İNTİHAR
KENDİ VARLIĞIMIN SESİ OLAYIM İSTEDİM YAZIK Kİ KADINDIM İntihar denince çok yeni moda bir kavramdan söz ettiğimizi düşünenler olabilir. 1943’de İstanbul’da basılmış bir kitap elime geçti. İkinci baskısı olması kitabın sevildiğinin göstergesi diyebiliriz. Yeni Türk Romanları Serisi başlığı altında basılan romanın adı; Üç Kızın Hikayesi Yazarları Nemide Ali ve Aka Gündüz . Analara ithaf edilen kitap yanlış ebeveyn olanları eleştiriyor. Genç kızlara yapılan baskıları en ince günlük detaylara kadar inerek anlatıyor. Genç kızların kötü yola düşmesinin, mutsuz olmasının müessibi analardır diyor özünde. Sevgisiz anne baba olmayı yeriyor. Üç farklı sosyal tabakadan kızın aynı acıları çektiklerini anlatıyor. En önemlisi intiharı düşünmeleri ve bir kahramanın bunu denemesi. Bir İntihar Vakası başlığı altındaki bölüme giriş cümlesi şu: “Babası Betigül’ü mutlaka evlendirmek azminde idi. Vekilleri gözününden önünden bir bir geçirdi. Bekar vekil bulamadı.” Kızını evlendirmeyi kafasına koymuş bir babanın kızının isteksizliğine rağmen ısrarı verilir burada. Üstelik genç kız bir yerde memur olarak çalışmaktadır.genç güzel bir kızın evlenmeyi red etmesi pek manidar , kuşku uyandırıcı bulunur. En modern ve yüksek tabakadan bir aile ile kenar mahallede eğitimsiz bir ailenin farkı olmadığı vurgulanır. Betigül intihara karar verir: “bir gün evvel eczane eczane dolaşıp aldığı beşer kuruş tentürdiyotu bir bardağın içine döktü. Bütün vücudu tekallus etmişti. Beyni uyuşuktu.” Bir not bırakır ve bardağı bir hamlede içer: “Ağzının içi birden kavladı, uyuştu ve midesindeki ateş ıstırabı gırtlağından beynine doğru çıkmaya çalışırken yere yuvarlandı. Müthiş bir gasiyanla inlemeye başlamıştı ki, hizmetçi yaygarayı bastı.” Hemen doktor çağrılır ve yarım saat içinde müdahale edilir. Gazetelere haber olmasın diye iş ört bas edilir. Savuşturulmuş bir intihar vakası diye düşünülür. Doktor burada bir söylev çeker: “sana bir şey söyleyeyim mi beti, yalnız sana değil bütün genç kızlara! Bir genç kız için intihara teşebbüs, rezaletten başka bir şey değildir. Annene kızar intihara kalkarsan, elalem namusuna toz kondurur. Fasulyenin tuzu az diye kızar intihara kalkışırsın, konu komşu “kim bilir hangi şoförü seviyordu da babası vermedi” der. Namusuna çamur kondurur. İntihar bunun için fenadır. Doğru dürüst bir iş için bile olsa her intihar mutlaka namusa toz kondurur. Hem bana bak Beti! Tentürdiyorla intihar olmaz. Genç kızların aklında bulunsun sakın tentürdiyorla intihara kalkışmayın kepazeliktir.” Buradan da tahmin edebiliriz ki, o dönemde genç kızlar arasında bu tarz intihar vakaları fazlaymış. Daha çok korkutan ama öldürmeyen. Buna doktor çok kızıyor : “neticelenmemiş intihar şantajdır:Neticelenmiş intihar da enayilik!” Sonra dönemde en yaygın yöntemleri sıralıyor: “fakat gördün ya , tentürdiyot öldürmüyor, süblimenin dozu az olduğu için tedavisi kolaydır. Kömürün kokusu yedi mahalleden hissolunur. Bu kuraklıkta çeşmelerin kuyuların başları adamsız kalmadığı için kendini kuyuya da atacak fırsat bulamazsın. Denize atılsan Seyrisefain, Şirketi Hayriye tayfaları , Galatasaray klübünün denizcileri balıktan daha yüzgeçtirler, hemen atılıp kurtarırlar. İple asılmak istersen , mütercilerin akıbetlerini gözünün önüne gelir ürkersin. Tabanca desem şimdi ki barut inhisarının fişeklerinden yüzde doksan dokuz üç çeyreği patlamıyor. O halde ne yapmalı?” onun tavsiyeyi kızların intihar için hukuk ya da felsefe okumalarıdır! Yani okumak en iyi kadın intiharı doktorun gözünde! “Üç Kızın Hikayesi” romanında 1940’larda kızların intihar araçları seçiminde çok masum olduğunu görüyoruz. Teknoloji olmadığı için de intihar pek kolay bir yol bulamaz kendine. Genellikle aşık genç erkeklerin ya da çoğunlukla genç kızların intihar etmeye teşebbüs ettiğini öğreniyoruz romandan. En temel nedeni, bugün de geçerli olan, eş seçmenin özgür olmaması sorunu. Ailelerin evlilik konusunda kendilerini birincil karar mercii görmeleri. Bu romanda anlatılan kız yetiştirme yöntemi , maalesef geçerliliğini yitirmiş değil ülkemizde. Her şeyin yasak olduğu ve sadece evlenerek kendisine bir kurtuluş bulacağı yolundaki anlayış geçerlidir. Büyük kentlerde 1970’li yıllarda da kızlar tentürdiyot yerine hap içerek intihara kalkışırlardı. Optalidon en moda hap olarak seçilirdi. Bu nedenle hastanelerin acil servisleri bu kızlara öfkelenen doktorlarla doluydu. Çünkü mide yıkama operasyonu zaman alan ve lüzumsuz bir iş olarak görülürdü. Psikolojik danışmanlık o zaman bilinmezdi. O günlerde de bugün de intiharın anlamı genç kızın namus meselesi olarak görülmesidir. Bunu beş yıl çalıştığım Güney Doğu’ dan çok açık ve net biliyorum. Oralarda hemen intihara karar verilmiyor, çünkü elalem derhal kızın namusu için dedikoduya başlıyor. Bu sosyal olarak daha büyük bir intihar demek oluyor. Yapılan çalışmalarda kadınların daha çok intihar ettiği ve garantili yöntemler seçtiği yolunda. Çünkü ölmemek daha sonra ölümden beter bir hayat,şiddet demek. Batman intiharları basında çok yer aldı ama benim gezdiğim bölge içinde olan Şırnak ‘da da intihar vakaları ciddi boyutlardaydı. Batman ‘ da insanlar intihar konusunda konuşmayı hiç sevmiyorlardı. Üç ay çok yakın ilişkiden sonra konuştuklarında dedikleri şu: “İntihar etmek için insanın çok çaresiz kalması gerekir. Sadece bekaret bozulunca insan çaresiz kalır. Bekaret kaybı intihar nedenidir. Seni öldürecekleri için kendini öldürmek zorunda kalırsın.” Onları destekleyen bir gazete haberi: “tecavüze uğrayıp, hamile kalınca intihar eden 15 yaşındaki kızı , ailesi ip verip “kendini as,namusunu temizle” diyerek ölüme itmiş. Annesi Elif’e intihar etmesi için baskı yaptığını kabul ediyor.”* Bu nedenlerden biri diğeri ise toplumsal psikolojinin negatifliği. Şiddet ve terör olaylarının baskısı.işsizlik ve gelir dağılımı da nedenler arasında. Fakat Batman ‘da görevli Sosyal Hizmet Uzmanı Lütfullah Aksoy’un raporu “namus” kavramı konusunda genç kızların çaresizliğini şöyle anlatıyor: “Yörenin genç kızları Batman’ dan kurtulmanın bir yolu olarak gördükleri için kamu görevlileri ile ilişkiye giriyor, eğer evlilik gerçekleşmezse, bakire olmadıklarını gizlemek için ve “namus” ile ilgili aile infazlarına karşı tek seçenek olarak intiharı görüyorlar.” GüneyDoğu’da ÇATOM ‘larla ilgili ilk gazete dizisini yapan bir gazeteci olarak ÇATOM’ (Çok Amaçlı Toplumsal Merkezler) lardan çok şey öğrendim. Bir çok kızdan, kadından mektup aldım,yarışmalar düzenledik ve konuştuk. Sadece ve sadece okumak isteyen çok kızla tanıştım. Deliler gibi okuma isteği olan bu kızlara hiçbir şans verilmiyor. Batman’ da intihar edenlerin büyük çoğunluğu okur yazar olmayanlar(%42.9) ,ilkokul mezunları da %33; yani toplam yüzde 80.9 gibi çok yüksek bir oran. Okutulma yasağının önündeki engellerden biri olarak müslüman bağnazlığını gösterenlere en iyi örnek Mardin’ de konuştuğum bir Süryani kadındı. Okumasına izin verilmediği için intihar teşebbüs etmiş ve kurtarılmış. Hastanede doktor sormuş: “yine aşk meselesi mi?” diye. Ana babası da yok biz okuyamazsın diyoruz diye itiraf etmiş. Doktor neden engel olduklarını sormuş ve onları ikna etmiş. Şimdi diş hekimi olan hanım o doktora minnettardı. Eğitim alanlarda hiç sorun yok mu? Tam tersine sadece ÇATOM da eğitilenlerde bile aile içi çatışma ve toplumla çatışma gözleniyor. Kadınlar öğrendikçe aile içinde açmaza düşüyorlar. Bir genç kızın ağabeyinin öfkeyle söyledikleri çok anlamlı: “ÇATOM’ a gideli bozulmuşsun,dilin uzamış!” dili uzun kızlar evde kalıyor ya da hemen baş göz ediliyor açılmasın diye. Lise mezunu olmayı başaranların ise uyumsuzluk ve hayal kırıklığı daha büyük. Aldıkları eğitimle katı geleneksel yapı çatışıyor. Burada yöntemlere de bakarsak 1940’lı yıllarla kıyaslama yapabiliriz belki: Batman’ da genç kızlar en çok kendini asarak intihar etmiş. İkinci sırada yer alan yöntem ateşli silah kullanımı. Üçüncü sırada ilaç ve sonra yüksek yerden atlama geliyor. Terör ve şiddet ateşli silahlarla damgasını günlük hayata vurmuş görünüyor! İntihar da insanın kendi bedenine, hayatına dönük bir şiddet eylemi burada. Hukuk dışı eylem ve araçların günlük hayata etkisi , adalet kavramının yokluğu ve birey olmasına izin verilmeyen genç kız ve kadınlar….. İntihar edenler içinde bekar kadınlarla, 25 yaş altındaki yeni evliler en üst kademede yer almakta. Çok genç yaşta evlenme ve derin hayal kırıklığı , şiddete uğrama benim de orada en çok tanık olduğum tabloydu. Oralarda yaşamayanlar hamile kadınlara kızarlar. “Bak şuraya dört çocuğun var,yine hamilesin” diye. Çünkü töre gereği hamile kadının üstüne erkek kuma alamaz. Kadın bu nedenle devamlı hamile kalarak “tek eşli” olma halini korumaya çalışır. Hiç doğurmayanın da kumadan kaçma şansı yoktur. Çünkü soyun devamı esastır. Bunun aracı olarak kadının bir değeri vardır. Çocuk yoksa kadının önemi hiç olamaz. Batman’da konuştuğum kızlar isteklerini şu sıralamada yapmışlardı: *özgür olmamak *bir şey istiyorsun elde edemiyorsun *okutulmamak *aile ve çevre baskısı *ekonomik yetersizlik *hareket etme özgürlüğümüz yok Yani ; birey olmak istiyorlar. İrade kullanmak talepleri. Çarşıya çıkıp alışveriş yapması “namus” meselesi sayılan kadınlar için çok şey istiyorlar! Batman 2001 yılının Nisan ayında 39 intihar girişimi ve 13 intiharla gündeminden intiharı silemeyen bir kent oldu. En son intihar vakası ise, kalaşnikofla kafasına bir mermi sıkan 11 yaşındaki ilkokul öğrencisi o ay içinde. Batman vahşi Batı’ da aniden ortaya çıkan “altına hücum” kasabalarına benziyor aslında. Geçmişi olmayan kentin yapısı modernizmle yerel ve geleneksel kültürün bıçakla ayrılmış gibi iki kesim olmasıyla da anlamlı . Batman’a dışarıdan bakanların gördüklerini yazdım hep. Bakalım içeriden biri ne diyor. Batman’ dan gelen bu kısa mektup çok etkileyiciydi:* “nameme başlamadan önce susuz çiçeğimiz, güneşsiz yarınımız, Batılının gözünde çirkef olan, fakat gerçekte, belki de mini minnacık ilgi görürse bir Bursa kadar güzel olan Batman’ımıza ilginizden dolayı şükranlarımı sunarım. Daha mektubumun başında içinizi kararttığım için çok üzgünüm, fakat içimdeki sıkıntıları anlatabilmeye Türkiye’ nin ağaç bütçesi yetmez! Şimdilik bunları bir kenara bırakıp kendimi tanıtmak istiyorum. Ben öndört yaşında , altı çocuklu bir ailenin ikinci çocuğu, ilk okul mezunu , halk Eğitime bağlı ÇATOM kurs merkezinde nakış bölümü öğrencisiyim. Babam Batman sağlık lisesinde ayniyat saymanlığı yapmakta. Günlerimin çoğu kursta geçmekte.saat 16’ dan sonra, kurs dönüşü ev işlerine yardım ediyorum. Hafta sonlarını ailemle ev temizliği falan yaparak geçiriyorum. Hayatım çok sade görünse de düşüncelerim allak bullak durumda. Nedeni, mektubumun başında anlatmaya çalıştığım gibi, ben ve benim gibi olan arkadaşlarımın geleceği; yani umudumuz, vatanımız,doğup büyüdüğümüz topraklar, Batman.Bu konuda kısaca şunu söylemek isterim.ne olur arkadaşlarınıza ve çevrenizdeki insanlara Batman’ın geçmişini unutup biz “yarınımız” dediğiniz gençler için bir de madalyonun öbür yüzüne bakmalarını anlatmanızı istiyorum. Keşke Batı’ da bulunan herkes sizin gibi bizimle ve en önemlisi Batman’la ilgilenebilse. Batı’nın gözünde Batman çirkeftir, kötüdür. Siz öyle bakıyorsunuz. Burası benim vatanım, yaşadığım yer, oturduğum yer, sevdiğim yer e var olduğum yer. Acaba biz bu kadar kötü müyüz?merak edip de, birazcık merak edip de, gelseniz bizimle ilgilenseniz. O zaman geleceğinizi bizimle , birlikte birleştirirsiniz.” Güneydoğu ve Doğu ‘ da “Batılılar” kavramı biz Türkiye’nin Batı’ sında oturanları tarifler. Batı’lıların onları sevmediği, önemsemediği ve hatta kendinden saymadığı gibi bir yargı vardır. Biz Batı’da bundan pek de haberdar değilizdir. Van’da ortaokul öğrencilerini değişim programı çerçevesinde batılı aileler yanına götüren öğretmen çocukların el havlularını aldığını görmüş. Nedenini sorunca ;” onlar Doğuluyuz diye bizden tiksinirler biz kendi havlumuzu götürelim daha iyi” demişler. Batı’ da oturanlar da daha Batı ‘da oturanlardan şüphe ediyor! Avrupalılar bizden tiksiniyor sanıyoruz. Burada toplumsal psikolojide bir travma olduğu, bir deformasyon olduğu aşikar. İntihar bireysel bir vaka olmakla birlikte toplumsal yüzü çok önemli. 1998 ‘de bölgede ilk çalışmayı yapan ekip raporu bu açıdan okuyor.Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiatri bölümü öğretim üyesi doç.dr. Aytekin Sır diyor ki: “bir ülkede intihar oranlarının değişmesi çok zordur. Durkheim, toplumların belirli intihar oranları olduğunu ve bu oranların yüzyıllar içinde bile oynamadığını söyler.Bizim araştırmamızda ise , beş yıl içinde bile yüzde ellilik bir artış olduğu sonucu çıktı. Elimizdeki veriler merkez nüfusun artmasıyla doğrudan bir ilgisinin olmadığını, ciddi sorunlar olduğunu ortaya koydu.
Araştırmamızın önemli sonuçlarından biri de, bütün dünyada erkek intiharları kadın intiharlarının iki katı. Bu eylemi gerçekleştirenler 15-24 yaş grubunda. Buna benzer sonuç bir de Taipei Çin bölgesinde . o bölgede sosyal baskının çok olduğu bir yer.”* Çin, ultrasonu kız bebekleri aldırmak için kullanan bir gelenek zaten! Ekonomik nedenler ve şiddet yeterli olsaydı 1979’ da intihar vakaları ayyuka çıkması gerekirdi. Oysa türkiye’ de 766 vaka tespit edilen. “Çatışmaların doruk noktası olan 1980’ de bu sayı16 azaldı.”* Dışa açılmanın artması ve farklı ekonomik yapıya geçmenin ardından intihar vakaları tırmanışa geçiyor. Kadınların vatandaş ve birey olamadığı bir toplumda modernleşme ve modernleşmenin araçları kadınları hayal kırıklığına itmekte. Demokratikleşme süreçi de kadınların aleyhine işlemekte bu durumda. Çünkü demokratik talepleri olduğunu iddia eden erkekler kadınlara ve gençlere karşı “demokrat” değiller. Demokrasi sadece erkeklerin haklarını ve haklılığını genişletme süreci sanılıyor. Sosyalizasyonunu gerçekleştirememiş olan Türkiye kadın erkek birlikte sosyal alanda yan yana yaşamayı öğrenemedi henüz. Modernleşme ve muasır medeniyet seviyesi bunu gerektirmekte. Türkiye sosyal ve kültürel alanda kadına ve gençlere yer açmadıkça, bu marjinal kesimler siyasi yelpazede temsil edilmedikçe sorunlarımızı çözmemiz mümkün değil. Bölgede yapılan bir araştırmada kadınların %90 nı kocam karar vermeden sokağa çıkamam diyor! Kocasından izinsiz sokağa çıkamayan kadının yaşama sevincini nasıl diri tutması sağlanır dersiniz? Asosyal ve okutulmayan kadınlar kendilerini hiçbir işe yaramaz hissediyorlar. Hiçbir konuda karar veremeyen, irade kullanmasına izin verilmeyen genç kızlar ve kadınlar yaşamaktan vazgeçiyorsa suçlu kim acaba? Mesnevi der ki: Her nefeste dünya yenilenir. Fakat biz dünyayı öyle durur gördüğümüzden bu yenilenmeden haberdar değiliz. Her nefeste yenilenen dünyanın dışında kalan kadın nefes almaktan vazgeçiyorsa “intihar” eylemden çok mesaj anlamı taşımaktadır derim. “Bir pencere yeter bana bir tek pencere Bilince ve bakışa ve suskunluğa İşte öylesine boy atmış ki ceviz fidanı Anlatabilir artık genç yapraklarına tüm bir duvarı Ey dost,ey kardeş,ey herkes! Yazın tarihini gül soykırımının Aya vardığınızda!”* Kadınlar olmadan asla aya varamayız kardeşler, haberiniz ola! NEVVAL SEVİNDİ Kaynakça *16.08.02 tarihli hürriyet *Anahaber yayını *Kalkınmada Kadının Rolü ve Yerel Katılım Nevval Sevindi *Batman’da kadınlar Ölüyor Müjgan Halis *Sonsuz Günbatımı Furuğ (Farsçadan çeviren Onat Kutlar/Celal Hosrovşahi)