülkenin, silahsız insanları iyi düşman olamadılar. Bush senatoda zafer kazanmış gibi görünmekle birlikte halk desteğini arkasına alamıyor. Amerika’da her derdi anlatan sinema dünyası şu an Amerikan vatandaşı ne istiyor hemen filmini yapmış ve adını koymuş: Ulusal Güvenlik. Martin Lawrence’in filmi 17 Ocak’ta
sinemalarda. Halkın tek isteği aslında ulusal güvenliğin sağlanması. Çünkü Chicago Tribune’ün yazdığı gibi ABD’ye duyulan nefretin bedelini Amerikan vatandaşları ödeyecek. Müslüman ülkelerde çok kötü olan Amerikan imajı Amerikalıları hedef haline getiriyor. Amerikalılar dünyaya pek ilgi göstermezler aslında. Onlar evlerinde rahatları bozulmasın ve güvenlik içinde olsunlar. Tek istekleri bu.
Seçim kampanyaları sırasında da Demokratlarla Cumhuriyetçiler arasındaki tek fark; ulusal güvenlik konusuydu diyebiliriz. Demokratlar kampanya boyunca güvenlik konusunu ağızlarına almadılar. Seçimi kaybetmelerinde bunun önemli olduğunu düşünenler çok. Amerika’da iç güvenlik dış güvenliğe ağır basıyor. İç güvenlik denince önümüze göçmenler ve Müslüman göçmenler meselesi düşüyor elbette. Bu konuda birçok dedikodu dolaşıyor ortalıkta. FBI’ın bütün Müslüman öğrencileri fişlemek istediği gibi. Los Angeles’ta en yaygın dedikodu şu:
Burada yaşayan bütün kaçak ve Müslüman göçmenlere çağrı yapmışlar ‘gelin, sizi kayıt altına almak istiyoruz’ diye. ‘Kayıt altına alınacaksınız’ diye kandırılan göçmenleri toplayıp hepsini sınır dışı etmişler.
Burada herkesin kafasında birçok soru işareti var. Ortalığı kuşku, bir sis perdesi sarmış. Karşılıklı güvensizliklerin yeşerdiği bu ortamda Müslümanlar imajlarından çok rahatsız. Bugüne kadar hiç aldırmadıkları, düşünmedikleri İslam ve imaj meselesi gündemde. İslam’ı anlatmaya çalışıyorlar. Hıristiyanların dini günlerine özen gösteriyor, kutluyorlar. İslam’ın güler yüzünü kendileri de keşfederek yeni bir imaj oluşturuyorlar. Hoşgörü yükselen bir değer. Herkes hoşgörü üstüne konuşuyor. İslamiyet’e Amerikalıların ilgisi çok artmış durumda. Müslümanlar bu ilgi ve meraka cevap vermeye çalışıyorlar. En radikal geçinenler bile değişmeye başlamış. Radikallik öldü, yaşasın hoşgörü!
Böylece Müslümanlar da kendileri ile yüzleşiyorlar. Yüzleşmede Müslümanların geç kalmış olduğu bir gerçek idi. Artık radikalizm sevilmiyor. Ortadoğu’daki radikal gruplara örnek olarak AK Parti gösteriliyor. Türkiye’de siyasal İslam’a karşı önyargının da yıkıldığını söylüyorlar. Esposito gibi aydınlar bu konuda sürekli konferanslar veriyor. O artık Hıristiyan Demokratlar gibi Müslüman Demokratların doğduğunu müjdeliyor.
Televizyon Irak, K. Kore ve İran’ı hedef gösteriyor. Şeytan ekseni diye söz edilen İran da savaş “iş”inden nasipleniyor. Bu nedenle İran ve Rusya’nın yeni imzaladığı nükleer güç projesi önem kazanıyor sanırım.
Kendi evsizlerini sürekli ekrana taşıyarak onlara yardım isteyen Amerikan medyası bu savaşlarda ortada kalacak anasız, babasız çocuklarla pek ilgilenmiyor. Çok gelişmiş ekonomi ve teknoloji, savaşı durdurmak için değil, çıkarmak için önemli. Savaşsız bu ekonomi çok kazandırmıyor.
21. yüzyıla giren dünyada savaş çığlıkları bir kez daha kontrolsüz gücün kontrolüne giriyor. Yeni yıl eski savaşları geri getirecek.
İçimde yeni yıl umudu bir kuş gibi şakımıyor, karga gibi ötüyor.
31.12.2002
Önceki Yazıları
> (24.12.2002) – Özgürlük benim karakterimdir
> (19.12.2002) – Kavga ettiğim adama rahmet diliyorum
> (17.12.2002) – AKP’nin 2005 yılı hedefi nedir?
> (10.12.2002) – Almanlar varlık vergisini keşfetti
> (03.12.2002) – Bir ot şölenidir İzmir
> (26.11.2002) – Danıştay IMF’ye karşı mı?
> (19.11.2002) – AKP’nin kalkınma modeli ne?
> (12.11.2002) – Umutsuzluk kapısı değil bu kapı
> (05.11.2002) – Samimiyeti olmayanın ahlâkı olmaz
Diğer Bölümlerdeki Yazıları
> Turkuaz’daki son yazısı
(2002/12/29) – Amerika’da bayram
GAZETE SAYFALARI
BÜTÜN YAZARLAR
Bütün yazılar
YAZARLAR
A. TURAN ALKAN
ABDULLAH AYMAZ
AHMED ŞAHİN
AHMET SELİM
ALİ BULAÇ
ALİ ÇOLAK
ALİ H. ASLAN
ALİ ÜNAL
BÜLENT KORUCU
CEM BEHAR
EKREM DUMANLI
ERHAN BAŞYURT
ETYEN MAHÇUPYAN
EYÜP CAN
FİKRET ERTAN
FİKRİ TÜRKEL
GÜNTAY ŞİMŞEK
HASAN ÜNAL
HEKİMOĞLU İSMAİL
HİLMİ YAVUZ
HÜSEYİN GÜLERCE
İBRAHİM KARAYEĞEN
İBRAHİM KIBRIZLI
İSKENDER PALA
KADİR DİKBAŞ
KERİM BALCI
M. ALİ YILDIRIMTÜRK
M. NEDİM HAZAR
MEHMED NİYAZİ
MELİH ARAT
MİRZA ÇETİNKAYA
MUSTAFA ARMAĞAN
MUSTAFA ÜNAL
NEVVAL SEVİNDİ
NUH GÖNÜLTAŞ
ORHAN OKAY
RASİH YILMAZ
REHBER ABİ
SELÇUK GÜLTAŞLI
SELİM IŞIKLAR
ŞAHİN ALPAY
ŞEREF OĞUZ
TAMER KORKMAZ
ZİYA PERVER
Yeni yılda eski savaş
TIME dergisi 2002 sözleri arasına Başkan Bush’un Saddam Hüseyin için söylediği cümleyi almış: “O adam babamı öldürmek istedi”. Amerika’da televizyon haberleri savaşla yatıp kalkıyor.
Bir Kuzey Kore’nin nükleer silahlarını dinliyorsunuz, bir Bağdat’tan canlı yayına bağlanıyor. Pentagon’dan bir yetkili çıkıp ‘Biz her iki savaşı da yapabilecek güçteyiz.’ diyor. Terörizmle savaş sloganı ekrana geliyor ardından. Pentagon Irak savaşını; temiz, kısa ve az olumlu bir iş olarak tanımlıyor. JDAM füzeleri 21.000 dolar olan bir iş bu. Çin’in çocuğu, komünist ülke K. Kore diye sürekli olumsuz sıfatlar kullanıyorlar. Medyaya bakılırsa çok istenen, onaylanan bir savaş varmış gibi görünmesine karşın halk anketi tersini söylüyor. ‘Tek başımıza ne olursa olsun savaşa girelim’ diyenler yüzde 20’lere kadar düşüyor. ‘BM kararları doğrultusunda savaşa girelim’ diyenler yüzde 40–50 civarında. Akademik dünyada biri savaşı desteklediğini belirtirse resmi söylemi tutmakla ve de entelektüel olmamakla suçlanıyor. Akademisyenler ve entelektüeller savaş karşıtı. Onlar savaşa neden olarak Amerika’nın yaşamakta olduğu ekonomik durgunluğu gösteriyorlar. Eğer savaş olursa borsa yükselecek, moraller düzelecek ve yatırımlar artacak diye bir beklenti var insanlarda. Savaşa bağımlı iyimserlik.
Çünkü bu savaşla ABD mutlak güç olduğunu kanıtlayacak duygusu hakim. Afganistan savaşı yeteri kadar uzun sürmedi. ABD’yi dünyanın en büyük gücü olarak kabul ettirecek savaş olarak Irak bekleniyor. Ayrıca Afganistan savaşı Amerikan savunma sanayii devlerinin dişinin kovuğunu bile doldurmadı. Yoksul bir ülkenin, silahsız insanları iyi düşman olamadılar. Bush senatoda zafer kazanmış gibi görünmekle birlikte halk desteğini arkasına alamıyor. Amerika’da her derdi anlatan sinema dünyası şu an Amerikan vatandaşı ne istiyor hemen filmini yapmış ve adını koymuş: Ulusal Güvenlik. Martin Lawrence’in filmi 17 Ocak’ta
sinemalarda. Halkın tek isteği aslında ulusal güvenliğin sağlanması. Çünkü Chicago Tribune’ün yazdığı gibi ABD’ye duyulan nefretin bedelini Amerikan vatandaşları ödeyecek. Müslüman ülkelerde çok kötü olan Amerikan imajı Amerikalıları hedef haline getiriyor. Amerikalılar dünyaya pek ilgi göstermezler aslında. Onlar evlerinde rahatları bozulmasın ve güvenlik içinde olsunlar. Tek istekleri bu.
Seçim kampanyaları sırasında da Demokratlarla Cumhuriyetçiler arasındaki tek fark; ulusal güvenlik konusuydu diyebiliriz. Demokratlar kampanya boyunca güvenlik konusunu ağızlarına almadılar. Seçimi kaybetmelerinde bunun önemli olduğunu düşünenler çok. Amerika’da iç güvenlik dış güvenliğe ağır basıyor. İç güvenlik denince önümüze göçmenler ve Müslüman göçmenler meselesi düşüyor elbette. Bu konuda birçok dedikodu dolaşıyor ortalıkta. FBI’ın bütün Müslüman öğrencileri fişlemek istediği gibi. Los Angeles’ta en yaygın dedikodu şu:
Burada yaşayan bütün kaçak ve Müslüman göçmenlere çağrı yapmışlar ‘gelin, sizi kayıt altına almak istiyoruz’ diye. ‘Kayıt altına alınacaksınız’ diye kandırılan göçmenleri toplayıp hepsini sınır dışı etmişler.
Burada herkesin kafasında birçok soru işareti var. Ortalığı kuşku, bir sis perdesi sarmış. Karşılıklı güvensizliklerin yeşerdiği bu ortamda Müslümanlar imajlarından çok rahatsız. Bugüne kadar hiç aldırmadıkları, düşünmedikleri İslam ve imaj meselesi gündemde. İslam’ı anlatmaya çalışıyorlar. Hıristiyanların dini günlerine özen gösteriyor, kutluyorlar. İslam’ın güler yüzünü kendileri de keşfederek yeni bir imaj oluşturuyorlar. Hoşgörü yükselen bir değer. Herkes hoşgörü üstüne konuşuyor. İslamiyet’e Amerikalıların ilgisi çok artmış durumda. Müslümanlar bu ilgi ve meraka cevap vermeye çalışıyorlar. En radikal geçinenler bile değişmeye başlamış. Radikallik öldü, yaşasın hoşgörü!
Böylece Müslümanlar da kendileri ile yüzleşiyorlar. Yüzleşmede Müslümanların geç kalmış olduğu bir gerçek idi. Artık radikalizm sevilmiyor. Ortadoğu’daki radikal gruplara örnek olarak AK Parti gösteriliyor. Türkiye’de siyasal İslam’a karşı önyargının da yıkıldığını söylüyorlar. Esposito gibi aydınlar bu konuda sürekli konferanslar veriyor. O artık Hıristiyan Demokratlar gibi Müslüman Demokratların doğduğunu müjdeliyor.
Televizyon Irak, K. Kore ve İran’ı hedef gösteriyor. Şeytan ekseni diye söz edilen İran da savaş “iş”inden nasipleniyor. Bu nedenle İran ve Rusya’nın yeni imzaladığı nükleer güç projesi önem kazanıyor sanırım.
Kendi evsizlerini sürekli ekrana taşıyarak onlara yardım isteyen Amerikan medyası bu savaşlarda ortada kalacak anasız, babasız çocuklarla pek ilgilenmiyor. Çok gelişmiş ekonomi ve teknoloji, savaşı durdurmak için değil, çıkarmak için önemli. Savaşsız bu ekonomi çok kazandırmıyor.
21. yüzyıla giren dünyada savaş çığlıkları bir kez daha kontrolsüz gücün kontrolüne giriyor. Yeni yıl eski savaşları geri getirecek.
İçimde yeni yıl umudu bir kuş gibi şakımıyor, karga gibi ötüyor.
31.12.2002
Önceki Yazıları
> (24.12.2002) – Özgürlük benim karakterimdir
> (19.12.2002) – Kavga ettiğim adama rahmet diliyorum
> (17.12.2002) – AKP’nin 2005 yılı hedefi nedir?
> (10.12.2002) – Almanlar varlık vergisini keşfetti
> (03.12.2002) – Bir ot şölenidir İzmir
> (26.11.2002) – Danıştay IMF’ye karşı mı?
> (19.11.2002) – AKP’nin kalkınma modeli ne?
> (12.11.2002) – Umutsuzluk kapısı değil bu kapı
> (05.11.2002) – Samimiyeti olmayanın ahlâkı olmaz
Diğer Bölümlerdeki Yazıları
> Turkuaz’daki son yazısı
(2002/12/29) – Amerika’da bayram
GAZETE SAYFALARI
BÜTÜN YAZARLAR
Bütün yazılar
YAZARLAR
A. TURAN ALKAN
ABDULLAH AYMAZ
AHMED ŞAHİN
AHMET SELİM
ALİ BULAÇ
ALİ ÇOLAK
ALİ H. ASLAN
ALİ ÜNAL
BÜLENT KORUCU
CEM BEHAR
EKREM DUMANLI
ERHAN BAŞYURT
ETYEN MAHÇUPYAN
EYÜP CAN
FİKRET ERTAN
FİKRİ TÜRKEL
GÜNTAY ŞİMŞEK
HASAN ÜNAL
HEKİMOĞLU İSMAİL
HİLMİ YAVUZ
HÜSEYİN GÜLERCE
İBRAHİM KARAYEĞEN
İBRAHİM KIBRIZLI
İSKENDER PALA
KADİR DİKBAŞ
KERİM BALCI
M. ALİ YILDIRIMTÜRK
M. NEDİM HAZAR
MEHMED NİYAZİ
MELİH ARAT
MİRZA ÇETİNKAYA
MUSTAFA ARMAĞAN
MUSTAFA ÜNAL
NEVVAL SEVİNDİ
NUH GÖNÜLTAŞ
ORHAN OKAY
RASİH YILMAZ
REHBER ABİ
SELÇUK GÜLTAŞLI
SELİM IŞIKLAR
ŞAHİN ALPAY
ŞEREF OĞUZ
TAMER KORKMAZ
ZİYA PERVER
Yeni yılda eski savaş
TIME dergisi 2002 sözleri arasına Başkan Bush’un Saddam Hüseyin için söylediği cümleyi almış: “O adam babamı öldürmek istedi”. Amerika’da televizyon haberleri savaşla yatıp kalkıyor.
Bir Kuzey Kore’nin nükleer silahlarını dinliyorsunuz, bir Bağdat’tan canlı yayına bağlanıyor. Pentagon’dan bir yetkili çıkıp ‘Biz her iki savaşı da yapabilecek güçteyiz.’ diyor. Terörizmle savaş sloganı ekrana geliyor ardından. Pentagon Irak savaşını; temiz, kısa ve az olumlu bir iş olarak tanımlıyor. JDAM füzeleri 21.000 dolar olan bir iş bu. Çin’in çocuğu, komünist ülke K. Kore diye sürekli olumsuz sıfatlar kullanıyorlar. Medyaya bakılırsa çok istenen, onaylanan bir savaş varmış gibi görünmesine karşın halk anketi tersini söylüyor. ‘Tek başımıza ne olursa olsun savaşa girelim’ diyenler yüzde 20’lere kadar düşüyor. ‘BM kararları doğrultusunda savaşa girelim’ diyenler yüzde 40–50 civarında. Akademik dünyada biri savaşı desteklediğini belirtirse resmi söylemi tutmakla ve de entelektüel olmamakla suçlanıyor. Akademisyenler ve entelektüeller savaş karşıtı. Onlar savaşa neden olarak Amerika’nın yaşamakta olduğu ekonomik durgunluğu gösteriyorlar. Eğer savaş olursa borsa yükselecek, moraller düzelecek ve yatırımlar artacak diye bir beklenti var insanlarda. Savaşa bağımlı iyimserlik.
Çünkü bu savaşla ABD mutlak güç olduğunu kanıtlayacak duygusu hakim. Afganistan savaşı yeteri kadar uzun sürmedi. ABD’yi dünyanın en büyük gücü olarak kabul ettirecek savaş olarak Irak bekleniyor. Ayrıca Afganistan savaşı Amerikan savunma sanayii devlerinin dişinin kovuğunu bile doldurmadı. Yoksul bir ülkenin, silahsız insanları iyi düşman olamadılar. Bush senatoda zafer kazanmış gibi görünmekle birlikte halk desteğini arkasına alamıyor. Amerika’da her derdi anlatan sinema dünyası şu an Amerikan vatandaşı ne istiyor hemen filmini yapmış ve adını koymuş: Ulusal Güvenlik. Martin Lawrence’in filmi 17 Ocak’ta
sinemalarda. Halkın tek isteği aslında ulusal güvenliğin sağlanması. Çünkü Chicago Tribune’ün yazdığı gibi ABD’ye duyulan nefretin bedelini Amerikan vatandaşları ödeyecek. Müslüman ülkelerde çok kötü olan Amerikan imajı Amerikalıları hedef haline getiriyor. Amerikalılar dünyaya pek ilgi göstermezler aslında. Onlar evlerinde rahatları bozulmasın ve güvenlik içinde olsunlar. Tek istekleri bu.
Seçim kampanyaları sırasında da Demokratlarla Cumhuriyetçiler arasındaki tek fark; ulusal güvenlik konusuydu diyebiliriz. Demokratlar kampanya boyunca güvenlik konusunu ağızlarına almadılar. Seçimi kaybetmelerinde bunun önemli olduğunu düşünenler çok. Amerika’da iç güvenlik dış güvenliğe ağır basıyor. İç güvenlik denince önümüze göçmenler ve Müslüman göçmenler meselesi düşüyor elbette. Bu konuda birçok dedikodu dolaşıyor ortalıkta. FBI’ın bütün Müslüman öğrencileri fişlemek istediği gibi. Los Angeles’ta en yaygın dedikodu şu:
Burada yaşayan bütün kaçak ve Müslüman göçmenlere çağrı yapmışlar ‘gelin, sizi kayıt altına almak istiyoruz’ diye. ‘Kayıt altına alınacaksınız’ diye kandırılan göçmenleri toplayıp hepsini sınır dışı etmişler.
Burada herkesin kafasında birçok soru işareti var. Ortalığı kuşku, bir sis perdesi sarmış. Karşılıklı güvensizliklerin yeşerdiği bu ortamda Müslümanlar imajlarından çok rahatsız. Bugüne kadar hiç aldırmadıkları, düşünmedikleri İslam ve imaj meselesi gündemde. İslam’ı anlatmaya çalışıyorlar. Hıristiyanların dini günlerine özen gösteriyor, kutluyorlar. İslam’ın güler yüzünü kendileri de keşfederek yeni bir imaj oluşturuyorlar. Hoşgörü yükselen bir değer. Herkes hoşgörü üstüne konuşuyor. İslamiyet’e Amerikalıların ilgisi çok artmış durumda. Müslümanlar bu ilgi ve meraka cevap vermeye çalışıyorlar. En radikal geçinenler bile değişmeye başlamış. Radikallik öldü, yaşasın hoşgörü!
Böylece Müslümanlar da kendileri ile yüzleşiyorlar. Yüzleşmede Müslümanların geç kalmış olduğu bir gerçek idi. Artık radikalizm sevilmiyor. Ortadoğu’daki radikal gruplara örnek olarak AK Parti gösteriliyor. Türkiye’de siyasal İslam’a karşı önyargının da yıkıldığını söylüyorlar. Esposito gibi aydınlar bu konuda sürekli konferanslar veriyor. O artık Hıristiyan Demokratlar gibi Müslüman Demokratların doğduğunu müjdeliyor.
Televizyon Irak, K. Kore ve İran’ı hedef gösteriyor. Şeytan ekseni diye söz edilen İran da savaş “iş”inden nasipleniyor. Bu nedenle İran ve Rusya’nın yeni imzaladığı nükleer güç projesi önem kazanıyor sanırım.
Kendi evsizlerini sürekli ekrana taşıyarak onlara yardım isteyen Amerikan medyası bu savaşlarda ortada kalacak anasız, babasız çocuklarla pek ilgilenmiyor. Çok gelişmiş ekonomi ve teknoloji, savaşı durdurmak için değil, çıkarmak için önemli. Savaşsız bu ekonomi çok kazandırmıyor.
21. yüzyıla giren dünyada savaş çığlıkları bir kez daha kontrolsüz gücün kontrolüne giriyor. Yeni yıl eski savaşları geri getirecek.
İçimde yeni yıl umudu bir kuş gibi şakımıyor, karga gibi ötüyor.
31.12.2002
Önceki Yazıları
> (24.12.2002) – Özgürlük benim karakterimdir
> (19.12.2002) – Kavga ettiğim adama rahmet diliyorum
> (17.12.2002) – AKP’nin 2005 yılı hedefi nedir?
> (10.12.2002) – Almanlar varlık vergisini keşfetti
> (03.12.2002) – Bir ot şölenidir İzmir
> (26.11.2002) – Danıştay IMF’ye karşı mı?
> (19.11.2002) – AKP’nin kalkınma modeli ne?
> (12.11.2002) – Umutsuzluk kapısı değil bu kapı
> (05.11.2002) – Samimiyeti olmayanın ahlâkı olmaz
Diğer Bölümlerdeki Yazıları
> Turkuaz’daki son yazısı
(2002/12/29) – Amerika’da bayram
GAZETE SAYFALARI
BÜTÜN YAZARLAR
Bütün yazılar
YAZARLAR
A. TURAN ALKAN
ABDULLAH AYMAZ
AHMED ŞAHİN
AHMET SELİM
ALİ BULAÇ
ALİ ÇOLAK
ALİ H. ASLAN
ALİ ÜNAL
BÜLENT KORUCU
CEM BEHAR
EKREM DUMANLI
ERHAN BAŞYURT
ETYEN MAHÇUPYAN
EYÜP CAN
FİKRET ERTAN
FİKRİ TÜRKEL
GÜNTAY ŞİMŞEK
HASAN ÜNAL
HEKİMOĞLU İSMAİL
HİLMİ YAVUZ
HÜSEYİN GÜLERCE
İBRAHİM KARAYEĞEN
İBRAHİM KIBRIZLI
İSKENDER PALA
KADİR DİKBAŞ
KERİM BALCI
M. ALİ YILDIRIMTÜRK
M. NEDİM HAZAR
MEHMED NİYAZİ
MELİH ARAT
MİRZA ÇETİNKAYA
MUSTAFA ARMAĞAN
MUSTAFA ÜNAL
NEVVAL SEVİNDİ
NUH GÖNÜLTAŞ
ORHAN OKAY
RASİH YILMAZ
REHBER ABİ
SELÇUK GÜLTAŞLI
SELİM IŞIKLAR
ŞAHİN ALPAY
ŞEREF OĞUZ
TAMER KORKMAZ
ZİYA PERVER
İNTERNETİN İLK TÜRK GAZETESİ
——————————————————————————–
31.12.2002
Salı
Ana Sayfa
Haberler
Ekonomi
Dış Haberler
Politika
Kadın-Aile
Kültür Sanat
Televizyon
Spor
Yazarlar
Yorumlar
Çizgi-Yorum
Akademi
Bilişim
Eğitim
Otomobil
Röportaj
Tüketici Masası
Okur Hattı
Bölge Haberleri
Dünyada Zaman
ÜLKE SEÇİNİZ AZERBAYCAN BULGARİSTAN AVRUPAZAMAN
Abone Formu
English
Reklam
Künye / İletisim
Basın özetleri
Hava Durumu
Namaz Vakti
E – Kart
Sanat Galerisi
YAZARLAR
NEVVAL SEVİNDİ n.sevindi@zaman.com.tr http://www.nevvalsevindi.com
Yeni yılda eski savaş
TIME dergisi 2002 sözleri arasına Başkan Bush’un Saddam Hüseyin için söylediği cümleyi almış: “O adam babamı öldürmek istedi”. Amerika’da televizyon haberleri savaşla yatıp kalkıyor.
Bir Kuzey Kore’nin nükleer silahlarını dinliyorsunuz, bir Bağdat’tan canlı yayına bağlanıyor. Pentagon’dan bir yetkili çıkıp ‘Biz her iki savaşı da yapabilecek güçteyiz.’ diyor. Terörizmle savaş sloganı ekrana geliyor ardından. Pentagon Irak savaşını; temiz, kısa ve az olumlu bir iş olarak tanımlıyor. JDAM füzeleri 21.000 dolar olan bir iş bu. Çin’in çocuğu, komünist ülke K. Kore diye sürekli olumsuz sıfatlar kullanıyorlar. Medyaya bakılırsa çok istenen, onaylanan bir savaş varmış gibi görünmesine karşın halk anketi tersini söylüyor. ‘Tek başımıza ne olursa olsun savaşa girelim’ diyenler yüzde 20’lere kadar düşüyor. ‘BM kararları doğrultusunda savaşa girelim’ diyenler yüzde 40–50 civarında. Akademik dünyada biri savaşı desteklediğini belirtirse resmi söylemi tutmakla ve de entelektüel olmamakla suçlanıyor. Akademisyenler ve entelektüeller savaş karşıtı. Onlar savaşa neden olarak Amerika’nın yaşamakta olduğu ekonomik durgunluğu gösteriyorlar. Eğer savaş olursa borsa yükselecek, moraller düzelecek ve yatırımlar artacak diye bir beklenti var insanlarda. Savaşa bağımlı iyimserlik.
Çünkü bu savaşla ABD mutlak güç olduğunu kanıtlayacak duygusu hakim. Afganistan savaşı yeteri kadar uzun sürmedi. ABD’yi dünyanın en büyük gücü olarak kabul ettirecek savaş olarak Irak bekleniyor. Ayrıca Afganistan savaşı Amerikan savunma sanayii devlerinin dişinin kovuğunu bile doldurmadı. Yoksul bir ülkenin, silahsız insanları iyi düşman olamadılar. Bush senatoda zafer kazanmış gibi görünmekle birlikte halk desteğini arkasına alamıyor. Amerika’da her derdi anlatan sinema dünyası şu an Amerikan vatandaşı ne istiyor hemen filmini yapmış ve adını koymuş: Ulusal Güvenlik. Martin Lawrence’in filmi 17 Ocak’ta
sinemalarda. Halkın tek isteği aslında ulusal güvenliğin sağlanması. Çünkü Chicago Tribune’ün yazdığı gibi ABD’ye duyulan nefretin bedelini Amerikan vatandaşları ödeyecek. Müslüman ülkelerde çok kötü olan Amerikan imajı Amerikalıları hedef haline getiriyor. Amerikalılar dünyaya pek ilgi göstermezler aslında. Onlar evlerinde rahatları bozulmasın ve güvenlik içinde olsunlar. Tek istekleri bu.
Seçim kampanyaları sırasında da Demokratlarla Cumhuriyetçiler arasındaki tek fark; ulusal güvenlik konusuydu diyebiliriz. Demokratlar kampanya boyunca güvenlik konusunu ağızlarına almadılar. Seçimi kaybetmelerinde bunun önemli olduğunu düşünenler çok. Amerika’da iç güvenlik dış güvenliğe ağır basıyor. İç güvenlik denince önümüze göçmenler ve Müslüman göçmenler meselesi düşüyor elbette. Bu konuda birçok dedikodu dolaşıyor ortalıkta. FBI’ın bütün Müslüman öğrencileri fişlemek istediği gibi. Los Angeles’ta en yaygın dedikodu şu:
Burada yaşayan bütün kaçak ve Müslüman göçmenlere çağrı yapmışlar ‘gelin, sizi kayıt altına almak istiyoruz’ diye. ‘Kayıt altına alınacaksınız’ diye kandırılan göçmenleri toplayıp hepsini sınır dışı etmişler.
Burada herkesin kafasında birçok soru işareti var. Ortalığı kuşku, bir sis perdesi sarmış. Karşılıklı güvensizliklerin yeşerdiği bu ortamda Müslümanlar imajlarından çok rahatsız. Bugüne kadar hiç aldırmadıkları, düşünmedikleri İslam ve imaj meselesi gündemde. İslam’ı anlatmaya çalışıyorlar. Hıristiyanların dini günlerine özen gösteriyor, kutluyorlar. İslam’ın güler yüzünü kendileri de keşfederek yeni bir imaj oluşturuyorlar. Hoşgörü yükselen bir değer. Herkes hoşgörü üstüne konuşuyor. İslamiyet’e Amerikalıların ilgisi çok artmış durumda. Müslümanlar bu ilgi ve meraka cevap vermeye çalışıyorlar. En radikal geçinenler bile değişmeye başlamış. Radikallik öldü, yaşasın hoşgörü!
Böylece Müslümanlar da kendileri ile yüzleşiyorlar. Yüzleşmede Müslümanların geç kalmış olduğu bir gerçek idi. Artık radikalizm sevilmiyor. Ortadoğu’daki radikal gruplara örnek olarak AK Parti gösteriliyor. Türkiye’de siyasal İslam’a karşı önyargının da yıkıldığını söylüyorlar. Esposito gibi aydınlar bu konuda sürekli konferanslar veriyor. O artık Hıristiyan Demokratlar gibi Müslüman Demokratların doğduğunu müjdeliyor.
Televizyon Irak, K. Kore ve İran’ı hedef gösteriyor. Şeytan ekseni diye söz edilen İran da savaş “iş”inden nasipleniyor. Bu nedenle İran ve Rusya’nın yeni imzaladığı nükleer güç projesi önem kazanıyor sanırım.
Kendi evsizlerini sürekli ekrana taşıyarak onlara yardım isteyen Amerikan medyası bu savaşlarda ortada kalacak anasız, babasız çocuklarla pek ilgilenmiyor. Çok gelişmiş ekonomi ve teknoloji, savaşı durdurmak için değil, çıkarmak için önemli. Savaşsız bu ekonomi çok kazandırmıyor.
21. yüzyıla giren dünyada savaş çığlıkları bir kez daha kontrolsüz gücün kontrolüne giriyor. Yeni yıl eski savaşları geri getirecek.
İçimde yeni yıl umudu bir kuş gibi şakımıyor, karga gibi ötüyor.
31.12.2002
Önceki Yazıları
> (24.12.2002) – Özgürlük benim karakterimdir
> (19.12.2002) – Kavga ettiğim adama rahmet diliyorum
> (17.12.2002) – AKP’nin 2005 yılı hedefi nedir?
> (10.12.2002) – Almanlar varlık vergisini keşfetti
> (03.12.2002) – Bir ot şölenidir İzmir
> (26.11.2002) – Danıştay IMF’ye karşı mı?
> (19.11.2002) – AKP’nin kalkınma modeli ne?
> (12.11.2002) – Umutsuzluk kapısı değil bu kapı
> (05.11.2002) – Samimiyeti olmayanın ahlâkı olmaz
Diğer Bölümlerdeki Yazıları
> Turkuaz’daki son yazısı
(2002/12/29) – Amerika’da bayram